Sugören Köyü Merkez Yalova

  1. Sugören Köyü Yalova Merkez - Sugören Köyü Bilgileri - Sugören Köyü Hakkinda - Sugören Köyü Resimleri



    İlçe: MERKEZ - İl: YALOVA

    Köy Muhtarı: Tevfik Dereli

    Demografik Bilgiler:

    Nüfusu:

    2000 1655

    1997 1882

    İle Uzaklığı: 16 km

    İlçeye Uzaklığı: 0 km

    Rakım: m

    Köyümüzün Web Sitesi http://www.sugoren.tk

    Bilgi: YAVUZ YALÇIN

    1600 ve 1922 yılları arasında Sugören Köyü :

    a)Ermeniler dönemi

    b) Yunanlılar dönemi

    A)Ermeniler döneminde Sugören köyü :

    Kanuni döneminde Van ve Bitlis bölgelerinden Marmara‘ya göçen Ermeniler İznik – Yalova kervan yolunun üzerinde Sugören köyünün bulunduğu alana 1600 yıllarında yerleştiler.

    Ermenilerin Bölge Dışına Çıkarılmaları Hakkında Kanun:

    Anarşik olayların sonu alınamıyordu.Osmanlı Devleti yöneticileri cephe gerisini güvenlik altına almak , olay çıkaran Ermenileri bölgenin dışına çıkarmak kararını aldılar.

    13 Mart 1915 günü üç maddelik bir kanunu yürürlüğe koydular.

    Kanun Özetlenmiş Metni:

    Silahlı eylemlerde bulunan ,olay çıkaran köy ve kasaba Ermenilerinin cephe gerisinden uzaklaştırılmalarına ordu ve ordu birlik komutanlarına geniş yetki verilmiştir.Kanun 24 Nisan 1915 günü uygulamaya konuldu.

    Sugören Ermenileri :

    İsmail Terzioğlu’ nun Anılarından : Koçana ‘lı (Selanik) Bahri Bey’ in birlikleri Sugören köyüne girdiler , Ermenileri köy meydanında topladılar , Yeniköy yolu ile İznik‘e oradan Mekece istasyonuna gönderdiler .İstasyonda toplanan Ermeniler trenle Orta Anadolu’ya uzaklaştırıldılar.Kanun metnini hazırlayan Cemil Paşa , Talat Paşa ve Hükümet üyeleri kanunu uygulayan birlik komutanlarının Birinci Dünya Savaşından sonra Ermeni kurşunlarına hedef oldular.Ölümden kurtulanlar Ferit Paşa hükümetinin kararı ile ölüm cezasına çarptırıldılar.

    İngiliz , Fransız ve Rus Devletlerinin Tepkisi :

    Sürgün uygulaması İngiltere-Fransa ve Rusya devletlerinin ilgisini çekti. 24 Mayıs 1915 günü Osmanlı Devletine birlikte nota verdi.

    Notanın Metni :

    Osmanlı Devleti ile Kürtler birlikte Erzurum , Tercan , Bitlis , Muş , Sason ve İstanbul’ da sessiz ve zararsız Ermenilere musallat oldular. Soy kırım uyguladılar. Bu cinayetlerden Hükümet-i Osmanlı Üyelerinin, soykırıma katılanların , katılacakların sorumlu tutulacakları bildirilir.Protesto notası dikkate alınmadı ve uygulamaya devam edildi.

    Birinci Dünya Savaşından Sonra Ermeniler :

    Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti savaştan yenik ayrıldı. Mondros Ateşkes Anlaşması ile siyasal varlığına son verildi. Rumeli ve Anadolu toprakları savaşı kazanan devletlerin saldırısına uğradı.Yerlerinden uzaklaştırılan Ermenilerin bir bölümü yerlerine döndüler.

    Amerika ‘nın Girişimleri :

    Amerika ‘ da yaşayan Ermeniler Reisi Cumhur Wilson ‘ u , Avrupa ‘ da yaşayan Ermeniler Roma , Paris ve Londra ‘ da toplanan ve Sevr Antlaşmasını hazırlayan ulusların temsilcilerine baskılarını arttırdılar.Reisi Cumhur Wilson İnsan Hakları Beyannamesini yayınladı. Uluslar bağımsız olacaklar, kendi devletlerini yöneteceklerdi.Reisi Cumhur Wilson , William HASKEL ‘ i Ermenistan işleri ile görevlendirdi. Ermeni asıllı 40 subayı yarım milyon Ermeniye yetecek erzakla Anadolu’ya gönderdi.Erzurum, Muş ve Diyarbakır illerini içine alan geniş bölgede Ermeni Devleti ‘ nin kurulması için ön plan alındı.Kurtuluş Savaşı liderlerinden Kazım KARABEKİR Paşa Ermenilerin devlet kurma hazırlığı içinde çalışmalara hız verdiklerini öğrendi Ermeniler ummadıkları saldırı karşısında bozguna uğradılar.Türk Orduları Gümrü kapılarına dayandı.Doğuda başarı sağlayamayan Amerikalılar girişimlerini Marmara Bölgesine kaydırdılar.

    B)YUNANLILAR DÖNEMİ:

    Gemlik‘i işgal eden Yunan Birlikleri Eylül‘ün ilk haftası Orhangazi yönüne yürüyüşe çıktılar.6 Eylül 1920‘de Karsak Boğazı‘nda pusuya yatan Cemal Bey‘in birlikleri ile 4 gün savaş yaptılar. Gemlik‘e çekildiler.

    Cemal Bey ‘ in başarısı Geyve Cephesi komutanı Ali Fuat Paşa‘nın ilgisini çekti. Cemal Bey‘i Geyve Boğazı‘nda görevlendirdi.Cemal Bey‘in Geyve‘ye gönderildiğini öğrenen Yunan Kuvvetleri Komutanlığı 14 Eylül 1920 günü Orhangazi‘yi , 15 Eylül 1920 günü Yalova’yı işgal ettirdi.

    Türk Birlikleri Savaş Düzenine Girdi :

    İznik bölgesinde bulunan Türk birlikleri Yalova bölgesinde kaydırıldılar. Kurtköy, Mahmudiye, Yörükler bölgesine yerleştirildiler. Yalova Müfrezesi Ali Rıza Bey komutasına verildi. Hüsnü Bey Komutasındaki birlikler 18. ve 19. Hücum Taburları Kurtköy’ün karşısında, 14. Piyade Alayı ile İzmit Taburu Yalova-Orhangazi yolu üzerinde yerlerini aldılar.

    26 Ağustos 1922 günü sabahı Afyon Cephesinde yer yerinden oynadı. Yunanlılar ummadıkları büyük saldırıda yenilgiye uğradılar. Savaş alanından kaçabilen Yunan Birlikleri İzmir ve Bandırma yönlerine çekilmeye başladılar. Çekilme bozguna dönüştü.

    Yalova Cephesi :

    Savaş düzenine giren Türk Birlikleri 4 Eylül 1922 sabahı 6 top desteğinde Kurtköy’de bulunan Yunan Birliklerine ve Sugören geçidini savunan 47. piyade Alayına saldırdılar. Türk Birlikleri verilen hedeflere ulaştılar. Sugören Boğazı (Geçidi) , Papaz uçtu Tepesi , Kurtköy Türk birliklerinin eline geçti.

    Sugören Köyü Geçidi Savaşları :

    Geçidi savunmakla görevlendirilen 47. Piyade Alayı geçidin 500 metre güneyinde, Ayazma Çeşmesinin yakınında , Kuru Çeşme tepe uzantısının doğrultusunda ikinci savunma hattına çekildi.Güney Deresine kadar uzanan tepemsi dalgalı arazi parçasına yerleştiler.

    Yunan Alay Komutanı Ortaköy ve Sugören Köyünde savaşa katılmayan birliklerini geçidin bulunduğunu bölgeye kaydırdı. Akşama yakın saatlerde geçit bölgesinde kanlı savaşlar yapıldı. Yunanlılar geçidi geri almak, Türkler ele geçirdikleri geçide tutunmak istiyorlardı. Savaş karanlık bastığı saatlere kadar sürdü.

    Yunanlılar ikinci savunma hattını mevzilerini korumaya kararlıydılar. 5-6-7-8 Eylül günlerinde Türk saldırısı durakladı.

    9 Eylül 1922 günü Türk Birlikleri Güney Köyü’nün batısından çevirme harekatına giriştiler. Yunan birlikleri de Güney Köyü’nün batısına gittiler. Savaş ormanlık ve engebeli araziye kaydırıldı.

    Sugören Köyünden çekilen Yunan Birlikleri 7-8 Eylül günlerinde Sugören Köyü’nün tamamını yaktılar.

    Yenişehir ve İznik bölgelerinde sürdürülen savaşlar Türklerin lehinde gelişiyordu. Yunan Birlikleri Bursa yönünde çekilmeye başladılar.

    Çevirme Harekatı :

    Halit Paşa, Yalova bölgesinde duraklayan savaşın hızlandırılmasına karar verdi. Savaşın gece savaşlarına dönüştürülmesini Yalova Müstakil (bağımsız) Birliğinin Yunan Birliklerinin gerisine gönderilmesini emretti.

    Rasim KOÇAL’ın Güney Köyü yakınlarında mevzilenen birlikleri gece karanlığında yürüyüşe geçtiler. Gecenin karanlığında yolunu şaşıran birlik düşman hattının içine girdi. Yunan askerleri ile burun buruna geldi. Dönüşü olmayan ortama sürüklenmişlerdi.

    Komutanlık emrinin dışına çıkmışlardı. Ani karar , kesin sonuç alma zamanı gelmişti. Yunan askerlerinin üzerine silahları boşaltmaya başladılar.

    Çevrilmekte olduklarını anlayan Yunan Birlikleri 4 gün savundukları ikinci savynma hattını bıraktılar. Güney Köyünün güneyindeki engebeli ve ormanlık bölgeye çekildiler. Orhangazi’de bekletilen yedek Yunan Birlikleri bozguna uğrayan Yunan Birliklerinin yardımına gönderildiler. Durumu değiştiremediler. İznik bölgesinden çekilen Yunan Birliklerine karıştılar. Kurtköy ‘ de bozguna uğrayan birlikler Gemlik’te diğer birliklerle beraber Mudanya-Bandırma yönünde uzaklaştılar. 17 Eylül 1922 günü Bandırma’da Türk Birliklerine teslim oldular.

    1924 Yılından Sonra Sugören Köyü :

    Yurtlarından ayrılan göçmenler yaşantılarını sürdürecek tarım alanı arıyorlardı. Sugören köyüne yerleşmek isteyenler değişik ülke ve bölgelerden geliyorlardı.

    1) Arnavut asıllı göçmenler: Batı Yunanistan ‘dan

    2) Dağıstanlılar: Doğu Kafkasya ‘dan (Güney köyünden )

    3) Pomaklar: (Kumanova Türkleri) Güney Bulgaristan ‘dan

    4) Yörükler: Kuzey Yunanistan ‘dan

    Arnavut Asıllı Göçmenler :

    20-25 haneden oluşan Arnavut asılı göçmenler 1924 yılının Haziran ayında Sugören köyü’ne geldiler. Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunanlılar tarafından yakılan boş köye yerleşmek istediler. Tarıma yönelmeye fırsat bulamadılar. Güney ve Esadiye köyü halkının saldırısına uğradılar. Kendilerini koruyacak, haklarını savunacak çoğunlukta değildiler.

    Köyden uzaklaştılar.Geride izleri kaybolan kimlikleri bilinmeyen birkaç mezar bıraktılar.

    Dağıstan Türkleri ( Kafkasya Göçmenleri ) :

    Karadeniz’in doğusunda , Hazar Denizi’nin batısında , kuzeyden güneye uzanan Kafkasya Dağları’nın Hazar Denizi’ne bakan yamaçlarında , dar ve aşılması güç tepeler arasında , birbirinden uzak , ufak kabileler halinde yaşantılarını sürdürüyorlardı. Yörelere göre çeşitli diller oluşturdular. 81 ayrı dille etnik grupların kaynaştığı Dağıstan iki bölgeye ayrılır.

    Kuzey Dağıstan : Avarların , Hazarların , Peçeneklerin ve Rusların

    Güney Dağıstan : İranlıların Arapların , Moğolların , Osmanlıların saldırılarına uğradı. Yerli halk egemen ulusların arasında eridi. Etnik gruplar oluşturdular.

    Onuncu yüzyılda bağımsızlığını kazanan Dağıstanlılar , Tabasa Han Şah döneminde feodal Dağıstan Devletini kurdular. İslamiyet’i kabul ettiler. Şafi mezhebini benimsediler.

    Rusların , İranlıların ve Osmanlıların saldırıları karşısında bağımsızlıklarını koruyamadılar.15. ve 16. yüzyılda elden ele geçtiler.

    1843 ve 1844 yıllarında Şeyh Şamil İran ve Osmanlılardan sağladığı silah ve yardımlarla Dağıstanlıları Ruslara karşı ayaklandırdı.Üstün Rus ordularına ağır kayıplar verdirdi.Ardı arkası kesilmeyen takviyeli Rus ordusunun karşısında yurtlarını savunan Mücahitlerle savaşı daha 10 yıl sürdürdü. Ruslara esir düştü.Rusların egemenliğini kabul etmeyen Dağıstanlılar ’ın bir bölümü Osmanlı Devleti’nden sağladıkları silahlarla 1877 yılına kadar gerilla savaşını sürdürdüler.

    1877 Osmanlı-Rus Savaşında Ruslar İstanbul’un kapılarına kadar geldiler.(Yeşilköy-Ayestafanos) Barış yapmak zorunda kalan Osmanlı Devleti Rusların isteklerine boyun eğdiler.Kafkasya Mücahitlerine sağladıkları silah yardımını durdurdular.

    Osmanlı Devleti’nden yardım alamayan Kafkasyalılar savaşı bıraktılar. Savaşan Mücahitler Anadolu’ya göç ettiler. Çoğunluğu Kocaeli, Sakarya ve Balıkesir bölgelerine yerleştirildiler.

    Kafkasya Türkleri Sugören Köyünde :

    Ermenilerden bağ , bahçe , ev ve tarla satın alan Güney köyü halkından 6 hane 1914 yılından önce Sugören köyüne yarleştiler. 1915 yılında Sugören köyü Ermenileri yerlerinden uzaklaştırıldılar. Sugören’de kalan Dağıstan Türkleri Ermenilerin mal varlığına dokunmadılar.

    1920 yılında yerlerine dönen Ermeniler , köye yerleşen Türkleri Sugören’den uzaklaştırmak istediler.Köyden ayrılmak istemeyen Şerif Ahmet süngülendi. Zorda kalan Türkler Güney Köyü’ne döndüler.

    7-8 eylül 1922 günü Sugören köyünden çekilen Yunan birlikleri köyü ateşe verdiler.Köyün tamamı yandı.

    Yerlerinden çıkarılan Dağıstan Türkleri , bekleme dönemine girdiler. 1923 yılında Sugören Köyü’ne Yunanistan göçmenlerinin yerleştirileceğini öğrendiler.1924 yılının ilk aylarında Sugören köyüne döndüler. Evvelce satın aldıkları evlerin arsalarına konutlarını yaptılar. Tarlalarını çalıştırmaya başladılar.

    1924 yılında Sugören köyüne yerleşmek isteyen Arnavut asıl göçmenleri köyden uzaklaştırdılar.

    1925 ve 1926 yıllarında Sugören köyüne yerleşmek isteyen Türk asıllı 134 aile Yunanistan göçmenlerine de aynı taktiği kullandılar kaba kuvvete başvurdular. Köy içinde ve köy dışında olay üstüne olay çıkardılar. Şaban oğlu Seydi tarlasında çift sürerken öldürüldü.

    1915 Yılından Önce Sugören Köyü’ne Yerleşen Kafkasya Göçmenleri :

    Mehmet oğlu Halit , Seyit Davut, Şamil Mehmet Mirza, Şerif Ahmet , Musa oğlu Mehmet , Ali Rıza oğlu Haşim , Sabri ve Abdullah oğlu Abdürrahim.

    Şerif Ahmet 1920 yılında öldürülmüştür.

    1924 Yılında Sugören Köyü’ne dönen Kafkasya Göçmenleri Seydi’nin öldürülmesinden sonra soruşturma konusu oldular. Ermeniler Döneminde , tapu kaydı ile bağ, bahçe , tarla satın alanlar tespit olundular.Mehmet oğlu Halit tapu kaydı ile köye yerleştiğini kanıtladı.Diğerleri kanıtlayamadı, köyden uzaklaştırıldılar.

    Bulgaristan Göçmenleri :

    Bulgarların Polivezeler,Ovalılar , Kumanovalılar; Yunanlıların Ariyen Irk , İskenderin Torunları dedikleri Pomaklar, Orta Asya’dan Bulgaristan’a göç eden Kuman Türklerinin bir koludur. Çin’in kuzeyinde yaşayan Kumanlar Çinlilerle sürekli savaş yapıyorlardı.Kumanların saldırılarından usanan Çinliler , Çin seddini yaptırdılar. Silah gücü ile Kumanları ortadan kaldıramayan Çin hükümdarları Kumanların güç kaynağını araştırdılar.Kutlu Taş’ın varlığını öğrendiler. Kutlu Taş’ı yok etmeye karar verdiler. Kuman beylerine elçiler gönderildi. Kıymetli taş ve mücevherlerle beylerin gözlerini boyadılar. Kutlu Taş’ın satılmasını sağladılar.Çinliler satın aldıkları Kutlu Taş’ın kökünü kazıdılar , yapmakta oldukları Çin seddinde kullandılar.

    Aradan birkaç yıl geçti.Akan ırmaklar kurudu, göllerin suyu çekildi.Toprak ürün vermez oldu, kıtlık bölgeyi sardı.Sürüler açlıktan , susuzluktan kırıldılar , Kumanlar yoksul düştüler

    Çinliler taşı satan beyleri kötüleyici haberler yaydılar.Halkı beylere karşı ayaklandırdılar.Beyler kendi aralarında kanlı savaşlara girdiler.Ezeli düşmanları Çinliler’i unuttular.

    Kıtlık ve savaştan bıkan Kumanların bir bölümü Hazar Denizi’nin kuzeyine , Volga Nehri kıyılarına göç ettiler. Volga Nehri kıyılarında Ruslarla karşılaştılar. Yağmurdan kaçan Kumanlar doluya tutulmuşlardı. 1016-1212 yılları arasında ardı arkası kesilmeyen savaşların içine düştüler.

    Arapların , Türkistan’ı ele geçirdikleri yıllarda İslamiyet’i kabul ettiler. Hanefi mezhebini benimsediler.

    Rusların saldırılarından bıkan Kumanlar Romanya, Macaristan ve Bulgaristan’a göç ettiler.Kendi adlarını verdikleri Kumanova ile Filibe arasında kalan alana dağıldılar.( Kumanova-Yugoslavya, Filibe-Bulgaristan )

    Kendileriyle beraber gelen Peçeneklerle federatif devlet kurdular. Bizanslılara karşı savaştılar. Bizanslılar federatif devletin yöneticileri arasına ikili k soktular. Devlet yönetimi yıkıldı.Güçsüz kalan Kumanlar Bizanslıların yönetimine girdiler

    Bulgaristan Göçmenleri Sugören Köyü’nde :

    Bulgaristan’ın çeşitli bölgelerinden yola çıkan göçmenler Filibe’de toplandılar. Trenle İstanbul’a getirildiler. Anadolu’da akrabaları bulunan kişiler akrabalarının bulundukları köy, kasaba ve şehirlere gönderildiler. Anadolu’da akrabaları bulunmayan göçmenler Vapurla Gemlik ilçesine, oradan Orhangazi’nin Sölöz köyüne ulaştırıldılar.

    Sölöz köyüne gelen Bulgaristan Türkleri nüfus kağıdı almak istediler. Orhangazi Kaymakamlığına dilekçe verdiler. Kaymakamlık İç İşleri Bakanlığı’ndan gönderilen yazılı emri dilekçe sahiplerine duyurdu. Yazılı emirde “Göçmenlerin Eskişehir bölgesine yerleştirilecekleri, nüfus kağıtlarının Eskişehir’den verileceği bildirildi.

    Eskişehir’in Osmaniye köyüne gönderilen göçmenlerin bir bölümü Osmaniye’de iki ay kadar kaldılar, tekrar Sölöz’e döndüler.

    Tevfik DERELİ’nin Anılarından :

    Lozan Antlaşması dışında bırakılan Bulgaristan Türkleri toplu halde değil parça parça Bulgaristan’dan ayrıldılar. Çeşitli yollardan Anadolu’ya ulaştılar. Karayolundan ve denizyolundan Anadolu’ya göç eden göçmenler beğendikleri yerlere yerleştiler.Devlet yerleştirme işine karışmadı. Osmaniye Köyüne giden göçmenlerden iki hane Sölöz’e döndü. Ak Ali ( Mestan Ali ) yerleşecek köy arıyordu. Sugören Muhtarı Molla Ahmet ile tanıştı. Molla Ahmet’in önerisine uydu, Sugören Köyüne yerleşmeye karar verdi. Köyün doğusunda Molla Ahmet’in gösterdiği arsalara konutlarını yaptılar. Sugören Köyüne yerleşmek isteyen altı-yedi hane Bulgaristan göçmeni Mestan Ali’nin peşinden ayrılmıyorlardı.

    1925-1926 yılında köyün doğusunda konutlarını yapan göçmenler bekleme dönemine girdiler.Ak Ali Sugören köyünü beğenmiyordu.Yaptıkları konutları bıraktılar, Ak Ali’nin gittiği Sölöz ve Karacabey bölgesine gittiler

    Sürekli yer değiştirdiler. 1927-1928 yıllarında Sugören Köyüne döndüler.Sugören Köyüne dönen Bulgaristan göçmenlerine köyün batısında arsa gösterildi.Köyün bugünkü yerleşim düzeni oluşturuldu.



    Paşmaklı ili Bedan ve Breze Köylerinden Göç Eden Bulgaristan Türkleri :

    Mestan Ali ( Ak Ali ), Kara Ali , Selim Kahya , Davut Hoca , Salih CEVLAN , Bayram Usta , Hüsmen Ağa , Yusuf ÇEPİŞ , Hasan BORAZAn , Hamit SİNGER , Şaban SELVİ , Hasan TIRPAN , Salih BOYAR , Çavdar Ali , Fehim TIRPAN , Buldan Ali.

    Muğla Köyünden : İbrahim KOYUNCU , Salih KOYUNCU.

    1927-1928 yıllarında Sugören Köyüne yerleştirilen Bulgaristan göçmenlerinin kadınların hemen hemen hepsi , erkeklerin yarısından çoğu Türkçe konuşmasını bilmiyorlardı.Az zamanda uyum sağladılar.Göçmenlerin tamamı Türkçe konuşmasını öğrendiler.

    Yunanistan Göçmenleri ( Yörükler ) :

    Sugören Köyüne yerleştirilen Yunanistan Türkleri’nin Ataları Osmanlı Devleti’nin kurucuları ile önce Mardin’e geldiler.Karlı dağları aştılar, Elazığ üzerinden Tokat’a ulaştılar.tokat bölgesine yerleştiler.Orhan Gazi Dönemi’nde Avrupa’ya adım atan Türkler Rumeli’nin Türkleştirilmesine önem verdiler.

    Anadolu’dan Rumeli’ye göç başlatıldı.Tokat’a yerleşen atalarımız Konya-Aydın-Çanakkale yolunu izlediler,Rumeli’ne ayak bastılar.Sürüleri önde , kendileri arkada yıllarca yürüdüler.Yunanistan’ın kuzeyinde , Bulgaristan’ın güneyinde yerleştiler.Topolnik adı verilen bölgede yaşam mücadelesi verdiler.

    Anadolu’ya Göç Başladı :

    Lozan Antlaşması hükümleri gereğince,Anadolu’da yaşayan Rumlar Yunanistan’a,Yunanistan’da yaşayan Türkler Anadolu’ya göç ettirildiler.1923 yılının son aylarında Göçmen Mübadele Komisyonları kuruldu.1924 yılının ilk günlerinde uluslar arası örgütün gözetiminde çalışmaya başladı.

    Topolnik bucağı halkı taşınabilir ve taşınmaz mallarını 1924 yılı Şubat ayında Yunanistan temsilcisine teslim ettiler.Orta mahalleden 471 , dere mahalleden 353 , aşağı mahalleden 172 kişi Mart ayının ortalarında yola döküldüler.Nisan ayının ortalarında da Selanik rıhtımına ulaştılar

    Yazılı belgelere göre 12 değirmen,16 kiremit fırını,4 yağhane ve 234 ev geride bırakıldı.

    Hacıbeylik istasyonunda bir araya gelen yöneticiler o güne kadar toplanan paraları,yapılan harcamaları gözden geçirdiler.Borçlular borçlarını ödediler,alacaklılar alacaklarını aldılar.Eski defterler kapatıldı.

    Mübadele Komisyonu’nda görevlendirilen Molla Ahmet,hangi geminin hangi iskeleye yanaşacağını,Anadolu’nun iklim şartlarını öğreniyordu.Karadeniz ve Marmara bölgelerinin Rumeli havasını anımsattığını,göçmenlerin Karadeniz ve Marmara iskelelerine göçmen taşıyan vapurlara binmelerini öneriyordu.Güneş ve yağmur altında vapur bekleyen ve beklemekten usanan kişiler rıhtıma yanaşan Akdeniz vapuruna binmeye başladılar.Molla Ahmet’in sözlerini dinleyen yoktu.”Bugüne kadar seni dinledik.Bundan sonra sen bize uyacaksın” diyorlardı.Molla Ahmet çoğunluğa uydu.

    2 Mayıs 1924 günü pasaportlar dağıtıldı.Kumanyalar verildi,gemi iskeleden ayrıldı.

    Anadolu Toprağına Ayak Basan Yunanistan Türkleri :

    İki günlük deniz yolculuğu İzmir’in Urla ilçesinde noktalandı.İskeleye ayak basan bağrı yanık göçmenlerin bir bölümü Anadolu toprağını öpmeye başladılar.Allah’a şükür duasında bulundular.Bir hafta karantinada bekletildiler.Sağlık kontrolleri yapıldı,hamama sokuldular,aşıları gerçekleştirildi.Kullandıkları eşyalar buharlı kazanlardan geçirildiler,tekrar vapura bindirildiler.

    17 Mayıs 1924 günü Mersin iskelesine ulaştılar.Mersin’de bekletilen at,eşek ve öküz arabalarına yerleştirildiler.Dağıtım merkezinden yola çıkan göçmenler Akşehir,Adana,Kozan ve Kayseri’nin ilçe ve köylerine dağıtıldılar.Rum ve Ermenilerden kalan boş evlere yerleştirildiler.Kayseri bölgesine gönderilen göçmenlerin çoğunluğu Taşçı ve Gürümze’de iskan edildiler.

    Çeşitli nedenlerle Topolnik’ten ayrılan ve Bulgaristan’a sığınan Topolnik halkı Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Bulgaristan’da kaldılar.

    Savaştan sonra Edirne,Kırklareli ve Tekirdağ’ın ilçe ve köylerine yerleştirildiler.Vize,Uzunova ve Tekirdağ bölgelerinde çoğunluğu sağladılar.

    Selanik’te Molla Ahmet’in sözlerine kulaklarını tıkayan göçmenler,Mersin’de bekletilen araçlarla Adana üzerinden Ceyhan’a gönderildiler.O yıllarda Ceyhan suyunun üzerinde köprü bulunmuyordu.Sala bindirildiler,karşı kıyıya çıkarıldılar,yola devam ettirildiler.Kozan’a ulaştılar.Göçmenlerin bir bölümü Kozan ve köylerinde Ermenilerden kalan boş evlere yerleştirildiler.

    Mümin KURDAN’ın Anılarından :

    Sugören ( Çengiler ) Köyü’ne Yerleşme Girişimleri :

    Orhangazi’nin Ortaköy’üne yerleştirilen Gürgova göçmenlerinden bazı kişiler İnegöl pazarında alışveriş yapıyorlardı.Pazar yerinde Topolnik göçmenlerine rastladılar.Nereye yerleştiklerini sordular.Topolnik göçmenleri başlarından geçen olayları anlattılar,hiçbir yere yerleşemediklerini söylediler.

    Gürgova göçmenleri “ Bizim köyün yanında Ermenilerden kalan boş bir köy var.Siz de o köye yerleşin” önerisinde bulundular.

    Öneriyi değerlendiren köyün ileri gelenleri Musa İbrahim,Bayram Onbaşı ve Hasan MAKİNACI önerilen köyü görmeye gittiler.Görücüler Ortaköy muhtarı Şaban Efendi’nin konuğu oldular.Kurtuluş Savaşı’nda yıkılan köyü beğendiler.İnegöl’e döndüler.İskan kararı alınması girişiminde bulundular.Görücüler Ankara’ya gönderildiler.İçişleri Bakanlığı İskan Genel Müdürlüğü’nden “Siz gidin,iskan kararını Orhangazi Kaymakamlığı’na göndereceğiz.” sözünü aldılar.

    Sugören Köyü’ne İlk Gelenler :

    Musa İbrahim,Ali Osman OCAK, Bayram Onbaşı,Molla İbrahim, Abdullah YAZICI Hoca , Yusuf KÖSE , İbrahim BORAZAN,Manav İbrahim, İsmail ŞEKER Hoca‘dan oluşan ilk göçmen topluluğu 1925 Mart ayının son günlerinde Sugören Köyü’ne geldiler.Barınacak ev yoktu,yangın yerinde ayakta kalan camsız çerçevesiz kiliseye sığındılar, köye gelenlerin sayısı hergün biraz daha artıyordu.Mayıs ayının sonuna kadar 80 haneye ulaştı. Kepsüt’ten Sugören’e dönen Molla Ahmet köye gelenlerin arasında görev bölümü yapmasını önerdi.

    Sugören Köyü’nün İlk Yönetim Kurulu Üyeleri :

    Muhtar : Molla Ahmet

    Köy Sandığı Emini : Ali Osman OCAK

    Yönetim Kurulu Üyeleri : Musa İbrahim,Hasan MAKİNACI,Abdullah YAZICI, Bayram Onbaşı

    Halk Fırkası Kurucu Üyesi ve Köy İmamı : İsmail ŞEKER Hoca

    Köy Korucusu : Abdullah Oğlu Hasan

    İlk Konutun Temeli Atıldı :

    9 Mayıs 1925 günü Molla Ahmet ilk konutun temelini attı.Aynı gün Kamber Ali ikinci konutun yapımına başladı, 10 günde yirmi konut yükselmeğe başladı.Yıl sonuna kadar konutsuz göçmen kalmadı .(93 hane)

    Kayseri’den Gelen Göçmenler :

    Akrabalarının yanına yerleşmek isteyen göçmenlere zorunlu iskan kanunu uygulanıyordu.Bir yerden diğer bir yere yer değiştirme olanağı yoktu.Parçalanmış aileler mülki amirlerden alacakları belgelerle bu uygulamanın dışında kalıyorlardı.

    Her güçlüğü göze alan 41 hane taşınabilir eşyalarını sırtladılar,sürülerini önlerine attılar,kendileri arkada,kimisi yaya,kimisi binek yola döküldüler.

    Kayseri’den Göç Edenler Sugören Köyü’nde :

    1925 yılı Kasım ayı sonlarında Sugören Köyü’ne ulaşan 41 hane göçmen topluluğunun isim listesi Orhangazi Kaymakamlığı’na verildi.( 15 Aralık 1925 )

    Kayseri göçmenlerinin Kayseri’de yerleştirildikleri,konut ve tarla verildiği,bu nedenle Sugören köyünde arsa ve tarla verilemeyeceği,geldikleri yere dönmeleri köy yönetim kuruluna duyuruldu.

    Köy yönetim kurulu Sugören Köyü’ne gelen Kayseri göçmenlerinin parçalanmış aile bireyleri olduğunu,geri dönmelerinin mümkün görülmediğini savundu.Orhangazi İskan Memurluğu Bakanlar Kurulu’nun savunduğu gerçekleri şartlı kabul etmek yolunu seçti.Konut arsası verilecek,tarla dağıtımından faydalanamayacaklardı.

    Sugören Köyü’ne Kabul Edilmeyen Göçmenler :

    1936 yılında Kayseri’den Sugören Köyü’ne gelen Müftü Ahmet Efendi akrabaları ile hasret giderdi.Kayseri’ye dönerken Develi yakınlarında kar tipisine yakalandı,yolda öldü.Geride kalan çocukları ve yakın akrabaları 1937 yılında Sugören köyüne yerleştirilmek istediler.Köy yönetim kurulu yeni gelenleri hoş karşılamadı.Köye yerleşmelerine engel oldu.


    Yalova'nın güneyinde,Orhangazi�nin kuzeyinde,Orhangazi-Yalova karayolunun 2 km. doğusunda,Yalova'ya 17 Orhangazi'ye 12 km. uzaklıkta Bursa-Yalova il sınırının kesiştiği bölgede,içme suyu bol,havası temiz,yaz aylarında ılık,kış aylarında soğuk ve sisli...

    Denizden 450 m. yüksek , evleri bahçeli , nizam içinde iş yerlerine her gün yenisi eklenen , güleç yüzlü insanların kaynaştığı bir köy."O köy bizim köyümüz.". O köye Sugören köyü derler.Tarihi yaşantısı 17.yy'a kadar uzanır.

    1930 yılından önce Bursa ili Orhangazi ilçesi Yeniköy bucak merkezi yönetiminde bulunan Sugören Köyü Atatürk ' ün emriyle Yalova ilçesi mülki yönetimine bağlandı.

    1946-1947 ders yılında köyde görev yapan öğretmenler köy adının Sugören'e dönüştürülmesini önerdiler.

    Muhtar Tevfik Dereli önerilen köy adını Yalova Kaymakamlığı'na duyurdu . İç işleri Bakanlığı Çengiler adının Sugören'e dönüştürülmesini uygun buldu .Böylece köyümüz 1948 yılında yeni kimliğine kavuştu.

    Köy yönetim kurulu üyelerinden Abdullah Hoca kız kardeşlerinin çocuklarına sahip çıktı.Köyde kalmalarını sağladı.Külüşlü Halide ve çocuklarının elinden tutan olmadı.Sahipsiz kalan Halide ve çocukları köyün dışına çıkarıldılar.Köyün dışında çerden çöpten çadır kuran Halide ve çocukları köye yerleştirilir ümidi ile güneş ve yağmur altında aylarca beklediler.Köyün kenarından ayrılmayan göçmenlerin köy sınırı dışına çıkarılmasına karar veren yönetim kurulu garibanların çadırını başlarına yıktırdı.Korucu gözetiminde Orhangazi sınırına kadar uzaklaştırıldılar.

    Sugören Köyünde Yerleşme Düzeni :

    1926 Yılında : Bulgaristan Göçmenleri köyün doğusunda , Kafkasya göçmenleri köyün batısında, Yunanistan göçmenleri her iki toplumun arasında konutlarının yaptılar.Bulgaristan göçmenleri Sugören köyü’nü beğenmeyip uzaklaştılar ancak bir yıl sonra tekrar geri döndüler.

    1927 Yılında :Kafkasya göçmenleri köyün batısında , Yunanistan göçmenleri köyün doğusuna kadar uzanan bölgede ,Bulgaristan göçmenleri ise iki toplumun arsında konutlarını yaptılar ve köyün bugünkü yerleşim düzeni oluştu.

    Kafkasya göçmenleri ile Yunanistan göçmenleri arasında tarla anlaşmazlığı patlak verdi.Köye gönderilen soruşturma heyeti iki tarafın şikayetlerini değerlendirdi.1915 yılından önce köye yerleştiğini tapu kaydı ile kanıtlayan Mehmet oğlu Halit Sugören Köyü’nde bırakıldı.Diğerleri geldikleri Güney Köyü’ne gönderildiler.

    Toprak Yapısı:

    Köyün kuzeyinde yer alan 550 ve 600 rakımlı yaşlı tepeler doğuya doğru tatlı meyille yükselirler . 900 rakımlı tepede en yüksek doruğa ulaşır. Batı yönünde önce ikiye ayrılır ; kollardan birisi Yalova doğrultusunda uzaklaşır . Esadiye köyünün kuzeyinde engebeli arazi parçasını oluştur.

    Güneye yönelen diğer tepe uzantısı 45 derecelik açı ile köyün içine girer.Köyün ortasında iniş hızını kaybeder , iki yöne bölünür .Güneye uzaklaşan tepe uzantısı eğri dere �de sona erer. Az meyilli dalgalı arazi parçasını oluşturur; batıya yönelen tepe uzantısı mezarlık bölgesinde balık sırtı görüntüsünü alır. Buradan güneye bakıldığında İznik gölü , kuzeybatıya bakıldığında Marmara denizi görülür. Bu özelliği dikkate alan köy yönetim kurulu köyün adını Sugören � e dönüştürmeyi uygun buldu.

    Balık sırtı tepe uzantısına düşen yağmur ve kar damlalarının bir bölümü İznik gölü 'ne diğer bölümü Marmara denizine dökülen derelerde toplanırlar.

    Mezarlık tepesinde alçalmaya başlayan tepe uzantısı 2 km. batıda denizden 340m. Yüksek Sugören geçidine en düşük noktaya ulaşır . Yalova - Orhangazi devlet yolu bu geçitten geçer. Bu bölgede atağa kalkan tepe uzantısı çeşitli yönlerde yükselmeğe başlar.

    Toprak özelliği:

    Köyün kuzeyinde kalan yaşlı tepelerin toprak yapısı sarı renkli , kumsu görüntülüdür. Güney ve batıda yer alan dalgalı toprak yapısı killi ve köy halkının ak toprak adının verdikleri yumuşak yapılı kireç tortusundan oluşmuştur. Ak toprak tabakalarının altında kara renkli linyit kalıntıları görülür. Ak toprak incelendiğinde böcek kabuklarına rastlanır.Sugören köyü ile Orhangazi arasında kalan dalgalı arazi parçasında tarıma uygun kara topraktan oluşan küçük düzlüklere rastlanır. Bu düzlükler köyün en verimli tarım alanlarını oluştururlar.

    Kayalık bölgeler :

    köy sınırı içinde kayalık ve taşlık alanlar yok denecek kadar azdır. Ayazma çeşmesinin bulunduğu bölgede 2 - 3 dönümü geçmeyen kireç taşı , yaşlı tepelerin üstünde çok az sayıda çürük içerikli , volkanik özellikli , kara kızıl renkli taş yığınlarına rastlanır. Geniş alana yayılmadan taş yığınlarına arazinin yapısını etkilemezler.

    Köyün yerleşim alanı :

    Eski çağlarda toprak kaymasına uğrayan Ortaköy ve Sugören köyü şeridi üstünde oluşan düzlükte oluşturulan yerleşim alanı yaklaşık 600 m. Genişliğindedir. Köyün doğusundan Ortaköy deresi geçer.Köyün.genişlemesini.önler.

    Köyün batısı oldukça düzdür.Her yıl artan nüfus sayısının karşılayacak , konut yapımını kolaylaştıracak genişlikte değildir. Köyün Yalova � Orhangazi kara yolunun bulunduğu bölgeye kaydırılması zorunludur...

    Dereler :

    Sugören köyünde yaz kış akan derelere rastlanılmaz . Kar ve yağmur sularının toplayan dereler yaz aylarında kururlar.

    Dere isimleri bölgenin adı ile anılırlar. Haritalarda yazılı gerçek isimlerin yansıtmazlar. Sugören köy halkının Ortaköy deresi adını verdikleri dereye , Ortaköy halkı Sugören deresi demektedirler.

    Ortaköy deresi :

    600 �700 rakımlı tepelerin arasından doğar , Sugören köyü doğrultusunda akar , köyün doğu kenarına ulaşır. Köprünün bulunduğu bölgede yön değiştirir, Sugören köyünün sınırına girer , geniş bir dönemeç çizer , Eğri dere adının alır. Batıya yönelir , ayazma çeşmesinin yanından geçer , güney köyü deresine ulaşır.

    Molla Ahmet Deresi : (Kanlı Dere)

    600-550 rakımlı tepelerin arasından doğar, güneye akar , köyün doğusundan köye girer köyü iki parçaya böler ,Molla Ahmet �in yaptığı konutun yanından geçer , köy içinde dere yatağı kaybolur.200 m. kadar köy içi yolundan akar , yön değiştirir, Ortaköy deresine karışır.

    Kanlı dere nasıl oluştu:

    Söylentiye göre;

    A ) Haçlı seferlerinin yapıldığı günlerde Yalova'ya çıkartılan haçlı orduları Yalova-İznik kervan yolunu izlediler . Anadolu Selçuk Devleti'nin akıncıları haçlı ordularını kervan yolunun geçtiği Sugören köyünün düzlüğünde karşıladılar. Bozguna uğrayan haçlı ordularını Yalova ' ya kadar kovaladılar. Ardı arkası kesilmeyen haçlı orduları ile kervan yolunun geçtiği bölgelerde kanlı savaşlar verdiler.

    B ) Kurtuluş savaşı yıllarında Yunanistan'ın 47. piyade alayı Sugören köyünde karargah kurdu . Köyün doğusundan Ortaköy'e giden yolun dönemecinde merkez karakolunun kurdu. Köyün içinden ve dışından geçmek isteyen Türkleri tutukladılar

    Karakolunun önünden geçmek istemeyen bir yolcu karakolun arkasından dolaşan dere içi yoluna girdi. Dere yatağında yolu kesildi , yolcu öldürüldü , malı yağma edildi

    Derenin adı kanlı dereye dönüştü.

    Güney köyü Deresi :

    Sugören köyü geçidinin güney yamaçlarına düşen yağmur ve kar damlaları çeşitli yönlerde oluşan su yarıklarında toplanırlar. Kısa aralıklarla birleşen su yarıkları güney köyü deresini oluştururlar. Eğri dere ile birleşir ve güneye akar , Hamzalı deresi adını alır. Orhangazi yakınında nadir deresine karışır ve İznik gölüne dökülür.

    Çamdere :

    Doğudan batıya uzanan köylülerin kuru çeşme tepesi dedikleri tepe uzantısının güneyinde kalan dalgalı arazi tümsekleri arsında doğar. Kısa boylu su yarıklarında toplanan yağmur ve kar suları ile beslenir, İznik gölüne dökülür.

    Esadiye Deresi:

    Sugören köyünün kuzeyindeki 600-700 rakımlı tepelerin arasından doğar , köylülerin yan bayır adını verdikleri tepe uzantısı ile Sugören köyü geçidinin kuzeyinde kalan dalgalı arazinin arasından geçer . Yalova yönünde uzaklaşır ,Marmara denizine dökülür.

    Köy çeşmeleri ve su kaynakları :

    Köy içinde gece gündüz akan adım başında bir çeşme , köy dışında pek çok su kaynağı vardır. Çeşme ve su kaynaklarının çoğu kireçsizdir.Daha geniş bilgiyi Köy Çeşmeleri bölümümüzde bulabilirsiniz.

    Bitki Örtüsü :

    Sugören köyünün kuzeyinde , yaşlı tepelerin güney ve kuzey yamaçlarında yer alan genç meşe ve gürgen ormanları 1925 yılında köye yerleşen göçmenlerin saldırısına uğradı.Konutlarını ormandan kestikleri ağaçlarla tamamladılar. Geliri kısıtlı kişiler hiç bitmeyecekmiş gibi orman varlığına balta salladılar , kesilen ağaçları yakın ilçe pazarlarında sattılar .

    Ağaç diplerinden süren filizleri keçilere yedirdiler , orman içinde açılan tarlalara patates ektiler , ilk yıllarda bol ürün aldılar ,yaprak gübresi gücünü yitirdi. Büyük umutlarla başlatılan patates tarımından vazgeçildi.

    İkinci dünya savaşından sonra orman işleri genel müdürlüğü yok edilen orman alanlarının bir bölümüne çam fidanı diktirdi.

    Dini Bayramlar :

    1925-1950 yılları arasında Ramazan Bayramı’na küçük bayram,Kurban Bayramı’na büyük bayram adı veriliyordu.Kış aylarında rastlayan bayramlar on bir gün,yaz aylarına rastlayan bayramlarda yedi gün şenlik yapılıyordu.

    Bayram Hazırlığı :

    Bayramdan bir hafta önce,genç kızlar çeyiz sandıklarında sakladıkları ak gömlek,ak don,üç etek fistan,kenarları altın penezlerle süslenmiş kırmızı fes başlık,çorap ve pabuçlarını gözden geçiyorlardı.

    Bayram Yeri Seçimi :
    Bayram şenlikleri hoş görülü,zarar ziyana önem vermeyen genç kız annelerinin evlerinin önlerinde yapılıyordu.Uygun görülen bayram yeri kulaktan kulağa genç kızlara duyuruluyordu.Bayram yeri gelin adaylarını,damat adaylarını,analarını,yakın akrabalarını bir araya getirir,gençlerin yuva kurmalarına olanak hazırlardı.

    Bayram Günü :
    Bayramlık giysilerini giyen genç kızlar birlikte yaşadığı ev halkı ile bayramlaşırlar,kız arkadaşlarının ziyaretine giderlerdi.İkişer üçer kişilik gruplar halinde bayram yerine yönelen genç,yaşlı, kadın ve kızlar günün heyecanını,sevinç ve mutluluğunu içlerine sindire sindire yürürlerdi.

    Bayram yerine ulaşan kişiler kendilerinden önce gelenlerle bayramlaşmaktan hoşnut oluyorlardı.Geleneklere göre,genç kızlar ak,nişanlı kızlar kırmızı,evli kadınlar yeşil,yaşlı kadınlar çeşitli renkte baş örtüsü kullanıyorlardı.

    Renk giysiler içinde yer değiştiren gençler,yaşlılar,çocuklar bayram yerini ayaklı çiçek bahçesine dönüştürüyorlardı.Damat adayları genç kızları gözetleyebilecek uzaklıkta yerlerini aldıktan sonra genç kızlar oyun alanında yarım halka oluşturuyor,bayram şenliklerini başlatıyorlardı.

    Evli erkeklerin bayram yerine gelmeleri delikanlıların arasında oturmaları ayıp sayılıyordu.

    Bayram Şenliklerinin Başlatılması :

    Yarım halka oluşturan genç kızlar,yaşı küçük kızlardan iki oyuncuyu ortaya alırlardı.Oyuna hazır bekleyen minik oyuncular ablalarının söyledikleri geleneksel türkünün eşliğinde,türkünün ritmiğine uygun kalgırlardı.Bayram yerinde ut,keman,tef ve darbuka gibi aletlerin kullanılmaları adeti yoktu

    Koro halinde söylenen türkü sona erince oyuncu kızlar yerlerini diğer kız arkadaşlarına bırakıyorlardı.Küçükten büyüğe başlatılan bayram oyunları toplumu oluşturan kızlar arasında devam ettiriliyordu.Geleneksel türkülerin uygun bir mısrasında nişanlı ve sözlü genç kızların yavuklularının adlarının geçmesine özen gösteriliyordu.Henüz nişanlı veya sözlüsü bulunmayan kızlara yakıştırma damat adayı adı kullanılıyordu.

    Gönül kuşlarının uçtuğu,kızlarının üzerine konduğu,kalpten kalbe aşkın aktığı oluyordu.Çiçeği burnunda damat adayları hoşlandıkları kızın adını büyüklerine ulaştırıyordu.Oyun sırasında adı okunan damat adayı,genç kızın yavuklusu oluyor,kaderin birleştireceği günleri bekliyorlardı.

    Bayramın Son Günü :

    Yavuklusuna çiçek gönderen damat adayları,gönderilen çiçekleri başlarına takan gelin adayları,kız anneleri,oğlan anneleri,yakın akrabaları her biri hoşnut,beğenen beğendi,beğenilen kabullendi,bayramın son günü geldi.

    Nişanlılar,sözlüler oyun arkadaşlarının yanından birer birer ayrılmaya başlarlar.Kayınvalide adaylarının ellerini öpmeye,verilecek armağanları kabul etmeye giderler.

    Henüz sözü kesilmeyen,bayram yerinde beğenilen kızlar da yavuklu adaylarının gönderdikleri çiçeklerle avunuyorlardı,onurlanıyorlardı.

    El öpenler,elini öptürenler,armağan verenler,armağan alanlar,bayram şenliklerine katılanlar,gelecek bayramın özlemini çekenler dönünce bayram uğurlama merasimine geçiliyordu.Karşılıklı duran kızlar,kadınlar ellerinin avuçlarını birbirine çarptırarak :

    Git bayram git bayram gene gelesin

    Beni kız bıraktın,gelin bulasın

    Geleneksel türkünün eşliğinde bayramın uğurlanma törenlerini tamamlanmış oluyordu.

    Bayram Yerlerinin Ortadan Kaldırılması :

    Köyün nüfusu hızla çoğaldı.Bayram şenliklerinin düzenlendiği ev önü arsalara konutlar yaptırıldı.Genç kız ve delikanlıların toplanabilecekleri geniş alanlar ortadan kalktı.Şenliklerin yapıldığı günlerde olması muhtemel zarar ziyana göz yumacak kişilerde şenlikleri benimsemez oldular.

    Toplanacak ev önü bayram yeri bulamayan genç kız ve delikanlılar Maşatlık düzlüğünde toplanma geleneğini sürdürdüler.1986 yılında Maşatlık düzlüğüne orta okul binası konduruldu.

    Hıdrellez Şenlikleri :

    6 Mayıs Hıdrellez gününe önem veriliyordu.O gün kısmetlerin açıldığına,isteklerin kabul edileceği,Hızır Aleyhisselam’ın insanlar arasında dolaştığına inanılıyordu.Bu inanç doğrultusunda düzenlenen mani falına önem veriliyordu.Gurbette yolcusu olan,umduğuna kavuşmak isteyen,hasret ateşi ile yanıp tutuşan kişileri bir araya getiren mani falı kazanı su ile dolduruluyor,eğlenceye katılmak isteyenler kırlardan topladıkları,bahçeden getirdikleri çiçek demetlerini,su içinde erimeyen anahtar,bocuk para gibi küçük eşyaları su dolu kazanın içine bırakıyorlardı.

    Üstü yemeni ile örtülen kazan,Hıdrellez sabahına kadar açık havada bekletiliyor,mani falına katılanlar toplanıncaya kadar açılmıyordu.Hıdrellez sabahı bir araya gelen kadınların ortasına alınan kazanın başına genç kızlardan birisi oturuyor,kazan içinden aldığı herhangi bir eşyayı elinde tutuyordu.

    Mani söylemek isteyen kadınlardan biri o anda aklına gelen mısraları sıralamaya başlıyor,mani sözcükleri tamam olunca genç kızın elinde tuttuğu çiçek demeti ortaya çıkarılıyordu.

    Ortaya çıkan çiçek demeti sahibine teslim ediliyor,dile getirilen mani o kişinin falı oluyordu.

    Darbuka,tef ve türkülerin eşliğinde devan eden maniler Türk Edebiyatının çok değerli mısralarını oluşturuyordu.Manileri kimlerin söylediği,nerede ve ne zaman dile getirildiği bilinmez.Mani uyduranlar Türk Edebiyatının isimsiz şairleridir. Yedi heceden dört mısradan oluşan maniler arasında düşündürücü,güldürücü,hasret giderici,ümit verici pek çok çeşitleri vardır.

    Hıdrellez Sabahı Uygulanan Diğer Yöntemler :

    Isırgan Otu : Sabahın alaca karanlığında yollara dökülen ısırgan toplayıcıları eve döndüklerinde henüz yataktan kalkmayan sabah şekerlemesi yapan kişilerin ellerini,ayaklarını ısırgan otu ile dağlarlar.Eline ayağına bulaştırılan otun verdiği yakarlık etkisiyle yataklarında fırlayan kişiler arasında gülüşmeler olur,Hıdrellezin getirdiği mutluluk birlikte paylaşılırdı.

    Isırgan otunun yemeği pişirilir.Yoğurtlu boranisi yapılır ve çoluk çocuk ısırgan otu yemeğini kapışırlardı.Isırgan otunun her derde deva olduğu kanısı vardı.

    Hıdrellez Ateşi : Hıdrellez günü sabahı geniş alanlarda yakılan ateşin üstünden atlayan kişilerin sihirlerinin bozulacağı,kişiye mutluluk vereceği kanaati yaygındı.Yakılan ateş gün boyunca söndürülmez,canlılığı sağlanırdı.

    Yeşil Bitkilerle Şans Denemesi : Bahçede yahut saksıda yetiştirilen aynı cins iki bitkinin uçları kesiliyor,Hıdrellez sabahı ölçülüyorlardı.Niyet edilen bitkilerden hangisi daha fazla uzamış ise o bitki üzerindeki niyetin olacağına veya olmayacağına dair yprum yapılıyordu.

    Dilek Yapıtları : Gurbette yolcusu bulunanlar yol,evi olmayanlar ev,çocuksuz kişiler bebek maketlerini sabahın erken saatlerinde evinin yahut bahçesinin bir köşesinde yapar,yaptığı maketin güneş kavuşuncaya kadar ayakta kalmasını sağlardı.Bozulmadan ayakta kalan maketler o kişinin dileğinin yerine geleceğine delalet ediyordu.

    Köy Düğünleri :
    Gözlerin ışıl ışıl.ne giysen o yakışır

    Mesti mestan yakışır güzelliği kul eder

    Gözleri ala mürdüm,düşlerdim düşünürdüm

    Kız ne çabuk büyüdün yürüdükçe yel eder

    Kadın Eğlenceleri : Çoğunlukla iki gün iki gece devam eder.Kadınlar kendi aralarında def,darbuka eşliğinde oyun havalarını dile getirirler.

    Kına Gecesi : Yeşil giysiler giydirilen gelin hanımın kınası eline,ayağına ve başına sürülür,kalan kısmı kına yakanlar arasında paylaşılırdı.Gelin kınasının uğur getirdiği kanısı yaygındı.Kınası yakılan gelin hanımın yakın kız arkadaşları kına gecesini gelin hanımla birlikte geçiriyorlardı.Yanında kalan kız arkadaşlarına gelinin bekçileri adı veriliyordu.

    Gelin Hanımın Makyajı : Makyaj malzemeleri allık,dudak ruju, kırmızı boya,pudra, rastık , göz sürmesi,renkli pullar ve ağaç tutkalından oluşuyordu.

    Gelinin Süslenmesi : Makyaj malzemesi ile süslenen gelin hanımın yanaklarına renkli pullardan çiçek motifleri yapılır,gözleri ağaç tutkalı ile yapıştırılırdı.Yapıştırılan gözler kocasının evinde açılıyor,koca evini ve hayat arkadaşını görme mutluluğuna kavuşuyordu.

    Gelenekler göre gelin hanım gelin gittiği evin gelenek ve göreneklerine uyum sağlamak,aynı çatı altında aynı karavanayı paylaşmakla yükümlüdür.

    Kına gecesinde gelin hanımı ağlatma tutkusuna özen gösteren kadınlar,gelin hanımla birlikte ağlamaktan kendilerini alamıyorlardı.

    Benim kızım gelin oldu

    Bundan sonra elin oldu
    türküsünü tekrar tekrar dile getiriyorlardı.

    Damat Evinde Düğün Şenlikleri :Yaşlı kişiler ayrı,genç kişiler ayrı konaklarda toplantı yapıyor,kendi aralarında eğlenceler düzenliyorlardı.Yaşlıların toplandıkları odalarda geçmiş yılların anıları dile getirilir,destan yarışması düzenlenirdi.En güzel ve en çok destan sıralayan destancılar ortaya konan ödülü almaya hak kazanırlardı.

    Gençlerin toplandığı odalarda davul,zurna eşliğinde hora tepilir,çeşitli oyunlar oynanırdı. Damat evinde düzenlenen eğlencelere kız evinden katılan olmazdı,ayıp sayılırdı.Damadın yakın arkadaşlarından gelme cesaretini gösterenlerin üzerine şaka yollu semer kapatılırdı.

    Gelin Alayı : 1940 yılından sonra yavaş yavaş uygulamadan kaldırılan at koşturucular bugün dahi güncelliğini korumaktadır.

    Damat evinden yola çıkan gelin alıcılarının yola çıktığını,gelin evine duyurmak isteyen atlı kişiler dört nala yollarına devam ediyor,önce giden atlı haberci ödül almaya hak kazanıyordu.

    Davul,zurna eşliğinde yola çıkan gelin alıcıları yol boyunca çeşitli oyun havalarına ayak uyduruyor.Nara atıyor,tabanca patlatıyorlardı.Kalabalık halk topluluğu gelin evine yaklaştıkça iki tarafta da heyecan doruk noktasına ulaşıyordu.

    Gelin hanımı babasından yahut yakın akrabalarından teslim alan gelin adayı geldikleri gibi vur patlasın,çal oynasın neşe içinde damat evine yöneliyorlardı.Atlı kişiler bu defa gelin hanımın yola çıktığını damat beye duyurmak için yarışa kalkar,ilk haberi ulaştıran ödülü alırdı.Ata bindirilen gelin hanımın yolculuğu,gelin hanımın etrafında oyun oynayanların eşliğinde damat evine kadar saatlerce sürüyordu.

    Nikah Töreni : İlahi ve tekbir sesleri arasında yatsı namazına götürülen damat bey tekbir sesleri arasında evine getirilir,nikah duasından sonra eşinin yanına yolcu edilirdi.

    Damadın sırtına yumruk atma gelenekler arasında bulunuyordu.Bunu bilen yaşlı kişiler ve damadın yakınları damadı koruma altında bulundururlar,sırtını sıvazlamakla yetinirlerdi.Damada kin besleyenlerin şerrinden korumaya çalışırlardı.

    Yeni yuvasına konan gelin hanım gittiği evde küçük büyük ayrımı yapmadan herkesin elini öper,kendisinden küçük dahi olsa erkek çocuklarına ağa,kız çocuklarına aba kelimeleri ile seslenirdi.


    "Muhtarlık görevi köye hizmet görevidir.Yarış dönemini sürdürme dönemidir.Her kim bir taş ekler,bir çiviyi çaktırırsa o kişi gelecek kuşaklar için hayırla anılacaktır.

    Ne mutlu muhtarlık görevini ve köy yönetim görevini üstlenen kişilere.Hizmette kusur etmeyenler sonsuza dek anılarda yaşayacaklardır.

    Köy mezarlığının parsellenmesi,otlardan temizlenmesi,kahvelerde işsiz güçsüz oturan kaygısız kişileri hiç değilse ayda bir gün mezarlığın onarılması işine yönlendirecek Önder Muhtarları candan selamlarım.Mezarlıkta yatanlar atalarımızdır.Atalarımızın yattığı yerleri çiçek bahçesine dönüştürmek hepimizin görevidir."

    Halil KÜLÜŞLÜ

    Sugören Köyü Muhtarları:

    Molla Ahmet KÜLÜŞLÜ (1925-1928) : Görev bölümü gereği Sugören Köyü’nün ilk muhtarı olarak göreve geldi.Döneminde İç İşleri Bakanlığı’ndan Sugören’e yerleşme kararı alındı.Konut arsaları ve tarım alanları göçmenler arasında dağıtıldı.9 Mayıs 1925 günü ilk konutun temeli atıldı.Güney ve Esadiye Köyleri halkı ile patlak veren sınır anlaşmazlıları giderildi.Okul yapımı ve köye öğretmen gönderilmesi Orhangazi Kaymakamlığı’na duyuruldu.Okul yapımı için bağış toplandı.



    Abdullah YAZICI (1928 –1932) : Molla Ahmet’e vekaleten göreve geldi.Döneminde ilk okul yapımı tamamlandı.Fırkacı Mehmet Bey öğretmen tayin olundu.Okuma-yazma seferberliği başlatıldı.Yaşlı kadın ve erkekler istesin yahut istemesin okutuldular.Bir yıllık öğretim sonunda kurslara katılanlara Halk Dershanesi’ni bitirmediploması verildi.Sugören Köyü Orhangazi mülki yönetiminden ayrılarak,Yalova Mülki İdaresi’ne geçti.1930-1931 ders döneminde ilkokul öğretimi başlatıldı.

    Molla İbrahim TAŞÇI (1932-1934) : Seçimle muhtarlık görevine getirildi.Döneminde Sugören Köyü’ne cami yaptırılması karara bağlandı.

    Hasan Yılmaz PEHLİVAN(1934-1936) : Seçimle göreve geldi.Muhtarlık yaptığı dönemde cami inşaatına başlanıldı.Ortaköy Deresi üzerinde tahta köprü yaptırıldı.

    Ahmet Sezen Onbaşı (1936 –1939) : Kaymakamlık tayiniyle Sugören Köyü’nde muhtarlık görevi yaptı.Görevde olduğu dönemde sazdan,samandan yapılan konutların çatıları kiremitle örtüldü.Kılık-kıyafet kanunu titizlikle uygulandı.

    Mümin KURDAN (1939-1942) : Seçimle muhtarlık görevine geldi.Döneminde İkinci Dünya Savaşı başlatıldı.Köye gönderilen askeri birlik köy ilkokuluna yerleştirildi.Öğretime ara verildi.

    Mehmet YALÇIN Hoca (1942-1943) : Gereken lüzum üzerine muhtarlık görevine getirildi.Muhtarlık yaptığı dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık günleri ağırlaştı.

    Tevfik DERELİ (1943-1946): Seçimle muhtarlık görevine gelenler arasındadır.Göreve gelmesiyle birlikte İkinci Dünya Savaşı sona erdi.Askeri birlikler köyden ayrıldılar.Köyün adı değiştirildi.Çengiler adı Sugören’e dönüştürüldü.Köy içinde faaliyet gösteren ilkokul yıktırıldı.Köy dışına çıkarıldı.Köyün güneyinde harman yeri olarak kullanılan arsaya beş sınıflı ilkokul yaptırıldı.

    Yusuf Marangoz (1946-1947 ) : Seçimle göreve geldi.Muhtarlık yaptığı dönemde Maşatlık tepesi toprak kaymasına uğradı.ilkokul ve öğretmen lojmanları zarar gördü.

    Hüseyin KUBUR (1947-1950) : Seçimle göreve gelmiştir.

    Hüseyin GÜMÜŞ (1950-1954) : Seçimle göreve gelmiştir.Muhtarlık yaptığı dönemde Demokrat Parti çoğunlukla iktidara geldi.

    Hüseyin KAPLAN (1954-1960) : Seçimle göreve getirildi.Döneminde köy içine alınanilkokul arsası kamulaştırıldı.halıcılık mesleği köye getirildi.Görev yaptığı son yıllarda ordu Demokrat Parti iktidarına son verdi.

    Öğretmen Halim AKKUŞ (1960-1961) : Askeri yönetimin kararı ile geçici olarak Sugören Köyü Muhtarlığına atandı.

    Hüseyin KUBUR (1961-1964 ) : Seçimle göreve gelmiştir.

    Mümin KİRAZ (1964-1968) : Seçimle muhtarlık görevine getirildi.Döneminde Sugören Köyü elektriğe kavuştu.Elektrikle çalışan iş ve ev aletleri dönemi başladı.

    Mümin FİDANCI (1968-1969) : Seçimle muhtarlık görevine gelmiştir.Görevde olduğu süre içinde köy içinde kamulaştırılan arsaya iki katlı çok sınıflı ilkokul binasını yaptırmıştır.

    Ramazan ÇOBAN (1969) : Vekaleten çok kısa bir süre muhtarlık görevi yapmıştır.

    Mümin KİRAZ (1969-1972) : Seçimle göreve gelmiştir.Döneminde tek telefonlu PTT Şubesi faaliyete geçirildi.Kendi isteğiyle görevinden ayrılmıştır.

    Ramazan ÇOBAN (1972-1974) : Vekaleten göreve gelmiştir.

    Osman TAVUKÇU (1974-1978) : Seçimle göreve gelenler arasındadır.Döneminde PTT şubesine 50 abonelik santral eklenmiştir.Köy çeşmelerinin bir depoda toplanması,evlere su dağıtılması projesi köy işleri bakanlığınca onaylandı.

    Emrullah KÜLÜŞLÜ (1978-1981) : Seçimle muhtarlık görevine gelmiştir.Muhtarlık yaptığı süre içinde, 1937 yılında yaptırılan cami yıktırıldı.Yerinde iki katlı,beton karkas direkli,geniş kubbeli,modern görünüşlü Ulu Cami’nin yapımına başlanıldı.PTT şubesi işler hale getirildi.Bir memur ve bir dağıtıcı görevlendirildi.Duman Tepe’de boşa akan kaynak suyunun Sugören Köyü’ne akıtılması projesi uygulamaya kondu.Görülen lüzum üzerine kaymakamlıkça görevden alındı.

    Öğretmen Salim BAHÇEKAPILI (1981-1983): Atamayla göreve gelmiştir.Muhtarlık yaptığı dönemde ortaokul öğretime açıldı.

    İlyas İNAN (1983-1994) : Seçimle göreve gelmiştir.Muhtarlık döneminde 1986 yılında köy yolları asfaltlandı,köyün batısında yer alan plansız cami Köy Hizmetleri İdaresi’nce beton karkas direkli camiye dönüştürüldü.Köy konağı binasının yapımına başlanıldı.Köy içi ve köy dışı su kaynaklarının bir depoda toplanması,evlere su dağıtılması projesi uygulamaya kondu.Köyün kuzeyinde 200 tonluk sudeposunun yaptırılmasına başlanıldı.İsmet KOÇHAN Ortaokulu’nun yapımına başlanıldı.

    Mümin KARTAL (1994-1999) : Seçimle göreve gelmiştir. 99 senesinde görevi devretmiştir.

    Mehmet KARATAŞ (1999-? ) : Seçimle göreve gelmiştir. Özveriyle çalışmalarına devam etmektedir

    Yönetim Kurulu Odası ( Muhtarlık )
    1925 yılında Sugören Köyü’ne yerleştirilen göçmenler,kilisenin kuzey cephesindeki günah çıkarma odasını köy yönetim kurulu odasına dönüştürdüler.1929 yılında yaptırılan ilkokul binası okul açılıncaya kadar geçici olarak köy yönetim kurulunun hizmetine verildi.1932 yılında bugünkü köy odasının bulunduğu arsada iki odalı köy odası yaptırıldı.

    O günkü ihtiyacı karşılayan köy odası,zamanla dar gelmeye başladı.daha geniş,her ihtiyaca cevap verebilecek köy odasına ihtiyaç duyuldu.

    Evvelce ilkokul yaptırılan,sonradan yıktırılan okulun arsasına bugün kullanılmakta olan köy kahvehanesi yaptırıldı.Kahvehanenin bir odası köy odasına ayrıldı.

    1984 yılında Muhtar İlyas İNAN,Sugören Köyü’ne günün şartlarına uygun ve gelecek yıllara yatkın büyüklükte köy odasının yaptırılmasını Yalova Kaymakamlığı’na önerdi.İstanbul İl İdare Kurulu üyelerinden Vedat DERELİ’nin girişimleri olumlu sonuç verdi.Köy konağının projesi Köy Hizmetleri İdaresi’nce hazırlandı.1986 ara seçimlerinden önce beton,karkas direkli,iki katlı köy konağının temeli atıldı.1987 yılında yapımı hızlandırıldı,1988 yılında hizmete girmesi planlandı.

    Köy çeşmeleri ve su kaynakları :

    Köy içinde gece gündüz akan adım başında bir çeşme , köy dışında pek çok su kaynağı vardır. Çeşme ve su kaynaklarının çoğu kireçsizdir.İşte köydeki belli başlı çeşmeler:

    Pomak Çeşme :

    Pomak Mahalle diye isimlendirilen yerde bulunan çeşme tatlı ve bol bir su birikimine sahiptir.Köye girişte göze çarpan ilk büyük çeşmedir.Çeşme 2008 senesinde yenilenerek daha modern bir görünüm almıştır.

    Molla Ahmet Çeşmesi :

    Sugören köyü yerleşim alanı içindeki en tatlı suya sahip çeşmedir.Merkez camiinden 50 m uzaklıkta ve oldukça büyük olan çeşme bir çok kişinin içme suyu ihtiyacını karşılar.Sık sık köy dışından da misafirlerin su almak amacıyla uğradıkları çeşmedir.

    Ayazma Çeşmesi :

    Ayazma diye bilinen köye göre biraz daha alçak olan bölgede suyu bol ve soğuk olan bir çeşmedir.Özellikle Ayazma'da yapılan "Sugören Atış Yarışmaları" sırasında ziyaretçiler tarafından kullanılmakta,suyunun soğuk olması nedeniyle soğutucu olarak da ziyaretçilerine hizmet vermektedir.

    Süt Çeşme :

    Köy meydanına en yakın olan çeşmedir.Suyunun oldukça sert olduğu ve bir çok hastalığa iyi geldiği söylenmektedir.Çeşme 2008 yılında yenilenmiştir.

    Köroğlu Çeşme :

    Köyden çıkarken insanları uğurlayan çeşmelerdendir.Suyu oldukça yumuşaktır.1999 depreminden sonra suyunda önemli bir artış görülmüştür.

    Gök Çeşme :

    Köyün en yeni çeşmelerinden olan Gök çeşme köprü diye tabir edilen ortaköy deresi yanındadır. Yanıbaşında bulunan büyük depoyada diğer çeşmelerin boşa akan sularını toplamaktadır.Köy halkı sulama için gerekli suyu inşa edilen bu depodan sağlamaktadır.

    Mezarlık Çeşme :

    Köy girişindeki ilk çeşmedir.Yolun biraz altında olduğundan yabancılar tarafından görülmemektedir.Suyu ayarlıdır.Yaz aylarında oldukça az akar istenildiği takdirde kapanabilir.

    Kuru Çeşme :

    Çamdere mevkiinde bulunan çeşme Sugören köyünün en tatlı ve en yumuşak suyuna sahiptir.Ovada hayvan otlatan çobanlar ve çiftçiler tarafından sıklıkla kullanılır.Yanında ufak bir havuzuda vardır.Havuzun başındaki söğüt ağacı dinlenmek için koyu bir gölge oluşturur.

    Zeytinlik Çeşme :

    Kirazlı Mera ve dar yolun kesiştiği noktada bulunan çeşme ilgisizlikten harap ve bitap düşmüştür.Suyu devamlı akmasına karşın çoğunlukla sulama için kullanılır.

    Avcı Çeşmesi :

    Köyden 50-60 m yüksektedir.Soğuk bir suya sahiptir.

    Ahmet ‘ in Çeşme :

    Sugören köyündeki en soğuk çeşme olduğu söylenir.Dağdadır.Köye oldukça uzaktır.

    Çamlık Çeşme :

    Çamlıkların hemen yanı başındaki çeşme özellikle hıdrellez şenlikleri sırasında hayır dualarıyla kullanılır.

    KÖYÜMÜZDE HALICILIK

    Köyümüzde el sanatları çok gelişmiştir. Köyde halı dokumacılığı büyük bir geçim kaynağını oluşturmaktadır. Özellikle dokunan ipek halıların kalitesi ve dokumu Istanbul'da ve Avrupa'da bir çok alıcı bulmaktadır. Santimetrekareye atılan düğüm sayısı göz önüne alındığında ünlü iran halıları ile boy ölçüşebilecek kalitede halılar dokunmaktadır. Bu amaçla köyümüzde pek çok tezgah ve halıhaneler bulunmaktadır. Köyün genç kadınları ve kızları bu alana rağbet etmekte ve geçim kaynağını temin etmektedirler.Atölyelerde yapılan yalı dokumacılığının yanı sıra neredeyse her evde bir halı tezgâhı bulunur. Genç kız ve kadınlarımız yaklaşık 40 yıldır evlerinde ve kiralan köy binasında ipek halı dokumaktadırlar.. Firmadan, dokudukları sıra başına ücret alan bayanlarımız hem aile bütçesine katkıda bulunmakta hem de boş zamanlarını değerlendirmektedirler. El emeği göz nuruyla ipek halı yapan bayanlarımız sayesinde birçok ev muhteşem halılarla süslenmektedir. Bir sanatın Yalova’da yaşatılmasını sağlamalarından dolayı da büyük mutluluk yaşadıkları belirten köylü bayanlar, çocuklarına da bu işi öğreterek mesleğin ilimizde devam etmesini sağlamayı amaçlamaktadırlar.
    El sanatları uzmanı Kenan ÖZBEL, köyümüzde ilk defa hali tezgahlarnı getirip kurmuştur. Türkiye'de ilk defa meclis karari ile kendisine profosör ünvanı verilen kişidir.

    Ankara'daki Kocatepe Camii'nin nakışlarını kendisi ve karısı bizzat yapmışlardır. Kenan ÖZBEL KafKas kökenli olup mezarı Göneyköy'dedir.

    Köyümüzde ülkemizin en nadide halıları elle dokunmaktadır.Özellikle 1960'tan sonra Sugören halıcılığında büyük bir canlanma görülmüştür. Uşak, Gördes, Bergama ve Saray halıları örnek alınarak özgün motifler oluşturulmuştur.

    Bursa ipeğinden dokunan çok değerli halılar yurtiçinde ve yurtdışında kolaylıkla alıcı bulmuşlardır. İpek Sugören halılarında santimetre karede ortalama 100 düğüm bulunur. Çok ince ve çok değerli olan bazı halılarda santimetre karedeki düğüm sayısı 400'ü geçmektedir. Bu halılarda gül, karanfil, lale, erik ağacı motifleri çoğunluktadır. Kimi halılarda çerçeve içine alınmış eski harfli yazılara ya da çiçek motifleri arasına yerleştirilmiş hayvan motiflerinden oluşan değişik kompozisyonlarda bulunur.

    1970'li yıllarda özel sektörün ipek halıya yatırım yapmasıyla hızlanan sektör 1980'li yıllarda zirveye varmıştır. Fakat 1990'lı yıllarla birlikte gerek bazı kişilerin işin sanat yönünü bırakıp sadece para yönüyle ilgilenmesi, gerekse yurtdışında dokunan kalitesiz halıların Sugören halısı adı altında piyasaya sürülmesiyle halıcılık sektöründe belli bir gerileme söz konusudur

    Halıcılık atalarımızın geçmişten günümüze özenle yaşattığı bir sanattır. Dünyada bilinen ilk el halıları Orta Asya'da Türkler tarafından dokunmuştur. Bu halıların günümüze kadar ulaşabilmiş en eski örneğinin MÖ 6-5. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve halen Leningrad müzesinde saklandığı bilinmektedir. Orta Asya'nın kurak bölgelerinden batıya göç eden Türkler, kültürlerini, sanatlarını, folklörlerini de yanlarında taşımışlar ve yeni yerleştikleri bu verimli topraklarda yeni motiflerle, yeni renklerle geleneksel olan bu halk sanatlarını daha da zenginleştirmişlerdir.

    Günümüzde 36 değişik yörede dokunan Türk halılarının en nadide örnekleri tarihi ipek yolu üzerinde yer alan İstanbul'un hemen yanıbaşında Sugören'de hayat bulmuştur. Sugören halıları, geleneksel Anadolu halıcılığının yüzyılımızdaki sentezidir. Saf İpekten veya pamuk çözgülük üzerine yünden dokunan Sugören halıları için ülkenin dört bir yanına yoğun bir çalışmayla birbirinden güzel motifler tasarlanmıştır. Sugören halılarında, sanatının her dalında doğayı kucaklayan Osmanlı toplumunun özelliklerini gösteren motifleri ve diğer geleneksel sanatlarımızda olduğu gibi tasavvuf kültürümüzden gelen sonsuzluk temasını bulmak mümkündür. Desenler, sonsuzdan gelirmişcesine bordürden halıya girmekte ve tekrar öteki bordürden sonsuza doğru gidercesine kaybolmaktadır. Sugören halılarında başta lale, goncagül, yaprak, karanfil, sümbül, badem, çiçek buketleri olmak üzere ikiyüzden fazla çiçek motifi kullanılır; ve bu motifler bir araya gelerek eşsiz desenler oluşturur. Bir çiçek cümbüşüne dönüşmüş Sugören halılarına her dokunuşta bir çiçek yumuşaklığı; üzerinde her gezinişte bir gülistan ferahlığı hissedilir.

    Dünya halı experlerinin kalitesini hayranlıkla dile getirdikleri Sugören halılarına, dokunuş tekniği ve malzeme kalitesiyle diğer pek çok halı üreticisi yabancı ülkelerce gıpta edilmiş ve her ne kadar kalitesine ulaşamamışlarsa da, desenlerini kendi ürünlerine yansıtmaya çalışmışlardır. Günümüzde Avrupa ve Amerika gibi, el halılarının büyük miktarda alıcı bulduğu pazarlarda Sugören halılarının kopyalarını dahi görmek mümkündür. Bir çok halı üreticisi ülkelerce kopyalanmaya çalışılan Sugören halıları, kopyalanamaz özelliğini sadece desenlerinden değil; Bursa ilimizin yemyeşil ve tazecik dut yapraklarıyla beslenmiş ipek böceklerinin kozalarından elde edilen dünyanın en yüksek kalitesindeki filatör ipeğinden de almaktadır.

    Bıkmadan, usanmadan metrekaresine bir milyon çift düğüm atılarak yaklaşık on ayda dokunan Sugören halılarının her aşaması kendine has bir takım teknik özellikler ve çalışmalar da gerektiriyor. Sugören ve civarında yeteneklerini ve bilgilerini nesillerinden alan genç kızlarımızın dokudukları, dokurken de ayrılığı ve kavuşmayı; acıyı ve sevinci; hasreti ve sevgiyi; dileklerini ve özlemlerini her bir ilmeye işledikleri halıların orijinal olma özelliği ancak bu yörede dokunan halılara ait kalıyor. Dokudukları halılara Sugören imzasını da gururla atıyorlar. Bu çalışma da ancak bu el sanatının küçük yaşlarda öğrenilmesiyle başarılıyor. Sugörenli genç kızlarımız dört nesildir Sugören halılarının bu haklı övgüsünü geleceğe taşıyorlar. Dün atalarından dedelerinden aldıkları mesleki becerilerini, bugün, bütün incelikleriyle gelecek nesillere aktarmaya kararlılar.


    Sugören halısının tarihinde her desen, her motif bir simge olmuştur. Örneğin ; lale,sevgi ve barışı; sümbül, aşkı; beyaz gül, sevgiyi; yabani gül, hasreti anlatmıştır genç kızların elleriyle dokudukları halılarda. Kırmızı ve laciverdin geleneksel olduğu halılarda motif renkleri olarak çok zengin bir renk ahengi ilk bakışta göze çarpmaktadır. Her halıda otuzu aşkın rengin ahenkle dans edişinin uyumudur bu...

    İstanbul'dan iki saatlik bir yolculukla varabileceğiniz Sugören köyü büyük şehrin gürültüsünden kaçıp doğayla, tarihle, sanatla kucaklaşmak isteyen kültür hayranları için ideal bir mekan. Geleneksel el sanatının doruğa eriştiği güzel köyümüz, görülmeye değer.

    Yalova-Bursa karayolunun 16.km sinde bulunan köyümüz ulaşım yönüyle ziyaretçilerine oldukça geniş bir yelpaze sunmaktadır.Jeostratejik olarak Marmara Bölgesi'nin çok önemli bir mevkiinde bulunan Sugören çok geniş bir ulaşım ağına sahiptir.

    İstanbul ve Bursa ‘ ya oldukça yakın bir konumda bulunan Sugören

    *Yalova ‘ ya 15 dk

    *Orhangazi ‘ye 10 dk

    *Bursa ‘ ya 45 dk

    *Gemlik ‘ e 25 dk

    *Çınarcık ‘ a 30 dk uzaklıktadır.

    Köye daha sıklıkla ulaşım Yalova ‘dan S.S. 37 nolu SUGÖREN K.OTOB.KOOP tarafından düzenlenen minibüs seferleriyle sağlanır.İstanbul ‘dan Deniz Otobüsüyle oldukça rahat gelinebilen Yalova ‘ dan saat başı köyümüze minibüs seferi düzenlenmiştir.Deniz Otobüsü iskelesine oldukça yakın bir yerden kalkan minibüsler güvenli bir ulaşım hizmeti sunmakta ve müşterilerini güler yüzle Sugören ‘e ulaştırmaktadırlar.









    Kaynak : http://www.sugoren.net/

    Kaynak : Yerel Net
    Köyünüze ait bilgi ve resimleri bu konu altında paylaşabilirsiniz.

     

     

    GaYe - 04.05.2010 - 17:35



Benzer Konular

  1. Yalova Merkez Yalova Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi
    Konuyu Açan: SU-PERISI, Forum: Yalova.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.10.2013, 23:35
  2. Yalova Odak Matematik Dershanesi Yalova Merkez
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Yalova.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 17.08.2013, 09:44
  3. Yalova Odak Matematik Dershanesi Yalova Merkez
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Van.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 17.08.2013, 09:44
  4. Final Dergisi Dershanesi Yalova Şubesi Yalova Merkez
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Yalova.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 15.08.2013, 14:04
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.07.2009, 22:50

copyright

Soru Cevap