REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Ekonomik Sistemler

  1. Yazan: JoLiE
    No Avatar

    REKLAM


    ekonomik sistemler nelerdir - kapitalizm nedir - sosyalizm nedir - komünizm nedir - faşizm nedir

    EKONOMİK SİSTEMLER


    Dünyada iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç “insan oğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak” tır. Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde değişmişlerdir. Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüş vardır. Bu görüş savunucularına göre, toplumu meydana getiren herkes tutarlıdır, kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkınmasını sağlayacaktır.
    ‘Kapitalizm’ adı verilen sistemin bugünkü örneği Amerika Birleşik Devletleridir’ dir. Yelpazenin öteki ucunda toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda çalışarak sağlar. Söz konusu sistemin en son aşamasında birey toplumsal, ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında toplumsal ürünlerden ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya gelindiği zaman ‘komünizme’ de varılmış olmaktadır. Henüz bu son aşamaya varamamış olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’dir. Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum için güçler şöyle sıralanabilir: toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler geçmiş dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları başarı ya da başarısızlık oranlarıdır.

    SOSYALİZM

    Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak tanımlanması son derece güç bir kavramdır. Zira çağlar boyunca çok farklı kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildiği gibi günümüzdeki birbirinden çok farklı uygulamalar da aynı biçimde isimlendirilmekte, ya da en azından sosyalizm oldukları iddiasını taşımaktadırlar. “toplumculuk”, “sosyal-demokratlık”, “demokratik solculuk”, “komünistlik”, “sosyalistlik” vb... bir dizi kavramın ifade etmek istedikleri şeyin ne olduğu ancak uygulamanın gözlenmesiyle anlaşılabilmektedir. Üretim araçlarının ( ya da en azından temel endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azından denetiminde) bulunduğu ve söz konusu bu devletin çalışan kitleler tarafından denetlendiği ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm denilebilir. Ancak yukarıdaki tanımlamamızda da eksiklikler ve tartışma götürebilecek birçok noktalar vardır. Örneğin: Devlet üretimi denetlediği gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel endüstri alanları devlet elinde yada denetiminde olacaktır? Bu ekonomi içinde fiyatlar neye göre ve nasıl belirlenecektir, nasıl karar verilecektir? Çalışan kitlelerin devleti denetlemesi nasıl olacaktır, hangi sınırlar içinde kalınacaktır? Vs.... İşte tüm yukarıdaki hususlarda herkesin anlaşabileceği ortak tanımlara varmak mümkün olmadığı için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanımlamakta mümkün olmamaktadır. Aslında sosyalizm hemen hemen her ülkede farklı uygulandığı için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farklı ‘sosyalizmlerden’ söz etmek daha doğru olur.

    Sosyalizm, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir. Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder. Marksizm ve komünizm sosyalizmin dallarıdır. Sosyalizm kelimesi hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre çalışan, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir.

    KAPİTALİZM

    Sermaye ve kapitalizm kavramları zaman zaman eşanlamda dolayısıyla yanlış kullanılır. Sermaye insanların ihtiyaçlarını tek basına ve dolaysız olarak karşılamaz. Tüketiciler tarafından kullanılan malların üretimine yardımcı olur. Sermaye, insan veya doğa yapısı olabilir. Makineler, aletler, sanayi araçları, fabrika binaları, madenler, ekilebilir topraklar, ham ve yarı mamul mallar ‘sermaye’ kavramının sadece birkaç örneğidir. Kısacası sermaye, üretim sürecinde kullanılan araçların tümüne verilen addır. Kapitalizm ise bu üretim araçları üzerinde bir mülkiyet, bir işletme biçimidir. Kapitalizmi şu şekilde de tanımlayabiliriz: İnsan veya doğa yapısı sermayenin özel ellerde (özel mülkiyet altında) bulunduğu ve kişisel kazanç için kullanıldığı bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizm üretim araçlarının özel mülkiyetin elinde olduğu ve kâr amaçlı kullanıldığı, malların üretim, dağıtım ve fiyatının arz talep mekanizmasıyla serbest piyasada özgürce belirlendiği bir ekonomik sistemdir. Kapitalizm insanların mal, mülk, sermaye edinebildiği düzendir.
    İnsan ve sermayenin bireysel ya da ortaklaşa özel mülkiyet altında bulunduğu bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizmin temel kuramı rekabet ve kâr maksimizasyonudur.
    Kapitalizmin görüşleri şunlardır:

    1) Özel Mülkiyet:
    ‘Özel Mülkiyet’, kapitalist ekonomilerin en önemli temel kurumlarındandır. Özel mülkiyet kavramının anlamı kısaca şudur: Mal sahibine, sahibi olduğu mallar üzerinde tam bir denetleme ve kullanma yetkisi ve hakkı verilmesi, tanınan bu hakkın da toplum tarafından korunması. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel mülkiyet, değer taşıyan nesneleri alma, saklama, kullanma ve elden çıkarma hakkıdır. Ayrıca mal sahibine, malını bizzat kullanma hakkının yanı sıra, o malı başkalarının kullanabilmesi için gerekli şartları koyma yetkisi de verilmektedir.
    Özel mülkiyet ortadan kalktığı zaman-ki böyle bir durumda ekonomik kararların kaynağı özel mülkiyet- dışı bir kurum olacaktır. Kapitalist düzen de varlığını yitirecektir.

    2) Veraset:
    Genellikle özel mülkiyetin bir kesiti olarak görülen veraset,hiç değilse kurumsal açıdan bakıldığı zaman ayrı bir incelemeyi gerektirmektedir. “Mal tevarüsü” ya da miras yoluyla mal edinmek olarak da adlandırılabilecek bu kurumda iki ayrı hak dizisi görüyoruz: Bunlardan birincisi vasiyet etme hakkı, ikincisi de miras hakkıdır. Veraset kurumu kapitalizmin önemli temel taşlarından biridir. Zira gayet kesin bir şekilde zenginlik (sermaye) birikimini teşvik etmektedir. Fakat veraset hiçbir şekilde doğal bir kurum değildir.veraset insanın mutlak yada doğal hakları ararsında görülmez. Özel mülkiyet gibi veraset hakkı da toplum tarafından değişik biçim yada kalıplara sokulabilir. Hatta toplum tarafından insanlara tanınan haklar arasında da çıkabilir. Bu kurumlar insan yapısıdır.Nasıl kapitalist sistem doğal yada mutlak bir sistem değilse kapitalizmi meydana getiren bu kurumlarda aynı şekilde mutlak yada doğal değildir. Sadece sistemin (kapitalizm) doğasındandır. Bir başka değişle kapitalist düzen sürdükçe özel mülkiyet veraset kurumları da devam edecektir.

    3) Özel Teşebbüs (girişim) Özgürlüğü:
    Teşebbüs özgürlüğü kapitalist ekonomiler için büyük önem taşır.Müteşebbisin görevi belirli mal ve hizmetlerin piyasaya arz edilmesi gerekli nitelik ve nicelikteki üretim araçlarının bir araya getirilmesi ve eşgüdüm içindeki çalışmalarının sağlanmasıdır.Müteşebbis üretim araçlarının kiralanması alınması ve üretimde kullanılması da bir fayda görmediği sürece o araçlar belirli alanlarda kullanmak özgürlüğünü tanımak gerekir. Üretim süreci bu şekilde yürütülmediği taktirde kapitalist bir düzen altında başka türlüde üretilemez. “Özel teşebbüs özgürlüğü” kapitalist ekonomilere özgü bir kurumdur.

    4) Rekabet:
    Rekabetin sayısız biçim ve görünümleri de kapitalist ekonomik düzenlere de damgasını vurmuştur.Rekabet kurumunun ilk ve en önemli görevi kapitalizmin en önemli unsurlarından biri olan değer biçme süreci ile ilgilidir. Kapitalist ekonomilerde rekabet yada serbest pazarlar yada rekabet yoluyla fiyat belirlenmesi mekanizmasının da aksamadan düzgün bir şekilde işlemesi gerekir.Kapitalist ekonomilerde rekabetin en önemli görevlerinden biride mal üretiminde yüksek verimlilik sağlamak ve kurumların yokluğunda hiçbir ekonomik örgütlenme biçiminin uzun ömürlü olması beklenemez.

    5) Kar Amacı:
    Kar güdüsünün kapitalist ekonomilerdeki yerini ve görevini değişik şekillerde anlatmak mümkündür.Bir açıdan bakarsak diyebiliriz ki kar güdüsü kapitalist ekonomilerin merkezi denetim organıdır.Kar güdüsünün müteşebbisi üretim araçlarını en verimli üretim süreçlerinde kullanmak üzere harekete geçmesi beklenir. Bu kar güdüsü müteşebbisi üretim araçlarını daha az önemli olan yerlerden daha önemli olanlarına aktarması için uyanık tutar.
    Kapitalist ekonomide hedef yüksek verimlilik ve bu verimlilik düzeyini korumak ve geliştirmektir.Ayrıca kapitalizm sıklıkla serbest piyasa ekonomisi ve ekonomik liberalizm kavramlarıyla tanımlanır ve birbiri yerine kullanılır. Ünlü akademisyen Francis Fukuyama SSCB'nin dağılması ile tarihin sonunu (kapitalizmin zaferini) ilan etmiştir.

    LİBERALİZM

    İnsanların diledikleri gibi hareket etmeleri ve ekonomik alanda tam bir serbestliğe sahip olmaları gereğine olan inancı açıklar. Kapitalizmi savunan düşünürlere göre bir toplumda yaşayan herkes dilediği işi yapmakta dilediği yere gitmekte serbest olmalıdır. Bu serbesti onların daha hür daha mutlu olması sağlayacaktır, hem de daha yüksek bir refah düzeyine ulaşmalarını. Hür ve bağımsız olan insan kendi istediği ve seçtiği işi yaparken daha verimli olacaktır. Bu inanç daha sonraları çok ün yapmış olan ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ sözcüğü ile kapitalist düşüncenin önemli ilkelerinden birini açıklayan yaygın bir slogan haline gelmiştir.
    Bugün kapitalist düşünceyi en iyi savunanlar dahi liberalizme olan inançlarını kısmen yitirmişlerdir. Bu sonuç, pratik olarak hemen her ülkede ekonomik hayata devlet müdahalesinin giderek artmış olmasından doğmuştur. Yoksa, düşünce sisteminde ya da felsefesinde önemli bir değişiklik olmasından dolayı değil.

    KOMÜNİZM

    Oxford sözlüğünde komünizm şu şekilde tanımlanmıştır: “1 Marx’tan hareketle geliştirilmiş, sınıf savaşını savunan ve ortak mülkiyetin olduğu, her bireyin kendi yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre çalışarak ücretlendirildiği bir toplumu hedefleyen politik teori ya da SSCB veya başka yerlerde kurulmuş bir komünist toplum biçimi.”
    1840’larda komünizm terimi devrimciler tarafından kendilerini, sosyalizm terimini farklı reformist kuramların karışık bir toplamını kapsayacak şekilde uyarlamış olan J.S.Mill gibi reformistlerden ayırmak için kullanılmaya başlandı. 1870lere gelindiğinde bu terimler aynı amaç için farklı araçları benimseyen iki ayrı kuram olmaktan çıkıp, farklı amaçları hedefler hale geldi. Oxford İngilizce Sözlüğü kaynaklarında şu nota yer veriyor: “Forster Günlüğü 11 Mayıs, Komünizm ve sosyalizm arasındaki derin farkın sosyalizmin ücretlendirilmenin harcanan emeğe göre olması gerektiğini söylerken, komünizmin buna inanmaması olduğunu öğrendim.”
    19. yüzyılın sonlarında yaygınlaşan sosyalizme karşıt olan bu anlamdır. Elbette bir isme illa sahip çıkmak o kadar da önemli değil, zira birçok kişi komünizmin Marx ve SSCB ile ilgili bir şey olarak biliyor.
    Toplum, ayrıcalıklı olanlarla sömürülenler şeklinde bölünmüş olduğundan beri direniş vardır ve bu direniş, özgürlüklerine giden yolun arayışı içinde olan ezilenlerin dilinde sesini ve ifadesini bulmuştur. Ancak, komünizm, kapitalist toplumun ortaya çıkışının ve bunun getirdiği yeni ezme koşullarının ve özgürlük olasılıklarının bir sonucudur. Kapitalizmin gelişimi, kapitalizm öncesinin tarım temelli toplumunda iktidardan dışlanan yeni bir sınıfın iktidar mücadelesine dayanıyordu ve mücadeleyi ifade etmek ve yönetmek için kullandıkları araç da politik ekonomiydi. Komünizm bunun sonrasında, yeni bir sınıfın, proletarya veya işçi sınıfının, kendi sesini aradığı, rakibinin yani burjuvazinin sesine göğüs germeye kalkıştığı ve burjuvaziyle mücadeleye tutuşmaya başladığı dönemdir.

    FAŞİZM

    Faşizm aşırı Irkçılığın ya da milliyetçiliğin temel alındığı bir görüşdür. Bir ırkın başka bir ırktan üstün olduğunu veya bir milletin başka bir milletten üstün olduğunu konu alır. Tarihte Nazi Almanyası, Mussolini İtalyası ve Mihver devletleri faşizmi ilke edinmiş ve uygulamışlardır. Bununla birlikte tarihte başka birçok ülkede milli faşist veya faşizan rejimler ortaya çıkmıştır. Faşizm sadece ırkçılığı değil, aynı zamanda aşırı milliyetçi ya da radikal dinci ideolojileri tanımlamak için de kullanılır. Faşizmin aynı zamanda milliyet ve ulus anlayışı da çok katıdır ve serttir. Diktatör yönetimine benzer. Totaliterdir. Askeridir. Faşizm çoğu insanı cezbetmiştir ve cezbetmeye devam etmektedir. Faşizm sık sık ırkçı, milli veya radikal dinci halk ayaklanmaları olarak da boy gösterir. Halen faşist görüşü olan insanlar hemen her ülkede vardır ve zaman zaman etkinliklerini attırırlar. Taraftarları, kendi saflarına katılmayanları yaygın olarak aşağı ya da hain olarak tanımlarlar...
    En ünlü faşistler arasında İntikam.us, Adolf Hitler ve Benito Mussolini vardır.

    EMPERYALİZM

    Çeşitli kaynaklar emperyalizmi değişik biçimlerde tanımlamaktadır. Bir ulus veya devletin gücünü ve etkisini başka uluslar, bölgeler veya halklar üzerine genişletmesi. Bir ulusun kontrolünü diğer halklar üzerinde genişletmesini sağlayan politika ve uygulamalar. Bir devletin kendi sınırları ötesindeki halklar üzerinde, rızaları olmaksızın, kontrol kurma politikası şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımlamaların esas olarak genişleme ve kontrol kavramlarına odaklandıkları görülmektedir. Emperyalizmin esnek ve oldukça geniş şekilde kavramsallaştırılması tarihsel değişimin özgün evrelerinin göz ardı edilmesine yol açabilir çünkü bu tanımlar Roma imparatorluğu gibi köleci imparatorluklar için geçerli olduğu kadar günümüz uluslararası ilişkilerini de kapsamaktadır.


    KARMA EKONOMİ

    Karma ekonomi iki evrensel ekonomik sistem olan “Kapitalizm” ve “Sosyalizm” arasında yer alan fakat özü itibariyle kapitalist sistemin özelliklerini taşıyan bir ekonomik düzendir.Karma ekonomi düzeninin çağdaş kapitalizmin uygulamada varlığı yeni bir aşama değil tamamen bağımsız üçüncü bir sistem olduğunu savunan görüşlerde vardır.
    Karma ekonomi düzenini benimseyenlere göre kapitalist düzen libarelizme dayanmaktadır.Bu toplumsal görüşte kişinin hakları ve çıkarları ihmal edilmektedir. Kapitalizmin karşısında yer alan “Sosyalizm” de ise toplumun çıkarları her türlü kişisel çıkarın üstünde tutulmaktadır. Oysa “karma ekonomi” düzeninde anılan iki sistemin taşıdığı temel çelişkiler çözülmüş yani kamu yararına kişisel çıkar bağdaştırılmıştır.Ancak kişisel çatışması halinde toplumun çıkarları öncelik kazanmakta ve kişisel bazı temel hakları kısıtlanmaktadır.
    Bir yandan yönlendirilmiş piyasa sistemi yoluyla, piyasa ekonomisine devlet müdahalesinin dahil edilmesi, diğer yandan merkezi yönetimle
    ekonomilerin reforme edilerek, belli piyasa unsurlarını kullanmaları karma ekonomi kavramına güncellik kazandırmıştır. Bir çok az gelişmiş ülke hatta Fransa gibi bazı gelişmiş ülkeler,piyasa sistemi yanında, makro planlar yaparak ekonomilerini yönlendirirler. Bu şekilde ortaya çıkan ekonomiler, karma ekonomiler olarak adlandırılır. Böylece, karma ekonomi kavramının kullanılmasında plan ve piyasanın birlikte varlığı ölçüt olarak alınmış olur.
    Ülkemizde karma ekonomi sistemini benimsemiş ülkelerden biridir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ekonomik politikada bazı değişiklikler olmuş ise de hiçbir dönemde karma ekonomiden ayrılma olmamış sadece bazen devletçiliğe, bazen de liberalizme ağırlık verilmiştir.

    YÖNLENDİRİLMİŞ PİYASA EKONOMİSİ
    Piyasa sisteminde, ekonominin arz ve talep cephelerinde farklı piyasa tipleri oluşur. Tam rekabet, oligopol, monopol v.b. gibi. Bu farklılaşmaya koşut olarak ekonomik düzende de değişimler ortaya çıkar. Her ülkenin kendi sosyoekonomik gelişmesine bağlı olarak oluşan bu farklılaşma, o ülkenin ekonomik düzenini ve ekonomik düzen politikasını etkiler. Piyasaya dayalı koordinasyonun gerçekleştirildiği ülkelerde yaşanan sosyoekonomik gelişme süreci, temel öncelik ilkesinde yeni bir anlayış yaratmıştır. Sosyallik ve bireysellik ilkeleri yeni bir anlayış içinde ele alınarak, devlet ve ekonominin bütünleşmesi sonucunda oluşan sosyal devletin piyasalara belli sınırlar içinde, belli ilke ve yöntemlere göre müdahalesine yer vermiştir. Devletin ekonomik süreci yönlendirmesi ilke olarak benimsendiği için, günümüz piyasa ekonomileri yönlendirilmiş piyasa ekonomileri olarak adlandırılır.


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: mehmet kaya 06
    No Avatar
    TEŞEKKÜRLER
  3. Yazan: mıtha
    No Avatar
    EKONOMİK SİSTEMLER


    Dünyada iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç “insan oğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak” tır. Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde değişmişlerdir. Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüş vardır. Bu görüş savunucularına göre, toplumu meydana getiren herkes tutarlıdır, kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkınmasını sağlayacaktır.
    ‘Kapitalizm’ adı verilen sistemin bugünkü örneği Amerika Birleşik Devletleridir’ dir. Yelpazenin öteki ucunda toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda çalışarak sağlar. Söz konusu sistemin en son aşamasında birey toplumsal, ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında toplumsal ürünlerden ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya gelindiği zaman ‘komünizme’ de varılmış olmaktadır. Henüz bu son aşamaya varamamış olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’dir. Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum için güçler şöyle sıralanabilir: toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler geçmiş dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları başarı ya da başarısızlık oranlarıdır.

    SOSYALİZM

    Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak tanımlanması son derece güç bir kavramdır. Zira çağlar boyunca çok farklı kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildiği gibi günümüzdeki birbirinden çok farklı uygulamalar da aynı biçimde isimlendirilmekte, ya da en azından sosyalizm oldukları iddiasını taşımaktadırlar. “toplumculuk”, “sosyal-demokratlık”, “demokratik solculuk”, “komünistlik”, “sosyalistlik” vb... bir dizi kavramın ifade etmek istedikleri şeyin ne olduğu ancak uygulamanın gözlenmesiyle anlaşılabilmektedir. Üretim araçlarının ( ya da en azından temel endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azından denetiminde) bulunduğu ve söz konusu bu devletin çalışan kitleler tarafından denetlendiği ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm denilebilir. Ancak yukarıdaki tanımlamamızda da eksiklikler ve tartışma götürebilecek birçok noktalar vardır. Örneğin: Devlet üretimi denetlediği gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel endüstri alanları devlet elinde yada denetiminde olacaktır? Bu ekonomi içinde fiyatlar neye göre ve nasıl belirlenecektir, nasıl karar verilecektir? Çalışan kitlelerin devleti denetlemesi nasıl olacaktır, hangi sınırlar içinde kalınacaktır? Vs.... İşte tüm yukarıdaki hususlarda herkesin anlaşabileceği ortak tanımlara varmak mümkün olmadığı için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanımlamakta mümkün olmamaktadır. Aslında sosyalizm hemen hemen her ülkede farklı uygulandığı için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farklı ‘sosyalizmlerden’ söz etmek daha doğru olur.

    Sosyalizm, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir. Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder. Marksizm ve komünizm sosyalizmin dallarıdır. Sosyalizm kelimesi hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre çalışan, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir.

    KAPİTALİZM

    Sermaye ve kapitalizm kavramları zaman zaman eşanlamda dolayısıyla yanlış kullanılır. Sermaye insanların ihtiyaçlarını tek basına ve dolaysız olarak karşılamaz. Tüketiciler tarafından kullanılan malların üretimine yardımcı olur. Sermaye, insan veya doğa yapısı olabilir. Makineler, aletler, sanayi araçları, fabrika binaları, madenler, ekilebilir topraklar, ham ve yarı mamul mallar ‘sermaye’ kavramının sadece birkaç örneğidir. Kısacası sermaye, üretim sürecinde kullanılan araçların tümüne verilen addır. Kapitalizm ise bu üretim araçları üzerinde bir mülkiyet, bir işletme biçimidir. Kapitalizmi şu şekilde de tanımlayabiliriz: İnsan veya doğa yapısı sermayenin özel ellerde (özel mülkiyet altında) bulunduğu ve kişisel kazanç için kullanıldığı bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizm üretim araçlarının özel mülkiyetin elinde olduğu ve kâr amaçlı kullanıldığı, malların üretim, dağıtım ve fiyatının arz talep mekanizmasıyla serbest piyasada özgürce belirlendiği bir ekonomik sistemdir. Kapitalizm insanların mal, mülk, sermaye edinebildiği düzendir.
    İnsan ve sermayenin bireysel ya da ortaklaşa özel mülkiyet altında bulunduğu bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizmin temel kuramı rekabet ve kâr maksimizasyonudur.
    Kapitalizmin görüşleri şunlardır:

    1) Özel Mülkiyet:
    ‘Özel Mülkiyet’, kapitalist ekonomilerin en önemli temel kurumlarındandır. Özel mülkiyet kavramının anlamı kısaca şudur: Mal sahibine, sahibi olduğu mallar üzerinde tam bir denetleme ve kullanma yetkisi ve hakkı verilmesi, tanınan bu hakkın da toplum tarafından korunması. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel mülkiyet, değer taşıyan nesneleri alma, saklama, kullanma ve elden çıkarma hakkıdır. Ayrıca mal sahibine, malını bizzat kullanma hakkının yanı sıra, o malı başkalarının kullanabilmesi için gerekli şartları koyma yetkisi de verilmektedir.
    Özel mülkiyet ortadan kalktığı zaman-ki böyle bir durumda ekonomik kararların kaynağı özel mülkiyet- dışı bir kurum olacaktır. Kapitalist düzen de varlığını yitirecektir.

    2) Veraset:
    Genellikle özel mülkiyetin bir kesiti olarak görülen veraset,hiç değilse kurumsal açıdan bakıldığı zaman ayrı bir incelemeyi gerektirmektedir. “Mal tevarüsü” ya da miras yoluyla mal edinmek olarak da adlandırılabilecek bu kurumda iki ayrı hak dizisi görüyoruz: Bunlardan birincisi vasiyet etme hakkı, ikincisi de miras hakkıdır. Veraset kurumu kapitalizmin önemli temel taşlarından biridir. Zira gayet kesin bir şekilde zenginlik (sermaye) birikimini teşvik etmektedir. Fakat veraset hiçbir şekilde doğal bir kurum değildir.veraset insanın mutlak yada doğal hakları ararsında görülmez. Özel mülkiyet gibi veraset hakkı da toplum tarafından değişik biçim yada kalıplara sokulabilir. Hatta toplum tarafından insanlara tanınan haklar arasında da çıkabilir. Bu kurumlar insan yapısıdır.Nasıl kapitalist sistem doğal yada mutlak bir sistem değilse kapitalizmi meydana getiren bu kurumlarda aynı şekilde mutlak yada doğal değildir. Sadece sistemin (kapitalizm) doğasındandır. Bir başka değişle kapitalist düzen sürdükçe özel mülkiyet veraset kurumları da devam edecektir.

    3) Özel Teşebbüs (girişim) Özgürlüğü:
    Teşebbüs özgürlüğü kapitalist ekonomiler için büyük önem taşır.Müteşebbisin görevi belirli mal ve hizmetlerin piyasaya arz edilmesi gerekli nitelik ve nicelikteki üretim araçlarının bir araya getirilmesi ve eşgüdüm içindeki çalışmalarının sağlanmasıdır.Müteşebbis üretim araçlarının kiralanması alınması ve üretimde kullanılması da bir fayda görmediği sürece o araçlar belirli alanlarda kullanmak özgürlüğünü tanımak gerekir. Üretim süreci bu şekilde yürütülmediği taktirde kapitalist bir düzen altında başka türlüde üretilemez. “Özel teşebbüs özgürlüğü” kapitalist ekonomilere özgü bir kurumdur.

    4) Rekabet:
    Rekabetin sayısız biçim ve görünümleri de kapitalist ekonomik düzenlere de damgasını vurmuştur.Rekabet kurumunun ilk ve en önemli görevi kapitalizmin en önemli unsurlarından biri olan değer biçme süreci ile ilgilidir. Kapitalist ekonomilerde rekabet yada serbest pazarlar yada rekabet yoluyla fiyat belirlenmesi mekanizmasının da aksamadan düzgün bir şekilde işlemesi gerekir.Kapitalist ekonomilerde rekabetin en önemli görevlerinden biride mal üretiminde yüksek verimlilik sağlamak ve kurumların yokluğunda hiçbir ekonomik örgütlenme biçiminin uzun ömürlü olması beklenemez.

    5) Kar Amacı:
    Kar güdüsünün kapitalist ekonomilerdeki yerini ve görevini değişik şekillerde anlatmak mümkündür.Bir açıdan bakarsak diyebiliriz ki kar güdüsü kapitalist ekonomilerin merkezi denetim organıdır.Kar güdüsünün müteşebbisi üretim araçlarını en verimli üretim süreçlerinde kullanmak üzere harekete geçmesi beklenir. Bu kar güdüsü müteşebbisi üretim araçlarını daha az önemli olan yerlerden daha önemli olanlarına aktarması için uyanık tutar.
    Kapitalist ekonomide hedef yüksek verimlilik ve bu verimlilik düzeyini korumak ve geliştirmektir.Ayrıca kapitalizm sıklıkla serbest piyasa ekonomisi ve ekonomik liberalizm kavramlarıyla tanımlanır ve birbiri yerine kullanılır. Ünlü akademisyen Francis Fukuyama SSCB'nin dağılması ile tarihin sonunu (kapitalizmin zaferini) ilan etmiştir.

    LİBERALİZM

    İnsanların diledikleri gibi hareket etmeleri ve ekonomik alanda tam bir serbestliğe sahip olmaları gereğine olan inancı açıklar. Kapitalizmi savunan düşünürlere göre bir toplumda yaşayan herkes dilediği işi yapmakta dilediği yere gitmekte serbest olmalıdır. Bu serbesti onların daha hür daha mutlu olması sağlayacaktır, hem de daha yüksek bir refah düzeyine ulaşmalarını. Hür ve bağımsız olan insan kendi istediği ve seçtiği işi yaparken daha verimli olacaktır. Bu inanç daha sonraları çok ün yapmış olan ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ sözcüğü ile kapitalist düşüncenin önemli ilkelerinden birini açıklayan yaygın bir slogan haline gelmiştir.
    Bugün kapitalist düşünceyi en iyi savunanlar dahi liberalizme olan inançlarını kısmen yitirmişlerdir. Bu sonuç, pratik olarak hemen her ülkede ekonomik hayata devlet müdahalesinin giderek artmış olmasından doğmuştur. Yoksa, düşünce sisteminde ya da felsefesinde önemli bir değişiklik olmasından dolayı değil.

    KOMÜNİZM

    Oxford sözlüğünde komünizm şu şekilde tanımlanmıştır: “1 Marx’tan hareketle geliştirilmiş, sınıf savaşını savunan ve ortak mülkiyetin olduğu, her bireyin kendi yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre çalışarak ücretlendirildiği bir toplumu hedefleyen politik teori ya da SSCB veya başka yerlerde kurulmuş bir komünist toplum biçimi.”
    1840’larda komünizm terimi devrimciler tarafından kendilerini, sosyalizm terimini farklı reformist kuramların karışık bir toplamını kapsayacak şekilde uyarlamış olan J.S.Mill gibi reformistlerden ayırmak için kullanılmaya başlandı. 1870lere gelindiğinde bu terimler aynı amaç için farklı araçları benimseyen iki ayrı kuram olmaktan çıkıp, farklı amaçları hedefler hale geldi. Oxford İngilizce Sözlüğü kaynaklarında şu nota yer veriyor: “Forster Günlüğü 11 Mayıs, Komünizm ve sosyalizm arasındaki derin farkın sosyalizmin ücretlendirilmenin harcanan emeğe göre olması gerektiğini söylerken, komünizmin buna inanmaması olduğunu öğrendim.”
    19. yüzyılın sonlarında yaygınlaşan sosyalizme karşıt olan bu anlamdır. Elbette bir isme illa sahip çıkmak o kadar da önemli değil, zira birçok kişi komünizmin Marx ve SSCB ile ilgili bir şey olarak biliyor.
    Toplum, ayrıcalıklı olanlarla sömürülenler şeklinde bölünmüş olduğundan beri direniş vardır ve bu direniş, özgürlüklerine giden yolun arayışı içinde olan ezilenlerin dilinde sesini ve ifadesini bulmuştur. Ancak, komünizm, kapitalist toplumun ortaya çıkışının ve bunun getirdiği yeni ezme koşullarının ve özgürlük olasılıklarının bir sonucudur. Kapitalizmin gelişimi, kapitalizm öncesinin tarım temelli toplumunda iktidardan dışlanan yeni bir sınıfın iktidar mücadelesine dayanıyordu ve mücadeleyi ifade etmek ve yönetmek için kullandıkları araç da politik ekonomiydi. Komünizm bunun sonrasında, yeni bir sınıfın, proletarya veya işçi sınıfının, kendi sesini aradığı, rakibinin yani burjuvazinin sesine göğüs germeye kalkıştığı ve burjuvaziyle mücadeleye tutuşmaya başladığı dönemdir.

    FAŞİZM

    Faşizm aşırı Irkçılığın ya da milliyetçiliğin temel alındığı bir görüşdür. Bir ırkın başka bir ırktan üstün olduğunu veya bir milletin başka bir milletten üstün olduğunu konu alır. Tarihte Nazi Almanyası, Mussolini İtalyası ve Mihver devletleri faşizmi ilke edinmiş ve uygulamışlardır. Bununla birlikte tarihte başka birçok ülkede milli faşist veya faşizan rejimler ortaya çıkmıştır. Faşizm sadece ırkçılığı değil, aynı zamanda aşırı milliyetçi ya da radikal dinci ideolojileri tanımlamak için de kullanılır. Faşizmin aynı zamanda milliyet ve ulus anlayışı da çok katıdır ve serttir. Diktatör yönetimine benzer. Totaliterdir. Askeridir. Faşizm çoğu insanı cezbetmiştir ve cezbetmeye devam etmektedir. Faşizm sık sık ırkçı, milli veya radikal dinci halk ayaklanmaları olarak da boy gösterir. Halen faşist görüşü olan insanlar hemen her ülkede vardır ve zaman zaman etkinliklerini attırırlar. Taraftarları, kendi saflarına katılmayanları yaygın olarak aşağı ya da hain olarak tanımlarlar...
    En ünlü faşistler arasında İntikam.us, Adolf Hitler ve Benito Mussolini vardır.

    EMPERYALİZM

    Çeşitli kaynaklar emperyalizmi değişik biçimlerde tanımlamaktadır. Bir ulus veya devletin gücünü ve etkisini başka uluslar, bölgeler veya halklar üzerine genişletmesi. Bir ulusun kontrolünü diğer halklar üzerinde genişletmesini sağlayan politika ve uygulamalar. Bir devletin kendi sınırları ötesindeki halklar üzerinde, rızaları olmaksızın, kontrol kurma politikası şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımlamaların esas olarak genişleme ve kontrol kavramlarına odaklandıkları görülmektedir. Emperyalizmin esnek ve oldukça geniş şekilde kavramsallaştırılması tarihsel değişimin özgün evrelerinin göz ardı edilmesine yol açabilir çünkü bu tanımlar Roma imparatorluğu gibi köleci imparatorluklar için geçerli olduğu kadar günümüz uluslararası ilişkilerini de kapsamaktadır.


    KARMA EKONOMİ

    Karma ekonomi iki evrensel ekonomik sistem olan “Kapitalizm” ve “Sosyalizm” arasında yer alan fakat özü itibariyle kapitalist sistemin özelliklerini taşıyan bir ekonomik düzendir.Karma ekonomi düzeninin çağdaş kapitalizmin uygulamada varlığı yeni bir aşama değil tamamen bağımsız üçüncü bir sistem olduğunu savunan görüşlerde vardır.
    Karma ekonomi düzenini benimseyenlere göre kapitalist düzen libarelizme dayanmaktadır.Bu toplumsal görüşte kişinin hakları ve çıkarları ihmal edilmektedir. Kapitalizmin karşısında yer alan “Sosyalizm” de ise toplumun çıkarları her türlü kişisel çıkarın üstünde tutulmaktadır. Oysa “karma ekonomi” düzeninde anılan iki sistemin taşıdığı temel çelişkiler çözülmüş yani kamu yararına kişisel çıkar bağdaştırılmıştır.Ancak kişisel çatışması halinde toplumun çıkarları öncelik kazanmakta ve kişisel bazı temel hakları kısıtlanmaktadır.
    Bir yandan yönlendirilmiş piyasa sistemi yoluyla, piyasa ekonomisine devlet müdahalesinin dahil edilmesi, diğer yandan merkezi yönetimle
    ekonomilerin reforme edilerek, belli piyasa unsurlarını kullanmaları karma ekonomi kavramına güncellik kazandırmıştır. Bir çok az gelişmiş ülke hatta Fransa gibi bazı gelişmiş ülkeler,piyasa sistemi yanında, makro planlar yaparak ekonomilerini yönlendirirler. Bu şekilde ortaya çıkan ekonomiler, karma ekonomiler olarak adlandırılır. Böylece, karma ekonomi kavramının kullanılmasında plan ve piyasanın birlikte varlığı ölçüt olarak alınmış olur.
    Ülkemizde karma ekonomi sistemini benimsemiş ülkelerden biridir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ekonomik politikada bazı değişiklikler olmuş ise de hiçbir dönemde karma ekonomiden ayrılma olmamış sadece bazen devletçiliğe, bazen de liberalizme ağırlık verilmiştir.

    YÖNLENDİRİLMİŞ PİYASA EKONOMİSİ
    Piyasa sisteminde, ekonominin arz ve talep cephelerinde farklı piyasa tipleri oluşur. Tam rekabet, oligopol, monopol v.b. gibi. Bu farklılaşmaya koşut olarak ekonomik düzende de değişimler ortaya çıkar. Her ülkenin kendi sosyoekonomik gelişmesine bağlı olarak oluşan bu farklılaşma, o ülkenin ekonomik düzenini ve ekonomik düzen politikasını etkiler. Piyasaya dayalı koordinasyonun gerçekleştirildiği ülkelerde yaşanan sosyoekonomik gelişme süreci, temel öncelik ilkesinde yeni bir anlayış yaratmıştır. Sosyallik ve bireysellik ilkeleri yeni bir anlayış içinde ele alınarak, devlet ve ekonominin bütünleşmesi sonucunda oluşan sosyal devletin piyasalara belli sınırlar içinde, belli ilke ve yöntemlere göre müdahalesine yer vermiştir. Devletin ekonomik süreci yönlendirmesi ilke olarak benimsendiği için, günümüz piyasa ekonomileri yönlendirilmiş piyasa ekonomileri olarak adlandırılır.
  4. Yazan: marcuscum
    No Avatar
    BUNU KOPYALAMAK İÇİN ÜYE OLDUM,,SAĞLUN YİNEDE :d
  5. Yazan: medusahera
    No Avatar
    YAZAN ARKDAŞIN ELLERİNE SAĞLIK Register AMA DÜNAYADA KİM HANGİ EKONOMİK SİSTEMİ KULLANIYOR Register
  6. Yazan: BiR-DOST
    BiR-DOST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Eline sağlık
  7. Yazan: The Gimp
    No Avatar
    saolun beylerRegister
  8. Yazan: nihalslv
    No Avatar
    ben bunun arka rengını nasıl beyaz yapıcam yaww
  9. Yazan: ıssızada
    ıssızada - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    neyin arka rengini beyaz yapmak istiyorsun?


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Uzman Sistemler
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Elektrik - Elektronik.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.09.2011, 13:31
  2. Periyodik Sistemler
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 03.03.2011, 22:49
  3. Vücudumuzda Sistemler
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: İlköğretim.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 03.11.2010, 09:33
  4. Ekonomik Sistemler
    Konuyu Açan: Gül_yarasi, Forum: Genel Konular.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 13.10.2010, 14:12
  5. Siyasal Sistemler
    Konuyu Açan: sevil1903, Forum: Siyaset bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.07.2009, 11:45

copyright

Soru Cevap

grafimx