Erdemler Üzerine

  1. Erdemler Üzerine Konu Anlatım - Erdemler Üzerine Konusu - Enneadlar Konuları



    1. "Bu dünyada kötülükler zorunlu olarak bulunduklarından ve dünyanın bu bölgesinde dolaştıklarından ve ruh kötülüklerden kaçmak istediğinden, biz de bu dünyadan kaçmalıyız." Bu kaçış neden ibarettir? [Platon], "Tanrı 'ya benzer olmaktan" cevabını verir; eğer adalete, ihtiyatın eşlik ettiği dindarlığa ve genel olarak erdeme erişirsek, bu kaçışı başarabiliriz. Fakat erdem sayesinde Tanrı'ya benzer olursak, erdeme sahip olan bir Tanrı'ya mı benzemiş oluruz? Kuşkusuz evet, çünkü, (bu Tanrı'ya değilse ç.n.) hangi Tanrı'ya benzer oluruz? Benzediğimiz (şey), bu niteliklere en yüksek derecede sahip olan Tanrı değil midir? Dünyanın ruhuna ve harika bir bilgeliğin ait olduğu, ruhun asıl bölümüne bezemiyor muyuz? Çünkü, bu dünyada olduğumuz için, erdem tabii' olarak bizi O'na benzetir. -Ve bununla birlikte, önce, itidal ve cesaret gibi bütün erdemlerin Tanrı'ya oldukları kuşkuludur; Tanrı'da cesaret yoktur; çünkü, O'nun korkacağı bir şey, kendi dışında var olan bir şey bulunmamaktadır; O'nda itidal de yoktur; çünkü, Kendisi'nde hiçbir haz yoktur, yoksunluğu O'nda, hazza sahip olma ve onu koruma isteği uyandırmaz. Diğer taraftan doğrusu, O da, ruhlarımızın yöneldiği düşünülür nesnelere doğru yönelir; çünkü, düzen ve erdemler, O'na olduğu gibi, gibi bize de (dünyadan değil) düşünülür nesnelerden gelir. Şimdi soralım: Düşünülür Tanrı erdemlere sahip midir? Tanrı 'nın, en azından insan erdemleri denen, akıl yürütmeye bağlı ihtiyat; yüreğin bir erdemi olan cesaret; isteğin alıla bir uyuşmasından ve uyumundan ibaret olan itidal; ruhun her bölümünün, emrederek veya itaat ederek, kendi fonksiyonunu gerçekleştirmesinden ibaret adalet gibi erdemlere sahip olması doğru değildir. Tanrı'yla benzerlik, insan erdemlerinde değil; fakat daha yüksek ve insan erdemleriyle aynı adı taşıyan erdemlerde mi bulunur? Fakat daha ne? Fakat bu benzerlik yüksek erdemlerde bulunursa, insan erdemlerine kesin olarak yayılmaz mı? Onların bizi hiç de Tanrı'ya benzetmemeleri saçma değil midir? Gerçekte yüksek erdemlere sahip olanlar, tanrısal olarak tanınırlar (ve onlara bu adı vermek gerekirse, ne olursa olsun, bunun nedeni, onların tanrılara benzemesi değil midir") Bu benzerliğe sadece üst erdemlerIe ulaşılması saçma değil midir?

    Bunlardan biri veya öbürü doğru olsun; bundan, Tanrı'nın, bizimkilerden farklı olsalar bile, erdemlere sahip olduğu sonucu çıkar. Tanrı'nınkilerden farklı erdemlerle Tanrı'ya benzeyebildiğimizi kabul edersek (çünkü diğer erdemlerde ondan başka türlüdür, en azından Tanrı'nın erdemlerine benzemeyen, insani erdemler gibi erdemlere sahip oluruz) daha uzağa gitmemize ve Tanrı sahip olmasa da kendi erdemlerimizle Tanrı'ya benzer olduğumuzu söylemeye hiçbir şey engel olmaz. Bu hangi tarzdamümkündür? İşte şöyle: Bir nesne, sıcaklığın (kendinde ç.n.) bulunuşundan dolayı ısınırsa, sıcaklığın kaynağı olan objenin de eşit derecede ısınmış olması zorunludur ve bir obje, ateşin kendisinde bulunuşundan dolayı ısnırsa, bizzat ateşin, ateşin bulunuşundan dolayı ısınması zorunlu mudur? Ateşte de bir sıcaklığın; fakat ondan ayrılmaz bir sıcaklığın olduğu söylenerek cevap verilebilir. Benzetmeye dayanarak diyebiliriz ki, ruhtaki erdem kazanılmış bir niteliktir; halbuki erdem, ruhun taklit ettiği ve benzediği varlıktan ayrılmaz. Fakat ateşten çıkarılmış kanıta şu itiraz yapılabilir: Buradan, [ateşin sıcaklıktan ibaret alınası gibi], bu varlığın erdemin bizzat kendisinin olduğu sonucu çıkar; oysa Tanrı'nın, erdemin de üstünde olduğunu düşünmüyor muyuz? Eğer ruhun katıldığı erdem, ruhun kaynağı olan varlığa özdeş olsaydı, bu sağlam kanıt olurdu; fakat erdem bu varlıktan farklıdır. Duyulur ev, [mimarın] düşüncesindeki eve benzese de onunla aynı değildir; duyulur evde düzen ve orantı vardır; halbuki düşüncede ne düzen, ne orantı, ne de simetri vardır. Aynı şekilde, bu dünyada erdemi oluşturan düzeni, orantıyı ve uyumu, düşünülür dünyadan alıyoruz; fakat düşünülür varlıkların bu uyuma, bu düzene, bu orantıya ihtiyaçları yoktur ve erdemin onlara hiçbir yararı olmaz; aynı şekilde erdemin varlığının bizi onlara benzer kıldığı daha az doğru değildir; erdemin bizi düşünülür varlığa benzer kılmasından, zorunlu olarak, erdemin bu varlıkta bulunduğu sonucu çıkmaz. Şimdi açıklamamızla ruhu ikna etmek ve onu engellememek gerekir.

    2. Diyoruz ki, önce Tanrı'ya benzer olmamızı sağlayan erdemleri alalım ve bizde imge halinde, erdem olan ve Tanrı'da model halinde, ama erdem olmayan, bu özdeş öğeyi bulalım; bu öğe bizde imge halinde erdemdir, Tanrı'da model halinde erdem olmayan şeydir. Fakat önce iki tür benzerliğin olduğunu belirtelim: Benzer varlıklarda özdeş bir öğeyi gerektiren benzerlik; bu benzerlik, aynı ilkeden geldikleri için, benzerlikleri karşılıklı olan varlıklar arasında bulunur; ikinci benzerlik türü, biri, ilk olan başka birine benzeyen ve karşılıklı olarak, birbirine benzediklerini söyleyemediğimiz iki şey arasında bulunur; bu ikinci tür benzerlik, her ikisi arasında özdeş bir öğenin varlığını değil; fakat daha ziyade, benzerlik 'ikinci tarzda gerçekleştiği için, farklı bir öğenin varlığını gerektirir. Şimdi erdem, genel olarak erdem ve özel olarak her bir erdem nedir? Fakat daha açık konuşmak için, özel her bir erdemden söz edelim: Bu tarzda, bütün erdemlerin ortak özelliği kolayca ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak yukarıda sözünü ettiğimiz insanı erdemler bizi gerçekten düzene koyarlar ve bizi iyi hale getirirler; isteklerimize ve bütün tutkularımıza bazı sınırlar ve bir ölçü koyarlar; bizi hatalarımızdan korurlar, çünkü, bir varlık kendini sınırladığı ve ölçüye itaat ederek ölçüden ve sınırlardan yoksun varlıklar alanından dışarı çıktığı için daha iyi olur. Fakat erdemler, madde gibi düşünülen ruh için ölçüler oldukları sürece, sınırlarını, kendilerinde bulunan ideal-ölçü imgesinden alırlar ve erdemler yukarıdakinin yetkinliğinin kalıntısına sahiptirler. Çünkü, hiç de ölçüye itaat etmeyen şey, hiçbir derecede Tanrı'ya benzer olmayan maddedir; fakat bir varlık biçime ne kadar çok katılırsa, biçimsiz olan tanrısal varlığa o kadar çok benzer; Tanrı'nın yakınında olan varlıklar biçime daha çok katılır. Tanrı'ya bedenden daha yakın olan ruh ve ruhla aynı cinsten olan varlıklar, ona maddeden daha çok katılırlar. Ruhun Tanrı'ya katılması bazen öyle bir dereceye ulaşır ki, kendini Tanrı gibi görerek yanılır; kendinde olan şeyin, tanrısal varlığın toplamı olduğuna yanlış olarak inanır. İşte kendine özgü erdemlere sahip olan insanların Tanrı'ya benzer olma tarzı böyledir.

    3. Fakat Platon Tanrı 'yla benzerliğin, üst erdemlere ait oldukça, başka türden benzerlik olduğunu belirttiği için, şimdi bu' başka tür benzerlikten söz etmemiz gerekir; böylece İnsanı erdemin ve üst erdemin özlerinin ne olduğunu daha açıkça göreceğiz ve genel olarak insanı erdemden farklı bir erdemin bulunduğunu göreceğiz. Platon önce, Tanrı'ya benzemenin bu dünyadan kaçmaktan ibaret olduğunu söyler; ardından erdemleri, Devlet'te sözünü ettiği erdemlere, sadece erdemler değil; ayrıca insani erdemler demektedir; nihayet başka yerde bütün erdemlere arınmalar adım verir; bütün bunlar Platon 'un iki tür erdem kabul ettiğini, Tanrı'yla benzerliği politik erdemden saymadığını gösterir. O halde, erdemler arınmalardır ve özellikle arınmayla Tanrı'ya benzemeliyiz, derken bu hangi anlamdadır? Ruh, bedene karıştıkça, onunla duygudaşlık kurdukça, onunla anlaştıkça kötüdür; halbuki bedenle anlaşmazsa, yalnız başına hareket ederse (bu, düşünce ve ihtiyat olan eylemdir); bedenle artık duygudaşlık kurmazsa (bu itidaldir); bir defa bedeni terk ettikten sonra artık korkmazsa (bu cesarettir), eğer akıl ve zeka dirençle karşılaşmadan egemen olursa (bu adalettir); ruh hem iyidir, hem de erdemlere sahiptir. Bu erdemlere sahip olan ruh, düşünülürü düşünür ve böylece tutkusuz olur. Ruhun bu durumuna, bütün gerçekliğiyle Tanrı'ya benzeme denebilir; çünkü, tanrısal varlık, tüm bedenden ve aynı şekilde bedenin hareketinden arınmıştır; tanrısal varlığı taklit eden varlık, sonuçta ihtiyata sahiptir. -Fakat bu tür ruhsal durumların tanrısal varlıkta bulunduğu söylenebilir mi? -Kuşkusuz hayır; o, hiç de böyle ruhsal durumlara sahip değildir; bunlar sadece ruhta bulunur. Üstelik ruh, değişen düşüncelere sahiptir; Ruh, bir ve aynı düşünülürü, çeşitli görünüşler altında ve hiç de başka şeyleri düşünmeden düşünür. Tanrı'nın düşünmesinin ve ruhun düşünmesinin sadece adları mı ortaktır? Hiç de değil; fakat bunlardan biri ilktir ve diğeri türemiştir ve farklıdır. Konuşulan dil nasıl ruhtaki dilin bir imgesi ise, ruhtaki dil de başka bir varlıktaki Kelamın bir imgesidir. Konuşulan dil, nasıl ruhun iç 'diliyle karşılaştırıldığında kelimelere ayrılırsa, tanrısal Kelamı yansıtan ruhun dili, eğer Kelamla karşılaştırılırsa, bölümler halindedir. Evet erdem, ne zekaya ne de Zeka'nın üstündeki ilkeye değil; ruha aittir,

    4. Arınma, ikinci anlamda alınan erdeme özdeş midir?
    Veya erdem arınmanın sonucu mudur? Erdem, arınma fiilinden veya bu fiili izleyen arınmışlık halinden mi ibarettir? Fiildeki erdem, durumdaki erdemden daha az yetkindir; çünkü, durum, bu fıilin tamamlanması gibidir. Fakat arınmışlık hali sadece bizdeki her yabancı ögenin yok edilmesidir ve iyi, farklı bir şeydir. Eğer arınan varlık kirlenmeden önce iyi olsaydı, arınma yeterdi. Kuşkusuz varlık (kendine ç.n.) yetecek ve iyi, arınma değil de, devam eden bir öğe olacaktır. Fakat arınmadan sonra varlığını sürdüren bu doğa nedir? İyilik midir? Kuşkusuz hayır; çünkü iyilik önceden var olsaydı, kötü varlıkta da bulunurdu; bu ise imkansızdır. -Fakat bu doğanın, iyiliğin biçimine sahip olduğunu söylemek gerekir mi? Onun, gerçek iyiliğe bağlı kalmaya gücü yetemez; çünkü o, tabii olarak, iyilik kadar kötülüğe de eğilimlidir. Bu doğa (ruh) için iyi, yakın olduğu varlıkla birleşmesidir; kötülük benzer olduğu varlığa zıt varlıklada birleşmesidir. Sonuç olarak arınma birleşme için gereklidir; o, İyi ile, O'na dönerek birleşecektir, -Fakat şimdi arınma yukarı çıkmayı mı (conversion) izler? -Hayır, yukarı çıkma arınmadan sonra yapılan bir şeydir. -Erdem bu yukarı çıkma mıdır'? Hayır; fakat ruhun için erdem, yukarı çıkmanın sonucu olan şeydir. - Sonuç olarak o nedir? - Temaşa ve düşünülür objelerin derin etkileridir; gözün görmesinin görünür obje tarafından meydana getirilmesi gibi, bu temaşa ruhta fiil halindedir. -Fakat temaşanın bu objelere, fakat onları hatırlamasa da önceden sahip olduğu doğru değil midir? Evet, onlara sahipti; fakat bu objeler fiil halinde değildi; ruhun karanlık bir bölgesine konulmuşlardı; onları aydınlatmak ve onlarda onlara sahip olduğunu bilmek için, ruh, kendini aydınlatan bir ışığın izini alıp kabul etmek zorundadır. Ruh bu objelere değil, fakat onların izlerine sahipti.

    Ruhun, izi olduğu gerçekliklerin izlerine uygun olması gerekir. Ruh, onlara sahiptir; kuşkusuz bu demektir ki, zeka ruha yabancı değildir; özellikle ruh bakışlarını zekaya çevirdiği zaman, zeka ruha yabancı değildir; aksi halde zeka, ruhta olsa bile, ona yabancıdır. Bilimsel bilgilerimiz de böyledir; onları aktüel olarak asla temaşa etmezsek bize yabancı olurlar.

    5. Arınma bizi nereye kadar götürür?
    Bu problemi çözdüğümüzde, erdemin bizi kime benzer kıldığını ve bizi hangi Tanrı 'ya özdeş kıldığını göreceğiz. Oysa bu, öncelikle arınmanın kalbimizi, isteklerimizi, bütün diğer duygularımızı, üzüntülerimizi ve benzer tutkularımızı hangi anlamda arıttığını sormak demektir; bu, ruhun bedenden hangi noktaya kadar ayrılabildiğini sormak demektir. Kuşkusuz ruh, bedenden ayrılarak, seçkin bir yere sahip bütün bölümleriyle birlikte, kendinde murakabeye varır: Ruh, hiç de etkilenmez bir duruma gelmiştir; sadece vazgeçilmez hazları duyar; acılarını, sadece onlar tarafından rahatsız edilmemek için gerekli olduğu kadarıyla giderir ve onlardan kaçar; bir';, dereceden sonra artık ıstıraplarını hissetmez veya bu onun için mümkün olmazsa, şikayet etmeden onlara katlanır ve başkalarıyla paylaşmaksızın onları azaltır; gücü yettiği ölçüde aşırı duygulardan kurtulur; bunu yapamazsa, öfkenin kendine hakim olmasına izin vermez; fakat arada sırada olan ve zayıflayan irade dışı kargaşayı bedene bırakır; onda hiçbir korku yoktur (çünkü bazen istek dışı bir itki olmasına rağmen korku duymaz); sonuç olarak ruh, korkunun onu bir tehlikeye karşı uyarması durumu hariç, korkusuzdur. Açıkçası ruh, utanılacak hiçbir şey istemez; içmeyi ve yemeyi kendisi için değil; bedenin ihtiyaçlarını tatmin etmek için ister; aşkın hazlarının peşinde koşmaz veya en azından sadece tabiatın gerektirdiği ve kendisini, kendinin hakimi yapmasına izin veren hazların ardından gider veya kendini en çok imgelemesinin hamlesine terk eder. Fakat düşünen ruh sadece, bütün bu tutkulardan arındırılmış olmakla kalmayacaktır; ayrıca ruhun irrasyonel bölümünü de arıtmak isteyecektir; düşünen ruhun böyle yapmasının amacı, ruhun kendinin dış dünya izlenimlerinin etkilerinden kurtarmasını, hiç olmazsa bu etkilerin yoğunluğunu azaltmalarını, az olmalarını, ardından Zeka'ya yakınlık sayesinde hafifletilmelerini sağlamaktır. Böylece ruhun irrasyonel bölümü bir bilgenin yanında yaşayan bir insan gibi olacaktır; ya iyi İnsana benzer olur; ya da bu komşuluktan yararlanır ve ya ona benzer veya iyi insanın yapmak istemediği şeyi yapmaya cesaret ettiğinden dolayı utanır. Sonuç olarak artık mücadele yoktur; aklın orada olması yeter; ruhun aşağı bölümü akla saygı gösterir; bu aşağı bölüm şiddetli bir harekete maruz kalırsa, efendisi yukarıda olduğunda, dingin olarak kalmadığına kızar ve zayıflığından dolayı kendini kınar.

    6. Duyarlılığın bu hareketleri ahlaki kusurlar değildir; insan (ın hataları ç.n.) tam olarak giderilmiştir; fakat İnsanın çabasının amacı (ahlaki) iflastan kurtulmak değil; fakat Tanrı olmaktır ve bu istek dışı hareketler ortaya çıktıkça şeytanı bir varlık ve bir şeytan vardır; çünkü, insan ikiye bölünmüştür veya daha çok insanda, kendinden farklı bir varlık vardır, bu farklı varlığın erdemi de insanınkinden farklıdır. Bu hareketler artık yapılmazsa, insan tümüyle ve sadece bir Tanrı'dır, Bir'den sonra gelen bu tanrılardan biridir. Çünkü,' o bizzat yukarıdan gelen bu tanrılardan biridir; o yukarıdan geldiği gibi kalırsa yukarıda olur; fakat dünyaya inince, zekamızda bulunur ve kendine benzeyebildiği ölçüde zekamızı kendine benzer kılar ve bu mümkün olursa, ruh artık dış dünyanın etkilerine maruz kalmaz, efendisi olan Tanrı'nın, hoşuna gitmeyecek hiçbir fiil yapmaz.

    Böyle bir ruhtaki erdemlerin her birinin ne olduğunu görelim. Bilgelik ve ihtiyat, Zeka'nın sahip olduğu ve bir ilişkiyle sahip olduğu varlıkları temaşa etmekten ibarettir; bilgelik ve ihtiyat iki türdür; bunlar bazen Zeka'da, bazen ruhta bulunurlar; Zeka'da hiç de erdem değildirler; fakat ruhta erdemdirler. Onlar Zeka'da ne olarak bulunurlar? Sadece Zeka'nın fiili ve özüdürler. Fakat Zeka' dan ruha geldiklerinde ve kendilerinden farklı bir varlıkta bulunduklarında erdem olurlar. Bizatihi adalet, örneğin, bütün diğer bizatihi erdemler gibi bir erdem değildir; fakat bir erdemin örneğidir; bizatihi erdemden gelen şey, işte erdem (budur ç.n.); gerçekte bir varlığın erdeminden söz edilir; fakat bizatihi erdem veya erdem fikri, erdemden farklı bir varlık hakkında değil; fakat bizzat erdemin kendisi hakkında kullanılır. Örneğin adalet, her varlığın kendi fonksiyonunu yerine getirmesinden ibarettir; fakat adalet, her zaman bölümlerinin bir çokluğunu gerektirir mi? Evet, bizatihi adaletin değil; fakat birbirinden ayrı pek çok bölümleri olan varlıklardaki adaletin bölümleri olabilir; çünkü adaletin fonksiyonu basit bir varlıkta gerçekleşebilir. Gerçek adalet, kendi başına var olan adalet, o zaman, birbirinden ayrı bölümleri olmayan bu varlığın kendisiyle ilişkisinden ibarettir. Ruha gelince, üst biçimiyle adalet, sadece zekaya doğru yöneltilmiş bir faaliyet; itidal, zekaya doğru bir geri çekilme; cesaret ruhun bakışlarını yönelttiği Zeka' nın tabii değişmezliğini (impassibilite) taklit eden bir değişmezlik değil midir? Böylece ruh, erdemin bu üst biçiminde sadece kendisidir, onun kendisini barındıran aşağı ilkeyle artık ilişkisi yoktur.

    7. Ve bu tür erdemler, Zeka'da erdemlerden önce olan örneklerinin birbirini izlemesi gibi, ruhta birbirlerinin ardından giderler. Zeka'da bilim veya bilgelik düşünmedir; itidal, kendinin kendisiyle ilişkidir; adalet, kendine özgü etkinliğin gerçekleştirilmesidir; cesaretin benzeri, kendiyle özdeşlik ve anlık halinin sürekliliğidir. Ruhta bilgelik ve ihtiyat Zeka'nın vizyonudur; fakat ruhun erdemleri bunlardır; Zeka' da olduğu gibi, ruhta erdemler ve varlık özdeş hiç de değildir; erdemlerin serisi de böyledir. Arınma sayesinde (çünkü, bütün erdemler anlık halini içeren arınmalardır) ruh, bütün erdemlere sahiptir; aksi halde erdemlerden hiçbiri yetkinliğe ulaşmazdı. Bu üst şekliyle erdemlere sahip olan kişi, zorunlu olarak, aşağı biçimlerdeki erdemlere güç halinde sahiptir; fakat aşağı erdemlere sahip olan, zorunlu olarak üst erdemlere sahip değildir.

    Bilgenin hayatı, seçkin biçimiyle böyledir.

    O, fiil halinde aşağı erdemlere mi veya sadece üstün erdemlere mi sahiptir? Onların her ikisine; fakat farklı anlamda sahiptir. Her erdemi ayrı biçimde inceleyelim. İşte ihtiyat; bilge, aşağı erdemlerin ilkeleri olan erdemleri gerçekleştirirse, aşağı biçimiyle ihtiyat, artık (kişinin ç.n.) etkin olmadığı halde, varlığını nasıl sürdürür? Erdemlerin aynı tabii sınırları yoksa, sadece istekleri sınırlayan bir itidal ve kendini tamamen ortadan kaldıran bir itidal varsa, bu nasıl mümkün olur? İlk erdem, ihtiyat, kendi yerinden kovulur kovulmaz, diğer erdemler de aynen bu duruma düşer. Bununla birlikte, bilge bu aşağı erdemleri tanıyacak, onlardan türeyen bütün niteliklere sahip olacak; hatta belki de gerektiğinde bu erdemlere uygun olarak davranacaktır. Fakat üst ilkelere ve kurallara ulaşınca, bu kurallara uygun davranacaktır; o zaman itidali hazların sınırıyla sınırlamayacaktır; fakat mümkün olduğunca kendini bedenden tümüyle yalıtacaktır; bu bilge, insani erdemlerin yargısına göre iyi bir insan olan kişinin hayatını yaşamaz; bu hayatı terk eder; tanrıların hayatı olan bir başka hayatı seçer; çünkü o, iyi insanlara değil; tanrılara benzer olmak ister. İyi insanlara benzeme, bir imgenin, aynı modelden doğan başka bir imgeye benzemesidir; fakat Tanrı 'ya benzeme, bizzat modelin kendine benzemedir.

    Register

     

     

    MiSS-FENER - 26.09.2011 - 21:51



Benzer Konular

  1. Büyük Erdemler Risalesi - André Comte - Sponville
    Konuyu Açan: AĞRAZ, Forum: Kitap Tanıtımı.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.03.2013, 11:46
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 14.04.2010, 14:12
  3. Erdemler Köyü Akçakale Şanlıurfa
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Şanlıurfa.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07.03.2010, 17:06
  4. Erdemler Köyü, Malatya
    Konuyu Açan: MARDINLI1986, Forum: Malatya.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04.03.2010, 21:14
  5. Erdemler Köyü Merkez Gümüşhane
    Konuyu Açan: SU-PERISI, Forum: Gümüşhane.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12.01.2010, 02:51

copyright

Soru Cevap