Anayasacılık

  1. Anayasacılık Nedir - Çağdaş Anayasacılık - Sözleşmeli Anayasacılık - Anayasasalı Devlet - Sosyal Düzen - İyi Bir Devlet Yönetimi Nasıl Olmalı - Anayasal Devletin Özellikleri




    Devlet, egemenlik hakkı ve yetkisinin sonucu olarak siyasal güce sahiptir. Devletin sahip olduğu bu güç, hiçbir şekilde sınırsız değildir ve keyfi olarak kullanılamaz. Devlet sahip olduğu siyasal gücü, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak, adaleti tesis etmek için kullanır. Siyasal gücün kullanım alanının genişlemesi insan hak ve özgürlükleri için tehlike teşkil etmeye başlar. Siyasal gücün genişlemesi devletin büyümesi anlamına gelir. Sınırsız güç ve büyük devlet, siyasal, sosyal ve ekonomik sorunların artmasına ve daha da ağırlaşmasına neden olur.


    Siyasi gücün tek bir elde toplanması son derece tehlikelidir. İyi bir devlet yönetiminde siyasal güç; yasama, yürütme ve yargı organları arasında dağıtılmalıdır. Buna yatay kuvvetler ayrılığı denir. Yatay kuvvetler ayrılığının sağlanması için “kanun yapma” (yasama) ile “hükümet etme” (yürütme) yetkilerinin birbirinden kesinlikle ayrılması ve her ikisinin de “bağımsız mahkemeler” (yargı) kanalıyla denetime tâbi tutulması gerekir.


    İyi bir devlet yönetimi için güç ve yetki tek merkezde toplanmamalıdır. Merkezi devlet ile mahalli idareler arasında mutlaka hizmet ve gelir bölüşümü yapılmalıdır. Güç ve yetkinin merkezde toplanması (merkeziyetçilik) siyasal ve ekonomik sorunları ve yozlaşmaları artırır. İdari ve mali yönden adem-i merkeziyetçilik (desantralizasyon) daha iyi bir devlet yönetimi için gereklidir. Siyasal gücün merkezi ve mahalli idareler arasında bu şekilde dağıtılmasına dikey kuvvetler ayrılığı adı verilir.


    İyi bir devlet yönetiminde siyasal gücü sınırlayacak kurumlardan biri, seçim sisteminin ve oylama mekanizmasının varlığıdır. Demokrasi, genel ve eşit oy hakkının güvence altına alındığı bir devlet yönetim şeklidir. Vatandaşlar sahip oldukları oy hakkı ile yöneticileri belirli bir süre için seçme hakkına sahip olurlar. Siyasal gücü kötüye kullanan yöneticiler bir sonraki seçimlerde yeniden seçilemeyebilirler.


    Seçim ve oylama, demokrasinin vazgeçilmez şartıdır. Ancak seçim sisteminin ve oylama mekanizmasının varlığı siyasal gücün kötüye kullanılmasını engelleyemez. Dört ya da beş yıl gibi bir süre için seçilen yöneticiler, seçildikleri dönem içinde siyasal gücü kötüye kullanabilirler.


    Devlet yönetiminde yöneticilerin vatandaşlar adına sahip oldukları ve kullandıkları güç ve yetkileri kötüye kullanmalarını ve suiistimal etmelerini önlemek için yönetimde açıklık (Şeffaflık) gereklidir. Siyasal sürecin gizlilik ve örtbas içerisinde değil, tam bir açıklık içerisinde işlemesi önemlidir. Yönetimde açıklık için, her şeyden önce, vatandaşların bilgi edinme haklarının anayasal ve yasal güvence altına alınması gerekir.


    Açıklık, devletin tüm kurumlarının, kendilerine ait bilgileri ve belgeleri kamuoyunun bilgisinden saklamamasını ifade etmektedir. Ancak bazı tür bilgi ve belgelerin (örneğin, ülkenin savunması ile ilgili) tümüyle kamuoyuna sunulması söz konusu olamaz. Bu türde gizlilik içinde muhafaza edilmesi gereken bilgi ve belgeler dışında, demokratik bir devlette, açıklık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Özellikle, devletin gelir ve giderlerine ilişkin dökümanın, yani bütçenin açık ve anlaşılır olması büyük önem taşımaktadır. Vatandaşlar ödemiş oldukları vergilerin ne şekilde harcandığını bilmelidirler.


    İyi bir siyasal düzen ve devlet yönetimi için siyasal güç alanını ve siyasal gücü elinde bulunduran devletin haklarını, yetkilerini, görevlerini ve fonksiyonlarını sınırlamak gerekir. Yatay ve dikey kuvvetler ayrılığı, seçim ve oylama mekanizması devlet gücünün kötüye kullanılmasını önlemek için geliştirilmiş müesseselerdir. Bunlar dışında siyasal gücü sınırlayacak temel araç anayasadır.


    Anayasa kelimesi esasen, Avrupa’da mutlak monarşilere karşı verilen mücadele sonunda kralların mutlak gücünün sınırlandırılması ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunması için ortaya çıkmıştır.


    Geleneksel Anayasacılık anlayışında, anayasa, sadece ülkelerin siyasi yapısını ve devlet şeklini belirleyen, yasama, yürütme ve yargı organlarının görev ve fonksiyonlarını açıklayan, temel siyasi hak ve özgürlüklerle ilgili hükümlere yer veren bir belge olarak kabul edilir. Oysa, çağdaş anayasacılık anlayışında, yukarıdaki klasik anlayışın geçerliliğini yitirdiği ve anayasaların ülkelerin ekonomik sistemlerini de belirleyen ve onların istikrar içinde gelişmesini sağlayacak hükümlere yer veren belgeler olması görüşü savunulur.


    Çağdaş anayasacılık, anayasa ve yasal normlarla devletin ve devleti yönetenlerin güç ve yetkilerinin sınırlandırılmasını savunan bir yaklaşımdır. Tarihte anayasacılık hareketleri, mutlak siyasi güce ve otoriteye karşı verilen mücadelelerin tarihidir. Anayasacılık hareketleri, devlet yönetiminde keyfiyetin önlenmesi için yapılan mücadeleleri ifade etmektedir.


    Özgür bir toplumda, devletin güç ve yetkilerini sınırlayacak temel araç anayasa ve yasalardır. Anayasanın ve onun özüne ve ruhuna uygun yasaların temel fonksiyonu devletin görevleri ve fonksiyonlarını sadece belirtmek değil, aksine devletin güç ve yetkilerinin çerçevesini çizmek ve sınırlandırmaktır.


    Devletin hukuk kuralları ile sınırlandırılması anayasacılık (Constitutionalism) olarak adlandırılır. Anayasacılık, devletin sadece anayasal hükümlerle sınırlandırılması demek değildir. Haklar ve özgürlükler sadece yazılı bir anayasa ile korunamaz. Aynı şekilde devletin keyfi ve sınırsız gücü sadece ve sadece yazılı bir anayasa ile sınırlandırılamaz. Anayasacılık zihniyetinin toplumda yerleşmiş olmasında siyasal kültür büyük önem taşır.


    Anayasacılık, toplumsal kesimlerin katılımını, diyalogunu ve uzlaşmasını öngören bir sözleşmeci perspektife dayalı olmalıdır. Bu perspektife sözleşmeci anayasacılık (Contractarian Constitutionalism) adı verilir. İyi bir sosyal düzenin temel ilkeleri, kuralları ve kurumları üzerinde toplumsal uzlaşma (consensus) sağlanmalı ve daha sonra da üzerinde uzlaşılan konular formel bir yapıya, yani toplumsal sözleşme (anayasa) haline getirilmelidir. Toplumsal sözleşme metni halk tarafından büyük çoğunlukla (oybirliğine yakın bir çoğunluk) kabul edilmiş olmalıdır.


    Sözleşmeci anayasacılık, kuralları ve kurumları ön plana alan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda toplumsal düzenin kurallarının önceden ve iki aşamalı (anayasal ve yasal- kurumsal) olarak belirlenmesi ve yürürlüğe konulması savunulur. Birinci aşamada, sosyal düzenin temel kuralları anayasa içerisinde belirlenir. Buna anayasal düzen adı verilir. İkinci olarak, anayasanın ruhuna ve özüne uygun yasal ve kurumsal düzenlemeler yürürlüğe konulur. Anayasa sonrası bu yasal ve kurumsal düzenlemeler ise post-anayasal düzen olarak adlandırılır.

    İyi bir sosyal düzen için “anayasalı devlet” değil “anayasal devlet” gereklidir. Yazılı bir anayasası bulunan bir ülke, anayasalı devlet olarak adlandırılır. Ancak her anayasalı devlet, “anayasal devlet” değildir. Anayasal devlet olmak için siyasal iktidarların hukuk kuralları ile güç ve yetkilerinin sınırlandırılması gerekir. Daha doğru bir tanımlamayla anayasal devlet olmak için, başta, anayasa olmak üzere yasal ve kurumsal normlarla siyasal iktidarın keyfiyeti sınırlandırılır.

    Bir anayasal devlet başlıca şu temel kurumlara sahip olmalıdır:

    Kuvvetler ayrılığı

    Temel hak ve özgürlüklerin haklar bildirgeleri veya anayasa ile güvence altına alınması

    Hukukun üstünlüğü ve kanun hakimiyeti

    Yargı denetimi

    Anayasa ile devletin güç ve yetkilerinin sınırlandırılması.


    İyi bir sosyal düzende, anayasa, devleti sınırlayacak ve bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak temel toplumsal sözleşme metni olarak kabul edilir. Dolayısıyla anayasanın bir ideolojisi mevcut olacaktır. “Devletin ve anayasanın bir ideolojisi olmaz” yaklaşımı doğru değildir. Nihayetinde anayasalar insanlar tarafından yapılır. İdeolojisiz bir anayasa oluşturmak mümkün değildir. Önemli olan, anayasanın ideolojisinin evrensel hukuk kurallarına ve sivil toplum düzeninin temel ilkelerine dayalı olmasıdır. Bu ideoloji “genel konsensus” (consensus omnium)’un bir sonucu olmalıdır. “Yeni” toplumsal sözleşme geniş bir mutabakata dayanmalıdır.


    alıntı

     

     

    BiR-DOST - 12.05.2010 - 01:00



Benzer Konular

  1. Anayasacılık Nedir
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Siyaset bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.06.2011, 12:57

copyright

Soru Cevap

grafimx