RÖNTGEN



  1. Radyolojik tanı yöntemlerinin en eskisi olan röntgen bir projeksiyon yöntemidir. Bir projeksiyon makinası, nasıl üzerine konan bir şekil ya da yazıyı perdeye yansıtırsa, vücudu geçen X-ışınları da vücudun iç yapılarını röntgen filmi üzerine o şekilde yansıtır.
    Bu iki projeksiyon olayı arasında önemli bir fark vardır. Projeksiyon makinası üzerine konan şekil veya yazı iki boyutludur, projeksiyonu da iki boyutludur, dolayısıyla aslı ve perdeye düşen görüntüsü arasında fark yoktur. Halbuki x-ışını önüne konan insan vücudu üç boyutludur; sadece eni, boyu değil derinliği de vardır ve bu derinlikteki bütün yapılar röntgen filmi üzerinde üst üste düşer (süperpozisyon). Örneğin, arka-ön bir göğüs röntgenogramında omurga, nefes borusu (trakea), kalp, veön göğüs kemiği (sternum) üst üste düşer ve bu yapıların herbirinin açık bir şekilde görüntülenmesi engellenir. Bu sorun, BT ve MR gibi kesit görüntüleme yöntemlerinin kliniğe girmesi ile çözümlenmiştir.

    Temel fizik kurallar
    X-ışınları, röntgen tüpü denilen özel aygıtlarda yüksek gerilimli elektrik enerjisi ile üretilir. Gerilim ne kadar yüksekse elde edilen X-ışınının dalga boyu o kadar kısa, dolayısıyla enerjisi de o kadar yüksek olur. X-ışının dalga boyu kısalıp enerjisi arttıkça dokuyu geçme yani penetrasyon yeteneği de aynı ölçüde artar.
    X-ışınlarının radyolojik tanıda kullanılmalarını sağlayan özellikleri şunlardır:
     Penetrasyon: Maddeyi geçme özelliğidir. Aynı aileden gün ışığı, enerjisi düşük olduğu için penetre olamazken, X-ışını enerjisi yüksek olduğu için dokuları geçerek röntgen filmine ulaşır. Röntgen tüpünden çıkan X-ışınları vücudu geçerken bazı bölgelerde daha çok tutulur. Yani bazı vücut yapıları X-ışınlarını diğer kesimlere göre daha az geçirir. Bir yapının kalınlığı ne kadar fazla ve içerdiği maddelerin yoğunlukları ve atom numaraları ne kadar yüksekse, X-ışınlarını o kadar fazla tutar.
     Fotoğrafik etki: X-ışınları, fotoğraf plağını aynı ışık gibi etkileyip görüntü oluşturur. Bu olayın esası fotonların, fotoğraf plağı ya da röntgen filmi üzerine sürülmüş gümüş bromür (AgBr) moleküllerinin bağlarını gevşetmesidir. Bu özellik sayesinde radyografi yapılır.
     Fluoresans etki: Bazı kimyasal maddeler, üzerlerine X-ışını düştüğünde fluoresan ışık yayarlar. X-ışınının bu özelliğinden yararlanarak fluoroskopi yapılır. Fluoroskopi, fluoresans ekranlar (X-ışını düştüğünde fluoresans ışık yayan maddelerle kaplanmış levhalar) aracılığıyla vücudun canlı olarak görüntülenmesidir. Fluorosans özellikten radyografide, X-ışınlarının fotoğrafik etkisini arttıran ranforsatörlerde yararlanılır. (Ranforsatör: röntgen kasetlerinde, röntgen filminin her iki tarafına yerleştirilen, yüzeyine x-ışınını floresan ışığa çeviren kristal tabakası sürülmüş levhalar)

    Görüntü oluşumu
    Röntgen görüntüsü, X-ışınının dokulardaki tutulum farklılıklarının bir röntgen filminde gösterilmesinden ibarettir.
    Röntgen filmi şeffaf plastik bir yapraktır. Üzerinde, her tarafa eşit bir şekilde dağıtılmış AgBr molekülleri vardır. Bu film, aynı fotoğraf filmi gibi ışığa ve X-ışınlarına karşı duyarlıdır. Bu nedenle kaset dediğimiz ışık geçirmez gereçler içinde taşınır.
    Röntgen filmi üzerinde görüntünün oluşumunu şu şekilde özetleyebiliriz (Şekil 3):
     Röntgen filmi üzerine farklı oranlarda düşen X-ışınları karşılaştıkları AgBr moleküllerindeki bağları gevşetir, diğer moleküllerde bir değişiklik olmaz.
     X-ışınları ile karşılaşan bu röntgen filmi, bağları gevşemiş moleküllerdeki bromu gümüşten ayırıp alacak bir kimyasal solüsyon içine sokulur. Brom sıvıya geçer, gümüş film üzerinde kalır ve okside olur (I. Röntgen Banyosu)
     X-ışını düşmemiş AgBr moleküllerinin bir işlevi yoktur; başka bir kimyasal solüsyonla film üzerinden alınır (II. Röntgen Banyosu).
    Bir röntgenogram üzerindeki görüntüyü oluşturan işte bu tek başına kalan gümüş atomlarıdır. Röntgenogram, röntgen filminin şeffaf plastik tabanı üzerinde okside gümüş atomlarının siyahlığı ile oluşturulur. Röntgenogram üzerindeki siyah yerler X-ışınını göreceli olarak az tutan yani çok geçirgen, beyaz yerler ise tersine çok tutan, az geçirgen bölgelerin karşılığıdır.


    Röntgenogram üzerinde oluşan bu gri tonların anlamı nedir? Bu konuyu örnekler üzerinde açıklamaya çalışalım. Resim 2 A’daki göğüs röntgenogramında en beyaz bölgeler kalp ve sağ diyafragma altı bölgesi, yani karaciğerdir. Aynı ölçüde olmamakla birlikte kaburgalar ve kürek kemiği de beyaza yakın tonlarda. Açık gri bölgelerin, X-ışınlarını koyu kesimlerden daha çok tuttuğunu biliyoruz. X-ışınlarının penetrasyon kurallarına göre, bu bölgelerin ya atom numaralarının ya da kalınlık ve/ya yoğunluklarının daha fazla olması gerekir.
    Vücudumuzdaki yumuşak dokuların büyük bölümü sudur. Bu dokular hidrojen ve oksijen, karbon, azot ve bazı nadir elementlerden oluşur ve ortalama atom numarası yüksek değildir. Kemik ise kalsiyum fosfat (CaPO4) kristallerinden oluşur. Kalsiyumun atom numarası yumuşak dokulara göre oldukça yüksektir. Öyleyse kaburgaların ince olmalarına rağmen açık tonda oluşlarını, yani fazla X-ışını tutmalarını, kalsiyumun atom numarasının yani elektron sayısının yumuşak dokulardakinden yüksek olmasına bağlayabiliriz. Buna karşılık akciğerler, içi hava dolu olduğu yani yoğunluğu düşük olduğu için, aynı kalınlıkta olan karaciğere göre koyu gri tondadır
    Göğüs röntgenogramımızdaki en beyaz yapı, film üstünde hastanın sağ tarafını işaret eden R (right) harfidir. İncecik bir kurşun plaktan yapılan R harfi karaciğerden de kemiklerden de beyaz görünür. Bunun nedeni, kurşunun atom numarasının, dolayısıyla elektron sayısının çok yüksek olmasıdır. Aynı nedenle radyoloji çalışanlarını X-ışınlarından korumak amacıyla yapılan önlüklerin içine 0.25-0.5 mm kalınlığında kurşun tabakalar yerleştirilir. Röntgen odalarının duvarları ince kurşun levhalarla kaplanır.
    Konuyu, öğrendiklerimizi tanıda nasıl kullanabileceğimizi örnekleyerek bitirelim. Anormal olan bölgeler akciğerde solda ortadaki beyaz kesime (mediasten) bitişik beyaz alan, uyluk kemiğinin boynundaki siyah alandır. Akciğerde normalde hava olması gereken yeri, yoğunluğu yüksek bir doku doldurmuş. Bu yapı sıvı,kan, iltihap ya da kanser hücreleri olabilir. Uyluk kemiğindeki siyah alan için ise tersini söyleyebiliriz. Normalde olması gereken kalsiyum fosfat bu kesimde kaybolmuş, yerini daha az yoğun olan bir dokuya, yani yumuşak dokuya, bırakmış. Bu yumuşak doku da su ya da iltihap hücreleri olabileceği gibi kanser hücreleri de olabilir.
    Yukarıdakileri söyleyebiliyorsanız konuyu öğrendiniz demektir. Bir radyoloji uzmanının söyleyebilecekleri de özde bundan daha fazla değildir!









     

     

    CA-CHALLENGE - 04.07.2008 - 14:31



Benzer Konular

  1. Röntgen Cihazı
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 24.03.2013, 23:30
  2. Gebelik Ve Röntgen
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Hamilelik Ve Çocuk Bakımı.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 21.06.2011, 01:01
  3. Röntgen
    Konuyu Açan: 666666, Forum: Karikatürler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.03.2010, 12:01
  4. Röntgen Cihazı
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Bunları Biliyormuydunuz.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 27.01.2010, 07:54
  5. Röntgen Sanatı
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Ilginç Ve Komik Resimler.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 20.08.2009, 13:23

copyright

Soru Cevap

grafimx