Türkçeciyiz

  1. dilin önemi - dilin korunması - türkçenin korunması - dilimize giren arapça kelimeler - dilimize yapılan saldırı ve tahribatlar

    Millet kavramının ortaya çıkmasında en önemli rolü oynayan aidiyet bilincinin oluşabilmesi için ilk aşama,o toplum bireylerinin birbirleri ile anlaşabilmeleridir.Ancak dil yalnızca bir anlaşma aracı değil,aynı zamanda duyma,düşünme,dış dünyayı anlama ve en önemlisi dış dünyayı şekillendirip aktarma aracıdır. Her dil kendine has düşünme ve hissetme tarzını kendi içinde taşır bu da onu kullanan toplumlarda ortak yorum,düşünce ve davranış kalıplarına sebep olur.Bu yüzden de her milli dilin ardında aslında milli bir ruh vardır.

    Bizim milli dilimizin bizler için anlamı ise diğer milletlerinkinden tarih boyunca çok daha fazla ve büyük olmuştur.Zira,çok geniş coğrafyalar,çok farklı dinler,çok farklı milletler ve diller üzerinde hüküm sürmüş Türk varlığı ve hakimiyetleri sırasında bizlere hangi milletten olduğumuzu hatırlatan,ırksal vasıflarımızdan biri olan kolay intibak ve benimseme gibi özelliklerimizin tehlikeli taraflarından koruyan,ruhsal ve geleneksel farklılıklarımızı halen yaşayabilmemizi sağlayan niteliğimiz,binlerce yıldır süren her türlü saldırı ve kirlenmeye karşı halen direnmeyi başarabilecek kadar güçlü olan dilimizdir.Ancak tarih boyu bizi bu kadar koruyup kollayan ve en köklü milletlerden biri olarak ayakta tutan dilimizi onun bizi kolladığı kadar iyi kollayıp geliştirememiş ve zenginleştirememişiz. Hem yapısal hem de içerik olarak diğer dillerin saldırılarına ve boyunduruklarına maruz bırakmışız.Halkımızın arasında,binlerce yıldır hiç yaşanmamış sınıf ve algılayış farkları ortaya çıkmış.Bilim ve medeniyet,istemeden de olsa toplumun kısıtlı bir sınıfının tekelinde kalmış ve bu gelişmeler halkımız tarafından iyi bir şekilde içselleştirilememiş.İşin kötü tarafı,aynı zamanda,bilim çevrelerinden ve uluslararası teknik-düşünsel gelişmelerden yeterince faydalandırılamamış halkın,gelenek göreneklerinden,milli özeliklerinden ve hayatı algılayış biçimlerinden ortaya çıkan ürünler,felsefeler,sanat eserleri de modern bilimsel gelişmeler ile yeterince harmanlanamayıp milli medeniyet oluşturma sürecimiz bu şekilde çift başlı gelişmek zorunda kalmış.Bu acı sürecin farkına varmamız ve Türk aydınları,Türk yöneticileri tarafından bazı topyekün dil devrimi çalışmalarının başlatılma tarihi,Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs 1272 tarihli fermanından sonra,ancak günümüzden yaklaşık 150 sene öncesine kadar gitmektedir.Geniş halk kitlelerine kadar ulaşan ve halkın konuşma dili ile bilim,sanat ve yönetim dillerini birleştiren ilk başarılı dil ve abece çalışması ise cumhuriyetimizin kurucusu olan vatansever kadro tarafından başarılmıştır.Ancak bu çok önemli milli davanın,son yıllarda ne kadar büyük yaralar aldığı,ne kadar güçsüzleştirildiği ve önemsenmediği de ortadadır.Bizlerin de,küreselleşen ve tüm milli değerleri yutarak hafızasız,ülküsüz,dilsiz,inançsız tek bir dünya halkı hedefine emin adımlarla ilerleyen bu yeni dünya düzeninde,milli varlığımızın en önemli teminatlarından olan dilimizi korumak ve geliştirmek ülkemizin emanetçileri olarak görev ve sorumluluğumuzdur,boynumuzun borcudur.

    Peki bu yüce amaç etrafında toplanan bizlerin bunu yaparken yöntemi ne olacaktır?Bizler “Özleştirmeci” miyiz? “Öztürkçeci” miyiz ? “Osmanlıcacı” mıyız?Bunların hepsine verilecek tek yanıtmız var!Hayır,bizler “Türkçeci”yiz! Alıp satan anlamında değil elbet!Savunan,arkasından giden,bağımlı olan,çok daha önemlisi muhtaç olanlarız.Amacımız,tüm medeniyet alanlarında kullandığımız dili hem dilbilgisi hem de kelime hazinesi olarak mümkün olan en fazla şekilde diğer dillerin saldırılarından korumak,dilimizi çok daha iyi kullanabilmek,halk arasında halen yaşamakta olan karşılıklara sahip terim ve kelimelerin,gerek özenti,gerek unutturma,gerek bölücülük,gerek kolaya kaçma amaç ve sebepleri ile konuşma dilimize sızmış veya sızdırılmaya çalışılan kullanımlarını atıp,kendi insanımızın Türk Coğrafyası kokulu kelime,deyim ve terimlerini yerleştirebilmek,dilimizde karşılığını bulamadığımız veya toplumumuza yeni girmiş terim,eşya ve kavramları da Türkçemizin mükemmel ses uyumu ve dilbilgisi kuralları ile harmanlayıp millileştirmek,gerekiyorsa da dilimizin uçsuz bucaksız kök havuzunun yardımı ile kabul edilebilir türetimler yapabilmektir.Zaten,milletimiz belki son birkaç onyıl dışında hiçbir zaman yabancı kökenli kelimeleri diline o kelimenin ait olduğu dilde yazıldığı,kullanıldığı ve anlamlandırıldığı gibi aktarmamış,ona farklı sesler,heceler ve anlamlar ekleyip çkartmıştır.Böylece onu millileştirmiş ve anasının ak sütü gibi ona ait ve temiz hale getirmiştir.Zaten tüm diller ve medeniyetler aslında canlı varlıklar olarak kabul edilebilirler.Doğar,beslenir,hastalanır,ölür,birbi rlerinden çok şey öğrenir,birbirleri ile kavga eder,dostluk kurar,işbirliği yapar ve bazen de birbirlerini öldürebilirler.Bugün İngiliz dilinin gurur kaynaklarından olan ve 250.000 civarı kelimesiyle İngilizce’nin diğer dillere meydan okuyabilmesini sağlayan Webster Sözlüğü’ndeki kelimelerin yarıdan fazlası Germen kökenli kelimelerdir.Ancak İngilizcenin dilbilim kurallarına göre ekler almış,yazılışları ve söylenişleri İngiliz fonetiğine göre değiştirilmiştir.Bu kelimelerin İngilizce olmadığını ve değiştirilmeleri gerektiğini kim iddia edebilir ki!Aynen,Korsika asıllı ve muhtemelen Arap kanı da taşıyan Napolyon’un Fransız olarak kabul edilmemesini önermek veya Gürcü Lenin’in Rus devlet adamları arasında sayılamayacağını ortaya atmak kadar gülünç olur bu!

    Özellikle cumhuriyetimizin ilk dönemlerindeki sadeleştirme ve millileştirme çalışmalarında yapısal olarak da tamamen başka bir dile ait kurallar,tamlamalar ve sesler içeren kelimeler ve kelime öbeklerine özel önem verilmiştir.Örnek olarak “aklı-selim” ‘e “sağduyu”, “mayi-i mahruk”a “akaryakıt” , “bab”a “kapı”, “abide” ye “anıt” gibi karşılıklar bulunur ve önerilip yaygınlaşması sağlanırken, “suikast” , “hüküm” , gibi halk arasında çok yaygın olarak konuşulup,karşılıkları için de sağlıklı türetimler yapılamayan kelimeler hakkında zorlama önlemlere gidilmemiştir.Bizler de halkımız ile bilim ve edebiyat çevreleri arasında yeni uçurumların bu sefer dayatmacı bir Öztürkçecilik sebebiyle oluşmasını istememekteyiz.İyi niyetli de olsa bu zorlama özleştirim çalışmaları,bizler için vazgeçilmez kelimelerden olan “millet” kelimesi hakkında bile iyi şeyler düşünmemektedir.Sadece bu kelimeyi nasıl ele aldığımızı açıklamak bile bizlerin dil savaşı yöntemlerimiz hakkında fikir verici olabilir.

    “Millet” kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiştir.Ancak o dilde,bir dinin mensuplarının toplamını anlatan,ayrıca tutulan yol ve esas anlamlarına da gelen bir kelimedir.Bizim anladığımız şekilde sosyolojik olarak “millet” kelimesi için Araplar “şa’b” kelimesini kullanmaktadır. “Ş’ab ül Arabi” , “Şabu’t-Türki” gibi.Bizler ayrıca, belli özelliklere veya belli cinsiyete sahip kişileri veya bir ufak topluluğu adlandırırken de hatta argoda millet kelimesini kullanmaktayız.”Kadın milleti!”, “selam millet!” gibi…Millet kelimesinin Arapça’da kullanım şekli bizdeki “mezhep” veya “ümmet” kelimelerine çok daha yakındır.Ayrıca içeriğindeki ses ve harf sayısı da elbette bizim kelimemizden çok farklıdır.Bazı dilciler ulus kelimesinin millet kelimesiyle eş anlamlı olduğunu ve millet kelimesinden tamamen vazgeçilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.Ancak Kaşgarlı Mahmut’un sözlüğünde “ulus” kelimesinin, “ülemek” mastarından geldiği, “hisselere ayırmak,taksim etmek” anlamlarını taşıdığı,bir hakanın budunu oğulları arasında uluslara taksim edişi örnek verilerek anlatılmaktadır.Ulus,daha çok boylar birliğini ifade etmekte ve bizim millet kavramımızı tam karşılamamaktadır.Ulusal varlığımızı böyle yabancı kökenli bir kelime ile tanımlamak belki kulağa hoş gelmeyebilir ama bu kelime dilimize tamamen başka bir anlam kazanarak girmiş ve artık bizlerin öz malı haline gelmiştir.Yaklaşık 1000 yıldır kullanılan bu kelimeyi bırakıp sadece “budun” ve “ulus” terimleri ile başbaşa kalmamız halinde, bu iki kelimeye geçen 1000 yıl içinde eklediğimiz tüm insani ve medeni değerleri de çöpe atmış oluruz.Bu çöpün içindekiler arasında da maalesef Nutuk,Gençliğe Hitabe,İstiklal Marşı gibi metinler de yerini alacaktır.Slav,Germen,Anglo-Sakson ve Briton dillerinde yeri olmayan,Latince “nasci” kökünden gelen “nation” kelimesinin tüm bu saydığım dillerde bizim anladığımız şekildekine yakın biçimde “millet”i ifade etmesi,bu dillerin konuşulduğu ülkelerin vatanseverleri tarafından benimsenmiş olması nasıl garip gelmiyorsa ve kabul görmüşse,bizim de bu kelimeyi sahiplenmemiz o kadar doğaldır.

    Ayrıca dilimize yapılan saldırı ve tahribatın da yegane hedefi kelime hazinemiz değildir.Kesinlikle bundan çok daha tehlikeli olarak,gramerimiz ve cümle yapımız bozulmaktadır. Aslında Türkçemiz ve Abecemiz,saldırı ve sızmalara karşı müthiş bir bağışıklık sistemine sahiptir.Bu bağışıklık sisteminin en önemli öğelerini de dilimizde kök’ün korunumu,ünlü uyumları,ek zenginliği ve okunduğu gibi yazılıyor olması oluşturmaktadır.Aslında sadece onu biraz besleyip,ilgi ve sevgi gösterebilsek,Türkçe, bünyesine sızmaya çalışan tüm mikroplardan kendi kendisini koruyabilecek bir dildir.Ancak günümüzde,vurgu yapılan yerler cümle sonlarından farklı yerlere taşınmakta,cümle öğelerinin yerleri yeni sanat akımları adı altında değiştirilmekte,hayati konularda açıklamalar içeren metinlerde ve en çok satan gazetelerin manşetlerinde,televizyonlarda bile bağlaç olan “-de” ile çekim eki olan “-de” karıştırılmakta,yazım kurallarına ve sessiz benzeşmelerine asla dikkat edilmemekte, “Çeviri İngilizcesi!” sayesinde tümü Türkçe olmasına rağmen anlamsız ve kuralsız kelime yığınları iletişimimizi zorlaştırıp anlamsızlaştırmaktadır.(Son meseleye örnek olarak iyice benimser hale geldiğimiz “Kendine dikkat et!”leri, “Kendine iyi bak!” ları,”Selam!Ahmet ben!” şeklindeki telefon hitaplarını örnek verebiliriz). Bizim mücadelemiz,elimizden geldiği kadar bu alanlarda da sürecek,öncelikle kendimizi eğitmeye çalışırken,elimizin ulaşabildiği yere kadar da bu yanlışları herkese göstermeye,endişelerimizi duyurmaya ve eğitimimiz ile heyecanımızı yaymaya gayret edeceğiz.Çünkü,gerçek milli sınırların dağlar ve nehirlerle değil,dil,gelenekler ve hatıralarla yani bir milleti diğerlerinden en güzel ve yeterli şekilde ayıran her şeyle çizilidiğinin bilincindeyiz


    alıntı

     

     

    BiR-DOST - 01.08.2013 - 01:47




copyright

Soru Cevap