REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Eski Türkçe Kelimeler

  1. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar

    REKLAM





    T

    Tağ: Kavun, karpuz gibi bitkilerin gövdeleri ve yerde kayılan kolları, dalları*.
    Taharetsiz: Temizlenmemiş, pis.
    Tahayyüm: Acıma, rahmet kılma.
    Tahayyür: Hayale getirme, hayalde canlandırma.
    Tahça: Duvar rafı, duvara çakılmış kapaksız küçük dolap.
    Tahir: Temiz.
    Taht-ınan: Taht ile, tahtla.
    Talak: Boşama.
    Talan: Yağma.
    Talanmak: Yağmalamak, yağma edilmek.
    Talip: İstekli.
    Talip: İsteyen, istekli, öğrenci, bağlı olan.
    Tam taşı: İşaret taşı.
    Tama: Hırsla isteme, aç gözlü.
    Tamaşa: Temaşa, seyretme, hoşlanarak bakma.
    Tamu: Cehennem.
    Tamu: Cehennem.
    Tan etmek: Hoş görmemek, kötülemek, yermek, ayıplamak.
    Tan: Güneş doğmadan önceki alaca karanlık.
    Tana: Susuzluktan yanmak.
    Tanış: Tanıdık kimse, bildik.
    Tanışak: Tanışalım.
    Tan-yıldızı: Gün doğmadan önce doğu gözeriminde görülen parlak yıldız, Çoban yıldızı. Kervanyıldızı, Çulpan, Venüs.

    Tapşırırsa: Söylerse, bildirirse.
    Tapşırmak: 1. lsmarlamak. 2.Emanet etmek. 3. Söylemek, ad söylemek.
    Tarayı tarayı: Taraya taraya.
    Tarhun: Yenilebilen ve hekimlikte kullanılan güzel kokulu bir bitki; tuzla otu.
    Tariflemek: Tanımlamak.
    Tarikat: Yol manevi yol, usul, tarz.
    Tarlan: Doğan. Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.
    Tartılım: Tartılayım.
    Tay: Denk eş.
    Taya: Dadı, süt anası.
    Tecdid: Yenileme, yeniden yapma.
    Tecella: Tur Dağı'nda Tanrı'nın Musa'ya görünüşü.
    Teferrüc: Fikretmek, düşünmek, fikri harekete getirmek.
    Tehi dest: Eliboş, züğürt.
    Tek: Gibi.
    Tekebbür: Kibirlenmek. Kendini büyük görmek.
    Tekebbürlük: Kibirlenme, büyüklük taslama.
    Tekin: Gibi.
    Telef olmak: Yok olmak, ölmek.
    Telli durna: Turna, telli turna.
    Telli: 1 .Kadın adı olarak, 2. Sorguçlu kimi kuş türleri için kullanılır.
    Temaşa: Gezme, bakıp seyretme.
    Temenna: Eli alnına götürerek selamlama işareti yapma.
    Tene: Tane.
    Ter: Yeni, taze.
    Tercüman: Kurbanlık koyun.
    Terezi: Terazi.
    Terkini: Belli bir saatte ve yerde buluşma için sözleşme.
    Terlan yiyenni: Terlan yiyenli. Doğandan daha yırtıcı avcı kuş.
    Terlan-terlen: Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.
    Terliyip: Terlemiş.
    Tevekkül: İşi Allah'a bırakıp kadere razı olma.
    Tevür tevür: Biçim biçim, her halinle.
    Tezbahar: 1. İlkbahar. 2. Erken gelen bahar.
    Teze: Taze, yeni.
    Tezelenmek: Yenilenmek.
    Tezelenmek: Yenilenmek.
    Tezkin: Teşbih etmek, benzetmek.
    Tezze: Taze, yeni.
    Tezzele: Tazele, yenile.
    Tıfıl: Küçük çocuk.
    Tığ-ı müjgan: Sevgilinin kaşları ve kirpikleri.
    Tırıntaz: 1. Tirendaz ''tir-endaz'', ok atıcı. 2. Uyumlu giyinmeyi huy edinmiş kimse. 3. Çok temiz kimse.

    Timar: Sağaltma, iyileştirme.
    Tir I: Benzer, denk eş.
    Tir II: Ok.
    Tomur olmak: Tomurmak, tomurcuklanmak, kabarmak.
    Tomur salmak: Tomur sürmek, tomurcuklanmak, filizlenmek.
    Tomur: Kabartı, ağaç ve asmalardaki filiz kabartıları.
    Tor: 1. Ağ, tuzak, kapan. 2. Acemi, toy, bir işi yapmakta becerisi olmayan.
    Tora ilişmek: Ağa takılmak, tuzağa düşmek.
    Tora salmak: Tuzağa düşürmek.
    Tovuz: Tavus kuşu.
    Toy I: Şölen, düğün.
    Toy II: Toy kuşu, iri ya da orta boylu, tüyleri kızıl ve esmer benekli bir av kuşu. Toygun: Ak ve çakır renkli doğan.

    Toy tamaşa: Eğlence, düğün dernek.
    Toylak: Toy Kuşu.
    Toylu tamaşalı: Eğlenceli, düğün dernekli.
    Tozarmak: Toz kalkmak.
    Tozmak: Gezmek, salınarak dolaşmak.
    Tozumak: Tozarmak, tozu kalkmak.
    Tozuyan: Tozaran.
    Töhmet: Karaçalma, suçlama.
    Tökmek: Dökmek.
    Töküp: Dökmüş.
    Tuba: Cennette bulunan ve kökü göklerde, dalları aşağıda olan ağaç.
    Tuğ: Başlangıçta Türklerce kutsal sayılan ve kutas-kotas adı verilen Tibet öküzünün, sonraları atın kuyruk kıllarından yapılan sembol, hükümdarın verdiği saygınlık belirten sorguç.

    Tuğu terlen [terlan-tarlan]: Başında uzun tüyleri olan, sarıya çalgın renkli, iri pençeli avcı kuş; tuğlu doğan.

    Tumaşa: Temaşa, seyretme.
    Tun: 1.Köşe, bucak; gizli yer. 2.Yön, semt.
    Tundan tuna atmak: Diyardan diyara sürüp dolaştırınak, bahtsızlığa uğratmak.
    Tundan tuna: Uzak yerlere, felaketten felakete.
    Tur Dağı: 1.Bir dağ adı. 2.Dinsel inanca göre Tanrı'nın Musa'ya yüzünü yansıttığı dağ.
    Turab: Türap, toprak.
    Turabınnan: Türabından, toprağından.
    Turan: Eski İranlılar tarafından Türk ülkesine verilen ad; Orta Asya.
    Turap: Toprak.
    Tuş gelmek: Karşılaşmak, görünmek.
    Tutam: Tutayıın.
    Tutuban: Tutarak.
    Tutum : Tutam, demet, deste.
    Tutum: Tutayım.
    Tüg: Tiiy, telek.
    Tümen. 1. İran para birimi. 2. İran'da binlik altın. 3. On bin.
    Türki: Türkçe. Türk milletine has.
    Tütün: Duman, gönül yanığının dumanı



    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: G1R1T
    No Avatar
    güncel
  3. Yazan: By_ultrAslan
    No Avatar

    Osmanlıca Kelimeler - Eski Türkçe Kelimeler ve Anlamları - Eski Türkçe



    ABA: Saygıdeğer, saygıya layık kişi. Bazı Türk boylarında “ana’’,’’abla’’ , bazılarında ise baba anlamında da kullanılmaktadır.
    ABADAN: 1- Cömert, verici 2- Bağışlayıcı, gönül yapıcı
    ABAK: Temiz, iffetli, namuslu kişi
    ABAKA: Yakın akraba, amca çocuğu
    ABAKAN: Alicenap
    ABAKAY: 1- Yakın akraba, yeğen, amca çocuğu 2- Sibirya’da saygın ve sözü geçen hanımlara verilen bir unvan
    ABALA: Abla
    ABAR: (Avar): 1- Gösteriş, heybetlilik 2- Baş eğmez, dirençli
    ABAŞ: Hanım yürüyüşü (Küçük narin adım)
    ABAY: 1- Aydınlık, aydınlık verici 2- Hayret uyandıran, hayret verici
    ABAKIYMIŞ: Gönül kırıcı, can yakıcı
    ABÇAR-(Avşar): 1- İşin ehli kişi, iş bitirici 2- Uyumlu, itaatkar
    ABI: 1- Can, ruh 2- Soyluluk
    ABIÇ: Gönüllü
    ABIDAN: İçli, gönül insanı
    ABIK: İçli, gönüllü
    ABIKAN: Mec.Soylu
    ABIL: Gönüllü, İstekli
    ABINAK: Sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde olan
    ABINÇ(Avunç): Avunç, teselli
    ABIŞ(Apış): Bacağın diz kapağından yukarısı
    ABIŞKA : İçten, içtenlikle çalışan
    ABIZ: Ruhsal, ruhlarla ilgili
    ABİKE: Alicenap, yüksek gönüllü
    ABİN: Mutlu, memnun, hoşnut
    ACAR: 1-Gayretli,Hareketli 2- Gözü pek, yırtıcı
    ACLAN: Açık,Açılan
    ACU-(Acı,Açığ): 1- Açık 2-Keskin, sert 3- Açı,aralık
    ACUN: Dünya, yeryüzü
    ACUNAL: birl. Acun/Al (Almak’tan)
    ACUNAY: birl. Acun/Ay/Mec.”Dünya güzeli”
    ACUNLUK: Dünya malı,dünyalık
    ACUNSUZ: Dünya malında gözü olmayan
    AÇA: 1- Toplum içinde saygınlığı olan kişi 2-Analık derecesinde saygıya layık hanım
    AÇAN: Açma eylemi içinde olan (Çiçek gibi)
    AÇIĞ: 1-Açık,dürüst 2- Bahşiş bey yada hanların verdiği bahşiş
    AÇIK: (Açığ) Büyük kardeş
    AÇIL: Açık, açılmış
    AÇUK: (Açık) İyi huylu,mülayim
    ADAK: 1-Söz,nişan 2-Bağış,sungu
    ADAL: Sadık, güvenilir
    ADALAN: Ünlü, şöhretli
    ADALDI: Ünlü
    ADALIR: Ünlü
    ADALMIŞ: Ünlü
    ADAN: Uygunluk, liyakat
    ADANIR: Ünlü
    ADANMIŞ: Adaklı,adak olmuş
    ADAR: Adama eyleminde bulunan
    ADAY: Memnunluk,hoşnutluk
    ABDAN: Ünlü
    ADBERİLGEN: Adına layık ve ününü hak etmiş kişi
    ADIKTI: Ünlü
    ADIN: Ünlü,adı anılan
    ADINÇIĞ: 1-Seçkin,mümtaz 2- Olağanüstü, fevkalade, bambaşka
    ADIÖTE: birl. Adı/Öte Mec. Temiz bir üne sahip
    ADIVAR: Ünlü,tanınmış
    ADIYAKŞI: birl. Adı/Yakşı(Adı güzel)
    ADIYAMAN: birl. Adı/Yaman Mec. Ürkütücü bir üne sahip kişi
    ADIYEKE: birl. Adı/Yeke(yeğ) Mec. Saygıyla anılan kişi, adı yeğlenen kişi
    ADKIR: Aygır,erkek at
    ADMIŞ: Ün almış, tanınmış
    ADSAY: birl. Ad/Say Mec. Adına saygı duyulan kişi
    ADSIZ: 1- Fakir,kimsesiz
    AFŞAR (Abçar)
    AFŞIN: Apçın,(Opçın) Zırh,demir örgülü savaş giysisi
    AFTABA: Su ibriği
    AGA (Ağa,Aka): 1-Saygıdeğer, ulu kişi 2- Cömert,koruyucu 3-Büyük erkek kardeş,ağabey
    AGOLA: Yönetici,amir
    AGUN: Tatmin,avuntu
    AGUNMUŞ: Avunmuş,sakin
    AĞAÇA: Akça, beyazca, alımlı
    AĞALAK: Oğlak
    AĞALBAY: Muhterem,saygıdeğer
    AĞAN: 1-Yüksek,yukarıda,yukarılara çıkan 2- Geceleri gökten hızla geçen, ışıklı nokta
    AĞAR: 1- Ağı ağırbaşlı, oturaklı 2- Gönül ferahlığı 3- Göğe yükseliş
    AĞARTMIŞ: 1- Namuslu,dürüst 2- Alçak gönüllü, mütevazı
    AĞAT (Akat): Namuslu, gönüllü, iffetli
    AĞAYA: Makul,geçerli,uygun
    AĞDUK: Kutsal,muhterem
    AĞICI: Ağcı, Akçı, Akıcı, Hazinedar, Hazine sorumlusu
    AĞIÇ: Varlık, hazine,servet
    AĞILGAT: 1-Saygıdeğer 2- Yıldız,gezegen
    AĞIM: Yükseliş
    AĞIR: 1- Ağırbaşlı,olgun 2- Ünlü,saygın
    AĞIRBAŞ: birl. Ağır/baş, olgun, alçak gönüllü
    AĞIŞ: (Ağıç) Hazine, servet
    AĞIT: Mersiye,ölüm türküsü,göğe yükselen feryat
    AĞLAMIŞ: Çileli,çile çeken
    AĞMIK: 1- Ünlü,tanınmış 2- Yüksek rütbeli
    AĞRAK: Yükselen,ilerleyen
    AĞRITMIŞ: Mec. Acı kuvvete sahip kişi
    AĞUL: 1- Ay’ın halesi 2- Oba, köy
    AĞUTUR: Yükselten,yukarı çıkaran
    AĞZUKARA: birl. Ağzı/Kara. Mec. Sert konuşan, acımasız ve hükmedici konuşan kişi
    AK: 1- Beyaz 2- Doğuş, doğum 3- Yükseliş 4-Parlaklık 5-Devinim,hareketlilik 6-Mec.Namusluluk,iffet ve güvenirliğin sembolü
    AKA: Büyük,ulu kişi,saygıdeğer kişi
    AKABA: Yokuş,meyil
    AKAÇ: Akıcı
    AKALIN: bir. Ak/Alın mec. Dürüst,namuslu
    AKAN: 1- Akıcı 2- Yükselen
    AKARCA: Dere,ırmak
    AKAR: Dere,akarsu
    AKARSU: Dere,ırmak
    AKAŞ: birl. Ak/Aş mec.Helal rızk
    AKAY: birl. Ak/Ay 1- Ayın en güzel anı 2- Yenisey Türklerinde “hanımefendi” anlamında kullanılır.
    AKBAŞ: birl. Ak/Baş mec. Dürüst,namuslu
    AKBEL: Dürüst,sözüne güvenilir kişi
    AKBERGÜ: birl. Ak/Vergi fıtrat,huy mec.iyi huylu
    AKÇA: 1-Beyaza kaçan 2-İpekli dokuma 3-Para,maliye,hazine
    AKÇALAR: birl.Ak/çalar mec.Ak tenli hanım
    AKÇALI: Zengin,mal sahibi
    AKÇALMAZ: birl. Ak/Çalmaz mec.Yanık tenli hanım
    AKÇIL: 1-Ak tenli, akça yüzlü 2- Ağarmış, aklaşmış
    AKÇIN: Sözüne güvenilen,sağlam kişilikli
    AKÇORA: birl. Ak/Çura 1- Şamanist gelenekte iyi ruh ve iyilik perisi
    AKEL: birl. Ak/El mec.Dürüst,namuslu
    AKGÜN: birl. Ak/Gün mec. Gelecek,istikbal
    AKHAN: birl. Ak/Han Şamanist gelenekte “İyilik Tanrısı”
    AKI: Eli açık,cömert,zengin gönüllü
    AKIM: 1-Yönelim,yükseliş 2- Akmaktan, akıcı,yayılıcı
    AKIN: 1-Saldırı,hücum 2-Kazak ve Kırgızlarda, ozan ve müzisyenlere verilen ad
    AKINAY: birl. Akın/Ay Türkistan’da hanım ozanlara verilen ad
    AKINCI: 1- Akın eden,saldıran 2- Osmanlılar dönemindeki, öncü birliklere ve bu birliklere dahil olan kişilere verilen unvan
    AKIŞ: 1-Yükseliş 2-Akmaktan akış 3-Servet,hazine
    AKKARA: birl. Ak/Kara mec.Zıtların bütünlüğü
    AKMAN: birl. 1-Temiz,iffetli 2-Apak,bembeyaz
    AKOBA: birl. Ak/Oba mec.soylu
    AKSAK: 1-Aksayan,seken 2-Yükselen,çıkan
    AKSOY: birl. Ak/Soy mec.Soylu
    AKŞAMAN: birl. Ak/Şaman Şamanist gelenekte,iyi ruhlarla ilgilenen ve ilişkiye giren kam
    AKŞİT: Yürekli,gözükara
    AKTAN: birl. Ak/Tan seher vakti,şafak
    AKUZ: birl. Ak/Uz (Uzman,usta)
    AKÜN: birl. Ak/Ün mec.Temiz,şöhretli
    AKYOL: birl. Ak/Yol mec.Dürüst,namuslu
    AKYÖN: birl. Ak/Yön mec.Dürüst,namuslu
    AKYÜZ: birl. Ak/yüz mec.Dürüst
    AL: 1-Bayrak kumaşı 2-Kızarmış,kızarık 3-El,kolun bilekten aşağı kısmı 4- Ala,alaca 5-Almaktan al
    ALA: Karışık renkli,benekli
    ALABAN (Alban)Timsah
    ALACA: Karışık renkli
    ALAÇUK: Kulübe,baraka,Altay Türklerinde,oda,(Çadırın iç bölmesi)
    ALAGAN: (Algan)Fatih
    ALAGAŞ: Ender rastlanan,nadir
    ALAGÜN: birl. Ala/Gün Gün ortası
    ALAK: Yok edici,öldürücü,alıcı,avlayıcı
    ALAN: 1-Işık,nur 2-Orman içindeki açık ve düzlük bölge 3- algan
    ALANÇA: Bahçelerdeki ağaç aralarında bulunan çimenlik bölge
    ALANGUVA: birl. Ala/Geyik
    Cengiz Kaan’ın onuncu göbekten büyük anası 2- Ergenekon destanında adı geçen Uldız Han’ın kızı
    3-Türk mitolojisinde yer alan ünlü kadın ki, efsaneye göre, bir nevi Türklerin ’’Meryem Ana” sı gibidir.
    ALAR: Yalancı karanlık(Gündüz vaktinde)
    ALAS (Alaz) Şamanist gelenekte “Ateş Tanrısı’’
    ALASAYVAN: Şafak vakti,Güneşin doğuşu
    ALASI: Erek,amaç,sahip olunması istenen nesne
    ALATAŞ: birl. Ala/Taş Köz,ateş parçası
    ALAYUNT: birl. Ala/Yunt Altay Türklerinde “kısrak” anlamında kullanılmaktadır.
    ALBA: Yükümlülük,hizmet yükümlülüğü
    ALBAGA: Hasılat,savaş yada av ganimeti
    ALBAN: Haraç,ganimet
    ALBATU: Bürokrat, hizmetle yükümlü kişi
    ALBENİ: Çekim,cazibe,sempati
    ALCU (Alçu)Alıcı,avcı
    ALÇİÇEK: birl. Al/Çiçek (Gül’ün Türkçe karşılığı)
    ALÇİN: Kızıl renkli bir çalı kuşu
    ALÇU (Alcu)1-Algan,Fatih,2-Alcı,Avcı
    ALDI: 1-Öncü,öndeki,selef 2-Algan,Fatih
    ALDUR: Ok atışı,oklayış
    ALEV (Yalav...Yal kökünden)Ateşten çıkan ışık
    ALGAN: Fatih,Fetheden
    ALGAZIN: Yabani vahşi hayvan
    ALGI: 1-Fetih,Almaktan... alım 2- Fehim,algılama
    ALGIN: 1- Serap 2-Yüksek yer 3- Bitiricilik,bitiriş
    ALGIŞ (Alkış): Dua,yakarış,niyaz
    ALGU: 1-Tüm,hepsi 2-Toplum,topluluk 3-Silah 4-Alıcı,avcı
    ALGUR: Sakin,kendi halinde,kendinden emin
    ALGÜN: birl. Al/Gün”...Kazak ve Kırgızlarda,doğum sırasında yaşanan dikkat çekici,unutulmaz günleri mecz eder.
    ALICI: Alcu,Avcı
    ALIK: Alıngan,Kırgın
    ALIM: 1-Çekim,Cazibe 2-Vergi,Haraç
    ALIMGA: Yazıcı,(Han ve Kaanların buyruk ve fermanlarını yazan görevli kişi)
    ALIMLI: Çekici,Cazibeli
    ALINAK: birl. Alın/Ak mec.dürüst,namuslu
    ALINCAHAN (Alınçak Han) Oğuzname’ye göre,Türk’ün oğullarından
    ALINÇAK: 1-Çekici,cazip 2- Alıngan,nazik
    ALINGAN: Alınan,incinen,gücenen
    ALK: Bitirmek,yok etmek,sona erdirmek,bitiricilik
    ALKA: 1-Bitirici,yok edici 2-İleri,ilerici
    ALKABÖLÜK: birl. Alka/Bölük..Vurucu Tim
    ALKAN: Alkan,Fatih
    ALKAR: Bitirici,yok edici
    ALKAŞ: Bitirici,yok edici
    ALKI: Pervasız,vurdumduymaz
    ALKIM: 1-Gökkuşağı 2-Gerdan
    ALKIR: Tamamlayıcı,bitirici
    ALKIŞ: Algış,dua,övme,yüceltme
    ALMA: Elma
    ALMAKAY: Elma yanaklı
    ALMALUK: 1-Alınması gerekli olan 2-Elma bahçesi
    ALMAS: Almaz,nazlı
    ALMILA: Elma
    ALMIŞ: Algan,Fatih
    ALP: Bu sözcük birçok erdemi içinde barındırır. Bilgelik, yiğitlik, fedakarlık, kahramanlık,
    gözükaralık, toplumculuk, vb. ile birlikte tüm bunlar arasındaki uyumu da içerir.
    ALPAGU: Düşmanına tek başına saldıran kişi
    ALPAGUT: 1-Alplik gösteren kişi 2-Kurt soyundan 3- Seçkin ve saygın kişi
    ALPEREN: birl.Alp/Eren (Gazi, Derviş) Toplumun sayıp sevdiği, örnek aldığı savaşçı kişilerin genel adı
    ALPMAN: Alp gibi Alpçe yaşayan
    ALTAÇU (Altaç): Aldatıcı taktik sahibi
    ALTAMIŞ: Aldatıcı,hileci
    ALTAN: 1-Altın 2-Güneşin doğuş anı,Şafak
    ALTANURUG: (Altın Uruk) Cengiz Kagan ve oğullarının soyuna verilen unvanlardan
    ALTAY: 1-Al/Ala/Tay 2-Altın 3-Ormanlarla kaplı yüksek dağ
    ALTINDAĞ: birl. Altın/Dağ/Altay dağlarının,diğer adı.
    ALTU (Aldu): 1-İlk,Birinci 2-Algan,Fatih
    ALTUN: Altın
    ALTUNSABAK: birl. Altun/Sabak(sopa,değnek)
    ALUÇ: 1-Alıcı(Alçu) 2-Kayın cinsi bir ağaç
    ALUNGAN: Alıngan,nazlı
    ALUNUR: Nazlı
    ALYU: (Algu)
    T..Çağatay Han’ın torunu
    AMAÇ: (Umaç)Gaye, hedef, beklenti
    AMAN: (YAMAN) Sertlik
    AMGAK: Emek/Zahmet
    ANAÇ: 1-Anacık 2-Analık duygusu çok gelişmiş 3-Anaya çeken 4-Doğurgan, üretken
    ANAGAY: Anaya çekmiş, anaya benzer
    ANASIOĞLU: birl. Anası(nın)Oğlu (Babası erken ölmüş ve özellikle anası tarafından bin bir güçlüklerle yetiştirilip büyütülmüş, yetim çocuklar için kullanılmış olduğu anlaşılan Türk adlarından)
    ANAT: 1-Anı,Anılan 2- Yakın,hısım
    ANAZ: Yeğrek, evla, eftal
    AND (ANT) 1-Yemin,söz 2- Yakın akraba
    ANDA: Birlikte ant içmiş(kan kardeşi) (Anda’lık Türklerin en eski geleneklerinden biridir. Andalar birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.)
    ANDAÇ: Hatıra, anı olsun diye verilip,alınan hediye
    ANDARIMAN: Anılara değer veren ve saygı gösteren kişi
    ANDIR: Anısı ola hatıra
    ANGAY: Anılarına bağlı olan kişi
    ANGI: 1-Anı,hatıra,2-Yetki, yeterlilik
    ANGIM: Mamur, hakim
    ANGIN: Ünlü, anılan, adı duyulan
    ANGIŞ: Ünlü, meşhur
    ANGIT: Yaban ördeği
    ANIK: 1-Anlayış, yetenek, fehim 2- Hafıza, bellek 3- Hazır, mevcutlu
    ANLI: 1-Sakin, ağırbaşlı 2- Bellek, hafıza
    ANIT: Anı olsun diye yapılan yapı
    ANITGAN: Anıt yapan
    ANLI: Ünlü, tanınan
    ANNAK: Yadigar, hatıra
    ANT: And, Yemin
    ANTLIĞ: And içmiş, Yeminli
    ANUÇUR: Övülmüş, övülmeye layık
    ANUK: Yadigar, hatıra
    ANUŞ: Anış, anma eylemi, anı
    APA: Ulu, büyük, saygıyı ve hürmeti hak etmiş kişi (Bazı Türk bölgelerinde “baba” anlamına da kullanılmaktadır.
    APAĞ: Apak, temiz
    APAK: Temiz, namuslu,iffetli
    APATEG: (Apatek)birl. Apa/Tegtek(gibi,benzer)
    ARA: Orta yer, ortalık, boşluk, orta
    ARAL: 1-Ada 2- Aralık,orta, ortalık
    ARAS: 1- At kılı 2- Kalın yün 3- Talih,baht
    ARASLAN: Arslan (Çuvaşlarca söylenişi)
    ARAT: Cesaret, yüreklilik
    ARBIŞ: Büyü,efsun
    ARBUZ: Büyü, sihir
    ARCA: 1-Arıca, saf, temiz 2- Çam ağacı, çamdan yapılmış kutu
    ARDA: 1-Uzun değnek 2- Artçı, halife, ardı sıra giden
    ARDALI: (Ardalu) Yönetici, amir
    ARDIÇ: 1- Halife, artçı 2- Bir ağaç türü
    ARGA: Zeki, akıllı
    ARGAN : (Arkan) Kement, kement bağı
    ARGATU: Yaban koyunu
    ARGIÇ: 1- Kır, mera 2- Gurur
    ARGIN: 1-Yavaş, sakin 2- Gelecek yıl
    ARGUN: Pars cinsinden avcı bir hayvan
    ARGUŞ: (Arkuş)1- Edepli, terbiyeli 2- Haberci, haber veren
    ARGÜDEN: birl. Ar/Güden, Arlı, edepli
    ARI: (Arık) 1- Saf, arı, arınmış 2- Irmak, dere
    ARICA: Soylu, temiz, iyi huylu
    ARIÇ: Barış, sulh
    ARIĞ (Arı, Arık)
    ARIK: 1- Arı, arınmış, temiz 2- Narin, ince yapılı
    ARIL: Arınmış, temiz, pak
    ARIN: Saf, arınmış
    ARINÇ: 1-Barış, kurtuluş 2- Temizlik, saflık, günahsızlık
    ARINIK: Saf, şeffaf, billur
    ARINMIŞ: Temiz, gönüllü
    ARKIN: 1-Argın, yavaş, sakin 2- Halef, ardıç
    ARKIŞ: 1-Ulak, haberci 2- Kervan, kafile
    ARKUN: Halef, geriden gelen, takipçi
    ARKUY: Siper, mevzi
    ARKUZ: (Arguz) Edepli, iyi huylu
    ARLAĞ: Arlı, edepli
    ARLAT: Biricik oğul, anaların en çok üstüne düştükleri oğul
    ARMAGUN: Armağan, hediye
    ARMAĞAN (Yarmagun-Yarmagan)- Hediye
    ARMAN: 1- Onurlu, arlı, edepli 2- Dilek, istek 3- Hayal, fantezi
    ARPA: 1- Büyü, tılsım, Şamanist gelenekte, Kamların okuduğu dua 2- Tahıl
    ARPAD (Arpa)
    ARSİN: (Ersin) Kurtuluş, istiklal
    ARSALAN: Arslan
    ARSLAN: Yırtıcı hayvan Mec. Cesaret, atılganlık ve gözü pekliği sembolize eder.
    ARSLANBALA: birl. Arslan/Bala..Arslan yavrusu
    ARSLANCIK: Küçük arslan..Arslan yavrusu
    ARSLANÇA: Arslan gibi, arslan özelliklerine sahip
    ARSU: birl. Ar/Su mec. Namuslu, dürüst
    ARSUN: 1- Efendi, ağırbaşlı 2- Rahata ermiş, huzurlu
    ARTAGAN: Bereket, artuk, fazlalık, bolluk
    ARTAM (Erdem)
    ARTIM: Bereket, bolluk
    ARTUÇ: Mızrak, mızrak ucu
    ARTUK: Fazlalık, üstünlük, bereket mec. Varlık, zenginlik
    ARTUKDOĞAN: birl. Artuk/Doğan
    Kırgızlarda, olağanüstü vasıflara sahip kişilere verilen bir unvan
    ARTUN: Vakarlı, ölçülü
    ARTUR: Cazibeli, çekici, işveli, fettan
    ARTURU: 1- Ekstrem, uç noktalarda 2- Bereket, bolluk
    ARTUT: Armağan, hediye
    ARVIŞ: Sihir, büyü, tılsım
    ARZIK: Fanatik, bağnaz, sofu
    ASAN: 1- Sağlıklı, zinde 2- Asma eyleminde olan
    ASENA: Efsanevi dişi kurtun adı. Yakın, Yakınlık duyulan
    ASIGLI: Faydalı,Gerekli
    ASIĞ (Ası,Asık) 1- Fayda, Çıkar 2-Kar,temettü
    ASPAR (Asbar) Faydalı, işe yarayan
    ASRAK: Himaye, Koruma
    AŞAN: Aşmak’dan ...mec. Azimli, engel tanımaz
    AŞIT: 1- Aşılacak, aşılması gerekli olan 2- İşitmekten...İşit, kulak ver
    AŞKAR: 1- Savaş atı 2- Kuyruk ve yelesi kara, vücudu kula renginde olan at
    AŞKIN: 1- Aşmış, üstün, faik,akranlarından ileride olan 2- Melodi,nağme
    AŞUK: 1-Aşık,aşmış, geçmiş 2- Tolga
    AŞULA: Yılmaz irade sahibi
    AŞUR: Aşırmaktan... mec. Yılmaz, gayretli
    ATA: 1- Ulu, saygıdeğer kişi 2- Baba, dede, ced 3- Adın ve soyun bağlı olduğu kök
    ATABAY: birl. Ata/Bay lala, beybaba. Han, Kağan ve padişah çocuklarını eğitip yetiştiren kişilere verilen bir unvan
    ATAÇ: 1- Atasına bağlı, Atasının yolunda 2- Atadan intikal eden 3- Büyüklük gösteren çocuk
    ATADAN: Miras, manevi miras
    ATAERİ: birl. Ata/Eri mec.Atalarına ve geçmişine saygılı
    ATAGÜÇ: birl. Ata/Güç mec. Gücünü atalarından almış
    ATAĞ: (Atak) 1- Ün, nam, şöhret 2- Atılgan 3- Dağ yolu 4- Çağlayan 5- Bir şahin türü
    ATAHAN: birl. Ata/Han mec. Devletin ilk kurucu büyüğü, devlete ad veren kişi
    ATALA: Tanınmış, ünlü ve zengin
    ATALAN: Ünlü, Meşhur
    ATALAY: Ad almış, ün almış, meşhur kişi (Atila’nın asıl adının bu ve bundan bozulup çevrilmiş hali olduğunu söyleyen bazı tarihçilerimiz de var.)
    ATALIK: Miras
    ATALMIŞ: Ünlü, meşhur
    ATAMAN: Ulu, Saygıdeğer kişi
    Bir kısım tarihçilere göre, Osmanlının, kurucusu olan Osman bey’in asıl adı budur. Bir kısmı
    Atman, bir kısmı Otman der.
    ATASAGUN: birl. Ata/Sagun Hekimlerin en ulusu başhekim Şamanist gelenekte de aynı ad, en iyi kamlar için kullanılmaktadır.
    ATAY: 1- Ünlü, tanınmış 2- Akın, hücum
    ATIGAY: Ünlü, tanınmış
    ATIĞ: Adı sanı belli, ününü arttırmış kişi
    ATIL: Ünlü, meşhur
    ATILGAN: Atak, gözüpek,cesur
    ATILMIŞ: Atılgan, gözüpek
    ATIŞ: Ünlü, meşhur
    ATİLAY: Türk tarihinin en önemli kişilerinden,Batı Hun imparatoru, Bu kişinin adı üzerinde tarihçi ve dilciler pek de anlaşamamışlardır. Benim görüşüm de göç sırasında İtil ırmağı kıyısında doğmuş olmasından dolayı “İtil/Ay”dır. Ancak bununla birlikte bu kişi için bazı adlar söylenmekte (Atila,Atilla,Atılay,Atilay,Atalay,Atlıhan vb.) Anlamlar:1- Atacık,babacık 2- İtil ırmağı kenarında doğduğundan ve Türklerdeki eski bir gelenekten dolayı “İtil” çocuğu anlamında verilen İtilay’ın zamanla Atilay’a dönüşümü 3- Atlı/Ay 4- Atlı/Han 5- Macar dilinde çelik anlamına gelen “Atzel” den
    ATLIĞ: Ünlü,zengin
    ATMACA: Yırtıcı bir avcı kuş
    ATMAN: Ünlü, saygın
    ATMIŞ: Atma eyleminde bulunmuş (ok,kargı vb.)
    ATSAK: Ünlü, adı duyulan
    ATUK: Bolluk, bereket
    AVAR (Abar) 1- Heybet, büyüklük(Abartı) 2- Dirençlilik, dayanıklılık
    AVAZ: Nara, yüksek perdeli ses, çığlık
    AVCI: Av yapan, avlayan
    AVCIL: Avlayıcı, av işinin uzmanı
    AVGAN: Avuntu
    AVINÇ: Avuntu, teselli
    AVINÇA: Avunç
    AVINGU: Avunç,teselli
    AVLAK: Av yeri, av olanı
    AVKAR: Bozkır bıldırcını
    AVUNÇ: Teselli, avuntu
    AVUÇU: Avunç
    AVUNDUK: Avuntu, teselli
    AVUTMUŞ: Teselli eden
    AY: Dünyamızın uydusu olan gezegen. Ancak Türk kültüründe bu ad güzellik, temizlik, ahlaklılık vb. değerleri de içeren birçok öğeyi içinde barındıran bir sembol ve mecaz olarak kullanılmıştır. Çok önceleri erkeklerde kullanılmasına karşın, zamanla kız çocuklarına ad olarak verilmiş, gerek başta, gerekse de son da, birleşik ad olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte bazen geçmiş örneklerde de görüleceği gibi hem erkeklerde hem de kızlarda kullanılmıştır. Ancak yine de ağırlık kız adlarındadır.Ve kız adlarında önemli bir konumdadır.
    AYAĞ (Ayak) 1-Uğur, şeref, şan 2- Devinim, hareket (ayaklanma sözü) buradan gelir.
    AYANA: birl. Ay/Ana Altay Türklerinin eski tanrıçalarından
    AYAS: Ay ışığı, mehtap, gece aydınlığı
    Altay, Tuva, Çuvaş Türklerinde Tanrı sıfatı olarak kullanılan bir ad
    AYATA: birl. Ay/Ata Şamanist gelenekte, göğün altıncı katına bakan Tanrı
    AYAZ: 1- Ay ışığı 2- saf, berrak hava 3- Kuru soğuk
    AYBAKIM: birl. Ay/Bakım, bakmaktan, bakış
    AYBAN: birl. Ay/Ban mec. Debdebe, şaşa
    AYBANDI: birl. Ay/Bandı (Banmak)
    AYBAR: 1-Ay gibi parlak 2- Heybet,heybetlilik
    AYBI: İmdat, medet
    AYBIN: Onur,şeref
    AYÇIL: Ay ışığı, ay pırıltısı
    AYDA: 1- Ay’a eş değer güzellikte 2- Dere kenarlarında yetişen hoş kokulu bir çiçek
    AYDABOLDI: birl. Ayda/Oldu mec. Ay parçası
    AYDAN: Ay parçası
    AYDAR: (Aydar Han) saç perçemi, kakül
    AYDIN: 1- Aydınlık, ışık yoğunluğu 2- Açık, aşikar 3- Entelektüel , münevver
    AYGAN: İçten, samimi, yaren
    AYGAY: Nara, bağırtı
    AYGIN: Sınırsız, uçsuz, geniş
    AYGIR: Erkek at
    AYGIRAG : 1-Dağ keçisi 2- Bir geyik türü
    AYGUÇI: Yönetici, devlet görevlisi, danışman, yarıcı
    AYIM: Çekicilik, sempati
    AYIMÇA: Ay parçası
    AYINTAP: Mehtap, ay ışığı
    AYIR: Değişik, farklı, başka, fark
    AYIRBAŞ: birl. Ayır/Baş..Değişim, mübadele
    AYIRT: Fark, farklılık, ayırım
    AYITGU: Temyiz
    AYISIG: birl. Ay/Isıg..Ay ısısı, sıcaklığı
    AYIT: Söylemek, anlatmak
    AYITMIŞ: Söyleyen, bildiren, uyaran
    AYKAÇ: Konuşkan, Konuşmacı, Hatip
    AYKIN: Geniş, ferah, aydınlık
    AYKOYUN: birl. Ay/Koyun
    Yakut destanlarında adı geçen, eski dönem güç tanrısı
    AYLA: 1-Ayın çevresindeki ışık halesi 2- Devir, dönüşüm
    AYLU (Aylı): Aydan
    AYMA: Duyarsız, başıboş vurdum duymaz
    AYMAN: Aya eş değerde
    AYMAZ: Vurdumduymaz, başına buyruk
    AYRAL: Kuraldışı, istisna
    AYRI: Başka, değişik, farklı
    AYRIÇ: Bölüşüm, taksimat
    AYRIKÇA (Ayıkşa): Derviş, mecnun
    AYRUK: 1- Farklı, değişik 2- Varlıklı, zengin
    AYSELİG (Aysiliğ) birl. Ay/Silig, dürüst, namuslu
    AYTAK: Konuşmacı, hatip
    AYTAR: Haberci, muhbir
    AYTEK: Konuşmacı, hatip
    AYTIN: Aydın, aydınlık
    AYTIŞ: Nutuk, anlatım, hitabet
    AYTIŞAN: Hatip, konuşmacı
    AYTUK: Hatip, konuşmacı
    AYUK: Söz söylenebilen ve sözün değer gördüğü yer
    AYUR: Konu, bahis, bahse konu olan
    AYÜN: birl. Ay/Ün Karahanlılar ve Uygurlar döneminde, han ve kağanların analarına verilen bir unvan
    AYZIT: Şamanist gelenekte “ Ay Tanrıçası”
    AZBOY: Heyecan
    AZGIN: Zapt edilmesi zor, sınırı aşmış, tahrik olmuş
    AZLAĞ. Nadir, az rastlanır.
    AZRAK: Nadir, az rastlanır.
    AZUK: (Azuka, Azık): Geçimlik, yiyecek

    -B

    BABAT:Cins, Tür
    BABRAK: Hızlı, çevik, atletik
    BABÜR: Kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan
    BACI: Kız kardeş
    BAÇAK: Bir çeşit zırh (Dize geçirilen bir zırh)
    BAÇMAN: Başlık, Tolga
    BADAN: Batan (Batmaktan...Güneşin batışı)
    BADUR: Batur, bagatur, kahraman
    BADURUK: (Badruk) 1- Sadık, güvenilir 2- Batur, kahraman
    BAGA: 1- Alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- Boğa
    BAGATUR: Kahraman, Batur, Bahadır
    BAGAY: Afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz
    BAGRI: Kararlılık, azim
    BAĞAM: Destek,arka, kuvvet
    BAĞAN: Anıt, abide
    BAĞATUR: Bagatur, batur, bahadır, kahraman
    BAĞDAŞUK: Uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı
    BAĞDU: Işık, şua, ışın
    BAĞI: Büyü, efsun, bağlılık
    BAĞIM: Bağlı, bağlılık
    BAĞIMSIZ: Bağlı olmayan, özgür
    BAĞIR: 1- Sine, göğüs, kucak 2- Kalp, gönül
    BAĞIRLAK: İri bir kırlangıç türü
    BAĞIŞ: 1- Veriş, ikram 2- Af, af ediş,3- Nezaret
    BAĞLAN: 1- Demet, deste 2- Bağlılık 3- Kızıl renkli bir su kuşu
    BAĞRI: Kararlı, azimli
    BAĞŞI: (Baksı) Kam, doktor
    BAHADIR: Bagatur, Batur, kahraman
    BAHŞİ: Baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca
    BAKAÇ: Bakıcı, bakan, nazır
    BAKAN (Bağan): 1- Anıt, abide 2- Bağlayıcı, birleştirici 3- Haşarı, afacan
    BAKAY: Haşarı, ele avuca sığmayan
    BAKIM: Bakma eylemi, nazar, bakış
    BAKIR: Bakır madeni
    BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı
    anlamına kullanılmaktadır.)
    BAKIŞ:1- Bakış, nazar 2- İkram 3- af
    BAKSI (Bakşı): Bahşı,doktor, bilgin, büyücü
    BAKTI: Bakan, nazır
    BAKUY: Ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi
    BAL: 1- Yapışkan sıvı 2- Arı balı 3- Çamur, balçık
    BALA: Yavru, çocuk
    BALABAN (Balıban): 1-Bala bandırılmış 2- İri başlı bir doğan türü
    Ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir.
    BALACA: Yavrucak, ufaklık
    BALAK (Balak): manda yavrusu
    BALAMAN: Cüsseli, iri kıyım
    BALAMİR: (Balabir) Biricik yavru
    BALANDI: İri yarı, gösterişli
    BALASAGUN: birl. Bala/Sagun Özlenen, beklenen yavru (çocuk)
    BALBAL: 1- Heykel, anıt 2- Mezar taşı (Eskiden mezarlara dikilen ve
    üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı)
    BALÇAK: Kabza, kılıç kabzasındaki siperlik
    BALDU: Balta
    BALDUK: Balta
    BALGAY: Ünlü, meşhur
    BALI: Değerli, yüksek, ulu kişi
    BALKAN: Ormanlarla kaplı, dağlık bölge
    BALKIN: Parlak, gözalıcı
    BALKIR: 1- Yağmur arasında çıkan güneş 2- Yağmurun hemen ardından
    çıkan güneş
    BALTA: Ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet
    BALTEG: Çamur, çamurlu
    BALUG (Balık) 1- Balçık çamur 2- Ev, köy 3- Suda yaşayan balık
    BAMSI: 1- Yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- Baksı, kam
    BANAR: Demet, tutam, deste
    BANGU: (Mengü, Bengü) Sonsuz, sonsuzluk, ebedi
    BANIÇİÇEK: birl. Banı/Çiçek...çiçeğe bandırılmış
    BANLAK: Çağrı, davet, ezan
    BARADAN: 1- Boradan, bora parçası 2- Nara, yüksek ses, bağırtı
    BARAK: Türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek
    BARBOL: Varol
    BARÇA: 1- Parça 2- Tüm, tamam, eksiksiz
    BARÇIN: İpekli kumaş, kadife
    BARÇUK (Barçık) Tahta ve keçeden yapılan küçük heykel
    BARÇUK ART TİGİN: birl. Barçuk/Art/Tigin (Art,ardçı,halef)
    BARDAM: Varlık, ganimet, bolluk
    BARGAN: Varan
    BARDI: Vardı (Varmak...dan)
    BARGAN: Varan, ulaşan
    BARGI: Kadife
    BARGIT: Kadife
    BARGU: Nimet, ganimet
    BARGUŞ: Ganimet
    BARIK(Barı) : Esas, esas olan, mahfuz
    BARIM: Varım, servet, varlık
    BARIN: 1- Güç, kuvvet 2- Barınak
    BARUNDUK: Sığınılacak yer, barınak
    BARIŞ: 1-Varış, gidiş, gidişat 2- Sukunet, sulh 3- Servet, hazine
    BARK: (Barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan
    bu sözcük, Uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra,
    “taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır.
    BARKAN:Oynak toprak, bataklık
    BARKAT: Heykel, büst
    BARKIN: 1- Gezgin, seyyah 2- Kararlı, azimli
    BARKUK: Servet, varlık
    BARLA: Parlak, göz alıcı
    BARLAK: Parlak
    BARLAS: 1- Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik
    BARLI: Varlıklı, zengin
    BARLIK: Varlık
    BARMAK : (Varmak)
    BARMAKLAK: 1- Varıcı, ulaşıcı 2- Eldiven 3- Varlık
    BARMAN: Varlıklılık, mevcudiyet
    BARS: Pars, leopar
    BARSUK: Porsuk
    BARTIK: Heykel, büst
    BARTU:1- Varlık, servet 2- Menzil, varılacak yer
    BARUG: Mesned, dayanak
    BASAGAR: Ağırbaşlı, mütevazi
    BASAK(Basa)1- Cesur, gözükara 2- Baskın 3- Farklılık, ayırım
    BASAN: 1- Baskın yapan 2- Ölünün ardından verilen yemek 3- Yayan, yayıcı
    BASAR: Baskın, baskıncı
    BASAT:1- Mühür, 2- Yardım, muavenet 3- Busat, pusat,silah 4- başat
    BASGAN: Basan, baskıncı
    BASIK: 1- Gece baskını 2- Basınç, tazyik, baskı
    BASILGAN: Baskıncı
    BASIM: Enerji, güç
    BASIR: Basar
    BASKAK: Basak, cesur, farklı, Çengiz Kaan döneminde askeri valiler için
    kullanılan ünvanlardan
    BASKIN:1- Galp, muzaffer 2- Ani yapılan saldırı 3- Basık, yaygın genişlemiş
    BASMIL:1- Baskıncı 2- yardımcı, muavin
    BASRUK: Baskı, tazyik
    BASSIZ: Başsız, başına buyruk
    BASTI: Bastıran, baskın yapan
    BASTIK: Basdı, Baskıncı
    BASU (Basut) Tokmak
    BASUÇ: Baskı, tazyik
    BASUT: 1-Yardım, yardımcı 2- Demir tokmak 3- Baskın yapan
    BAŞ: Oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların
    hepsini içeren bir söz
    BAŞACI: Reis, lider, öncü
    BAŞAD(Başat)
    BAŞAGUT:Önde gelen, önde bulunan, sevilen
    BAŞAK:1- Buğday başı 2- Ok ucu...okun ucuna takılan sivri demir 3- Sümbül çiçeği
    BAŞALMIŞ:1- Öncü,önder 2- Düşmanını yenip, yoketmiş
    BAŞAR: Başarı, kazanç
    BAŞARAN: Başarılı, muvaffak
    BAŞARI: Muvaffakıyet
    BAŞAT:1- Emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- Hanlık yapan
    bir soya mensup kişi
    BAŞA: (Paşa) Bazı tarihçilerimize göre ..Baş-ağa, bazılarına göre
    ise Baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük,
    bugünkü anlamıyla General ordu komutanı
    BAŞBAĞ:1- Başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- Gözde, sevgili, en değerli
    BAŞBUĞ: Ordu komutanı, orgeneral
    BAŞÇIL: Şef, lider, önde gelen
    BAŞDAŞ: Denk, akran
    BAŞDU: Başta olan, önde giden
    BAŞEL: birl. Baş/İl..yol gösterici,mihmandar
    BAŞGAK: 1- Başkan,şef 2- Bir tatlı su balığı
    BAŞGÖZ: birl. Baş/Göz 1-Birleşik, ayrılmaz 2- Mec. Evlilik
    BAŞGU: Alnında beyaz lekesi olan at
    BAŞIL: Önde giden, şef
    BAŞKAL: Emir, ferman
    BAŞKAN: Yönetici, şef, başta giden
    BAŞKARA: birl. Baş/Kara...mec. Sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi
    BAŞKIR: Başarı, muvaffakıyet
    BAŞLADAÇU: Başlatıcı, yönetici, hakem
    BAŞLAG: Başlangıç, ilk
    BAŞLAK:1- Başıboş, salınmış 2- Başlangıç
    BAŞLAMIŞ: 1- Kararlı, çalışkan 2-Lider, lider olmuş
    BAŞLIĞ: Başı dik gururlu
    BAŞLIK: Yönetici, şef
    BAŞNAK: Başlıksız, tulgasız
    BAŞŞAD: (Paşa) Ordu komutanı, general
    BAŞTIN: Selef, önceki
    BAŞTINKİ: Baştaki, öndeki, önder
    BAŞVEREN: Fedai
    BAŞVERMİŞ: Kurban, fedai
    BATAK:1- Çamur, bataklık 2- Gizli, gömülü
    BATIŞAD: birl. Batı/Şad
    T...Göktürk ve Uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan
    BATIM:1- Batma boyu, boy, derinlik 2- Sivri bir aletin saplanması
    BATIR: Batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi
    BATMAZ: 1-Diri, mücadeleci 2- Vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez
    BATRAK: (Batırak) Mızrak, kargı
    BATSIK: 1- Bastıran, yanaştıran 2- Gün batısı, batı
    BATU: 1-Güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- Dayanıklı, metin 3- Gün batısı
    BATUGA: 1- Batu, kahraman 2- Gizli, gizlenmiş
    BATUR: Bagatur, Kahraman
    BATURGAN: 1- Saklayan, gizleyen, gizli 2- Batıran,saplayan
    BATUT: Gizli, saklı
    BAVIRGAN: 1- Şefkatli, koruyucu 2- Bağıran, nara atan
    BAY: Varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü
    içeren önemli bir ad. Türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle
    kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de
    sona gelerek kullanılabilen bir ad.
    BAYA: Bay,baylanmış, zenginleşmiş
    BAYAK: Selef, daha önceki
    BAYAN: (Muyan, buyan) 1- Kalıcılık,sonsuzluk 2- Baht, mutluluk 3- Zenginlik,
    güçlülük,erklik 4- eski dönem Tanrı sıfatlarından 5- Uygur kağanlarının unvanlarından
    BAYAR: Ulu, yüce, kudretli, celil...Tanrı sıfatlarından
    Bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan
    BAYAT: Tanrı sıfatlarından ,..1- Devletli, kısmetli 2- Kadim, ezeli
    BAYATLI: Devletli, bahtı açık, muktedir
    BAYATLUĞ: (Bayatlı)
    BAYAVUT (Bayagut) Varlıklı, muktedir
    BAYÇA: Varlıklı, muktedir
    BAYÇU (Baycu): Varlıklı, devletli
    BAYDAK: 1- Bağımsız, hür 2- Bekar
    BAYDAN: 1- Cömert, eli açık 2- Şık, yakışıklı
    BAYDAR: Varlıklı, muktedir, egemen
    BAYGIN: Kendinden geçmiş
    BAYIK: 1- Varlıklı, egemen 2- Usta, eli yatkın 3- Doğru sözlü, saygılı, güvenilir
    BAYIN: Çekici, güzel, yakışıklı
    BAYINDIR: Güçlü,varlıklı, egemen
    BAYIR: Yamaç
    BAYITMIŞ: Zengin, kudret sahibi
    BAYLA: Varlıklı, refah içinde olan
    BAYLAK: Rahat, refah içinde
    BAYLAM: 1- Azim, kararlılık 2- Demet, bağ
    BAYLAMIŞ: Varlıklı, güçlü olmuş
    BAYLAN: Nazlı, şımarık
    BAYLANIŞ: İlişki, münasebet
    BAYLIK: 1- Varlık, Varlıklılık, güçlülük 2- Ganimet
    BAYMAZ: Mala mülke ilgi duymayan kişi
    BAYRAÇ: Varlıklı, zengin
    BAYRAK: Varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık
    BAYRAM: Güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk
    BAYRI: 1- Ezeli, kadim 2- Emektar, tecrübe sahibi 3- Sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak
    BAYRIN: Kadim, ezeli, eskiye dayalı
    BAYSA: Madalya
    BAYSAL:1- birl.Bay/Sal 2- Bolluk, rahatlık 3- Asayiş, sükunet
    BAYSAN: Yakışıklı, levent, gösterişli
    BAYSİN: Zengillik, kudret
    BAYTAG: Bolluk, çokluk, kalabalık
    BAYUK: Hazır, amade
    BAYUR: Cesur, gözükara
    BAYUTMUŞ: birl. Bay/Utmuş (yenmiş, muzaffer)
    BAYÜLGEN: birl. Bay/Ülgen
    Şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı”
    BAYÜLKEN: (Bayülgen)
    BAZ: 1- Emin, güvenilir 2- Merkeze bağlanmış, sonradan katılmış
    BAZDA: Hoş, latif, çekici
    BAZIR: Basar, baskıncı
    BAZMAN: Tabi, bağlı, muti
    BECERİ: (Beceriklik) Hüner, marifet, yeterlilik
    BECET: Süs, makyaj, tezniyat
    BEÇİRİK: Becerik, beceri, marifet
    BEÇKAN: İpekten yapılmış sancak
    BEDER: Ziynet, mücevher
    BEDİZ: 1- Resim, heykel, nakış, bezek 2- Taşlara yontularak yapılan süsleme
    BEDİZCİ: Ressam , heykeltıraş, nakışçı
    BEDÜK: Büyük, iri, cesim, ulu
    BEGEÇ: Beyliğe uygun olan
    BEGEN: 1- Beğeni, hoşluk 2- Şehzade, prens
    BEGENÇE: Şehzade, prens
    BEGESİN: Doğruluk, sevap, hayr
    BEGİ: 1- Yiğit, güçlü, 2- Eş- koca
    BEGİSİ:1- Doğru, sevap 2- Beğenilen, imrenilen
    BEGÜM: Hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski Türkçe’de “beğ”’in
    tam olarak dişi karşılığı
    BEĞ: Bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir
    BEĞCEĞİZ: Beycik, Küçük bey
    BEĞÇE: Küçük bey
    BEĞÇEK: Küçük bey
    BEĞDAŞ: Akran,eş,denk
    BEĞDE:1- Aziz, saygıdeğer 2- Adil, adaletli
    BEĞDEŞ: Nazir,benzer
    BEĞDİ: Aziz,muterem, saygıdeğer
    BEĞDÜZ EMEN: birl. Beğdüz/Emen (ruh,can)
    BEĞEÇ:1- Beğliğe layık 2- Beğ çocuğu, küçük bey
    BEĞENDİK: Beğenilen
    BEĞENİ: Hoşa giden, beğenilen
    BEĞENMİŞ: Hoşuna gitmiş
    BEĞER: Beyoğlu, prens, şehzade
    BEĞLEN: Bey soyundan olan
    BEĞLİK: Beylik, beyliğe uygun olan
    BEĞREK: Beyrek, bey çocuğu, küçük bey
    BEK: 1- Bey, beğ 2- Pek, sıkı
    BEKEM: Bey, beyim
    BEKEN: Dayanıklı, metin
    BEKET: Kuvvet, dayanıklılık
    BEKİ: 1- Yiğit,güçlü 2- Eş, koca 3- Şaman, baş şaman
    BEKİK: Güvenli, iyi korunan
    BEKİM: Azimli, kararlılık
    BEL: 1- Bilgi, bilim 2- Belirti,iz, damga 3- Tarlanın orta yeri 4- İki dağın arasındaki geçit
    BELÇİN: Belirti, iz, damga
    BELDEK: İz, işaret, emare
    BELEK:1- Kılavuz, rehber 2- hediye, 3-Kundak bezi
    BELEN:1- Bilen, alim 2- Geçit 3- Sırt, tepe, dağ yolu
    BELET: Belge, delil
    BELGE: Belge, doküman, delil
    BELGİ:1- Belge 2- Bilgi 3- Fark, farklılık, ayırt, alamet
    BELGİN: Belirgin, net, açık
    BELGÜ:1- Belge 2- Sınır taşı, sınır toprağı 3- Yüzük taşı, nişane
    BELİK:1- Doruk, zirve, şahika 2- Saç örgüsü
    BELLEK: Hafıza
    BENEK: 1- Armağan, hediye 2- Bakır para 3- İşlemeli kumaş
    BENGİ: Bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi
    BENGİLİK: Sonsuzluk
    BENGÜ: Bengi, mengü
    BENİCE: Sonsuzluk, sonsuzluğa giden
    BENK: Muhkem, iyi korunan
    BENLİ: Yüzünde ben olan
    BERDİ: Verdi,Kutsal güçler tarafından yollanan
    BEREGEN: Eli açık, cömert, verici
    BERGE: 1- Vergi 2- Berke, kamçı, değnek
    BERGİ: 1- Vergi 2- Eli açık, cömert
    BERGİLİK: Doğal, tabi
    BERİK: 1-Berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- Cömert, eli açık
    BERİL: Verici, cömert, eli açık, fedakar
    BERİN: Veren, cömert
    BERİŞ: Veriş, hibe
    BERK: 1- Katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- Şiddet, şiddetlilik 3- Korunan, muhkem 4- Yıldırım
    BERKANT: birl. Berk/Ant Altay dağları cıvarında bir başka dağın adı
    BERKE:1- Kamçı, değnek 2- Dövme 3- Naz, işve
    BERKEM: Düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki
    BERKİN: Güçlü, güçlendirilmiş
    BERKİT: Güçlü, güçlendirilmiş, muhkem
    BERKLİĞ: Berkli, güçlü, dayanıklı
    BERKUK: Sert,cesur, dayanıklı
    BERMEK: Vermek, veriş
    BERŞE: Odun kömürü, kül
    BESEN: Bezen,süs, makyaj, gösteriş
    BETİK: (Bitiğ, bitik) Yazılı kağıt, mektup
    BEYBUT: Barış, sulh
    BEYGE: Bike, küçük hanım
    BEYGU: Bir şahin türü
    BEYLEM: Buket, demet, çiçek demeti
    BEYLEN: Beyli, beye bağlı
    BEYNEN: Beğenen
    BEYREK: 1- Tim, müfreze 2- Merkez ordu, ordugah
    BEYRU (Bayrı) 1- Ezeli, başlangıçsız 2- Emektar, tecrübeli
    BEZEK: Süs, takı, piraye
    BEZEN: Süs, makyaj
    BEZENMİŞ: Süslü
    BEZGİN: Bez...mekden. Sarsılmış, bıkmış
    BIÇAK: Biçme aracı
    BIÇGIN: Kesen, biçen
    BIÇKAS: Kağan ve Hanlara yapılan bağlılık andı
    BIÇKI: Bıçak bileme aracı
    BİBİ: Kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım
    (Anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır)
    BİÇEK: Bıçak, biçici
    BİÇİK: Biçilmiş, biçimlenmiş
    BİÇİM: Şekil, format, örnek, biçilmiş gibi
    BİÇİN: 1- Biçilmiş,biçime girmiş 2- Ekin, tahıl 3- Biçen, doğrayan
    BİGE: 1- Bakire, temiz kız 2- Bey kız saygıdeğer kız
    BİGEM: Sevilen, el üstünde tutulan kız
    BİGEN: Beğenilen
    BİGENDİK: Beğenilen, ilgi duyulan
    BİKE: Bige
    BİKET: Beylik, beyliğe uygun
    BİL: Bilgi, bilim
    BİLDİK: Bilinen, tanınan, ünlü
    BİLECEN: Bilgiç,çok bilmiş
    BİLEDA: Balta
    BİLGE: Bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi
    BİLGEKAĞAN: Bilge/Kağan (Aslı, Türk Bilge Kağan’dır)
    T...Türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. Türk Milliyetçiliğini devlet siyasetine sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe “zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ Birleşik Türk Devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi Kül Tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı “mengütaş’larda(Orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek Türk dili, gerek de edebiyatı ve içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi...İlteriş Kutluk Kağan’ın büyük oğlu, Kül Tigin’in ağabeyi.
    BİLGE TAMGAÇU: birl. Bilge/Tamgacı
    T...Göktürkler ve Uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan
    BİLGE TONYUKUK: birl. Bilge/Tonyukuk
    T...Göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi...II Göktürk kağanlığının kuruluşunda önemli rolü olan, hem İlteriş Kutluğ Kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de Bilge Kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi
    BİLGEN: Bilen, bilgin, alim
    BİLGİN: Bilim adamı
    BİLGÜ: Bilgi
    BİLİG: Bilgiler, bilim, bilim dalı (orj)
    BİLİK: Bilen, bilgili
    BİLUN: Esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık)
    BİNİT: Binilecek nitelikteki, soylu at
    BİRBEN: birl. Bir/Ben Ben mec. Kendini beğenmiş
    BİRÇE: Biricik, yegane
    BİRÇEK: 1- Biricik 2- Saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali
    BİREBİN: Yegane, tek, biricik
    BİRGE: 1- Beraber, birlikte 2- Biricik 3-Berke
    BİRGEN: İçine kapanık, münzevi
    BİRİCİK: Tek, yegane, bir tane
    BİRİÇİM: birl. Bir/İçim mec. İmrenilecek güzellik ve çekicilik
    BİRİDİN: Güneyli, güney bölgesinden
    BİRKİT: Birleşik, birleşmiş
    BİŞÜK: Nesil,soy-sop, kavim, kardeş
    BİTERGE: Gerek, hacet, ihtiyaç
    BİTEV: (Bidev) 1- Soylu, soylu at 2- El değmemiş bakir
    BİTİG: Yazı, yazıt
    BİTİGÇİ: Katip, yazıcı
    BİTİGEN: Anıt, yazıt, yazılı taş
    BİTİM: Gaye, hedef, ülkü
    BİTKİ (Bütkü) yerden biten
    BİYAN: (Bayan) (Buyan) Varlıklı, cömert ,Eski Tanrı sıfatlarından
    BİYUM: Cömert, eli açık
    BOD: Boy,uruk
    BOGA: Boğa
    BOĞ: Hediye, armağan
    BOĞA: Boğa
    BOĞACA: Boğa gibi güçlü
    BOĞACI: Boğa deviren
    BOĞAÇUK: Küçük boğa, genç boğa
    BOĞAR: Boğucu, güçlü, kuvvetli
    BOĞARCIK: Güçlü, boğucu
    BOĞTAG: Şapka, başlık, hanım başlığı
    BOLCAL: Vade, müddet
    BOLÇAK: Gürz, topuz
    BOLDUÇAĞ: Uygun zaman, olan çağ
    BOLGAN: 1- Soylu at 2-Keşşaf, mucit 3- Olgun, olmuş, ermiş
    BOLGU (Bolgi): Orijinal, özgün
    BONCUK: Mücevher, takı
    BOR: Bora, fırtına
    BORA: Fırtına
    BORDAK: Semiz, şişman, balık etli
    BORDU: Üzüm, asma
    BORKA: Baraka,ev
    BORLA: Burla, üzüm, üzüm salkımı
    BOSUM: Endam, zerafet
    BOSUT (Basat) anlayış, izan, hidayet
    BOŞGUR: Eğitmen, öğretmen, talimci
    BOŞGUT: Öğrenci, şakirt
    BOY: 1- Uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- Eda, endam
    BOYDA(Ğ): Soyut, mücerred
    BOYDAŞ: Aynı boyun mensubu
    BOYLA: Unvan veren kişi
    BOYLA BAĞA TARKAN: birl. Boyla/Bağa/Tarkan
    Bilge Tonyukuk’un öteki adı
    BOYLAN: Adına ve soyuna layık
    BOYLUĞ: 1- Soylu 2- Yakışıklı
    BOYSAN: Yakışıklı, heybetli
    BOZ:1- Sert, şiddetli2- Alaca renk,füme rengi3- Toprak rengi
    BOZAN: Bozmak...dan düşmanı yenip dağıtan
    BOZCA:1- Cesur, gözükara 2- Boz rengine kaçan
    BOZCAK: Cesur
    BOZÇİN: Dürüst, güvenilir
    BOZDOĞAN: birl. Boz/Doğan Bir doğan türü
    BOZKIR: Step, çöl, vaha
    BOZKURT: birl. Boz/Kurt
    T...Oğuz Kağan destanında, Oğuz’a yol gösteren efsane kurt. Genel olarak Türk boylarının hemen tamamında, Türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “Milli sembol” pozisyonundaki hayvan (Önceleri “Gökbörü” olarak kullanılan bu ad, Selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak “Bozkurt” olmuştur.)
    BOZLAK: 1- Boz ve kül renginde olan 2- Otlak, mera
    BÖBÜLÜK: Koca, gül
    BÖÇKE:1- Canavar 2- Böcek
    BÖDGE: Çağ, zaman
    BÖG(Bök): Kısmet, nasip
    BÖGÜ:1- Filozof, hikmet sahibi kişi 2- Büyü, sihir 3- Ejderha, canavar 4- Zehirli bir böcek
    BÖGÜR: 1- Ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-Kaburga ile kalça arasındaki bölge
    BÖĞDÜN: Bürokrat, yüksek dereceli memur
    BÖĞREK: Ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu
    BÖĞÜRMÜŞ: Şamatacı, gürültücü
    BÖĞÜŞ: Zeka
    BÖKEN: Ahu, ceylan
    BÖKEVUL: Aşçı, iyi yemek yapan
    BÖKLİ: Yakışıklı,Şık, iyi giyimli
    BÖKLİCE: Şık giyimli
    BÖLE: Pay, nasip, kısmet
    BÖLEN: Bölüm, pay
    BÖLEK: Hediye, armağan
    BÖLÜK: 1- Kısım, ekip, bölüm 2- Pay, nasip
    BÖLÜN: Yönetici, şef
    BÖNGE: Tekme
    BÖNGER: Tekmeleyici, iyi tekme atan
    BÖRÇE: Zülüf
    BÖRÇEK: Zülüf
    BÖRİ: Kurt
    Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde Kağan muhafızlarına verilen genel bir ad.
    BÖRİTEÇİNE (Börteçine) Benekli bozkurt
    Ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, Ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer.
    BÖRK: Başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık
    BÖRKLÜ(Ğ) Saygıdeğer
    BÖRKLÜCE: Saygıdeğer, saygı gösterilen
    BÖRTE: Benek
    BÖRÜ: (Böri) Kurt
    BUBİK: Konca,gül
    BUCAK: 1-Gizli bölge 2- Uzak yer
    BUCUGA: (Buğucu, ceylan avcısı)
    BUDAK: Sert dal parçası mec. Güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder.
    BUDAN: (budun)
    BUDAY: Buğday
    BUDRAÇ: Gözü pek, cesur
    BUDULGAN: Yürekli,cesur
    BUDUN: Bütün, Ulu, millet “ Siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.Türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam olarak bu anlamı içermektedir. Millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken Ulus ise, daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.Buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus sözcükleri dilimize yer etmiştir. Oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce kullanıma girmesi gerekmektedir.”
    BUDUNÇAR (Budunçu-Yir) Sözcüğünün tam anlamıyla” Ulusçu”, “milletçi”
    “Oğuz Töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi
    BUDUNÇİ: Buduncu, Ulusçu
    BUDUNÇİYİR: birl. Buduncu/Yir,yer toprak
    BUGA: Boğa
    BUGAN: 1- Boğan 2- Alamet, işaret, iz
    BUGATEG: Boğa gibi güçlü
    BUGAY: 1-Afacan, ele avuca sığmayan 2- Buğu, ceylan
    BUGU: 1- Buğu, ceylan 2- Böcek, örümcek 3- Canavar
    BUGUR: Sürekli,devamlı, devamlılığı olan
    BUGA: Boğa
    BUĞRA: 1- Genç aygır 2- Genç erkek deve
    BUĞU:1- Ceylan, 2- Yavru geyik 3- Buhar
    BUĞUÇAN: Boğucu, boğaç
    BUKA: Boğa
    BUKAĞI: Kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek
    BURAK: Güçlü, yenilmez
    BUKAN: (Mokan, Büken) Güçlü, yenilmez
    BUKUK: Tomurcuk, filiz
    BULAÇ: Bulucu, keşşaf, mucit
    BULAGAN: 1- Olgun, kamil 2- Bulan, bulucu
    BULAK: Göze, kaynak, pınar
    BULAR: Bulur, mucit
    BULASI: Ülkü, bulunması istenen
    BULÇA: 1- Bolluk, ganimet, bereket 2- Bulucu, mucit
    BULÇU: Bulucu, mucit
    BULÇUM: Keşif, buluş
    BULDAN: Bolluk, refah
    BULDU: Önemli, değerli, az rastlanan
    BULDUR: 1-İri su damlası 2- Gözyaşı
    BULDAK: 1- Bulanık, karışık, karma 2- Kıyı, sahil
    BULGAN: 1- Olgun,kamil 2- Bulucu, mucit
    BULGANÇ: Karma, kırma, karışık
    BULGAR: Karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş
    BULGAŞ: Karışıklık, karmaşa
    BULMAZ: 1- olgunlaşmamış 2- Sakin, tembel
    BULMUŞ: 1- Olgun, erdemli, oturaklı 2- Keşşaf, mucit
    BULU: Anlayış, idrak, izan
    BULUÇ: 1-Bulucu 2- anlayış, fehim
    BULUG: 1- Keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- Fidye, haraç
    BULUGAN: Bulan, bulucu
    BULUM: İrfan
    BULUNG: Bulunulan yer, yön, taraf
    BULUŞ: 1-Feraset, buluculuk 2- Manevi destek
    BULUŞGAN: Maharetli, becerikli
    BUMİN: 1- Merkez ordu, çekirdek ordu 2- Puhu kuşu
    BUN: Üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş
    BUNAK: Bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş
    BUNALMIŞ: Üzgün, mahzun
    BUNG: Bun, keder
    BUNLUĞ: Bunlu, kederli
    BUNSUZ: Mutlu, huzurlu
    BURAN: Burmaktan...Burucu
    BURCU: 1- Buruk, burucu 2- Güzel ve keskin koku 3- Biber
    BURÇAK: 1- Nohutgillerden bir tahıl 2- İrmiklik buğday
    BURÇİGEN: Böü/Tigin Moğol ağzındaki söylenişi (Türk ağızlarında Kuzey’e çıkıldıkça T ”ler Ç’ ye dönüşür. Çigin, Tigin, Çengiz Tengiz vb.)
    Çengiz Kagan’ın aile adı. Uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,Moğol oymaklarının
    arasına karışmış bir oymak
    BURÇİN: Dişi geyik
    BURÇUGİN: Özü sözü bir, güvenilir
    BURÇUK: 1- Tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- Varlık, servet 3- Çiçek, gül
    BURKA: Yüz örtüsü, fular (Tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü)
    BURKAN: 1- Totem, heykelcilik 2- Hüzün, iç burkuntusu
    BURKE: 1-Burka 2- Berke, kamçı
    BURLA(Hatun): Üzüm, üzüm salkımı
    BURTA: 1- Benek, ben 2- Altın tozu
    BURTAG: Burtak çakıllı, taşlı toprak
    BURUK: Kırgın, alıngan, mahzun
    BURUL: İçli, içten, samimi
    BURUNÇUK: Burulmuş, buruşuk
    BURUNDU: Atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç
    BURUNGU: Geçmiş, mazi, hatıra
    BUŞKU:Telaş, heyecan
    BUYAN: (Bayan, Muyan) 1- Kut, baht, mutluluk 2- Sevap,hayır 3- Dayanıklılık, mukavemet
    BUYANDI: Kutlu, bahtı açık
    BUYRA: Kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş
    BUYRAÇ: Amir, buyuran
    BUYRAT: Engebe, engel
    BUYRUK: 1- Emir, buyruk, buyurma 2- Göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da
    kullanılmıştır.
    BUYURUK: Buyruk, emir
    BUZAÇ: Bozucu, bozguna uğratan
    BUZAN: Bozan, düşman birliğini dağıtan
    BÜBÜLÜK: Gül, konca
    BÜDENE: Bir bıldırcın türü
    BÜGÜ : 1- Büyü, sihir 2- Felsefe 3- ejderha
    BÜK: Kıyı, sahil
    BÜKE: 1- Genç kız, küçük hanım (Bike) 2- Bükü, ejderha
    BÜKE BADRAÇ: birl. Büke/Badraç Mitolojideki, yedi başlı ejderha
    BÜKEÇ: Güçlü, bükücü
    BÜKEY: Büken, bükücü, güçlü
    BÜKİN: Hanımcık, küçük hanım
    BÜKLÜM: Kıvrım, büküntü, saçak
    BÜKÜ: Ejderha
    BÜKÜŞ: Bükme eylemi, bükmek
    BÜLEK: Bilek
    T...Kırgızların, Mürti oymağı beylerinden
    BÜLTE: Demet, deste, top
    BÜNGÜ: Tos atmak, kafa vurmak
    BÜR: Gonca; gonca gül
    BÜRÇE: Kurt yavrusu
    BÜRÇEK: 1- Kurt yavrusu 2- Saç kıvrımı
    BÜRGE: 1- Kellik 2- Bahşiş, hediye
    BÜRKEV: Himaye,vesayet
    BÜRKÜT: 1- Bahşiş, hediye 2-Bir kartal türü
    BÜRÜM: Bürülmüş, katlanmış
    BÜRÜNCÜK: İpekten yapılmış, şal, fular
    BÜTE: 1- Fidan 2- Bütünlük
    BÜVET: Baraj, set, su seti
    BÜYÜ: Sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik
    BÜYÜK: 1- Olgun, saygıdeğer 2- Bilge 3- Büyü, büyücü

    F
    Fakı: Fakih, hoca, alim, din bilgini.
    Fakir Emrah: Ercişli Emrah.
    Farı: Yüce.
    Farımak: Yaşlanmak, yıpranmak, yorulmak.
    Farz:1.Müslümanlıkta özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan Tanrı buyruğu. 2.Doğru sonuca varmak için yapılması zorunlu olan.
    Fasık: Günahkar , Hak yolundan hariç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günah işleyen ya da küçük günahlarda ısrar eden kimse.
    Faş: Açma, ortaya çıkarma.
    Fazl: Lütuf.
    Fazlı yezdan: Tanrının lütfu.
    Fel: Fi'il. İş, tutum, davranış, oyunbozanlık, dek, desise.
    Felek: Gökyüzü, sema.
    Felek: Kader, talih, baht, şans.
    Fem: Ağız.
    Fena mülkü (Fena şehri): Geçici dünya, kendi varlığından geçme.
    Fena: Yok olma, yokluk, geçiş gitme. Tasavvufta maddi varlıktan sıyrılıp Hakk'a ulaşma.
    Fend: Hile, oyun.
    Ferace: Kadınlar için bol ve uzun üst giysisi. Başörtü.
    Ferağ: Gözyaşı.
    Fere keklik: Erginleşmemiş keklik.
    Ferhat: Ferhat ile Şirin Hikayesi'nin erkek kahramanı.
    Ferişte: Melek.
    Fetalına: Övgü.
    Fe-tebarekallah: Ne kadar bereketli, ne kadar güzel anlamında şaşma bildirir. Allah övmüşte yaratmış anlamında bir söz.
    Feyl: Düşünce, zihniyet.
    Fısk: Hak yolundan ayrılma, isyan etme, günah suç.
    Fıskı: Günahı, suçu.
    Fidanrıar: Fidanlar.
    Figan: Acıyla bağırma, inleme.
    Fil: Satranç oyununda çapraz hareket eden iki taşın adı.
    Firağ [firah]: Ayrılık, ayrılık acısı, firak.
    Firak: Ayrılık, ayrılma, kader, hüzün.
    Firez: Ekin, yeni çıkmaya başlamış ekin.
    Firkat: Dostlardan vesaireden ayrılık, ayrılış.
    Furkan: 1.Kur'an. 2.İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, hak ile batılı ayıran kanıt. 3.İyiyle kötü ve doğruyla yanlış arasındaki farkı gösteren her şey.


    S

    Saba: Gün doğusunda esen hoş ve latif rüzgar.
    Saba: Yazın kuzeydoğudan esen hafif rüzgar, tanyeli.
    Sabbah: Sabah.
    Sadağa: Sadaka.
    Sadr: Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi, kalp, göğüs, ön.
    Safi: Katışıksız, temiz, süzülmüş.
    Sağ: Sağlam, canlı, diri.
    Sağalmadı: İyileşmedi.
    Sağalmak: İyileşmek.
    Sağalmıştır: İyileşmiştir, iyileşti.
    Sağınnan: Sağndan, sağ yanından.
    Sağolmaz: Sağalmaz, iyileşmez.
    Sahat Çukuru: Çukur Sa'd-Saat Çukuru. Doğusu Erivan, güneyi Iğdır olan çukur bölge. Adını XIV. yüzyılda yaşamış olan Türkistan beyi Sa'ad'dan alır.

    Sail: Kibirli, saldıran.
    Sakı[saki]: İçki sunan.
    Saklıyarlar: Konuk ederler, ağırlarlar.
    Sal: 1.Dağ eteği, dağ eteklerindeki geniş düzlükler. 2. Genelde mezar örtüsü olarak kullanılan yassı taş, yassı kum taşı. 3. Sedye.

    Salaca: Hastanın taşındığı sedye, ölünün taşındığı sedye ya da tabut.
    Salak: Salalım, atalım.
    Salatın: Selatin, sultanlar.
    Salıpsan: Düşürdün ki, düşürmüşsün ki.
    Sallana sallana: Salına salına.
    Salmak: 1. Dizmek, koymak. 2.Atmak. 3. Ağlatmak. 4.Göndermek, ulaştırmak, vermek. 5.Düşürmek.

    Sanarsın: Sanırsın.
    Sanasan: Sanasın, sanırsın.
    Sapa: 1.Gidilen yol üzerinde olmayan, sapılarak varılan. 2.Sarplık.
    Saralar: Sararlar.
    Saralı: Sarılı.
    Saralıban: Sarararak.
    Saralmak: Sararmak.
    Sarayınnan: Sarayından.
    Sarışak: Sarılalım, sarışalım.
    Satılım: Satılayım.
    Savgat: Armağan.
    Say I: Çalışma, emek.
    Say II: Sayı.
    Say III: Kumda bir takım çizgiler çizerek fal bakma, remil.
    Say IV: Seçme, seçkin.
    Say sayılır: Sayılır, hesap edilir.
    Say saymak: 1.Saymak, hesaplamak. 2.Kumda bir takım çizgiler çizerek fal bakmak, remil atmak.

    Sayrı: Hasta, esenlik durumu bozulmuş.
    Sayrı: Hasta.
    Se: Üç sayısı.
    Seba: Bkz.Saba.
    Sebak: Ders.
    Seb'ül mesan: Yedi kat gökyüzü. Yedi ayetten oluşan Fatiha suresi.
    Sedir: Üstü halı, kilimle örtülü, minderli, yastıklı kerevet, divan.
    Sefa: Gönül şenliği, rahatlık.
    Seferbeylik: Bir ülkeyi savaşa hazırlayacak önlemlerin tümü, seferberlik.
    Sefil Emrah: Ercişli Emrah.
    Sehab: Bulut.
    Seherinen: Seherle, tan ağartısında.
    Sehv: Hata, yanılma.
    Sekiz Cennet: En yüksek gök katında bulunduğuna inanılan cennetin sekiz katı ya da sekiz kapısı.

    Seküş: Sekiş, sekme, sekerek yürüme
    Selbi[Selbihan-Selbinaz]: Ercişli Emrah'ın sevgilisi, Erciş kalesinin başbuğu Miroğlu'nun kızı.
    Selvağacı: [Selvi ağacı, selvi dalı]: İnce uzun boylu.
    Sema: Gökyüzü.
    Semek: Balık.
    Seninnen: Seninle.
    Sennen: Senden, seninle.
    Sentekin: Senin eşin, senin gibi.
    Ser çeşme: Suyun başı.
    Ser: Baş, tepe, uç.
    Ser: Baş.
    Seraser: Baştan başa.
    Serencam: Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise.
    Sergerden: Başı dönmüş, şaşkın.
    Sermest eylemek: Serbest eylemek, sarhoş etmek, başını döndürmek.
    Server: Reis, baş.
    Servi hôban: Uzun boylu güzel.
    Serv-i-revan: Uzun boylu sevgili, boyu selviye dönüşmüş, boyu selviyi andıran.
    Settar: Allah'ın sıfatlarından biri. Örten, kapayan, gizleyen.
    Sevdügüm: Sevdiğim, sevgilim.
    Sevecen: İçten seven, koruyarak seven, şefkatli.
    Sevennerin: Sevenlerin.
    Seversez: Severseniz.
    Sevli: Selvi, Selbi.
    Sevmeginen: Sevmekle, sevmek ile.
    Sevülmek: Sevilmek.
    Sevülür: Sevilir.
    Seyrakıp: Rakip, karşıt olan kötü kişi.
    Seyran eylemek: Gezmek, gezinmek.
    Seyran: Seyran, gezme, gezinti.
    Seyrana çıhmak: Gezmeye, gezintiye çıkmak.
    Seyrana düşmek: Gezintiye çıkmak.
    Seyreylemek: Seyretmek.
    Seyreylemiş: Seyretmiş, seyreylemiş.
    Seyrine varmadan: Görmeye gitmeden, görmeye doymadan.
    Seyrine varmak: Görmeye gitmek.
    Seyyah: Gezgin, gezmen.
    Seyyat: Avcı.
    Seza: Layık.
    Sıdk ile: İçtenlikle.
    Sıdk: 1. Doğruluk, gerçeklik. 2.İçten bağlılık.
    Sıdk: Kalp temizliği, ahdına sadık olma, samimi.
    Sıdkınan: Doğru olarak, içtenlikle.
    Sığamak: Sıvazlamak, okşamak.
    Sındırmak: Kırmak, koparmak.
    Sınık: Kırık.
    Sırat mizan: Doğru yol.
    Sıratü'l-müstakim: Doğru yol.
    Sırdaş: Sır ortağı, sır saklayan.
    Sırma: Gümüş tel, altın yaldızlı gümüş tel.
    Sırr-ı yezdan: Tanrı Sırrı.
    Sırrım: Sırrımı.
    Sızıldanmak: Sızlanmak, yakınmak, sürekli yakınmak.
    Sim ü zer: Altın ve gümüş.
    Sim: Gümüş, gümüş, tel.
    Simizer: Sim ü zer, gümüş ve altın.
    Sin I: Mezar, gömüt.
    Sin II: 1. ''S'' harfinin Arap abecesindeki adı. 2.Arap abecesinin on ikinci, Fars ve Osmanlı abecesinin on beşinci harfi.

    Sin: Çin.
    Sina: Sine, göğüs.
    Sine: Göğüs, gönül, yürek.
    Sine: Göğüs, kalp, iç.
    Singirlenmek: Gerdanın sineye doğru güzelliğini bozmayacak bir ölçüde inmesi.
    Sipin vahtı: Dua, yakarma zamanı; alatan; tan yerinin ağardığı zaman.
    Sitem: 1. Bir kimseye, yaptığı güce gidecek bir eylemin ya da söylediği sözün yarattığı kırgınlık v.b. olumsuzlukları öfkelenmeden belirtme. 2. Haksızlık, eziyet.

    Sitemkar: Sitem eden, sitemli, sitem taşıyan zulum ve haksızlık eden.
    Somat: Şölen sofrası, sofra.
    Sona: Suna, dişi ördek.
    Sorak: Merak, düşkünlük.
    Soraram: Sorarım.
    Sormak: Emmek, sorumak, soğurmak,
    Sökel düşmek: Halsiz düşmek.
    Söylerem: Söylerim.
    Söylüyüm: Söyleyeyim.
    Sözün sayı: Sözün doğrusu.
    Sözüni: Sözünü.
    Sufra: Sofra.
    Sulb: Soy , sülale, zürriyet.
    Sücut etmek: Secde etmek.
    Sücut: Secde.
    Südkar: Şeker .
    Süheyl: Süheyl yıldızı, sevgili.
    Süleyman: Kur'an'da anılan peygamberlerden biri, İncil'de de adı geçen İsrail kıralı (İ.Ö.970-93 1 arası). Kur'an'ın bir çok ayetinde Süleyman peygambere verilen iistiin güçler, ilalıi nİnıetier ve saltanattan söz edilir. Kur'an'a göre Süleynıan, Davut peyganıberin oğludur. Süleylan peygamberin kuşların dilini bildiğine, rüzgara ve cinlere hükmettiğine inanılır. Divan ve Halk şairleri, Süleyman peygamberin doğa üstü güçlerine ve kudretli yüzüğüne (Mührü Süleyman) şiirlerinde telmih yoluyla, sıkça değinirler. Divan ve Halk şiirinde Süleyman peygamber kuvvet ve kudret örneği olarak işlenir.

    Sümme veçhullah: Allah'ın.
    Sünnet: Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli davranışlarının ve değişik konularda söylemiş olduğu sözlerin tümü. İbadet yönünden sünnet, farz olan nazalardan önce ve sonra kılınan namazlardır.

    Süresen: Süresin.
    Süryani: Eski Suriye halkında, Samilerin Arami kolundan olan.
    Süsen: Süsen Çiçeği.
    Süz: Süzülerek.
    Süzmege: Süzmeye.
    Süzük: Süzgün, baygın.


    Ş

    Şad olmak: Sevinçli olmak, neşelenmek.
    Şad: Sevinçli, şen.
    Şadda: Kuşak.
    Şadlığ deryası: Sevinç denizi.
    Şadlığ-şadlık: Sevinç, sevinçlilik.
    Şadlık ünü: Sevinç sesi, sevincin sesi.
    Şahanterlan: Şahin kuşu.
    Şahan-terlan: Şahin kuşu.
    Şahbaz: İri bir tür akdoğan.
    Şakkü'l - kamer: Ayın ikiye bölünmesi.
    Şamama: Güzel kokulu, yuvarlak, sarı kırmızı ya da sarı kahverengi çizgili bir tür küçük kavun. Saz şairlerinin şiirlerinde genç kız memesi kimi kez şamamaya benzetilir.

    Şana: Tarak.
    Şar: Şehir, kent, pazar.
    Şaşarsız: Şaşırırsınız.
    Şavk: Işık.
    Şavkı çalmış: Işığı vurmuş.
    Şayan: Yakışır, yaraşır, değer.
    Şaz: Şad, mutlu, mutluluk.
    Şaz: Şad, sevinç, neşe, mut.
    Şefi: Ela göz, tatlı şaşı.
    Şefteli: Şeftali.
    Şeher: Şehir, kent.
    Şekva: Şikayet, aciz kaldığını ve zavallılığını haber vermek.
    Şem: Balmumundan yapılma mum.
    Şems ü kamer: Ay ve güneş.
    Şems: Güneş.
    Şeraben tahur: Cennete mahsus şurup.
    Şerik: Ortak, ders, okul arkadaşı.
    Şeş: Altı (sayı).
    Şevle: Şule, alev, yalım, parıltı.
    Şeyda bülbül: Gülün sevgisiyle kendini yitirmiş bülbül.
    Şeyda: Şaşkın, deli, sevda delisi.
    Şikar eylemek: şikar eylemek, avlamak.
    Şikar: Av.
    Şikest eylemek: Kırmak.
    Şikeste: Kırılmış, incinmiş.
    Şire: 1.Şıra, daha mayalanmamış üzüm suyu; 2. Kimi meyve sularına verilen ad.
    Şirin güftar: Tatlı söz.
    Şirin: Ferhat ile Şirin hikayesinin baş kadın kişisi.
    Şirin: Tatlı, sevimli.
    Şita: Kış.
    Şol: Şu.
    Şovg-şovg: Şavk, ışık, parıltı.
    Şövle: Şule, alev, yalım, parıltı.
    Şuğ: Filiz, ağacın ilkbahar sürgünü.
    Şuh-i-terlen: Özgürce uçan doğan.
    Şule: Alev, ateş. alevlenmiş olan.
    Şule: Alev, yalım.
    Şüşe çekmek: Büyümeye, biçimlenmeye başlamak.
    Şüşe: Şişe, sıvıların, özellikle içkilerin konulduğu camdan yapılmış dar ağızlı kap.

    T

    Tağ: Kavun, karpuz gibi bitkilerin gövdeleri ve yerde kayılan kolları, dalları*.
    Taharetsiz: Temizlenmemiş, pis.
    Tahayyüm: Acıma, rahmet kılma.
    Tahayyür: Hayale getirme, hayalde canlandırma.
    Tahça: Duvar rafı, duvara çakılmış kapaksız küçük dolap.
    Tahir: Temiz.
    Taht-ınan: Taht ile, tahtla.
    Talak: Boşama.
    Talan: Yağma.
    Talanmak: Yağmalamak, yağma edilmek.
    Talip: İstekli.
    Talip: İsteyen, istekli, öğrenci, bağlı olan.
    Tam taşı: İşaret taşı.
    Tama: Hırsla isteme, aç gözlü.
    Tamaşa: Temaşa, seyretme, hoşlanarak bakma.
    Tamu: Cehennem.
    Tamu: Cehennem.
    Tan etmek: Hoş görmemek, kötülemek, yermek, ayıplamak.
    Tan: Güneş doğmadan önceki alaca karanlık.
    Tana: Susuzluktan yanmak.
    Tanış: Tanıdık kimse, bildik.
    Tanışak: Tanışalım.
    Tan-yıldızı: Gün doğmadan önce doğu gözeriminde görülen parlak yıldız, Çoban yıldızı. Kervanyıldızı, Çulpan, Venüs.

    Tapşırırsa: Söylerse, bildirirse.
    Tapşırmak: 1. lsmarlamak. 2.Emanet etmek. 3. Söylemek, ad söylemek.
    Tarayı tarayı: Taraya taraya.
    Tarhun: Yenilebilen ve hekimlikte kullanılan güzel kokulu bir bitki; tuzla otu.
    Tariflemek: Tanımlamak.
    Tarikat: Yol manevi yol, usul, tarz.
    Tarlan: Doğan. Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.
    Tartılım: Tartılayım.
    Tay: Denk eş.
    Taya: Dadı, süt anası.
    Tecdid: Yenileme, yeniden yapma.
    Tecella: Tur Dağı'nda Tanrı'nın Musa'ya görünüşü.
    Teferrüc: Fikretmek, düşünmek, fikri harekete getirmek.
    Tehi dest: Eliboş, züğürt.
    Tek: Gibi.
    Tekebbür: Kibirlenmek. Kendini büyük görmek.
    Tekebbürlük: Kibirlenme, büyüklük taslama.
    Tekin: Gibi.
    Telef olmak: Yok olmak, ölmek.
    Telli durna: Turna, telli turna.
    Telli: 1 .Kadın adı olarak, 2. Sorguçlu kimi kuş türleri için kullanılır.
    Temaşa: Gezme, bakıp seyretme.
    Temenna: Eli alnına götürerek selamlama işareti yapma.
    Tene: Tane.
    Ter: Yeni, taze.
    Tercüman: Kurbanlık koyun.
    Terezi: Terazi.
    Terkini: Belli bir saatte ve yerde buluşma için sözleşme.
    Terlan yiyenni: Terlan yiyenli. Doğandan daha yırtıcı avcı kuş.
    Terlan-terlen: Sarıya çalgın renkli, iri pençeli doğan.
    Terliyip: Terlemiş.
    Tevekkül: İşi Allah'a bırakıp kadere razı olma.
    Tevür tevür: Biçim biçim, her halinle.
    Tezbahar: 1. İlkbahar. 2. Erken gelen bahar.
    Teze: Taze, yeni.
    Tezelenmek: Yenilenmek.
    Tezelenmek: Yenilenmek.
    Tezkin: Teşbih etmek, benzetmek.
    Tezze: Taze, yeni.
    Tezzele: Tazele, yenile.
    Tıfıl: Küçük çocuk.
    Tığ-ı müjgan: Sevgilinin kaşları ve kirpikleri.
    Tırıntaz: 1. Tirendaz ''tir-endaz'', ok atıcı. 2. Uyumlu giyinmeyi huy edinmiş kimse. 3. Çok temiz kimse.

    Timar: Sağaltma, iyileştirme.
    Tir I: Benzer, denk eş.
    Tir II: Ok.
    Tomur olmak: Tomurmak, tomurcuklanmak, kabarmak.
    Tomur salmak: Tomur sürmek, tomurcuklanmak, filizlenmek.
    Tomur: Kabartı, ağaç ve asmalardaki filiz kabartıları.
    Tor: 1. Ağ, tuzak, kapan. 2. Acemi, toy, bir işi yapmakta becerisi olmayan.
    Tora ilişmek: Ağa takılmak, tuzağa düşmek.
    Tora salmak: Tuzağa düşürmek.
    Tovuz: Tavus kuşu.
    Toy I: Şölen, düğün.
    Toy II: Toy kuşu, iri ya da orta boylu, tüyleri kızıl ve esmer benekli bir av kuşu. Toygun: Ak ve çakır renkli doğan.

    Toy tamaşa: Eğlence, düğün dernek.
    Toylak: Toy Kuşu.
    Toylu tamaşalı: Eğlenceli, düğün dernekli.
    Tozarmak: Toz kalkmak.
    Tozmak: Gezmek, salınarak dolaşmak.
    Tozumak: Tozarmak, tozu kalkmak.
    Tozuyan: Tozaran.
    Töhmet: Karaçalma, suçlama.
    Tökmek: Dökmek.
    Töküp: Dökmüş.
    Tuba: Cennette bulunan ve kökü göklerde, dalları aşağıda olan ağaç.
    Tuğ: Başlangıçta Türklerce kutsal sayılan ve kutas-kotas adı verilen Tibet öküzünün, sonraları atın kuyruk kıllarından yapılan sembol, hükümdarın verdiği saygınlık belirten sorguç.

    Tuğu terlen [terlan-tarlan]: Başında uzun tüyleri olan, sarıya çalgın renkli, iri pençeli avcı kuş; tuğlu doğan.

    Tumaşa: Temaşa, seyretme.
    Tun: 1.Köşe, bucak; gizli yer. 2.Yön, semt.
    Tundan tuna atmak: Diyardan diyara sürüp dolaştırınak, bahtsızlığa uğratmak.
    Tundan tuna: Uzak yerlere, felaketten felakete.
    Tur Dağı: 1.Bir dağ adı. 2.Dinsel inanca göre Tanrı'nın Musa'ya yüzünü yansıttığı dağ.
    Turab: Türap, toprak.
    Turabınnan: Türabından, toprağından.
    Turan: Eski İranlılar tarafından Türk ülkesine verilen ad; Orta Asya.
    Turap: Toprak.
    Tuş gelmek: Karşılaşmak, görünmek.
    Tutam: Tutayıın.
    Tutuban: Tutarak.
    Tutum : Tutam, demet, deste.
    Tutum: Tutayım.
    Tüg: Tiiy, telek.
    Tümen. 1. İran para birimi. 2. İran'da binlik altın. 3. On bin.
    Türki: Türkçe. Türk milletine has.
    Tütün: Duman, gönül yanığının dumanı.

    U

    Uca: Yüce, yüksek, yüksek yer.
    Ucalanmak: Büyümek, boy atmak.
    Ucalık: Yücelik, saygınlık.
    Ucalmak: Yükselmek, yücelmek.
    Ucasına: Yükseğine, yücesine.
    Ucun ucun: Gizli gizli, bir yandan da...
    Uçmak: Cennet.
    Uğrun: Gizli.
    Ukba: Ahret.
    Ulak: Haberci.
    Ulanmak: Ulaşmak, kavuşmak, eklenmek.
    Umar: Çare.
    Umdurmak: Ummasını sağlamak.
    Umman: Büyük deniz, engin deniz, okyanus.
    Umman: Engin deniz, okyanus.
    Unulmaz: Onulmaz, iyileşmez.
    Unutmuşam: Unuttum, unutmuşum.
    Urmak: Vurmak.
    Urum: Rum.
    Usalmak: Uslanmak.
    Ussuz: Akılsız, düşünemez.
    Ustaz: Üstad.
    Uşağ-Uşak: Çocuk.
    Uşdu: Uçtu.
    Uyuram: Uyurum.


    Ü

    Üce: Yüce, yüksek.
    Ülfet: Kaynaşma, görüşme, konuşma.
    Ümmet: Bir peygambere inanıp bağlanan cemaat.
    Ün: Ses, yüksek ses.
    Ürek: Yürek.
    Ürküşmek: Ürkmek, bir şeyden korkup birden sıçramak.
    Üryan: Çıplak.
    Üsdüne: Üstüne.
    Üsgek: Yüksek, yüce.
    Üsgüf: Üsküf.
    Üsküf: 1. Başlık, serpuş 2. Simle bezeli baş örtüsü. 3.Genç kızların ve gelinlerin giydikleri, genellikle kırmızı renkli, ince keçe, şayak ya da çuhadan yapılmış başlık.

    Üşe: (Üşmek) Toplanmak, üşüşmek.
    Üz: Yüz, çehre.
    Üzdürmek: Sızdırmak, süzdürmek.
    Üzmege: Üzmeye.

    V

    Vade gelmek: Ömrün dolması, ömür süresinin dolması.
    Va'de gelüben: Günün biter, ömrüm dolarsa.
    Vade: Ömür, ömür süresi.
    Vaha : Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı ve önemi suyun niceliğine bağlı olarak değişen tarım veya yerleşme bölgesi.

    Vahdet: Yalnızlık, teklik, birlik.
    Vahşet: Vahşilik.
    Vahtıdır: Zamanıdır.
    Vakt: Vakit, zaman.
    Vaktında: Vaktinde, zamanında.
    Vala: İpekten baş ve yüz örtüsü.
    Varak: Yaprak, kağıt veya kitap yaprağı, yazılmış kağıt.
    Vasf etmek: Överek ve anlatarak tarif etme, övme.
    Vasfetmek: Anlatmak, tanımlamak, nitelendirmek.
    Vasl: Birleştirme, kavuşma.
    Velbağsü bağdel mevt: Öldükten sonra dirilme (Haktır).
    Velekad: Asalet, iyilik.
    Velvele: Gürültü, bağrışma.
    Veran olmak: Yıkılmak, haraplaşmak.
    Veran: Viran, yıkık.
    Verende: Verdiği zaman.
    Veresen: Veresin.
    Vermenem: Vermem, ben vermem.
    Vesvas: Kur'an-ı Kerim'de Nas suresi. 114/4. ayet.
    Vesvese: Şüphe, kuruntu.
    Virana: Virane, yıkıntı.
    Vird: Sık sık ve devamlı okunan dua. Bir cüz.
    Visal: Kavuşma -sevgiliye kavuşma- .
    Vurasız: Vurasınız.
    Vurmak: Sapmak, yönelmek.
    Vücut şehri: Beden, can, özvarlık.

    Y

    Yad ölke: Yabancı ülke, yabancı diyar.
    Yadet: Hatırla.
    Yad-yad: Yabancı.
    Yağı: Düşman, hasım.
    Yağlık: Büyük mendil, çevre.
    Yahşı: İyi güzel, çok güzel.
    Yakaram: Yakarım, yandırırım.
    Yalçın: Laçin, benekli doğan.
    Yaldak: Yalancı, aldatıcı.
    Yalguz: Yalnız, tek başına.
    Yan vermek: Arka çıkmak, desteklemek.
    Yanağın zencirlenmesi: Yanağın kızarması, al al olması.
    Yanah: Yanak.
    Yanaknan: Yanak ile.
    Yapalağ[yapalak]: Puhu kuşu, baykuş.
    Yar vasfı: Sevgilinin nitelikleri.
    Yara: Yare, sevgiliye.
    Yaran: Yaren, arkadaş, dost.
    Yaratan usta: Tanrı.
    Yarı: Yari, sevgiliyi.
    Yarım: Yarim, sevgilim.
    Yarıma: Yarime, sevgilime.
    Yarımdır: Yarimdir, sevgilimdir.
    Yarın: Yarin, sevgilinin.
    Yarından: Yarinden, sevgilisinden.
    Yarısan: Yarisin, sevgilisisin.
    Yaslanıp: Yaslanmış.
    Yaşınan: Yaş ile.
    Yaşmak: Kadınların başörtüsüyle gözlerini açıkta bırakacak biçimde alınlarını ve ağızlarını örtmeleri.

    Yatam: Yatayım.
    Yaylık: Yağlık, büyük mendil.
    Yazan: Kader yazıcı, Tanrı.
    Yedmek: Bir kimseyi elinden tutarak götürmek.
    Yedullah: Allah'ın eli.
    Yeğ: Yeğin, üstün.
    Yek: Bir
    Yeksan: Yerle bir. Beraber.
    Yel: Rüzgar.
    Yelmek: Dolaşmak, gezmek.
    Yerağ : Silah, öldüren alet.
    Yeren: Yaren, arkadaş. Dost.
    Yeri: Yürü.
    Yeşilbaş: Tüyleri kızıla çalgın kahverengi, beyaz, kara, mavi; başı ve kanat ucu telekleri yeşil renkli erkek ördek. Erkek yaban ördeği.

    Yığılmak: Toplanmak, birikmek.
    Yoh: Yok.
    Yolu tutmak: Yola çıkmak, yola koyulmak, yola düşmek.
    Yoluz: Yolunuz.
    Yosma: Şen, güzel, fettan (genç kadın).
    Yoz: Dava.
    Yöğrük: Hızlı gitmek.
    Yuca: Yüce, yüksek.
    Yulduz: Yıldız.
    Yunmak: Yıkanmak, arınmak.
    Yusuf: İbrani Peygamberi. Yakup peygamberin oğlu, Yusuf'un serüveni Tevrat'ta, Tekvin bölümündedir. Yusuf, Kur'an'ı Kerim'de de yer alır [Yusuf Suresi]. İslami edebiyatlarda ''Ahsen'ül Kısas'' -Hikayenin en güzeli diye anılan Yusuf hikayesinin etkileri Türk Edebiyatı'nda da yaygındır. Yusuf ile Züleyha- Zeliha arasında geçen olaylar birçok mesneviye konu oldu, Yusuf ile Züleyha adını taşıyan bir çok hikaye yazıldı.

    Yuvasın: Yuvasını.
    Yügrük: Yüğrük. İyi yürüyen, iyi koşan, çevik.
    Yükünen: Yüküyle, yükü ile.

    Z

    Zağ: Karga.
    Zahit: Süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi.
    Zahm: Yara.
    Zahman: Vatan, ülke, bir kimsenin doğup büyüdüğü yer.
    Zail: Sona eren, devamlı olmayan, geçen.
    Zalım: Zalim.
    Zar çekmek-zarı çekmek: Acı çekmek: ağlamak, inlemek.
    Zar etmek: Ağlamak.
    Zar: Ağlama, inleme.
    Zara-çalmak: Ağlatmak, inletmek.
    Zara-salmak: Ağlatmak, inletmek.
    Zarılanmak: Acı çekerek ağlamak, inlemek.
    Zarıncı: Yatalak hasta.
    Zeher: Zehir.
    Zehrimar: Yılan zehiri.
    Zemheri : Kışın en sert dönemi, karakış.
    Zemzem: Kabe yakınındaki bir kuyu, bu kuyunun Müslümanlarca kutsal suyu.
    Zencir: Zincir.
    Zer: 1. Altın. 2. Altın sarısı renk.
    Zer-cığa tel: Turnanın renkli tüyleri ve telekleri.
    Zer-cığa: Altın sarısı ve yeşil karışımı renk, altın yeşili.
    Zerli tuğ: Altın tuğ, altın bezeli tuğ.
    Zerre: Pek ufacık parça.
    Zerrin: Altından yapılma, altın görünüşlü, altın renkli.
    Zikr: Zikir, anma.
    Zilf-zilif: Zülüf.
    Zinet: Ziynet, bezek, süs, takı.
    Zöhre: Zühre. Tahir ile Zühre adlı halk hikayesinin baş kadın kişisi, Tahir'in sevgilisi.
    Züban: Lisan, dil.
    Zükür: Erkekler.
    Zül-cenan: İki cennet.
    Zülfikar: Hz. Ali'nin çatallı kılıcı.
    Zülf-zülüf: Şakaklardan sarkan saç demeti, saç lülesi.


    Hepsini bulamadım. Buldukça eklemeye çalışırım. Register
    Kanyak :İnernetten Derlenmiştir.
  4. Yazan: alp-perss
    No Avatar
    hepsi bu değildir
    mesela aha ,sümbül,gada,hapap,ede,emmoğlu,cici,nev bahar,meftun
    bunları göremedim.

    genede ellerine sağlık iyi çalışma olmuş
  5. Yazan: By_ultrAslan
    No Avatar
    Bu konuda her zaman arayış içindeyim buldukça ekleyeceğim. Register
  6. Yazan: ziki
    ziki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ne KaDar da zenGin bir DiLe sahiBiz... inGiLizcede Neymiş....:P

    güzeL bir ÇaLışMa...sağoLun...
  7. Yazan: By_ultrAslan
    No Avatar
    Sizde soğolun Register
  8. Yazan: digimon
    No Avatar
    cok güzel bir calisma
  9. Yazan: Terakkiperver
    Terakkiperver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ah, nerede o eski Türkçemiz.Hasret kaldık ona!... Register


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. eski kelimeler
    Konuyu Açan: nur125, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.11.2013, 17:59
  2. Eski Dilde Kelimeler
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 14.02.2012, 17:14
  3. Eski Türkçenin Tartışılan Söz Varlığı - Eski Türkçe Kelimeler
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 17.01.2012, 12:38
  4. Eski Türkçe Kelimeler
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.09.2010, 09:32
  5. Eski Türkçe Bazı Kelimeler
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.07.2010, 15:26

copyright

Soru Cevap

grafimx