REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

  1. Yazan: GeceMavisi
    No Avatar

    REKLAM



    Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR


    Alem, âlem, D, B, K, G; KD, KB, GD, GB kısaltmaları, çalıştay, Türk Ceza Kanunu’nda geçen sosyal köken, millî köken gibi terimler üzerine.

    Ramazan ayı boyunca yapılan konuşmalarda, verilen haberlerde sıkça rastlanan yanlışlarından biri, minare, kubbe gibi yapıların tepelerine konmuş hilâl veya ay yıldız biçimindeki nesnenin adıyla ilgiliydi. Bu nesnenin adı olan alem, sık sık âlem diye ilk hecesi uzatılarak telâffuz edildi. Bazen görüntüdeki spiker kelimenin ilk hecesini doğru olarak kısa söylerken arka planda bulunan haberci, söz konusu kelimenin bu hecesini uzun söylüyordu. Bu durumu kişilerin söz hazinesinde dünya anlamındaki âlem’in bulunduğuna, kısa söylenen alem’in bilinmediğine bağlayabiliriz.
    Dünya anlamındaki âlem sözünün ilk hecesinin uzun, bir imge olan ve tepe noktalara yerleştirilmiş ay yıldıza veya hilâle verilen alem adının ise kısa söylenmesinin gerektiği birine düzeltme işareti koyarak belirlenmiştir.
    Bulunması daha kolay olsun diye bu tür kelimelerin listesi Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nun sonunda ayrıca verilmiştir. Dizin bölümünde de bu kelimeler alfabetik sırasında yer almıştır.
    En büyük eksikliğimiz kılavuzlara bakmamak ve kılavuzlara bakmayı kendimize yedirememektir. Bu alışkanlık verilemediği, bu tür örnekler okullarda öğretilemediği için geçimini Türkçe metin yazmayla ve onu söz olarak dile getirmeyle sağlayanlarda bile bu tür yanlışlıkları bulabiliyoruz.
    Dilimizde doğu dillerinden geçen bu kelimelerin sayıları az değildir. Türkçe kökenli dahi kelimesini deha sahibi, bilgin anlamındaki yabancı kökenli dâhi’den ayırmak için dâhi üzerine düzeltme işareti koyuyoruz. İlk hece dahi sözünde kısa, dâhi’de iseuzundur. Daha çok inceltme amacıyla kullanılır. Az da olsa bu durumda düzeltme işareti inceltme değil, söz konusu heceyi uzun söyletmek amacıyla konur.
    Konunun başka örnekleri de vardır. Eski harflerle yazıldığında imlâları farklı olan vasi ile vâsi kelimeleri de bu yolla birbirinden ayrılır. Mirası yönetmeye aday olmuş kimse anlamındaki vasi sözünün ilk hecesi kısadır. Geniş anlamındaki vâsi’de ise ilk hece uzun okunur.
    Bilen anlamındaki vâkıf ile yardım kuruluşu anlamındaki vakıf da bir düzeltme işaretiyle birbirinden ayrılır.
    Burada denebilir ki öldüren anlamındaki katil kelimesi biçimce birbirine benzeyen ve öldürme işi anlamına gelen katil sözünden neden bir düzeltme işaretiyle ayrılmıyor? Bu sorunun yanıtı ise şöyledir:
    Öldürme işi anlamındaki katil kelimesinin aslı katl’dir. Türkçede bir ünlü türemesiyle katil biçimine girmiştir ve her iki hecesi de kısa okunur. Katli vaciptir gibi bir örnekte görüldüğü gibi kelime ünlü ile başlayan bir ek aldığında aradaki dar ünlü düşer ve vurgu ilk heceye geçer. Oysa öldüren anlamındaki katil sözünde böyle bir değişme olmaz. İşte bu değişiklik ayırıcı bir özellik sayılarak ilk hecesi uzun olan ve öldüren anlamındaki katil ile her iki hecesi kısa olan katil birbirinden ayrılır. İmlâ Kılavuzu’nda bu gerekçeyle düzeltme işareti bu örnekler için söz konusu edilmez. Kişisel düşüncem sorulacak olursa, öteki örneklerde olduğu gibi öldüren anlamındaki kelimenin ilk hecesine de bir düzeltme işareti konmasını öneririm. İmlâda birlik sağlamak amacıyla her zaman kılavuzlara bağlı kalmayı yeğleriz. Kılavuzlarda böyle bir değişiklik yapılacak olursa bu örnekte olduğu gibi farklılığı ayrıca açıklamaya gerek kalmaz.
    Yeteneği küçük kalmak
    Şarkı, türkü yarışmaları daha önce yapılan pop şarkı yarışmalarından sonra moda hâlini aldı. Bazı yetenekli sanatçı adaylarının ortaya çıkarılmasını sağlayan bu programları halk da severek izliyor. Bu programlarda beni daha çok jüri üyelerinin yaptığı değerlendirmeler ilgilendiriyor. Sağlam cümleler kuran ve mantıklı açıklamalar yapan jüri üyeleri var. Bunların yanında aklına geldiği gibi değerlendirme yapan, uygun kelimelerle düşüncelerini ifade edemeyen jüri üyeleri de bulunmaktadır. Değerlendirmeler sırasında ulu orta kullanılan terimler ise ayrı bir sorun. Bunun için detone örneğini verebilirim.
    TGRT’nin düzenlediği, daha çok taklitler yapmanın konu alındığı yarışma programında jüri üyesi olarak yer alan Acelya Akkoyun, 23.10.2004 Cumartesi gecesi saat 20.25’te yarışmacıyı değerlendirirken “Yeteneğin küçük kalıyor” dedi. Yeteneğin küçük kalması ne demek? Düşünülmeden sarf edilen bir söz.
    Bu tür sözleri rastladıkça defterime kaydediyorum. Sayfalar dolusu bu anlamsız sözlerle bir kitap yazılabilir. Bu olumsuz gidiş karşısında Türkçenin içinde bulunduğu acı duruma, ilgililerin vurdumduymazlığına bir anlam veremiyorum. Yıllardır Hüseyin Movit, daha etkili bir yayın organı olan gazetede bunları dile getiriyor ama değişen bir durum olmuyor.
    D, B, K, G; KD, KB, GD, GB
    Bu yılki Dil Bayramı’na bazı yazarlar, sanatçılar da katıldı ve ilgi çekici değerlendirmelerde bulundular. Konuşmacıların değerlendirmeleri arasında sorular da vardı. Ancak bu soruları yanıtlamaya ve ileri sürülen düşünceleri görüşmeye zaman kalmadığı için bazı hususlar aydınlatılamadı. Örnek olarak Türkçeye gönül vermiş bir yazarımız ve eleştiricimiz olan Hüseyin Movit, yön adlarının kısaltmalarında bir çelişki bulunduğunu ileri sürmüş ve şöyle bir soru sormuştu:
    “Yön adları olan doğu, batı, kuzey, güney kelimelerinin ilk harflerini küçük yazıyoruz da bunların kısaltmaları İmlâ Kılavuzu’nun kısaltmalar bölümünde neden büyük harfle D, B, K, G biçiminde gösteriliyor?
    Yalnızca D, B, K, G değil, ara yönlerin kısaltması da KB, KD, GB, GD biçiminde büyük harflerle kısaltılıyor. Bu biçimde kısaltma uluslararası uygulamalara bağlı olmak amacıyla yapılmaktadır. Bugün batı âleminde kabul gören E (Doğu), W (Batı), N (Kuzey), S (Güney) büyük harflerle kısaltılmıştır. Elimizdeki birçok pusulada E, W, N, S kısaltmalarını görmek mümkündür.
    Yabancı dillerde yazılmış sözlüklerde, bizde olduğu gibi madde başları küçük harfle başlatılmıştır. Ara yönler de buna bağlı olarak SE, NE, NW, SW biçimindedir. Biz de buna uymuş ve yönlerin kısaltmasını büyük harflerle yazagelmişiz.
    Burada dikkati çeken bir hususu belirtmeden geçmeyelim. Ara yönlerin adları neden batıkuzey, doğukuzey, batıgüney, doğugüney değil de kuzeybatı, kuzeydoğu, güneybatı, güneydoğu’dur?
    Anlaşılan bu örneklerde de batıdaki karşılıklarının yapısı esas alınmıştır. Gerçekten de İngilizcede olduğu gibi bu ara yönlerin karşılıkları NE (Kuzeydoğu), NW (Kuzeybatı), SE (Güneydoğu), SW (Güneybatı) biçimindedir ve bizim ara yönlere verdiğimiz adlarla kuruluş bakımından örtüşür.
    Dil Bayramı’nda benzer sorulara veya konuşmacıların yaptıkları değerlendirmelere zamanın darlığı sebebiyle yanıt vermek, bir katkıda bulunmak mümkün olmadı. Yapılan konuşmalar yayımlansaydı oradaki değerlendirmeleri ele almak daha kolay olurdu.
    çalıştay
    Bir önceki aylık yazımda kurultay kelimesi üzerinde durmuş ve Moğolcadan alınan -tay ekinden türetilmiş Danıştay, Sayıştay, kamutay, çalıştay örneklerini vermiştim. Kurultay sözünü izlediğim kadarıyla ilk kullanan ve bu kelimeyi öneren Necip Âsım’dır. 1899’da yayımlanan bir yazısında bu kelimeden söz etmiş (bk. Türk Dili, Ağustos 1952, 9.s.).
    Sayılı örneklerde bulunan bu ekin yer aldığı bir başka örnek ise bilimtay kelimesidir. Bu sözü Nurullah Ataç, l957 yılında Ulus gazetesinde çıkan yazısında akademi karşılığı olarak önermiştir. Bilimtay da meclis anlamındaki kamutay gibi benimsenmemiştir. Ancak bu örnekler arasında yer alan çalıştay ise, zaman zaman duyulmakta ve çeşitli yazılarda karşımıza çıkmaktadır. Sözlüklere henüz geçmemiş olan bu kelimeyi son olarak kısa adı TÜBA olan Türkiye Bilimler Akademisinin yayını aylık TÜBA Bülteni adlı dergide gördüm. Kelimenin geçtiği cümleler şöyle:
    Bu çalıştaydaki bildirileri, çalışma birimlerinin tutanaklarını içeren bir kitap yayına hazırlanmış durumdadır.
    Türkçe tıp terimleri için yapılan çalıştayda, çok sayıda bilinçli ve gönüllü emek gücünün bulunabileceğine tanık olduk. (Haziran 2004, 30. S, 17. s.)
    Bu çalıştay kelimesinin anlamını bu iki cümleden çıkaracak olursak, söz konusu kelimenin ilk cümlede kongre karşılığı olduğu anlaşılıyor. İkinci cümlede ise çalıştay bir ürünü hazırlayıp ortaya koymakla görevli kurul anlamındadır. Heyet anlamında olan kurul ise Türkçe kökenlidir. Buna bir karşılık göstermek doğal olarak gerekmez. Asıl sorun, bu tür kelimelerin anlam sınırlarının, kullanılacağı yerlerin açıklığa kavuşturulmamasında yatıyor. Heyet, konsey, komite ne demektir, birbirinden ayrılan yanları nelerdir? Bunların Türkçe karşılıkları kesinleştirilip tanımları örnek cümlelerle sözlüklerde belirlenmemiştir. Bu durumda da biri diğerinin yerine kullanılabilmektedir.
    Bir düzenleme yapacak olursak şu sonuca varılabilir:
    Ulusal nitelikli olup bir ulusun dilini, eğitimini, sağlık sorunlarını geniş çapta ele alan toplantılara kurultay, öteki her türlü bilimsel konuların geniş katılımlı olarak ele alındığı toplantılara ise çalıştay denmeli. Çalıştay, heyet anlamında kullanılmamalı.
    sosyal köken, millî köken
    Kısaltması TCK olan Türk Ceza Kanunu yayımlandı. Cumhuriyet,bu kanunu gazete eki olarak verdi. 125 sayfalık cep kitabı boyundaki bu yayının başında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Özdemir Özok’un bir ön sözü bulunmaktadır. Ö. Özok, yazdığı ön sözün sonunda yer alan “Bütün bu eleştirilere karşın, yıllar süren bir çalışmanın ve emeğin ürünü olan Türk Ceza Yasası’na katkı sunanlara teşekkür ederiz.” biçimindeki cümlesinde kanun yerine yasa kelimesini kullanmaktadır. Bu örnekte görüldüğü gibi aynı kavrama karşılık olan kanun veya yasa bu iki sözden hangisinin öne çıkacağı henüz kesinleşmedi. Şimdilik resmî dilde kabul gören kanun sözüdür. Ö. Özok’un ön sözünde geçen taktir kelimesi de takdir biçiminde yazılmalıydı. Anlaşılan bir dizgi hatası yapılmıştır.
    Dil anlatım ve noktalama bakımından üzerinde durulacak hususlar olduğu, bu kanun metninde tanımlanması gereken sosyal köken, millî köken, güvenlik tedbiri, felsefi inanç gibibirçok terim bulunduğunu belirtmemiz gerekir. Vaktiyle 1982 Anayasa metninde geçen kelimelerin sözlüğünü Hocam Hasan Eren ile birlikte yapmış, Türk Dil Kurumunun bir yayını olarak ortaya koymuştuk (1985). Bu Anayasa metninden Türkçe Sözlük’e bazı kelimeler girdiği gibi pek çok da cümle bu metinden alınarak, anlatıma açıklık getirmek için Türkçe Sözlük’e örnek cümle olarak eklemişti. Bu Anayasa metnimizde de bazı dil yanlışları, bitişik veya ayrı yazmayla ilgili tutarsızlıklar vardı. Örnek olarak 81. maddede yer alan “andiçme” metninde sadakattan ayrılmayacağıma sözünde sadakattan, sadakatten olmalıydı. Çünkü bu kelime istikbal, dikkat, sembol, alkol gibi ince sıradan ek alır.
    Kanun metinlerinde geçen kavramların tanımları yapılmadıkça söz konusu kanun maddelerini gereği gibi anlamak mümkün olmamaktadır. Bunların tanımları yapılırken daha önceki 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu’nundaki karşılıklarının da göz önünde bulundurulması gerekir. Bundan önce yayımlanan Medenî Kanun’dan da Türkçe Sözlük’e girecek pek çok kelime ve terim bulunmaktadır. Kanun, yalnızca hukukçulara değil hukuk öğrenimi görmemiş insanlara da bir fikir vermelidir. Bu bakımdan Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde olduğu gibi bazı terimler açıklanmalıdır. Örnek olarak söz konusu maddede vatandaş, çocuk, yargı görevi, gece vakti gibi birçok terim şöyle tanımlanmıştır:
    a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,
    b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,
    c) Kamu görevlisi deyiminden; kurumsal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,
    d) Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi...
    Bu tanımlar içinde geçen deyim sözü terim olmalıydı. Hukukçular, nedense eskiden kullanılan tabir sözünün etkisi altında kalıyor ve bunu deyim diye karşılıyorlar. Oysa burada tanımlanan deyim ya da tabir değil, ıstılah yani günümüzdeki karşılığı ile terim’dir. Bu tanımlarda geçen onsekiz sayı adı, Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nagöre ayrı yazılmalıdır.
    Sıfat yapan, uzun söylenen ve iyelik, belirtme durumu eklerinden ayrılan nispet eki Türk Ceza Kanunu’nda düzeltme işaretiyle belirlenmemiş bu ek, felsefi, milli örneklerinde olduğu gibi doğrudan i ile gösterilmiştir. Kanun metninde geçen kelimelerin imlâsı, anlamı ilgililerce dikkate alınır. Kelimelerin kılavuzlardan çok kanundaki imlâsı tercih edilir. Bu durum özellikle yer adlarında görülür. Bu bakımdan Türk Dil Kurumu ile kanun yazıcıları arasında iş birliği olmalıdır. Bu açıklamalardan sonra bir örnek maddeyle metni dil, anlatım ve noktalama açısından değerlendirelim:
    Kanunun 3. maddesinde yer alan cümle şöyledir:
    Ceza kanununun uygulanmasında kişiler arasında, ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden, ayırım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
    Noktalama açısından söz konusu metne baktığımızda uygulamasından sözünden sonra noktalı virgül konulması gerekirdi. Bulunma durumu eki -da yan yana bulunan iki kelime grubunun sonunda bulunmaktadır. Bunu gidermek için bana göre kişiler arasında sözü ayrım yapılamaz sözünden önce yer almalıydı. Cümlenin baş tarafında yer alan ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet sözleri dil bilgisi açısından birer isimdir. Bunlar cümledeki yönünden kelimesine bağlıdır. Yani bu bağlantı ırk yönünden, dil yönünden, din yönünden, mezhep yönünden, milliyet yönünden, renk yönünden, cinsiyet yönünden biçiminde anlaşılır. Bunların içinde birer belirtisiz isim tamlaması vardır. Ancak bu sözlerden hemen sonra gelen siyasal (politik) bir sıfattır. Bu sıfat siyasal yönünden biçiminde değerlendirilemez. Siyasal konumları yönünden biçiminde bir bağlantı kurulduğunda bu kez fikir yahut düşünceleri grubu konumları yönünden sözüne bağlanması mümkün olmamaktadır. Cümlede geçen cinsiyet, milliyet gibi bu da siyaset olmalıydı. Siyaset’in yani politika’nın önerilmiş olan karşılığı siyasa’dır. Arada veya olmasaydı siyasal düşünce biçiminde bir yapı ortaya çıkacaktı. Bu durumda herhangi bir bozukluk söz konusu olmazdı. Yan yana sıralanan bu isimler ile yönünden kelimesi arasında bir ilgi bulunmakta yönünden önceki isim soyundan kelimeleri kapsamaktadır.
    Burada biri diğerinin karşılığı olan fikir ve düşünce sözleri aynı cümlede fikir yahut düşünce biçiminde yan yana bulunmamalıydı. Aslında bu da üzerinde durulması gereken filolojik bir meseledir. Bir fikir vermek gibi deyimler dışında özellikle terimlerde fikir ve düşünce birbirinin karşılığıdır. Fikir suçları mı düşünce suçları mı, yasal olarak aralarında bir fark var mı? Hukukçuların bu tür terimlere bir açıklık getirmeleri gerekir. Gözaltı, gözlem altı farklı sözlerdir.
    Cümlede iki kez veya, ve bağlaçlarının kullanılışı da uygun düşmemiştir.
    Aldığımız örnek cümlede doğum sözü de biraz açıkta kalmaktadır. Doğum yönünden biçiminde değerlendirdiğimizde kastedilen anlamın ne olduğu açık değildir. Acaba burada söz konusu edilen kavram doğum yeri midir?
    Cümlenin yüklemi ayrım yapılamaz, ayrıcalık tanınamaz’dır. Hiç kimseyi nesnesini de bu gruba alalım. Ana yapıyı kişiler arasında ayrım yapılamaz; hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz biçiminde belirleyelim. Sıralanan isimleri yukarıda belirtildiği biçimde yönünden sözüyle irtibatlandırarak bir zarf tümleci kuralım. Yüklemin anlamını sınırlayan bu gruba baştaki Ceza Kanununun uygulanmasında zarf grubunu da ekleyim.
    Bu açıklama ve değerlendirmelerin ışığında bana göre cümlenin kuruluşu şöyle olmalıydı:
    Ceza Kanununun uygulanmasında; ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, doğum (?) ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden, kişiler arasında ayrım yapılamaz; hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
    Kanun hükümlerinin maddeler hâlinde yazıya dökülmesinin, bunların kapsamlı bir biçimde dil kurallarına uygun olarak verilmesinin güçlüğünü takdir ediyorum. Bu güçlüğü bir süre katıldığım Medenî Kanun’un hazırlık toplantılarında görmüştüm. Bununla birlikte böyle bir hazırlık toplantısında alan uzmanlarının arasında mutlaka bir iki dil uzmanının da bulunması gerekir. Örnek olarak 1944 yılında Anayasa metninin görüşülmesi sırasında komisyonda görev alanlar arasında dil uzmanları Tahsin Banguoğlu, Agâh Sırrı Levend, İbrahim Necmi Dilmen, yazarlardan Reşat Nuri Güntekin, Suut Kemal Yetkin, Alaeddin Gövsa bulunmuştur.
    Kanun yazıcılarının yeterli gramer ve sözlük bilgisine sahip bulunmasını bekleyemeyiz. Gramer ve sözlük bilgisine sahip olmanın da bir uzmanlık işi olduğunu unutmamalıyız.
    Kanunların dili üzerinde Osmanlı Türkçesinden Türkiye Türkçesine geçtiğimiz günlerden beri önemle durulmuştur. Bu yolda devlet dili ile halk dili arasında büyük farklılıklar var diye birtakım mücadeleler verilmiştir. 1930’lu yıllardan 1980’li yıllara kadar bu mücadeleler sürüp gelmiştir. Anayasaların, kanunların dili her zaman toplumun dili üzerinde etkili olduğundan kanun diline toplumumuzda ağırlık verilmiştir. Yapılan sürekli çalışmalar, eleştiriler doğrultusunda önemli mesafe alınmıştır. Tahsisat’ın ödenek, mucip sebep’in gerekçe, celse’nin oturum, salâhiyet’in yetki, intihap’ın seçim, ekseriyet’in çoğunluk, ekalliyet’in azınlık, istihak’ın hak ediş, meriyet’in yürürlük olması ve yüzlerce bu tür kelimenin Türkçe köklere dayandırılarak yazı diline mal edilmesi bu mücadelelerin sonucunda gerçekleşmiştir. Dili kendi doğal gelişimine bırakmak gerekir biçiminde o tarihlerde ortaya atılan karşı görüşe uyulsaydı bu düzeyi tutturmak herhâlde mümkün olmayacaktı.
    Yeni Türk Ceza Kanunu’nda da birtakım yeni öneriler bulunmaktadır. Felsefî inanç, millî köken, sosyal köken, uyarıcı madde, seçimlik saymak gibi tanımlanması gereken terimlere bakıp Kanun, içerdiği yeni söz varlığı bakımından incelenmesi ve sözlüklere bu maddelerin tanımları ve örnek cümleleriyle katılması yeni bir çalışma konusu olarak önümüze gelmiştir.



    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: ShekeRy
    No Avatar
    Teşekkürler


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Doğru Yazalım Doğru Konuşalım
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01.12.2012, 19:46
  2. Dilimizi Koruyalım Doğru Yazalım Doğru Konuşalım
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 18.02.2010, 20:31
  3. Doğru Yazalım Doğru Konuşalım 2
    Konuyu Açan: GeceMavisi, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 09.12.2009, 22:03
  4. Doğru Yazalım Doğru Konuşalım 4
    Konuyu Açan: GeceMavisi, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 21.09.2008, 02:09
  5. Doğru Yazalım Doğru Konuşalım 3
    Konuyu Açan: GeceMavisi, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 21.09.2008, 02:07

copyright

Soru Cevap

grafimx