Bir Destandır Çanakkale - Tiyatro Metni

  1. Bir Destandır Çanakkale - Tiyatro Metni - Tiyatro Oyunları - Tiyatro - Drama - Tiradlar




    Cihan tarihinin en azametli harplerinden biri olan Çanakkale Muharebeleri İngiltere, Fransa ve İtalya gibi üç büyük devletin buraya yığdığı en modern zırhlılar ve 300000 kişiden ziyade askere rağmen başarımızla sonuçlanmıştır.
    1. Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa kendileriyle aynı safta yer alan Rusya’ya yardım etmek istiyorlardı. Bu yardımı karada Almanya’yı geçemedikleri için deniz yolunda önce Çanakkale Boğazı ile başlamaya karar verdiler. Çanakkale Boğazı ele geçerse İstanbul Boğazı da kolaylıkla geçilecekti. Böylelikle Akdeniz Karadeniz yolu İngiltere, Fransa ve Rusya’nın denetimine girecek. Osmanlı Devleti de savaş dışı kalacaktı. Müttefikler, boğazları geçerek Rusya’ya yardım götürmek ve muhtemel bir komünist ihtilalini önlemek gayesiyle Çanakkale’ye saldırdılar. Ve bunun için planlar kurmaya başladılar.




    1. SAHNE
    RUS: 1. Dünya savaşının kazanılması için 3 devletin birlik olması zaruridir.
    İNGİLİZ: Almanya üzerinden Rusya’ya ulaşmamız imkansızdır. Rusya’ya ulaşmamızın 2. bir yolu boğazları ele geçirmektir. Çanakkale Boğazı’ndan İstanbul Boğazı’na oradan da Karadeniz yoluyla Rusya’ya yardım ulaşabilir. Böylece İstanbul’u ele geçirerek. Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırmış oluruz. Bunun için de Çanakkale cephesinin açılması mecburidir.
    RUS: Donanma Çanakkale Boğazını aşar, İstanbul kendiliğinden teslim olur ve siz, başarıya ulaşırsanız, bu bir muharebenin değil, bir harbin galibiyeti olur.
    FRANSIZ: Müttefiklerin muazzam gücünün Çanakkale Boğazını zorlayıp geçeceğinden kuşkum yok. Çanakkale geçilecektir. Bu aynı zaman da Fransa ve İngiltere donanmalarının prestişi meselesidir. Bu prestiş asla gölgelenmeyecektir. Benim başkumandanlıktan isteğim şudur: Marmara Denizi’ne girmenin ilk şerefi Fransa filosuna bırakılmalıdır.
    İNGİLİZ: Siz ne dersiniz, Deniz Bakanımız Churcill?
    CHURCİLL: Bu konuyu daha sonra görüşelim. Savaşlar çetin olabilir. Belki,bir iki savaş gemisi kaybedebiliriz.Fakat sonucunda Çanakkale geçilecekse ki muhakkak geçilecektir.İşte o zaman bu harekat için harcanan emeklerin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
    RUSYA: Karadeniz’de Rus gemilerini görür gibiyim.
    İNGİLİZ: Asker konusunda sıkıntımız olacağından korkmayın. Gerekirse sömürge devletlerimizdeki Müslümanları kullanırız. Yeter ki dindaşlarıyla savaştıklarını anlamasınlar. Müslümanı, müslümana kırdırmak çok eğlenceli olacak.
    CHURCİLL: Ayasofya’da çan seslerini duyunca kendilerine gelirler.(Herkes güler)
    FRANSA: 14 günden tezi yok İstanbul’dayız.
    CHURCİLL: Azınlıklara söyleyin şenlik hazırlıklarına başlasınlar.
    İNGİLİZ: Müslümanlar bunu çoktan hak etti. Bu bir soykırım olacak. Dünyaya bugüne kadar hükmetmenin bedelini ağır ödeyecekler. Kalksın da mezarından Fatih kurtarsın onları.(Güler) Müslümandan sömürge dahi olmaz.Onlar bakteri gibidirler.Uygun bir ortamını bulunca hem çoğalır ve yayılırlar.En iyisi kökünü kurutmak.
    CHURCİLL: Toplantımız bitmiştir. Daha yapacak çok işimiz var.



    2. SAHNE

    Çanakkale’de yazılan destan ediplerin ifadelerinde ve şairlerin şiirlerinde söylediklerinden daha ulvi ve büyüktür. Çanakkale Muharebesi günleriydi. Müttefiklerin saldırılarını İstanbul gazeteleri manşetten veriyorlardı. Çanakkale’yi geçmekteki kararlılıklarına dair batı basınından alıntılar yapıyorlar, Türklerinde geçirmekte azimli oldukları heyecanlı uslüplarla işliyorlardı. Eli silah tutabilen tüm gençler askerlik şubelerine harbiye nezaretine müracaat ederek gönüllü yazılıyorlardı. Sahnede bir abi vardır. Gazete karıştırırken, küçük kız kardeşi içeri girer.(sofra hazırlarken)
    KIZ: Ağabeyciğim bugün çok düşüncelisin!
    ABİ: Biz düşünmeyelim de kimler düşünsün. İslamiyet bu kıtalara kolay taşınmadı. Allah Rasulü’ne bu uğurda ne işkenceler yapıldı. Uhud’da mübarek dişleri şehid edildi. Hendek’te açlıktan karnına taş bağladı. Böyle bir Rasul’ün ümmetiyken, böyle zorluklarla kazanılmış bir emanetin yükünü taşıyorken, elim kolum bağlı durmak ağrıma gidiyor, Ayşe! Kendimi bununla teselli etmeye çalıştım. Ama medresedeki ilim dahi cepheye davet ediyor. Medine’deki İslam Devleti’nin temellerini atan Mus’ab’ da benden değil miydi? Ki O, bu uğurda, Rasul’ün medresesini terk etti. Mus’ab da Fatih da benim yaşımdaydı. Lakin Sen ve dedem beni düşündürüyorsunuz.
    AYŞE: Ben de günlerdir aynı şeyleri düşünüyorum, ağabeyciğim. Ama ya dönmezsen…
    ABİ: Seni cennette karşılayan bir abin olsun istemez misin? Bu dünya hayatı senin oynadığın evcilik oyunlarına benziyor. Oyun bitecek ve biz gerçek hayatta yine birlikte olacağız inşaalah.
    DEDE: Abi, kardeş nelerden bahsediyorsunuz, bakalım? Aaaa Ayşecik Sen ağlıyor musunuz yoksa?
    AYŞE: Abim ….. ( sözünü keser.)
    ABİ: Dede vatanın durumu malum gazeteler, Çanakkale’de fazla dayanamıyacağımızı yazıyor.
    DEDE: Yani….
    ABİ: Dün Beyoğlu’nda müttefik donanmasının Sarayburnu’nda görüldüğüne dair bir şaiya yayılmış, dükkanlar kapanmış, gayri Müslimler sevinç çığlıklarıyla sahile koşmuşlar.
    DEDE: Cepheye mi katılmak istiyorsun?
    ABİ: Bilmiyorum, nasıl bulursunuz… Zaman zaman içimden Çanakkale’ye gitmek geçiyor.
    DEDE: Vatan bir milletin şahsiyetidir. Söz konusu vatansa her şeyden vazgeçilir. Yaptığımız fedakarlıklar imanımızın derecesini gösterir. Ahrette, ana babanın evladından kaçtığı o hesap gününde, kazandıklarımızdan ziyade feda ettiklerimiz karşılayacak. Bugün abin içinde, bizim için de fedakarlık günüdür. Var git oğul. Bedir’in aslanları gibi çarpış. Unutma! düşmanı gözünde büyütme. En büyük düşman nefsindir. Ashab- ı Bedir gibi olursan bu zafer kazanılır.

    Peygamber Efendimiz (sav) “Vatan sevgisi imandandır.” Buyurmuşlardır. Bir şeyin ne kadar sevildiği ise gerektiğinde onun için yapılabilen fedakarlık ve göze alınabilen risk ile ölçülür. Bu bakımdan Çanakkale de yaşayanlar her yönüyle müstesna bir vatan sevgisini en canlı tezahürlerini sergilemiştir. Çanakkale’yi ölümsüzleştiren ruha sahip olan kahraman ordumuz Allah’ın yardımına mazhar olacak bir ilahi gönül taşıyordu. Kumandanından erine kadar bütün bir ordu, fedakarlık toprağından ekilmiş tohumlar gibiydi ki o tohumlar kanlarla sulanıyordu. Zira biliyorlardı ki nihayetinde bu dünyanın da sonu gelecektir bu dünyaya tapanlarında. O alemdekiler ise ölümsüdür. Bunun için onlar ölümsüz yani ebedi olanı seçtiler. Onlar o gün Allah’ın lutfuna erdi ve ferahladılar.
    Tarih, din ve vatan uğrundaki fedakarlığı onlardan öğrendi. Çünkü onlar Hazret-i Mevlana’nın:
    “Ey bülbül git de aşkı pervaneden öğren. Kendini alevin içine attı, yandı. Sevgilisi uğruna can verdi, sesi çıkmadı.” Diye tarif ettiği pervaneden daha fedakar idiler.


    3. SAHNE
    Dede medreseye gider. (Hüzünlü, coşkulu)
    Sahnede talebeler,hoca içeri girer.
    DEDE: Selamün aleyküm. Hassasiyetimi bağışlayın evlatlarım, dün torunumu şubeye teslim ettim. Vatan, en kara gününde çocuklarından vefa, fedakarlık istiyor. Bugüne kadar yediğimiz vatan ekmeğinin hakkını vermeliyiz. Okumak kolay, iş tatbikte. Öğrendiklerimizle amel etme zamanı.
    İşgal altındaki milletimizin durumunu bir düşünün. Annelerimizin başörtüsü kime emanet. Gök kubbemiz ezansız mı kalacak? Binlerce şühedanın kanları ile sulanmış topraklarımız, küffarın ayakları altında mı kalacak. İçinde bulunduğumuz savaş sıradan bir savaş değil. Çekileceğimiz yer kalmadı. Kaderimizin saati çalmıştır. Ya yok olacağız yahut da şerefimizle yaşayacağız. Davet büyük yerden evlatlarım. ( Döner kimse kalmaz. )
    Elhamdülillah ki davet icabetsiz kalmadı. Artık bundan sonra bize düşen de en güzel şekilde sabırdır. Yusuf’u kaybeden Yakub gibi…

    Yıl 624.. yer Bedir. Arslanlar savaş meydanında. Yürekler de iman, gözlerde kıvılcım ve başlarında eşsiz kumandan.. yürüyorlar Bedir’in arslanları.. gökyüzünde melekler yeryüzünde neferler..

    4. SAHNE
    KOMUTAN: Gönüllüler, savaşın seyrine bakılırsa zorlu hücumlar bizi bekliyor. Unutmayın, Çanakkale’nin anlamını bilerek geldiniz. Doğan her canlının muhakkak öleceğini de biliyorsunuz. Şimdi Çanakkale’de ölmenin kutsallığını öğrenecek ve yaşayacaksınız. Size başka vaadler vermediğim için üzgün değilim. Bir milleti yurdunda esir yaşatmak için gelenler gibi yaşayarak aşağılanmaktansa Çanakkale’yi geçilmez yapıp ölmek bin kat daha hayırlıdır. Savaştan sonra ne olacak bilemem fakat siz yaşarsanız şerefle yaşayacaksınız.
    MEHMED: Selamün Aleyküm. Komutanım harbiye nezaretinden gönüllü er olarak bu cepheye gönderildim.
    KOMUTAN: Gazan mübarek olsun yiğidim. Nerelisin?
    MEHMED: Konyalıyım komutanım.
    KOMUTANIM: Hey gidi hey bütün Anadolu burada vatanın kalbi burada atıyor. Ateşkes bitti, herkes siperde yerlerini alsın sende Yusuf’un yanındaki sipere geç.
    YUSUF: Savaşın şiddeti iyice arttı.
    KOMUTAN: Askerlerim görüyorsunuz değil mi düşman gittikçe yaklaşıyor.
    ALİ: Mermimiz bitmek üzere.
    HASAN: Komutanım diğer tabyalardan yardım istersek çok zorlanacağız.
    KOMUTAN: Dayanın hava kararmak üzere. Az sonra çekilmeye başlarlar.
    ALİ: Komutanım görüyor musunuz?
    HASAN: Bu askerde ne yapıyor. Tek başına çarpışmanın ortasına atlayıverdi.
    KOMUTAN: Hayret tek kişilik bir basın olamaz. Ya cinnet geçirdi ya da bu işin içinde başka bir iş var. (Yusuf vurulur.)
    MEHMED: Yusuf vuruldu komutanım.
    KOMUTAN: İşte çekilmeye başladılar. Mehmed sen Yusufla ilgilen. (Mehmed Yusuf’u arkaya çeker yaralarını sarmaya başlar.)
    KOMUTAN: Bugünü de selamete çıkaran Allah’a hamd olsun. Tamamen çekildiler. Hüseyin sen nöbette kal. Sen de Ali siperin önüne düşen şu askeri buraya getir. Yarası yarasını sar. Biz de namazımızı kılalım.
    ALİ: Yardım edin. (Yardıma gelirler.)
    HASAN: Hiç Anzaklı’ya benzemiyor. Künyesine bakalım.
    ALİ: Komutanım!
    KOMUTAN: Ne oldu Ali?
    ALİ: Cebinden Kur’an çıktı komutanım!
    KOMUTAN: (Çok müteesir.. Sahneden çıkarken) Bu İngiliz pisliklerinin işi. Zavallı Müslüman olduğumuzu anlayınca bize sığınmaya çalışmış. Ne var ki biz anlayamadık. Allah şehadetini kabul etsin. Cenaze namazı kılınsın. (der ve iner)
    ……..
    MEHMED: Al kardeşim! Güçten düştün ye şu ekmeği.
    YUSUF: Kardeşim benim bu ekmeği yemem doğru değil. Ölümümün iyice yaklaştığını hissediyorum. Bu ekmeği Allah yolunda çarpışan yiğitlere verin.
    (Sahne kapanmaz. Askerler yemek yer, Kur’an okuyor olurlar. Sunucu kenardan yazı okur.)
    MEHMED: Hasan gel Yusuf’u taşıyalım..
    (sahne açık sonradan komutan sahneye gelir. Elinde Kur’an okumaya başlar.)
    KOMUTAN: Sadakallahul azim. (sağına bakar.) buyurun ne istiyorsunuz.
    HZ. : Yarın ki savaşa hazır mısınız?
    KOMUTAN: hazırız.
    HZ. : İngilizler 3 taraftan kuşattılar.
    KOMUTAN: Peki Siz Kimsiniz? Nereden biliyorsunuz?
    HZ. : Bizi Allah’ın Rasulü gönderdi. Ben Ebu Bekir Bu da Allah’ın arslanı Ali..
    (hz. Gider, komutan sahneden çıkar.)
    ŞEHİTLER! Ölen diriler, ölmeyen diriler. Allah’a kavuşan dostlar ölümsüz hayata giden canlar.
    İşte Çanakkale Harbi’nde ancak Peygamberlere ve yüksek velilere ait olan infakın en üst noktasındaki isar yaşanıyordu. İlahi Rahmet bir bahar yağmuru halinde idi. 'Çanakkale Kahramanları' diye başlayan mesajda 43'üncü Alay, 1'inci Piyade Taburu, 1'inci Bölüğünün 1917 yılı yaz aylarındaki yemek listesi yer alıyor.
    Mesela 15 haziran da askerler sabah sadece üzüm hoşafı içmiş. Öğle yemeği hiç çıkmamış. Akşam yağlı buğday çorbası verilmiş. Tam ekmek, 21 temmuzdan itibaren 500 grama indirilmiş. Böyle olmasına rağmen Allah’ın yardımı hep mücahidlerimizle birlikteydi..


    5. SAHNE
    KOMUTAN: Aldığımız telgrafa göre düşman yardım istemiş, İngilizler 2 bölük asker göndermişler.
    HASAN: Tepedeki bölüğü görüyor musunuz komutanım.
    KOMUTAN: Gelsinler, Rabbim’in yardımı bizimledir askerlerim.
    ALİ: Oldukça kalabalıklar onlara ne mermimiz yeter ne de askerimiz.
    HÜSEYİN: Ya Rahman yardım et.
    MEHMED: Komutanım şu tepedeki bulutu görüyor musunuz.
    KOMUTAN: Evet yardım geliyor olmalı. O zaman işimiz daha da zorlanacak. Tedbirinizi alın. Sıhhatimizi kaybetmemiz savaşı kaybetmemiz olur.
    MEHMED: Efendim bulut yere iniyor. Gelen birliğin olduğu tarafa..
    KOMUTAN: Evet hiçbir şey gözükmüyor. Dikkat edin düşman bu arada çok yaklaşmış olabilir.
    HÜSEYİN: Şimdi de kalkmaya başladı. Ne düşmanı komutanım bulut düşmanı yutmuş.
    KOMUTAN: Sel gibi üzerimize gelen düşman ordusu bir anda görünmez oldu.
    HASAN: Allah Allah komutanım bu nasıl olur. Koskoca ordu nereye gider.
    KOMUTAN: Bu bir mucize, Cenab-ı Hakk’ın yardımı, Rabbim Sana şükürler olsun. Ateşi kestiler. Evlatlarım hemen şükür secdesi yapalım. Abdesti olmayan teyemmüm alsınlar. Bu ordunun kaybolması Cenab-ı Hakk’ın bize bir lutfüdur. Fakat ordunun yok olduğunu görenler üzerimize yeni bir birlik göndereceklerdir. Hazırlıklı olmalıyız. Abdestsiz düşman kurşununa yakalanmamalıyız. Yiğitlerim şehitlik hepimizin arzusu. Şimdiden cenaze namazlarımızı kılalım. Kim bilir belki de cenaze namazını kılacak kimse kalmayacak. ( Cenaze namazlarını kılarlar.)
    HÜSEYİN: Komutanım yaklaşan bir birlik görüyorum. Bunlar da çok kalabalık.
    KOMUTAN: Hemen siper alın. Evet bunlar daha kalabalık.
    HASAN: Ya Rahman Ya Kahhar yardım et. (Arkadan Allah Allah sesleri gelir.) “Yetiş Ya Muhammed! Kitabın elden gidiyor.” (Hasan vurulur.)
    HÜSEYİN: Hasan vuruldu Komutanım.
    MEHMED: Bugün şehid olma günü. Bugün Rabbe kavuşma günü. (Komutan vurulur. Yere düşmüştür.)
    KOMUTAN: “Beni kaldırın.” Aleyküm selam Ya Rasulallah niye zahmet ettiniz. Der. (ve şehid olur.) (O esnada bir bomba gelir. Ve tüm askerlerimiz şehid olur.)

    Şehitlik, kahramanların ölümü değil, ölümün kahramanlığıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler, ne var ki siz anlayamazsınız.” Buyurulmakta, “Rableri katında ağırlandıkları” duyurulmaktadır. Nitekim bu zaferin hakikatini düşman komutanı Churcill’de “Anlamıyormusunuz biz Çanakkale’de Türklerle değil Allah’la harbettik. Tabii ki yenildik..” diyerek itiraf etmiştir. Bu da gösteriyor ki, Çanakkale’yi ölümsüzleştiren ruha sahip olan kahraman ordumuz, Allah’ın yardımına mazhar olacak bir İlahi gönül taşıyordu.
    Cihan tarihinin en azametli harplerinden biri olan Çanakkale muharebeleri İngiltere, Fransa ve İtalya gibi 3 büyük devletin buraya yığdığı en modern zırhlılar ve 300 000 kişiden ziyade askere rağmen başarımızla sonuçlanmıştır. Ama ne pahasına! 250 000 harp sahasında, takriben 150 000’de hastaneler de olmak üzere 400 000 vatan evladının şehadet şerbetini içmesi neticesi…


    6. SAHNE

    DOKTOR: Hemşire hanım yardım eder misiniz?
    HEMŞİRE: Buyurun doktor bey.
    DOKTOR: Neşen yok bugün Semih’ten haber mi var?
    HEMŞİRE: Dün mektubu elime ulaştı.
    DOKTOR: Eeee! Neden sevinmiyorsun?
    HEMŞİRE: Çok şiddetli çatışmalar başlamış. İngilizler hastanın olduğu bölgeye de asker çıkarmışlar. Onların gücü yalnız savunmasız insanlara yetiyor zaten.
    DOKTOR: Hainler savaşın kurallarını ihlal etmişler ha! Başka ne diyor?
    HEMŞİRE: Ben ben şehid olursam….
    (Hasta gelir.)
    HASTABAKICI: Doktor Bey hasta çok ağır.
    DOKTOR: Yarası çok ağır. Malzememiz çok az. Üzgünüm ama malzememizi kullanırsak iyileşebilecek hastalara sargımız kalmaz. Şefika Hanım!
    ŞEFİKA: Buyurun!
    DOKTOR: Kanı engelleyin. Onun dışında yapılabilecek bir şey yok.
    OĞUL: Baba..
    DOKTOR: Oğlum, bu benim oğlum! Oğlum senin burada ne işin var.
    OĞUL: Annemin haberi olmadan savaşa geldim.
    DOKTOR: Onu şu ağacın yanına yatırın.
    ŞEFİKA: Ama o sizin..
    DOKTOR: Götürün dedim. İşimden alıkoyma beni hemşire hanım. Daha bakacak çok hasta var.
    HASTABAKICI: Yeni bir hasta geldi.
    (kurşun çıkacak)
    DOKTOR: Hemşire Hanım sıcak suyu ve makası getirin.
    HEMŞİRE: Buyurun.
    DOKTOR: Yarasını sarın. Bu hastayla siz ilgilenin Şefika Hanım. OĞLUM nerede?
    HEMŞİRE: Oğlunuz…
    DOKTOR: İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Gel teyze oğlunuz burada.
    ANNE: Oğlum! Yavrum, Celadetim benim. Şükürler olsun seni bana bağışlayana. Oğlum benzin sararmış. Niye bana soğuk davranıyorsun.
    CELADETTİN: Keşke teğmen Semih gibi şehid olsaydım da anamı böyle görmeseydim.
    HEMŞİRE: Teğmen Semih mi? Olamaz.


    (PERDE KAPANIR)

    ALLAH katında hiçbir şey, iki damla ve iki izden daha sevimli değildir? Allah korkusu ile akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası. İki iz ise Allah yolunda çarmışmaktan kalan cihad izi ve Allah’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan ibadet izidir.
    Sevgili Pegamberimiz (sav) “İki göze cehennem ateşi dokunmaz. Azamet-i İlahi’ye duygusuyla ağlayan göz. Allah yolunda geceleri uyanık kalan (nöbet bekleyen) göz.” Buyurmuşlardır.
    Gözyaşı, ibadet (kulluk) vecdinden; kan, şehadet şevkinden akıtılmışsa; iz, ibadet ya da cihaddan kalmışsa gözler kulluk ya da Allah yolunda uyanık kalarak sabahlamışsa aynı derecede mübarek, kutlu ve sevimlidir.

     

     

    sevil1903 - 18.06.2009 - 20:36



Benzer Konular

  1. Çanakkale Seyit Onbaşı 1 - Tiyatro Metni
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Tiyatro.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 20.11.2010, 15:11
  2. Çanakkale Seyit Onbaşı 2 - Tiyatro Metni
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Tiyatro.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10.02.2010, 20:39
  3. Çanakkale'nin Son Kahramanları - Tiyatro Metni
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Tiyatro.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 23.12.2009, 20:21
  4. Ah Aşk Ah Aşk Tiyatro Metni
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: Tiyatro.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.11.2009, 10:57
  5. Gar - Tiyatro Metni
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Tiyatro.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 21.05.2009, 00:18

copyright

Soru Cevap