Gaznelilerin Hindistan Tarihine Etkileri

  1. Gaznelilerin Hindistan Tarihine Etkisi - Gaznelilerin Hindistana Etkileri - Hindistan Bağımsızlığını Ne Zaman İlan Etti



    İslâmiyet’in Doğuşu ve Hz.Muhammed Dönemi
    Hz. Muhammed, 610 yılında 40 yaşındayken peygamberlikle görevlendirilmiş ve İslam dinini yaymaya başlamıştır.
    Mekke’den Medine’ye Hicret (622)
    Hicretin Nedenleri
    Mekkelilerin Müslümanlara karşı baskılarını artırmaları ve İslâmiyet’in Mekke’de yaşanamaz hale gelmesi
    Hz. Peygamberin İslâmiyet’i değişik yerlere yaymak istemesi
    Hicretin Sonuçları
     Medine’de İslâm site devleti kurulmuştur.
     Muhacirlerle Ensar kardeş ilan edilmiştir. Böylece Müslümanlar arasında sosyal dayanışma artmıştır.
     Müslümanların Medine’ye yerleşmeleri Mekkelilerin kullandığı Şam ticaret yolunu tehlikeye sokmuştur.
     Müslümanlarla Yahudiler arasında savunma ittifakı kurulmuştur. Bu vatandaşlık antlaşması İslâm tarihinin ilk anayasası kabul edilmiştir.
     Müslümanlar Mekkelilerin işkence ve baskılarından kurtulmuştur.
     İslâmiyet Medine’de daha hızlı bir yayılma göstermiş, kısa zamanda
     Müslümanlar büyük bir siyasal güç haline gelmişlerdir.
    Bedir Savaşı (624)
    Medine’ye hicret eden Müslümanların Mekke’deki mallarının yağmalanıp Şam’da satılması üzerine Hz. Muhammed buna bir misilleme olarak Şam’dan dönen kervanın Medine yakınlarında yolunu kesmek istemiştir. Bu gelişme üzerine Mekkelilerle Müslümanlar arasında Bedir Savaşı yapılmıştır.
    Bedir Savaşı’yla;
     Müslümanlar siyasi ve dini yönden daha güçlü hale gelmiştir.
     Hz. Muhammed’e olan güven artmıştır.
     İslâm hukukunun temelleri atılmış, elde edilen ganimetler paylaştırılmıştır.
     Şam ticaret yolları Müslümanların kontrolüne geçmiştir.
    Uhud Savaşı (625)
    Bedir Savaşı’nda mağlup olan Mekkeliler, bu yenilginin acısını çıkarmak için Medine üzerine yürüdüler. Uhud dağı eteklerinde yapılan savaşı Müslümanlar kaybettiler.
    Bu olay en çok Yahudileri sevindirmişti. Hz. Muhammed Uhud Savaşı sırasında önceden yapılan anlaşmaya uymayan Yahudileri şehir dışına sürgün etmiştir.
    Hendek Savaşı (627)
    Yahudilerin maddi destek vererek Mekkelileri kışkırtması ve Mekkelilerin Müslümanların gelişmesini engellemek istemeleri Hendek Savaşı’na neden olmuştur.
    Hendek Savaşı’nın Sonucunda;
     Müslümanların kuvvetlerinin arttığı ve mağlup edilemiyeceği Kureyşliler tarafından anlaşılmıştır.
     Kureyş’in mağlup olmasıyla etraftaki kabileler arasında İslâmiyet’in yayılması hızlanmıştır.
     Yahudiler Medine’den çıkarılarak içeriden gelebilecek tehlikeler önlenmiş, böylece Medine tamamen Müslümanların denetimine geçmiştir.
     Hendek Savaşı Müslümanların son savunma savaşı oldu. Bu savaştan sonra Mekkeliler savunmaya çekilmiştir.
    Hudeybiye Antlaşması (628)
    Medine’ye hicret eden Müslümanlar Mekke’ye gidip Kabe’yi ve akrabalarını ziyaret etmek istediler. Mekkeliler Hz. Muhammed’in önderlik yaptığı bu grubu Mekke’ye sokmadılar. İki taraf arasındaki görüşmeler sonucunda antlaşma imzalanmıştır.
    Hudeybiye Barışı’yla;
     Müslümanların siyasi bir varlık olarak imzaladıkları ilk antlaşmadır. Böylece Mekkeliler Müslümanları hukuken tanımıştır.
     Müslümanlarla Mekkeliler arasında kaynaşma olmuş, İslâmiyet Mekkeliler ve etrafındaki kabileler arasında yayılmıştır.
     Taraflar arasında sert davranışlar yumuşamış, buna paralel olarak ticaret faaliyetleri artmıştır.
    Hayber’in Fethi (629)
    Mekke’den gelecek saldırı tehlikesini önleyen Hz. Muhammed, Hendek Savaşı’nın yapılmasında önemli rol oynayan Yahudilerin oturduğu Hayber’i fethetti. Yahudilerin vergi ödemeleri şartıyla burada yaşamalarına izin verildi. Böylece Şam ticaret yollarının güvenliği sağlanmıştır.
    Mute Savaşı (629)
    Arap olmayan uluslarla Müslümanların ilk mücadelesi Mute Savaşı’yla başlamıştır. Müslümanlar bu savaşta Bizans ordusuna karşı kesin bir başarı sağlayamamıştır. Bizans ile Müslümanlar arasında ilk savaş yapılmıştır.
    Mekke’nin Fethi (630)
    Hz.Muhammed, Hudeybiye Antlaşması’na uymayan Mekkeliler üzerine 10.000 kadar askerle sefere çıktı. Güçlenen ordu şehri kuşatmış, ciddi bir direnme görmeden Mekke’yi fethetmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müşriklerle Müslümanlar arasında Huneyn Savaşı yapılmış ve Taif kuşatılmıştır. Bizans Ordusu’na karşı yapılan Tebük seferi sırasında Gassani Arapları Müslümanlığı kabul ettiler. Tebük seferi Arap Yarımadası’nda siyasal birliğin önemli ölçüde kurulduğunu göstermektedir. Tebük Hz. Muhammed’in son seferi olmuştur.
    Hz. Muhammed, Tebük Seferi’nden Medine’ye döndükten bir yıl sonra hac yapmak amacıyla Mekke’ye gitmiştir.
    Veda Haccı’ndan sonra Hz. Peygamber rahatsızlanarak 8 Haziran 632’de 63 yaşındayken vefat etmiştir.
    Dört Halife Devri (632 - 661)
    Hz. Muhammed, vefatı sırasında fertlerin seçme haklarına saygılı davranmak amacıyla yerine kimseyi tayin etmemiştir. Müslümanlar Kureyş’in ileri gelenlerinden Hz. Ebubekir halife seçtiler. Dört Halife Devri’nde Halifeler seçimle belirlendiği için bu döneme “Cumhuriyet” denilmiştir.
    1. Hz. Ebubekir Dönemi (632 - 634)
    İç Olaylar
    Hz. Muhammed’in vefatından sonra zekat vermeyen ve dinden dönenlerle mücadele edilerek düzen sağlanmıştır.
     Yalancı peygamberler ortadan kaldırılmıştır.
     Kur’an-ı Kerim ayetleri toplanarak bir kitap haline getirilmiştir.
    Kuran-ı Kerim’in kitap haline getirilmesinde;
     Hz. Muhammed’in vefat etmesi
     Yalancı peygamberlerin ortaya çıkması
     Hafızların savaşlarda şehit olmaları
     Ayetlerle hadislerin birbirine karışmasının önlenmek istenmesi
     Kuran ayetleri arasına rivayetlerin girmesinin önlenmek istenmesi
     Kuran’ın yazılı olduğu malzemenin (deri, taş, ağaç gibi) korunmasındaki zorluklar
    etkili olmuştur.
    Dış Olaylar
     Hz. Muhammed’in hazırladığı ordu Hz. Ebubekir tarafından Suriye’ye gönderilmiştir. Bu seferle Arap Yarımadası dışında ilk fetihler başlamıştır.
    2. Hz. Ömer Dönemi (634 - 644)
    Siyasal Gelişmeler
     Suriye, Filistin, İran, Irak, Mısır, Azerbaycan fethedilmiştir.
     İslâm kültürü ilk kez bu dönemde farklı kültürlerle karşılaşmıştır. Bizans ve Sasani kültürleri İslâm kültürünü olumlu yönde etkilemiştir.
    Teşkilatlanma Alanındaki Gelişmeler
    Hz. Ömer zamanında toprakların genişlemesiyle yeni düzenlemelere gidilmiştir:
     Hicretin 20. yılında daha çok mali problemleri çözümlemek için ilk divan örgütü kurulmuştur.
     Vilayetlere gönderilen valilerin yanına adalet işlerinden sorumlu kadılar gönderilmiştir.
     Fetih edilen yerler ilk defa yönetim birimlerine ayrıldı. Böylece ülke büyük illere bölünmüştür.
     İlk defa Hz. Ömer döneminde stratejik önemi olan yerlere daimi ordugahlar (cündler) kurulmuştur. Bu ordugahlar yapılan fetihlerde önemli rol oynamıştır. İkta sistemi, ilk defa bu dönemde uygulanmıştır.
    3. Hz. Osman Dönemi (644 - 656)
     İran’ın fethi tamamlanmış, Trablusgarp ve Tunus fethedilmiştir. Kafkaslara giren İslam Orduları Hazarlara yenilerek Kafkasların güneyine çekilmiştir.
     Şam’ da ilk kez donanma kurulmuş, Kıbrıs bu donanmanın seferleri sonucunda vergiye bağlanmış, Rodos fethedilmiştir.
    Kur’an–ı Kerim’in Çoğaltılması
    Dört Halife döneminde sınırların genişlemesine paralel olarak değişik uluslar İslâmiyet’i benimsemişti. Farklı dil ve şiveleri kullanan toplumlarda Kur’an–ı Kerim’in değişik okuma şekilleri ortaya çıktı. Bu durumu önlemek amacıyla Hz. Osman döneminde bir heyet kurularak Kur’an çoğaltılmıştır (651).
    İç Karışıklıkların Başlaması
    Hz. Osman döneminde;
     Önemli görevlere Emevi ailesinden kişilerin getirilmesi
     Yahudi asıllı Abdullah b. Sebe’nin ve İslâmiyet’i kabul etmiş gibi görünüp gerçekte benimsemeyen (münafık) kişilerin çalışmaları
     Ganimet gelirlerinin azalması ve orduda memnuniyetsizlikler isyanları başlatmıştır.
    Hz. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda;
     İslâm dünyasında ilk defa anarşi faaliyetleri başlamıştır.
     İslâm dünyasında başlayan görüş ayrılıkları; karışıklıklara ve fetihlerin durmasına neden olmuştur.
    4. Hz. Ali Dönemi (656 - 661)
    Hz. Ali’nin halife seçilmesinden kısa bir süre sonra, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasında yavaş davranıldığını söyleyen Hz. Muaviye ve Hz. Aişe, Hz. Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu nedenle Hz. Aişe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Hz. Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır (656). Müslümanlar arasında yapılan bu ilk savaşı Hz. Ali kazanmış ve İslâm dünyasında herhangi bir ayrılık olmamıştır.
    Hz. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Hz. Ali grubu arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır (657). Hakem Olayı’ndan sonra Müslümanlar, siyasal gruba ayrılmıştır.
    Hariciler; 661’de sadece Hz. Ali’yi şehit etmişlerdir. Dört Halife dönemi bitmiş, Emeviler dönemi başlamıştır.
    Emeviler Devleti (661 - 750)
    Muaviye Dönemi (661 - 680)
    Muaviye dönemde, iç düzen yeniden sağlamlaştırıldıktan sonra fetihler yeniden başlatılmıştır. Doğu’da Maveraünnehir’e girilmiş, İstanbul iki kez Müslümanlar tarafından kuşatılmış, fakat başarı sağlanamamıştır.
    Muaviye döneminin en önemli olaylarından birisi de kendisi ölmeden oğlu Yezid’i veliaht ve halife ilan etmesidir. Böylece halifelik babadan oğula geçen “saltanat”a dönüşmüştür.
    Yezid Dönemi (680 - 685)
    Yezid döneminin en önemli gelişmesi Kerbela Olayı’dır. Hz. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin, halifeliğin babadan oğula geçemeyeceğini ve seçim yapılması gerektiğini söyleyerek Kûfe’ye doğru yola çıktı. Fakat Yezid’in komutanı Ubeydullah, Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri Kerbela’da durdurdu. Bir müddet sonra Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri kılıçtan geçirdi (10 Muharrem 680).
    Bu olay Müslümanların; Şiiler ve Sünniler şeklinde kesin olarak gruplara ayrılmasına neden olmuştur. Kerbela’da Hz. Peygamberin torununun şehid edilmesi İslâm dünyasında Emevilere karşı isyanların çıkmasına ve düşmanlığın artmasına neden olmuştur.
    Abdülmelik Dönemi (685 - 705)
    Arapçanın resmi dil olarak kabul edilmesi ve ilk İslâm parasının bastırılması Abdülmelik döneminde gerçekleştirilmiştir.
    Velid Dönemi (705 - 715)
    Tarık b. Ziyad komutasındaki İslâm orduları 711’de İspanya’nın fethine başlamıştır. Daha sonra buraya Endülüs ismi verilmiştir.
    Müslümanlar 732’de Puvatya Savaşı’nda Franklara yenilinceye kadar ilerlediler. Puvatya Savaşı sonucunda Avrupa’daki son sınır Pirene dağları olarak kalmıştır.
    Emevilerin Yıkılışında;
     Arap milliyetçiliği yapmaları ve diğer milletlere değer vermemeleri
     Fetih hareketlerinin durması
     Emevilerin Hz. Muhammed’in soyundan gelenlere iyi davranmamaları
     Arap kabileleri arasındaki rekabetin savaşlara dönüşmesi
     Emeviler Devleti, Horasan valisi Ebu Müslim Horasani’nin isyanı ve Emevi halifesi Mervan’ın öldürülmesiyle sona ermesi
    gibi nedenler etkili olmuştur.
    Abbasiler Devleti (750 - 1258)
    751’de Talas Savaşı yapılmıştır. Bu savaşta Türklerin Karluk, Yağma ve Çiğil boyları Abbasilere yardım etmiş, savaştan sonra da İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.
    Halife Mansur döneminde ilk kez eski Yunan ve Hellenistik medeniyetine ait eserler tercüme edilmeye başlanmıştır.
    Abbasilerin en parlak dönemi Harun Reşid’in halifeliği sırasında yaşanmıştır. Bu dönemde halkın yaşam standartı yükselmiş, kültür ve mimari alanda çalışmalar yapılmıştır.
    Harun Reşid döneminde Bizans sınırında “Avasım” eyaleti kuruldu. Anadolu’da Tarsus’tan doğu yönüne uzanan bir hat boyunca kurulan bu şehirlere Türkler yerleştirilmiştir.
    Harun Reşid’in oğullarından Memun zamanında Türkler devlet kademelerinde ve orduda yer aldılar. Sadece Türkler için kurulan Samerra şehri kısa bir süre devletin yönetim merkezi olmuştur.
    Abbasilerin Dağılması ve Yeni Devletlerin Kurulması
    IX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Abbasi halifelerinin otoritesinin zayıflaması nedeniyle eyaletlerdeki askeri valiler (Emir’ül Ümera) bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Böylece Abbasi sınırları giderek daralmıştır.
    Abbasilerin Genel Özellikleri
     Abbasiler Arap olmayan uluslara hoşgörüyle yaklaşmış ve İslâmiyet’in daha fazla yayılmasını sağlamışlardır.
     Bu dönemde Emevilere göre bilim – kültür alanında daha çok gelişme gözlenmiştir.
     Türkler ilk kez bu dönemde İslâmiyet’i kitleler halinde benimsemişlerdir.
     Abbasilerin denizciliğe önem vermemeleri ticari ve askeri alanda gelişmelerini engellemiştir.
    Türk Dünyası

    Türklerin İslâmiyet’i Kabulü ve Hizmetleri
    1. Talas Savaşı
    Müslüman Araplarla Çinliler Talas ırmağı yakınlarında karşılaştılar. Türk boylarından Karluklar bu savaşta Müslüman Arapları destekleyerek savaşı kazanmalarını sağladılar (751).
    Bu savaşın sonucunda;
     Orta Asya Çinlilerin egemenliğine girmekten kurtulmuştur.
     Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler iyileşmiş, savaşların yerini dostluklar almıştır.
    Türklerle Müslüman Araplar arasında ticari ilişkiler gelişmiştir.
     Türkler kitleler halinde İslâmiyet’i kabul etmeye başlamıştır. Talas Savaşı Türk – İslâm tarihinin başlangıcı kabul edilmiştir.
     Dünya kültür tarihi bakımından önemli kabul edilen kâğıt, Çin’in dışında yayılmaya başlamıştır.
    2. Türklerin İslâmiyet’e Girmeleri
    Türklerin Müslüman olmalarında;
     Müslüman tüccarların faaliyetleri
     Türklerde tek tanrı inancının yaygın olması
     Türklerdeki cihan hakimiyeti anlayışının İslâmiyet’teki fetih anlayışına benzemesi
     İslâm dini ile eski Türk inançları arasında benzerlik bulunması (ahiret, cennet, cehennem, kurban kesme ....)
     etkili olmuştur.
     Türkler İslâmiyet’i kabulleriyle;
     İslâmiyet’i daha geniş bir alana yaymışlardır (Pakistan, Afganistan, Bangladeş ve Hindistan’ın bir kısmı ile Balkanlar).
     İslâm dünyasındaki ayrılıkları etkili bir şekilde ortadan kaldırarak Halifeyi korumuşlardır.
    Türk – İslâm Devletleri
    1. Karahanlılar (840 – 1212)
    Karahanlılar Devleti, Uygurların dağılmasından sonra Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri tarafından Doğu ve Batı Türkistan’da kurulmuştur (840). Karahanlı hükümdarlarından Satuk Buğra Han’ın etkisiyle Karahanlılar arasında İslâmiyet’in yayılması hızlanmış ve Karahanlılar Orta Asya’da ilk Müslüman Türk devleti haline gelmiştir.
    Türklerin İslâmiyet’e geçişlerinde ve Türk kültürüyle İslâm kültürünün kaynaşmasında etkili olan Karahanlıların parçalanmasında taht kavgaları etkili olmuştur.
    Kültür ve uygarlık alanında ilerleyen Karahanlılar;
     Türkçeye önem vermişler ve resmi dil olarak kullanmışlardır. Türk dilini ve kültürünü devam ettiren Karahanlılar ilk Türk – İslâm eserlerini ortaya koymuşlardır. En önemli eserleri, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig ve Kaşgarlı Mahmut’un Divan’ı Lügati’t Türk adlı eserleridir.
     Türk – İslâm tarihinde ilk medreseleri kurarak eğitime önem vermişlerdir.
     Türk tarihinde ilk kervansarayları kurarak ticareti geliştirmişlerdir.
    2. Gazneliler (963 – 1187)
    Gazneliler Devleti, Afganistan’daki Gazne şehrinde Samanoğullarının Herat valisi Alp Tiğin tarafından kurulmuştur (963). Gazneliler en parlak dönemlerini Sultan Mahmut zamanında yaşamışlardır.
    Sultan Mahmut döneminde Gazneliler, Hindistan’a 17 sefer düzenleyerek Kuzey Hindistan’a hakim olmuşlar ve İslâmiyet’i yaymışlardır.
    Dandanakan Savaşı’nı kaybeden Gazneliler dağılma sürecine girmişler ve eski güçlerini kaybetmişlerdir. Gazneliler, Afganlı bir kavim olan Gurlular tarafından yıkılmıştır (1187).
    Gazneliler birçok ulusu (Türkler,İranlılar,Hindular,Gurlular...)bünyesinde bulundurmaları parçalanmarında ve yıkılmalarında büyük rol oynamıştır.
    3. Büyük Selçuklular (1040 – 1157)
    Büyük Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu ve Genişlemesi
    Tuğrul ve Çağrı Beylerin yönetimindeki Selçuklular Maveraünnehir’e girdikten sonra Karahanlılarla ve Gaznelilerle savaşlar yaptılar. Selçukluların Horasan’a girmek istemesi Selçuklu - Gazneli savaşlarını hızlandırmıştır. İki taraf arasında yapılan Dandanakan Savaşı’nı Selçuklular kazanmıştır (1040). Bu savaştan sonra; Büyük Selçuklu Devleti, bütün kurumlarıyla bağımsız hale gelmiştir.
    Tuğrul Bey Dönemi (1040 – 1063)
    Selçuklu orduları Pasinler Savaşı’nda Bizans ve Ermeni kuvvetlerini mağlup etti (1048). Böylece Doğu Anadolu’ nun kontrolü Selçukluların eline geçmiştir.
    Şiî Büveyhoğulları Abbasi halifesini esir edince, Tuğrul Bey Bağdat Seferi’ne çıkarak halifeyi esaretten kurtarmıştır (1055). Bu gelişme üzerine halife Tuğrul Bey’i, “Doğunun ve batının hükümdarı” ilan etmiştir. Bağdat Seferi’nden sonra Büyük Selçuklu Devleti İslâm dünyasının siyasal liderliğini üstlenmiş, Abbasi halifesi ise dini liderliğini devam ettirmiştir.
    Alp Arslan Dönemi (1040 – 1063)
    Alp Arslan döneminin en önemli gelişmesi Bizans ile yapılan Malazgirt Savaşı’dır. Türklerin Anadolu üzerine düzenlediği seferlerin artması üzerine Bizans, Türkleri Anadolu’dan atmaya karar verdi. İki ordu arasında Muş yakınlarında yapılan Malazgirt Savaşı’nı Büyük Selçuklular kazanmıştır (1071).
    Malazgirt Savaşı’nın sonucunda;
     Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve Anadolu Türk yurdu haline gelmiştir.
     İslâm dünyası üzerindeki Bizans baskısı sona ermiştir.
     Türklerin batı yönünde ilerlemesi ve Bizans’ın kışkırtmaları sonucunda Türk – İslâm dünyası üzerine Haçlı Seferleri başlamıştır.
     Anadolu’nun fethini hızlandırmak ve Türkleşmesini sağlamak için ilk beylikler kurulmuştur.
    Melikşah Dönemi (1072 – 1092)
    Büyük Selçuklu Devleti Melikşah döneminde en geniş sınırlarına ulaşmış ve en parlak dönemini yaşamıştır. Türk – İslâm büyüklerine karşı suikastler düzenleyen Batınilere karşı başlatılan mücadele Melikşah’ın ölümü üzerine sonuçlandırılamamıştır.
    Büyük Selçuklu Devleti’nin Parçalanma Nedenleri
    Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılmasında;
     Hükümdar ailesi arasında taht kavgaları çıkması ve Selçuklu prenslerinin ayaklanmaları
     Devlete küstürülen Oğuzların ayaklanması
     Şiî Fatimilerin ve Batınilerin zararlı faaliyetleri
     Merkezi otoritenin zayıflamasından yararlanan atabeylerin ayaklanarak bağımsızlıklarını ilan etmeleri gibi nedenler etkili olmuştur.
    Türk - İslâm Devletlerinde Hakimiyet Anlayışı
    Türklerin hakimiyet anlayışına göre, tanrı yeryüzünü yönetme yetkisini (Kut) Türk hükümdarlarına vermiştir. Kut anlayışına göre, ülke toprakları hanedan üyelerinin ortak malı kabul edilmiştir. Bu sisteme göre sık sık taht kavgaları çıkmış ve Türk devletleri kısa sürede parçalanmıştır.
    Atabeylik Sistemi
    Selçuklu şehzadelerini eğiten, iyi bir yönetici ve komutan olarak yetişmesini sağlayan bilgili, tecrübeli görevlilere “Atabey” denilmiştir. Şehzadelerin yanında önemli bir etkinliğe sahip olan atabeyler, merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde bağımsızlıklarını ilan ederek devletin parçalanmasına neden olmuşlardır.
    İkta Sistemi
    Gelirleri hizmet ve mal karşılığı olarak komutanlara, askerlere ve devlet memurlarına verilen topraklara ikta denir.
    İktaların faydaları şunlardır:
     Toprak gelirleriyle memur maaşları karşılanmış ve iktalarda savaşa hazır askerler yetiştirilmiştir.
     Üretim kontrol altına alınarak artırılmıştır.
     Taşrada devlet otoritesi sağlanmıştır.
     Göçebe Tükmenlerin yerleşik hayata geçmesi sağlanmıştır.
    İslamiyetten Önceki Türk Tarihi <<<< Geri


    Türk Göçleri ve Sonuçları
    Göçlerin Nedenleri
     İklim koşullarının değişmesine bağlı olarak meydana gelen kuraklık, artan nüfusa mevcut toprakların yetmemesi ve bu gelişmelerin sonucunda bölgede geçim sıkıntısının ortaya çıkması
     Türk boyları arasındaki siyasal anlaşmazlıklardan dolayı ortaya çıkan savaşlar
     Dış baskılardan (Çin, Kitan ve Moğol) dolayı Türklerin bağımsızlıklarını kaybetmek istememeleri
     Salgın hayvan hastalıkları ve otlakların yetersiz hale gelmesi
    Göçlerin Sonuçları
     Orta Asya kültür ve medeniyeti dünyanın değişik yerlerine yayılmıştır.
     Orta Asya’da kalan boylar Hunların yönetiminde ilk Türk devletini kurmuşlardır.
     Farklı bölgelerde Türk devletleri kurulmuştur.
     Batıya giden Türkler, Kavimler Göçü’nü başlatmışlardır.
     Türkler değişik kültür çevreleriyle etkileşim içine girmişlerdir.
     Türklerin çok çeşitli bölgelere yayılması, Türk tarihinin bir bütün halinde incelenmesini engellemiştir.
    Türklerin atı evçilleştirmeleri ve tekerleği kullanmaları çok uzak bölgelere göç etmelerine yardımcı olmuştur.
    İlk Türk Devletleri
    1. Asya Hun İmparatorluğu
    Kuruldukları tarih kesin olarak bilinmeyen Hunlar hakkında Çinlilerin verdiği bilgiler M.Ö. I. Bin yılın başlarına kadar uzanır.
    M.Ö. III. yüzyılın ikinci yarısında Hunlar, Çinlilere karşı büyük bir güç haline gelmişlerdir. Çinliler, Hun akınlarına engel olabilmek için kuzey sınırlarında bir duvar örmeye başlamışlardır. Bugün “Çin Seddi” diye bildiğimiz bu duvar M.Ö. 214 yılında tamamlanmıştır.
    Çinlilerle mücadele eden Mete Han’ın asıl düşüncesi, Çin’i etkisiz hale getirmekti. Çin’i yıllık vergiye bağlayan Mete, gücünün sembolü olarak Çinli bir prensesle evlenmiştir.
    Kalabalık Çin nüfusu içerisinde Türklerin asimile olmasından çekinen Mete, Çinlilerle antlaşma yapmış ve onlarla dost kalmayı tercih etmiştir.
    Mete Han’dan sonra Hunlar zayıflamıştır. Bu dönemde, Çinlilerin propagandasıyla Hun beyleri birbirine düşmüştür. Mete’nin ölümünden sonra zayıflayan Hunlar, önce Doğu ve Batı olarak sonra da Güney ve Kuzey olarak parçalanmışlardır.
    Kavimler Göçü
    Aral gölü çevresinde toplanan Hun boyları Orta Asya’daki Çin baskısı ve kuraklık yüzünden IV. yüzyılın ortalarından itibaren batıya doğru göç ederek barbar kavimleri Roma İmparatorluğu üzerine saldırmaları sonucu Kavimler göçü olmuştur (375).
    Kavimler Göçü’nün Sonuçları
     Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır (395).
     Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır (476).
     Avrupa’da yeni milletler ortaya çıkmış ve yeni devletler kurulmuştur. Böylece Avrupa’nın günümüze kadar gelen etnik yapısı oluşmuştur.
     İlkçağ’ın sonu Ortaçağ’ın başlangıcı kabul edilmiştir.
     Feodalite (Derebeylik) rejimi ortaya çıkmıştır.
     Avrupa’da Hun Devleti kurulmuştur.
     Hristiyanlık barbar kavimler arasında yayılmıştır.
    2. Göktürk Devleti (552 - 630)
    Göktürkler Türk adıyla kurulan ilk devlettir. Başkentleri Ötüken, ilk hükümdarları Bumin Kağan’dır.
    Ülkenin batısını yöneten İstemi Yabgu batı yönünde fetih hareketlerinde bulunmuş, Akhunlara karşı Sasanilerle birleşmiş ve bu devletin toprakları Göktürkler ile Sasaniler arasında paylaşılmıştır. Çinlilerin Göktürk Devleti’ni içişlerine karışması sonucunda 582 tarihinde ülke ikiye ayrılmıştır.
    Doğu Göktürkleri 630 yılında, Batı Göktürkleri ise 659 yılında Çin egemenliğine girerek yıkılmışlardır.
    3. Kutluk Devleti (682 - 745)
    Kutluk Devleti’nin en güçlü olduğu dönemler Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tiğin dönemleri olmuştur. Vezir Tonyukuk ise danışman olarak Kutluk Devleti’nin siyasetinde önemli rol oynamıştır.
    Bilge Kağan öldükten sonra Kutluk Devleti’nde iç karışıklıklar başlamıştır. Basmil, Karluk ve Uygur Türkleri Kutluk Devleti’ne son vermişlerdir.
    4. Uygur Devleti (745 - 840)
    Doğu Türkistan’a yerleşen Uygurlar, diğer Türk boylarını egemenlikleri altına aldılar. Uygurların en önemli özelliği yerleşik hayatı benimseyen ilk Türk toplumu olmalarıdır. Bu nedenle tarım, sanat ve ticarette ilerlemişlerdir. Mani dinine ait tapınaklar yaparak mimaride gelişme göstermişlerdir.
    Uygurlar, XIII. yüzyılda Cengiz Han’ın egemenliğini kabul etmişlerdir. Bundan sonra Moğollar Uygur Türklerini önemli görevlere getirmişlerdir. Uygur yazısı, Moğolların da yazısı olmuştur. Uygurlar, diğer Türk toplulukları ile birlikte Moğolların Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Çağatay ve Özbek Türkleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.
    İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet
    Devlet Yönetimi
    Türklerde hükümdarlar ülkeyi törelere, gelenek ve göreneklere göre yönetirlerdi. Hükümdarların görevi dağınık boyları toplamak, halkın ihtiyaçlarını gidermek, toplumda adalet ve eşitliği sağlamak, halkın huzur ve güvenini sağlamaktı.
    Türklerde iktidarı ve hükümdarı kontrol eden, savaş ve barış gibi konularda devleti ilgilendiren önemli konuları görüşen ve kurultay adı verilen bir meclis bulunuyordu.
    Bazı Türk hükümdarları kurultayın aldığı kararların bir kısmını uygulamamıştır. Bu durum kurultayın danışma meclisine benzediğini göstermektedir.
    Eski Türklerde, devlet yönetme görevinin Hükümdarlara tanrı tarafından verildiğine olan inanç halkın Hakan’a mutlak bağlılığını sağlamıştır. Osmanlılara kadar Türk devletlerinde “Ülke toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır.” anlayışı devam etmiştir.
    Bu uygulamanın sonuçları şunlardır:
     Aile üyeleri arasında sık sık taht kavgaları yaşanmıştır.
     Türk devletleri kısa sürede parçalanmış ve yıkılmıştır. Ayrıca irili ufaklı birçok devletin kurulmasına neden olmuştur.
     İç mücadeleler Türk devletlerinin zayıflamasına ve dış müdahalelere ortam hazırlamıştır.
    Ordu
    Türk devletlerinde hemen her Türk savaşa hazır durumda olduğundan, askerlik özel bir meslek sayılmazdı. Türk ordusunun temeli, atlı askerlerden meydana gelmiştir. Düzenli ve disiplinli ilk Türk ordusunun kurucusu Mete Han’dır. Mete Han, Türk ordusunu “onlu sisteme” göre teşkilatlandırmıştır (Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı ve Tümenbaşı gibi).
    Hukuk
    Eski Türklerde yazılı hukuk yoktu. Türklerin âdet, gelenek ve göreneklerinden oluşan yazısız hukuka “töre” (türe) denilirdi. Bununla beraber, törenin anayasa niteliğinde, adalet, eşitlik ve iyilik gibi değişmez ilkeleri vardı.
    Uygurlarla birlikte hukuk daha sağlam ve şekilci bir nitelik kazanmıştır. Ticaret hayatının gelişmesi, kişiler arasındaki ilişkilerin “kanıtlanabilir” nitelikte olmasını gerektirdiğinden yazılı ve tanıklı sözleşmeler önem kazanmıştır.
    Türklerin ceza işlerinin kesin hükme bağlanması ve devlet tarafindan takip edilmesi toplumda ''kan gütme'' geleneğinide engellemiştir.
    Din ve İnanış
    Türklerde en eski din Göktanrı dinidir. Gökten başka bazı dağ, ırmak, vadi gibi varlıklarda bir takım gizli güçlerin bulunduğuna inanılırdı. Bu arada güneş ve ay kutsal sayılmıştır. Eski Türklerde tanrı, sonsuzdur ve herhangi bir şekle sokulamaz. Bundan dolayı Türklerde putçuluk olmadığı gibi putları korumak için yapılan tapınaklar da yoktur.
    Öldükten sonra dirilmeye inanan Hunlar, ölülerini günlük eşyalarıyla birlikte gömerlerdi. Türklerdeki tek Allah inancı ve yeniden dirilme düşüncesi Türklerin İslâm dinini kolaylıkla benimsemelerinde etkili olmuştur. Türkler Maniheizm, Budizm, Nasturizm (tabiatçılık), Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi inançları kabul etmişlerdir.
    Sosyal ve İktisadi Hayat
    Hunlar ve Göktürkler dönemlerinde göçebe bir hayat süren halk çadırlarda yaşıyordu. Türklerin yaşadıkları coğrafi şartlar hayvancılık faaliyetlerini öne çıkarmıştır.
    Türkler Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçmişlerdir. Bu gelişmeler sonucunda Türklerde mimari gelişmiş, şehircilik ve şehir kültürü ortaya çıkmıştır.
    Türk devletlerinde sosyal hayat sınıfsızdı. Başarılı olan bir kişi en üst görevlere kadar çıkabilirdi. Ayrıca Türklerde kölecilik anlayışı yayılmamıştır.
    Elverişli bölgelerde tarım faaliyetleriyle uğraşılmıştır. Türkler arpa, buğday ve darı gibi tahılları yetiştirmişlerdir.
    Yenilgiye uğratılan ve egemenlik altına alınan ülkelerden alınan yıllık vergiler ve halktan toplanan vergiler Türk ekonomisine destek olmuştur.
    Türkler yakın komşularıyla yoğun ticari ilişkilerde bulunmuşlar, ticaret yaptıkları ülkelere canlı hayvan, konserve et, deri, kösele, kürk ve hayvani gıdalar satmışlardır.
    Türklerin yaşadığı topraklardan geçen İpek ve Kürk Yolları Türk devletlerine önemli ölçüde gelir sağlamıştır.

     

     

    SU-PERISI - 16.04.2009 - 01:13
  2. tEşekküRler =)

     

     

    puckish girll - 24.03.2010 - 14:14
  3. Gaznelilerin Hindistan Tarihine Etkisi - Gaznelilerin Hindistana Etkileri - Hindistan Bağımsızlığını Ne Zaman İlan Etti - Gazneliler - Gaznelilerin Tarihe Etkileri - Gaznelilerin Tarihi


    Sâmânoğulları Devleti’nin çöküşüyle Gazneliler yeni bir Müslüman-Türk devleti olarak bugünkü Afganistan topraklarında tarih sahnesine çıktı. Kuzey Hindistan tarihini, sosyal ve kültürel açıdan köklü bir biçimde etkileyen Gazneliler; İranlı hükümdarlarca yönetilen Sâmânoğulları Devleti’nin devamıydı. Ancak hâkimiyet alanlarını İndus vadisi ve Hindistan içlerine kadar genişletme becerisini göstermişlerdi.
    Muhakeme.net - Gazneliler devleti -1- (963-1187)-gazneli devleti'nin kuruluşu
    Sâmânoğulları’nın zayıflayarak dağılma sürecine girdiği 1000’li yıllarda Karahanlılar, bu devletin topraklarının bir kısmını ele geçirmişti.

    Öte yandan çökmekte olan devletin Türk asıllı komutanı ve Herat Valisi Alptekin, içte yaşanan taht mücadelelerinden yararlanarak Sâmânî yönetimini ele geçirmek istediyse de başarılı olamadı. Kendisine bağlı kuvvetlerle Gazne’ye gelerek mevziî bir hâkimiyet elde etti. Böylece Gazneli Devleti’nin ilk nüvesi bu tarihî kentte bir Türk komutanı tarafından atılmış oldu.

    Türkler daha IX. yüzyıldan itibaren güçlü Sâmânoğulları’nın teşvik ve yardımlarıyla Mâverâünnehir yoluyla İslâm dünyasına girmeye başlamış, Abbâsî Halîfeleri’nin ve eyaletlerdeki Arap ve İranlı valilerin hizmetinde daha çok askerî roller üstlenmişlerdi. Bu yüzden İran, Horasan ve Afganistan topraklarında çok sayıda Müslüman olmuş Türk askerine rastlanmaktaydı.

    Alptekin’den sonra yerine geçen komutanlardan Sebüktekin, Gazne Devleti’nin hâkimiyet sınırlarını kısa zamanda genişletmeyi başardı.

    Toharistan, Zebulistan, Gur, Zemindaver ve Belûcistan topraklarını ele geçirerek Gazneliler Devleti’nin asıl kurucusu oldu. Zaman içerisinde Gazneliler, Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan’da hâkimiyet kurarak istikrarlı bir iktidar oluşturmuştu.

    Devletin kurulduğu yıllarda Abbâsî Halîfeliği siyasî bütünlüğünü kaybetmiş, halîfeliğin eyaletlerdeki nüfuzu ve otoritesi de oldukça zayıflamıştı. İran’da hâkimiyetlerini genişletme eğilimi taşıyan Büveyhoğulları Abbâsî başkentinin korkulu rüyasıydı.

    Orta Asya’da Mâverâünnehir bölgesinde Karahanlılar hüküm sürmekteydi. Kuzey Afrika’da ve Mısır’da hüküm süren İsmâilî Fâtımîler, Abbâsîleri batıdan siyasî baskı altında tutmaktaydı. Öte yandan İslâm dünyası genel bir durgunluk içerisine girmiş, İslâmiyet’in yayılışında da hissedilir bir yavaşlama baş göstermişti.

    Şarkın en büyük Hıristiyan devleti Bizans İmparatorluğu, Basilios II iktidarında en parlak dönemlerinden birini yaşamaktaydı. Anadolu’da ve Tuna’ya kadar Balkanlarda, Bizans’ta çoktandır görülmeyen güçlü bir siyasî birlik bulunmaktaydı.

    Basilios II döneminde Kafkaslardaki askerî başarılar sonucu imparatorluk doğuda genişlemeyi sürdürmüş bölgedeki küçük Hıristiyan devletleri ve beylikler itaat altına alınmıştı.

    Oldukça önemli bir başka gelişme de Kiev Prensliği’nin Hıristiyan olmasıdır.

    Bizans’ın aile bağları kurarak gerçekleştirdiği değişim sonrasında prenslik, İstanbul Patrikliği’ne bağlandı.

    Bu durum Bizans’ın siyasî ve kültürel gücünü ve etkisini artırmakla kalmamış, zamanla Rusya’nın çok büyük bir güç olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

    Kaderin cilvesi, tam bu dönemlerde yaşayan Gazneliler, putperest ve Mecûsî Kuzey Hindistan’ın İslâm’la şereflenmesinde başrol oynayacaktır.


    GAZNELİ MAHMUD VE HİNDİSTAN’IN FETHİ

    Gazneliler’in gerçek kurucusu Sebüktekin’in vefatının ardından oğlu Gazneli Mahmud, devletin yeni hükümdarı olmuştur.

    Kudretli sultan, Sâmânî Devleti topraklarının büyük bir kısmı üzerinde hâkimiyetini kabul ettirmiş, bu devletin 999 yılında ortadan kalkması üzerine mirasını Karahanlılar’la paylaşmıştı.

    Gazneli Mahmud daha sonra, Hindistan’ı kuzeyden fethe girişerek burada İslâm dinini yayma konusunda ısrarlı teşebbüslerde bulundu.

    Yeni ve gelişmekte bulunan başkent Gazne’nin, Kuzey Hindistan ovalarına hâkim yüksek bir yaylanın tepesinde bulunması, bu seferlerin yapılmasında büyük kolaylıklar sağlıyordu.

    Mahmud, Hindistan’a on yedi sefer yaptı. Bu seferler onun saltanat devrinin büyük bir kısmını doldurmuştur. Sultanın Hindistan seferlerinin en önemlisi, 1025-1026 yıllarındaki Somnat Seferi idi.

    Etkili sonuçlar doğuran bu seferin olumlu yankıları süratle bütün İslâm dünyasında görüldü. Bu fetih Sultan Mahmud’un İslâm dünyasının kahramanı olmasına, ününün yayılmasına yardım etti. Abbâsî Halîfesi tarafından sultan ve ailesine yeni şeref lakapları gönderildi.1

    Somnat’taki put, yaklaşık dört metre uzunluğunda ve türlü mücevherlerle süslü idi. Oradan kaldırılarak Gazne’ye götürüldü. Sultanın Gazne’de inşa ettiği meşhur büyük caminin eşiğine konuldu. Altından bir zincir ile puthane tavanına asılmış yaklaşık 1200 kilogram ağırlığındaki altın çan ile kıymeti pek fazla olan taşlar ve mücevherler, birçok gümüş kap-kacak Gazne’ye nakledildi.

    Somnat’ın zaptı sayesinde Hindistan’da İslâmiyet’in yayılışı kolaylaşmıştı. Daha önce sadece biraz yaklaşılabilmiş olan Hindistan gibi büyük bir kıtayı İslâm âlemine kazandırmak şerefi Gazneli sultanın nâmını, tarihin en şanlı sayfalarına kaydettirmiştir.

    Mahmud Sebüktekin, yaptığı etkili ve başarılı seferlerle Hindistan’da büyük bir içtimaî inkılâbın esaslarını hazırlamıştı.

    Hintliler, kocası ölen kadınları kocalarının na‘şlarıyla beraber diri diri yakıyor, ölüleri mukaddes kabul ettikleri Ganj Nehri’ne atıyorlardı. Birinci âdet menfur bir vahşetti. İkinci an’ane de bulaşıcı hastalıkların yayılması için başlıca sebebi teşkil ediyordu. Gazneli Mahmud bu âdetlerin her ikisini de şiddetle yasakladı.2

    Hindistan seferleri, maddî bakımdan da Gaznelilere büyük faydalar sağlamış ve bol miktarda savaş ganimeti ele geçirilmişti.

    Seferler sonucunda Gazneliler Devleti devrinin en zengin ve görkemli ülkeleri arasına girmişti.

    Bu büyük inkılâbı gerçekleştiren Sultan Mahmud, devlet yönetimindeki başarısı, siyasî ve askerî alandaki dehâsı ve göz kamaştıran fetihleriyle Türk-İslâm tarihinin en güzide kişileri arasına girmiştir.

    45 yılını savaş meydanlarında geçirmiş, cesur ve tedbirli bir komutan olarak ordularını sevk ve idare etmiş, filleriyle yöneldiği bütün bölgeleri itaat altına almayı başarmıştı.

    İlk kez sultan unvânını kullanan Gazneli Mahmud, devlet yönetiminde muktedirdi; ancak zulüm yoluna sapmamış, adaleti ile şöhret kazanmıştı.


    Gazneli hükümdar, Kuzey Hindistan’da giriştiği olağanüstü çabalardan sonra birçok savaş yaparak devletini imparatorluk düzeyine çıkarmıştı.

    O, sadece Hindistan’a İslâmiyet’i yaymakla kalmamış Asya’nın sarp ve dağlık arazilerinde yaşayan cesur, savaşçı ve inatçılığıyla ünlü Afgan yerlilerinin de İslâm dinine girmelerine vesile olmuştur.

    Sultan Mahmud, bilim adamlarına değer vermiş, onları sarayında barındırmış, Afganistan ve Hindistan’da Nizamiye Medreseleri’nden çok daha önce birçok medreseyi faaliyete geçirerek Bağdat, Şam, Hemedan,
    Şiraz gibi büyük İslâm kültür havzalarının benzerlerini oluşturmuştu.

    Esasen İslâm medeniyeti X. ve XI. yüzyıllarda çağdaşlarından kat kat yüksek bir konumdaydı. İslâm bilim ve medeniyeti; tıp, astronomi, geometri, coğrafya ve tarih gibi birçok ilmî disiplinin formatlarını şekillendirmekteydi.

    Meselâ; İbn-i Sînâ ve çağdaşı Bîrûnî, sadece Türk ve İslâm dünyasının değil, dünyanın da en büyük bilim adamlarından sayılmaktaydı.

    Sultan Mahmud, Harizm bölgesinin hâkimiyetini ele geçirmesinin ardından Gazne’ye dönerken burada yaşayan Bîrûnî ve hocaları
    Ebû Nasr, İbn-i Irak Mansur, Abdussamed ve yine Gürgenç kentinde yaşayan bilim adamı Ebu’l Hayr el-Hammar’ı Gazne’ye götürmüştü.

     

     

    dumanalti - 27.03.2010 - 09:40
  4. tam istediğim şey bu deildi

     

     

    oknarf - 27.03.2010 - 21:48
  5. Hiç İyi OlmamıŞŞŞ :(

     

     

    Son1Cigara - 13.04.2010 - 20:19
  6. teşkür

     

     

    kemal1998 - 25.04.2010 - 19:56
  7. teşekkürler

     

     

    BahriB - 29.04.2010 - 18:30
  8. ellerinizee emeklerinize sağlık

     

     

    Nerissa-Su - 08.12.2010 - 01:18
  9. eyvallah.....

     

     

    adoaho38 - 11.04.2012 - 18:15



Benzer Konular

  1. Salaklik Tarihine Gecenler
    Konuyu Açan: AyyuzluMM, Forum: Bunları Biliyormuydunuz.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.05.2011, 02:37
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.04.2011, 20:45
  3. Depremin İnsan Hayatina Etkileri - Deprem ve Etkileri Hakkında
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Çevre Bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.01.2011, 19:26
  4. Gazneli Devleti'nin Hindistan Tarihine Etkileri Nelerdir
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Lise.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 16.05.2010, 11:57
  5. gaznelilerin hindistan tarihine etkileri
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 16.04.2009, 01:17

copyright

Soru Cevap