Bildiğini Zannetmek Öğrenmenin En Büyük Düşmanıdır

  1. bildiğini zannetmek öğrenmenin en büyük düşmanıdır anlamı - bildiğini zannetmek öğrenmenin en büyük düşmanıdır atasözü - Bildiğini Zannetmek Hakkında



    Okumayanlar herşeyi bildiğini zanneder

    İnsanın kişisel gelişimini sağlayan en önemli etkenlerden biri olan kitap, kişide düşünce yapısını geliştirerek bilgi ve birikim kazandırır. Nitekim dinimizin de okumaya verdiği önem büyüktür. Kur’ân-ı Kerimin ilk ayetinin ve ilk emrinin “Oku” olması da bu büyüklüğün bir göstergesidir. Ancak araştırmalar, önem ve etkisine rağmen okuma oranının her geçen gün azaldığını gösteriyor. “Neden okumuyorsun” sorusuna ise en çok “Zamanım yok” yanıtı veriliyor. Biz de kitap okumanın önemi, kitap okumak için uygun zamanı ve kitabın insan hayatına etkisini Eğitimci Yazar Halit Ertuğrul ile konuştuk.

    KİTAP OKUMAYAN HER ŞEYİ BİLDİĞİNİ SANIR

    Öncelikle kitap okumak neden önemlidir?

    Kitap okumanın insan dünyasında iki önemli yeri vardır: Birincisi; insan kitap okuyunca neler bilmediğini anlar. Kitap okumayan insan her şeyi bildiğini zanneder. Ama kitap okuyan bir insan hiçbir şey bilmediğini fark eder. Kitap okuma bir anlamda insanı test eder. Kitap, insanı hesaba çeken, insana rehber olan, hayatta lazım olacak bilgileri temin eden bir ışık, bir rehberidir. İnsanın hayatta nerede olduğunu, nerede olması gerektiğini, neleri bilmesi, neleri anlaması gerektiğini anlatan iyi bir öğretmendir.

    İkincisi ise kitap harika bir terapisttir. Adını koyamadığımız, sebebini bilemediğimiz psikolojik problemlerin kitap okudukça açıldığını, çözüldüğünü, giderildiğini fark ederiz. Bir anlamda bir doktora, bir psikologa ihtiyaç kalmadan kendi kendimizin fikrini düzeltir, kendi kendimizin psikologu, terapisti oluruz. İyi seçilmiş kitaplar okudukça, o kitabın önerilerini aldıkça iç dünyamızı dizayn etmeye başlar, yeniden güzelliklerle süslemeye başlarız.

    Peki hocam, elimize geçen her kitabı okumalı mıyız?

    Elbette ki kitap okurken seçici olmak gerekiyor. Artık her taraf kitaplarla doldu, yetişmek zaten mümkün değil. Eline her geçen kitabı okuyan kişinin hali, önüne gelen her şeyi yiyen kişinin haline benzer. Önüne gelen her şeyi, acı-tatlı, faydalı-zararlı olduğuna bakmadan yiyen bir insan düşünün. Böyle bir insanın bu eylemden sonra nasıl bir hale geleceğini hayal edin. Kitap okumak da böyle.

    Kitap okumak için, öncelikli ihtiyaçlarımızı tespit etmeye ihtiyacımız var. Örneğin bir babaysak; aile nedir? Babalık nedir? Çocuk nedir? Aile problemleri nelerdir? Benim aile konusunda neleri bilmem lazım? Bu açıdan meseleye bakmak lazım. Eğer bir genç isek; bizi bekleyen düşlerimiz, hayallerimiz muhakkak vardır. Bunlara ulaşma yolunda, bir hedef, plan koyabilmek için hangi tür kitaplara ihtiyacımız vardır. Ya da psikolojik rahatsızlığımız varsa buna dönük, öğretmen isek eğitim ile ilgili. Bu önceliğe dikkat etmek gerek. Yani bizim ihtiyacımız olan, eksik noktamız ne ise onun ön çalışmasını yapıp kitapları sıraya koymaya ihtiyacımız var.

    Bu konuda öneriniz var mı?

    Normal bir insan için ben iki tür kitap öneriyorum: Birisi insanı keşfeden, fark eden, neden var olduğunu, ne için yaşadığını kendisini bekleyen görevlerin ne olduğunu anlatan öncelikli kitaplar. Yani bir anlamda gizemli olarak bilinen insanın var oluş amacını, nereye gideceğini, görevlerini, iyi bir kul olmanın ne anlam ifade ettiğini anlatacak bunlarla ilgili sorulara yanıtlar bulacak iyi seçilmiş kitaplara ihtiyaç vardır. İkincisi ise yaptığımız iş ile ilgili kitaplara ihtiyacımız var. Çevremizde mesleğini iyi yapan bir insan olarak tanınabilmemiz, bir anlamda gönül insanı, çekim merkezli insan, problem çözücü insan olabilmemiz için alanımızda iyi yetişmeye ihtiyaç var ki o alanda çokça kitap okumak gerekiyor.

    BOŞ ZAMAN YOKTUR, DEĞERLENDİRİLMEYEN ZAMAN VAR

    Yaz tatili yaklaşıyor. Öğrenciler için de çok büyük bir zaman boşluğu oluşacak. Boş vakitlerini kitap okuma noktasında nasıl değerlendirmelidirler?

    Bu konuda da öğrencilere üç önemli kitap tavsiye ederim: Birincisi bu sene okulumuzda gördüğümüz derslerden eksik olduğumuza inandığımız, tamamlayamadığımıza inandığımız derslerle ilgili kitaplara yoğunluk vermek lazım. Çünkü, bu sene noksanlarımız eksiklerimizi tamamlamamız lazım ki gelecek ile ilgili iyi bir başlangıç yapalım. İkincisi önümüzdeki yıl yeni başlayacağımız derslerimiz ile ilgili bir ön hazırlık yapmaya yönelik kitaplara ihtiyacımız var.

    Üçüncüsü ise hayatta yaşayan bir insan olarak hayatı tanıyabilmek, çevreyi tanıyabilmek, kendimizi tanıyabilmek, psikolojik dünyamızdaki boşluğumuzu giderecek olan kitaplara ihtiyacımız var. Biz her öğrencimize bu üç alandaki kitapları aldırıyoruz ve okumaya davet ediyoruz. Tabi bu almakla da kalmaz. Muhakkak okumak lazım.

    Araştırmalar “Neden kitap okumuyorsunuz?” sorusuna en çok verilen cevabın “Zamanım yok” yanıtı olduğunu gösteriyor. Gerçekten de zaman, okumaya büyük bir engel midir?

    Aslında boş zaman diye bir zaman dilimi yok. Öncelikle bunu orta yerden kaldırmak lazım. O boş zannettiğimiz zamanda zamanı kontrol edememe vardır. Bunu unutmamak gerekir ki biz zamanı kontrolümüz altına alamasak zaman bizi kontrol eder. Başarılı insanlar zamanı kontrol edenlerdir. Başarısız insanlar ise zaman tarafından kontrol edilenlerdir. O halde bizim eksiğimiz ve ihtiyacımız olan bir programdır. Adını koyalım. Hafta içi ve hafta sonu için ayrı programlar yapmak lazım. Bu planlamayı yaparken de uykuyu kontrol altına almaya gayret etmeliyiz. Uyku kontrole alınmadan zaman planlanamaz. Yani zamanı da kontrol edebilmek için uykuyu kontrol altına almak lazım. 15–16 yaşını geçen insanların günlük uyku ihtiyacı 5 ila 6 saattir. Bu sebeple ben, gece 23–24 ile sabah 5–6 arasında uyumalarını öneriyorum. Yaklaşık yirmi gün üst üste bu uygulanırsa alışkanlık da sağlanmış olur, vücut buna alışır. Bunu özellikle istiyorum, çünkü erkenden kalkışın zamanı değerlendirmek açısından çok özel bir tarafı vardır. Kişinin gündüz vakti 6 -7 saat çalışarak elde edemediği bilgileri, güneş doğmadan önceki o bir saate elde ettiği görülmüştür. O zamanı çok iyi değerlendirmeli.

    Ders çalışma ya da kitap okuma tekniği olarak da farklı kitaplar okunmasını tavsiye ederim. Örneğin, sabah erken kalktık, namazı kıldık, ondan sonra güneş doğuncaya kadar kitap okuduk, kahvaltıdan sonra da başka bir kitap okuyalım. Yani farklılık yorgunluğu alır. Şuna benzer ki; soframızın üstünde yalnız bir bulgur pilavı olsa ancak bir tabak yeriz. Ama birkaç yemek çeşidi olsa daha fazla yeriz. Çeşitlilik insanın iştahını arttırır. Kitap okuma da öyledir. Normal bir kitabı bir saat okuduğunuz zaman usanabilirsiniz, çeşitli kitaplarla bunu günde 5 saate kadar çıkaran çok okuyucu olmuştur.

    ZAMAN İÇİNDE ZAMAN YAKALAYIN

    Çalışan insanlar, ya da tatil süresince çalışacak olan öğrenciler için ne tür tavsiyeleriniz olacak ve günde ortalama ne kadar kitap okunması verimli olur?

    O kişiye göre değişkendir. Ama ortalama olarak bir kişi için günde 3–4 saatlik bir kitap okuma çok normal ve verimli olur. Bunu da akşam bir, gündüz 2 ya da 3 saat olarak belirleyebilirler. Bu da zor değil. Yolculukta okunabilir. Yani atıl dediğimiz zamanda okunabilir. Birileri bekleniyorsa okunabilir. Yani her zaman yanlarında kitap bulundurmaları gerekiyor ve vakit yakaladıkları her zaman okuyabilirler. “Hocam günde bir-iki saat kendime ayıramıyorum” diyenler olabiliyor. Biz zaten o durumda olanlar için ayrıca zaman ayırmalarını istemiyoruz. Zaman içinde zaman yakalamaları, boşlukları değerlendirmelerini istiyoruz. Örneğin bir yerden başka yere gideceksiniz. Bazen bir saat sürüyor, ya da parkta birini bekliyorsunuz bu aralarda kitap okuyabilirsiniz. Yani zaman içinde zaman yakalayarak bunu yapmaya ihtiyacımız var. Yoksa “İşleri programladık kitap okumaya da zaman kalmadı” diye bir şey yok. Zaten kitap okundukça okuma ihtiyacı hissedilecektir. Kitap okumayanlar buna lüzum duymazlar. Ama okuyanlar bunu ihtiyaç gibi görürler ve bunun için ayrıca zaman ayırmalarına da gerek kalmaz, her zamanı değerlendirirler.

    Hocam son olarak, aileler bu konuda gerek çocuklarını teşvik, gerekse kendilerini geliştirmek adına neler yapmalıdırlar?

    Bir gün bir baba aradı “Hocam bu çocuklara kitap okutamıyorum. Harika bir kütüphane oluşturdum, cilt cilt kitaplar doldurdum. Sabah kızıyorum, akşam bağırıp çağırıyorum ama okumuyorlar” dedi. Ben “Peki beyefendi, acaba akşam evinize geldiğiniz zaman yemek ve çay faslından sonra şöyle oturup çocuklarınızla bir kitap okuma programınız oluyor mu?” diye sordum. Bana “Ya hocam, Allah aşkına ben kim kitap okumak kim. Kendimi eve zor atıyorum, hanım bir tabak yemek koyuyor sonra uzanıyorum, uyuyorum geçip gidiyor” şeklinde cevap verdi. Ben de “Çocuk senin elinde, akşam kitap okumayı görmeyince, kime imrenecek, kimi örnek alacak da kitap okuyacak” dedim. Bunu unutmamak lazım ki, kitap okumayan çocukların kitap okumayan ana-babası vardır. Kitap okuyan ana-babalar da mutlaka o güzel davranışlarını zaten çocuklarına aşılamışlardır.

    Halit Ertuğrul Kimdir?

    Eğitim-Yazar Dr. Halit Ertuğrul, Adıyaman’ın Besmi ilçesinin Şambayat Nahiyesinde dünyaya geldi. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokul ve öğretmen okulunu Kırşehir’De okudu. Cumhuriyet Üniversitesi, Kamu Yönetimi, Yönetim Bilimleri Bölüm’ünde Yüksek Lisans; Sakarya Üniversitesi, Sosyoloji Bölüm’ünde de doktora yaptı. Çalışmalarını aile ve gençlik problemleri konusunda yoğunlaştırdı. Çeşitli yerlerde ilkokul öğretmenliği, okul müdürlüğü, Milli Eğitim Şube Müdürlüğü ve Milli eğitim Müdürlğü grevlerinde bulundu. Meslek hayatı boyunca, eğitim ve kültür alanında kitap, makale ve yazıları yayınlanda. Evli ve iki çocuk babasıdır. Yazarın yayımlanmış bazı eserleri şunlardır: Kendini Arayan Adam, Kendini Arayan Kadın, Kendimi Buldum, Ezanla Diriliş, Secdede Son Nefes, Herkesin Öğretmeni HZ. Muhammed (SAV):


    Bildiğini zannetmek öğrenmenin en büyük düşmanıdır Örnek Makale



    Senin en sevdiğin huylarından bir tanesi de senin bilmediğin bir konu olduğu zaman “bilmiyorum” demen ve bilmediğin konuda konuşmaman, okulda öğrendiklerin bilgileri de iyi duyarak, hafızana iyi kaydederek, evde bizlerle paylaşan ve konuşman pekiştirmen. Bu da senin sonsuz gelişimine destek vermekte. Bunun bilincinde olan insanın da, sırtının asla yere gelmeyeceğine candan inanmaktayım.

    Canım oğlum,

    Bilgi insanın servetidir. O servete sahip olmayan onun nasıl bir servet olduğunu bilemezler. Bende cahil iken, bilgi sahibi değilken, bunun nasıl bir servet olduğunu asla bilemezdim ve zamanla bilginin büyük servet olduğunu anladım. Ama günümüzde halen pek çok insan bilgiyi önemsemez ve bilgili insanı önemser, servetin malda, mülkte olduğunu zanneder. Bu insanlara acımak lazım. Sadece servet yığmak insana mutluk vermez. Onun yanında bilgi ve sevgi ile de insanlara bilgi ve sevgi ile yaklaşmak hayatta her zaman bizleri mutlu eder. Bunu sende yaşayarak görmektesin.

    Sevgili oğlum,

    Atalarımız, yüzyıllar boyu gelen tecrübe ve bilgileri ile bizlere demişlerdir ki “ Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Bugün günümüzde öğrenmek için teknoloji, çağdaş iletişim araçları çok . Açık Öğretim Lisesi, Açık Öğretim Fakültesi, radyo, televizyon, internet, kitaplar, e kitaplar adeta insana “ Gel gel bilgiyi benden al, ben ondan daha güzel bilgi sunarım sana “ demekte nerede ise. Bütün bu imkanlara rağmen cahil kalmakta ısrar eden “ Ben torunumu okutmam, ona traktör alayım da tarla sürsün.” diyen hacı hoca geçinen insanları da sen görmektesin. Sen de bilmektesin ki bilgili çiftçi ile cahil çiftçi arasında fark ölü ile diri arasında fark gibidir. “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu ?” sorusunu kendimize sorarak bunun cevabını almaya çalışmalıyız her zaman.

    Sevgili oğlum,

    İnsanlar vardır ki, bilmez ama bilmediğini bilir ve her zaman bilmeye, öğrenmeye gayret eder. Ne kadar okusak da öğrensek de bilmediğimiz çok şey olduğunun bilincinde olarak okumaya öğrenmeye ve güzellikleri yakalamaya gayret etmekteyiz. Bunun yanında bilmeyen, ama bilmediğini de bilmeyen insan, okumadan, öğrenmeden, kulaktan dolan saçma bilgiler, dedikoduları bilgi diye kabul ederek, dedikodulara uyarak belki de kendisine en fazla faydası dokunacak insanlardan uzak kalırken, kendisine ondan bundan laf getiren fitne fesat sahibi insanlara yaklaşarak bilmediklerini bilen, kara cahil insan olduklarını gösterirler. Sen böyle insanlara rastladığın zaman uzak durursan rahat edersin.

    Canım oğlum,

    İnsanın bilmediğini açıkça söylemesi onun en güzel hasleti olmalı. Bazı insanlar bilmese de biliyormuş gibi davranırlar ve her konuda konuşurlar. İnsanları aldattıklarını sanırlar ama aslında kendilerini aldattıklarının, itibarlarını yerle bir ettiklerinin farkına varmazlar. Karşısındaki insanlar da onu öylesine dinliyormuş gibi davranırlar. Zaten o da ciddi konuşmaz ve öylesine konuşmuş olmak için konuşur. Boşuna ağzını yorar. Ama bizler sadece kesin bildiğimiz konuda, bildiğimizi söylemeliyiz.

    Canım oğlum, Kendini bilen oğlum,

    Bu konuda İmam Azam’ın şu kıssasını örnek almalıyız. Bir adam gelir ve İmam Azam’a bir soru sorar. İmam “ Bilmiyorum” der. Adam kızarak “ Nasıl bilmezsin ya imam, bu konuda devlet hazinesinden maaş almaktasın” der. İmam bunun üzerine “ Ben bildiklerim konuda maaş almaktayım. Bilmediklerim için maaş istesem hazinede para kalmazdı” demiş. Yani bizim bildiklerimiz bir maaş kadar kıt, ama bilmediklerimiz hazinelere yetmeyecek kadar çok. Ne kadar öğrensek de gene bazı şeylerin cahili kalırız. Bizlerin amacı bildiklerimizle insanları aydınlatmak, bilmediklerimiz konusunda ize susmak olmalıdır.

    Canım oğlum,

    Bu konuda senin de çok sevdiğin bir Nasrettin Hoca fıkrası vardır. Bu fıkrada bilginin kılık kıyafette değil, insanın kafasında olduğunu gösterir. Bir gün bir adam Hocaya bir mektup getirir. Mektup bilmediği bir dil ile yazılmıştır ve Hoca ister istemez “ Bilmiyorum” der. Bunun üzerine adam kızar ve “ Hoca, sen nasıl bilmezsin, kavuğundan utan” der. Bunun üzerine Hoca kavuğunu çıkararak, adamın kafasına takar ve “ Keramet kavuktaysa o zaman sen oku, biz dinleyelim” diyerek kendini bilmez inanlara güzel ders verir. Bizim de kerametimiz okumamızda, Üniversiteler tamamlamamızda değil, bildiğimiz kadar yaşamamızda.

    Canım oğlum,

    Günümüzde bile insanlar, Okullar tamamlamış olmamızı örnek göstererek, bizden her şeyi bildiğimizi sanarak bilgi isterler ama, bizim bilgimizde sadece bildiğimiz kadardır. Her insan sadece bildiği kadar konuşsa, ülkemizin ne kadar güzel olacağını var sen düşün.

    Canım oğlum,

    Bir maddi hazine vardır. Bu maddi hazineleri sen korursun, kollarsın. Bir de manevi hazine vardır ki, O da seni korur. Bilgili insana kolayca kimse sataşamaz. Bilgi sahibi olduğundan dolayı da işleri rast gider ve hayatı kolaylaşır. Bunu bilen insanlar da, cahillerden uzak kalır. Bazı cahiller bilgi sahibi insanların, bilgisi ile hava attığını zanneder. Halbuki bilgili insan sadece vakarlıdır. Vakar da sadece insanın her insanla düşüp kalkmaması ve basit ukala yani bilmediği halde bilmiş gibi konuşan insanlardan uzak kalması ile olur. Vakarlı olmak ile hava atmayı ayıramayan cahil insanlardan da uzak dur. Her insanı havalı gören insanlar, elinden onlar kadar bilgili olmak gelmeyen insanlardır.

    Canım oğlum,

    Bilenle bilmeyenin bir olmadığını hem ayetler, hadisler, gelenek ve görenekler her zaman söyler. Asil insanlar bilgiye önem verir. Bilgili insanı sever, insanların da onları sevmesi için teşvik eder. Cahil insan bilgili insanın düşmanıdır ve insanları ne kadar bilgi sahibi insanlardan uzaklaştırır ise o kadar karlı zanneder ama o sadece kendine ve daha çok da bilgili insanlardan uzaklaştırdığı insanlara zarar verir. Bunu zannederim sen iyi anlamaktasın.

    Canım oğlum,

    Bilmeyi öven o kadar ata sözü ve deyim var ki, ben sana onlardan bazılarını yazmak istemekteyim. Onları iyi okuyup araştırsan hayat sana güzellikleri sunar.. Bilen ile bilmeyen bir olmaz. Bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır. Bilgiye susamak (Bu deyim bilgili olmayı çok istemek anlamı olan bir deyimdir. Sen de bilgiye susamış insan ol hayatın boyunca) Bilinmedik aş, ya karın ağrıtır ya da baş. (Bilgiyi alırken doğru ve bize faydalı olmasına bakmak lazım. Yoksa ya karnımız ağrır ya da başımız ) Bilmemek ayıp değil, sormamak, öğrenmemek ayıp) Sen hep sorarak, yeni şeyler öğrenerek, bilgili insanlarla güzel dostluklar kurarak bunu yapmaktasın) Bin bilsen de bir bilene danış (Sen hep bilsen bile anne baba ve öğretmenlerine gene de danışarak bilgilerini pekiştirmeye her zaman gayret etmektesin. Bilmektesin ki hayat beşikten mezara kadar okuldur. Keşke herkes bilse)

    Canım oğlum,

    Bilmeye, öğrenmeye bu kadar önem veren atalarımız, bu ve buna benzer yüzlerce ata sözü söyleyerek bizlere az ama öz ve güzel değerli bilgiler bırakarak hayatta bilgili olan insanların ne kadar, bilmeyene göre önde olduklarını anlatır bize. Sizlerde her zaman bunu bilerek bizlere sorarak, öğrenerek daha bilgili olmaya bakarsınız. Başkaları gibi “ O adam da ne biliyor ki” diye dudak büken hayatta güzellikleri yakalar her zaman.

    Canım oğlum,

    Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. Diyen atalarımız bizlere gizli olara da ya bilgin kadar yaşa, bilginle yaşa, ya da yaşarken bilgini hayatına katarak, hayatını güzelleştir geliştir diyerek güzellikleri hayatımıza katmalıyız.

    TURAN YALÇIN-TOKAT

     

     

    Leyl-i Lal - 28.09.2010 - 14:56
  2. bildiğini zannetmek



    HERŞEYİ BİLMEKLE HERŞEYİ BİLDİĞİNİ ZANNETMEK ARASINDA ÇOK MU KÜÇÜK BİR FARK VAR..!

    GÖZÜN ACIK YADA KAPALI OLMASI KADAR KÜÇÜK...! Learn More

     

     

    Leyl-i Lal - 25.09.2011 - 01:09



Benzer Konular

  1. Bildiğini Zannetmek Öğrenmenin En Büyük Düşmanıdır
    Konuyu Açan: kayıtsız üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 24.09.2013, 11:30
  2. Bildiğini Zannetmek
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 26.09.2011, 23:49
  3. bildiğini zannetmek öğrenmenin en büyük düşmanıdır
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 26.09.2011, 21:10
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 24.09.2011, 23:19
  5. kadın kadının neden en büyük düşmanıdır?
    Konuyu Açan: TMOLOS, Forum: Erkekçe.
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj : 10.05.2008, 18:53

copyright

Soru Cevap