REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Seyyid Abdülbaki

  1. Yazan: Mckodq
    No Avatar

    REKLAM


    Adıyaman iline 80 km, Kâhta ilçesine 50 km uzaklıktadır. Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ve 2008 yılı içinde 15 yataklı bir hastahane inşaatına başlanacaktır. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Ayrıca çok güzel ve bilinen bir yerdir. İnsanları sıcak ve misafirperverdir.
    Yaygın kanı; Çorbası suyu ve ekmeği bütün hastalıklara şifadır. Kanser Verem Tifo ve Dizanteri gibi amansız hastalıklara da şifadır. Gidip yenildiğinde ve içildiğinde daha iyi anlaşılır.
    Yaklaşık 500 Kişilik yerli halk bulunmasına rağmen günlük 1000 kişilik turizm potansiyeli vardır. Bu rakam hafta sonları 10000 i bulabilmektedir.
    Köyün ekonomisi Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Kahta ilçesinde seracılığın başlatıldığı ilk köydür. Aynı zamanda köyde süt ve süt ürünleri fabrikası var. Süt, peynir, yoğurt, ayran vs. üretimi yapılmaktadır. Bu haliyle ilçedeki tek ve en modern tesistir. Ayrıca nar ve nar ekşisi üretimi yapılmaktadır. Turizm elbette ki önemlidir.
    Nakşibendîlik
    Menzil köyü Nakşibendîlik tarikatının merkezlerindendir.
    Nakşibendilik (Nakşbendiyye, Osmanlıca: ﻪﻴﺪﻨﺒﺸﻘﻧ), Abdulhalik-ıl Güjdevani tarafından sistemleştirilen, Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi nin isim babası olduğu İslam dini tarikatı.
    "Nakış yapan" anlamına gelen Nakşibend; Nakşibendi mürşitlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü için bu adı almıştır.
    Nakşibendi tarikatında sessiz zikir uygulanır.

    Abdulhalik-ıl Gücdevani nin tespit ettiği tarikat prensibleri

    1- Vukuf-ı Zamanî: Müridin zamanı çok iyi değerlendirmesidir.
    2- Vukuf-ı Adedî: Dersin adedi ve gerçek manası düşünülmelidir.
    3- Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.
    4- Hûş der-dem: Nefes alıp verirken, gaflette olmamak..
    5- Nazar ber-kadem: Başkasına değil, kendine bakmalıdır..
    6- Sefer der-vatan: Halktan ayrılıp Hakk a gitmesidir.
    7- Halvet der-encümen: Halk içinde de olsa, halvet hali olmalıdır.
    8- Yâd kerd: Şeyhin verdiği zikri, kalb ve dil ile daima tekrarlamak.
    9- Bâz geşt: Zikirle Allah a dönüş, vuslât düşünülmelidir.
    10- Nigah-daşt: Kalbi zararlı düşüncelerden korumak.
    11- Yâd-daşt: Masivâyı bırakarak, sadece Allah ı düşünmektir

    Adıyaman Menzil Grubu

    Günümüz Nakşibendîliğinin en yaygın kollarından biri, Adıyaman Menzil Grubu. Menzil grubu, siyasete yakınlığı ile biliniyor. Menzil kolunun başında 1993 e dek Şeyh Seyyit Muhammet Raşit Erol bulunuyordu. Muhammet Raşit Erol, Hz. Hüseyin soyundan geldiği için kendisine El Hüseyni deniliyordu.

    "Muhammet Raşit Erol Hz leri vefatından sonra yerine GAVSI sani Abdülbaki Erol hz leri geçmiştir" ( Raşit isimli ziyaretçimizin ikazı ile 16.09.08 tarihinde düzeltilmiştir )

    Adıyaman ın Kâhta ilçesi Menzil köyünde örgütlenerek adını alan cemaatin üyelerinin İstanbul, Ankara, Kütahya ve Sakarya da olduğu biliniyor.


    Register


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: SHiRiNe
    No Avatar
    şaşırdım resimleri görünce..
    yayınlanmıo biliodum....
  3. Yazan: Mckodq
    No Avatar
    Haklısınız Register
  4. Yazan: Mckodq
    No Avatar
    .
  5. Yazan: dabanlıoglu
    No Avatar
    Mehmedim senden ricam mübareğin resmini kaldır üzülüyorlar camii resimleri olabilir Anlayış göstereceğine inanıyorum.
  6. Yazan: SHiRiNe
    No Avatar
    yüceler yücesi mevlama şükürler olsun ki bana menzil ziyareti nasip oldu...
    ilk fırsatta yine gitmek istiyorum inşaallah...
  7. Yazan: LEVIS-501
    LEVIS-501 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Konunun Ayet ve Hadis bölümü ile direk bir ilişkisi bulunmamaktadır. Uygun bölüme taşınmıştır.
    ©LEVIS-501
  8. Yazan: Mckodq
    No Avatar
    saol abi
  9. Yazan: dabanlıoglu
    No Avatar
    Register
    Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki El Hüseyni(k.s.):Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil’i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları (Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, Şah-ı Nakşibendi (k.s.)’ın Kasr-ı Arifan’da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil’e Seyda Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu yerlerde Allah’ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah’a mutabaat yaptılar. [/COLOR]Register
    Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Abdülbaki Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde Şeyh Abdurrahman-ı Tahi, Şeyh Fethullah, Şeyh Muhammed Diyauddin, Şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Hz.leri, Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.
    Nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Hz.leridir. hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Seyyid Abdulbaki Hz.leri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Hz.leri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.
    Seyyid Abdulbaki Hz.leri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara kefaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt’te, oradan da Van’a okumaya gitmeyi ihmal etmedi. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Hz.lerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.
    Register
    Gavs Hz.leri Van’a gönderdi. Van’da ne oldu? Kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. İstemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. İki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Abdulbaki Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Hz.lerine açıklamaya çekinir, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt etti ve nihayet Seyyid Sıtkı’ya söyler. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.leri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Hz.leri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed’in anlattıklarını dayıları açıklar.
    Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:
    “Ben Gavs Hz.lerine söyleyince, Gavs Hz.leri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. Öyle tebessümle bana dedi ki:
    -Ondan büyük nimet ne var? Allah’a şükredelim. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, Şah-ı Hazne hepsi içerde mapus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah’ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır.”
    O yörenin insanları kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar Yüzbaşı’ya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar. 30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişler. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah (C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil’e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah’ın dostları hepsi çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve taddır.
    Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Hz.lerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Hz.leri nasıl ki Gavs Hz.lerinin emrinde nasıldı, Seyyid Abdülbaki belki iki-üç misli daha fazla Seyda (k.s.)’ın emrindeydi. Seyda Hz.leri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Abdulbaki Hz.leri Gavs (k.s.)’ın döneminde bile Seyda Hz.lerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.lerinin bu halleri , onun ileride Seyda Hz.lerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri “Seyda Hz.lerine layık olmaya çalışacağım” mesajını ortaya koyuyordu. Nitekim de Seyda Hz.leri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.
    Seyyid Abdulbaki Hz.leri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıfmış, ince yapılıymış. Gavs Hz.lerini Ankara’ya yolladı, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuş. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs Hz.lerine benziyordu. Seyda Hz.lerinin sofilerinden Gavs’ı tanımayanlara, Seyyid Abdulbaki’yi görmeniz kâfi deniliyor. Gerçekten de, Gavs’ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hz.lerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hz.lerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Hayatında iki şey mukaddes biliyordu: birisi Gavs Hz.leri ve Seyda Hz.leri, diğeri ise Kur’an ve hadis...
    Öyle ki , Seyda Hz.leri şu işi yap, hemen yapıyordu. Ağabey-kardeş ilişkisi teslimiyet çerçevesinde geçti. Zaten Mürşid-i Kâmil’in alameti âdâbıdır. Gavs Hz.leri vefat edince bütün işleri Seyda Hz.leri yapıyordu. O yıllar en büyük yardımcısı Seyyid Abdulbaki (k.s.)idi. Hayatını âdâb ve teslimiyet üzerine tanzim etmişti. Gavs Hz.lerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki, onun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep oldu. Öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Hz.lerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hz.lerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hz.lerine beyatını geciktirmesine sebep olmuş. Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs (k.s.)’ın merkadına yapışmıştı. Yine birgün Seyyid Abdulbaki Gavs’ın merkadında, Seyda Hz.leri de merkadda o arada Kur’an okuyor. İşte o sıra ne olduysa orda oluyor, Seyda Hz.leri:
    “Abdulbaki otur...” diyor ve beyatı o anda gerçekleşiyor. Hatta , maneviyatta Gavs’ın (k.s.) Seyda Hz.lerine üç sefer:
    “- Raşid, S. Abdulbaki’ye dikkat et. Onu sana teslim ettim” dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hz.leri bu ikaz karşısında Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ına “otur” diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Abdulbaki’ye (k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs (k.s.)zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyor. Seyda Hz.leri halifeliği Molla Abdulbaki ile beraber ikisinin icazetini bir perşembe akşamı veriyor. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil’e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hz.lerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Abdulbaki sırt ağrılarından dolayı Seyda Hz.lerinin emriyle ameliyat da olurlar.
    Seyda Hz.leri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin omuzlarına binmiştir. Nasıl ki, Gavs zamanında en büyük destekçi Seyda Hz.leri idi, Seydamızın döneminde de en büyük yardımcı Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Şimdi Menzil’in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Abdulbaki Hz.leri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs (k.s.) ve Seyda (k.s.)’ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.
    Önce Türk-i Cumhuriyet’lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Daha sonra bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türk-i iller ve Umre yolculuğu derken, Menzil’e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon’u ve Pursaklar’ı ziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yapıyorlar. Seyda Hz.lerinden devraldığı yük, beş-on misli daha da artarak bu dönemde şeritle (iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmış ki, Allah’ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. Öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil’in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah’ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.
    Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah (C.C.) ecirlerini artırıyor.
    Seyyid Abdulbaki Hz.leri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs (k.s.)’ın Şah-ı Hazne’ye bağlılığı ve Seyda Hz.lerinin Gavs’a teslimiyeti, Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Abdulbaki’de tarif edilmez bir şekilde bambaşka... Seyda Hz.lerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah’tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu. İşte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremezsin ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hz.leri Gavs’tan sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Abdulbaki Hz.leri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.
    İşin özü, fazla söze ne hacet, Seyyid Saki Hz.lerinin de buyurduğu gibi: “Artık emeklemeyi bitirdik, şimdi amel yapma zamanı...” Register Register


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Abdülbaki Gölpınarlı
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Edebiyatçılar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 05.06.2011, 15:24
  2. Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbaki
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 22.03.2011, 11:45
  3. Şeyh M.Abdülbaki - Adıyaman Menzil
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 22.03.2011, 11:40
  4. Abdülbaki Ataç
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Siyasetçiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10.02.2011, 20:57
  5. Gavs-ı Sani Hazretleri Şeyh Sultan Seyyid Abdülbaki el Hüseyni
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 22.12.2009, 10:55

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx