Tuncel Kurtiz

  1. Tuncel Kurtiz - Tuncel Kurtiz Kimdir - Tuncel Kurtiz Resimleri - Tuncel Kurtiz Biyografisi



    Tuncel Kurtiz (d. 1 Şubat 1936, Bilecik), Türk sinema ve tiyatro oyuncusu, yönetmen, yapımcı, senarist.

    Register

    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirmiştir. İlk kez 1959 yılında Dormen Tiyatrosu'nda oyunculuğa başlamış olan sanatçı, sinema filmlerinde rol almıştır. Sürü filmiyle zirveye çıkan sanatçı, doğayla içiçe yaşamayı sever. Hacı ve Asi adlı dizilerde başrol oynamıştır. 2009 yılının başında vizyona giren olan Güz Sancısı filminde Kamil Efensi karakterini canlandırmıştır.Şu anda Ezel adlı dizide Ramiz Karaeski karakterini canlandırmaktadır.

    Oynadığı Bazı Tiyatro Oyunları

    Çok Tuhaf Soruşturma
    Şeyh Bedrettin
    Keşanlı Ali Destanı
    Mahabaratta
    Devri Süleyman
    Zafer Madalyası
    Altın Yumruk

    Oynadığı Bazı Sinema Filmleri

    Güz Sancısı - 2009
    [[Jack Hunter Büyük Macera/Jack Hunter And The Quest For Akhenaten]-2008
    Yaşamın Kıyısında - 2007
    İnat Hikayeleri - 2003
    Şellale - 2001
    O da Beni Seviyor - 2001
    Kumru - 2000
    Hoşçakal Yarın - 1998
    Akrebin Yolculuğu - 1997
    Safiye Hatun / Grafin Sophia Hatun 1997
    Çökertme - 1997
    Işıklar Sönmesin - 1997
    Usta Beni Öldürsene - 1996
    İstanbul Kanatlarımın Altında - 1996
    Tabutta Rövaşata - 1996
    Cemile Ve Umudun Masalı - 1995
    Bir Aşk Uğruna - 1994
    Aşk Ölümden Soğuktur - 1994
    Ağrı'ya Dönüş - 1993
    Dunkle Schatten der Angst - 1993
    Mahabharata - 1989
    Duvar - 1983
    Bereketli Topraklar Üzerinde - 1979
    Gül Hasan - 1979
    Sürü - 1978
    Kanal - 1978
    Otobüs - 1974
    Umut - 1970
    Kuduz Recep (Aslan Arkadaşım) - 1967
    Krallar Ölmez - 1967
    Bana Kurşun İşlemez - 1967
    Silahların Kanunu - 1966
    At Avrat Silah - 1966
    Ağaların Savaşı - 1966
    Silahına Sarılan Adam - 1966
    Kanunsuz Dağlar - 1966
    Karanlıkta Vuruşanlar - 1966
    Kıran Kırana - 1966
    Nikahsızlar - 1966
    Çirkin Kral- 1966
    Çingene - 1966
    Zehirli Kucak - 1966
    Kanunsuz Yol - 1966
    Hudutların Kanunu - 1966
    Yiğit Yaralı Olur - 1966
    Konyakçı - 1965
    Son Kuşlar - 1965
    Haracıma Dokunma - 1965
    Sokakta Kan Vardı - 1965
    Krallar Kralı - 1965
    Ben Öldükçe Yaşarım - 1965
    Bir Caniye Gönül Verdim - 1965
    Bitmeyen Yol - 1965
    Üçünüzü de Mıhlarım - 1965
    Babasız Yaşayamam - 1965
    Sayılı Kabadayılar - 1965
    Büyük Şehrin Kanunu - 1965
    Sokaklar Yanıyor - 1965
    Güzel Bir Gün İçin - 1965
    Şeytanın Uşakları - 1964


    Oynadığı Bazı Dizi Filmler

    Asi
    Kara Duvak
    Hacı
    Alacakaranlık
    Kurtlar Sofrası
    Ezel (halen oynamaktadır)

    "Alacakaranlık"ta Bozoğlu Alay Beyi, "Asi"de ise Cemal Ağa'ydı. Yılların karakter oyuncusu Tuncel Kurtiz, bu sezon da reyting rekortmeni "Ezel" dizisindeki Ramiz Dayı rolüyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Shakespeare ve Ömer Hayyam'dan yaptığı alıntılarla ünlenen Ramiz Dayı karakterine hayat veren bu değerli oyuncunun kim olduğunu biliyor musunuz?

    Tuncel Kurtiz 1936 yılında İzmit, Bahçecik'te dünyaya geldi. Annesi öğretmen, babası kaymakam olan Kurtiz'in çocukluğu, babasının işi dolayısıyla, Türkiye'nin pek çok değişik şehrinde geçti. 14 yaşındayken Edremit'e gelen Kurtiz, çocukluğunun en güzel yıllarını burada geçirdi

    Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdikten sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlayan sanatçının oyunculuk kariyeri 1959 yılında Dormen Tiyatrosu'nda başladı. Burada ilk profesyonel oyunculuk deneyimini "Bir Amerikan Komedisi" adlı oyunda yaşadı.

    Tuncel Kurtiz tiyatro kariyerini Türkiye dışında ABD, İsviçre, Almanya, İsveçi Norveç, Danimarka ve Hollanda'da oyuncu ve yönetmen olarak sürdürdü.

    Bugüne kadar çalıştığı tiyatrolar arasında İstanbul Ünv. Gençlik Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Münir Özkul, Kent Oyuncuları , Genar, Halk Oyuncuları, Ocak Sahnesi, Göteburg, Şehir Tiyatrosu, Stockholm Kraliyet Tiyatrosu, İsveç Devlet Tiyatrosu, Berlin Schaubühne Tiyatrosu, Frankfurt Şehir Tiyatrosu, Peter Brook Shakespeare Kraliyet Tiyatrosu, Hamburg Şehir Tiyatrosu gibi bir çok tiyatro yer alıyor.

    Türkiye dışında ABD ve İsrail'de de rol aldı. Sanatçı, 70'li yıllarla beraber Yılmaz Güney filmlerindeki rolleriyle kariyerinin zirvesine ulaştı.

    Özellikle Yılmaz Güney'in "Sürü" filmiyle ismini geniş kitlelere duyurdu.

    Aynı zamanda üniversiteden arkadaşı olan Güney'le beraber; "Umut" başta olmak üzere, "Duvar", "Üçünüzü de Mıhlarım", "Konyakçılar Kralı", "Haracıma Dokunma", "Sayılı Kabadayılar" ve "Çirkin Kral" filmlerini çektiler.

    İşte kendi ağzından Tuncel Kurtiz'in hayat hikâyesi:
    "Efendim hatırladığım kadarıyla babamla, Kırıkkale, Reşadiye, Kandıra, Posof’tan sonra Ayvalık’a geldik. Bunlar harika seyahatlerdir. 46 yılında Ardahan’dan Posof’a gidiş kolay değildi ama güzeldi. Ben bu medeniyetten de hoşlanmıyorum hiç. Biraz egoistçe bir geliş aslında buraya. Her şeyimizi satıp savıp geldik buraya."

    "Ayvalık’ta 6 ay kadar kaldık. Babam bir imtihan kazandı Amerika’ya gittik. 2,5 sene sonra Türkiye’ye döndük. İzmit’te ilkokulu bitirdim. Sonra Silifke’ye tayini çıktı. Hem kaymakamlık yaptı hem de İngilizce öğretmenliği. Frak giyerdi 29 Ekim bayramlarında. O Atatürk’e inanmış bir adamdı, ben de inanıyorum."

    "19 Mayıs bayramlarındaki kutlamalarımız, tiyatro yapardık, okulda duvar gazetemiz vardı, izci oymağımız vardı o yıllarda. Babam bu arada İngiltere’ye davet edildi. 1951 de kaçtım ben evden. Çünkü Salih Bey ve arkadaşlarımda kamp kurmak istiyorduk burada ve o kampı yaptık."

    "O zamanlar buralar (sahil şeridini göstererek) bahçeydi, çok güzeldi. Bu şekilde yozlaşmamıştı sahil. Beton yığınlarına dönüşmemişti. Çünkü bilinçsiz yapıldı bütün bunlar bugün."

    "Edremit’ten sonra Balıkesir lisesine gittim ben, sonra Haydarpaşa Lisesine gittim 2 sene kadar okudum, çakınca İzmit’e gittim yine. Artık Hemingway, Cahit Irgaz okuyordum, arkadaşlarımla değiş tokuş yapıyorduk kitapları."

    "Boğaz'ı, Beyoğlu’nu barları yaşamaya başladım. Halkevleri kütüphanelerine gittim kapatıldığı halde, kaymakam bey izniyle... Orada Dostoyevski, Emile Zola, Maksim Gorki’yi okudum. Kuyucaklı Yusuf’u okuyunca babama “ şehir kulübüne gitme , poker oynama” dedim. İşte böyle bir şey Edremit benim için."

    "Çok uzun bir süre Avrupa’da yaşadım. 1971 yılında Yılmaz’ın içeri girmesi... Balyoz harekatının başlatılması, gidersem ne olacağım düşüncesiyle ülkeye dönmedim. Burada çalışmayı denedim. Karşıma iyi olanaklar çıktı. Birtakım oyunlar da oynadım. Tiyatro olanaklarım vardı, onları değerlendirdim. Stockholm ve Berlin’de oynadım."

    "1974 yılında Ecevit döneminde Türkiye’ye döndüğümde de o zamanlar yine seks filmleri yaygındı, çalışma fırsatı bulamadım. Tiyatro zorlaşmıştı. Onun için tekrar yurtdışına çıktım."

    "1977 yılında Türkiye’ye gittiğimde Yılmaz beni cezaevine çağırdı. Bana “Sürü” filminin senaryosunu verdi. İnanılmaz güzeldi. Kendi filmimi bıraktım o filmde oynadım. Filmi bitirip yine fırladım İsveç’e. Bir sürü film ve tiyatroda oynadım."

    "1980 yılında Kenan Evren’in ne olduğuna dair televizyonlarda açıklamalarda bulundum. Ardından da, “Duvar” filminde oynadığım için Türkiye bana pasaport vermedi. Ancak 1991 yılında dönebildim. Tabii Avrupa’da çalışmanın olanakları daha fazla. Ancak her iki tarafında avantaj ve dezavantajları var."

    "Münir Abi (Özkul) ile çalışmak için can verirdim. Cahit Irgaz’la beraber olmak büyük bir keyifti benim için. Bir Özdemir Asaf ile birlikte olmak, ondan bir şeyler almak. Tabii ki bizden genç olanlar, bizden bir şeyler almak isteyecektir."

    "Zaten hep söyleyen, hep konuşan bir adamım ben, ben severim konuşmayı. Bir şeyler anlatırım durmadan."

    Sanatçının aldığı ödüller şöyle:

    Adana Altın Koza Film Festivali

    2008 Gani Can Öz Oyuncu Ödülü

    Ankara Uluslararası Film Festivali

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / 1997 / Akrebin Yolculuğu

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / 2008 / Yaşamın Kıyısında

    Antalya Altın Portakal Film Festivali

    En İyi Senaryo / 1981 / Gül Hasan

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / 1994 / Bir Aşk Uğruna

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / 2007 / Yaşamın Kıyısında

    Sadri Alışık Ödülleri

    En İyi Erkek Oyuncu / 2002 / Şellale

    Yeşilçam Ödülleri

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / 2008 / Yaşamın Kıyısında

    Berlin Film Festivali

    En İyi Erkek Oyuncu (Gümüş Ayı) / 1986 / Hiuch HaGdi

    Tuncel Kurtiz'in rol aldığı filmlerden bazıları:

    Güz Sancısı (2008)

    Yaşamın Kıyısında (2006)

    İnat Hikâyeleri (2003)

    Şellale (2001)

    Usta Beni Öldürsene (1997)

    Tabutta Rövaşata (1996)

    Duvar (1983)

    Sürü (1979)

    Bereketli Topraklar Üzerinde (1979)


    Register

    Tuncel Kurtiz, Antakya Ortodoks Kilisesi'nin bahçesinde Can Yücel'den dizeler okuyor.

    Antakya'ya nazır Tuncel Kurtiz

    Müjgân HALİS

    Duvar'da Ali Emmi, Sürü'de Hamo Ağa, Umut'ta Hamal Hasan, Bereketli Topraklar Üzerinde'de Kürt Cemal'di. En kral arkadaşı, bir Çirkin Kral'dı. Berlin Film Festivali'nde bir İsrail filmi olan Kuzunun Gülümseyişi'yle 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü aldı. Yaşamın Kıyısında ile 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' seçilen Kurtiz, şimdi ise bir dizide sonradan görme Cemal Ağa'yı canlandırıyor...

    1936'da İzmit'te doğan, tiyatro aşkına üniversite bitirmeyen, kaymakam bir babanın oğlu olan Kurtiz, hayatının büyük kısmını parasız geçirmiş. İlk banka hesabına, son evliliğini yaptığı Menend Hanım'ın önerisiyle 55 yaşında sahip olmuş. Kurtiz'le dizi çekimlerinin sürdüğü Antakya'da her sabah 05.30'de yaptığı spordan sonra buluştuk, bütün gün onun rehberliğinde Antakya'yı gezdik. O söyledi biz dinledik, o anlattı biz gülümsedik, o içlendi biz duygulandık. Sekiz yıldır Kaz Dağları'nda yaşayan ve şimdi yaşadığı yerin yok edilmesine büyük bir öfke duyan bizim buraların 'Charles Bukowski'si Tuncel Kurtiz'le zamanda bir yolculuk yaptık...

    - Asi'de nasıl yer aldınız?
    - Yıllarca dizi yapmayacağım diye kafaya koymuştum. Ama nasıl yaşayacaksın? Peter Brook'un "Tok aktör aç aktörden daha iyidir," diye bir lafı vardır, bizim dizilerde oynama nedenimizi çok güzel anlatır. Bu sene gelen birkaç teklif arasında en hoşuma giden Asi'nin senaryosu oldu. Cemal Ağa diye sıfırdan başlayıp zengin olan bir sonradan görmeyi oynuyorum. Sonradan görmelik, Ertuğrul Özkök'ün dediği MC arabayı görmeme şeklinde bir sonradan görmelik değildir, hazmedememişliktir.

    - Yaşamın Kıyısında'da izledik sizi...
    - Fatih Akın çok beğendiğim bir delikanlı. Yaşamın Kıyısında'da çok zevkle çalıştım. Bir Türk-Alman ortak yapımı olması güzeldi. Yerini buldu ki, Oscar'a aday. Ve göçmen işçi problemini güzel anlattı; yok olan, acılar çeken bir neslin çok sağlam insanlar da çıkardığının kanıtı.

    - İlk film teklifi ne zaman geldi?
    - Şeytanın Uşakları ilk filmim. Sema Özan ve Orhan Günşiray'la birlikte rol aldık. Pek keyif almamıştım, hemen tiyatroya döndüm.

    GÜNEY'Lİ YILLAR
    - Yılmaz Güney'le bu filmden sonra mı tanıştınız?
    - Yılmaz'la arkadaşlığımız üniversite yıllarında başlar. İkimiz de hikâyeciydik. Cezaevinden Boynu Bükük Öldüler romanıyla çıkmıştı. Çıkar çıkmaz beni buldu, "Film yapacağız," dedi. Ben "Sevmiyorum," dedim. "Şimdi böyle şeyler yapacağız, ileride daha güzel şeyler yapacağız," dedi. Ard arda filmler yaptık ama bu arada ben tiyatrodan hiç kopmadım.

    - Lütfi Akad da hayatınızda önemli bir insan galiba...
    - Evet, Yılmaz'la Hudutların Kanunu'nu çekmek üzere Urfa'ya gittiğimizde tanıştım Lütfi Akad'la. Ondan çok şey öğrendim, bana Caravaggio'yu ilk tanıtan insandır.

    - Bir de Devri Süleyman döneminiz vardı...
    - Çok severek oynadığım bir oyundu, şöyle başlıyordu: "Oyunumuzun adı Devri Süleyman, Süleyman dedik diye kimse alınmaya kimse gocunmaya. Bu Süleyman başka Süleyman, bu Süleyman Süleymaniyeli muhtar Süleyman. Açalım bakalım kara kaplı kitap ne dedi, efendim adet olmuş bir kere, moda olmuş iki kere, ekmek davası üç kere kimse gocunmasın dört kere. Söyleyelim şarkımızı edelim raksımızı zevki ab eyleyelim cümle halkımızı..." Aydın Engin yazmıştı, başımıza çok iş açtı. Oyunu Danıştay kararıyla adını Devri Küheylan diye değiştirip oynayabilmiştik.

    - Tepkiler nasıldı?
    - Tabii ortalık uçuyor, kabare düzeninde ama politik bir oyun. Yine dava açtık, yine kazandık, çok büyük ilgi görüyordu. Derken bir gece ansızın geldiler. Bizim 250 bin lira vererek aldığımız 600 kişilik tiyatromuzu yaktılar, sabahleyin tiyatro küldü. O arada ben asker kaçağıydım, ihbar edildim ve Muş'a askere gittim. Yılmaz Güney de askerdi. Birlikte ev tuttuk, Umut'un hikâyesi orada çıktı. Umut'u çektik, Komünist (Çiçek) Arif yurtdışına çıkardı, film büyük sükse yaptı.

    - Bunlar 12 Mart döneminde yaşanıyor değil mi?
    - Balyoz harekatı da o günlerde başladı, Yılmaz içeri alındı. Ben yurtdışında kaldım. Umut filmi bana kanat oldu. Otobüs'ü, Cezayir'de de Bebek'i çektim. Yaşar Kemal'in Teneke'sini Göteborg Şehir Tiyatrosu'nda sahneye koydum, ardından İsveç Devlet Tiyatrosu'nda yine Yaşar Kemal'in Yağmurlar Gebedir oyununu yaptım.

    - Türkiye'ye ne zaman döndünüz?
    - 1974'te bir belgesel yapmak üzere geldim, babamın arkadaşı Turan Güneş artık Dışişleri Bakanı olmuştu. Yılmaz Kayseri'de hapisteydi, ziyaret ettim, bana Sürü'nün hikâyesini verdi.

    - Ne yaptınız peki?
    - Hikâyeye ve role hayran oldum. Zeki Ökten, Tarık Akan, Melike Demirağ ve ben trene binip Siirt'in Pervari'sine, oradan da Meydanı Süleyman'a gittik. Artık Yılmaz Güney'in bana taktığı iki kanadım vardı, biri Umut, diğeri Sürü.

    - Gümüş Ayı'yı bir İsrail filmiyle almanız ironik...
    - Sürü'den sonra beni İsrail'e çağırdılar. Orada iki film teklifi aldım ama bir sorun vardı. Arapça oynayacaktım ve ben Arapça bilmiyordum. Param yoktu, "Oynarım," dedim. 1987'de Berlin Film Şenliği'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle Gümüş Ayı aldım. Gina Lollobrigida jüri başkanıydı ve benim gençlik aşkımdı. Defterimde onun fotoğrafları vardı lisedeyken. "Nihayet karşılaştık, seni öpebilmek ne büyük bir şey," dedim ve elini öptüm.

    - Mahabarata diye bir oyununuz var, 12 saatlik...
    - Evet Peter Brook'un yönetiminde Mahabarata'yı üç yıl boyunca dünyanın her yerinde oynadım. Almanya'ya döndüğümde yine işsizdim, unutulmuştum.

    - Ardından da Şeyh Bedrettin'li yıllarınız geliyor değil mi?
    - Hayatımda en övündüğüm iştir. Zaten Şeyh Bedrettin Destanı'nı İstanbul'daki festivale getirdikten sonra geldim ve bir daha dönmedim.

    Register

    Ben bir komünistim

    - Bundan sonrasına ilişkin çok yapmak istediğiniz şeyler var mı?
    - Hiç vaktim kalmadı, artık kendime ayırmak istiyorum zamanımı. Ölmeden Şeyh Bedrettin Destanı'nı film yapacağım. Reis Çelik'le bu projenin üzerinde çalışıyoruz. Edremit'te bir atölye kurup, orada oyunculuk üzerine çalışmalar yapmak istiyorum. Yazmaya hevesim var ama henüz anılarımı yazmak istemiyorum.

    - Kendinizi politik olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
    - Ben bir komünistim. Benim için komünizm; küçüğün büyük karşısında yaşayabileceği, zayıfın kuvvetlinin yanında olabileceği, herkesin ayakkabı giyme, okula gitme, yemek yeme özgürlüğünün olduğu, eğitimden herkesin faydalandığı bir dünya demek.

    - Son yıllarda çok mu milliyetçi olduk?
    - Ben milliyetçiliğe inanmam. Tabii ki yaşadığım toprakla övünürüm, aynı dili konuştuğum insanları severim, ama bütün dünya insanlarını da severim.

    - Bugünden o günlere baktığınızda ne söylemek istersiniz?
    - Valla her zaman zordu iş, şimdi daha zor. Bugünlerde Adorno'yu okumaya çalışıyorum, zor bir filozof. Ama bir cümlesi iyice kafama yerleşti: "Yanlış hayat doğru yaşanmaz."

    - Avrupa'da uzun yıllar yaşayan biri olarak, ne düşünüyorsunuz AB meselesiyle ilgili?
    - AB düşüncesine karşıyım, dünya birliğinden yanayım.

    ÇOK ŞANSLI BİR ERKEĞİM
    - Bütün bunlar olurken özel hayatınızda neler oluyordu?
    - Ben çok şanslı bir erkeğim. Kadın arkadaşlarım, aşklarım hep beni iki adım yukarıya fırlatmıştır. Onlardan çok şey öğrendim.

    - Aşklarınızı nasıl yaşadınız?
    - Aşk sürüp giden, ama nereye gittiği bilinmeyen bir maceradır. Bizim maceramız da 14 yıldır sürüp gidiyor, daha önce 12 yıl süren, ondan önce de beş yıl süren maceralar da yaşadım. Eşimle 20 yaş var aramızda, ama çok iyi anlaşıyoruz.

    - 71 yıllık hayatınızı film olarak düşündüğünüzde başrollerde kimler olur?
    - İlk önce Cahit Irgat, Can Yücel, Münir Özkul ve Özdemir Asaf. Özdemir Asaf bana şöyle yazmıştı: "Bazen bütünü unutup parçaya yöneliyorsun, parça bütünü parçalıyor." Can Yücel'in yanında susup dinlemeyi tercih ederdim. Yılmaz Güney arkadaşımdı, bunlar ağabeylerim. Sonra Ayberk Çölok, Erol Günaydın, Müşfik Kenter'le çok severiz birbirimizi. Ama hayatımın en büyük kahramanlarından biri Nazım Hikmet'tir.

    18 Kasım 2007/Sabah

    Register

    Tuncel Kurtiz ile Yılmaz’lı anılar

    Register

    Yılmaz Güney, birçok filminde arkadaşı Tuncel Kurtiz’i oynatmıştı. “Sürü” de bunlardan biri

    Yılların oyuncusu Tuncel Kurtiz, 24 sene önce ölen ve hem okul arkadaşı hem de yönetmeni olan Yılmaz Güney’i anlatıyor

    Tuncel Kurtiz’i ilk kez Yılmaz Güney’in “Duvar” filmindeki babacan gardiyan rolüyle tanımıştım. Şimdi 72 yaşında, sayısız filmde yer aldı, Yılmaz Güney’in arkadaşı. Tuncel Kurtiz, Yılmaz Güney’siz geçen günlerine üzülüyor ve onu anıyor. Bizimle de bunu paylaşıyor.
    “Bedreddin hakkında, kendim hakkımda bir film yapmak istiyorum Ben de halimce Bedreddinem. Bedreddin’in öldüğüne, Pir Sultan’ın öldüğüne inanılmaz. Bana işçi sınıfının tiyatrosunu yap, diyorlar. Nasıl yapayım, diyorum. Ufak bir şey olsun, sonunda da işçi sınıfı galip gelsin, diyorlar. Âlâsını yapacağız ama sonunda, işçi sınıfı galip malip gelmeyecek. Kim ve ne olduklarını görsünler istiyorum. Çünkü onlara, bütün insanlara asil tiyatrolar yapacağız. Asil tiyatro ne diye sorarsanız, nasıl olur onu bilmiyorum. Ama din bağlarıyla, boyun bağlarıyla ya da nişanlarla değil, sözünü ettiğim. Asillik, Bedreddin olmaktır, Nazım, Yılmaz olmaktır” diye başlıyor, sonra teatral sesiyle sanki bir sahnede spot ışıklarının altında devam ediyor:
    “Yılmaz benim 1955’ten arkadaşım, üniversite arkadaşım. Herkese anlatmam. Şimdi konuşuyoruz” diyor ve bir sigara istiyor Tuncel Kurtiz. Yakıyor, dumanı savuruyor öfkeyle, özlemle. Sonra da anlatmaya devam ediyor. “Aynı dergilerde yazıyorduk ama o benden daha iyi hikâyeciydi. Çünkü ben şehir çocuğuydum, o köylü çocuğuydu. Köyden Adana’ ya gelmiş. Babası bırakmış anasını başka bir kadınla gitmiş. Yılmaz da çalışarak anasına bakıyordu.”

    Kurtiz bize Yılmaz’ın kitaplarını mutlaka okumamızı öğütlüyor. “Yılmaz’ ın hikâyeleri harikaydı. Benim hikâyelerim sadece kendi dergilerimizde yayımlanıyordu. Yılmaz ‘üç bilinmeyenli eşitsizlik’ diye bir yazı yazdı ve yedi buçuk yıla mahkûm oldu. Yargıtay’da iki buçuk yıla düştü. Yılmaz hâlâ düşünüyor ‘Kaçayım mı kaçmayayım mı?’ diye. Sene 1959, Suriye’ye gitmeyi düşündü ve gitmedi, ‘yatacağım’ dedi. Ve 27 Mayıs İhtilali. Yılmaz girdi hapishaneye. Nevşehir cezaevinde bir buçuk yıl hapis yattı. Bir yılda Konya’da sürgün yaşadı.”

    Tuncel Kurtiz, Yılmaz’ı anlatırken o yıllara dönüyor sanki.
    “Sürgün ne demek biliyor musun? Konya’da oturacaksın her gün karakola gideceksin. Nasıl geçineceksin? Ben o yıllarda tiyatroya devam ediyordum. 450 lira maaş alıyordum. Kolay değil ben de ancak yaşıyorum. Yılmaz’dan haber alamıyorduk. Sonra Yılmaz geldi ve arkadaşlarını aradı. ‘Film yapacağız,’ dedi. Ben ‘Şeytanın Uşakları’nı yapmıştım o zaman. Yılmaz, ‘Böyle yapacağız’ dedi. İyi, oynarım dedim. Yılmaz, Anadolu’yu süpürdü.”

    Umut’u yapıyoruz
    Kurtiz hiç durmadan anlatıyor, o günleri yeniden yaşar gibi bir hali var. “Yılmaz bana ‘Umut’u yapıyoruz gel’ dedi. Yedek subayım o zaman. Umut’u çekebilmek için çok samimi bir doktor arkadaşım, sen zaten delisin diyerek bana rapor aldı. 15 gün yattım ve 15 gün boyunca beni tedavi etti. Filmi bitirdik ve tayinimi Kuştepe’ye yaptılar. Terhis olduğumda filmi de bitirdik. Umut, babasının hikâyesiydi. Babası evlerinin temellerine kadar kazmış define arıyor.”

    Filmin yurtdışına çıkması yasaklanıyor. Yılmaz Güney ve Tuncel Kurtiz de filmi kaçırmaya karar veriyorlar. “Nasıl kaçıracağımızı bilmiyoruz. Çiçek Arif, o zaman komünist Arif. Demir Taş ile beraber ‘Boynu Bükük Öldüler’i ilk yayınlayan adamdır. Benim çok eski arkadaşım. Filmi bavula koydu. Sene 1971, yer Yeşilköy. Bugünkü gibi değil. Öyle kontroller yok. Filmi yurtdışına kaçırmayı başardık. Yılmaz benim de gitmemi istiyordu. Filmi benim takdim etmemi istiyordu.‘Geldiğin zaman üç büyük projeye daha başlayacağız, Tuncel kardeşim,’ diyordu Yılmaz. Ben aşk içinde, biraz da şaşkın, bir otomobille Cannes yollarına düştüm. Film coşkuyla karşılandı. İyi ki gitmişim. Çünkü ben gitmeseydim film gösterilemeyecekti. Bobinler karmakarışık sarılıp bavula konulmuştu. Filmi bilen tek insan bendim orada. Doğru sıralamayı yapana kadar canımız çıktı. Ama yetiştirdik filmi. Yılmaz, o sırada filmi kaçırmaktan içeri alındı. Ben dönmedim, nereye dönüyorsun. Ne diyeceğim ben kaçırmadım mı diyeceğim. Arif mi kaçırdı diyeceğim filmi.”

    “Yılmaz rüyalarını da yanında götürdü. Yılmaz bana telefon etti. ‘İhtiyar’ dedi, ‘Hemen seni arıyorum, başkalarından duyup üzülme, midemin yarısını aldılar’. Ve her zaman ki takındığı gülümseme telefondaki sesinde... ‘Bundan sonra daha ucuza yaşayacağız. İhtiyar sağlığına dikkat et, yakında görüşeceğiz,’demişti. Bu yakında görüşeceğiz, yakında çalışacağız demekti aslında. Yazık ki o da olamadı...”

    Bu film çocukların filmi
    Tuncel Kurtiz’i “Duvar” filminde babacan gardiyan rolüyle tanımıştım. Filmi çekerken Kurtiz’in, Yılmaz Güney’e itirazları olmuş. Kurtiz anlatıyor: “Dedim ki Yılmazcım senin olman çok önemli olacak. Gel benim rolümü sen oyna ben de diğer kötü gardiyanı oynayayım. ‘Yok’ dedi ’ben kamera arkasında olacağım’. İhtiyar dedi bu film çocukların filmi. Bak seneye Cannes’da sana ne hazırlıyorum dedi ve öldü.”

    “Yılmazcığım yaşasaydı ne olurdu şimdi” diyor Kurtiz. Yılmaz Güney’i erken kaybetmenin vermiş olduğu üzüntüyü görüyoruz yüzünde. Ondan bahsederken gözleri doluyor. Kimbilir daha neler yaşamışlardı. “Çocuklar çok konuştum diyerek” bitiriyor Kurtiz.

    Ramiz Dayı patlamasından korkuyorum

    Register

    Tuncel Kurtiz, Ezel dizisinde racon kesen, şiirler okuyan, edebiyat parçalayan eski kabadayılardan 'Ramiz' rolünde. Yılların oyuncusu olduğu halde, bu rolle öyle büyük bir patlama yapmış ve popüler olmuş durumda ki, "Alışık değilim bunlara" diyor!
    - Ramiz Dayı olmaya nasıl karar verdiniz?
    - Ben Ramiz Dayı olmaya falan karar vermedim! (gülüyor) Bir rol teklif ettiler; Monte Kristo hikâyesinden yola çıkarak 22 sene hapis yatmış bir adam. Baktım, okudum, hikâye gayet güzel. Ben de kendi bilgilerimi anlattım...

    - Siz hiç hapis yatmış mıydınız ki?
    - Ben yatmadım ama hapis yatan çok arkadaşım oldu. Yaşlı adamlarla tanıştım, içki sofralarında oturdum, o adamlarla beraber oldum, bunları da anlattım ekibe. Onlar da beni fazla yormayacaklarını söylediler, böylece Edremit'te yeni kurduğum güzelim evimden ayrılıp buraya geldim, bir otel odasına yerleştim karımla.

    - Ramiz karakterinin bu kadar fenomen olması şaşırtıyor mu sizi?
    - Hayır! Fenomen olacağı, herkesin diline düşeceği aklıma bile gelmedi.

    - Geçmişiniz, bunca yıllık emeğiniz, görmüş geçirmişliğiniz bir tarafa; şu anda Ramiz Dayı patlaması yaşanıyor. Ne düşünüyorsunuz?
    - Korkuyorum!

    - Neden?
    - Çünkü alışık olmadığım bir şey! Adorno'nun bir lafı vardır; 'yanlış hayat doğru yaşanmaz' der. Ben yüz binlere ya da milyonlara hitap eden bir adam olmayı hiç düşünmedim. Ben 'az olsun bizim olsun' diyen bir adamım.

    - Sizin kuşağınızın özelliği mi bu?
    - Bu benim kendi özelliğim...

    - Siz yurtdışında önemli fırsatlar yakalamış, önemli isimlerle yan yana olmayı başarmış birisiniz. Niye 'az'la yetindiniz, 'az'ı istediniz ki?
    - Anthony Quinn'le, Marlon Brando'yla karşılıklı oynayacağım işler çıktı karşıma, ikisi de olmadı. Benim için Hollywood oyuncusu olmak o kadar önemli değil ama Hollywood'da ya da herhangi bir yerde inandığım bir iş yapmak önemliydi. Anthony Quinn gibi bir oyuncuyla karşı karşıya zeybek oynayacaktım Zorba'da, olsaydı keşke ama star olmayı aklımdan geçirmedim.

    - Sadece oynamak mı istediniz?
    - Sadece inandığım, sevdiğim işlerde olmak istedim. Kendi doğrularımı yaşamak istiyorum çünkü.

    - Nedir sizin doğrularınız?
    - Önce yaşadığım toplum içindeki haksızlıkları, eşitsizlikleri, olmayan demokrasiyi anlatmak, ondan yana olmak... Çünkü sanatçı, çağının yansıtıcısıdır. Ama nasıl yansıtır? Mesele orada. Duvarıma yazdığım yazı şuydu: Aktaramadığım şey gereksizdir. Mutlaka aktarmak isterim. Onun için Yılmaz Güney'le çalışmak, Umut filmini yapmak bir zevkti.

    - Dizideki Ramiz'in felsefesi ve bilgeliği size hiç de uzak değil...
    - Bence şöyle; her oyuncu mutlaka kendisinden bir şeyler aktarır ya da kendisi gibi olan bazı şeyler vardır oyununda. Yani bir role Marlon Brando neden seçilir? Marlon Brando oynasın diye! Kıyamet filminde Marlon Brando yerine Robert Redford ya da Al Pacino oynasa başka bir şey çıkacaktı...

    - Siz ne kattınız bu role kendinizden peki?
    - Bilemem orasını... Sesim var, ben varım işte! Bu 75 yaşındaki adam, Kerem ve Pınar'ın yazdığı sözlere mümkün olduğu kadar can vermeye çalıştı. Ramiz Dayı'nın bir sene sonra unutulacağı zaten belli ama Umut kalacaktır, Sürü kalacaktır, daha bir sürü filmlerim, oyunlarım var, birileri onları seyredecektir. Benim şiir okumamdan bahsediyorlar mesela... Şeyh Bedrettin Destanı isimli şiir albümüm var, kimsenin haberi yok!

    - Popüler olmak böyle bir şey işte!
    - Popüler kültüre tamam ama onun da seviyesi vardır. Benim gençliğimin popüler kültürüne bak; Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Hacı Arif Bey, Zeki Müren... Ama ben bundan acı duymuyorum çünkü Türkiye'de bu iş böyle. Değiştiremiyoruz, ne yapalım!

    - "Ramiz Dayı olmadan önce halk onu Ramiz Dayı olarak onaylamıştı zaten. Popüler kültür onu Ramiz Dayı yapınca bizden uzaklaşıyor" eleştirileri var internette. Sizin popülerleşmenizi istemiyorlar...
    - Doğru söylüyorlar çünkü ben o değilim! Ben başka bir adamım, Ramiz Dayı'yla hiç ilgim yok. O yüzden korkuyorum, mümkün olduğu kadar röportaj vermemeye çalışıyorum. Yahu yolda yürürken 'Dayı' diyorlar bana, dönüp bakmıyorum, yürüyüp geçiyorum. Ben dayı değilim ki!

    - Sinirleniyor musunuz gerçeği ve rolü ayıramayanlara?
    - Tabii ki sinirlenirim! Benim adım Tuncel Kurtiz, ben bir aktörüm. Hacı'yı oynarken, Kayseri'de bir belediye reisi bana "Hacca gittiniz mi Tuncel Bey?" dedi, "Gitmedim" dedim. "Gitseniz daha iyi oynardınız" dedi. Dedim ki, "Sizin belediye reisliğinizi yazsalar, ben mi daha iyi oynarım, siz mi oynarsınız?"

    - Dizideki replikler Kurtlar Vadisi'nin repliklerini bile solladı. Sizin en sevdiğiniz hangisi?
    - Oscar Wilde'ın Reading Goal Ballad'ını ben 1956 yılında yazmışım defterime. "Herkes öldürür sevdiğini..." Koskoca, upuzun bir şiirdir. Özdemir Asaf çevirmiştir, onunla arkadaşlık yapmış olan biriyim, mutluluğumdur bunlar benim...


    Sabah / 03.01.2010

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

    Register

     

     

    MiSS-FENER - 08.12.2009 - 02:55
  2. onceden taniyordumda bu kadar usta bir oyuncu oldugunu bilmiyordum
    belgeselini dun izledim cok usta bir oyuncu ALLAH uzun omurler versin

     

     

    eskitoprak - 06.04.2010 - 11:00
  3. Seslendirme işleride yapıyor dün akşam NTV de böceklerle ilgili bi belgesel vardı seslendirende tuncel kurtizdi.

     

     

    Uykucu. - 12.06.2010 - 10:57



Benzer Konular

  1. Tuncel Kurtiz Resimleri
    Konuyu Açan: MaRaBoGLu61, Forum: Ünlüler.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 09.04.2011, 23:04
  2. Tuncel Kurtiz - Tut Yüregimden Ustam
    Konuyu Açan: SeKerR Kiz, Forum: Videolar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 05.05.2010, 21:30
  3. Tuncel Kurtiz - Bir İnat Hikayesi
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Videolar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.03.2010, 12:10
  4. Tuncel Kurtiz Avatar Ve İmzaları
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Avatar Sunum Bölümü.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.02.2010, 04:23
  5. Bölük Pörçük - Tuncel Kurtiz
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: Kitap Tanıtımı.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.01.2010, 15:47

copyright

Soru Cevap