Kan ve Kan Yapıcı Organlar

  1. kan ve kan hastalıkları - kan hücreleri - Kan Yapıcı Organlar



    Kanbilimde (hematoloji) gerçekleştirilen ilerlemeler son derece önemlidir. Addi-son-Biermer hastalığı günümüzde artık tedavi edilebilmektedir; ivegen kan kanseri (akut lösemi) ise, sayıları az da olsa, tedaviyle bazı hastalarda iyileşmeye doğru gelişebilmektedir. Yirmi yıl önce yakalanan her hastanın öldüğü Hodgkin hastalığı, günümüzde artık yüzde 50 oranında iyileştirilebilmektedir. Pıhtılaşma mekanizması bozukluğuna bağlı büyük kanamalı hastalıklar, çoğunlukla denetim altına alınabilmektedir.

    Kan ve hastalıkları ile uğraşan bilimin ilerlemesi sayesinde gerçekleştirilen kan aktarımları, dünyada her yıl pekçok kişinin (yaralılar, ameliyatlılar) yaşamını kurtarmayı sağlamaktadır.

    Kanbilimde gerçekleştirilen bu önemli ilerlemeler, kanbili’m uzmanlarının, her an için bir damla kan alarak kan yapıcı dokuyu ve kan öğelerini inceleyebilmelerinden büyük yarar görmüştür. Bozuklukları tam olarak tanımlayabilmek için harcanan sürekli ve titiz çabaların, özellikle de yapılardaki düzensizlikler ile işlevlerdeki düzensizlikler arasındaki ilişkileri bulmak için harcanan çabaların sonucudur. Günümüzdeki araştırmalar iki büyük yöne yöneltilmiştir: Molekül düzeyindeki hastalıkların esinlediği araştırmalar; kan hastalıklarının coğrafi bölgelere göre dağılımını inceleyen bilim dalının gelişmesine bağlı araştırmalar.

    Molekül düzeyindeki ilk araştırma konusu, alyuvarların pigmenti olan hemoglobin oldu. Normal hemoglobinin yanısıra, anormal hemoglobinlerin varlığı saptandı. Bu anormal hemoglobinler son derece ciddi, çoğunlukla ölüme yolaçan kansızlıkların nedenidirler. Hemoglobinler arasındaki farklar son derece küçüktür. Hemoglobinin yapısı, öteki öğelerin yanısıra 120 aminoasitlik bir zincir kapsar. Bu aminoasitlerden 2’sinin yer değiştirmesi, 2 anormal hemoglobin arasındaki farkı belirlemeye yeterlidir. Ama, farkın görünüşte çok küçük olmasına karşılık, sonuç, ölüme yolaçan bir hastalıktır. Bu belirlemelere dayanan Pauling, molekül hastalıkları görünüşünü ortaya koydu. Oysa uzun süre, yalnızca Laennec’in anatomoklinik yöntemi kullanılmıştı. Hekimin belirlediği düzensizliklerin, organdaki anatomik bozunlara bağlanmasına uğraşılıyordu. Molekül hastalıkları görüşünde ise, hastadaki bozukluklar anatomik bozunlara değil, ilgili molekülün bir öğesinin yer değiştirmesiyle belirlenen kimyasal düzensizliklere bağlanır.

    Hemoglobinlerin yanısıra, alyuvarların enzimleri üstünde de birçok çalışma yapıldı. Şekerlerin metabolizmasına katılan ve «glikoz 6-fosfat dehidrojenaz» adı verilen bir enzimin eksikliğinin bulunması, ölüme yolaçan bazı kan hastalıklarının ilk kez tam olarak tanımlanmasını sağladı. Yapay sıtma ilaçlan, sülfamitler, bakla gibi bazı besinler, alyuvarları yıkarak çok tehlikeli kansızlıklara yolaçabilirler. Bu kansızlıklar çoğunlukla öldürücüdürler ve ancak, bu ilaçlardan alan ya da bu besini yiyen kişide, kalıtımsal olarak sözkonusu enzim bulunmuyorsa ortaya çıkarlar. Önceden yapılacak bir muayeneyle bu enzimin eksik olduğu kişiler saptanıp, sözkonusu ilaçların verilmesinden kaçınılabilir ya da tersine, aynı muayeneyle bu enzimin varlığı saptanıp, kişi sözkonusu ilaçlardan yararlandırılabilir.

    Kan kanserleri (lösemiler), kanser bilimine ışık tutan hastalıklar haline gelmişlerdir. Kanserlerin daha iyi tedavi, edilmesini ve nedenlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bazı buluşlar, kan kanserleri konusunda araştırmalarla ortaya konmuştur. İlaçlar yönünden, kan kanserine karşı ilaç tedavisi uzun süre gelişigüzel uygulanmıştır. Günümüzdeyse, daha akılcı bir kullanıma başlanmıştır. İlacın seçimi kadar, kullanılacağı süreyi saptamak da son derece önemlidir. İzotop yöntemleri, kanser hücreleri ile normal hücrelerin hareketlerini daha iyi anlamayı ve birbiriyle karşılaştırmayı sağlamış, böylece hücre hareketlerinin incelenmesiyle, kan kanseri ilaçlarının kullanım miktarı ve süreleri saptanmıştır. Neden bulma yönünde, araştırmaların başlıca amacı, hayvanlardaki kan kanserlerinin virüsünü bulmaya yöneltilmiştir. Sözkonusu araştırmalar, molekül düzeyinde sürdürülmektedir. Kan kanseri yapan virüslerin etkin nükleik asitinin ayırdedilmesi başarılmıştır. Kan kanseri oluşumunun ilk evreleri, virüs kökenli nükleik asit ile hücre kökenli nükleik asit arasında kurulan bağlar incelenebilmektedir; bu evreyi yöneten enzim ayırdedilmiştir. Günümüzde yalnızca hayvanlardaki kan kanseri konusunda yapılan bu virüs araştırmalarının, önemli sonuçlar vermesi beklenmektedir. Çünkü, hiç değilse kan kanserlerinin bir türü olan tavuk nörolemfomatozu için, virüsün ayırdedilmesi ve özelliklerinin incelenmesi sonucunda, bu hayvanları kan kanserine karşı koruyan bir aşı hazırlamak başarılmıştır.

    Pıhtılaşma etmenlerinin incelenmesi de büyük ölçüde gelişmiştir. Bu etmenlerin çoğunun molekül yapıları bilinmektedir; fibrinojen gibi bazılarında, nicel anormalliklerin varlığı belirlenmiştir.

    Buna yakın bir alan olan kan pulcukları (trombositler) ve fizyolojileri alanındaki ilerlemeler ise, daha da önemlidir. Bu sonuçlardan tedavide yararlanma olanağı belirmektedir.

    Kan oluşturucu doku ve organların hücreleri, kan hücreleri, insanı dışardan gelen saldırılara karşı korurlar: Bedene giren yabancıyı tanıyıp, kendilerinden olmadığını saptadıktan sonra yokederler. Bağışıklık hastalıkları ile uğraşan bilim dalı, kanbilimın bu savunmalara ve mekanizmalarına ayrılmış bölümüdür. Az önce sözünü ettiğimiz kan aktarımında gerçekleştirilen başarılan sağlamıştır ve günümüzde organ aktarımıyla ilgili araştırmaların büyük bölümü, bağışıklıkbilime dayandırılmaktadır.

    Bu alanda da, sözkonusu grup etmenlerinin molekül yapısı saptanmış ve bu kan grupları moleküllerinin hiç değilse bazılarının hücre zanndaki yerleşimleri belirlenmiştir.

    Görüldüğü gibi, günümüzde kanbilim, kan kanserleri, öteki kanserler, trombozlar ve organ aktarımları konularında önemli çözümler sağlanmıştır. İnsan kanının özellikleri, insanın yaşadığı yere, özellikle de atalarının yaşadığı yere bağlıdır. Yeni kurulan ve kan hastalıklarının coğrafi bölgelere göre dağılımını inceleyen bilim dalının konusu, bu kalıtımsal özelliklerin halklara, kıtalara, göçlere göre dağılımını, özellikle de genetik çerçeveler ile çevre etmenleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu çalışmalarla, biyolojinin temel sorunlarından birinin incelenmesi için değerli modeller öne sürülmüştür. Sözkonusu dalda çalışan uzmanlar, aynı zamanda hem gezgin, hem biyokimyacı, hem haritacı,hem genetikçidirler. Klasik antropoloji gibi anatomik verilere değil, kanın biyokimyasal özelliklerine dayanan yeni bir antropoloji ortaya koymak yolundadırlar. Özel bir kan grubunun varlığını saptayarak, çok eski çağlarda bir Moğol kabilesinin göçüp Venezuela’ya yerleştiğini ortaya koymuş ve anormal bir hemoglobinin coğrafi alanını belirleyerek, eski Khmer imparatorluğunun tarihsel sınırlarını saptamışlar dır (bu sınırlar, arkeologların daha önce belirledikleri sınırlarla çakışmaktadır). Dış etmenler açısından da, asalak kökenli büyük salgınların kesin rolünü belirlemiş, özellikle de, kansızlıklara yolaçan ve bu bölgede hâlâ milyonlarca kadın, erkek ve çocuğu etkileyen beslenme yetersizliklerinin önemini ortaya koymuşlardır. Afrika’lı bir çocuktaki, kan kanserlerine yakın olan ve Burkitt uru denen bir urun incelenmesi, bu urun coğrafi alanının bir sineğin coğrafi alanıyla aynı olduğunu ortaya koymuştur. Yani bu sineğin bir virüs taşıyıcı olma olasılığı çok büyüktür. Sözkonusu virüsün tanınmasına çalışılmaktadır. Coğrafi kanbilimin ve molekül patolojisinin bu araştırmadaki sıkı işbirliğiyle, insanlardaki kan kanserinde bzr virüsün rolünün ilk olarak kanıtlanması, yakın bir gelecekte gerçekleştirilebilir. Kan kanserleri üstüne araştırmalar yapılan bir enstitüde, ışınlama aygıtlanyla fizikçiler, molekülleri inceleyen kimyacılar, genetikçiler, virüsbilim uzmanları, hücre ekimcüeri, bağışıklık uzmanları, organ aktarımı uzmanları, eczacılar, klinik hekimleri, istatistikçiler, sağlık koruma uzmanları ve coğrafyacılar birlikte çalışırlar. Bu yüzden kanbilim, tıbbın komşu bilim dallarıyla işbirliğini en iyi gerçekleştirdiği bilim dallarından biridir; gerek tedavi, gerek koruma yönünde gerçekleştirilen büyük ilerlemelerin gizi de burada yatmaktadır.

     

     

    SU-PERISI - 20.08.2009 - 00:51
  2. teşekkür ediyoorum paylaşım için bugün öğlen daha 27 yaşında bi abimizi toprağa verdik lösemiden
    Register

     

     

    ihsan1812 - 20.08.2009 - 00:54



Benzer Konular

  1. Organlar
    Konuyu Açan: xYokox, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 12.11.2012, 12:30
  2. Birincil Lenfoid Organlar
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.02.2011, 13:17
  3. Organlar Şeması - ingilizce
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Ingilizce.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.01.2011, 16:13
  4. Karın Bölgesindeki Organlar
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.01.2011, 15:58
  5. Vücudumuzdaki Organlar ve Sistemler
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 17.10.2010, 18:57

copyright

Soru Cevap