Tımar Sistemi Nedir

  1. Tımar Osmanlı İmparatorluğu'nda kamu arazisi (mirî) dahilinde, yönetimi sipahiye bırakılmış olan verimli topraklara verilen ad. Tımar sistemi 1831'de kaldırılmıştır.

    Osmanlı devletinde, belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere tahsis edilen ve defter yazılarındaki senelik geliri 20 bin akçaya kadar olan askerî dirlikler. Kendisine böyle bir imkân tanınan kişiye de timar sahibi veya sipahî denir.

    Timar sistemi, Osmanlı devletinde toprağın işlenmesi, devletin büyük bir masrafa girmeden askerî kuvvet sağlaması ve ekonomik hayatın gelişmesinde büyük faydalar sağladı. Devletin ekonomik ve askerî gücünü ortaya koyması bakımından önem taşıyan bu sistem bilinmeden bazı konularda doğru ve sağlam fikir sahibi olmak mümkün değildir.

    Bir beylik olarak ortaya çıkışından itibaren, bünyesinde gerektirdiği değişiklikleri yapmaktan çekinmeyen Osmanlı Devleti, kendisinden önceki Müslüman devletler ile komşu diğer Müslüman devletlerin müessese ve teşkilâtlarından da istifade etmişti. Nitekim, "Anadolu Selçuklu Devletinin enkazı üzerinde ve onun bir devamı olarak teşekkül ve inkişaf etmiş bulunan Osmanlı İmparatorluğunun, bu devletin ve onun vâsıtası ile daha eski diğer Türk ve İslâm devletlerinin veya İran Moğollarının çok zengin teşkilât ve müesseselerinden de geniş ölçüde faydalanmak imkânlarına sahip bulunduğu tarihî bir hakikattir. Bu sebeple bazı tarihçilerin, Osmanlı tımarının ilk örneklerinin özellikle son dönem Bizans İmparatorluğunda aranması gerektiği şeklindeki görüşleri gerçeklere uygun bir temayül sayılmaz. Nitekim, bilhassa vezir Nizâmü'lMülk'ün, Büyük Selçuklu İmparatorluğunda yapmış olduğu idarî ıslâhattan sonra, bu imparatorlukta askerî hizmet mukabili dağıtılmış olan "İkta"lar, Anadolu Selçuklularına ve dolayısıyla Osmanlılara, anahatları ile bir timar örneği teşkil edebilecek bazı hususiyetler taşımakta idi" (Ö. Lütfi Barkan, İslâm Ansiklopedisi, Timar maddesi).

    Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi timar sistemi, Osmanlılardan önceki Müslüman devletlerde de bulunmakta idi. Osmanlılar, bu sistemi onlardan aldılar. Bu sebeple daha devletin kuruluş yıllarında timar sistemi ve bununla ilgili uygulamaları görmekteyiz. Nitekim Osman Gazi (1299-1326), fethedilen yerleri dirlik (timar) olarak dağıtmış ve bunlarla ilgili bazı hükümler koymuştur. Âşıkpaşazâde'nin ifâdesine göre o, "Her kime kim bir timar virem ânı sebepsiz elinden almayalar ve hem ol öldüğü vakitte oğluna ve eğer küçücük dahi olsa vireler. Hizmetkârları sefer vakti olacak sefere varalar. Ta ol sefere yarayınca" demiştir (Aşıkpaşazade, Tarih, İstanbul 1332, 20). Bu ifadelerden şu sonuçlar çıkmaktadır:

    1. Sebepsiz yere hiç kimsenin tımarı elinden alınamaz.

    2. Timar sahibinin ölümü halinde timar oğluna intikal eder.

    3. Oğul küçükse, sefere gidecek yaşa gelinceye kadar onun yerine hizmetkârlarının sefere gitmesi gerekmektedir. Bundan da anlaşıldığı gibi, Osmanlı Devletinde timar sistemi, mîrî arazi rejiminin sonucu olarak ortaya çıktı. Osman Gazinin fetihleri ile başlayan bu sistem, Sultan I. Murad devrinde tam teşkilâtlı bir müessese haline geldi.

    Devlette önemli bir fonksiyonu bulunan timar sistemi, Osmanlı toprak rejiminin temelini teşkil eder. Zira bu toplumda ekonomik, sosyal, askerî ve idarî teşkilâtların tamamı büyük ölçüde toprak ekonomisine dayanıyordu. Toplum hayatında en küçük vazife sahibinden devlet başkanına (hükümdar) kadar hemen hemen bütün sosyal gruplar, geçimini toprak ürünleri ile temin ediyorlardı. Bu sistem sayesinde devletin güçlendiği tarihçiler tarafından açıkça ortaya konmaktadır. Nitekim Alman tarihçiler tarafından açıkça ortaya konmaktadır. Nitekim Alman tarihçisi Leopold Von Ranke "XVII. Asırda Osmanlılar ve ispanya" adlı eserinde Osmanlı devletinin kudretini teşkil eden üç unsurdan birinin timar (dirlik) sistemi olduğunu kaydeder (Halil Cin, Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması, Ankara 1978, 85).

    Toprak taksimatının en küçük bölümü olan timar, senelik geliri 3-20 bin akça arasında değişen askerî dirliklere verilen bir isimdir. Devrin imkânları gözönünde bulundurularak bir kısım asker ve memurlara geçimlerini temin hususunda böyle bir kaynak sağlanıyordu. Nitekim bu mânâda kanun-nâmelerde "Zeâmet ve timar ki def-i a'da için tâyin olunan mal-ı mukateledir ve asker dahi bunları tasarruf edenlerdir" denilmektedir (Kavanîn-i Âl-i Osman Der Mezâmin-i Defteri Divân, vr. 15a, Süleymaniye Ktb. (Fatih) nr. 3497).

    Kanun-nâmenin bu ifadesinden hareketle Barkan, timarı şöyle tarif eder: "Osmanlı İmparatorluğunda geçimlerini veya hizmetlerine ait masrafları karşılamak üzere bir kısım asker ve memurlara, muayyn bölgelerden kendi nâm ve hesaplarına tahsil salâhiyeti ile birlikte tahsis edilmiş olan vergi kaynaklarına ve bu arada bilhassa defter yazılarındaki senelik geliri 20 bin akçaya kadar olan askerî dirliklere verilen isimdir" (Barkan, İslâm Ansiklopedisi, Timar md.). Kendisine böyle bir imkân tanınan kişi (timar sahibi, sipahi), buna karşılık bazı vazifelerle mükellef tutulmaktadır. O, Batı'daki toprak sahiplerinin, "serf"lerine karşı takındıkları tavır gibi bir pozisyonda bulunamaz. Keza tımarı içinde meydana gelen olaylara toprak sahibi sıfatıyla müdahalede bulunamaz.

    Sipahi, reâyadan (mirî araziyi ekip biçen, tasarruf eden) miktar ve cinsleri kanunlarla tesbit edilmiş olan vergiden fazlasını tahsil edemezdi. Selahiyetini aşandan dirliği (timarı), bir daha geri verilmemek şartıyla alınırdı. Kendisi de başka bir bölgeye reâyâ olarak gönderilirdi. Çünkü devletin kendisine verdiği selâhiyeti tecavüz etmiş, güveni kötüye kullanmış ve halka haksızlık etmiş oluyordu. 14 Muharrem 973 (12 Ağustos 1565)' de Sivas Beylerbeyi, Sivas ve Arapkir kadılarına yazılan bir hükümde, Divriği Beyi Kasım'ın şeriat ve kanuna aykırı olarak reâyâya haksızlık ettiğinin mahkeme tarafından tesbit edilmiş olması cihetiyle sancağının tebdiline karar verildiği bildirilmektedir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Mühimme Defteri, nr. 5, 34). Aynı Şekilde 973 (1565) senesinde Avlonya kadısına yazılan bir hükümde de adı geçen kazaya bağlı Aspurokilise adındaki köyde timar sahibi olan Burhan oğlu Ahmed'in, gerek ehl-i şenaattan olması, gerekse reâyâya haksızlık etmesi sebebiyle timarı elinden alınıp hapsedilmesine karar verilmiştir. Böylece, farklı din, ırk, milliyet ve mezheplere sahip insanları sınırları içinde barındıran Osmanlı Devleti, sipahînin yapabileceği haksızlığın önünü almaya gayret ediyordu.

    Osmanlı toprak rejiminde sipahi (timar sahibi), toprağın gerçek sahibi değildi. O, mirî arazinin halka dağıtılmasında devletin bir temsilcisi durumundaydı. Bunun içindir ki devlet, timarların kapalı bir sistem halinde çalışmasını engellemek, onları devamlı kontrol etmek ve gerektiğinde müdahalede bulunmak için devamlı olarak buralara memurlar gönderiyordu. Bu manada "Toprak Kadısı"nın varlığını zikredebiliriz.

    Osmanlı Devletinde, Osman Gazi ile başlayan timar sistemi, Sultan I. Murad zamanında Rumeli bölgesinde de uygulanmaya başladı. 1402 yılında Timur'la yapılan savaştan sonra Osmanlı Devletinin teşkilatlanmasında bir duraklama görüldü. Bu hal, kendisini toprak sisteminde de hissettirdi. Buna karşılık Fatih Sultan Mehmed,devletin artan ihtiyaçları yanında timar sistemini geliştirmek için kanunlar çıkardı. II. Bâyezid (1481/1512) zamanında timar teşkilatında önemli bir değişiklik göze çarpmaz. Buna karşılık Yavuz Sultan Selim (1512- 1520) devrinde timar sistemi mükemmel bir şekilde işlemiş, sipahî ve "cebelî"lerin (timar sahiplerinin yanlarında harbe götürmek zorunda olduğu kimseler, askerler) miktarı artış göstermişti. 1514 yılında bunların sayısı 140 bin kişiyi bulmuştu (Cin, a.g.e., 101). Bu teşkilât, Kanunî Sultan Süleyman döneminde tekâmülünün zirvesine çıktı. Kanunî'nin konu ile ilgili fermanları ve kanunnâmesi, bu hususta önemli birer delil olmaktadır. Bu dönemde irili ufaklı 37521 timar vardı. Bunlardan 9654'ü kale muhafız timarı, geriye kalan 27867'si ise tamamıyla "eşkinci" timarı idi.

    Osmanlı toprak rejiminde her dirliğin çekirdeğini teşkil eden ve "kılıç" adı verilen bir kısım vardır. Timarlar, kılıç tabir edilen ve hiç değişmeyen bir çekirdek kısmı ile zamanla bu kısma ilave edilen hisselerden meydana geliyordu. Timarların bulunduğu bölge ve durumlarına göre farklılık arz eden her "kılıc"a bir timar sahibi tayin edilir, bir kılıç yerine iki kişi tayin edilemezdi (KavanÎn-i Âl-i Osman Der Mezâmin, vr. 7 b, 8 a-b). Rumeli'de bulunan Budin, Bosna, Tımaşvar Beylerbeyliklerindeki 6000'lik "Tezkireli Timar"ların kılıçları 3'er bindi. Anadolu, Karaman, Maras, Rum, Diyarbekir, Erzurum, Haleb, Şam, Bağdad ve Kıbrıs eyâletlerindeki tezkireli timarların kılıçları ise 2 bindi. Buna göre kılıç hakkının dışında kalan her üçbin akça gelir için timar sahibi bir "cebelî" yetiştirmek zorundaydı. (Mustafa Nuri Paşa, Netâyicü'l-Vukuât, İstanbul 1294, I, 143-144).

    Osmanlı toprak düzeninde timarlar bir kaç kısma ayrılıyordu

    a-Timar arazisinin mülk olarak verilip verilmemesi açısından

    1 ) Mülk timarlar: Anadolu'nun bazı vilâyetlerinde mevcud olan bu neviden timar sahipleri sefer esnasında yerlerine "cebelî"lerini gönderebiliyorlardı. Bu mükellefiyetini yerine getirmeyen timar sahibinin bir yıllık geliri hazine tarafından alınıyordu. Ölümü halinde timar oğluna, oğlu yoksa diğer mirasçılarına kalıyordu.

    2) Mülk olmayan timarlar: Bunlar hizmet karşılığı varidatın bir kısmının tahsisi suretiyle verilen timarlardı. Osmanlı timarlarının çoğu bu nevidendir.

    b- Timar sahiplerinin gördüğü işlere göre

    1 ) Eşkinci timarları: Bunların sahipleri alaybeyinin sancağı altında sefere eşerler (giderler). Cebelîleri ile birlikte sefere gitmek zorunda olan bu tip timarların mutasarrıfları, sefere gitmedikleri zaman timarları ellerinden alınırdı.

    2) Mustahfız timarları: Bu timarların sahipleri, bağlı bulundukları kalelerin muhafızları idiler. Hizmetleri devam ettiği müddetçe timarları da devam ederdi.

    3) Hizmet timarları: Hudud boylarında bulunan câmilerin imamet ve hitâbetinde bulunanlar ile saraya hizmet edenlere verilen timarlardır.

    c- Veriliş şekillerine göre

    Timarların, Beylerbeyi tarafından veya devlet merkezinden verilmesine göre sınıflandırılması ile ilgilidir. Buna göre de timarlar ikiye ayrılıyordu:

    1) Tezkireli timar: Beylerbeyilerin, bir tezkire ile devlet merkezine teklif ettikleri timarlardı.

    2) Tezkiresiz timar: Beylerbeylerin kendi beratları ile verdikleri timarlardı.

    Küçük timarların dağıtılmasında beylerin selahiyetleri büyüktü. Muhtelif eyâletlerde değişik baremlerde olmak üzere defter yazıları belirli bir rakamın altında olan timarların sahiplerini beylerbeyleri kendi tuğralarını taşıyan beratlarla tayin edebiliyorlardı. Daha büyük gelir sağlayan timarlarda ise beylerbeyi o timara hak kazanmış olan sipahinin eline bir "tezkire" vererek tayin işini devlet merkezine teklif ederdi. Beylerbeyinden böyle bir tezkire alan sipahi, İstanbul'a gelip altı ay içinde beratını almak zorunda idi.

    d- Malî durumlarına göre:

    1) Serbest timarlar: Timar sahibinin, "resm-i erûs", "resm-i tapu", "kışlak", "yaylak", "cürüm, cinayet" vs. gibi vergileri alma hakkına sahip bulunduğu timarlardı.

    2) Serbest olmayan timarlar: Böyle bir timarı tasarruf eden sipahinin serbest timar sahipleri gibi yetkileri yoktu.

    Kanunî Sultan Süleyman döneminde tekâmülünün zirvesine erişen timar sistemi, bu hükümdarın ölümünden sonra bozulma temayülü göstermeye başladı. III. Sultan Murad (1574-1595) devrinde bozulma belirtileri açıkça ortaya çıktı. Zira bu dönemde eski kanunlara riayet edilmeyerek çeşitli yollardan timar sahibi olan kimseler türedi. Koçi Bey, bu konuda eski kanun ve şer'-i şerife uyulmadığını (Koçi Mustafa Bey, Risâle, Nşr. Zuhuri Danışman, ist. 1972, 32) anlatır.

    Kuruluşundan beri, Osmanlı Devleti tarihinde büyük bir rol oynamış bulunan tımar rejimi, birkaç asırdan beri buhranlar içinde geçen hayatının son safhasında sessiz sedasız bir şekilde ve herhangi bir sarsıntıya sebep olmadan ortadan kalktı. Tarihe mal olması çeşitli safhalar geçiren bu sistemin kaldırılış esnasındaki ilk tatbikatı, 1703 tarihinde Girit Adası'nda başladı. Ülkenin diğer mıntıkalarındaki tımarlar ise 1812 tarihinden itibaren mahlul oldukça (boşaldıkça) başkalarına verilmemeye başlandı. Nihayet Yeniçeri ocağının lağvedilerek muntazam bir askerî sınıf vücuda getirildikten sonra intizam ve disiplinlerini büsbütün kaybetmiş olan tımar sahiplerinin de eskiden olduğu gibi bırakılmaları uygun görülmeyerek H. 1263 (M. 1848) senesinde bütün tımar sahipleri kayd-ı hayat şartıyla ve yarım tımar bedeli ile emekliye sevk edilerek tımar sistemine son verildi.


    Köylülerin konumu

    Tımar topraklarında yaşayan köylüler ilke olarak bulundukları toprak parçasından ayrılamazlardı. Tımardan ayrılmak isteyen bir köylünün sipahiye tazminat (çift bozan akçesi) ödemesi gerekirdi. Eğer köylü tımarı yasadışı biçimde terk edecek olursa, kaçmasından itibaren bazı kanunname düzenlemelerine göre on bazılarına göre on beş seneye kadar sipahi tarafından cebren toprağına geri döndürülebilirdi.

    Tımar türleri

    Sıradan bir tımarın yıllık tarımsal geliri 20.000 akçeden azdı. Bu tür tımarları "tasarruf" eden sipahiler harp durumunda Osmanlı kuvvetlerine bir atlı asker ile birlikte katılırlardı.

    Geliri 20.000 akçeden fazla olan tımarlara zeâmet denirdi. Bir zeâmetin yöneticisi ise zâimdi. Zâimlerin görevi sipahilerinkine çok benzemekle beraber rütbece üstündüler. Savaş zamanlarında zâimler tımarlı sipahi ve cebelülerden oluşan süvari birliklerine kumanda eder, barış zamanlarında ise bulundukları yörenin emniyet görevlisi (subaşı) işlevini görürlerdi. Zâimlerin zeâmetleri üzerindeki yetkileri bir sipahinin tımarı üzerindeki yetkisinden fazlaydı. Bu konu özellikle vergi toplamada geçerliydi.

    hass olup, esasen padişah, diğer Osmanlı hanedanı mensupları veya beylerbeyleri, sancak beyleri gibi yüksek rütbeli devlet görevlilerine gelir kaynağı olarak tevcih edilirdi.

    Osmanlı'da tımar sisteminin uygulandığı bölgeler

    Timarların en yoğun olduğu coğrafya, Osmanlı İmparatorluğu'nun çekirdek eyâletlerini teşkil eden Tuna nehri güneyi Rumeli bölgesi, Bosna, Tesalya, Mora, Trakya, Batı ve Orta Anadolu bölgeleri olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu sahalarında, Halep ve Şam eyaletlerinde tımarlar daha seyrek olup, Irak, Arabistan, Mısır, ve Garp Ocaklarında ise çok istisnaîdir.

    Tımar sisteminin faydaları

    Tımarlar, 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun tarımsal üretim düzeniyle süvariye dayalı sipahi askerî gücünü ve merkezî otoritenin taşradaki egemenliğini sentezlemeyi başarmış bir askerî-idarî-iktisadî birimdi. Tımarda üreticilik yapan reâyâ ve yöneticilik yapan sipahi,savaş zamanında kısa sürede bir atlı askere ve alt rütbeli bir subaya dönüşmekteydiler. Söz konusu birim, atlı süvarilerin Osmanlı ordusu açısından önemi devam ettiği nispette canlılığını sürdürmüştür. Tımar, ateşli silahların ve para ekonomisinin çok sınırlı olduğu çağlarda etkin bir idarî üniteydi. Tımar birlikleri ateşli silah kullanmazlar ok, yay ve mızrakla savaşırlardı.

    Tımarların önemini yitirmesi

    Avrupa'da ateşli silahların 16.yüzyıl boyunca yaygınlaşması Avusturya cephesinde atlı süvarilerin ve sipahilerin savaş gücünü azaltmıştı. Bu durum ateşli silahlarla eskiden beri donanmış olan Yeniçerilerin önemini arttırdı. Yeniçeriler maaşlarını doğrudan doğruya hazineden nakit para (ulûfe) biçiminde almaktaydılar. Yeniçerileri birlikleri sayısının büyümesi Osmanlı maliyesinde nakit para ihtiyacını artırdı. Nakit gereksinimini hızlı bir biçimde karşılamanın başlıca yolu vergilerin iltizam yöntemiyle toplanmasıydı. Sözü geçen yöntemin 16.yüzyıl sonlarında başat hale gelmesiyle tımarların gerek askerî, gerekse ekonomik anlamda belirleyici bir önemleri kalmamıştır. Tımarlar bundan sonra varlıklarını bir kalıntı kurum olarak 19.yüzyılın başlarına değin sürdürecektir.Tımar sistemi Tanzimat Fermanıyla 1839 yılında kaldırılmıştır.

     

     

    MiSS-FENER - 16.04.2009 - 19:24
  2. bence süper birşey

     

     

    ensar68 - 08.03.2010 - 19:44
  3. saoL sosyal ödevimi yapmıs oldum eline sağlık...

     

     

    cold32 - 23.12.2010 - 16:58
  4. saoLun sAyeNizDe ssyL odEvıMı yaptıM

     

     

    falafala - 11.02.2011 - 13:25
  5. sağolasın kardeş işime yaradı

     

     

    beyaz98 - 22.02.2011 - 19:03
  6. Saolun GEnçlik

     

     

    Erolko - 09.02.2012 - 22:28



Benzer Konular

  1. Tımar sistemi yeniçeri askerleri
    Konuyu Açan: ecrin korkmaz, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 18.10.2012, 13:47
  2. Osmanlıda Tımar Sistemi
    Konuyu Açan: dilek atsş, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 17.03.2012, 21:24
  3. Osmanlı Tımar Sistemi
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Osmanlı Tarihi.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 01.10.2011, 20:57
  4. Osmanlı Devletinde Tımar Sistemi Nedir
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Osmanlı Tarihi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12.01.2011, 14:56
  5. Tımar Sistemi
    Konuyu Açan: dumanalti, Forum: Osmanlı Tarihi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 21.12.2009, 21:34

copyright

Soru Cevap

grafimx