REKLAM




+ Konuyu Cevapla

9 Nisan Mimar Sinan’ın Ölümü (1588)

  1. Yazan: AYIŞIĞI
    AYIŞIĞI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    Register

    Devşirme sistemini bilen bilir, Osmanlı gözüne kestirdiği vatan evlatlarını kürkünün içine alır, Laz, Kürt, Rum, Ermeni demez eğitir, yetiştirir, gözetir, kollar. Ailelerinden koparmaz vatana, millete hayırlı insan olmaları için çırpınır. Ama devşirme sistemi içerisinde kendi vatandaşlarını da unutmaz. Sinan da unutulmayanlardan biridir. Kahramanımız, taşlarla oynarken, ağır abilerin dikkati o cihete kayar ve ailesiyle yapılan görüşmelerden sonra sırtını sıvazlayıp Dersaadet'e gönderirler. Eğitim-öğretim hayatı, tam da kanının deli gibi çağladığı dönemlere denk geldiği için kendini ilk önce asker ocağında bulur, orduyla Çaldıran ovalarından Mısır seferine kadar at sürer. Gittiği her yerde amaç önce düşmanı haklamaktır ama, Sinan boş vakitlerinde ayakta kalan yapıları inceler geçtiği köprüleri not eder. Gel zaman git zaman Sinan'ın içindeki Sinan, mimariye göz kırpamaya başlar. Hele bir sefer sırasında ordu Van Gölü etrafında sıkışınca "Fırsat bu fırsat" der, orduyu karşıya geçirebileceğini sesli düşünür, yemi orta yere atar. İstişare heyeti toplanır, karar verilir. Teklif, Sinan'ın ellerinden öper. Kısa zaman sonra bir de ne görsünler; Van Gölü'nün üzerinde ufak bir donanma bulurlar. Sinan dikkatleri çekmiş, Kanuni de adını bir tarafa not etmiştir. Derken, sıra Karabuğdan seferine gelir. Ordu bu sefer Prut nehri civarında kala kalmıştır. Ordu-yu Hûmayun'un onlarca mimarı, binlerce askeri karşı kıyıya geçirmek için çabalar ama olmaz. İçerideki Sinan tekrar baş gösterir ve dışarıdakini tekrar Sadrazam'ın huzuruna ittirir. Sadrazamımız, "De get tüysüz" diyecektir ama "Dur bakalım, hele bir denesin" der. İzin kopartıldıktan sonra -çok değil 12-13 gün- bir de bakarlarki kuğu gibi bir köprü "Hadi" diye bağırır. Kanuni Sultan Süleyman ise daha önce not ettiği Tüysüz Sinan'ı huzuruna çağırır ve yeni unvanını söyler: "Reis-i Mimaran-i Dergâh-ı Âli" yani Mimarbaşı.



    Sinan artık Mimar Sinan'dır. Vakti zamanında taşla konuşurken, şimdi hasbihal etmektedir. Ülkeyi bir uçtan bir uca eserleriyle donatırken, yaptığı eserler hanesine 477 tane şaheser sıkıştırırki, en göze batanlarından Süleymaniye kalfalık eseridir. Hıristiyan dünyasının övünmekle bitiremediği Ayasofya'dan daha yüksek ve kubbesi daha geniş Selimiye'yi de taşa oturtur ve Ayasofya'ya fark atar. Yaptıklarıyla yükselmektedir Mimar Sinan. Bilhassa, yaptığı camiler özellikleriyle parmak ısırtır. Eserlerinin yapılmış olması değil, asırlara meydan okuması hayallerini süsler. Düşlediği gibi de olur.



    Duymuşsunuzdur, Süleymaniye Camii'nin 1950'li yıllarda Haliç'e doğru kaydığı tespit edilir. Bunun için taa Japonya'dan uzmanlar gelirler, gerekli çalışmalar yapılır ve tam 18 noktaya destek yapılmasına karar verirler. Başlarlar kazmaya ama ne görsünler toprak altında zaten bir tane destek vardır. İkinci noktaya vururlar kazmayı bir destek de oradan çıkar. Üç-dört-beş derken tam 19 tane destek görürler ve gözlerine inanamazlar. Mimarımız, "Bu da benden olsun" diye yapmamıştır herhalde ama, çekik gözlü dostlarımızı fena faka bastırır. Hele Selimiye için yaptıkları insana küçük dilini yutturur lakin, işin dini boyutu olduğu için her yerde yazılmaz. Bir de akustik konusu vardırki, inceden anlatılsa bir kütüphane dolusu seri ortaya çıkar. Mihrap önündeki konuşmalar avluya taşar. Bu arada denizin ortasına karayla bağlantısı olmayan tek camiyi yine Sinan yapar. Neresi derseniz, Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'dir, artık en büyük özelliğinin esamesi okunmaz.



    Bir ara ortalardan kaybolan nam-ı diğer Koca Sinan'a Kanuni fena bozulur. Süleymaniye'nin temelleri atıldıktan sonra Sinan'ı gören olmaz. İki sene sonra çıkıp geldiğinde soluğu doğrudan sarayda alır. "Sultanım" der, "Biliyorum bana çok kızgınsınız. Temelleri atalı iki yıl geçti ama artık tamam oldu. Temel iki tane kışı devirdi, iki tane yaz geçti. Taş kendine geldi. Şimdi inşaata başlayabiliriz."



    Süleymaniye'nin açılış arefesidir. Kalabalık bir topluluk külliyeyi incelerken, tiz bir çocuk sesi "Bu minare yamuk" diye çığırır. Mimar Sinan'ın da bakışları herkes gibi çocuğa kayar. İşaret eder, yanına çağırır, "İyiki gösterdin" der. Koca minareye halatları attırır, "Çekin" der. Çocuk ne zaman okey verir, o zaman ameleler, ırgatlar rahat bir nefes alır. Her ne kadar kalfalık bir eser olsa da Süleymaniye'nin minaresi falan yamuk değildir. Sırf çocuğun gönlü olsun diye böyle bir iş eder ve insanlıktan da dersler verir. Mimar Sinan'ın kendi yazdığı nüshalardaki ibareler de dikkat çeker. "Mûr-u Nâtuvan" (Güçsüz Karınca) diye başlayan yazılar, "El Fakir Sinan Sermimaran-ı Hassa" imzasıyla sona erer. Biraz daha detaylılarında ise, "Sermimaran-ı hassa müstemend / Bende-i miskin kemine dermend" ( Fakir, aciz, hassa sermimaranı / dertli değersiz miskin bendeleri) diyerek mütevazilikte de zirve yapar.



    İstanbul, bir dönem neredeyse sadece Sinan'ın eserleriyle göze çarpar ama, mimari katili Fransız mimar Prost'a kimse dur diyemez; yıkılan eserlerden üzerimize lanet yağar.



    Mimar Sinan, inşaat mühendisliği okuyan öğrencilere ders olarak gösterilmektedir. Batılılar, hayranlıklarını gizleyemez, adını biri dünya olmak üzere iki gezegende yaşatmaya bakar, Merkür'deki bir kratere adını verirler. Koca Sinan'ı yedi düvel anlar ama sonradan görme gotiklerimiz, gotik edebiyata sığınıp gotik mimariyi savunurlar. Belki o dönem Fransızların Legion de Haneur nişanı, Osmanlı İmparatorluğu'nda beş paralık kıymet bulmaz, Sinan da göğsüne takmaz ama, o takacağını çoktan takmıştır zaten.



    Devşirme dedik ya başta. İmparatorluk, Yavuz Sultan Selim zamanında Anadolu'dan da asker çıkartır. Sinan'ın dedesi neccarlık yapan Doğan Yusuf Ağa'dır. Belki de bu dehaya ilk tohumunu o atar.



    1588 senesinde kendi yaptırdığı Süleymaniye Camii'deki kabrine defnolunan Mimar Sinan'ın mezar taşına ise "Geçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan " kazınırki, ebcet hesabında vefat tarihi çıkar. İşte bugün o Mimar'ın vefat yıldönümüdür. Övünsek mi azdır yoksa kıymet bilmediğimiz için dövünsek mi?


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: Piranha_TR
    No Avatar
    bilqi için teşekkürler
  3. Yazan: SU-PERISI
    SU-PERISI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    9 Nisan Mimar Sinan’ın Ölümü (1588).


    Osmanlı devri mimarları arasında yapıtları ile öne çıkan, Mimar Sinan'ın ölüm yıldönümü 9 Nisan... 9 Nisan 1558'de ölen Mimar Sinan, yüz yılı aşkın bir ömre 400'den fazla eser sığdıran belki de tek mimar. 1499 yılında Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğan Sinan, 1511'de Yavuz Sultan Selim zamanında devrişme olarak İstanbul'a gelir. Kimi tarihçilere göre Rum, kimi tarihçilere de göre Ermeni asıllı olan Sinan, "Tezkiretül Bünyan" isimli anı kitabında Hıristiyan olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek kadar açık bir ifade ile şu satırları yazar: "Bu hakir Sultân Selim Hân gülistân-ı saltanatın devşirmesi olup Kaysariyye sancağında ihtida oğlan devşirmek ol zamanda vâki' olmuşdur."

    'Mimar Sinan Türk mü Değil mi?'
    Mimar Sinan'ın ölümünün üstünden yarım asır geçti. Eserleri birer ikişer bakımsızlık, ilgisizlik içinde harap olmakta. Onun eserlerinin bunca yıla rağmen nasıl dimdik ayakta durduğunu araştırmak, onları korumak yerine, "Türk mü, değil mi?" sorusuna yanıt arayıp duruyoruz. Hem de Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri...

    Peki, Türk olup olmadığı hep merak konusu olan Sinan'ın Türk olduğunu ispat için ne mi yapmışız? 1935 yılında Süleymaniye'de bulunan türbesinden kafatasını almış, ölçüp biçmiş ve karar vermişiz: "Koca Sinan Türk'tür!"

    O tarihlerde Türk tarihi "yaratma" yolunda yapılan çalışmalar, "Türk Tarih Tezi" adı ile toparlanmış, Türk ırkının özellikleri de incelemeye alınmış. Antropolog Afet İnan, 1931 yılında "Türk Halkının ve Türk Tarihinin Antropolojik Karakteri Üzerine" isimli doktora çalışması sırasında Anadolu'da 64 bin iskelet kalıntısı üzerinde incelemeler yapmış. Prof. Dr. Afet İnan, 1935 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti - sonra ismi Türk Tarih Kurumu olacak - asbaşkanı iken Mimar Sinan'ın da Türk olup, olmadığının araştırılması için çalışmalar yürütmüş. Gelin, tarihte kısa bir yolculuğa çıkalım ve dönemin popüler gazetelerinden biri olan Akşam gazetesinden virgülüne, noktasına dokunmadan o günleri birlikte okuyalım...

    "Irk itibarile de Türk olduğu..."
    Tarih 4 Ağustos 1935... "Antropoloji Müzesi - Eski mezarlardan çıkarılacak kajâlar enstitüye gönderilecek" başlıklı bir haber ile konudan haberdar oluyor ejkan umumiye. Akşam gazetesinin haberini okuyalım: "Kültür bakanlığı, Ana-doludaki öğretmenlere gönderdiği bir tamimde Selçuk, Danişman ue Artık oğullarına ait eski me-zarlardaki kafa taslarını çıkararak İstanbuldaki antropoloji enstitüsüne kutular içinde göndermelerini bildirmiştir. Masraf, antropoloji müessesine ait olacaktır."

    Aynı gazetenin alt köşelerine sıkışmış bir haber daha var. "Mimar Sinan Türbesi'nde Araştırma" başlığını taşıyan haber şöyle: "Süleymaniyede Mimar Sinan türbesinde yeni bir araştırmaya başlanmıştır. Araştırmada itfaiye de çalışmaktadır. Alâkadarlar çok ketum davranmakta ve yalnız tarihî tetkikat yapıldığını öne sürmektedirler. Bu araştırmanın zabıtayı mı, asarı atikayı mı "alakadar ettiği belli değildir."

    Mimar Sinan'ın mezarındaki araştırmanın nedeni ertesi gün, 5 Ağustos 1935'de Akşam gazetesinde yayınlanan "Büyük Mimarın kafa tası mezarından çıkarıldı" başlıklı haberle anlaşılır: "Büyük Türk mimarı Sinanın kafatası mezarından çıkarılmıştır. Kafatası antropoloji müzesinde saklanacaktır. Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibarile değil, ırk itibarile de Türk olduğu bir kere daha meydana çıkmıştır."

    Sırada iki haber daha var, yine Akşam gazetesinden okuyoruz. 6 Ağustos 1935'de yayınlanan haber şöyle: "Türk tarihi araştırma kurumunun verdiği bu karar üzerine koca Sinanın mezarının ufak bir kısmı Türk tarihi araştırma kurumunun seçtiği bir heyet önünde büyük bir dikkatle 1/8/1935 tarihinde açılmıştır. Ve ne yazık ki iskeletin pek büyük bir kısmının çok bozulmuş bir hale geldiği görülmüştür. Zamanın ve tahrip âmillerinin tesirinden kurtularak bugüne kadar kalabilmiş iskelet kısımlarından bazıları üzerinde tetkik yapılmış ve yine aynı heyet önünde mezar kapatılmıştır." Mezar açılmış, inceleme yapılmış ve kapatılmış. Ama Mimar Sinan'ın kafatasından söz edilmiyor...

    Mimar Sinan'ın kafatası ve bu "proje" kapsamında Anadolu'dan toplanan kafatasları Antropoloji Müzesi'ne konulmuş... Konulmuş mu? Konulmamış, çünkü öyle bir müze kurulmamış! Ve Mimar Sinan'ın kafatasının da aralarında bulunduğu kafatasları kaybolmuş, akıbetini bilen yok...

    Bitirirken bir soru sormak istiyorum. Koca Sinan Türk'müş, kabul! Bütün dünyanın deha olarak kabul ettiği bu ustanın eserleri içler acısı bir haldeyse, ya Türk olmayıp maazallah Rum ya da Ermeni olsaydı, eserleri ne halde olurdu? Düşünmek bile istemiyorum...
    Mimar Sinan türbesinde araştırma
    Süleymaniyede Mimar Sinan türbesinde yeni bir araştırmaya başlanmıştır. Araştırmada itfaiye de çalışmaktadır.
    Alâkadarlar çok ketum davranmakta ve yalnız tarihî tetkikat yapildığını öne sürmektedirler.
    Bu araştırmanın zabıtayı mı, asarı atikayı mı alâkadar ettiği belli değildir.
    Ağustos 1935 tarihli Akşam gazetesi...
    Mimar Sinan

    Büyük Mimarın kafa tası mezarından çıkarıldı.
    Büyük Türk mimarı Sinanm kafatası mezarından çıkarılmıştır. Kafatası antropoloji müzesinde saklanacaktır. Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibarile değil, ırk itibarile de Türk olduğu bir kere daha meydana çıkmıştır.


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Mimar Sinan’ın Ermeni Olduğunu Kim Biliyor
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Yaşam Hikayeleri.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 21.02.2011, 02:27
  2. mimar sinan
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 17.02.2011, 19:20
  3. mimar sinan
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 12.02.2011, 13:01
  4. mimar sinan
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 18.01.2011, 18:20
  5. Mimar Sinan
    Konuyu Açan: Nerqish, Forum: Kim Kimdir.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 15.04.2009, 20:39

copyright

Soru Cevap

grafimx