Kürtçe kelimeler yazılışları ve türkçe anlamları

  1. Kürtçe'de sıkça kullanılan bazı kelimeler ve türkçe anlamları

    1 ez .......... ben.
    2 roj ......... gün, gündüz.
    3 jiyan ..... yaşayış.
    4 heval ..... eş, yandaşı, arkadaş, refakatçi.
    5 delal ...... sevgili, aziz.
    6 te .......... 1.seni. 2.sana.
    7 rojda ..... gün verdi.
    8 ji ........... den, dan.
    9 tu .......... 1.sen. 2.hiç.
    10 zilan ...... sert rüzgar, fırtına.
    11 min ........ ben, benim.
    12 serok ..... önder, şef.
    13 baran ..... yağış, yağmur.
    14 ser ......... 1.baş, kelle. 2.üst.
    15 welat ..... ülke, memleket, vatan, yurt.
    16 be .......... olsun.
    17 bijid ....... süratli.
    18 azad ....... özgür, hür.
    19 kir .......... kısa kulaklı hayvan.
    20 ker ......... 1.eşek. 2.sağır.
    21 çiya ........ dağ.
    22 hejar ...... fakir, sefil, yoksul.
    23 zozan ..... yayla.
    24 gel ......... halk, cumhur.
    25 hez ........ haz, sevgi.
    26 pir .......... 1.çok, fazla. 2.köprü.
    27 dil .......... gönül, kalp, yürek.
    28 dar ......... 1.sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir, fermandar (buyuran gibî). 2.meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 3.idam sehpası. 4.ağaç, odun.
    29 baş ......... iyi, güzel, hoş.
    30 nan ........ ekmek.
    31 jin .......... kadın, zevce.
    32 bi ............ nitelik eki. 1.ile 2.fiillerin emir hali ve gelecek zaman hallerini sağlar, dilek ve istek kiplerinde yardımcı olur, Türkçe’de e, a eki alan fiillerin yerine geçer, kelimelerin öneki olarak yeni kelimeler oluşturur.
    33 zelal ...... arı, duru, berrak, saydam.
    34 şev ........ gece.
    35 zer ......... sarı.
    36 sor ........ 1.al, kırmızı. 2.kızarmış, kızışmış.
    37 gule ....... mermi, kurşun.
    38 here ....... git.
    39 nabe ...... olmaz.
    40 şivan ..... çoban.
    41 her ........ her.
    42 berxwedan direnç, direniş, mukavemet, direnmek, dayanmak.
    43 na ......... 1.hayır. 2.olumsuzluk öneki.
    44 Amed ..... Diyarbakır.
    45 agire ...... frengi.
    46 çav ........ göz.
    47 ciwan ..... genç.
    48 av .......... su.
    49 bawer ..... inanan, güvenen.
    50 agir ........ ateş.
    51 şoreş ...... devrim, ihtilâl.
    52 xwe ........ kendi, kendisi.
    53 ne .......... 1.değil. 2.ne.
    54 ber ......... 1.en, ön, 2.döl, verim, mahsul, 3.meme, 4.taş.
    55 em ......... biz.
    56 me ......... biz.
    57 jan ......... ağrı, sancı, sızı.
    58 ev .......... bu.
    59 şiyar ...... ayık, uyanık.
    60 li ........... 1.-de, -da içinde. 2.isme a, e, ı, i halini verir.
    61 yek ....... bir, tek.
    62 rojing .... damda açılan havalandırma ve güneş ışınlarının içeri girmesi için delik.
    63 xezal ..... ceylan.
    64 gelek ..... bir hayli, çok, epey(ce).
    65 çi .......... ne?
    66 asmin .... ufuk.
    67 adar ...... Mart ayı.
    68 ben ....... 1.ip. 2.çitlembik ağacı.
    69 rojbaş ... günaydın! iyi günler!
    70 da ......... 1.önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını verir. 2.sıfat eki olarak, "de","da", "den", "dan" anlamını verir. 3."dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4.anne.
    71 dotmam . amca kızı.
    72 reş ........ kara, siyah.
    73 mal ....... 1.mal, meta. 2.mesken.
    74 nav ....... 1.ad, isim. 2.nam, san. 3.ara, vasat. 4.iç.
    75 gul ........ gül.
    76 kirin ...... koymak, "jê" önekiyle (jêkirin) 1.fiil, eylem, yapmak, etmek. 2.kesmek, koparmak, "lê" önekiyle (lêkirin) üstüne dökmek, döktürmek.
    77 berf ....... kar.
    78 mircan ... mercan.
    79 çawa ...... nasıl?
    80 viyan ...... istek, irade.
    81 doz ......... 1.dava, iddia. 2.ülkü, mefkure. 3.tez.
    82 zinar ....... kaya.
    83 bir ........... 1.bölüm. 2.koyun ve keçi sürüsü.
    84 helbest ... şiir.
    85 merd ...... mert.
    86 se ........... it, köpek.
    87 kendal .... yamaç, yar.
    88 diyar ....... 1.açık, belli, bariz, belirli. 2.ülke, memleket. 3.görünür.
    89 we .......... siz, sizin.
    90 ew .......... o, şu.
    91 dayende .. veren, verici.
    92 dem ........ 1.an, zaman, esna, çağ, dönem, lahza, müddet, süre, mühlet, vakit. 2.dem, kıvamına gelmek.
    93 ro ........... gün, gündüz.
    94 can ......... can.
    95 du ........... iki.
    96 kevok ..... güvercin.
    97 bo .......... için.
    98 deng ...... 1.ses, seda. 2.oy, rey. 3.denk, eşit, eşdeğer, muadil.
    99 Gulan ..... Mayıs ayı.
    100 dest ..... el.

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 20:57
  2. A'dan Z'ye kürtçe kelimeler ve türkçe anlamları

    Kürtçe kelimeler ve anlamları

    A, a a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    abadanî bayındırlık
    abagine cam, billur
    abajûr abajur
    abal dönme
    abor geçim, iktisad
    aborandin geçindirmek
    aborî ekonomi, iktisat, geçim
    aborînas ekonomist, iktisatçı
    aborzan ekonomist, iktisatçı
    aciz aciz, çaresiz, güçsüz, zayıf
    acizkirin kızdırmak, rahatsız etmek
    acûr 1. kiremit. 2. bir cins salatalık, acur.
    acızbûn aciz olmak, bıkmak, usanmak, rahatsız olmak
    adan 1. süt ürünleri. 2. verimli, bereketli, mümbit. 3. besin.
    adanî bereket, bereketlilik, randiman, verimli, verimlilik
    adanlêbûn bereketlenmek
    adar Mart ayı
    ade şirret, şırnaşık, ısırgan böcekler
    adeb iltihap
    adebûn şırnaşmak
    adekirin yabancı otlardan temizlemek
    adem Adam
    adet adet, töre
    adetî normal, töreye uygun
    adû ısırgan böcekler
    afat afet
    aferîde canlı, yaratık.
    aferîn aferin, varol
    aferînek karakter
    afir yalak, hayvan yemeği.
    afirande eser, yapıt
    afirandin yaratmak, meydana getirmek, türetmek
    afirandinêr yaradılış
    afirîn meydana gelmek, oluşmak.
    afirîndêr türetici, yaratıcı
    afirîner yaratıcı
    afîş afiş
    agah haber, duyum
    agahdar haberdar, bilgi sahibi, bilgili
    agahdarbûn bilgilenmek, haberdar olmak
    agahdarî bilgi, malumat; duyuru ilan
    agahdarkirin bilgilendirmek, haberdar etmek, bildirmek, haber vermek
    agahî enformasyonel bilgi, malumat, bilgi
    agihandin haber vermek, bildirmek
    agir ateş
    agirbaz ateş canbazı
    agirber ateşli silah
    agirberdan ateşe vermek, ateşlemek
    agirbest ateşkes
    agirbest ragihandin ateşkes ilan etmek
    agirbir ateş düşürücü
    agirçav atak
    agirdank ateşlik
    agirdaran ateş yakmak
    agirgeh ateşin yakıldığı yer
    agirgirtin ateş almak, ateşlenmak
    agirhilkirin ateş yakmak
    agirkirin ateş etmek, ateş yakmak
    agirkuj itfayeci
    agirnak yakıcı, ateş gibi, ateşli, ateş rengi
    agirparêz ateşe tapan
    agirparêzî ateşe tapmak
    agirten ateşçi
    agirvêxistin ateş yakmak
    agirxweş sempatik
    ah ah, ilenç
    aheng ahenk, ritim, uyum, mutabakat
    ahengdar uyumlu, ritimli
    aj filiz, sürgün
    ajal 1. sürü, küme, gurub, zümre. 2. hayvan.
    ajan casus, ajan
    ajda filiz
    ajdan filizlenmek
    ajênta acenta
    ajinîn dişleri kürdan vs. ile karıştırmak
    ajne yüzücü
    ajneber yüzücü
    ajnekirin yüzmek
    ajo güdü
    ajodar güdümlü
    ajotin 1. ekmek. 2. sürmek, gütmek.
    ajotkar sürücü
    ajovan sürücü, şoför
    akademî akademi
    akincih yerleşik
    akincihbûn yerleşmek
    akredîtîf akreditif
    akû akü
    al bayrak
    alale lale
    alandin ambalajlamak, sarmak
    alaşkirin kiriş kaplamak
    alav araç, alet, edevat
    alaz niyetlenme, kastetme
    album albüm
    aldaxîname ihbarname
    alerjî alerji
    alî taraf, yön, yan, cihet, cenah, yaka
    alif kışlık hayvan yemi
    alîgir taraftar, yandaş, taraflı
    alîgirtin taraf tutmak
    alîkar yardımcı
    alîkarîkirin yardım etmek
    alîn birbirine geçirmek, dolamak
    alînegir tarafsız, nesnel
    aliqîn takılmak, asılı kalmak, birbirine dolanmak
    alîsor armut
    alistin yalamak
    alkol alkol
    almas elmas
    aloq bademcik
    aloz karışık, bozuk, yoz
    alozî kaos, karışıklık
    altaxî ihbar, ispiyon
    altaxîkirin ihbar etmek
    alternatîf alternatif
    alûbûn kamaşmak
    alûçe can eriği
    alûde pisliğe bulaşan
    alûle 1. dar sokak. 2. koridor.
    alûs samimiyetsiz, yapmacık, sahte kibarlık, sahte davranışlı
    amade hazır, amede
    amadebûn hazırlamak, amede etmek
    amadekirin hazırlamak, amede olmak
    amadeyî hazırlık
    amajekirin sözetmek, belirtmek
    aman kap
    amas iltihab, şişme
    ambargo ambargo
    ambûlans ambulans, cankurtaran
    ambûr tesisat, enstrüman
    ambûrîn alet, malzeme
    ambûrsaz tesisatçı
    amêjen alaşım, terkip
    amir amir
    amîral amiral
    amojin amca hanımı ( karısı )
    amojkar eğitimci, pedagog
    amojkarî pedagoji
    amper amper
    ampûl ampul
    amûr tesisat, enstrüman
    amûrîn alet, malzeme
    amûrsaz tesisatçı
    an 1. ya, veya (hut), yahut. 2. yoksa. 3. çoğul eki.
    an na yoksa
    ananas ananas
    anarşî anarşi
    anatomî anatomi
    andêr soyka
    ango başka bir deyişle, veyahut, yani, demek ki
    anîn getirmek
    anînbîr anımsatmak, çağrıştırmak
    anîs anason
    anix anason
    anjî yada
    anket anket
    anormal anormal
    ansîklopedî ansiklopedi
    antên anten
    antîlop antilop
    antrenman antrenman
    antrenor antrenör
    aort aort
    ap amca
    apandîsît apandist
    apore şok veya paniğe kapılmış
    aqar alan, yüz ölçümü, arazi
    aqil akıl, us
    aqilmend bilge, akıllı, zeki
    ar 1. ateş. 2. ar, haya.
    aram 1. huzurlu, dingin, sakin. 2. sabır. 3. huzur, sükunet, gönenç, istikrar.
    arambexş huzurveren
    arambûn huzur bulmak, sakinleşmek
    aramdar dinlendirici, huzurverici, sakinleştirici, müsekkin
    aramgeh 1. istirahat yeri. 2. kabir.
    aramî huzur, istikrar
    aramxane huzurevi
    aran elem
    araq rakı
    ararot mama
    arask donatı, teçhizat
    arastek 1. donanım. 2. ziynet.
    arastekirin yöneltmek
    arastî bezenmiş, donatılmış, teçhiz edilmiş
    arastin bezemek, donatmak, teçhiz etmek
    arav bulaşık suyu
    ard un
    ardelîn un oluğu
    ardik irmik
    ardû (katı) yakıt
    arena arena
    argon ateş rengi
    argûn ocak
    argûşk bademcik
    arî 1. Hint-Avrupa 'lı. 2. kül. 3. yardım.
    arihandin acıtmak, ağrıtmak
    arihîn acımak, ağrımak
    arîk tavan
    arîkar yardımcı, asistan
    arîkarî yardım
    arîkarîkirin yardım etmek
    arîkarîxwaz yardımsever
    arîle kadın gibi (görünüşlü) erkek
    arimîn dinlenmek
    aring koyun ve keçilerin genel adı
    arîperwer yardımsever
    arîşe sorun, problem
    arîşen manevi, maneviyat, moral
    arîtmetîk aritmetik
    arîxen emin
    arîxenbûn emin olmak
    arizîkirin özelleştirmek
    arkolk maşa
    arkork fırın küreği
    armanc amaç, hedef, gaye, erek
    armûş üzüm posası
    arode çok gezen kadın
    artêş ordu
    artêşgeh ordugah
    artêşxane ordu evi
    arşîv arşiv
    artîşok enginar
    arû salatalık
    arûng erik
    arvan un
    arvane dişi deve
    arzing çırpı
    asan kolay, basit
    asanî kolaylık
    asav ur
    asayî normal, olağan
    asê 1. asi, şaki. 2. yalçın, sarp.
    asêbûn kapanmak, kilitlenmek, tıkanmak
    asêgeh kale, müstahkem mevki, hisar
    asêkirin kapatmak
    asîd asit
    asîman gök, gökyüzü
    asîtan ağıl, havlu
    ask geyik
    aso ufuk
    asogeh son ufuk
    ast düzey
    asteng engel, güçlük
    astrolojî astroloji. bakınız "stêrnasî"
    asûde sakin, dingin
    asûk alışveriş malzemesi
    aş değirmen; yemek
    aşbûn yatışmak, teskin olmak
    aşêf yabani otları ayıklama
    aşêf kirin yabani otları ayıklamak
    aşik mide
    aşît çığ
    aşîtî barış
    aşîtîperwer barış sever
    aşîtîxwaz barış sever
    aşkirin yatıştırmak, teskin etmek
    aşopî hayali
    aşpêj aşçı
    aşûjin iplik
    aşvan değirmenci
    aşxane lokanta
    atmosfer atmosfer. ( bakınız seqa)
    av su
    ava mend durgun, kirli su
    ava tezî soğuk su
    avabûn güneş, yıldız vb. nin batması
    avadan bayındır, mahmur
    avahî bina, yapı
    avakar kurucu
    avakirin kurmak, inşa etmek, oluşturmak
    avan yardakçı
    avasazî mimari
    avdan sulamak
    avdestxane tuvalet
    avdonk et suyu
    avêtin atmak, fırlatmak
    avêtin ser cihkî bir yeri basmak
    avêtina ber hev atışmak
    avgîz su biriken yer
    avî sulak
    avîje temiz
    avik sperm, meni
    avis hayvanların döl tutması
    avisbûn döl tutmak
    avjen yüzücü
    avjenîkirin yüzmek
    avrêj tuvalet
    avrêjk pisuar
    avşile pekmez
    avzêm baharda oluşan geçici pınar
    avzêr yaldız
    avzêrkirin yaldızlamak
    awa biçim, şekil, tarz
    awan fesad, fitneci
    awar helva
    awarte istisna, olağanüstü
    awat umut, istek, iştiya
    awaz ezgi, melodi
    awêne ayna; açık, belli
    awir sert bakış
    awirvedan ters ters bakmak
    ax toprak
    axaftin konuşma, konuşmak
    axîn sızlama, ah çekme
    axînkişandin ah çekmek
    axivîn depreşmek, yaranın azması veya yeniden kanaması
    axûr ahır
    aya acaba
    ayende gelecek
    ayisandin tutuşturmak
    ayîsîn tutuşmak
    aza özgür, bağımsız, gözüpek
    azad özgür, hür
    azadî özgürlük
    azadîxwaz özgürlükçü
    azib bekar
    azîne yöntem, metod

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 20:58
  3. B, b ba rüzgar; romatizma; yan, yanında
    ba hatin rüzgar esmek
    babet konu; tür, cins
    bablîsok hortum
    bac vergi
    bacana reş patlıcan
    bacana sor domates
    baçemok yarasa
    bacên neyekser dolaylı vergiler
    bacên yekser dolaysız vergiler
    baçık sigara
    badan bükmek, kıvırmak
    badek sarmaşık; (arabaların direksiyonu)
    badîn kadeh
    bafirok uçurtma
    bager kasırga
    bahor nezle
    bahorî nezle olan kişi
    bahoz fırtına
    bajar şehir, kent
    bajarî şehirli, kentli
    bajarîbûn kentlileşme
    bajarok ilçe
    bajarsazî şehir planlamacılığı
    bajen yelpaze
    bakir guguk kuşu
    bakur kuzey
    bal dikkat, ilgi. "Bala xwe dayîn." dikkat etmek, yoğunlaşmak.
    balaban afacan
    balafir uçak
    balafirkişên uçaksavar
    baldar dikkatli
    bale ebleh, alık
    balexane gökdelen
    balgeh yastık
    balîf yastık
    balinde kartal, şahin vb. kuşlar
    balkêş ilginç, enteresan
    balkêşname ihtarname
    balkişandin dikkat çekmek, vugulamak
    balûle dürüm
    balûr nasır
    balyoz büyükelçi
    balyozxane büyükelçilik
    ban dam
    bandêr luğ, silindir.
    bandev kar fırtınası
    bandor etki
    bandorlêkirin etkilemek
    bane otlak, yayla
    baneşan ünlem işareti
    bang çağrı, ezan
    bangdan ezan okumak
    bangewazî çağrı
    bangîn çığırtkan
    banglêkirin çağırmak, seslenmek
    banî yukarı, damın üstü
    banîje çatı katı
    banîn alışmak, uyum sağlamak
    bapêç karla karışık rüzgar
    bapêş nezle
    bapîr büyük baba, dede
    bar yük; sorumluluk
    baran yağmur
    barandin yağdırmak
    baranî yağmurluk
    bare konu, mevzu
    baregeh üs, kamp
    bareş doğu rüzgarı, karayel
    barîdox durum, vaziyet
    barîn yağmak, yağış
    barkêş nakliyeci
    barkirin yüklemek, taşınmak
    barname irsaliye
    bask kol, kanat
    baş iyi, güzel
    başebaş doğru dürüst, tam olarak
    başî iyilik
    başok akmaca, doğan
    başûr güney
    bav baba
    bavmarî üvey baba
    bawer inanan
    bawerî inanç
    bawerîpêanîn güvenmek, inanmak
    bawerkirin inanmak, güvenmek
    bawermend inanan, mümin
    baweşandin yelpazelemek
    baweşînk yelpaze
    bawî romatizmalı
    bawîşk esnemek
    bayê weşt keşişleme
    baz şahin
    bazbend kolluk; kola bağlanan muska
    bazdan koşmak, atlamak
    bazin bilezik
    bazirgan tüccar
    bazirganî ticaret
    bê 1. önek. 2. sözcüklere siz, sız ve suz eki.
    bê alî tarafsız, nesnel
    bê semt ihtiyatsız
    bê şik kuşkusuz
    bêaheng uyumsuz, ritimsiz
    bêar arsız, hayasız
    bêaram huzursuz, istikrarsız
    bêbav babsız, mec. kalleş, güvenilmez
    bêbext kalleş, arkadan vuran.
    bêbextîkirin kalleşlik yapmak
    bêbingeh asılsız, temelsiz
    bêbinî dibsiz, asılsız, yersiz
    bed kötü, çirkin
    bêdawî sonsuz, ebedi
    bedbext talihsiz, mutsuz
    bedbîn kötümser
    bedew güzel, yakışıklı
    bedewî güzellik
    bedgeh çıkıntı
    bedil takım elbise
    bêdil gönülsüz, isteksiz
    bêg piyon
    bêgane yabancı
    bêgav çaresiz, imkanı olmayan
    bêgavî mecburiyet, imkansızlık
    bêguman kuşkusuz, elbette, tabiki, şüphesiz
    bêhawe sağı solu belli olmayan, tutarsız
    bêhemdî gayri iradi, istemdışı, istemeyerek olan bir şey.
    bêhempa eşsiz, emsalsiz
    behicandin sinirlendirmek, kahretmek, öfkelendirmek; boğulmak
    behicîn kahrolmak, öfkelenmek
    bêhiş 1. akılsız, şuuru yerinde olmayan. 2. bayılan, bayılgan
    bêhişbûn bayılmak
    bêhişketin bayilmak
    bêhişkirin bayıltmak
    behîv badem
    bêhn koku, nefes, soluk. "bêhna xwe berdan" dinlenmek, soluk almak.
    bêhndar kokulu
    bêhnfireh sabırlı, tahammül sahibi
    bêhnlêçikandin nefesini kesmek, güç duruma düşürmek
    bêhnlêçikîn nefesin daralması
    bêhnok virgül
    bêhnpêketin kokuşmak
    bêhntengbûn sıkılmak, daralmak
    bêhntengî can sıkıntısı, sabırsızlık
    behr deniz
    behreme matkap
    behremend yetenekli
    behremendî kabiliyet, yetenek
    behskirin sözetmek
    bêhtir daha çok, daha fazla
    bêhtir pêr üç gün önce
    bêhtir pêrar üç yıl önce
    bej kara
    bêjandin elemek
    bêje 1. kelime sözcük. 2. Söyle!.
    bêjer söyleyen
    bejî karasal
    bêjî piç
    bêjing elek, kalbur
    bêjingkirin elemek
    bejn boy
    bejn û bal boy pos, endam
    bêkar işsiz
    bêkêr gereksiz, işe yaramaz, işlevsiz
    bêkes kimsesiz, öksüz
    bel dik (göz veya kulak)
    belalûk vişne
    belam fakat, ama
    belavkar dağıtımcı
    belavkirin dağıtmak
    belavok elle dağıtılan bildiri
    belawela darmadağınık
    belawelabûn darmadağınık olmak
    belawelakirin darmadağınık etmek
    belbelîtanik kelebek
    belê evet, okey
    beledî şimşek
    belek alaca, siyah beyaz
    belengaz fakir, sefil, zavallı
    bêlête halay
    belgefîlm belgesel
    belgename belge
    belq belirgin, çarpıcı, pırtlak
    belqitandin gebertmek, zıbartmak
    belqitîn gebertmek, zıbarmak
    belqityo! geberesice!
    belweşîn cüzzam
    bêmêjî beyinsiz, ahmak
    ben ip
    benav dışbudak ağacı
    bend ip, cisim; set, engel; paragraf
    bendav baraj
    bende köle, esir
    bendeman beklemek, yolunu gözlemek
    bênder harman
    bendergeh liman, iskele
    bendewar bekleyen, gönülden bağlı
    bendik tire
    bendîname tutuklama müzakeresi
    bendîxane cezaevi
    bengî tutkun, müptela, kara sevdalı
    benî cevîzlî sucuk; kul, köle
    benîşt sakız
    benîzava içgüvey
    bêpar yoksun, mahrum. "bêpar man" yoksun kalmak.
    bêpayan eşsiz, paha biçilmez
    beq kurbağa
    ber 1. ön, öntaraf. 2. taş. 3. meme. 4. ürün, verim. 5. döl.
    bêr kürek
    beramber karşı, karkşılık, eşit, denk
    beran koç
    beranberdan koçbırakımı
    berate leş
    berav çamaşır yıkama günü
    beravêtin hayvanlarda düşük
    beraz domuz
    beraze değirmen taşının altındaki pervaneler
    berbajar varoş, baliyö
    berban balkon
    berbang şafak, tan
    berbejn boyuna takılan muska
    berber karşıt, rakip
    berberî hasımlık, düşmanlık
    berbiçav somut
    berbisk saç tokası
    berbûk geline eşlik eden kadınlar
    berçavk gözlük
    berçavkfiroş gözlükçü
    berdan bırakmak, terketmek, vazgeçmek
    berdar verimli, bereketli; yetişkin, ergen
    berdêl bedel, karşılık
    berdêlkirin takas etmek
    berdewam devamlı, sürekli; devam
    berdewamkirin sürdürmek, devam etmek
    berdil sevgili, aziz; kolye
    berdîwar kimsesiz, öksüz
    bere cephe
    bêrê usulsuz, yolsuz
    berê xwe dan bakmak, yönelmek
    beredayî başıboş, fuzuli, kişiliksiz, işe yaramaz
    berendam aday
    berendamî adaylık
    berespî kireç taşı
    bêrêtî yolsuzluk, usülsüzlük
    berevajî tersyüz
    berevajîkirin tersyüz etmek, çarpıtmak
    berevan savunmacı
    berevanî savunma
    berêvar ikindi, akşam üzeri
    bêrewişt ahlaksız, karektersiz
    berf kar
    berfedîn erimekte olan kar kümeleri
    berfemot kar-pekmez karışımı tatlı
    berfende çığ
    berfîn kardelen çiçeği
    berfireh geniş, ayrıntılı
    berfmalk kar küreği
    berfşo karla karışık yağmur, sulusepken
    berg kitap, dergi vb. kapağı
    bergeh manzara, görünüm, kapsam
    bergîn ciltli kitap
    bergirî önlem, tedbir
    bergirtin döl tutmtak, gebe kalmak
    berguhk kulaklık
    berhem eser
    berhevkar derlemeci, toplayan (toplayıcı)
    berhevkirin toplamak, derlemek
    berhevok derleme, antoloji
    berhewa anlamsız, boş
    berî ova, düzlük
    bêrî 1. masum, günahsız. 2. sürünün sağıldığı yer.
    berî zayîne milattan önce
    berik 1. çakıl. 2. mermi.
    bêrik toz veya kül küreği
    bêrîvan süt sağmaya giden kadın.
    berjêr aşağı doğru
    berjewendî çıkar
    berjewendîperest çıkarcı
    berjor yukarı doğru
    berk havuz
    berkanî sapan
    berkeftî değerli, sevgili, muhterem
    berkeş tepsi
    berkêşan üretmek
    berkêşk çekmece
    berkeşok küçük tepsi
    berkurk kursak
    bermal ev hanımı
    bermayî artık, geride kalan
    bernac kurnaz, uyanık
    bername program
    bernav ön ad, göbek adı
    beroj güneş gören yamaç
    beroş tencere
    berpal yamaç
    berpêşkirin sunmak, takdim etmek
    berpirs sorumlu, mesul
    berpirsiyar sorumlu
    berpirsiyarî sorumluluk
    bersiv cevap, yanıt
    bersivandin cevaplandırmak
    berstûk yaka
    bersûc sanık
    bertek reaksiyon, tepki
    bertîl rüşvet
    berû palamût
    bervang peştemal
    bêrvî vana
    bervihêr anlayışlı, kamil
    berwar yamaç, meyil
    berx kuzu. "Berx ê/a min!" yavrum anlamında hitap.
    berxwedan direniş
    berxwedêr direnişçi, direngen
    berz yüksek, ulu
    berze kayıp
    berzebûn kaybolmak
    berzekirin kaybetmek
    berzeq müstehcen
    berzî yükseklik
    berzile etek
    bes yeter
    bêsemt ihtiyatsız
    beser göz
    bêserî uçsuz, başsız.
    bêserûber düzensiz, plansız, başı bozuk.
    bêserûbin uçsuz bucaksız.
    besimîn gülümsemek
    bêsinc ahlaksız, karaktersiz
    bêsiûd şanssız, talihsiz
    best ilham, esin
    bestenî dondurma
    bestîn bağlamak
    bestir yaygı
    bestlêrabûn ilham gelmek
    bet toy
    betal 1. boş gezen, işsiz. 2. geçersiz, iptal
    betalkirin iptal etmek, geçersiz kılmak
    betan astar
    bêtar felaket, afet
    bêtewş dengesiz
    bêş halktan toplanan para
    beşdar katılımcı
    beşdarbûn katılmak
    beşdarî katılım
    beşdarîtêdekirin katılmak
    beşervekirî yüzü gülen, yüzü ışıldayan
    bêşik şüphesiz, elbette
    beşişîn gülümsemek
    betilandin yormak, yorulmak
    betilî yorgun
    betilîn yorulmak
    betlane tatil, izin, dinlenme
    bêvil burun
    bêxem gamsız, umursamaz
    bexişandin bağışlamak, bahşetmek
    bext şans, talih
    bextewar mutlu
    bextewarî mutluluk
    bextreş talihsiz, şanssız
    bextvekirî şanslı, talihli
    bey kapora
    beyaban çöl, ıssız yer
    beyanî sabah, sabah vakti
    beyanîbaş günaydın
    beybûn papatya
    bêyom uğursuz
    bez koşu
    beza koşucu
    bêzar bıkınmış, bezgin, usanmış
    bêzarbûn bıkmak, usanmak, bezmek
    bêzarkirin usandırmak, bezdirmek, bıktırmak.
    bezîn koşmak
    bêzirav ödlek, korkak.
    bi sözcüklere ile ve cı, li, lı, ca, cu vb. ekleri katan önek.
    bi tevayî hepsi
    bi zanayî bilerek
    bi bandor etkili
    bi dîtina min bence, görüşümce
    bi dizî gizlice
    bi dor sırasıyla
    bi dorvegerî sırayla
    bi dûrketin uzaklaşmak
    bi giştî genellikle
    bi hêrs kızgın, sinirli
    bi hêsanî kolaylıkla
    bi kêr hatin işe yaramak
    bi kinahî kisaca
    bi kinayî kısaca, özetle
    bi kotekî zorla, cebren
    bi kurtasî kısaca, özetle
    bi kurtayî kısaca, özetle
    bi lez û bez alelacele
    bi min 1. bence, bana kalırsa. 2. bana, benimle. Mesela: "Bi min axifî." Benimle konuştu.
    bi piranî çoğunlukla
    bi qewla diya min annemin dediği gibi
    bi rastî gerçekten, sahi
    bi roj gündüzleyin
    bi semt ihtiyatlı
    bi taybetî özellikle
    bi tenê yalnızca, sadece
    bi şev geceleyin
    bi şev û roj gece gündüz
    bi tundî sertçe, şiddetlice
    bi vî awayî bu şekilde, bu tarzda, böylece
    bi vî rengî bu şekilde, bu biçimde
    bi vî şêweyî bu şekilde, bu biçimde
    biadan besleyici
    bîber biber
    bîbik göz bebeği
    bibîranîn anmak, anımsamak
    bibîrbirin idrar etmek, akıl erdirmek
    bibîrxistin anımsatmak, hatırlatmak
    bicihanîn yerine getirmek
    bicihhiştin terk etmek
    bicihkirin yerleştirmek
    biçrik yağda kızartılmış ekmek
    biçûk küçük
    biçûkahî küçüklük, çocukluk
    bîdar uyanık
    bidawîbûn sonuçlanmak, bitmek
    bidawîkirin bitirkek
    biderengîxistin geciktirmek
    bidil istekli, gönüllü.
    biha 1. fiyat, pahalı. 2. kıymet, değer.
    bihabûn pahalılaşmak
    bihar ilkbahar
    bihevşabûn sevişmek
    bihêz güçlü, kuvvetli
    bihêzbûn güçlenmek.
    bihêzkirin güçlendirmek
    bihîstin duymak, işitmek
    bihîstiyar duyarlı, hassas
    bihîstok telefon ahizesi
    bîhok ayva
    bihost karış
    bihuşt cennet
    bij iştah, imrenme
    bîj piç
    bijandin imrendirmek, iştahlandırmak
    bijang kiprik
    bijarte seçkin, elit
    bijartin seçmek, ayıklamak
    bijî yaşa, varol, bravo.
    bijîn iştahı çekmek, imrendirmek
    bijîreş başak
    bijîşk doktor, hekim
    bikaranîn kullanmak, işlemek
    bikarhêner kullanıcı, operator
    bikêr yararlı, elverişli, işlevsel.
    bikêrhatî yararlı, elverişli, işlevsel, kullanışlı.
    bikir 1. bir işi yapan. 2. müşteri, alıcı.
    bikuj 1. öldüren, katil. 2. Öldür!
    bila be! peki!, öyle olsun!
    bilandin mırıldanmak
    bilbil bülbül
    bilêvkirin telafuz etmek
    bilik çocuk penisi
    bilind ulu, yüce, yüksek
    bilindahî yükseklik
    bilindbûn yükselmek
    bilindkirin yükseltmek
    bilûr kaval
    bin alt, dip
    binavêlîstin güreşmek
    binavkirin tanımlamak, isimlendirmek
    binavûdeng ünlü, meşhur
    binbar yükümlülüğü alan
    binbarî yükümlülük
    binçavî gözaltı
    binçavkirin gözaltına almak
    binçeng koltuk altı
    bindest ezilen
    bindestî esaret, ezilmişlik
    binefş menekşe
    binefşî mor renk
    bîner izleyici, seyirci
    binesazî altyapı
    bingeh temel, esas
    bingehdanîn temel atmak
    bingehîn temel, başlıca
    binhişîn bilinçaltı
    binî alt, dip
    binik bardak altı
    binkirask iç çamaşırı
    binpêkirin ayak altına almak, ihlal etmek
    binyad tekel, esas
    bir bölüm, kesim
    bîr 1. hafıza, bellek, şuur. 2. kuyu.
    bira erkek kardeş
    birandin 1. yok etmek, imha etmek. 2. kesmek. Mesela: "der birandin" ağaç kesmek.
    bîranîn anma
    biraşîr süt kardeş
    biraşte izgara
    biraştin pişirmek
    biratî kardeşlik
    birayetî kardeşlik
    birazava sağdıç
    birazî yeğen, erkek kardeşin çocukları
    bîrbir yetkin, ergen, reşit, balığ
    birçî aç
    birçîbûn acıkmak
    birçîtî açlık
    bîrdozî ideolojik
    bêtewş dengesiz
    bêş halktan toplanan para
    beşdar katılımcı
    beşdarbûn katılmak
    birek testere
    birêketin yola koyulmak
    birêkirin yollamak, göndermek
    birêkûpêk düzenli, sistematik
    bireser dilbilgisinde nesne
    bireş yoksul
    birêvçûn yürümek
    birêvebirin yönetmek, idare etmek
    birêveçûn yürümek
    bîrewer aydın, bilinçli, yetkin
    birêxistî örgütlü
    birêxistinbûn örgütlenmek
    birêxistinkirin örgütlemek
    birêz sayın, saygıdeğer, bey
    birin götürmek, taşımak
    birîn 1. kesmek, biçmek. 2. yara
    birinc pirinç
    birîndar yaralı
    birîndarbûn yaralanmak
    biriqandin parlatmak
    biriqîn parlamak
    bîrkor unutkan
    bîrok unutkan
    birû kaş
    biryar karar
    biryardar kararlı
    biryardarî kararlılık
    biryarname kararname
    biryarstandin karar almak
    biryarwergirtin karar almak
    biserîkirin başgöz etmek, evlendirmek
    biserûber düzenli ve planlı
    bisk zülüf
    bîsk kısa an, lahza
    bîska din biraz önce
    bist 1. kavurma sacı. 2. şiş.
    bîst yirmi
    bîstekê bir saniye
    bîşe çalılık
    bîşeng salkım söğüt
    bîşî orman
    bişirîn gülümsemek
    bişkivîn çiçek veya tomurcuk açmak
    bişkoj düğme
    bişkok düğme
    bitim yabani fıstık
    bitir 1. çok gelişmiş hayvan yada bitki. 2. azgın
    bitirbûn azgınlaşmak
    biv çocuklar için tehlikeli, cız
    bivê nevê ister istemez
    bivir balta
    biwêj deyim
    bixapîne yanıltmak
    bixemlîne süsletir
    bixenqîna boğdurmak
    bixêrî şömine, baca
    bixurîne kaşındir
    bixwe yiyecek
    bixwîne okutmak
    biyanî yabancı
    biyom uğurlu
    bizav hareket, etkinlik, faaliyet
    bizdandin ödünü kopartmak
    bizdîn ödü kopmak
    bizdonek ödlek
    bîzdoz ideoloji
    bizin keçi
    bizir 1. küçük tohumlar. 2. bezir, bezir yağı
    bizivîn hareketlenmek, kımıldamak
    bizmar çivi
    bizmik gem, gemcik
    bizot kor
    bizûz güve
    bo nimûne örneğin, mesela
    bobelat felaket, facia, trajedi
    boçik 1. kuyruk. 2. izmarit.
    boçûn görüş, düşünce
    bone münasebet. "bi boneya..." münasebetiyle...
    boqil baldır
    borak adak, kurban
    borandin 1. afetmek, mazur görmek, geçirmek. 2. geçinmek.
    borî geçen, geçmiş
    borîn geçmek
    bot oluk
    boş bol, gür, fazla, geniş (alan)
    boşahî bolluk, gürlük
    boyax boya
    boyaxkar boyacı
    boyaxkirin boyamak
    brûsk 1. şimşek, yıldırım. 2. telgraf.
    brûskvedan şimşek çakması
    bû düğün
    bûçû düğün alayı
    buha fiyat, değer
    buhartin geçirmek
    buhurîn geçmek, zamanı geçmek
    bûjen materyal, malzeme
    bûk gelin, oauncak bebek
    bûka baranê gökkuşağı
    bûka berfê kardanadam
    bûkanî gelinlik
    bûkik arpacık
    bûn olmak
    bûnewer canlı, yaratık
    bûnewerî varoluş
    bûra kayınbirader
    bûrîn böğürmek
    bûse pusu
    bûyer olay
    bûyîn olmak
    bexişandin bağışlamak, bahşetmek
    bext şans, talih
    bextewar mutlu
    bextewarî mutluluk

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 20:59
  4. C, c cacir ceviz içi bal karışımı bir yiyecek
    cahş 1. sıpa. 2. işbirlikçi, hain.
    camêr centilmen, cömert
    camûs manda
    can can
    canbaz 1. akrobat. 2. hayvan alım satımcısı.
    canberî karides
    candar canlı
    canecan samimi, içten
    cangorî şehit, fedai
    canî tay
    canik canan
    cankûş hıristiyanları kiliseye çağıran kimse
    car kez, sefer, misli, kat
    cara paşîn son defa
    cara pêşîn ilk defa
    cardin yine, yeniden
    carinan bazen, ara sıra
    carûd kül ve toz küreği
    catir kekik otu
    caw bez, kumaş
    cawbir makas
    cawî elti
    cawker bez dokuyucusu
    cax korkuluk
    cazû cadı, kurnaz veya hileci kadın
    ce arpa
    ceban mezarlık
    cebar kırık çıkıkçı
    cebilxane cephane
    cebirandin kırık ve çıkıkları kaynaştırmak
    cebirîn kaynaşmak
    cedel tartışma
    cedew hayvan omuzunda meydana gelen yara
    ceh arpa
    cehdasî taneleri arpaya benzeyen daha küçük bir bitki
    cehimîn gebermek, defolmak
    cehter kekik otu
    cejn bayram
    cejnane bayramlık
    celaqî iyice koyulaşıncaya kadar kaynatılan pekmez
    celebdar koyun taciri
    celew gem
    cem yan, yanında
    cemawer kitle, ahali
    cemed buz
    cemedanî bir tür sarık
    cemidandin dondurmak
    cemidî donmuş
    cemidîn donmak
    cemser kutup
    cenbelî içimi sert tütün
    cendek ceset
    ceng savaş, harp
    cengawer savaşçı
    cengîn savaşmak
    cênik favori, şakak
    ceqin bir günlük yürüyüşle alınan mesafe
    cercer çırçır
    cerd baskın, saldırı
    cerde korsan, şaki
    cerg karaciğer
    ceribandin denemek, sınamak
    ceribîn denenmek, sınanmak
    cew kırpma makası
    cewêlek lümpen
    cewî çam sakızı
    cewrik enik
    cêwtik deri kese
    cêz çeyiz
    cîgir vekil
    cigur bir mesire günü
    cih yer, mekan. "di cih de" uygun, yerinde. "Di cih de çû!" Hemen gitti. "Cihê daxê ye." maalesef, üzgünüm.
    cîhan dünya
    cîhanî dünyalı
    cihê ayrı, farklı, değişik
    cihê şanaziyê onur verici
    cihêreng özgün, farklı
    cihêtî farklılık, değişik
    cihû yahudi
    cil elbise, giysi
    cildank elbise dolabı, gardrop
    cilşok çamaşırhane
    cinaq lades
    cînavk zamir, adıl
    cincilî saf su
    cindê azize, güzel
    cindî yakışıklı, alımlı, aziz
    cineh ucu kalın sopa
    cinêkirin pamuk toplamak
    cinên küçük bahçe
    cir sohbet, görüşüp konuşma
    cîran komşu
    cîrantî komşuluk
    cis kireç
    cisane kireç ocağı
    civak toplum
    civakî toplumsal, sosyal
    civaknas sosyolog
    civaknasî sosyoloji
    civandin toplamak, biriktirmek
    civat topluluk
    civîn toplantı.
    civîna çapemeniyê basın toplantısı
    ciwan genç, güzel, yakışıklı
    ciwanî gençlik
    ciwanik bayan, hanımefendi
    cîwar yöre, bölge, mekan
    cixirandin kışkırtmak, tahrik etmek
    cixirîn tahrik olmak
    ciyawaz farklı, ayrı, değişik
    ciyawazî farklılık, ayrılık
    co kanal, ark
    cobar dere
    cok kanal, ark
    col karışık, heterojen
    computer bilgisayar, computer
    conega tosun, dana
    cot çift
    cotbûn çifteşmek
    coşandin coşturmak
    coşî coşku, heyecan
    coşîn coşmak
    cotkar çiftçi
    cotkirin çift sürmek
    cûbirk cırcır böceği
    cuda ayrı, farklı
    cudahî farklılık
    cudaxwaz ayrılıkçı
    cûm sakız
    cunûtin ıslak toprak
    cur bi cur türlü türlü
    cure tür, çeşit
    cûrnik kar sularının biriktiği kaya üstü çukurcuklar
    cûtin çiğnemek
    cuwar yem torbası

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:00
  5. Ç, ç çak iyi hoş
    çakbûn iyimser, hoşörülü
    çal 1. çukur. 2. kuyu.
    çalak faal, aktif, atik
    çalakdar eylemci
    çalakî eylem, etkinlik
    çalkandin çalkalamak
    çalkirin gömmek
    çand kültür
    çandî kültürel
    çandin ekin ekmek, fidan vb. sebze dikmek (ekmek)
    çandinî ziraat
    çandiyar ziraatçı
    çap matbacılık, baskı, basım
    çapbûn basılmak
    çapemenî basın
    çaper yazıcı, printır
    çapger matbaacı
    çapkirin basmak
    çapxane matbaa
    çarbûn meydana gelmek, oluşmak
    çarçek silahşör
    çarçîk bataklık
    çarder kapı çevçevesi
    çarenûs 1. kader, yazgı. 2. akubet
    çareserbûn çözülmek
    çareserî çözüm
    çareserkirin çözmek
    çarîn dörtlük
    çarkirin meydana getirmek
    çarmedor dört taraf
    çarmêrkî bağdaş oturma şekli
    çarnikar dört taraf
    çarpîne mecazi anlamda döenek, kaypak
    çartaq çardak
    çartek dört dörtlük
    çartıl tırmık
    çarwe parmaklara takılarak çalınan araç
    çav göz
    çavbeloq patlak gözlü
    çavberdan göz koymak
    çavbirçî aç gözlü
    çavdêrî gözlem, izlenim
    çavdêrxane gözetimevi
    çavfireh cömert, eli açık
    çavî bölme, gözenek, gişe, hücre
    çavînîbûn nazara gelmek
    çavînîkirin nazar etmek
    çavkanî kaynak, kaynakça
    çavlêbûn gözü olmak, gözetlemek
    çavlêgerandin gözden geçirmek
    çavnebar kıskanç
    çavnebarî kıskançlık
    çavnêr gözlemci
    çavpêketin 1. gözüne ilişmek. 2. ropörtaj.
    çavqîçkirin göz kırpmak
    çavqurcandin göz kırpmak
    çavsivik hor gören
    çavsor zalim, gözü kan bürümüş kişi
    çavteng cimri, pinti
    çavşûjin çekik gözlü
    çaw yaş ağaç, çubuk
    çawa nasıl
    çawanî nitelik
    çax vakit, dönem
    çay çay
    çaydank çaydanlık
    çayger çaycı
    çayxane çay evi
    çê iyi
    çêbûn olmak, oluşmak, düzelmek
    çêbuwar suni, yapay
    çêj tat
    çêjandin tatmak
    çêjdar lezzetli, leziz
    çek silah
    çekbend yelek
    çekdar silahşör, militan
    çêker yapıcı, tamirci
    çêkirin yapmak, oluşturmak, tamir etmek
    çêl kaya
    çêlek inek
    çeleng yakışıklı, görkemli, atik, cesur
    çelik yavru, civciv
    çelitîn bir şeyin kabuğunun soyulması
    çêlkirin sözetmek, bahsetmek
    çelqîn çalkalanmak
    çelûs çok soru soran, ısrarcı
    çelziman çok konuşan, geveze
    çem nehir
    çemandin eğmek, bikmek
    çembil kulp, sap
    çemçûr yaprak biti
    çemçûs cimri, pinti
    çemîhanî dutluk
    çempal büyük yük üzerine konan küçük yük
    çençûz cimri
    çend kaç, birkaç. "çend zarok." birkaç çocuk.
    çendînî nicelik
    çenebaz geveze
    çeng 1. avuç. 2. kulaç.
    çênî kuş yemi
    çep 1. sol. 2. solak.
    çepel pis, kirli
    çeper siper, mevzi
    çepgir solcu
    çepik alkış
    çepiklêdan alkışlamak
    çepil dirsek ile omuz arası kısmı.
    çeprast çapraz, çapraşık
    çeqçeqok 1. değirmen taşının ayar çubuğu. 2. mantar tabancası.
    çeqene sedir ağacına benzer bir ağaç
    çêr küfür, sövgü
    çêrandin otlatmak
    çêrbaz küfürbaz
    çêre ot
    çêregeh otlak, mera
    çêrek küfürbaz
    çêrîn otlanmak
    çerixîn kendi ekseni etrafında dönmek.
    çêrlêkirin küfüretmek, sövmek
    çerm deri
    çermesor kızılderili
    çêrt kuş dışkısı
    çerx 1. çark. 2. kalem tıraşı.
    çerxetûn tava
    çespandin ispat etmek, saptamak
    çêtîkirin parçalamak
    çetir daha iyi, tercih edilir
    çewal çuval
    çewsandin sindirmek, ezmek
    çewsîner baskıcı, zorba
    çewt yanlış
    çewtî yanlışlık, yanılgı
    çexer ayak
    çêyî iyilik
    çi ne. "Çi bû?" Ne oldu?
    çiçik insan memesi
    çiftexas patiska
    çîk 1. kıvılcım, pırıltı. 2. şey, yani anlamında sözcük.
    çikandin 1. suyu kesmek veya kurutmak. 2. ağaç, direk vb. dikmek.
    çiksayî açıkmavi gök, bulutsuz
    çil kırk
    çîleçep zikzaklı dağ yolu
    çilek obur, pisboğaz
    çilemîn kırkıncı
    çilfis aşıran, çırpan
    çilfisandin aşırmak, yürütmek
    çilîçilî yarasa
    çilizîn eşya veya yiyecek dilenmek, otlanmak
    çilm sümük
    çilmisandin soldurmak, pörsütmek
    çilmisî solgun, soluk
    çilmisîn solmak, pörsümek
    çilmo sümüklü
    çilo 1. nasıl? 2. yaprakları dökülmeden kesilen ve daha sonra kurutulan ağaç yaprakları veya dalları.
    çîm bacak
    çima neden?, niçin?
    çiman bir şeyin bir parçasının kesilmesi anlamında fiil.
    çimkî çünkü
    çîn 1. desen, nakış, oya. 2. sınıf.
    çînayetî sınıfsal
    çinîn 1. biçmek. 2. nakşetmek.
    çîp baldır
    çipîsk fiske
    çîqal zayıf, cılız
    çiqas ne kadar?
    çiqinî kabız
    çiqinîbûn kabız olmak
    çira çıra, lamba, fener, fanus
    çirandin yırtmak, mecazi anlamda palavra atmak.
    çirçîrok masal
    çîrik meyvaların kurutulmuşu
    çirikandin hallaçlamak
    çirikvan hallaç
    çirîn yırtılmak
    çirk saniye
    çîrok masal, öykü
    çîrokbêj masalcı
    çîroknivîs öykü yazarı
    çirûsîn parıldamak, parlamak
    çirûsk kıvılcım, parıltı
    çirxatkirin değirmeni durdurmak
    çît bir yazma türü
    çiv dolambaç, dolambaç, zikzak
    çivan kaytarmak, kıvırmak
    çivîk serçe
    çiya dağ
    çiyakêş dağcı
    çîz at sineği
    çizirîn sızmak
    ço çubuk, deynek
    çogan deynek, baston
    çolbir kestirme yol
    çolik hela
    çolistan çöl, kır
    çong diz
    çop gasp
    çopandin gasp etmek
    çopîk ahmak
    çoqil ayak
    çors patavatsız, kaba sapa
    çortan kurutulmuş çökelek
    çov çubuk, deynek
    çûk serçe, bıldırcın vb. kuşlar
    çûle halkı güldüren
    çûn gitmek, gidiş
    çûr kumral
    çûyîn gitmek, gidiş

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:00
  6. D, d da 1. önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını katar. 2. sıfat eki olarak, "de", "da", "den", "dan" anlamını verir. 3. "dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4. anne.
    dab tuzak
    dabaş 1. konu, bahs. 2. araştırma.
    dabêlandin yutmak
    daberizîn saldırmak, çatmak
    dabeş kısım, parça
    dabeşkirin bölmek, taksim etmek
    dabînkirin garanti etmek, güvenceye almak
    dabir apostrof
    daçek dilbilgisinde edat, ilgeç
    daçikandin ağaç, bayrak vb. dikmek
    dad adalet, hukuk
    dadan kapatmak, örtmek
    dadgeh mahkeme
    dadgeha lihevanînê sulh mahkemesi
    dadgeha sezayî ceza mahkemesi
    dadger hakim
    dadkirin yargılamak
    dadyane adil
    dagerandin birşeyi aşağı doğru çevirtmek veya indirtmek
    dagerîn aşağıya doğru inmek
    dagirker işgalci
    dagirkirin işgal etmek
    dagirtin doldurmak, istila etmek
    dahatin inmek
    dahatû gelecek
    dahênan yaratmak, icat etmek
    dahêner yaratıcı, mucit
    dahol davul
    daholjen davulcu
    dahûrandin çözümlemek, analiz etmek
    dahûrîn çözümleme, analiz
    daketin inmek
    dalan dehliz
    daliqandin asmak
    daman etek
    damezrandin kurmak
    damezrîner kurucu
    damilandin gözlerini yummak
    damilîn gözlerin yumulması
    dan 1. vermek, ödemek. 2. dövme buğday. 3. günün öğünleri.
    danasîn tanıtım
    dane veri
    dane berhev karşılaştırmak, mukayese etmek
    dane pey takip etmek
    danezan bildirge, tebliğ
    dange kışın hayvanlara yem verilen yer
    danîn 1. koymak, indirmek. 2. kurmak.
    daniştin oturmak
    danû kaynatılmış buğday
    danûstandin 1. ilişki, alaka, diyalog. 2. alışveriş
    danzanîn bildirmek, belirtmek
    dapalandin damıtmak, süzmek
    dapalîn damıtılmak, süzülmek
    dapêjtin budamak
    dapîr büyükanne, nine
    daqoq tokmak, kapı tokmağı
    daqurtandin yutmak
    dar 1. ağaç, odun. 2. sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir. "fermandar" (buyuran, emreden, komutan, amir gibi). 3. meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 4. idam sehpası. 5. sözcüğe "lı", "li" vb. sahiplik eklerini takar. 6. sopa, kalın değnek.
    dara maliye
    darayî mali
    darbest 1. tabut. 2. sedye.
    dardekirin 1. asmak. 2. idam etmek.
    darê dinyayê yeryüzü
    darêjtin türetmek, yaratmak
    darîn ahşap
    daristan orman
    darizandin yargılamak
    darkutik ağaçkakan
    das orak
    dasî 1. kılçık 2. arpa, buğday başağındaki uzantılar.
    daskêş orakçı
    daşir tuvalet, hela
    davetname davet, davetname, çağrı
    daw etek
    dawerivandin durulmak
    dawerivîn durulanmak
    dawestîn ayakta durmak
    dawet düğün
    daweşandin silkelemek
    dawetî davet, davetname, çağrı
    dawî son
    dawîlêanîn sonuçlandırmak
    dawîlêhatin sonuçlanmak, bitmek
    dax keder
    daxbar kederli, üzgün
    daxistin indirmek
    daxkirin dağlamak
    daxuyandin açıklamak
    daxuyanî açıklama
    daxwarin 1. çekinmek, itaat etmek. 2. içine atmak.
    daxwaz istek, talep, arzu
    daxwazname dilekçe
    dayende veren, verici
    dayî ak asma, ören gülü
    dayik ana, anne
    dayin vermek, ödemek
    dê 1. ana, anne. 2. ecek, acak eki katan gelecek zaman eki.
    deban kılıcın demir bölümü
    debar geçim. "Debara xwe kirin." geçinmek
    debeng ahmak, gerizekalı
    def erbane
    defandin itmek, itelemek
    degel 1. komik. 2. cesaret. "bi degel" cesaretli.
    dehfdan itmek
    dehî adak, kurban
    dêhn dikkat. "dêhna xwe dan" dikkat etmek, yoğunlaşmak.
    dejnik tere otu
    dek û dolap hile, entrika
    dêl 1. bedel, bir şeyin yerine verilen. 2. kancık. 3. yerinde, yeri.
    delal sevgili, aziz
    dêlegur dişi kurt
    dêlemar kertenkele
    dêlî üzüm asması
    dêlik 1. kancık, mecazi anlamda kahpê, kalleş. 2. dişi köpek.
    delîve fırsat, imkan
    dem zaman, vakit
    dêm 1. susuz veya çorak arazi. 2. yanak.
    deman kira
    dêman yerleşik, yerli
    demandar kiracı
    demankar kiraya veren
    demankirin kiralamak
    dêmarî üvey anne
    dembûhêrk sohbet
    demdemî kararsız, tutarsız, geçici
    demîn geçici, süreli
    demjimêr saat
    demsal mevsim
    dendik çekirdek
    deng 1. ses, seda. 2. oy.
    dengaz konuşkan olmayan
    dengbêj şarkıcı, türkü söyleyen, masal anlatan halk ozanı, ses sanatçısı
    dengdan 1. seslenmek. 2. oylama, oylamak, nam salmak.
    dengdar dilbilgisinde sessiz harf
    dengdêr dilbilgisinde sesli harf
    dengik kursak
    dengkirin konuşmak, seslenmek
    denglêkirin seslenmek
    dengûbas haber, havadis, ajans
    dengvedan yankı, yankılanmak
    dep yassı tahta
    depreş kara tahta
    deq 1. metin, teks. 2. büyük aşık kemiği. 3. puan. 4. dövme. 5. benek.
    deqaq ütü
    deqel sert toprak
    deqkirin dövme yapmak
    deqlûs takla atma
    der 1. dış, dışarı. 2. hariç. 3. yer.
    dêr kilise
    der bar ilgili, hakkında
    deramet gelir
    deranîn çıkarmak
    derav çamaşır yıkama
    derbasbûn geçmek, aşmak
    derbaskirin geçirtmek, aşırmak
    derben elbise askısı, vestiyer
    derbirin ifade etmek
    dercaw elbezi
    derçik eşik
    derçûn çıkmak, görünmek
    derd dert, acı, hüzün
    derdanik yoğurt yada peynir süzülmesinde kullanılan bez
    derdekopan tatanos
    derdestkirin tutuklamak
    derdmend dertli, acılı, hüzünlü
    derdor çevre, etraf
    dêre fistan
    derek belirsiz
    derence basamak, merdiven
    dereng geç
    derengmayîn geç kalmak
    derew yalan
    derewîn yalancı
    derewkar yalancı
    derewkirin yalan söylemek
    derfet imkan
    dergeh giriş kapısı, büyük kapı
    dergevan kapıcı
    dergîl ağaçtan örülen kapı
    dergistî nişanlı, sözlü
    dergûş beşik
    derhêner yönetmen
    derhûd kefil
    derhûde kefalet
    derhûdname kefaletname
    derî kapı
    derîçe kapakçık
    derîçeyên dil kalp kapakçıkları
    derîn çıkış kapısı
    dêrîn asil, soylu, antika, kadim
    dêriskirin viran etmek
    derîzan kapı önü
    derizandin çatlatmak, yarmak
    derizîn çatlamak, yarılmak
    derkenar ilişikteki not, anekdot
    derketin çıkmak, çıkış
    derketina holê ortaya çıkmak
    derketina nêçîrê ava çıkmak, avlamak
    derkirin çıkarmak, kovmak
    dermale besi hayvanı
    derman ilaç
    dermanafiroş eczacı
    dermanxane eczahane
    dernixûn kapkacak ve paketlenmiş şeylerin ters çevrilmesi
    derpê don, tuman
    derşo bulaşık bezi
    derûder çevre, etraf
    derûn psikoloji
    derûnî psikolojik, ruhi
    derve dışarı, dışarda
    dervekirin soymak, çalmak
    derveyî dışsal, harici
    derxistin çıkarmak
    derxûn tencere kapağı
    derya deniz
    deryevan denizci
    derz çatlak, yarık
    derzî iğne
    derzîdank iğnelik
    derzîlêxistin iğne yapmak
    derzîreq toplu iğne
    dest el
    destar el değirmeni
    destavêtin 1. el atma. 2. sataşmak, sarkıntılık yapmak.
    destavxane tuvalet
    destbend kelepçe
    destbirak 1. kan kardeş, sırdaş. 2. sağdıç.
    destbûrî sözüne önem verilmeyen
    destdan dokunmak
    destdirêjî müdahale, tecavüz, cinsel taciz
    deste 1. buket. 2. kurul. 3. askeriyede takım.
    destêkar müdaheleci
    destexwişk ahiret kardeşi, sirdaş
    destgeh atölye, tezgah
    destgirtî nişanlı, sözlü
    desthilatdar iktidar olan, egemen
    desthilatî iktidar
    destik tutamak, kabza, sap
    destjêberdan bırakmak, vazgeçmek
    destkeftî kazanım
    destmal 1. mendil. 2. havlu.
    destmêjşikandin abdest bozmak
    destnimêj abdest
    destnimêjgirtin abdest almak
    destnîşankirin saptamak, tespit etmek
    destnivîs elyazısı
    destpêk başlangıç, giriş
    destpêkirin başlamak, girişmek
    destşok lavabo
    destû izin, müsaade
    destûrdan izin vermek, müsaade etmek
    destûrname icazetname, onay, diploma
    destxweşîlêkirin başarı dilemek
    destxwişk sırdaş, kankardeş
    deşt ova, düzlük
    dev ağız
    dev jê berdan vazgeçmek, boşvermek
    devavêtin sataşmak, laf atmak
    devbelaş boş konuşan kimse
    dever yöre, bölge
    deverî yerel, mahalli
    devî çalılık
    devik kapak
    devistan çalılık
    devjenî ağız dalaşı
    devkî sözlü
    devliken güleryüzlü, neşeli
    devling pantolon paçası
    devmirî sessiz, konuşmaktan aciz
    devnerm tatlı dilli
    devok ağız, şive
    dew ayran
    dewdew papağan
    dewik kızmış yağın tortusu
    dewisandin bastırmak, sıkıştırmak, basmak
    dewisîn sıkışmak, basılmak
    dewixandin bayıltmak
    dewkil ayran yayığı
    dewlemend zengin
    dewlemendî zenginlik
    dewraze büyük at
    dewre yanlış, hatalı
    dews yer, iz
    dewx baş dönmesi
    dexes kıskanç
    dexesî kıskançlık
    dexl tahıl, hububat
    deydik salıncak
    deyn borç, veresiye
    deyndan borç vermek
    deyndar borçlu
    deyndêr alacaklı
    deynstandin borç almak
    deyz kış için saklanan hayvan yiyeceği
    dezgeh 1. kurum, kuruluş. 2. tezgah.
    dezî ince iplik
    di 1. fiillerin şimdiki zaman halini sağlar. Mesela: dikim, diçim... 2. türkçede "de", "da", "te", "ta", "den", "dan", "içinde" gibi fiil eklerin ve edatların yerini alır. Mesela: "di (3 roja de)" üç günde, üç gün arasında.
    di vî warîde bu konuda, bu alanda
    di heman rojê de aynı gün
    dibe ku belki
    dibetî olasılık
    dibistan okul
    dibistana amadehiyê lise
    dibistana navîn ortaokul
    dibistana seratayî ilkokul
    dîdar görüşme
    difn burun
    digel ile, birlikte
    dihindan önem vermek
    dij karşı, anti
    dijber karşıt, muhalif
    dijmin düşman
    dijminahî düşmanlık
    dijûn küfür, sövgü
    dijwar zor, çetin
    dijwarî şiddet, güçlük, zorluk
    dik sahne, seki
    dîk horoz
    dil gönül, kalp, yürek
    dîl esir, tutsak
    dîlan düğün, eğlence
    dîlangirtin halay çekmek
    dilawêr cesur, yürekli
    dilbaz cilveli, albenili
    dilbikul dertli, kederli
    dildan gönül vermek
    dildar aşık, sevdalı
    dilfireh sabırlı, rahat
    dilgerm samimi, içten
    dilgeş neşeli, coşkulu
    dilgiranî burukluk
    dîlgirtin esir almak
    dilhebûn niyeti olmak
    dilhênikbûn ferahlamak
    dilhişk taş kalpli
    dilîn his, duygu
    dilketî aşık
    dilkirin istemek, niyetlenmek
    dilmayin kırılmak, alınmak
    dilmê rafadan yumurta
    dilnerm yufka yürekli
    dilnizm alçak gönüllü, mütevazi
    dilodîn kararsız, delidolu
    dîlok halayda söylenen türkü
    dilop damla
    dilopkirin damlamak
    dilovan alçakgönüllü, şefkatli
    dilpak temiz kalpli, faziletli
    dilq kılık kıyafet
    dilsar isteksiz
    dilsoz sözüne bağlı, sadık
    dilteng sabırsız, sıkkın, tahammülsüz
    diltenik yufka yürekli; duygusal
    diltepîn kalp çarpıntısı
    diltezîn elim, acı
    dilşa sevinçli, neşeli
    dilxwaz istekli, meraklı
    dilxweş memnun
    dilxweşî memnuniyet
    dilxwexbûn memnun olmak
    dîmen görüntü
    dims pekmez
    dîn deli, çılgın
    dîn û har delirmiş, azgın, çıldırmış
    dînbûn delirmek
    dînik hafif meşref
    dînkirin delirtmek
    dinya dünya
    dinyadîtî görgülü, edepli
    dinyanedîtî görgüsüz, kaba
    diran diş
    diranbeş dişlek
    dirandin yırtmak
    diranqîç dişlek
    diransaz dişçi
    dirav para
    diravname bütçe
    direfş 1. sancak, fılama 2. simge, sembol
    dirêj uzun
    dirêjahî uzunluk
    dirêjbûn uzanmak, uzamak
    dirêjîpêdan devam etmek
    dirêjiya salê yıl boyunca
    dirêjkirin uzatmak
    dirî diken
    dirinde yırtıcı, vahşi
    dirîreşk böğürtlen
    dîrok tarih
    dîrokî tarihi
    dîroknas tarihçi
    dirûşme slogan
    dirûşme qîrandin slogan atmak
    dirûtin elbise vb. dikmek
    dirûv çehre, görünüm, eşgal
    dirûvpêketin benzemek
    dîsa yine, gene
    dîsgotin nakarat
    dîtbarî görsel
    diş baldız
    dîtin görmek, bulmak, görüş
    dîtir başkası, öteki
    divê mecbur, zorunlu, elzem
    divêt mecbur, zorunlu, elzem
    divêtî zorunluluk, mecburiyet
    dîwar duvar
    dîwarlêkirin duvar örmek
    diwaroj gelecek
    dixapîne kandirmak
    dixebite çalışıyor
    dixemilîne süsletmek
    dixeniqîne boğdurulmak
    dixitimîne tıkandırmak
    dixurîne kaşıtmak
    dixwe yemek yiyiyor
    dixweredîtin üşünmemek, erinmemek
    dixweze istiyor
    dixwîne okuyor
    diyar belli, belirgin, açık
    diyarde olgu, fenomen
    diyarî armağan, hediye
    diyarîkirin hediye vermek, ithaf etmek
    diyarker belirleyici
    diyarkirin belirtmek
    diz hırsız
    dîz çömlek
    dizek hırsızlığı seven, klaptoman
    dizî hırsızlık
    dîzik çömlek
    dizîka gizlice
    dizîn çalmak, yürütmek
    dizûtirîn katê de en kısa zamanda
    dobelan bir mantar türü
    dojeder abse, cerehatlı yara
    dojeh cehennem
    dol vadi
    dolmend zengin
    dolmendî zenginlik
    doman süreç
    domandin sürdürmek, devam ettirmek
    domdar sürekli, daima
    domîn devam etmek, sürmek
    don iç yağ
    doq çomak
    dor 1. çevre. 2. sıra.
    dorhatin sırası gelmek
    dorlêgirtin çevrelemek, güç duruma düşürmek
    dormandor etraflı, kapsamlı
    dorpêçkirin ablukaya almak, kuşatmak
    dost dost
    dostanî dostluk
    dot kız
    doşanî sağmal hayvan
    dotin sağmak
    dotir ertesi
    dotira rojê ertesi gün
    dotmam amca kızı
    doxîn uçkur
    doxînsist zampara, çapkın
    doz ülkü, dava, mücadele
    dozger savcı
    dozîn içgüdü
    du iki
    dû 1. arka, arkası. 2. duman.
    dûajo yardımcı çoban
    dubarekirin tekrar, tekrar etmek
    dubendî ikilik, itilaf, çelişki
    ducan hamile, gebe
    ducanîbûn hamile olmak
    duçerxe bisiklet
    dudil ikircikli, karasız, tereddütlü
    dudilî tereddut
    dudu iki
    duh dün
    dukar söylenti, rivayet
    dûkel buhar
    dûmahî devam arkası
    dûmir körelme
    dûmirandin köreltmek, dumura uğratmak
    dûpatkirin belirtmek, vurgulamak
    dûpişk akrep
    dûr uzak
    dûrahî uzaklık
    dûrbîn dürbün
    dûrebîn basiretli, uzağı gören
    dûredest erişilmesi güç, uzak
    dûrî uzaklık
    duristkirin yapmak, meydana getirmek
    durû iki yüzlü, riyakar
    durûtî ikiyüzlülük, riyakarlık
    dûrxistin uzaklaştırmak
    duryan kavşak, yol ayırımı
    dûş hiza, seviye
    duşaxe difteri
    duşem pazartesi
    duşîze bakire
    dûv kuyruk
    dûvedirêj uzun erimli, ayrıntılı
    dûvelenk uydu
    dûvmesas bülbül
    dûvre sonra
    dûxan duman

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:01
  7. ecêblosik tanınmayacak kadar değişen kimse
    ecêbman şaşırmak, şok olmak
    ecibandin beğenmek
    ecîn çiğ köfte
    edilandin düzeltmek, toparlamak
    edilîn düzelmek, uygun duruma gelmek
    efare meyve veya zirai ürün atığı
    egal bir atkı türü
    eger neden
    egît yiğit, cesur
    ekonomî ekonomi, iktisat, geçim
    ekonomîst ekonomist, iktisatçı
    elbik kova
    elende şafak
    eletewş gereksiz ve saçma söz veya hareket
    elîl hasta, sakat
    elimandin öğrenmek, alışmak, alıştırmak
    elimîn öğrenmek, alışmak
    elok hindi
    em biz
    encam sonuç
    encamdan gerçekleştirmek, yapmak
    encamname sonuç bildirgesi
    endam üye. "endamê şanaziyê" onur üyesi.
    endazyar mühendis
    engajekirin engaje etmek
    engajeman engajaman
    enî cephe
    enirandin kızdırmak, öfkelendirmek
    enirîn kızmak, öfkelenmek
    enîşk dirsek
    entellektuel aydın, entellektüel
    eqd çarşı
    er geçim, iktisad
    eraq uzman
    erd yer, arazi
    erdhej deprem, zerzele
    erdnas jeolog
    erdnasî jeoloji
    erdnîgarî coğrafya
    erê evet
    erêkirin onaylamak
    erênî olumlu
    erjeng korkunç, dehşet verici
    erk işlev, rol
    erkdar işlevsel
    errik vay be!, aboo! anlamında ünlem
    erzan ucuz, değersiz
    erzanî ucuzluk
    erzêl direklerin veya dalların üzerine (yatmak için) kurulan kulübe.
    erzên çene
    esmanê dev damak
    et abla
    etar çerçi
    etê ablaya hitap
    eşîr aşiret
    eşkere açık, aleni
    etn kireç ocağı
    ev bu
    ev çend bu kadar
    evdal yoksul, gezgin
    evdoşekalo büyük çekirge
    evîn aşk
    evîndar aşık, sevdalı
    evqas bu kadar
    evsing taşlarla örülen keklik tuzağı
    ew o, şu
    ewiqandin oyalamak
    ewiqîn oyalanmak
    ewk şey, falan anlamında sözcük
    ewle güvenilir, emniyetli
    ewlehî güvenlik
    ewlekarî güvenlik
    ewqas o kadar
    ewr bulut
    ewrawî bulutlu
    ewtîn havlamak
    exte kısırlaştırılmış at
    extirme ganimet
    eyan açık, belli, ayan
    eyar post, deri
    eylo kartal
    ez ben
    ez hew dixwînim bir daha okumayacağım.
    ezbenî efendim anlamında hitap
    ezezî kendini öne çıkarmak
    ezimandin ağırlamak, konuk etmek
    ezman gökyüzü
    ezmûn 1. deney, tecrübe. 2. sınav.
    ezmûngeh laboratuvar
    ezperest bencil, egoist
    Ê, ê êdî artık
    êk işteşlik zamiri
    êl aşiret, kabile
    êm yem
    ên iyelik sıfatların çoğul hali mesela: "dîsketên min" disketlerim.
    êrîş saldırı
    êrîşkar saldırgan
    êrîşkirin saldırmak
    êş ağrı, ızdırap, acı
    êşandin ağırtmak, acıtmak, incitmek
    êşbir ağrı kesici
    êşîn acımak, ağrımak, incinmek
    êtir 1. başka, başkası, artık. 2. sabır.
    êtirkirin sabretmek
    êzing odun
    êzingvan oduncu

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:01
  8. F, f fafik kekeme
    fantên iskambil oyunu
    fatereşk dalak
    faş yüz kızartıcı, utanılacak söz veya davranış
    fayke kazak
    fê sara hastalığı
    fêdar saralı
    fedî utanç
    fedîkar utangaç, çekingen
    fedîkirin utanmak
    fedîyok utangaç, çekingen
    fehmkirin anlamak
    fêkî meyve
    felat kurtuluş
    fêm anlayış, kavrayış
    fêmkirin anlamak, kavramak
    fêmkor darkafalı, anlayışsız
    fena gibi, aynısı
    feq tuzak
    feqe din öğrenimi gören öğrenci
    feqî din öğrenimi gören öğrenci
    fer teksayı. "ferek sol" bir tek ayakabı.
    feraset anlayış
    fêrbûn öğrenmek, alışmak
    fere gerek, lazım
    ferfûr porselan, seramik
    fêrgeh okul
    ferheng 1. kültür, örf, adet. 2. sözlük
    ferhengok cep sözlüğü
    ferişteh melek
    fêrkirin öğretmek, alıştırmak
    ferman 1. buyruk, emir, talimat. 2. katliam, soykırım.
    fermanber memur
    fermanrakirin katliam veya tecrit kararı almak
    fermî resmi
    fermo buyrun
    ferşbûn mahcup olmak
    ferşkirin mahcup etmek
    ferx erkek piliç
    ferzîn santraçta vezir taşı
    fesal biçim, ölçü
    fetilîn dolanmak, dönmek
    fetisandin boğmak
    fetisîn boğulmak
    fetrûm aşı
    fetrûmkirin aşılamak
    fewikandin bir işi elden kaçırmak
    fewikîn bir şeyin elden çıkması, telef olmak
    fihêl aklanma
    fihêlkirin aklamak
    fikar endişe, kaygı
    fikirîn düşünmek
    fileh gayri müslim
    filitîn kurtulmak, kurtuluş
    fincik zıplama
    find mum
    findank mum
    fîntoz cilveli, süslü bayan
    fîqandin ıslık çalmak
    fîqerojk mantar
    firandin uçurmak
    firaq kap, kabkacak, bulaşık
    firaqşok bulaşık makinası
    firavîn öğle yemeği
    firawan geniş, kapsamlı
    fireh geniş, bol
    firehbûn genişlemek
    firehî genişlik, bolluk
    firehkirin genişletmek
    firfat yırtık pırtık
    firfaz zıplama
    firijîn hayvan aksırması
    firîn uçmak, uçuş
    firisandin tıkamak
    firj hayvan aksırığı
    firk 1. seyrek. 2. kramp, kasınç. 3. aralıklı.
    firkandin ovmak
    firkbûn seyrekleşmek
    firkkirin seyreltmek
    firmêsk gözyaşı
    firnik burun delikleri
    firoke helikopter
    firoşgeh mağaza, dükkan
    firoşkar satıcı
    firotin satmak
    fis sessiz yellemek
    fisegur 1. bir yabani mantar türü. 2. yırtık pırtık.
    fisek osurukçu
    fisikîn 1. bükülmek istenen değeğin çatlaması. 2. yürüken ayağın kayması.
    fisirîn tüymek, sıvışmak, kaytarmak
    fîskanî küçük, ufak
    fismirî sinsi
    fistiqîn burkulmak
    fistoqî 1. evde durmayan kimse. 2. evde durmayan köpek.
    fisû kokarca
    fîtê şırfıntı, sürtük
    fişar 1. baskı, zor. 2. saçma veya absürd söz.
    fişkirin sümkürmek
    fîtik ıslık
    fîtiklêxistin ıslık çalmak
    fîtnekar kışkırtıcı, provakatör, fitneci
    fîzar yardım isteyen kimsenin bağırma sesi
    fort palavra
    fote çarşaf
    fûrandin taşırmak
    fûrîn süt, yemek vb. şeylerin taşması

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:01
  9. G, g ga öküz
    gaçêrîn uzun kuyruklu sığır ve tipi hayvanların sırtında parazit toplayan serçe tipi bir kuş.
    gadan inek ve boğayı çiftleştirmek
    gadar sığır otlak yeri
    gadoş toprak kap
    gaj yumak
    gakovî yabani öküz, bufalo
    galegal konuşma, sohbet
    galegalkirin sohbet etmek, çene çalmak, geyik muhabeti
    galte şaka, alay
    galtefis tembel
    gamêş manda
    gamirok yeni doğan çocukların yakalandığı bir tür hastalık
    gan 1. can. 2. sağmal hayvan memesi
    gandîl iri sağmal hayvan memeleri
    ganî canlı
    garan büyük baş hayvan sürüsü
    garing harman sırasında öküzlerin pisliklerini almak için altlarına konulan bir kap
    garis mısır, darı
    garnigan içinde süt gibi bir sıvı bulunan bir bitki türüdür. Bu sıvı müshildir.
    garte kızak
    gasin saban demiri
    gav 1. adım. 2. an. mesela: "gavadin" biraz önce. "vê gavê" şimdi, şu an.
    gavan sığırtmaç
    gavavêtin adım atmak, işe başlamak
    gavedin biraz önce
    gayin cinsel ilişkide bulunmak
    gaz tepenin en üst noktası
    gazgaz uğultu
    gazî çağrı, sesleniş
    gazîkirin çağırmak, seslenmek
    gazin sitem, şikayet
    gazîname celpname
    gazindok çok sitem eden
    gazîvan tellal
    gazîz incir kurdu
    gazûz güve
    gêç alçı
    gêçkirin alçılamak
    geda dilenci, yoksul
    gedandin dilenmek
    gede erkek çocuğu
    gef tehdit
    gefandin tehdit etmek
    geflêxwekirin tehdit etmek
    gefok tehditkar
    geh bazen, arasıra
    gêj sersem
    gêjbûn sersemleşmek
    gêjkirin sersemletmek
    gejmirandin öğütmek
    gel halk
    gelac 1. fitneci. 2. münakaşa
    gelacî kışkırtıcılık, fitnecilik
    gelale bademcik
    gelawêj 1. ağustos ayı bn. "tebax". 2. venüs gezegeni.
    gelek epey, çok, hayli
    gelemper genel, kamu
    gelemşe sorun, ihtilaf
    gelendar büyük ve iri direk
    gelêrî anonim, folklorik, otantik, halkla ilgili
    gelhe nüfus
    gelî 1. vadi, boğaz, dargeçit. 2. ey hitap ünlemi. "Gelî zarokno!". Ey çocuklar!
    gelo acaba
    gelş ihtilaf, fikir ayrılığı, sorun
    gelwaz ceviziçi ve incir gibi yemişlerin takılıp dizildiği iplik
    gemar pis, pislik, kirli, kir, pasak
    gemaro 1. ambargo. 2. abluka.
    gemirandin bir şeyin biçimini bozmak
    gemor hafif acıya çalan tat
    gengaz mümkün, olanaklı
    gengeşî tartışma, münakaşa
    genî kokuşmuş
    genîbûn kokuşmak
    genijîn kokuşmak
    genim buğday
    genûs cimri
    gep 1. yanak. 2. lokma.
    ger 1. eger, şayet. 2. gezi, seyehat. 3. ters akıntı. 4. arama fiili mesela: "Ez li hevalê xwe gerîyam." Ben arkadaşımı aradım.
    geran dolaşmak
    gerandin gezdirmek, dolaştırmak, idare etmek, yürütmek
    gêrbûn yuvarlanmak, devrilmek
    gerdan kovmak
    gerden boğaz, çene altı
    gerdengaz uzun boylu
    gerdenî tasma
    gerdûm kağnı
    gerdûn evren
    gerdûnî evrensel
    geremol kalabalık, karışıklık
    gerew rehin
    gêrik karınca
    gerîn genmek, dolaşmak
    gerînek girdap
    gerînende direktör, müdür
    gerisandin ezmek, çiğnemek
    gêrkirin devirmek, yuvarlamak
    germ sıcak
    germahî sıcaklık
    germav kaplıca
    germbûn ısımak
    germî bulgur pilavı
    germiyan kışlak
    germjimêr termometre
    germkirin ısıtmak
    gername seyahatname
    gernas yiğit, kahraman
    gerok seyyah, gezgin
    gerran varyoz
    gêrûse eldeğirmeni
    geş canlı, gür
    geşbîn iyimser
    geşedan gelişme
    geşepêdan geliştirmek
    geşt gezi, seyahat
    geştiyar turist
    geştiyarî turizm
    gevez 1. kızıl, gül regi. 2. boyada kullanılan kımızı bir ilaç
    gevizîn ağınmak, debelenmek
    gewr boz, ağarık, beyazımtırak
    gewre büyük
    gewşîn özellik
    gez 1. ılgın ağacı. 2. ısrık.
    gezek ısırgan otu. bn. "gezgezk".
    gezende ısırıcı
    gêzer havuç
    gêzgêrik baş dönmesi
    gezgezk ısırgan otu.
    gêzî süpürge
    gêzirandin oyalamak
    gêzîvan süpürgeci, çöpçü
    gezkirin ısırmak
    gezo kudret helvası.
    geztin ısırmak
    gibîse dört yılda bir şubat ayının 29 çekmesi
    gihan ulaşmak, varmak, yetişmek
    gihandin yetiştirmek, ulaştırmak
    gihanek bağlaç
    gihîştin yetişmek, ulaşmak, olgunlaşmak
    gijbûn 1. tüylerin dikenleşmesi veya diken diken olması. 2. hayvanlarda saldırma sırasında tüylerin kabarması veya dikenleşmesi.
    gijlok dolu yağışı
    gil 1. kil. 2. yuvarlak, yuvarlamak gibi kelimelerin kökü.
    gilar çene altından sarkan tombul etler
    gilare kütük
    gilde yumak
    gildêma ayçiçeği
    gilî şikayet
    gilîdar şikayetçi
    gilik bızır, kilitoris
    gilîkirin şikayet etmek, yakınmak
    gilok yumak
    gilolî yuvarlanan herhangi bir şey
    gindirandin yuvarlamak
    gindirîn yuvarlanmak, devrilmek
    gindor 1. luğ, silindir. 2. kavun.
    ginginok burnundan konuşan
    gir büyük ve iri tepe
    gîr kabız
    giramî saygı, hurmet
    giramîgirtin saygı göstermek
    giran 1. ağır, yavaş, zor, pahalı. 2. ciddi mesela: "giranbe!" ciddi ol!.
    giranbiha değerli, pahalı
    gîrandin ağlatmak
    giranî ağırlık, pahalılık
    girar bulgur pilavı
    girav ada
    gîrbûn kabız olmak
    gîre kabız olan
    girêcan ruhi sıkıntı, stres
    girêdan bağlamak, düğümlemek
    giregir ileri gelen, elit, eşraf, asil kimse
    girêhişk kör düğüm
    girêk 1. düğüm. 2. bağlaç. 3. budak.
    girfan cep
    girgîn azgın, öfkeli
    girgirik çocuk arabası
    girgirok el arabası
    girhan delik veya bir gediğin kendiliğinden kapanması hali
    girî ağlama
    girîn ağlamak
    girîng önemli, mühim, gerek(li)
    girîngî önem
    girîngîdan önem vermek, önemsemek
    girnijandin 1. gülümsetmek. 2. katlamak.
    girnijîn gülümsemek, tebessüm etmek
    girnoz pürüzlü
    gîrobûn ertelenmek
    gîrokirin ertelemek
    girover yuvarlak, küre
    girs iri, büyük
    girse kitle
    girseyî kitlesel
    girtek makbuz
    girş 1. kiriş. Üzerinde döşeme tahtalarını mıhlamak üzere kılıçlama yerleştirilen uzun yassıca direk, 2. hatıl. Duvarı berkitlemek için taşların arasına yatırılan direk. 3. cüsse. Canlıda iri gövde.
    girtî tutsak, mahkum
    girtîgeh cezaevi, hapishane
    girtin almak, yakalamak, kapmak, tutmak, tutuklamak
    girûz pürüzlü
    giryandin ağlatmak
    gît kışın belirli soğuk günleri
    giş tüm, bütün, tamam
    giştî genel
    gîtik kaval kemiği
    givî içine maya atılmış süt
    giya ot
    giyan can, ruh
    giyanewer canlı
    giyanî 1. canlılık. 2. ruhsal.
    gizgizîn 1. karıncalanmak. 2. sıtmadan kaynaklanan titreme.
    gîzre ne yaş ne kuru ağaç
    gobilîna bê esinti
    goçavik gözlük
    goçke nasır
    gokbaz futbolcu
    golik buzağı
    gom 1. yazlık ev. 2. küçük göl, gölcük. 3. köm. 4. suskun pek az konuşan. 5. ortalıkta görülmeyen, kendisinden haber alınmayan, kayıplara karışan. "zarok gombû" çocuk kayıplara kaıştı veya çocuk ortalıktan kayboldu.
    gomik 1. küçük kulübe. 2. kuzu, oğlak ve buzağıların konulduğu havlu
    gopal baston
    gor mezar
    goranî 1. kürtçenin bir lehçesi. 2. şarkı, türkü.
    gorevan mezarcı
    gorî kurban, fedakarlık
    goristan mezarlık
    gornebaş vaşak
    gornebeşk vaşak
    gornepişk mezar soyguncusu
    gosan ağustos böceği
    gosartme rezil, gülünç duruma düşmüş
    gotar 1. makale. 2. nutuk.
    gotegot söylenti
    goşt et
    goştî tuzlanıp kış için saklanan et
    goştpere cenin
    gotin söylemek, demek
    gotindar sözü söyleyen
    gotûbêj söyleşi, tartışma
    gove şahit
    govend halay
    govendger halay çeken
    goyende söyleyen kişi
    goyin nöbet sırası
    goyinger nöbetçi
    gû bok, insan dışkısı
    guh kulak
    guhar küpe
    guhartin değiştirmek, değiştirme, değişim
    guhbirin başının etini yemek
    guhdan dinlemek, dikkate almak
    guhdar dinleyici
    guher ağıl
    guherbar değişken, değişebilir
    guherîn değişmek, değişim
    guherînkar değiştirci, değiştiren
    guherto versiyon
    guhêzbar mobil, taşınabilir
    guhêztin 1. nakletmek, aktarmak, ulaştırmak. 2. tayin etmek. 3. gelini baba evinden damat evine götürmek.
    guhlêbûn 1. duymak, işitmek, farkına varmak. 2. bakmak, dikkat emek. "Guhê te li mal be." Eve dikkat et. veya Eve bak.
    guhlêdêrandin kulak kabartmak, dikkat etmek
    guhnedar umursamaz, aldırmaz
    guhrep kepçe kulak
    gûkirin sıçmak
    gulan mayıs ayı
    gule kurşun
    gulebarankirin taramak, kurşuna tutmak
    guleberbiro ayçiçeği
    gulebûk gelincik
    gûlî 1. ağaç dalı. 2. saç örgüsü.
    gulkelem karnıbahar
    guman şüphe, kuşku
    gumanbarbûn kuşkulanmak, şüphelenmek
    gumgumok kertenkele
    gumş lokma
    gun taşak
    gûn renk
    guncaw uygun, müsait
    gund köy
    gundî 1. köylü. 2. cahil, kaba kişi.
    guneh günah
    gunehdaweşandin günah çıkartmak
    gunehkar günahkar, suçlu
    gunehpêhatin acımak
    gungilî kıvırcık
    gunoyî taşak fıtığı
    gupik topuk
    gur 1. kurt. 2. gür, canlı.
    gurçik böbrek
    gurê manco masallarda adı geçen ve öcü olarak anılan mitolojik kurt
    gurêx kurt köpeği
    gurî 1. uyuz. 2. kel, saçsız.
    gurîbûn uyuz olmak
    gûstêrk ateş böceği
    gustîl yüzük
    guşî salkım
    guvaştin sıkmak
    gûzan ustura
    guzvan yüksek
    gwîzek baldır kemiği (ayak bileğinin iki yanındaki ceviz şeklindeki kemik)

     

     

    MARDINLI1986 - 11.06.2009 - 21:01



Benzer Konular

  1. Arapça kelimeler yazılışları ve türkçe anlamları
    Konuyu Açan: MARDINLI1986, Forum: Mardin.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 16.12.2012, 01:42
  2. Kürtçe'de sıkça kullanılan bazı kelimeler ve Türkçe anlamları
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Diğer diller ve genel konular.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 28.12.2009, 02:15
  3. Türkçe kelimeler ve anlamları ( D )
    Konuyu Açan: CA-CHALLENGE, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 03.02.2009, 13:03
  4. Türkçe kelimeler ve anlamları ( L )
    Konuyu Açan: CA-CHALLENGE, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 03.02.2009, 12:59
  5. Türkçe kelimeler ve anlamları ( U )
    Konuyu Açan: CA-CHALLENGE, Forum: Türkçe Turkche Olmasın.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11.10.2008, 19:29

copyright

Soru Cevap