Tartışma Çeşitleri

  1. Tartışma - panel - münzara - Açık Oturum - tartışma çeşidi


    TARTIŞMA

    Tartışma kavramının sözlük karşılığı, "birbirine zıt düşünceleri, karşılıklı savunma"dır. Yani bir konu üzerinde lehte ya da aleyhte düşünce yürütmektir. Karşılıklı zaafları aramaktır.

    Sözünü ettiğimiz tartışma kavramını, temel kavramların çarpıtıldığı, dediğim dedikçi, deyim yerinde ise "ağız dalaşı" ile karıştırmamak gerekir.

    Tartışma "düşünce ve kanıları değiştirme amacı güder". Bu amacı da inanışı ve kişisel inançları doğrultusunda değil; bilimsel, tarihsel verilerin ışığı ile aydınlatılmış, sağlıklı kanıtlarla, toplumsal örneklerle geliştirilmiş yaklaşımlarla aşma doğrultusunda ele alırsak başarılı olabiliriz.

    "Işık yalnız tartışmadan çıkabilir." (A. Blanqui)

    "Düşüncelerini yayma özgürlüğü uzun zaman sıkı dene
    tim altında tutulunca bütün tehlikeler atlatıldıktan sonra bile,
    serbest tartışmaya dönmek kolay olmaz. Bununla birlikte namuslu düşüncenin ve iyi yönetimin can damarı, serbestçe tartışmadır." (J. Lewis)

    Alıntılarımızla tartışmanın -sağlıklı tartışmanın- önemini belirtmeye çalıştık. "Ağız dalaşı”nı aşan sağlıklı bir tartışma için şunları salık verebiliriz:

    1-İlkemiz tartışmış olmak için tartışmak olmamalıdır. Hazırlıksız, amaçsız, dağınık konuşmalarla hiçbir tartışmadan sonuç alamayacağımız bir gerçektir.

    2-Tartışma, iki zıt düşüncenin karşı karşıya gelmesiydi ve amaç da karşıdakinin düşünce ve kanılarını değiştirmekti. Bu tartışma, topluluk karşısında yapılırsa amaç da değişir; artık amaç "bir konuda kamuoyu oluşturmak" tır. Dinleyici kendisine göre sonuçlar çıkarır.

    Toplu tartışma türleri de şunlardır:

    Panel, forum, açık oturum, münazara, diyalog.

    Panel

    Dinleyiciler önünde, bir konuşmacı grubunun genellikle sosyal ya da politik bir konuyu tartışma amacıyla düzenle-dikleri toplantıya verilen addır. Kısaca, bir grup tartışmasıdır. Panele katılan konuşmacı sayısı 4-8 kişi arasında değişir. Panel başkanının konuşmasıyla açılır tartışma. Panel başkanının açışı kısadır. Panel başkanı, konuşmacıları tanıtır, panelin konusunu ve panelde nasıl bir yol izleneceğini anlatır. Sorunu belirgin kılmaya yönelik sorulan sırasıyla sormaya başlar. Konuşmacılar da konu üzerinde çeşitli açılardan görüşlerini belirtirler. Bitiminde ise aynı konuda dinleyicilerin sorularına

    geçilir. Sonunda da başkan konuşulanları toparlar, özetler ve bir sonuca bağlar.

    Forum

    Bu sözcük, dinleyici durumunda olanların da söz alabildikleri, belli bir konu üzerinde düzenlenmiş toplantı anlamındadır günümüzde. Tarihsel kökeniyle de eski Roma'da "Pazar yeri, halkın toplandığı alan, kamusal ve özel işlerin görüşüldüğü merkez, bazı toplum sorunlarının tartışılarak karara bağlandığı toplantı" anlamındadır.

    Münazara


    Münazarayı iki yönlü bir konunun karşılıklı gruplarca savunulup tartışıldığı konuşma ya da karşılıklı olarak bir konunun lehinde ve aleyhinde ileri sürdükleri düşünceler doğrultusunda yapılan tartışma diye tanımlamak mümkün. Kuşkusuz bu tartışmalar konuşma kurallarına göre oluşur, şekillenir.

    Münazara, daha çok öğrencilerin konuşma gücünü geliştirme, onlara bir konuşma jimnastiği yaptırma yönünden ele alınmalıdır.

    Diyalog
    Tam karşılığı "karşılıklı konuşma"dır. Fakat giderek, oyun, roman, öykü gibi edebiyat türlerinde İki ya da daha çok kişi arasındaki konuşma; karşılıklı konuşma biçiminde yazılmış yapıt anlamını kazanmıştır. Özellikle Yunan düşünürleri felsefî kavramları ve sorunları açıklamak amacıyla [Platon'un (Eflatun) Türkçe’ye de çevrilen Diyalogları, Sokrates'in soru-yanıt biçiminde düzenlenmiş yapıtları bunun en güzel örnekleridir.] Yapıtlarını diyalog biçiminde kurup, sözlü anlatımın doğallığından ve canlılığından yararlanmışlardır.

    Açık Oturum

    Sanatsal, bilimsel, siyasal, toplumsal... nitelikte bir konuyu, değişik görüşlere sahip küçük bir konuşmacı grubunun, bir dinleyici kitlesi önünde tartışmasından oluşur.

    Bir başkanın önce konuyu açıkladığı sonra da konuşmacıları tanıtarak başlattığı açık oturumlar, radyo ve televizyonlarda da düzenlenerek bazen çok daha geniş kitlelere ulaşır. Bu durumlarda konuşmacıların tanınmış kişiler olması ve konunun geniş halk kitlelerini ilgilendirmesi önem kazanır.

    Aşağıya alacağımız bir açık oturum örneği ile açık oturumun yapısı, akışı hakkında fikir verelim dilerseniz. Ayrıca alıntıladığımız bölümün konusu da son derece anlamlı, işin bu yanına da (içerik) dikkat çekerek örneğimize geçelim.


    Konu: KÜLTÜR DİLİMİZ


    Alıntıladığımız bölüm: Dil-Düşünce İlişkisi

    Yöneten: Adnan BİNYAZAR

    Oturuma Katılanlar:

    Prof. Dr. Doğan Aksan

    Doç. Dr. Bozkurt Güvenç

    Prof. Dr. Nusret Hızır

    Görüşme Çeşitleri


    Bu tür konuşmalarda amaç, daha çok bir sorunu çözümlemek ya da çözmektir. Bu nedenle konuşmalar, coşkusal tepkiler uyandırmak yerine, çare bulmak, bir sonuca ulaşmak yöntemine uygun bir dille ve söylemle gerçekleşir.

    Çeşitli Görüşme Biçimleri

    Resmî olmayan ve yuvarlak masa toplantısı şeklinde gerçekleşen görüşmeler:

    Küçük bir konuşmacı grubunun kendi aralarında, herhangi bir konuyu ele alıp gözden geçirmelerinden oluşur.

    Mülakat: Kısaca alanlarında (sanat, bilim, siyaset, eğitim... vb.) başarılı olmuş, verdikleri yapıtlarla ün kazanmış kişilerle; kendileri, eylemleri ve yapıtları hakkında bilgi edinmek amacıyla yapılan görüşmelere verilen addır.

    Önerilerimiz: Görüşeceğimiz kişinin alanında yetkin olması gerektiğini unutmamalıyız.

    Onunla nerede, ne zaman, nasıl buluşacağımızı önceden belirlemeliyiz.

    Görüşeceğimiz kişiye konuyu önceden iletmeliyiz.


    Konuşma Türleri

    Bu konuda yeterli bir ön hazırlık yapmalıyız.

    Örneğin, bu konudaki yapıtları taramalıyız, ilgili başka isimlerle görüşüp çeşitli bilgiler toplamalıyız... vb.

    Soracağımız soruları ve bu sorularla neyi öğrenmek istediğimizi açıkça saptamalıyız.

    Alınan değişik yanıtlara karşılık gerekirse yeni sorular sorabilmeliyiz.

    SEMPOZYUM

    Bilimsel, sanatsal, düşünsel ağırlık taşıyan bir konunun belirli bir yönü üzerinde önceden hazırlık yapan küçük bir konuşmacı grubunun, dinleyici önünde yaptıkları konuşmalardan oluşur. En az üç, en çok beş konuşma yapılır. Her konuşma 5-20 dakika sürer. Panelde olduğu gibi sempozyumda da programın sonunda dinleyici kendi görüş ve düşüncelerini bildirebilir.

    Konuşmacılar duygulandırma ve coşturma yolu İle dinleyicileri etkilemeye çalışmamalıdırlar; bunun yerine söyleşi havası hâkim olmalı ve münazara havasından uzak olunmalıdır.

    Komite Görüşmesi


    Bu tür konuşmalar, belli bir konuyu inceleyip, üst bir kurula rapor olarak sunmak üzere gündeme gelir. Özel amaçlı görüşmelerdir. "Bir çeşit çıkarcı konuşma" diye de nitelendirilebilir. Başkanın etkisi daha ağır basar. Bu tür görüşmelerde, sözü uzatmadan konuya hemen girmek, kesin konuşmak gereklidir, açık ve kavranması kolay çözümler önerilmelidir.

    Konferans

    Sanat, bilim, eğitim, teknoloji, ekonomi, insan ilişkileri, uluslararası ilişkiler... gibi değişik alanlardan seçilen bir konu üzerinde, bilgilendirme amacına yönelik yapılan konuşmalara denir. Tek kişinin konuşmasına dayalı bir etkinliktir.

    Konferansın tek kişinin konuşmasına dayalı olması, monoton ve durgun bir havanın hâkim olmasını beraberinde getirir. Bunun bir ölçüde giderilmesi için şunları salık verebiliriz:

    Konferansı, alanında uzman, alanının gelişme ve değişimlerini yakından izleyen biri ve aynı zamanda bu yönüyle güvenilen birisi olmalıdır.

    1- Konu dağıtılmamalıdır.

    2- Kolay anlaşılır cümleler seçilmelidir.

    3- Ses iyi ayarlanmalıdır. (Ne fazla bağırmalı ne de yavaş konuşmalıyız.

    4- Keskin sesler çıkarmamalıyız. Sesimizi yerine göre alçaltıp yükseltebilmeliyiz.)

    5- Örneklerimizi, dinleyicilerin hayatlarından seçmeliyiz.

    6- Anlatımı çarpıcı kılmak için fıkra, şiir vb. unsurlardan yararlanmalıyız.

    7- Olabildiğince konuşma diline yaklaşmalıyız.


    SÖYLEV

    Dinleyicilere belli bir düşünceyi iletmek,bir ülküyü aşılamak ve bunları yaparken de halkı, dinleyiciyi coşturmak amacını güden sözlere nutuk, "söylev"; bu sözleri söyleyenlere "hatip"; söz söyleme sanatına da "hitabet" denir.

    Konularını daha çok, toplumsal düşüncelerden, ulusal davalardan seçer söylevci (hatip). Törenlerde, ulusal günlerde, yıl dönümlerinde, mitinglerde gündeme gelir genellikle.

    Söylev Hazırlama

    İyi bir söylev hazırlamanın ilk o konuda yeterli bilgi sahibi olmaktır. Bunun için de okumak, gözlem yapmak, incelemek, araştırmak, konuyu açıklayıcı, kanıtlayıcı ve destekleyici nitelikte özlü sözler, şiirler... vs. bulmak, bunları bîr plan dahilinde hazırlamak, sonra da yüksek sesle prova etmek gerekir.


    Bütün bunlar yapılırken de gerekli olanın dışına taşımamalı, zaman sınırı, etkilicilik vs. öğeler iyi hesap edilmelidir. Söylevde özellikle giriş ve sonuç bölümleri dinleyiciler üzerinde bırakacağı etki bakımından çok önemlidir, bu nedenle söylevin giriş ve sonuç bölümleri oldukça çarpıcı olmalıdır.

    Bu konuda söylenenlere kulak verelim.Söylevde en önemli nokta, söze iyi başlamaktır. Söylevde en güç olan, dinleyicilerle kolay kolay, fakat en hünerli biçimde teması devam ettirmektir. İlk sözler, ilk izlenimler son derece önemlidir. Söylevin başında beş on kelime ile, dinleyiciler çoğunlukla ya kazanılır ya kaybedilir.

    (L.THORPE)


    Söyleve son veren sözlerin, çok önemli bir görevi vardır; son sözler, bütün söylevi bağlayan bağları tamamlar. Söylevinize son veren sözleri önceden hazırlayıp söyleyin, "Artık söyleyeceğimiz bir şey kalmadı." diyerek sözünüzü biçimsiz bir şekilde bitirmeyin.

    (R. COLLİNS


    Kuşkusuz girişin ve sonucun arasında da dinleyicinin ilgisi canlı tutulmalı, bunun için de güçlü örnekler, dikkatini çekecek sözler ustalıkla yerleştirilmeli.

    Sonuç

    Söyleve kısa ama çarpıcı bir girişle başlamalıyız. Soru sorup kendimiz yanıtlayabiliriz, ünlü bir sözle ya da sarsıcı bir dörtlükle, hatta düzeyli bir espriyle olumlu etkiler yaratabiliriz. Güçlü örnekleri, kanıtları olan, kişisel, toplumsal olaylarla canlı bir biçimde sürdürdüğümüz .söylevi can alıcı bir son sözle noktalamalıyız. Çünkü, son söz, doğası gereği en çok hatırlanacak sözdür. Ama can alıcı bir söz ise... Söylevle ilgili anlatımımızı

    C. Brown'dan bir alıntı ile noktalayalım.

    Bir söylevin uzunluğu ile saatin hiçbir ilgisi yoktur. Uzun bir söylev, dinleyicilere uzun gibi gelendir. Fakat kısası, herkesin bir şey beklediği veya fazlasını beklediği sırada, ansızın biten bir söylevdir. Bir söylev, yirmi dakika sürebileceği gibi, bir saat, bir buçuk saat de sürebilir. Gerekli olan, halkın İsteğini karşılamaktır. Onlar daha çok İstiyorlarsa zaman meselesi söz konusu olamaz. Onun için söylevin ne kadar sürmesi gerektiği saate bakarak değil, halkı gözetleyerek anlaşılır. Karşınızda adamlar ikide birde saatlerine bakıyorlarsa, durum kötüdür. Hatip, dinleyicilerin gözlerine bakmalıdır ve gözlerinin nereye dikildiğine dikkat etmeli, akıllanılın nerede dolaştığını keşfetmelidir. Çünkü ancak o zaman dinleyicilerin ne istediğini anlamak mümkün olur.

    Radyo ve Televizyon Konuşmaları




    Radyo ve televizyon gibi araçların günümüzde kazandıkları yaygınlığı göz önüne alarak bu konuya da değinmeyi uygun gördük.

    Aşağıda bir televizyon konuşmasını da örnek olarak alacağımız Emin Özdemir’in bu konuda söylediklerine kulak verelim:

    Gerçekte iyi bir konuşmanın nitelikleri, konuşmanın türü ve yeri yönünden değişmez. Ne var ki, mikrofon ya da kamera önünde iyi bir konuşmanın niteliklerini korumak için birtakım noktaları göz önünde bulundurmak gerekir. Bir kez, radyo ve televizyon konuşmalarında bizi dinleyenlerle yüz yüze değiliz, onların davranışlarını tepkilerini izlemeliyiz. Sonra, radyo ve televizyon dinleyicileri türdeş bir özellik göstermez, ilgileri, yaşları yetişimleri değişiktir. Ayrıca, canlı insan yüzlerine değil, cansız aygıtlara doğal olmayan bir ortam içinde sesleniriz. İşte bunlar ve bunlara benzer değişik etmenler radyo ve televizyon konuşmalarının yapısını etkiler.

    Radyo ve televizyonda (ki biz bunu her türlü anma, yıl dönümü, bayram vs. günlerinde mikrofondan yapacağımız konuşmalara da uyarlayabiliriz.) Başarılı bir konuşma yapabilmek için özellikle şunlara uymalıyız:


    1-İzleyicilerimizle yüz yüze olmadığımızı unutmamalıyız.
    Söylediklerimizin anlaşılmaması halinde dinleyicilerin bize soru sorma, açıklama yapmamızı isteme olanakları yoktur. Bu bakımdan, konuşmamızın planı açık olmalı,düşüncelerimizi somutlayarak canlı örnekleri içermeli. Ayrıca, kullanacağımız dil yalın, somut nitelikler taşımalı; cümlelerimiz oldukça kısa olmalı.

    2-Konuşma metnini okumamalı, metnin yapısını, yapacağımız türlü provalarla içimize iyice sindirmeli, onu yüz yüze konuşuyormuş gibi doğal bir biçimde dinleyicilerimize sunmalı.

    3-Mikrofon ve kamera karşısında put gibi durmamalı, dinleyicilerimiz bizi görüyormuşçasına doğal bir biçimde davranmalı, gerekli el, yüz hareketlerini ve bedensel davranışları yapmalı. Bunlarla konuşmamız hem canlılık, hem doğallık kazanır.


    4-Televizyonda yapacağımız konuşmalarda eğer söyleyeceklerimizi somutlayacak görsel araçlardan (resmini,fotoğraf, grafik, çizim ve çizelge) yararlanacaktır. Bunların nerelerde kullanılacağını ilgili kişilerle tartışmalı, konuşma metnimizde yerlerini bilmeliyiz. Kamera bu görsel araçlara yöneldiği zaman konuşma metnimizi okuyabiliriz.



    5-Kamera ya da mikrofondaki kırmızı ışık veren lambayı
    dinleyicilerimizin gözleri sanmalı, bakışlarımızı o lambadan ayırmamalıyız.


    Yeteneğinize, zevkinize uygun birkaç yoldan çalışma kaynağı arayıp onları özenle derinleştiriniz.

    Bu çalışmaların sonucunda bir uzman konuşmacı yeteneğini, yetkisini elde edemezseniz yine de az çok bir usta olgunluğunu, düzenli bir bilgiyi kazanmış olursunuz. Bu bilgi konuşulan topluluğun düzeyi göz önünde tutularak düzenlenir. Ancak bu yatkınlık da denemelerle elde edilir.

    A) Bir konuşmanın konusu nasıl seçilir?


    En iyi kural: Dinleyici karşısında, hiçbir zaman tümüyle yabancı olduğunuz bir konu üzerinde konuşmayınız.

    Eğer konuşup boşuna gevezelik edecekseniz o başka. Yalnız, bu kuralın dışında kalan iki özellik var: Bunlardan biri, bir topluluk karşısında konuşuyormuş gibi, konuşma kolaylığı kazanmak için, özellikle yabancı olduğunu, bir konuyu seçerek alıştırma yapabilirsiniz.

    Diğer yönden, sorumluluğu üzerine alan bir öğretmenin yardı-mıyla yabancı olduğunuz bir konu üzerinde çalıştırılıp, yol gösterilip, böylece eğitilebilirsiniz. Bu durumda yabancı olduğunuz konu sizin için özel yarar sağlar.

    Konu bakımından uygulama:


    Bir lise öğrencisi iseniz edebiyat öğretmeni, örneğin, "Şair Tevfik Fikret'in sanat kişiliği ve şiirimize sanat yönünden getirdikleri" üzerine bir konuşma hazırlamanızı ister. Hemen konuşmanızın konusuna yar-dımcı olacak edebi yapıtları bulur, onlardan yararlanırsınız. Okulda edebiyat derslerinden edindiğiniz bilgi de size yardımcı olur. Bu sizin yabancı olmadığınız bir konudur.

    Bununla beraber, sizin de konuşma konularınızın alanı oldukça geniştir. Örneğin, edebiyat, dilbilgisi, din bilgisi, tarih bilgisi, coğrafya bilgisi, psikoloji üzerine bir çok konularda konuşmalar yapılabilir.

    B) Bir konu nasıl hazırlanır?


    I) Konunun bibliyografyası: Çok kez, ansiklopedik bir kültürün kaynaklarını kendi kitaplığınızda bulmazsınız. Bunun için belleğine başvuracak, hazırlayacağınız konuşmanın konusu üzerine yazılmış kitapları nasıl ve nerede bulabileceğinizi hatırlamaya çalışacaksınız. O halde size, elinizin altında bulunduracağınız bir bibliyografya kurmak, meydana getirmek gerekecek. Eğer bu öğüdümüzü tutarsanız, hazırlayacağınız konu üzerinde güçlük çekmezsiniz. Kitaplarınızdaki başlıkların, aşağı yukarı, açıklamalarını bildiğiniz için aradığınız kesimi bulabilirsiniz.

    "Fakat, bu kitapları nasıl satın alabilirim?... Ekonomik durum! “

    Önce, elinize geçen her kitabı okumanız gerekmez. Tersine, üzerinde çalıştığınız konuyla ilişkisi olan tüm kitapları okumak zihninizi karıştırır.

    Bunun için, az okuyunuz ama, öz ve yararlı kitapları okuyunuz.

    Yalnız, şunu söyleyelim ki, hemen, işiniz için gerekli, temel yapıtları içine alan bir kitaplığı yavaş yavaş da olsa, kurmak zorunluluğundasınız. Bu da birkaç kez sinemaya gitmekten ve birkaç paket sigara içmekten vazgeçerek olabilir.

    Sonuç olarak, genel kitaplıklardan da yararlanabilirsiniz. Yalnız kendi kitaplığımızdaki çalışma gibi özgür olamazsınız.

    Kitaplığınızı yerleştirip düzenlerken birbiriyle ilişkili konularda olan kitapları yan yana sıralayınız ki ararken bulmakta güçlük çekmeyesiniz.

    --Elinizde bulunan inceleme kitaplarını, bir polis romanını okur gibi, merakla ilgi ile başından sonuna kadar okuyunuz. Önce kitabın içindekileri gösteren sayfaları, eğer varsa, açıklamalı sayfaları da gözden geçiriniz. Bir kurşun kalemi ile konunuzla ilgili başlıkları işaretleyiniz. Kurşun kalemi ile sizin için en çok ilgili bulduğunuz pasajların bulunduğu kitapların kenarlarına işaret koyunuz. Sonra özetlenmiş bilgilerin ve tanımlamaların altını çiziniz. Bir bakışta tüm ayrıntıları gösteren bir tablo meydana getirerek, önemli başlıkları özetleyiniz.

    Bu çalışma, önce biraz can sıkar ama, sonra kolaylık sağladığı görülüyor.

    --Sonra bu yazdıklarınızı fişler üzerine geçiriniz. Konuşmanızın hazırlanmasında bu metinler size çok yarar sağlar. Yalnız yanılgıya düşmemek için aşırılığa kaçmayınız. Bu nedenle çok fiş de kullanmayınız. Belleğinize de pek fazla güvenmeyiniz; fişlerin sırasını unutarak birbirine karıştırabilirsiniz.

    --Fişlerinizi, düşüncenize göre sıralayıp düzenleyiniz, yani
    gruplara ayırıp birkaç ana düşünce çevresinde sıralayıp düzenleyiniz.
    Sonra bu özetlenmiş fişleri bir süre için bırakınız. Konuşmanız bu evreden başlayarak, sadece taşıdığı güç bakımından, ha-zırdır. Şimdi iş,kompozisyonun evresine kadar bilinçaltımızı çalıştırmaya kalır.

    2) Canlı belgeler: Kitaplarda bulunan bilgi sizin için yeterli olmayabilir, özellikle, deneysel, uygulamalı bilgiler edinmek için bir somut konu üzerinde çalışıyorsanız bu yöntem gereklidir.

    Varsayalım ki, çalışmanın güçlüğü veya sevincinden söz edeceksiniz. Kendinizi yazılmış bir belgeyle sınırlamanız doğru olmaz.

    Bu yolda, işçiler, memurlar ve işverenler arasında kişisel bir soruşturma yapmak çok yararlı olur. Aynı biçimde, açık saçık yazılara, resimlere ve dergilere karşı bir konuşma hazırlayacaksınız. Sözlerinizin belirsiz kalmamasını istiyor-sanız; canlı örnekler vermelisiniz. Örneğin, dinleyicilerinizin, önünden sık sık geçtikleri büfe veya dükkânlarda satılan dergilerden, gazetelerden örnekler vererek söz ediniz.

    Dinleyicilerin konuşmanızdaki kanılarını iyice kuvvetleştirmek için gerçek istatistiklere de başvurmak gereklidir.

    Konuşmak için seçtiğiniz konuyu iyi bilen kişilerin düşüncelerine başvurmaktan çekinmeyiniz.

    Konuşmacılığın yalnız kuramsal yönüyle yetinmeyip uygu-lama yönünden de yararlanmak, bu canlı belgelere değinmek size uğraşınızda kazanç sağlar.

    Böylece konunuz için anlayamadığınız bazı sorunlar açıklanır, aydınlığa kavuşur.

    Konuşmayı bilmek kadar başkalarını dinleyip onların sözlerinden konuşmanızda yararlanmak da önemlidir. Bu bakımdan o canlı belgeleri dinlerken ne demek istediklerini dikkatle anlamaya çalışınız.

    3) Kompozisyon:

    Daha önce, size ilk kez edindiğiniz bilgilerin bilinçaltınızda kalarak mayalanmasını öğütlemiştik. Sanmayın ki, iş olsun diye, boşuna öğütler verip duruyoruz. Hayır. Nasıl maya hamurun içine konur da onun mayalanmasına yararsa, edindiğiniz bilgi de bilinçaltında onun da mayalanıp köpürmesine, gelişmesine yardımcı olur.

    Konunuzu düşününüz. Yürürken de onu düşününüz. Çünkü düşüncenizi tasarlamanıza adımlarınızın ritmi, temposu çoğunlukla elverişli, yararlı olur. Uykudan önce onu düşününüz. Çünkü uykunuz sırasında, düşüncenize parlaklık gelir, konu dağınıklıktan kurtulur, toplanır, gruplaşır.

    Bir süre sonra, bu süre kişilere göre değişebilir, dimağınızda süzülmüş bilgilerinizin başka bîr kalıba girmiş olduğunu anlayarak "Hah! şimdi oldu!" diyecek, konunuzun açıklıkla belirdiğini göreceksiniz

    İşte, kompozisyona başlama saati çalıyor, demektir. Fişlerinizi toplayıp masa başı çalışmasına koyulunuz.

    — Bir plan yapmaya başlayınız. Yalnız, kendinize ve dinleyicilerinize karşı saygılı olarak, yutturmaca türünden değil. Ayrıntılı bir biçimde.

    — Açıklık ve kesin bir ussal bağlantı kazanıncaya kadar planınızı yeniden gözden geçirip düzeltiniz.

    Konuşmanızın tüm ayrıntılarını gösteren tablonun yardımıyla, A, B, C ve l, 2. 3 ile işaretlediğiniz planınızı tekrar yazınız. Düşüncelerin önemine göre, altlarını bir veya birkaç çizgiyle çiziniz. Bu çizgileri, gereksinmeye göre renkli boya kalemiyle de çizebilirsiniz. Yine hatırlatalım ki, konuşmacı bir eğitimcidir. Yoksa, bilgiçlik taslayan veya boşuna konuşan bir kişi değildir. O zekâsının kavrayışına, aldığı kültüre göre, konuşmasını hazırlayan ve dinleyicilerine ışık tutan bir eğitimcidir.

    —Konuşmanızın başlangıç ve sonucunu büyük bir özenle hazırlayınız: Başlangıç da, sonuç da sıkıcı boş sözlere dayandırılmamak.Seçkin bir konuşmacı da olsa konuşmasının başlangıç ve sonucunda edebiyat yapmaya kalkarsa dinleyiciler üzerindeki etki-sini çok kaybeder. Bu bakımdan, özellikle, konuşmanın başlangıcı çok önemli olup uzun, boş sözlerle doldurulmuş olmamalıdır.

    Bir konuşmacının sonucu da bir dizemin sonu gibi, etkili sona ermelidir.

    —Konuşmanızın başlangıcında konunuzun ana çizgilerini belirtmeyi unutmayınız. Yalnız, bilgiçlik taslamaktan da kaçınınız.

    Konuşmanızın sonunda da bir kez daha bu ana çizgileri özetleyip tüm kanılarınızla dinleyicilere anımsatarak sözlerinizi bitiriniz.

    —Konuşmanıza başlamadan önce, onun süresini kesin olarak saptamayı unutmayınız. Bir buçuk saat süren konuşma çok uzundur.
    Çalışmanızı yaparken saat tutunuz ve konuşmanızın bir saati geçmemesine dikkat ediniz.

    KONUŞMA ÜZERİNDE TEMEL ÇALIŞMALAR

    Duygu ve düşüncelerin söze dönüşebilmesi için konuşmaya bir biçim vermeye çalışmak gerekir, yani, sözcüklere, tümcelere yaşam ve canlılık kazandırmaya çaba harcanır. Bir çok konuşmacının arasında tar-tışma konusu olan bir soruyu yanıtlayalım:

    Bir konuşmayı söylemeden önce, sonuna kadar yazmak yararlı mıdır? Hemen yanıt verelim:

    Evet. Çünkü, bu şekilde konuşmacı, dinleyici karşısında ne söyleyeceğini bilerek, kendine güven sağlar. Ancak, bir konuşmayı hiçbir zaman kâğıttan okumamalıdır.
    Bunu tüm konuşmacılar bilmelidir. Çünkü konuşmacının hazırladığı metin onunla dinleyicinin arasına girer. Halbuki konuşmacı, dinleyici karşısında etkili olmak istiyorsa, sözlerini daha önce hazırlamamış da,
    sanki o anda hatırına gelen tümceleri sıralıyormuş gibi rahat konuşmalıdır. Talâkat sözcüğünün anlatmak istediği de budur. Tâlâkata sahip olan konuşmacılar, rahat, inandırıcı ve kolay konuşabilen kişilerdir.
    Belki tümce kuruluşlarında veya vurgulamalarında, ses tonlamalarında yanlışlıklar yapabilirler. Fakat rahat ve inandırıcı konuşabilme yetenekleri dinleyici üzerinde öyle olumlu bir etki yapar ki, bu yanlışlarının farkına bile varılmaz. Herkes böyle tâlâkat sahibi olamaz.

    O halde yapılacak şey, yukarıda da söylediğimiz, gibi konuşma konusunu baştan sona yazarak konuya iyice hâkim olabilmek ve bu güvenle dinleyici karşısına çıkmaktır. Böylece, ilk aşama başarılmış olur.. Fakat elbette iş bununla bitmez, çünkü, her konuşmacı hazırladığı metnin tümünü ezberleyemez, zaman zaman bellekte meydana gelecek unutmalar olağandır. O halde bu tehlikeyi önlemek için neler yapmalı. Yapılan denemelere göre en geçerli yöntem şudur; Konuşmacı üzerinde konuşacağı konuyu uzun uzun, derin derin düşünüp, tüm ayrıntıları hesaba katarak en geniş biçimde tasarlamak, daha sonra, konuşma taslağını hazırlayarak sınırlandırmalıdır. Konuşmasına başladığında, düşünce akışının ilk sınırtaşını kaybetmeden önündeki taslağı istediği gibi genişletip zenginleştirebilir. Konuyu dağıtmadan, ne kadar çeşitlendirirse, konuşmayı tekdüze ve sıkıcı olmaktan kurtarmış olur. Uygulama bakımın-dan konuşmanın ilk beş altı satırını ezberlemekte de yarar vardır. Böylece anlatımın bir düzene konabilmesi, sesin ve jestlerin ayarlanması, konuşmacının kendine karşı güveninin güçlenmesi kolaylaşmış olur ve konuşmacı, özetlenmiş bir taslak yardımıyla doğaçtan ve etkili bir konuşma yapma olanağına kavuşur.

    TOPLULUK KARŞISINDA KONUŞMA:


    İnsan, toplumsal bir varlık olduğuna göre tek başına yaşayamaz, soydaşlarıyla anlaşabilmek için başlıca aracı da "söz"dür.

    İnsanın duygularını, düşüncelerini karşısında bulunan bir veya bir kaç kişiye sözle anlatmasına "konuşma" diyoruz. Karşılıklı konuşmada anlatılmak istenilen düşünce, duygu ve coşkunun şiddetine göre konuşmanın gerilimi artarak sözakımının hareketi hızlanır. Böylece dinleyenin de ilgisi canlı tutulmuş olur. Çoğunlukla tiyatro oyunlarındaki diyaloglarda böyle dramatik gelişime sık sık rastlanır.

    Halbuki bir topluluk karşısında konuşmak böyle değildir. Dinleyiciler hiç tanımadığınız, düşünce ve duygularınızı nasıl karşılayacaklarını bilmediğiniz bir topluluktur. Onlar, sizin fikirlerinizi beğenip beğenmediklerini açıklamadan susup dinlerler. Onlardan ayrı kalmamak, ortaksarna, yani söz söylerken düşünce ve duygularınızı dinleyicilere aktarmak ve bir fikir beraberliği sağlamak için aralarındaki bu açıklığı kapamak gerekir.

    Bu nitelik de düzgün ve anlaşılır bir dille konuyu dağıtmadan, söylediğine kendi de inanıp, açık ve alçakgönüllü davranarak dinleyicinin ilgisini canlı tutmayı sağlamakla elde edilir.

    Elbette söylev söylemeye yeni başlamış olanlar için topluluk karşısında uzun bir söylevi söylemek oldukça güç bir iştir. Ama, bir toplantıda kısa bir açış konuşması veya yeni evlenenler için kısa bir kutlama konuşması, veya bir ölmüş meslektaşı anmak için kısa bir konuşma yapılabilir.

    Böyle durumlarda yapılan konuşmaların asal kuruluşu aynıdır. Yalnız bunlar konu ilişkisi bakımından değişir. Bu ilişki, yerine göre, sevindirmeyi, duygulandırmayı, kederlendirmeyi, özellikle inandırmayı amaç edinir.

    Eğer dinleyicilerle bir konu üzerinde bilgi vermek için konuşacak-sak, o bilgiyle ilişkisi olan kitaplardan yararlanarak konferansımızı hazırlamak zorunluluğundayız. Bu hazırlık planlaştırılarak, yetenek ve kültürümüz ölçüsünde, dinleyicilerin iyi anlayabileceği bir konuşma olmalıdır. Bunun için de size belli bir yöntem veremeyiz. Çünkü basmakalıp bir konuşma ne sizin işinize yarar, ne de dinleyicinin ilgisini çeker. Bunu, ancak, konferansınızı hazırlamak için düşünmeye başlayıp kâğıdı kalemi elinize aldığınız zaman saptayabilirsiniz. O zaman fikirlerin kımıldanışı, size sözlerin ve tümcelerin akışını sağlayıp hangilerinin gerekli, hangilerinin gereksiz olduğunu ortaya çıkarır. Sadece bir yöntem vardır ki, o da, konuşmacının topluluk karşısında söyleyeceği sözleri kendisinin içtenlikle benimseyerek hazırlamasıdır.

    -Konuşmacının dinleyicilere karşı güveni

    -konuşurken dil sürçmesi

    -konuşurken dinleyicileri ilgilendirme

     

     

    Nehir - 18.02.2010 - 13:47



Benzer Konular

  1. Tartışma
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Kişisel Gelişim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 29.07.2013, 01:01
  2. Cahillerle Tartışma
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Resimli Sözler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07.06.2013, 18:23
  3. Tartışma Çeşitleri - Açık Oturum
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Lise.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 28.09.2012, 12:20
  4. Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 24.12.2011, 16:07
  5. Tartışma Çeşitleri Nelerdir
    Konuyu Açan: SU-PERISI, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 28.12.2010, 19:32

copyright

Soru Cevap