REKLAM




+ Konuyu Cevapla

KIRKLARELİ TARİHİ

  1. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM



    KIRKLARELİ TARİHİ

    Türkler, Kırklareli 'ni Bizanslılardan 1368 de ikinci kez aldıkları zaman adı Rumca 'da "yurttaşlar topluluğu" anlamına gelen SARANTA ECCLESIA idi; yani KIRKKİLİSE. İlimiz Kırkkilise ismini muhtemelen Hıristiyanlığın 313. yılında İmparator Konstantinus tarafından serbest bırakılıp varlığının Roma Devleti tarafından resmen kabul edilmesinden sonra almıştır.
    Yunanca'da "yurttaşlar topluluğu " kelimesinden alınan kilise ismi " Dindarlar Birliğini" oluşturdu. Bundan sonra kilise eyalet yöntemlerine uygun olarak dinsel bölgeler oluşturmaya başladılar. Kırklareli bu dönemde yurttaşlar topluluğunun yeriydi. Kırklareli aynı zamanda "İlk Hıristiyan Yeri" olması dolayısıyla da "Kutsanmış Kent" olarak geçmektedir tarihe. Sonraki yıllarda Dindarlar Topluluğu tarafından "Ruhların Kurduğu Kent" olmuştur.

    1603 yılında ilimize gelmiş olan Polonyalı yazar Simeon, Kırklareli 'nin kayalık bir arazi üzerine kurulduğunu ve kilise çokluğundan dolayı Greklerin buraya Dessera Kondi Eklesiai denildiğini yazmaktadır.
    Register
    Türkler, Kırkilise adının Hıristiyanlık inancı ile yakın ilgisi olduğundan şehri aldıktan sonra buna saygı göstermişler ve geleneklere uygun olarak adını değiştirme çabasına girmemişlerdir. Cumhuriyetin gelmesi ile "Kırkazizler" olarak ifade edilen şehrin adı Kırklareli olarak değiştirilmiştir.
    NAZİF KARAÇAM Hocamız Efsaneden Gerçeğe Adlı Eserinde İlimiz için yazdığı satırlarda şöyle diyor;
    Kırklareli ve Trakya mitolojide Şarap Tanrısı Diyonozos'a adanmış topraklardır. İnsanlar baştan beri kutsanmış olan burada yaşıyorlar. Bu bakımdan Kırklareli kutsal kentlerdendir. Binlerce yıl önce Kırklar'ın Atası burada otururdu. Pınarhisar sunak yeriydi. "Dünyanın en iyi ve en güzel insanları" buraya gelir, sıcak ve soğuk akan ünlü Teoros Kaynaklarında şifa ararlardı. Trakyalılar yılda bir kez akarsularda yıkanırlar, dünya günahlarından arındıklarına inanırlardı. Pers hükümdarı Darius ününü yaşatmak için diktiği üç sütundan birini Teoros Kaynaklarında geçirdiği üç günün anısına ayırmıştı. Tarihçiler Kırklareli ormanlarını ağustos sıcağında insanlara deniz serinliği verdiğini anlatırlardı. Evliya Çelebi Türk Gölge Oyunu'na adını veren KARAGÖZ'ÜN Kırklarelili olduğunu, burada Büyük Salkımlı Üzümler yetiştiğini yazmıştı. Bu yüzden Kırklareli ince uygarlıklar yeriydi. İnsanları kültürlü ve naziktiler. Hellen, Roma, Bizans, Türk İslam uygarlığından izler taşıyordu. Dünyanın en eski Mısır ve Mezopotamya kökenli KAKAVA Halk Kültürü her yıl 6 Mayıstan sonraki haftada yapılan Karagöz Kültür Sanat ve Kakava Şenlikleri'nde yansıyıp yankılanıyordu. Bunlar hep "EFSANEDEN GERÇEĞE KIRKLARELİ'NDE dile gelen bilgilerdir.


    Avcılık ve toplayıcılık Dönemi
    Paleolitik(eski taş)Çağ:1milyon-M.Ö.1200

    İnsanların Trakya'da ilk yerleşimleri yaklaşık 1 milyon yıl öncesine rastlar.Günümüzden 14 bin yıl öncesine kadar süregeldiği kabul edilen ve kültürel tarihin en uzun dönemi olan bu süreç "Eski Taş Çağı" olarak bilinen "Avcılık ve toplayıcılık" dönemidir. İklimsel değişimler, el becerilerinin gelişimi, alet yapımı vb. olayların tümü bu dönemlere aittir.
    Bulgulara rastlanan yerlerden; Yarımburgaz mağarasındaki kazılarda bulunan yaklaşık 600 bin yıl öncesine ait kültür katmanları çok iyi korunmuş durumdadır.

    İlk Tarımcı Köy Toplulukları Dönemi
    Neolitik(yeni taş)Çağ : M.Ö.5800-4800

    Dünya ikliminin günümüz koşullarına uygun bir biçime kavuşması ile beraber,yaklaşık 8000 yıl öncesinde Trakya'mızda doğal çevre koşulları ve bitki örtüsü de bugünküne benzer özellikler kazanmıştır. Bu dönem Anadolu'da 10-12 bin yıl önce oluşmuştu.İnsanlar ilk olarak buğday,arpa,mercimek ekimi;koyun,keçi,sığır vb. hayvanların evcilleştirilmesi;ahşap,taş ve kerpiçten ilk kalıcı konut inşaatlarına Anadolu dan daha sonra yaklaşık günümüzden 7 bin yıl öncesinde başladıkları bilinmektedir. Bölgenin ilk bilinen köy yerleşimleri; Edirne-Enez civarındaki Hoca Çeşme ile İstanbul arasında yer alan Fikir tepedir.Burası Balkanların bilinen en eski Neolitik kültür katmanlarının sahasıdır. Kırklareli'mize 3 km mesafede yer alan Aşağı Pınar tarih öncesi Neolitik döneme aittir.M.Ö. 5800'lere kadar uzanan bu yerleşim alanında kalın ahşap direklerden oluşan ve direk aralarının dallarla örülerek, kerpiçle sıvandığı yapılara rastlanmıştır.Çok odalı bu yapılarda ayrıca fırın,ocak,ambar gibi işlevsel alanlar mevcut olup; bazılarında da kült (dini) amaçlı bölümler veya dokuma tezgahı vb. amaçlı kısım ve odalara da rastlanmıştır.

    Gelişkin Köy Toplulukları dönemi
    Kalkolitik(Maden-Taş) Çağ :M.Ö.4800-3200

    Bu dönem Trakya tarih öncesi kültürünün en gelişkin ve görkemli dönemidir. Yepyeni toplulukların oluşumu,değişik renk ve dizaynda eserler,Anadolu'dan farklı olarak taş ve kerpicin yerine ağaç,dalörgü üzerine kerpiç sıvalı yapılar ve dönem sonlarına doğru gelişen madencilik dikkat çekicidir. Bakırdan yapılma eserler, takılar, süs eşyaları,iğne ve basit aletler.Ayrıca dikkate değer diğer zanaatlar arasında "malahitlik"ten de bahsetmeliyiz. Çakmaktaşından küçük delicilerle işlendiği görülen silindirik boncuklardan yapılmış değişik eserlere bu döneme ait tüm aşamalarda rastlanmıştır.Değirmen taşı benzeri öğütme taşlarına,çakmaktaşı aletlere,balta,keser ve keskilere çok miktarda rastlanan dönemde ayrıca; kutsal amaçlı birkaç santimlik kadın vb. figürlerden meydana getirilen dinsel amaçlı kilden imal heykelcikler de dikkat çekici eserlerdendir. En yoğun rastlanan eserler ise kilden,el yapımı daha çok kurşuni ve siyah renklerde dizayn edilmiş çanak ve çömleklerdir.Renkli kaplar daha azdır.Bu dönemde kuzey Bulgaristan ve Romanya da madencilik alanında gelişmeler olmasına rağmen;bu dönemde doğu Trakya da daha çok çobanlıkla geçinen göçebe topluluklar hakim olmuştur.Şeytan dere ve İnece arasında bu döneme ait kazı alanları mevcuttur.

    Kent Toplulukları ve Devletin Ortaya çıkışı
    Tunç çağı : M.Ö. 3200-1200

    Anadolu ve Yakın Doğuda M.Ö. 3 binlerde başlayan gelişmeler;şehir devletleri süreci;Batı Anadolu'daki TRUVA ile tanımlanan kentsel kültürleşme aşaması Trakya'da ancak koloniler tarzında M.Ö. 2400 lerde oluşmaya başladığı görülür.Bu tarz yerleşimin de bu günkü Kırklareli merkezinde değil çevresinde varolduğu bilinmektedir. Bu yerleşim bir yangınla harap olmuşsa da iki binli yıllar itibarıyla yeniden canlandırıldığı görülmektedir.Aşiret düzeninin hakim olduğu bu dönem sonlarına doğru siyasi bir örgütlenme başlatılmıştır.Kırklareli Kanlı geçit mevkiinde Anadolu tunç çağı yerleşimleriyle benzerlik taşıyan taş surlarla çevrili bir alan tespit edilmiştir. Sur içinde bir iç kale ve alt şehir tarzındaki bu yerleşim biriminde de her türden çanak-çömlek ve basit ahşap yapılaşma ile meydana getirilmiş bir köy oluşumudur.Bu alanın üzerindeki diğer katta ise yeniden biçimlendirilmiş Truva benzeri bir yapılaşma görülür. İşte bu ikinci kat kısmında yerlinin yanı sıra Anadolu'ya ait çanak çömleklerin de varlığı burasının bir koloni yerleşim alanına dönüştüğü tezini desteklemektedir.

    Siyasi Yapılanma ve Trak Beylikler Dönemi
    Demir Çağı : M.Ö. 13. - 16.Yüzyıllar

    Tunç çağı daha çok geniş boyutlu göçlerin,ticaretin ve diyalogların yaşandığı bir dönemdir. Anadolu ve Ege'deki; Hitit ve Miken uygarlıklarını yıkan bu karanlık dönemi başlatan bu göç dalgasının bir bölümünün büyük olasılıkla Trakya üzerinden geldiği sanılmaktadır.Trakya'da yapılan araştırmalar sonucunda Demir çağında kesin yerleşimlerin yoğun olarak yaşandığını göstermektedir. Nitekim Trakya'ya adlarını veren Trakların da bu dönemde yeniden yapılanış sürecine girdikleri ve dışarıdan gelerek Trakya'da iskan eden topluluklar üzerinde şekillenen bir kültür oluşturdukları sanılmaktadır.
    Traklar önemli bir Doğu Avrupa ve Kuzeybatı Anadolu uygarlığı olarak, varoldukları uzun zaman süreci içerisinde önemli ve özgün bir kültürün temsilcisi olmuşlardır.ancak klasik dünya anlayışı dışında, farklı olarak; Keltler,Kimmerler ve İskitler gibi Traklarda da yazının kullanılmadığı görülmektedir. Farklı bir çağrışım yapan bu topluluk Klasik Dünya'nın BARBAR olarak adlandırdığı bir topluluktur. Bu insanlar kalıcı olmayan yaşama ve her şeyin gelip geçiciliğine göre bir yaşam yönü tayin etmişler, ticaret tarım vb. kayıt gerektiren işler yerine; Hayvancılık, avcılık faaliyetleri ile sınırlı bir günlük yaşamı tercih etmişlerdir. Metafizik bir öykünme içinde olan Trak kültüründe daha çok şiir,şarkı ve doğaçlamaların yer aldığı bir kayıt-aktarım tarzının tercih bulduğu; Örgütlü bir sosyal yapının olmadığı,bürokrasi ve ticaretin gelişmediği daha çok Prehistorik sürecin bir süre daha devam ettiği sanılmaktadır.
    Yayılım alanları itibarıyla;Kesin olmamakla beraber;Bu günkü Makedonya ve Vardar ovasını takiben, doğuda Karadeniz kıyıları,Kuzeybatı Anadolu içleri; Kuzeyde Tuna boylarından, Güneyde Kuzey Ege kıyıları ve hatta adalarına kadar uzanan geniş arazi dilimlerinde yaşantılarını sürdürdükleri ve KIRKLARELİ ilimizin bu sahalar içinde bir merkez konumunda olduğu görülmektedir.
    Heredot'un Hintlilerden sonra en büyük kavim olarak gösterdiği Traklar yine de büyük bir birlik meydana getirememiş ve devlet kuramamışlardır. Bunun da başlıca sebebi Kabilesel yaşantı tarzları ve aralarındaki hakimiyet mücadeleleridir.


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Persler-Odrysler ve Makedonya Hakimiyeti
    Klasik ve Helenistik Dönemler : M.Ö. 5-M.Ö. 1.yüzyıl

    M.Ö.513-512 yıllarında Persler İskit seferini takiben,Trakya'ya bölge halkının hiçbir direnişi olmaksızın yerleştiler. İç kesimlerde, bilhassa Kırklareli çevresinde etkin olamamışlardır.Ama yine de isyancı Yunan kentleriyle beraber bazı Trak yerleşimlerini de baskınlarla cezalandırdıkları bilinmektedir.Persler tarih sahnesinden çekilince ilk Trak Devleti Odris kabilesi denetimin de kurulmuştur.Başkent olarak da;Tunca ve Meriç arasında yer alan Teres kenti olmuştur.Bu olay sonrasında Sosyokültürel alanda birçok değişimler yaşanmıştır.Eski Teokratik yapının ye rine; Atlı hareket eden,süvari soylular sınıfı oluşmuştur.Halk savaşlara yine piyade olarak katılıyorsa da bu atlıların kültürel ve askeri alanlardaki etkinlikleri artmıştır. Odris hanedanlığı da Kırklareli ve Bizye(Vize) çevresinde önemli bir kontrol sağlayamamış ve pek çok zamanlarda diğer topluluklarla yapılan antlaşmalarda bu çevrenin hakim liderlerini de taraf olarak yanları na almak zorunda kalmışlardır. Bazen de iç çekişmeler yaşanmıştır. Odrisler Doğudaki kontrol eksikliklerine rağmen yine de İskender'in ölümü sonrasında da egemenliklerini devam ettirmişlerdir.

    Galatlar-Roma Hakimiyeti ve Got İstilası :
    M.Ö. 280 de Makedonyalıları yenen Galatlar;Trak topraklarında M.Ö. 273 yılı itibarıyla 60 yıl kadar hüküm sürmüşlerdir. Daha sonraki dönemlerde bölgeye ilgi duyan Romalılar; Traklarla yaptıkları savaşı (M.Ö. 188) kaybettilerse de ,M.Ö. 166 da Odrislerin zayıflaması ile bölgede etkin duruma geçmişlerdir. Odrisleri takiben Sapaiolar'dan Kainoiler otorite boşluğunu doldurarak Roma ile diyaloga girmişler ve başkenti Bzye(Vize) olan bir devlet kurmuşlardır.M.S. 26 ve 45 yıllarındaki isyanlardan sonra Roma bölgeyi tamamen istila etmiştir.Bu olay sonrası bölgemizdeki Trak egemenliği ve kentlerin gelişimleri bir zaman dilimi boyunca durmuştur. Roma hakimiyetinin de tam olarak kurulamadığı bölgeye M.S. 369 yılında kuzeyden gelen Gotlar saldırmıştır. M.S. 378 de Got orduları İmparator Valens'in ordularını yenerek, Kırklareli ve Edirne'yi istila ettiler.İmparator Theodosius Gotları durdurabilmek için M.S. 379 da onlara Kuzey Trakya'da özerklik tanıdı. Germen/Got süvarilerini Roma ordusuna kattı. Fakat yüklü maaşların ödenemediği dönemlerde Gotlar halkın elinden topraklarını alarak zaten Roma'da da yeniden başlamış olan köleci üretim tarzını yeniden canlandırmış oldular.

    Bizans Dönemi :
    Selanik olan İllirya valiliğine bağlandı. Bu dönemi takiben bölgeye pek çok uzak bölgelerden çeşitli topluluklar sürgün getirilerek yerleştirilmişlerdir. Romalılar 498 de İzurialıları yıkarak halkını Trakya'ya sürdü.540'larda Hunlar, 590'larda da Avarlar ve İslavlar Bölgeye saldırdı. Roma İslavları da burada iskana tabi tuttu. 626'da ikinci Avar saldırısını takiben, 678'de Onogurlar(Türk-Bulgar) akınlar yaptılar ve Tuna ile Balkan Dağları arasına yerleştiler. Bizans imparatoru V.Constantinus, 746 da Suriye seferi sonrası ve 747 de de Erzurum ve Malatya seferleri sonrasında tutsakları Trakya topraklarına yerleştirdi. İmparator I. Nikephoros 802-811 yıllarında Anadolu'daki çiftlik sahiplerini sürgün olarak bölgeye getirterek sınırlara ve Kırklareli'ne yerleştirmiş ve onlara Asker-Köylü (Stratiotes) sıfatıyla askerlik yapmalarını şart koşmuştur. 850'lerde de imparator III. Mihail, Malatya yöresinde Arapların tarafını tutan Pavlikianları zorla bölgeye sürgün olarak göndermiştir. Bu tür Sürgün halkların ardından bölgede daha sonraları da birçok istilalar yaşanacaktır.

    Bulgar kralı Simeon 913 ve 924'te Bizans başkentini iki defa kuşatarak bölgesi iki kez istila etmiştir.
    1064'te güney Rusya'dan Kumanların baskısıyla Balkan yarımadasına inen Uzlar;Bulgar ve Makedon topraklarını ve Trakya'yı dalga dalga istila etmişlerdir.
    1122'de Bizans-Kuman ittifakına yenik düşen Peçenek Türkleri Tuna'yı aşarak Makedonya ve Trakya'ya girmişlerse de İmparator II. İoannes'e yenilerek bölgede yerleşime zorlanmışlardır.
    1190 da Kırklareli ve Edirne Haçlı ordularınca işgal edilmiş; İşgal ve sömürüler İstanbul'da kurulan "Latin İmparatorluğu" yıkılana kadar (25 temmuz 1261) sürmüştür.
    1264'te Bizans ordularının Bulgar-Tatar ordularına yenilerek geri çekilmeleri sonrasında; 1304-1305 arasında benzeri görülmemiş bir yağmalamaya uğramıştır.
    Bizans'ı korumak için kiralık gelen Katalan askerleri Gelibolu'yu almışlar ve komutanları Roger de Flor bir komplo ile öldürülünce intikam için o sıralarda Avrupa yakasına geçmekte olan Türklerle birlikte hareket ederek Bizans'ın da zayıfladığı bu dönemlerde 2 yıl kadar akınlarını sürdürmüşlerdir.
    Bu son olay sonrasında; Artık Trakya topraklarında 20. yüzyıl başlarına kadar sürecek olan "TÜRK HAKİMİYETİ, BARIŞ ve İSTİKRAR DÖNEMİ" başlayacaktır.
  3. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Osmanlı'nın Fethinden 20.yy. Başlarına Kadar
    Bizans İmparatorluğu 'ndaki iç çekişmeler, saray entrikaları ve bitmek bilmeyen taht kavgaları üzerine, Bulgarlar ve Sırplar bölgeye birkaç kez asker sevk etmişlerdi. Ayrıca İmparatorluk mücadelesi yapan gruplar tarafından yardıma çağrılan Aydın oğlu Umur Bey ve İkinci Osmanlı Sultanı Orhan Gazi 'nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa da bu vesile ile bir kaç defa Rumeli 'ye geçerek, askeri harekatta bulunmuşlardı. Bölge halkı aşın vergiler, salgın hastalıklar ve zaman zaman meydana gelen depremlerin de etkisiyle son derece sıkıntılı ve perişan bir haldeydi. Huzur ve istikrar olmadığı bu ortamda, bölgede yaşayan halkın önemli bir kısmı başka yerlere göç etmiş veya öldürülmüş, bu ve benzeri nedenlerle nüfus önemli oranda azalmıştı.Kırklareli 'nin de nüfus yönünden azalması ve uzun uğraşılar verilme den alınması nedeniyle olsa gerek,buranın fethine ilişkin bilgilere ilk Osmanlı kaynaklarında pek az rastlanılmaktadır.Kırklareli 'nin fethi ile alakalı bilgi veren ilk kaynaklar, 16. ve 17. yüzyılda yazılmış eserlerdir. Bu yüzden Kırklareli 'nin fethi tarihini mevcut kaynaklara dayanarak kesin olarak söylemek mümküri değildir. Bununla beraber, Kırklareli fethinin, Edirne'nin fethinden sonra, 1. Murad zamanında ve bizzat Padişahın kumandası altında gerçekleştiği genellikle kabul edilmektedir. Bu fetih, muhtemelen 1367-1372 yıllan arasında gerçekleşmiştir.
    Osmanlılar tarafından bu şehre Kırk Kilise denilmekteydi. Bu ismin ne anlama geldiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Ancak bu görüşlerin kesin olarak hiç birinin genel kabul görmediğini belirtmek gerekir. Bununla beraber Kırk Azizler Kilisesi anlamında Saranta Eklesiai'den Kırk Kilise'ye çevrildiği şeklindeki görüş, diğerlerine nazaran daha fazla benimsenmiştir. Kırk kilise ismi, Kırklareli Milletvekili Fuat UMAY tarafın.dan verilen bir teklif üzerine, 20 Aralık 1924'te TBMM'nde kabul edilen 537 Sayılı Kanunla Kırklareli 'ne çevrilmiştir.
    Kırklareli, Türkler tarafından fethedildikten hemen sonra iskan edilmeye başlanmıştır. Özellikle, Moğolların Anadolu'ya girmesiyle, önlerinden kaçan Türkmenler ve Yörükler Batı Anadolu'da nüfus yoğunluğu meydana getirmişti. Osmanlıların Rumeli'ye geçerek buralarda fütuhat yapmaları, Türkmenler ve Yörüklerin boş alanlara yerleşmek üzere Rumeli'ye geçirilmesi sonucu, bölge kısa zamanda şenlendirilmiştir.
    Kırklareli, idari olarak Osmanlılar ' ın ilk dönemlerinde Vize Sancağı ' na bağlı bir kaza merkezi iken, daha sonra Rumeli Eyaleti 'nin bir sancağı haline getirilmiştir. 17 .yüzyılın ilk yarısında Özi Eyaleti 'nin kurulmasıyla Kırklareli bu eyalete bağlanmıştı. 19. yüzyıla kadar sancak olarak kalan Kırklareli'nin 1292 (1875) yılında Edirne'ye bağlı bir kaza olduğu görülmektedir. 1304 yılında ise tekrar Sancak olarak idare olunmuştur. Cumhuriyet döneminde idari yapıda yapılan düzenlemelerle birlikte, sancak teşkilatı kaldırılmış ve Kırklareli vilayet olmuştur.Osmanlı idarecileri, şehirleri kuracakları veya mevcut şehirleri iskan edecekleri zaman, öncelikle şehre yerleşecek olanların temel ihtiyaçlarının karşılanacağı cami, mescit, imaret, mektep, medrese ve hamam gibi dini ve sosyal tesisleri inşa ederlerdi. Bu kurumlar halkın yerleşmeleri için uygun ortamı oluştururdu ve bu şekilde mahalleler meydana gelirdi. Cami, mescit, imaret gibi tesislerin ihtiyaçlarının karşılanması için de dükkanlar, hanlar, kervansaraylar ve bedesten yaptırılarak kiraya verilir ve bu yolla şehirlerin ekonomik yönden gelişmesi temin edilirdi.
    Kırklareli 'ne bakıldığında, şehrin yukarıda açıklanan şekilde bir gelişme gösterdiğini söylemek mümkündür. Şehre ait nüfus verilerinin kaydedildiği 16. yüzyılın ilk yarısına ait tapu tahrir defterinde, şehirde 6 mahallenin mevcut olduğu görülmektedir. Bunlar, Büyük Cami (Cami-i Kebir), Eski Cami (Cami-i Atik), Sultan Bayezit Kethüdası Camii, Hacı Zekeriya, Karaca İbrahim ve Yapraklı mahalleleridir. Görüldüğü üzere 6 mahalleden üçü cami ismiyle birlikte deftere kaydedilmiştir. Bu durum, bu üç mahallenin cami etrafında geliştiğini göstermektedir. Yaklaşık olarak 1530 yılında hazırlanan bu deftere göre, Kırklareli'ndeki en kalabalık mahalle 88 hane, 15 mücerret (bekar nüfus) ile Büyük Camii Mahallesi idi. Bunu 75 hane, 21 mücerret nüfus ile Sultan Bayezit Kethüdası Camii Mahallesi izlemekteydi. Diğer mahallelerdeki nüfus ise sırasıyla, Karaca İbrahim Mahallesi'nde 50 hane, 12 mücerred; Hacı Zekeriya Mahallesi'nde 42 hane, 1 mücerred; Eski Camii Mahallesi'nde 25 hane, 12 mücerret ve Yapraklı Mahallesi'nde 22 hane, 5 mücerret şeklinde kaydedilmiştir.
    Tapu Tahrir defterindeki nüfusla ilgili olarak verilen bilgiler incelendiğinde, her mahallede bir imam mutlaka vardır. Büyük Cami Mahallesi 'nde ise bir de hatip bulunmaktadır. Yine cami görevlisi olarak 4 adet müezzin ve 2 tane de talebe bu tarihte Şehirde yaşamaktaydı. Kırklareli şehrinde Vakıf görevlisi olarak bir nazır, bir mütevelli ve bir kayyım tespit edilmektedir. Bu tarihte ayrıca padişaha doğan yetiştirmekle vazifeli 3 kişinin Kırklareli'nde yaşadığı Tapu Tahrir Defterinde kayıtlıdır.17. yüzyılda Kırklareli'nin fiziki olarak gelişmesinin devam ettiği görülmektedir. Hicri 1051 (Miladi 1641- 42) tarihli Avarız defterine göre şehirde 4 yeni mahalle daha teşekkül etmiş ve mahalle sayısı I0'a yükselmiştir. Yeni kurulan bu mahalleler Doğanca, Dellak-Zade, Hatice Hatun ve Karakaş mahalleleriydi.
    Bu dönemde en kalabalık mahalle 63 hane ile Karakaş Mahallesi idi. Görüldüğü gibi bu mahalle yeni kurulmasına rağmen en kalabalık mahalleyi meydana getiriyordu. Bu da fiziki olarak şehrin yeni alanlara doğru gelişme içerisinde olduğunu göstermektedir. Nüfus yoğunluğu itibariyle Karakaş Mahallesi'ni 61 hane ile Büyük Cami ve 44 hane ile Hacı Zekeriya mahalleleri izlemekteydi. Diğer mahallelerdeki hane sayıları ise Karaca İbrahim Mahallesi 'nde 39 hane, Hatice Hatun Mahallesi 'nde 31 hane, Doğanca Mahallesi 'nde 30 hane, Sultan Bayezid ve Dellak-Zade mahallerinde 27 hane, Yapraklı Mahallesi 'nde 1 7 hane ve Eski Cami Mahallesi 'nde de 13 hane olarak bildirilmektedir.
    Mahallelerde nüfusla ilgili olarak verilen rakamlara sancakbeyinin adamları, mahkeme görevlileri ve hür olmayan kimseleri de ilave etmek gerekmektedir. Çünkü bunlar vergi mükellefi olmadıklarından, defterlere kaydedilmezlerdi. 16. yy.dan 17 .yy.a gelindiğinde maha11e sayısının artmasına rağmen, nüfusun aynı oranda artmadığı tespit edilmektedir. 1530'da şehirde toplam 302 hane ve 66 mücerret yaşamaktaydı. 1641 'de ise hane sayısı 352 idi. Hane sayılarından hareketle, Kırklareli 'nin nüfusu tahminen 1529 ' da 2000- 2200 civarındadır. 17 .yy. ortalarında da nüfusun aynı sayılarda olduğu veya çok az bir artışın söz konusu olduğu tahmin edilmektedir. Görüldüğü gibi aradan 110 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen, nüfusun tabii seyri olarak artması gerekirken, yatay bir seyir takip etmiştir. Bu durum ile ilgili olarak tahrir defterlerinde herhangi bir kayda tesadüf edilmemiştir.
    Nüfusun artmamış olması yangın, sel felaketi, salgın hastalıklar vb. tabii afetlerden kaynaklanmış olabileceği gibi, asayişle ilgili problemlerden de ileri gelmiş olabilir.
  4. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Register
    16. yy.da Kırklareli
    16. yy.da Kırklareli Şehri'nde yerleşmiş gayrimüslim nüfus tespit edilememiştir. 17. yy.da ise 33 Hıristiyan ve Yahudi, Müslümanlara ait mahallelerde ikamet etmekteydi. Bu dönemden itibaren Kırklareli'nin gayrimüslim nüfusunun arttığı gözlenmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri 1674'te Kameniçe'de yaşayan gayrimüslimlerin Kırklareli'ne sürgün olarak gönderilmesidir.
    17. yy. ortalarında dikkati çeken husus, Kırklareli'nin başka şehirlerden ve civar köylerden gelip yerleşilecek bir yer oluşudur. Nitekim geldikleri yerler açık olarak belirtilmemekle beraber, 14 hane Anadolu'dan gelerek buraya yerleşmişti.
    Aynı şekilde Şam'dan, Çorlu'dan, Pınarhisar ' dan gelip şehre yerleşenler olduğu gibi, civar köylerden gelerek yerleşenlere de rastlanmaktadır. Yine geldiği yer belirtilmemekle beraber, Şehirde l yabancı olduğu da tespit edilmektedir.17. yy.a ait Avarız Defteri Şehirde yaşayanlarla ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir. Buna göre geri hizmette istihdam edilen ve nöbetle sefere giden 16 ellici ve l müsellem Kırklareli'nde yaşamaktaydı. Bunun yanında l muhzır (kadıların yardımcısı), l doğancı, l topçu ve çadır mehteri ile seferde padişahın çadırını kurmakla görevli bir kişi de kayıtlarda dikkat çekmektedir.
    Ayrıca l şeyh oğlu, 12 sipahi oğlu, Peygamberimizin soyundan gelen 2 seyyid, ve 10 kul oğlu şehirde yaşayanlar arasında kayıtlı gözükmektedir.Avarız defterindeki bilgilerden 17. yy.da Şehirdeki iktisadi faaliyetlere ilişkin olarak da bazı veriler elde edilmektedir.
    Bu verilerden hareketle, Şehirdeki çeşitli iş kolları ve üretim faaliyetlerini ortaya koymak mümkündür. Bu deftere göre Şehirde 8 terzi, 2 çizmeci, l ayakkabıcı, l postalcı, 3 bakkal, 2 kasap, 3 ekmekçi, 2 sabuncu, 4 küpçü, l fıçıcı, l meyhaneci, l bozacı, 2 helvacı, 3 aşçı, l mumcu, l abacı, 2 arabacı, 2 nalbant, l manav, 3 marangoz, 2 çoban, l ırgat, l tellak, l derici, l kuyumcu,1 Kazancı, l kılıççı ve 3 bostancı vardı.
    16 ve 17. yy.da Kırklareli halkının olağanüstü hallerde alınan vergilerden muaf olmak şartıyla, İstanbul'un ihtiyacı için her yıl 220 koyun beslemekle yükümlü olduğu anlaşılmaktadır.
    Yine Kırklareli, İstanbul'dan Bulgaristan'a giden yol üzerinde bulunmasından dolayı, ahalisi, padişah fermanıyla dört adet menzil beygiri saklamakla mükellef idi.
    1608 yılında Kırklarelini gezen Polonyalı Simeon, evlerin taştan inşa edildiğini yazmaktadır.
    17. yy. ikinci yarısında Kırklareli' yi gören Evliya Çelebi de Şehrin bağ ve bahçeler içerisinde mamur, kiremit örtülü evlere sahip olduğunu bildirmekte ve bu evleri saraya benzetmektedir.
    Evliya Çelebi ayrıca şehirde iki hamam olduğunu, her esnafın bulunduğunu, bedesteninin faal olduğunu, mükemmel hanları bulunduğunu, kurşun örtülü imaretleri olduğunu, mahalle mekteplerinin, sebil ve çeşmelerin mevcut olduğunu, ayrıca köprü başındaki çeşmenin yanında bulunan kahvehanede ise ilim sohbetleri yapıldığını belirtmektedir

    18. yy. sonlarında
    Kırk kilise hakkında bilgi veren İnciciyan, Kırklareli' de Türk, Rum ve Yahudilerin yaşadığım, bu Yahudilerin Podolya'dan geldiklerini ve bozuk bir Alman lehçesiyle konuştuklarını belirtmektedir.
    Yahudiler, tereyağı ve peynir üreterek kendi mühürleriyle damgaladıktan sonra İstanbul'a göndermekteydi. 19. yy. başlarında Kırklareli'nin bir süre Rus işgaline uğradığı görülmektedir. 1828-1829 Osmanlı Rus savaşı esnasında, Edirne'nin yanında Kırklareli de işgale uğramıştır. Her ne kadar savaş sonrası yapılan Edirne Antlaşması ile Ruslar bu bölgeyi boşalttılarsa da işgal sırasında halkın elinde bulunan zahire, büyük ve küçük baş hayvanlarla yük hayvanlarının zorla alındığı bilinmektedir.
    19. yy. içerisinde Kırklareli ikinci defa Rus işgaliyle karşı karşıya kaldı. Bu işgal 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında meydana geldi ve Rus kuvvetleri, İstanbul'a kadar tüm Trakya'yı işgal etmişlerdi. Savaş sonrasında 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Anlaşması ile Kırklareli, Rusya tarafından kurulan Bulgaristan'ın sınırlan içerisinde kaldı.
    Ancak Rusya'nın Balkanlar'a tamamen hakim olması, Avrupa devletlerinin tepkisine neden olmuş ve yeni durumu görüşmek üzere toplanan Berlin Konferansı sonunda imzalanan 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması ile Kırklareli yeniden Osmanlılara bırakılmıştır.Ayrıntılar için Tıklayınız !::>

    Son İşgaller, Milli Mücadele ve Ebedi Özgürlük:
    Romanya, Bulgaristan, Karadağ, Yunanistan ve Sırbistan'ın 1912 yılının Ekim ayında yaptıkları anlaşma sonrasında başlayan I. Balkan Savaşı sırasında, düşman işgaline uğrayan Kırklareli yöresi, belki de tarihinin en kötü günlerini yaşamıştır.
    Bulgar 1. ve 3. Ordularının iki koldan başlattıkları saldın, Abdullah Paşa komutasındaki Türk birliklerini hazırlıksız bir anda yakalamıştı. Düşmanın ilerleyişi sırasında, savunmada kalarak zaman kazanmak isteyen Abdullah Paşanın fikirlerine, Başkomutan Vekili Nazım Paşanın karşı çıkması üzerine, Doğu Ordusu kendisinden iki kat güçlü düşmana saldırmak zorunda kaldı. 22.Ekim 1912'de başlayan karşı çıkışla, Bulgar 1. Ordusunu Erikler ve Poloz köyleri civarında yenilgiye uğratan Mahmut Muhtar Paşanın 3. Kolordusu, Bulgar 3. Ordusunun saldırısıyla karşılaştı. Türk ordusu bu ani saldırı karşısında ağır kış şartlarının da etkisiyle düzensiz bir şekilde geri çekilmek durumunda kaldı. Abdullah Paşa, Ordusunun Ergenenin gerisine çekilmesini ve bu arada sorunun diplomatik görüşmeler yoluyla çözülmesini istiyordu. Osmanlı Hükümeti duruma çözüm getirmek için Başkomutan Nazım Paşayı cepheye göndermiş, Abdullah Paşa ise eski görüşünü tekrarlamasına rağmen, cephenin Lüleburgaz'da kalmasına karar verilmiştir.
  5. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Register
    MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ :
    Düşmanın 26 Ekim'de iki koldan başlattığı saldırı sırasında, Doğu Ordusu ikiye ayrıldı ve Vize'deki 2. Doğu Ordusu'nun başına ise Ahmet Abuk Paşa getirildi. Bulgar güçleri ise 28 Ekim'de Pınarhisar ve Vize'ye şiddetli saldırılarda bulundu. İstanbul Hükümeti barış isterken, Bulgar orduları 17 Kasım'da yeni bir saldırı başlattı. Fakat takviye edilen Türk birlikleri düşmanı püskürtünce, 25 Kasım'da ateşkes görüşmeleri başladı. 3 Aralık'ta anlaşma sağlandıktan sonra, 17 Aralık'ta Londra'da Barış Konferansı toplandı. Tarafların karşılıklı katı tutumları ile karara varılamazken, İstanbul'da yönetim değişmiş ve Edirne düşmüştü. Yeniden Ateşkes görüşmeleri başlatıldı ve ardından 30 Mayıs 1913'te Londra Anlaşması imzalandı. Buna göre Girit ve Ege adaları ile Makedonya'daki Osmanlı hakimiyeti sona ermiş oluyordu. Anlaşmanın ardından, Balkan Devletleri aralarında toprakları paylaşma savaşı başlatınca, Enver Paşa, Osmanlı Ordularını harekete geçirerek, Kırklareli önlerindeki düşmanı cephelerinden söktü ve Edirne'ye doğru ilerledi. Bulgarların isteği üzerine 31 Temmuz'da ateşkes yapıldı, ardından 30 Eylül 1913 tarihinde ise İstanbul Anlaşması imzalanarak, Edirne geri alındı.
    (21 Temmuz1913: Balkan Savaşında Osmanlıdan alınan toprakların paylaşılması, Bulgaristan ile eski bağlaşıkları Sırbistan ve Yunanistan arasında II. Balkan Savaşına yol açtı. Bu durumu fırsat bilen Osmanlılar Kırklareli ve Edirneyi geri aldı.)

    l.Dünya Savaşı'nın ardından, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri Kırklareli ve tüm Trakya'da denetim kurma hazırlıklarına başladı. 4 Kasım 1918 'de bir Fransız Alayı Sirkeci 'den Uzunköprü-Hadım köy hattını tutarak, demiryolu çevresindeki Türk köylerine saldırmaya başladı ve Lüleburgaz'a da bir müfreze yerleştirdi.Mevcut işgalci tutum karşısında, 2 Kasım 1918'de Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniye'si adıyla bir örgüt kuruldu. 22 Ocak 1919'da İstanbul'da yapılan toplantıyla, Trakya'nın kurtarılması için bir dizi karar alındı ve buna göre Doğu Trakya (Edirne-Kırklareli-Tekirdağ)'da bulunan Yunan askerlerinin Bölgeden çıkarılması için gerekli teşebbüslerin her kademede başlatılması kararlaştırıldı. Kırklareli'ni temsilen bu toplantıya Şevket Dingiloğlu katıldı. 4 Eylül 1919'da toplanan Sivas Kongresi'nden bir süre sonra Trakya'nın silah yoluyla kurtarılması için kurulan "Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" Trakyalı vatanseverleri bir çatı altında topladı. 31 Mart 1920'de Lüleburgaz'da toplanan kongrede, işgalcilere karşı kesin tavır belirlemek ve alınan kararları uygulamak üzere bir yönetim heyeti kabul edilerek, durum Ankara'ya bildirildi. Çalışmalar üzerine 3 Nisan 1920'de Kongreye bir telgraf yollayan Mustafa Kemal, başarı diliyordu. 9-13 Mayıs 1920'de Edirne'de genişletilmiş "Trakya Kongresi" yapıldı. Burada işgale karşı mukavemet gösterilmesi ve Milli Kuvvetler Kumandanlığına Cafer Tayyar Paşa'nın getirilmesine karar alındı.

    25 Mayıs 1920'de genel seferberlik ilan edildi. Kurtuluş hareketlerinin yaygınlaşması üzerine, Yunanlılar 20 Temmuz 1920'de Tekirdağ'a asker çıkardılar ve hızla ilerleyerek 25 Temmuz'da Edirne'yi ele geçirdiler. Edirne işgalinden birkaç gün önce, Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti merkezi Kırklareli'ne taşınmıştı. 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Anlaşması ile Trakya Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu durum İstiklal Savaşı hazırlıklarını hareketlendirdi. İşgal sırasında bir süre yönetimi dağılan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yeniden toparlandı ve silahlanma hareketini hızlandırarak, Ankara Hükümeti'ne bağlandı. Artık istiklal mücadelesi başlamıştı. Nitekim Nisan 1922'den itibaren, silahlı çetelerle vur-kaç hareketleri düzenlenmeye başlandı. Bu arada bağımsız olarak hareket eden 3 direniş müfrezesi, Doğu Trakya içlerine doğru düşmana karşı baskınlar düzenliyordu.
    Eylül ayına kadar süren bu hareketlerle düşmana büyük kayıplar verdirildi. Nihayet 12 Ekim'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli Ankara Hükümeti'ne bırakılıyordu. Yunanlılar 15 Ekim'den itibaren işgal bölgelerini boşaltmaya başladılar. Varılan anlaşma gereği, Vize ve Saray İtalyanlara, Lüleburgaz ve Kırklareli ise Fransızlara, Ankara Hükümeti'ne verilmek üzere teslim edildi.Doğu Trakya'nın teslim alınması için İtilaf Yüksek Temsilcileri ile İstanbul'a gönderilen Refet Paşa arasında 23 Ekim 1922'de bir protokol imzalandı. Buna göre Doğu Trakya'nın boşaltılması il ve kasaba düzeyinde tarihleşiyor ve tahliye koşulları karara bağlanıyordu. Edirne Valiliği'ne atanan Şakir (Kesebir) Bey Trakya'ya geçerek, teslimde yer aldı. Buna göre ilk olarak İtalyan denetim bölgelerinden başlayarak, Şakir Kesebir Doğu Trakya'yı bütünüyle teslim aldı. Önce Vize ve Demirköy'e (2 Kasım), akabinde Lüleburgaz (8 Kasım), Babaeski (9 Kasım) ve nihayet Kırklareli'ne 10 Kasım 1922'de Türk Bayrağı çekildi.
  6. Yazan: oLci
    oLci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Register
    Atatürk'ün Kırklareli'ne Gelişi
    Büyük Önder Atatürk, 20 Aralık 1930 tarihinde öğlene doğru, Babaeski'nin Alpullu Kasabası'na geldi. Burada törenle karşılanan Atatürk, doğruca Şeker Fabrikası'na gitti ve öğlen yemeğini fabrika personeli ile birlikte yedikten sonra, ziyaret defterine şu cümleleri yazdı: "Alpullu Şeker Fabrikasını gezdim. Gördüğüm vaziyetten çok memnun kaldım. Müessesenin daha tevessü etmesini ve şimdiye kadar olduğundan fazla muvaffak olmasını dilerim. Memleketimizin her müsait mıntıkasında şeker fabrikalarının çoğalması ve bu suretle şeker ihtiyacının temini mühim hedeflerimiz sırasında tanınmalıdır".
    Atatürk aynı gün saat 15.00 sularında Kırklareli'ne geldi. Valiliği, Askeri Komutanlığı ve Belediyeyi (şimdiki Müze binası) ziyaret ettikten sonra, Halk Fırkası'nda yapılan toplantıya katıldı ve hatıra defterine " Kırklareli Vilayet Fırka Merkezimizde her sınıf halktan olan mümessillerle karşı karşıya geçirdiğimiz zaman, benim için çok kıymetli olmuştur. Samimi ve açık konuşmamız bende unutamayacağım intibalar bıraktı. Cumhuriyet Halk Fırkası mensuplarının Halkçılık, Devletçilik mefhumunu çok güzel, çok iyi izah eden sözler köylü ve çiftçilerin ağzından işitiliyor. İşittiklerimden pek ziyade memnunum." cümlelerini yazdı. Bu esnada toplanan halka hitaben " Kırklareli halkı ve bilhassa gençliği namına söylenen sözlerden çok mütehassıs oldum. Bundan dolayı teşekkür ederim. İzhar edilen (gösterilen) heyecanın bir ayni de bende hasıl olmuştur. Bu heyecanın derecesini layık ı ile ifade edebilmek şu anda benini için müşküldür. Allahaısmarladık arkadaşlar.." dedikten sonra, geceyi geçirmek üzere İstasyondaki özel vagonuna geçti.
    Register
    Ertesi gün (21 Aralık 1930) Türk Ocağı'na gelen Atatürk, burada toplanan görevliler ve halk temsilcileri ile Milli siyasetin neden ve nasıl doğduğu, Türk Ocaklarının görevleri, Türklük ve kültür konularında orada bulunanların düşüncelerini de alarak, kendi görüşlerini aktardı. Bu konuşma sırasında " ... Biraz önce Ocakların siyasi ve milli birer kuruluş olduklarını söylemiştim. Bu doğrudur. Türk Ocakları bir kültür etrafında teşekkül etmiştir. Bu itibarla Türk Ocakları bu ülküsünü gerçekleştirmek için ilim, kültür ve sosyoloji alanında savaşmakla görevlidir. ... Türk Ocakları Millete tarihinin kıymetini, kendisinin asaletini, dünyaya ilk medeniyet kuran kendi cetleri olduğunu anlatmaya muvaffak olduğu gün, vazifesini yapmış olacaktır. Türklerden alini, dahi, mütefekkir yetişmez iddiaları hakikatle taban tabana zıttır. Garbe ilk medeniyeti götüren Türklerdir. Türk Ocaklarının bulundukları yerlerde, Millete milliyet, ilim fikirlerini zerk ettiklerini büyük bir memnuniyetle gördüm.... Benim kültürden anladığım, bir devleti meydana getiren toplumu, yani milleti düşünün. Bir millette kaç türlü hayat tasavvur edilebilir. Devlet hayatı, fikir hayatı, ekonomik hayat, yani ticari, zirai hayat değil mi? Her millet, devlet hayatında, fikir hayatında bir şeyler yapar. İşte bu üç hayatın toplamına kültür denir. Bizim devlet hayatımızda, bilindiği gibi Osmanlı siyaseti, gayri mütecanis unsurlardan ve maddelerden meydana gelmişti. Bunlardan bir bütün oluşturmak mümkün olmadığı için Osmanlı siyaseti yerine, yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, milli siyaset, Türkçülük siyaseti idi. Bu siyaseti ilan edip yaygın hale getirmekle beraber, fikri, içtimai ve ekonomik hayatı da ilerletmek gereklidir. Bu üç şekil, hayattaki gelişme dereceleri birleştiği zaman, ortaya o milletin kültürü çıkar. Bazıları kültürle medeniyeti ayıramazlar. Bilindiği üzere her milletin kendine özgü bir karakteri vardır. Kültür bu özellik ve karakterle ifade edilir. Bence de en ilmi olanı, kültür ile medeniyeti bir arada yürütmektir...... Kırklareli'nde halkın çok hassas, Millet ve Memleket işlerinde çok alakalı ve heyecanlı olduğunu gördüm. Faaliyetinizi de işittim. Burada geçirdiğim iki gün zarfında edindiğim hislerle, unutulmaz hatıralarla sizlerden ayrılıyorum." ifadelerini kullandı. Atatürk, Türk Ocağı'ndaki toplantıdan ayrılırken ziyaret defterine " Kırklareli Türk Ocağı'nda çok kıymetli arkadaşlarla geçirdiğim zamanın hatırasını sönmez hislerle saklayacağım. " cümlesini yazdı.
    Büyük Önder Atatürk, Türk Ocağı binasından ayrıldıktan sonra Ziya Gökalp Okulu'nu (Vali Faik Üstün İlkokulu) ziyaret ederek, Edirne'ye hareket etti.
  7. Yazan: bekolera
    No Avatar
    çok teşekkürler yardımcı olduğun içn Register
  8. Yazan: mertlove
    No Avatar
    cok güzel eline sağlık
  9. Yazan: wahsi_bad
    No Avatar
    ya coq saol bu soruya ihtiyacımız wardı thanks


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. KIRKLARELİ
    Konuyu Açan: SERKANCO, Forum: Kırklareli.
    Cevaplar: 36
    Son Mesaj : 29.08.2008, 22:40
  2. KIRKLARELİ ilinde bulunan liseler
    Konuyu Açan: MechhuL, Forum: Kırklareli.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01.06.2008, 13:35
  3. KIRKLARELİ Nüfus Yapısı
    Konuyu Açan: oLci, Forum: Kırklareli.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 14.12.2007, 03:44
  4. KIRKLARELİ COĞRAFİK ÖZELLİKLERİ
    Konuyu Açan: oLci, Forum: Kırklareli.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 14.12.2007, 03:42
  5. KIRKLARELİ teröre hayır mitingi..
    Konuyu Açan: oLci, Forum: Her Telden Resimler.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 27.10.2007, 19:04

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx