Bileşiklerin Kullanım Alanları

  1. Bileşiklerin kullanım alanları nelerdir - Asprin kullanım alanları - Tuzun kullanım alanları - Bileşik nedir





    Bileşikler nerede kullanılır alanları nelerdir?
    Bileşikler;

    * asitler
    * bazlar
    * oksitler
    * tuzlar olarak sınıflandırılır.

    Bileşik
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Bileşik iki ya da daha fazla cinste atomun bir araya gelerek oluşturduğu saf modellere denir. Bileşiklerin en küçük yapı taşı moleküllerdir.

    Bileşiklerin Genel Özellikleri

    * Bileşiklerin çoğu moleküler yapıdadır. Ama tuz gibileri atomik yapıdadır.
    * Bileşikler belirli fomüllerle ifade edilirler.
    * Bileşikleri asitler, bazlar, oksitler, tuzlar olarak sınıflandırılır.
    * Bileşikler oluştukları element atomlarının özeliğini taşımazlar. Örneğin tuz ikisi de zehirli olan sodyum ve klorürden oluşur. Fakat soframıza lezzetli yemek tuzu olarak gelirler. Su yakıcı olan oksijen ve yanıcı olan hidrojenden meydana gelir. Ama kendisi söndürücüdür.
    * Homojendirler.
    * Belirli erime ve kaynama noktaları vardır.

    Bileşikle Karışımın Farkı



    Bileşikler belirli sayıda element atomunun kimyasal bir bağ ile bağlanmasıyla oluşur. Ancak karışımın belirli bir formülü yoktur. Bileşikleri oluşturan elementler bir araya gelerek kendi özelliklerini kaybederler, fakat karışımları oluşturan maddeler kendi özelliklerini kaybetmezler.

    Bazı Bileşiklerin İsim ve Formülleri



    * Tuz: NaCl
    * Potasyumpermanganat: KMnO4
    * Asetik asit: CH3COOH
    * Kalsiyum karbonat: CaCO3
    * Baryum sülfat: BaSO4
    * Amonyum fosfat: (NH4)3PO4
    * Karbonat: CO3
    * Nitrat: NO3
    * Hidrojen klorür: HCl
    * Kükürt dioksit: SO2
    * Karbondioksit: CO2
    * Glikoz: C6H12O6
    * Su: H2O
    * Amonyak: NH3
    * Basit şeker: CaO



    ASİTLER VE KULLANIM ALANLARI

    Asit: Suda eridiğinde (çözündüğünde) hidrojen iyonlarını açığa çıkaran ve elekrtik ileten, turnusolun mavi olan rengini kırmızıya çevirmek gibi kimyasal özelliği olan, tadı ekşi, rengi billur, kimyasal tepkimeleri hızlandırıcı olarak da kullanılan (asit kataolizi: bir kimyasal tepkimenin, tepkimeye doğrudan katılmayan asit eklenerek hızlandırılması) bazlar ve metaller üzerinde etki ederek tuz oluşturan maddedir.

    Cu, Hg, Ag (gazı soymetal) asitlerle tepkimeye girmezler.

    Tarihsel Gelişimi: Asitlerin gerçekten doğru kabul edilebilecek ilk tanımını 1838’de Alman kimyacı Justus von Liebig yapmıştır. Liebig’in tanımına göre asit, yerini bir metal atomuna bırakabilecek biçimde hidrojen içeren bir bileşiktir.
    Elli yıl kadar sonra bir başka Alman kimyacısı Wilhelm Ostwald ve İsveçli kimyacı Svante Arrhenius, asitlerini bazların, tuzların su içinde çözündüklerinde, bölüm bölüm ya da bütünüyle, “iyon” adını verdikleri parçacıklara ayrıldıklarını belirlediler. Bu parçacıklardan pozitif yüklü olanlara “katyon”, negatif yüklü olanlara “anyon” adı verildi. İyon çözeltilerine de elektriği iyi ilettikleri için “elektrolit” adı verildi. Asitler elektrolitte, hidrojen iyonu (H⁺), bazlarda hidroksit (OH⁻) iyonu üretiyorlardı.
    Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

    Bilinen ilk Asit: Asetik asit, arı halde, (kemirme) gücü yüksektir ve boğucu bir kokusu vardır. Renksizdir, 118˚C’ta kaynar: 16,5˚C’ta ve olağan atmosfer basıncı altında katılaşır.

    Asitler bütün kimyasal maddelerin hem en yararlılarından, hem de en tehlikelilerinden sayılır. Sözgelimi derişik hidroklorik asit öldürücü bir zehirdir; ama mide özsuyunda bir miktar seyreltik hidroklorik asit bulunmasaydı besinler yeterince sindirlemezdi. Asit terimi “ekşi” anlamındaki Latince bir sözcükten türetilmiştir, çünkü bu bileşiklerden çoğunun tadı ekşidir. Bu yüzden eskiçağlarda insanlar asitleri tadına bakarak ayırt eder, örneğin sirkenin tipik bir asit olduğunu bilirlerdi. Kimyacılar ise tanımadıkları bir sıvının asit olup olmadığını anlamak için turnusol denen boyarmaddelerden yararlanırlar. Liken türü bitkilerden elde edilen bu boyarmaddeler, asit ve baz yapısınıdaki maddeleri tanıyıp ayırt etmeye yarayan birer belirteç ya da ayıraçtır. Asitleri tanımanın bir yolu da bu maddelerin içine element halinde magnezyum ya da sodyum karbonat (çamaşır sodası) karışırmaktır. Çünkü bu maddelerin ikisi de asitlerde çözünürken tıpkı bir gazoz gibi köpürür.
    Asit Gücü: Bir asidin gücü sudaki ayrışmasıyla ilgilidir. Güçlü asitler ve bazlar, suda büyük ölçüde ayrışırlar. Güçsüz asit ve bazlar çok düşük bir yüzdeyle (genellikle % 1’den az) ayrışabilirler. Bir asit ya da baz çözeltisinin bücü pH’siyle (0’dan 14’e kadar ölçeklendirilir) anlaşılır.

    Derişik, yani sulandırılmamış asitler son derece tehlikelidir; hatta seyreltik asitleri bile çok dikkatli kullanmak gerekir. Örneğin sülfürik, nitrik ve hidrolorik asit gibi sıvı ya da sulu çözelti halindeki asitler çok yakıcı ve aşındırcı olduğundan, kullanırken bu maddelerin deriye ve giysilere sıçramamasına özen göstermelidir. Buna karşılık katı halde bulunan asitlerin yakıcılık ve aşındırıcılık özelliği bu kadar kuvvetli değildir. Kimyasal olarak birbirinin kaşıtı olan asitler ile bazlar arasındaki tepkimlere “nötrleşme” ya da “yansızlaşma” tepkimesi denir. Böyle bir tepkimenin sonucunda tuz denen bir bileşik ile su oluşur.

    Asit Katalizörü: Petrol Hidrokarbonlarının benzine ve benzeri ürünlere dönüştürülmesi gibi, sanayide önem taşıyan birçok tepkimeden asit katalizörlerden yararlanılır. Örneğin molekül ağırlığı yüksek hidrokarbonların parçalanmasında (karking) aluminyum-silisyum dioksit (Brønsted-Lowry asitleri), doymamış hidrokarbonların polimerleştirilmesinde sülfürik asit ya da hidrojen flüorür (Brønsted-Lowry asitleri), alifatik hidrokarbonarın izomerleştirilmesinde aluminyum klorür (Lewis asidi) gibi asit katalizörler kullanılır.

    Kullanım Alanları: Bazı asitler ağır yanıklara yol açarken bazıları yalnızca ağrı verir. Örneğin karınca ve arı gibi böceklerin ya da ısırganotu gibi bitkilerin salgıları ağrı verici asitlerdir. Öte yandan bazı asitlerin öldürücü bir zehir olmasına karşılık bazıları zarasız, hatta meyve asitleri gibi tadı ve kokusu hoş maddelerdir. Üzümde de, şarap dinlendirilen fıçılarda krem tarta biçiminde çökelen ve kabartma tozu yapımında kullanılan tartarik asit bulunur.
    Üstelik, canlıların vücudunda gelişen kimyasal süreçlerin hemen hepsi hücrenin ya da tüm organizmanın asit-baz dengesiyle yakından ilişkilidir; toprağın ve suyun asit ya da baz niteliğinde olması da bitkilerin ve hayvanların yaşamında büyük önem taşır. Asit olarak tanımlanan maddeler, mineral asitler olarak da bilinen inorganik maddeleri (sülfürik, nitrik, hidroklorik, fosforik asitler) ve karboksilik asit, sülfonik asit ve fenol gruplanının üyesi olan organik bileşikeleri içerecek kadar geniştir. Asit anhidriti denen susuz asitlerin en bilnen örnekleri ise kükürt trioksit , aluminyum klorür ve bor triflüorüdür.
    Bitki ve hayvanlardan elde edilen asitlere organik asitler denir. Ama bu asitlerin hepsi yukarıda anılan meyve asitleri gibi zarasız maddeler değildir. Örneğin kuzukulağında, reventte ve bazı başka bitkilerde bulunun oksalik asit oldukça zehirlidir. Acıbademde ve şeftali çekirdeğinde az miktarda bulunan prusik asit ise sinyanür içerdiği için çok kuvvetli bir zehirdir.
    İnorganik ya da mineral asitler arasında en önemlileri, sanayi kimyasının temel maddeleri olan sülfürük, hidroklorik ve nitrik asitlerdir. İnorganik asitler, özellikle sülfürik, hidroklorik ve nitrik asitler sanayide büyük ölçüde üretilir ve tüketilir. Örneğin süfürik asit gübre, petrol üretiminin artırılmasında, pil, patlayıcı ve plastik maddelerin yapımında çok kullanılır. Kezzap adıyla bilnen pitrik asit ise patlayıcı madde, ilaç ve boya sanayilerinin temel maddelerinden biridir.
    Asit boyarmaddeler olarak da bilinir, bileşim yoluyla hazırlanmış (sentekik), parlak renkli, organik bileşikler grubu; molekülünde, biri asit yapısında (örneğin bir karboksil grubu), öbürü renk verici (örnğ. bir azo ya da nitro grubu) olmak üzere iki ayrı atom grubu bulunur. Dokumaların boyanmasında asit boyların genellikle sodyum tuzları kullanılır; özellikle yün dokumada iyi sonuç veren, ayrıca ipekte ve bazen boyayı sabitleştiren bir mordanla (boyasaptar) birlikte pamuk ve yapay ipekte de kullanılan bu bayarmaddelerle parlak ve genellikle kolay solmayan çok çeşitli renkler elde edilebilir.
    Formik Asit (HCOOH): Bakterilere küf ve mayalara etki eder. Mikrobik bozunmayı önlemek için gıdalarda koruyucu olarak kullanılır. Karınca salgısında bol miktarda bulunur.
    Asetik Asit (CH₃COOH): Sirke asidi olarak bilinir. Asetik astitin % 5-8 likçözeltisi sirke olarak kullanılır. Asetik asit birçok endüstri maddesinin kullanılmasında kullanılır. Tahriş edici bir kokuya sahip bir sıvıdır. Alür asetat tuzu, taze kesilmiş yaralarda kan dindirici olarak kullanılır.
    Sorbik Asit (HC₆H₇O₂): Küf ve mayaların gelişmesine engel olur. Bu özelliğinden dolayı yiyeceklerde antimikrobik koruma olarak kullanılır. Kokusu lezzeti yoktur.
    Sülfürik Asit (H₂SO₄): Endüstride kullanılan en önemli asit ve dünyada en çok üretilen kimyasallardan biridir. SO₂ kullanılarak Kontakt metodu denilen bir metotla üretilir. Endüstride birçok alanda kullanılan bu asit, özellikle gübre üretimindei amonyum sülfat üretiminde, patlayıcı yapımında, boya sanayinde, petrokimya sanayinde kullanılmaktadır.
    Benzoik Asit (C₆H₅COOOH): Beyaz tenkli iğne ve yaprakçık görünümünde bir maddedir. Gıdalarda mikrobik bozunmayı önlemek için kullanılır. En çok kullanıldığı alanlar, meyva suyu, marmelat, reçel, gazlı içecekler, turşular ve benzeri ürünlerdir. Benzoik asit, bir çok bitkinin yaprak, kabuk ve meyvelerinde bulunur. Bu asit genellikle sodyum tuzu olarak (Sodyum benzoat) kullanılır. İlave edildiği bitkinin tadını etkiler.
    Folik Asit: Folik asit dokularında az da olsa bulunur. Folik asit en çok koyu yeşil yapraklı sebzeler ve gıdalarda kullanılan hayvanların böbrek ve karaciğerleninde bulunur. Biftek, hahubat, sebzeler, domates ve sütte az miktarda bulunur. Folik asit eksikliğinde vücutta anemi (kansızlık) ortaya çıkar.
    Hidrojen Sülfür (H₂S): Renksiz bir gazdır. Kokmuş yumurtayı andıran bir kokusu vardır. Çok zehirlidir. Uzun zaman solunduğunda insanı öldürebilir. Havada seyreltik olarak bulunduğunda yorgunluk ve baş ağrısı yapar.
    Nitrik Asit (HNO₃): Nitrik asit, dinamit yapımında kullanılır. Nitrik asitin gliserin ile reaksiyonundan nitrogliserin meydana gelir. Ayrıca nitrik asit NH₄NO₃ içeren gübrelerin üretiminde kullanılır.
    Fosforik Asit (H₃PO₄): Saf fosforik asit, renksiz kristaller halinde bir katıdır. Fosforik asit, en çok fosfatlı gübrelerin yapımında ve ilaç endrüstrisinde kullanılır.
    Hidroflorik Asit (HF): Hidoflorik asit yüksek oktanlı benzin yapımında, sentetik kriyolit (Na₃AIF₆) imalatında kullanılır.Ayrıca hidrflorik asit camların üzerine şekiller yapmak için kullanılır. Bu iş için, önce cam eşya bir parafin tabakası ile kaplanır. Sonra parafinin üzerine bir çelik kalem ile istenen şekil çizilir. Bu çizgilere hidrojen florür gaz çözeltisi tatbik edilir. Camdaki parafin temizlendikten sonra camda yalnız sabit şekiller kalır.
    Hidrosinyatik Asit (HCN): Tabiatta bulunan zehirlerin en kuvvetlisidir. HCN’nin kokusu şeftali çekirdeği içi kokusuna benzer. Metreküpte 34 miligram HCN varlığında kokusu hissedilir. Öldürücü dozu konsantrasyonuna bakıldığında; Mesela, 200 mg/m³ konsantrasyonda öldürücü doz 2000 mg dk/m³ tür.


    Asitlerin kullanım alanı oldukça geniştir. İçtiğimiz koladan, kullandığımız ilaçlara kadar bir çok yerde asit bileşiklerine rastlarız. Örneğin hepimizin bildiği ve bir çoğumuzun kullanmış olduğu "Aspirin" yapımında bu asit bileşiklerinden faydalanılır.
    "Aspirin isminin A`si asetil salisilik asitin a`sindan, spir`i ise spiraea ulmaria`dan (sögüt agacinin latince ismi sanirim) gelmistir. in kismi ise ilac isimlerinin sonunda kullanilan bir ek. "İbuprofen ve acetaminophenle yer değiştirinceye değin aspirin başağnlan için en yaygın ilaçtı. Aspirinin kanın pıhtılaşma ve kalp hastalıklanyla Alzheimer hastalığının riskini azaltma özelliği vardır. “Aspirin penisilinden sonra keşfedilen en harika ilaç olarak tanımlanabilir. Ama sonuçta o da bir ilaçtır,” diyor Dr. Thomas Cas-sidy. ‘Tarihsel açıdan bakıldığında aspirinin ilk kez ağn kesici olarak kullanıldığı bilinmektedi
    Ayrıca sofralarımızda kullandığımız limon tuzu ise sitrik asitten başkası değildir.
    Bazlar ise şampuan, diş macunu, sabun, traş köpüğü gibi bir çok şeyde kullanılmaktadır. Bazların sahip olduğu kaygan yapı buralarda kendini iyice hisstetirmektedir.
    Tuzların nerelerde kullanıldığını bilmek zor olmasa gerek. Kimyada, bir asit ile baz arasında gerçekleşen kimyasal tepkime sonucunda suyla birlikte oluşan maddeye tuz denir.
    Birbirinden farklı yüzlerce tuz türü vardır. Ama günlük konuşma dilinde "tuz" denince bilinen sofra tuzu kastedilir;
    sofra tuzunun kimyasal bileşimi sodyum klorürdür. Bu maddenin birinci bölümünde, önemli bir kimyasal bileşikler grubu olarak tuzlar, ikinci bölümünde ise sofra tuzu ele alınmıştır.
    Okistlerde endüstride büyük yer tutan bileşiklerdir. Örneğin cam yapımında oksitlerde yararlanılır.


     

     

    Leyl-i Lal - 03.03.2011 - 14:34
  2. tşk

     

     

    onurerden - 23.04.2011 - 16:05



Benzer Konular

  1. Fluorit Kullanım Alanları
    Konuyu Açan: jickata, Forum: Çevre Bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.04.2011, 10:06
  2. Bileşiklerin kullanım alanları nelerdir
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 03.03.2011, 14:34
  3. elementlerin kullanım alanları
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 02.05.2010, 18:39
  4. Enzimlerin Kullanım Alanları
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.04.2010, 23:42
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10.04.2010, 20:23

copyright

Soru Cevap

grafimx