TARİKATLAE HAKKINDA NE DÜŞÜNDÜGÜNÜZÜ MERAK EDİYORUM TARİKATA BAKIŞ AÇINIZ NEDİRR.....

  1. TARİKAT HAKKINDAKİ FİKİRLERİNİZİ PAYLAŞIRSANIZ SEVİNİRİM KONAMI abi bu konu hakkında düşüncelerini sende yazarsan sevinirim bilginden dolayıı senin fikirlerin benim için çok önemlii

     

     

    BoNcuKK - 16.03.2007 - 21:38
  2. Kardeşim..

    * Tarikat nedir
    Tasavvufta, Allaha ulaşmak için tutulan yol. Bu yol boyunca yapılan yolculuk bir şeyhin öncülüğünde gerçekleşir. Heryolun, kurucusu, öncüsü tarafından belirlenen birtakım kuralları, töreleri vardır. Hicri 6. M. 12 yüzyıldan başlayarak çok sayıda tarikat kurulmuş ve bunlar şubelere, kollara ayrılarak bütün İslam dünyasına yayılmış ve günümüze kadar gelmişlerdir.Mutasavvıflara göre Allaha ulaşan yollar sayısızdır. Herkesin vuslatı ayrı ayrı kural, yöntem ve yollarla gerçekleşebilir. Esas olan yönelmedir. Bu nedenle mutasavvıflar, Allaha ulaşan yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır[Necmeddin Kübra]Allaha ulaşan yollar yaratıkların sayısıncadır[Ebu Bekir Talemsani]. Bu düşüncelerini de
    * Bizim yolumuzda mücahede edenleri biz yollarımıza ulaştırırız *
    ayetine dayandırırlar.İlk mutasavvıflar, düşünce ve tecrübelerini, çevrelerinde toplanan insanlara aktarmakla birlikte, bugünkü anlamda birer tarikat kurmamışlardı. Kendilerine şeyh, şeyhi sohbet ve üstad çevresine toplananlara da sahip deniliyordu. Bir tasavvuf okulu, tasavvuf hareketi sayılabilecek bu kümelenmeler, daha sonraları tarikat olarak adlandırıldı.İlk tarikatlar olarak Muhasibiye,Kassariye,Tayfuriye,Cüneydiye,Sehliye,H akimiye anılır. Kurumlaşmamakla birlikte düşünceleriyle daha sonra gelişen tasavvuf hayatı ve kurulan tarikatları önemli ölçüde etkileyen bu oluşumlardan sonra H. 6 M. 12 yüzyıldan başlayarak gerçek tarikatlar doğdular. Bu tarikatlarla kurucuları da şöyle sıralanabilir Yeseviye ,Kadiriye Rifaiye ,Bektaşiye,Mevleviye Nakşibendiye ,Halvetiye ve Bayramiye birkaçıdır. Kuralları, yöntemleri farklı olsa da bütün tarikatlarda ortak olan öğeler vardır. Zikir Allahın isimlerinin anılması, çile ve seyru süluk mutasavvıfın Allaha doğru yaptığı manevi yolculuk bunların başında gelir. Pir, piri sani, şeyh, halife, derviş, mürid, inabe tövbe ederek Allaha yönelme, biat şeyhe bağlanma, silsile, rabıta, kollara, şubelere ayrılma, istigase şeyhten yardım isteme, tevessül şeyhi aracı kılma gibi insanî şiilik etkisi, işrakilik, batınilik, hurufilik, ricalul gayb evreni yöneten veliler inancı, çeşitli adab ve erkân, melamet gibi fikrîmanevî vakıf, tekke, dergah, özel giysiler, tarikat ve tarikatlara özgü kimi eşya ve ortak dil gibi maddi öğeler de tüm tarikatlarda gözlenen ortak özelliklerdir.Tarikat etkinlikleri tekke, zaviye, dergâh, hankah, asitane gibi adlarla anılan yerlerde yürütülür. Her tarikatın asitane adıyla anılan merkez tekkesi, tarikat pirinin bulunduğu ya da gömülü olduğu tekkedir. Tarikata girmek isteyen talibler biat ve inabe adı verilen bir törenle şeyh tarafından tarikata kabul edilir. Talib, bu kabulden sonra mürid olarak tarikatın kural ve yöntemlerine göre eğitilerek manevi yolculuğunu seyru süluk tamamlar. Tarikatın bu kural ve yöntemlerine adab ve erkân denir. Tarikat eğitimini tamamlayan mürid, şeyhin halifesi olma ve onun adına tarikat etkinliğini sürdürme hakkı kazanır. tarikatlarda eğitimin başlıca yöntemi zikir ve çiledir. Her tarikatın tac, hırka, kemer ve benzeri giysileri de diğerlerinden ayrıdır.Zikir biçimleri açısından tarikatlar dörde ayrılırlar Kıyamî tarikatlar turukı kıyamiye, kuudî tarikatlar turukı kuudiye, hafî tarikatlar turukı hafiye ve cehrî tarikatlar turukı cehriye Kadirler, Mevlevîler, Halvetler gibi zikirlerini daha çok ayakta yapan tarikatlara kıyami tarikatlar Nakşibendîler ve Melamler gibi oturarak yapanlara da kuudî tarikatlar denir. Nakşibendîler gibi zikirlerini ses çıkarmadan, gizlice yapan tarikatlar haf tarikatlar Kadirler gibi sesli olarak, açıktan yapanlar da cehri tarikatlar adını alır. Ama bu ayrım çok kesin değildir. Çünkü zaman zaman aynı tarikatın hem oturarak, hem ayakta Halvetlik gibi, hem gizli, hem de açık zikir yaptığı Bayramlîlik gibi görülebilmektedir.Tarikatlar kuruluşlarından itibaren yalnız dinî, tasavvufi bir örgütlenme halinde kalmayarak sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal ve askeri birer kurum olarak önemli görevler yaptılar. Ancak 20. yüzyıla doğru eski saflıklarını kaybettiler. Bu nedenle, son dönemlerde şiddetli eleştirilere hedef oldular.

    Kişisel fikrim..
    Bir Müslümanın gerçek mürşid ve rehberi Kurânı Kerim ve Resuli Ekremdır.Bir Müslüman bu iki mukaddesi kendisine rehber alıp kılavuz edinirse sıratı müstakimi bulmuş, kendisine doğru bir yol çizmiş olur. Zaten bunları rehber almayan insanın olsa olsa rehberi ve yol göstericisi şeytandır. Çünkü, kâinatta iyi ve kötülerin temsilcisi vardır. Üçüncü bir yol yoktur.Bir insanın rehberi, ya iyi ve iyilerin temsilcisi olan Peygamber Efendimizdir, ya da kötü ve kötülüklerin temsilcisi olan şeytan ve onun fahrî yardımcılarıdır..Müslüman önemli şahsiyetler İmamı Âzam, İmamı Şâfii, İmamı Gazâlî, Abdülkadir Gaylânî, İmamı Rabbanî, Şahı Nakşıbend, Mevlâna ve asrımızda da Bediüzzaman Said Nursî bu mürşid ve rehber şahsiyetlerden bir kısmıdır. Bu mübarek zatların hayatları, hizmetleri incelenirse, büyüklükleri ve İslâmtarihindeki yeri kolayca görülecektir. Evet, bir Müslüman bu zatların sözlerini, kitaplarını, hal ve hareketlerini, devam etmiş oldukları zikir ve evradı okuyabilir, taklid edebilir ve böylece İslâmî yaşayışını zenginleştirip nurlandırabilir. Böylece bu zatlar insana mürşid olur, rehber olur.Bu zatları kötü gören, bir peygamber mirasçısı oldukları için imkân nisbetinde taklid etmeyen, tanımayanların da olsa olsa yol göstericisi şeytan ve kötü kimseler olur. Çünkü, bir Müslüman onları Kurâna ve Peygambere uydukları için sevmekte, kitaplarını okumakta, istifâdeye çalışmaktadır.

    İnsan illa bir tarikata girmelidir, bir şeyhe intisap etmelidir eğer bir tarikat şeyhine bağlı değilse, islamiyeti yaşayamaz şeklinde anlamak, insanı izahında güçlük çekeceği bir duruma sokar.
    Tarikat, mezhep farklılıkları da bunun gibi düşünülebilir. Hepsi vücudun farklı azaları gibidir. Ama tek amaçları olmalı
    * Allah rızası için şu insanlığa hizmet etmek. *
    Hedef bir olunca isimlerin farklı olması önemli değildir.Bir birimizi eleştirmektense Hani sorsanız birisine Dünyanın en iyi annesi kimdir? Şüphesiz benim annem, diyecektir. Kendine göre bu cevapta haklıdır. Ama bu cevap dünyada başka annelerin güzel olmadığı manasına gelmez. Bize de en güzel meslek, meşrep ve mezhep hangisidir diye sorulsa en güzel benimkidir diye biliriz. Diğerleri de böyle düşüne bilir. O zaman aradaki ayrılıklar düşmanlıklar kalkar.
    Kişisel Önemli bir uyarı yapayım Tarikatlara girmek isteyen kardeşlerimiz olabilir buradaki en hassas nokta şudurki her tarikatın farklı kuralları vardır bunları çok iyi anlamak araştırmak lazım gireceğiniz yeride buna göre belirlerseniz sıkıntılar yaşamazsınız.Yanlış anlamasın girin demiyorum araştırın diyorum.


    Kaynak
    * Tarikatlar Tarihi
    * İslam Ansiklopedisi
    * Ankebut, 29/69

     

     

    KONAMI - 17.03.2007 - 00:05
  3. düşünce ve bilgilerin için saol abi

    tarikat denen şey öyle karmaşık öyle ince bi çizgidirkiii akla mantıga sıgmaz tadını alırsan bırakamazsın girmesi zor çıkması imkansız biyoldurr
    am herkesin inancına saygı duyma taraftarıyım tarikat hakkında çok fazla olumsuzuz eleştiri var buda sapıklıkların çogalmasından kaynaklanıyo tabiki araştırmak lazım çünkü millet bu yolu iş edindi ticarete dönüştürdüü imanı zayıf olana öncü olduu hakkı bul haktan vaz geçmee allah herkese hayırlı yolu dogru yolu nasip etsin
    (AMİN)

     

     

    BoNcuKK - 17.03.2007 - 16:20
  4. konuyu çok güzel anlatmışsınız konami

    bende bir kaç şey eklemek istiyorum bu benim şahsi fikrimdir.tarikat denilince insanların suratları değişir hemen.bir garip bakarlar size.bu bir gerçek ve bunu hepimiz kabul ediyoruz herhalde.islamı bir ağaca benzetirsek her bir dalıda tarikatlara köken aynıdır.hepsi aynı kökten çıkar bunu bir mumada benzetebiliriz.ancak dediğim gibi kök islam olmalı önce,yoksa günümüzde nasıl tarikatlar var onlarıda görüyoruz.

     

     

    GÜLSiMA - 17.03.2007 - 16:35
  5. sahabeler ablacım saol fikrin için
    ne yazıkki bu dolandırıcılar yüzünden bu hale geldi tarikat ve islam dini tarikatı bırakk biraz hayatına dikkat edersen bile insanlar öyle bakıyo bakışları deişiyo biz geri düşünen topluluk deiliz sadece emredildigi gibi yaşamaya çalışıyoz
    bunu anlamıyolar iştee

     

     

    BoNcuKK - 17.03.2007 - 16:40
  6. zor zamanda yaşıyoruz boncukk ve zor zamanda müslüman olmak an geliyor yoruyor bizleri.amaçlarıda bu değilmi zaten bıktırmak.ama biz öyle bir nebinin ümmetiyizki yılmıyacaz davamızdan.

     

     

    GÜLSiMA - 17.03.2007 - 16:50
  7. yolumuzdan alı koymasın bizi saptırmasın sapıklarla bir eylemesin başkada cenneti kazanmak öyle kolaymı

    (sen onların çektigini çekmeden cennete gidebileceginimi sanıyosun) hak etmeden nereyeeee

     

     

    BoNcuKK - 17.03.2007 - 16:52
  8. Bismillahirrahmanirrahim

    Es selamu aleykum!

    Abdülaziz Bayindir hoca efendinin sitesinden.....

    [I]Tarikat hak mıdır? Kur'an-ı Kerim'de tarikatla ilgili herhangi bir ayet var mıdır?[/I]

    Kuranda tarikat ve tasavvufla ilgili herhangi bir ayet yoktur. Ama bunların yanlış davranışlarıyla ilgili sayılamayacak kadar çok ayet vardır. Bu konuda sitemizde yayınlanan Kuran-ı Kerim ışığında Tarıkatçılığa Bakış adlı eserimizi okumanız yeterlidir.



    Allah Dostları güçlerini peygamberlerden aldıklarına göre yetkilerini vermek istemediklerinde ne olur? Allah Dostlarının yetkilerini kötüye kullandıkları görülmüş müdür? Büyücülük neden yaygın? Son olarak da Allah Dostlarının büyü yapması doğru mudur?

    Her müslüman Allahın dostudur. Peygamberimizin herhangi bir kimseye herhangi bir yetki vermesi söz konusu olamaz. Büyücülüğün yaygınlığı, insanların dinlerinden uzaklaşması ile açıklanabilir. Büyücülük yapan kişi, Allahın dostu olamaz. O sadece şeytanın dostudur. (Konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için Abdulaziz Bayındır'ın Kur'an Işığında Tarikatçılığa Bakış Adli kitabın "Her müslüman Evliyadır" bölümünü dikkatli bir şekilde okuyunuz.)




    Ben Tıp Fakültesi birinci sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Burada bir yurtta kalıyorum ve yurt tahmin edebileceğiniz gibi cemaatine ait. Benim orada kalmamın en büyük nedeni da güvenebileceğimiz başka kurumun olmamasıydı. Yurtlarında kalmam sebebiyle onları son derece yakından gözlemleme şansım oldu. Önceden de bilirdim ama hiç bu kadar içlerinde bulunmamıştım. Sohbetlerine, tesbihatlarına ve dualarına katıldım. Her seferinde kafamı kurcalayan, şüpheye düştüğüm şeyler gördüm. Bunları anlattığımda ve sorduğumda hiç bir zaman tatmin olacağım cevaplar alamadım. Sizin kitaplarınızı takip etmeye başladım. 3 kitabınızı, internette yazılarınızı okudum ve anlattıklarınız gerçekten çok mantıklı geldi. Geçen gün onların bir kampına katıldım ve kampta gerçekten artık onlara hiç güvenmediğimi fark ettim. Hatta sohbet yapmaya gelen bir bayanla biraz tartıştım ve elbette ki sohbetteki insanlar da üzerime geldi. Yine de kafamda şüpheler var ve her an onların yanındayım, kafamı çok karıştırıyorlar. Örneğin hocam bir kişi rüyasında Peygamber Efendimizi görürse orada söylediği her şey doğru mudur? Peygamber Efendimizin geldiği rüyalar sahih midir? Ayrıca (bana çok saçma geliyor) Peygamber Efendimiz evleri ziyarete gelebilir mi? Peygamberimizden sonra her yüzyılda birilerinin geleceğini söyleyen sahih bir hadis var mıdır? Ayrıca biz aklımızla doğru ve yanlışlara ulaşamaz mıyız? Dinimizi doğru yaşamamız için aklımız ve Kuran ı Kerim yeterli değil midir? Daha kafamda bir sürü soru var ve kime güvenip güvenmeyeceğime karar veremiyorum. Onlar da sonuçta hayırlı işler yapıyorlarmış gibi görünüyorlar ve bu benim kafamı çok karıştırıyor. Lütfen hocam bana yardımcı olun. Aslında bunların birçoğunu cevaplamışsınız ama bir kere daha bana anlatır mısınız? Gerçekten doğru yolda doğru insanlarla olmak istiyorum. Şimdiden çok teşekkür ederim. Allah razı olsun.

    Değerli Kardeşim,

    Bunlar kendileri için bir dünya kuruyor ve yapı taşı olarak siz gençleri kullanıyorlar. Bunun için iki şeye ihtiyaç duyuyorlar; biri onların istediği kıvama gelmeniz, yani iyi yetişmeniz. Çünkü yeni yapı taşları bulabilmek için bunu dışa karşı propaganda malzemesi olarak kullanıyorlar. İkincisi de kayıtsız şartsız onlara teslim olmanızdır. Bu sayede onlar sizi istedikleri yerde istedikleri gibi çalıştıracaklardır.

    Sizin onlara kayıtsız şartsız teslim olmanızı sağlamanın en kestirme yolu inançlarınızı istismardır. Bunun yolu hurafelerdir. Güzelim üzümlerin o lezzetli suları, ekşitilip şarap yapılınca insanı nasıl sarhoş ediyorsa İslam dininin o güzelim kural ve kavramları da tahrif edilince yani farklı alanlara çekilince sizi sarhoş etmekte ve şuursuz hale getirmektedir.

    O cemaat, insanların Kuranı okuyup anlamalarını asla istemez. Bunu siz yaşayarak görüyor olmalısınız. Okunan ya ... ...nin ya da ... ...in kitaplarıdır. Dini ana kaynaklar yerine kaynak niteliği olmayan kitaplardan öğrenince sizi din adına istedikleri tarafa çekmeleri çok kolay olmaktadır. Bu cemaatin bu konuda en çok istismar ettikleri kişi Peygamberimizdir. O Allahın Elçisidir. Gelmiş, dini tebliğ etmiş ve örnek uygulamalarıyla bize rehber olmuş ve bu dünyadan ayrılmıştır. Şimdi bunlar, dine yapacakları iftiraları, peygamberimizi rüyalarında gördüklerini söyleyerek onun ağzından yapmaktadırlar. Bu konuda İsa aleyhisselamı istismar eden Hıristiyanlar gibidirler. Hıristiyanlar İsa aleyhisselamın kilisede bulunduğunu söyler ve kilisenin onu temsil ettiğini insanlara anlatırlar. Bunlar da kendi cemaatlerini bir çeşit kilise gibi saydıklarından Peygamberimizin orada bulunduğunu zihinlerinize kazmaya çalışıyorlar. Böylece siz, onarlı gözünüzde büyütecek, kutsayacak ve onlara kutsal bir bağlılık içinde olacaksınız. Hıristiyanlar da böyle dindarlık numaralarıyla kandırılmaktadırlar. Bunlara karşı koymanın tek yolu dini Kurandan ve peygamberimizin uygulamalarından öğrenmenizdir. Bunun için bu şekilde davrandığına inandığın kişilerle birlikte olmaya çalış. Allah yardımcın olsun.

     

     

    ABDALWAHID - 19.03.2007 - 16:23
  9. Bazı topluluklarda ve cemaatlerde göze çarpan bir takım inanışlar ve anlayışlar var. Mesela, benim şeyhim Peygamber Efendimizden tayin edilmiştir, deniliyor... Şeyhin veya liderin resmine rabıta kurma gibi uygulamalar görülüyor... Şeyh efendi tartışılmaz, şeyh efendi hata yapmaz, diyenler bulunuyor... Sadece Allahtan dilekte bulunmak ve yardım istemek gerekirken yatırlarda ve türbelerde medfun kişilerden dilek dilemekten tutun da, şeyhlerden kurtuluş ve yardım istemeye kadar davranışlar müşahede ediliyor. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz... Böylesi anlayışları ve inanışları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu görüşler neden ileri geliyor ve nereden kaynaklanıyor?

    Bir kimsenin Peygamber Efendimiz tarafından tayin edilmesi söz konusu olamaz. İlk halifeyi dahi tayin etmemiş olan Hz. Peygamber tutup da herhangi bir kimseyi şeyh olarak tayin etmez. Hz. Peygamber bu dünyadan ayrılmış, bize Kuran-ı Kerimi ve kendi sünnetini bırakmıştır. Bunlara uyanlar hak yolda, uymayanlar da sapıklıktadır.



    Şeyhin resmine rabıta kurmak gibi uygulamalar Şeriatın en ağır yasağı kapsamına girer. Putperestlik böyle başlamıştır. Çünkü rabıtayı bir gönül bağı, bir sevgi bağı şeklinde değil, şu şekilde tarif etmektedirler. "Rabıta bir müridin, mürşid-i kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir." Allah ile kulun arasında şeyhin ruhaniyeti ne arıyor? Neden şeyh, müritlerinin Allahın ayetlerini düşünmelerini değil de kendini düşünmelerini istiyor. Yoksa Allahın dinini alet edinerek insanları kendine mi davet ediyor?

    Şeyh efendi tartışılmaz, şeyh efendi hata yapmaz deniyor. Hz. Peygamberin dahi hata yaptığı Kuran ayetleriyle sabitken, şeyhin hata yapmayacağını söylemenin Kurana açıkça aykırı olacağı şüphesizdir. Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerimin birçok ayetinde Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin bizim gibi bir insan olduğunu açıkça vurgulamıştır:

    De ki, «Ben başka değil, sizin gibi bir beşerim. Sizin ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu bana vahyedilmektedir» (Kehf 18/110)

    Peygamberleri onlara demiştir ki; «Biz sizin gibi bir beşerden başkası değiliz ki. (İbrahim, 14/11)

    Ölülerden dilek dilemek veya şeyhlerin manevi yardımını istemek

    Ölülerden dilek dilemek ancak müşriklerin yapabileceği bir iştir. Bizim ölülere bir hayrımız dokunabilir ama onların bizim için yapabilecekleri bir şey yoktur.

    Şeyhlerin manevi yardımı, bize öğretmenlik yaparak öğretecekleri doğru bilgiler ve verebilecekleri nasihatler dışında olmaz. Darda kalmış kişiler, Ya falan ! Ya filan ! diye bazı şeyhleri, bazı din büyüklerini yardıma çağırıyorlar ki bu da Kur'an-ı kerimin çok sayıda ayetine açıkça aykırıdır:

    "Darda kalmış kişi çağırdığı zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz." (Neml 27/62)

    Allah'ın her şeye gücü yeter, ama biz aciziz. Dolayısıyla bütün isteklerimizi Allah'tan istememiz gerekir. Çünkü Allah'ın onaylamadığı bir istek, bir başkası tarafından da yerine getirilemez. Zaten Allah'tan başka tanrı edinme, bazı konularda manevi yardım görme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple Kuran-ı Kerim böyle davranışları şirk sayar. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: "Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah'tan başka tanrılar edindiler. Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler." (Yasin 36/74-75)



    İslamı, üniforma anlayışına, şekilciliğe ve kalıpçılığa büründüren zihniyetlerin gittikçe yaygınlaştığı görülüyor. Bu konuda görüşleriniz nedir? İnsanları bu zihniyetlere iten sebepler neler olabilir?


    Özden uzaklaşma olunca ister istemez şekilcilik ve kalıpçılık ortaya çıkıyor. Kendi grup, cemaat veya tarikatlarını öne çıkaranlar farklılaşma ihtiyacını duyuyorlar. Bu da belli giysiler, belli kelimeler, saç, bıyık veya sakala verilen belli şekiller yahut baston, yüzük gibi belli simgelerle ortaya çıkıyor. İçlerindeki boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadırlar. Kuran ve Sünnetin emretmediği şeyleri din namına ortaya koymayı hoş görmek mümkün değildir.



    İslamla bağdaşmadığı halde İslamdanmış gibi ileri sürülen inanışlara ve anlayışlara karşı kendimizi ve başkalarını nasıl koruyabiliriz? Ne yapmalıyız? Bu konuda kime, ne görev düşüyor?

    Her şeyden önce Allah katında Kuran-ı Kerime göre sorumlu olduğumuzu bilip, karşı tarafın neye dayandığını sorgulamamız gerekir. Kuran ve Sünnete aykırı davranışlarımız konusunda hiç kimse bizi savunamaz. Bu sebeple davranışını Kuran ve Sünnete uygun görmediğimiz kişilerden uzaklaşmamız gerekir.


    "Ümmetimin alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir" hadisi sahih midir?

    Hadis diye bilinen bu söz halk arasında oldukça meşhurdur. Fakat alimler bu sözün uydurma olduğunu söylemişlerdir. Aliyyul-Kârî, bu sözün asılsız olduğunu ve alimlerden Demîrî, Zerkeşî ve İbn Hacer el-Askalânînin de aynı görüşte olduklarını söylemistir. (el-Masnu Aliyyul-Kârî, Thk. Abdulfettâh Ebû Gudde, Riyad, 1404 h., c. 1 s. 123) Hadis alimlerinden Münâvî de bu sözün asılsız olduğunu ve herhangi bir isnadının bulunmadığını söylemiştir. (Feyzul-Kadir, Abdurrauf el-Münâvî, Mısır, 1356 h., c. 4 s. 384)

     

     

    ABDALWAHID - 19.03.2007 - 16:31



Benzer Konular

  1. Mevlana Hakkinda - Mevlananın Yaşadığı Dönem Hakkinda
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04.06.2010, 13:45
  2. URFAYA GENEL BAKIŞ
    Konuyu Açan: JoLiE, Forum: Şanlıurfa.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 23.08.2007, 16:49
  3. MSN NEREDE ACARSANIZ ACINIZ RESMINIZ AYNI KALSIN PROGRAMSIZ
    Konuyu Açan: smerkya, Forum: Sosyal.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.05.2006, 00:12
  4. İSYAN EDİYORUM
    Konuyu Açan: BATILIM, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 23.10.2004, 22:33
  5. İSTİFA EDİYORUM
    Konuyu Açan: dr.nezii, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj : 24.08.2004, 22:39

copyright

Soru Cevap

grafimx