REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Soru Bankası (İslam'la İlgili Soru ve Cevaplar)

  1. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar

    REKLAM




    KUR’AN’I KERİM


    Soru 1 : Kur’an’ı Kerim kaç yılda inmiş, tamamlanmıştır?
    Cevap : Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.

    Soru 2 : Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir?
    Cevap : Vahy denir.

    Soru 3 : Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine nedenir?
    Cevap : Sure ismi verilir.

    Soru 4 : Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir
    kaç kelimeden oluşan, 6666 adet varolan Allah kelamlarına ne ad verilir?
    Cevap : Ayet denir.

    Soru 5 : Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in
    sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme ne denir?
    Cevap : Mushaf adı verilir.

    Soru 6 : Kur’an’ı Kerim ayet ayet, sure sure inerken o gün için mevcut bulunan
    kemik parçası veya düz, yassı olan şeyler üzerine yazılırdı. Daha sonra tek bir kitap
    haline getirildi.
    İşte yüce kitabımızı ilk olarak kim zamanında ve nasıl Mushaf haline getirildi?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi.

    Soru 7 : Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen
    ve geniş şekilde açıklayan, gerektiğinde yorumlayan eserlere ne ad verilir?
    Cevap : Tefsir denir.

    Soru 8 : Tefsir yapan alime ne ad verilir?
    Cevap : Müfessir adı verilir.

    Soru 9 : Tefsir çeşitleri kaçtır ve nelerdir?
    Cevap : Tefsir çeşitleri ikidir;
    a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
    b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.

    Soru 10: Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde
    yapılan tercümelere ne ad verilir?
    Cevap : Meal adı verilir.

    Soru 11: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e nerede ve ne zaman nazil
    olmaya başlandı?
    Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başladı.

    Soru 12: Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
    şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi denilen surenin adı nedir?
    Cevap : İhlas suresi

    Soru 13: Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Nur dağında inmeye başlayan ve 23 senede
    tamamlanan, Arapça olarak indirilen ve tevatür yoluyla bize ulaşan,
    okunması dahi ibadet olan, dünyevi ve uhrevi tüm meseleleri bildiren,
    Allah (c.c.)’ın kelamına ne ad verilir?
    Cevap : Kur’an’ı Kerim denir.

    Soru 14: Kur’an’ı Kerim’de bir takım ayetler vardır ki; bunlardan birini okuyan
    veya işiten her mükellef için secde etmek vaciptir.
    Bu secdeye ne ad verilir ve Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?
    Cevap : Tilavet secdesi denir ve Kur’an’da 14 defa zikredilmiştir.

    Soru 15: Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in 13 yıllık Mekke döneminde ve 10 yıllık
    Medine hayatında Kur’ân’ı Kerim’in tamamı indirilmiştir.
    Mekke ve Medine yaşantısında bildirilen surelere verilen isim nedir?
    Cevap : Mekke döneminde inen surelere MEKKİ, Medine döneminde inen surelere
    MEDENİ sure adı verilir.

    Soru 16: Kur’an’ı Kerim’de hakkında en çok ayet inen kavim hangisidir?
    Cevap : İsrail oğulları.

    Soru 17: Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi nedir?
    Cevap : Fatiha suresi.

    Soru 18: Kur’an’ı Kerim’deki son sure hangisidir?
    Cevap : Nas suresi.

    Soru 19: Kur’an’ı Kerim’in kalbi olarak zikredilen surenin ismi nedir?
    Cevap : Ya-sin suresi.

    Soru 20: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun sure hangisidir?
    Cevap : Bakara suresi.

    Soru 21: Kur’an’ı Kerim’deki en kısa sure hangisidir?
    Cevap : Kevser suresidir.

    Soru 22: Kur’an’ı Kerim’de besmele kaç defa zikredilmiştir?
    Cevap : 114 defa.

    Soru 23: Kur’an’ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Zeyd (r.a.).

    Soru 24: Hurf’u Seb’a nedir?
    Cevap : Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir.

    Soru 25: Kur’an’ı Kerim’in hangi suresinin her ayetinde “ALLAH” kelimesi vardır?
    Cevap : Mücadele suresi.

    Soru 26: Allah (c.c.) kelimesi Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?
    Cevap : 2697 defa.

    Soru 27: Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın kimdir?
    Cevap : Hz. Meryem.

    Soru 28: Kur’an’ı Kerim’in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir?
    Cevap : Maide suresinin 3. Ayetidir.

    Soru 29: Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında besmele vardır. Ama bir surenin
    başında besmele yoktur. Hangi surenin başında besmele yoktur?
    Cevap : Tövbe suresi.

    Soru 30: Hangi surede besmele iki defa zikredilmiştir?
    Cevap : Neml suresi.

    Soru 31: Kur’an’ı Kerim’i tefsir eden alimlerimizden üç tanesinin ismini yazınız.
    Cevap : Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyit Kutup, Bursalı İsmail Hakkı, Muhammet Ali
    Sabuni, Mevdudi, Mahmut Ustaosmanoğlu, Elmalılı Hamdi Yazır,
    Konyalı Mehmet Vehbi Efendi.

    Soru 32: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e göre hangi sureyi okumak Kur’an’ı Kerim’in
    üçte birini okumaya bedeldir?
    Cevap : İhlas suresi.

    Soru 33: Kur’an’ı Kerim’de konuştuğundan bahsedilen böcek hangisidir?
    Cevap : Karınca.

    Soru 34: Kur’an’ı Kerim’i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir?
    Cevap : Tecvit.

    Soru 35: Sahabeler karşılaştıklarında ve ayrılacakları zaman birbirlerine devamlı
    olarak okudukları bir sure vardı. İmamı Şafi hazretleri “Kur’an’dan sadece
    bu sure nazil olsaydı, insanlara dünya ve ahiret mutluluğu için yeterdi.”
    Diyerek manasını ve önemini anlattığı bu surenin
    ismini ve manasını söyleyiniz.
    Cevap : Asr suresi. Manası; “Asra yemin olsun ki, muhakkak insanlar hüsran
    içindedir (zarardadır). Ancak iman edip salih amel işleyenler,
    birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunların dışındadır.”

    Soru 36: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimize nerede ve ne zaman nazil olmaya başlamıştır?
    Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır.

    Soru 37: Ayet el Kürsi hangi surededir?
    Cevap : Bakara suresinde.

    Soru 38: Allah’ü Teala kimin suçsuz olduğuna dair ayet indirmiştir?
    Cevap : Hz. Aişe (r.anh.).

    Soru 39: Hüküm ayetleri Mekke’de mi yoksa Medine’de mi nazil olmuştur?
    Cevap : Medine’de.

    Soru 40: Kur’an’ı Kerim2de kaç cüz vardır?
    Cevap : 30 cüz.

    Soru 41: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet hangisidir?
    Cevap : Bakara suresi 282. Ayetidir.

    Soru 42: Kur’an’ı Kerim’in ilk okunduğu mescit hangisidir?
    Cevap : Medine’de “Beni Zerik” mescidi.

    Soru 43: Kur’an2ı Kerim’de “Cennet” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
    Cevap : 66 defa.

    Soru 44: Kur’an’ı Kerim’de “cehennem” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
    Cevap : 126 defa.

    Soru 45: Bakara suresinden sonra hangi sure gelir?
    Cevap : Al-i İmran suresi.

    Soru 46: Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan kimdir?
    Cevap : Abdullah bin Mesut (r.a.).

    Soru 47: Kur’an’ı Kerim’e göre insanlar ve cinler niçin yaratıldı
    Cevap : Yalnız Allah’a kulluk etmeleri için.

    Soru 48: Kur’an’ı Kerim’de en yüce sure hangisidir?
    Cevap : Fatiha suresi.

    Soru 49: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında “Mushaf” halinde toplandı?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.).

    Soru 50: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında çoğaltılıp dağıtıldı?
    Cevap : Hz. Osman (r.a.).

    Soru 51: Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr,
    Hüda, Nur, Şifa hangi kutsal kitabın isimleridir?
    Cevap : Kur’an’ı Kerim’in.

    Soru 52: “Hepiniz topyekün Allah’ın ipine sarılın, ayrı ayrı olmayın”. Ayette geçen
    “Allah’ın ipi” tabirinden kastedilen nedir?
    Cevap : Kur’an, Kur’an hükümleri, Mesajullah.

    Soru 53: Halife Hz. Ebu Bekir’in emriyle kitap haline getirilen Kur’an’ı Kerim’i
    toplama komisyonunun başkanı olan sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Zeyd bin Sabit.

    Soru 54: Kur’an’ı Kerim’de din kelimesi hangi manada kullanılmıştır?
    Cevap : Ceza, mükafat, hüküm, hesap.

    Soru 55: Fatiha suresinde sapanlar olarak nitelendirilenler kimlerdir?
    Cevap : Hıristiyanlar.

    Soru 56: Hz. Ömer Rasülullah’ın arkasında namaz kılarken hangi ayet okunurken
    hiddete kapılarak yüksek sesle “Ben orada olsaydım, mutlaka Firavunun
    boynunu vururdum” demiştir?
    Cevap : Naziat suresi.

    Soru 57: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine Fussulet suresini okurken sarılıp
    etkilenen ve Islam’ı kabul ederim korkusuyla, eliyle Peygamber (s.a.v.)’in ağzını
    kapayarak; “Aramızdaki yakınlık adına rica ederim, daha okuma” diyen kişi kimdir?
    Cevap : Utbe b. Rabia.


    Soru 58: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle
    (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?
    Cevap : Kab b. Malik.

    Soru 59: İfk hadisesini açığa çıkaran ayet hangisidir?
    Cevap : Nur suresi ayet 11 ve 12.

    Soru 60: Bildiğiniz gibi Kur’an’ı Kerim 30 cüzden müteşekkildir. Her müslümanın
    yatarken okuması tavsiye edilen “Muavizeteyn” surelerinin isimleri nelerdir?
    Cevap : Felak ve Nas sureleri.

    Soru 61: Peygamberimiz (s.a.v.)’in genellikle yatsı namazında okuduğu sure hangisidir?
    Cevap : Vettini suresi.

    Soru 62: Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkıntı anında okuduğu sure hangisidir?
    Cevap : Elemneşrah suresi.

    Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamet günü cennette bizzat okuyacağı sure hangisidir?
    Cevap : Muhammed suresi.

    Soru 64: Kıyamet günü Allah (c.c.)’ın bizzat okuyacağı sure hangisidir?
    Cevap : Rahman suresi.

    Soru 65: Ayeti kerimelerle iktidara yürüyüş ve gerçekleştirilmesi hangi surede ve
    kim örnek alınmıştır?
    Cevap : Yusuf suresi ve Yusuf (a.s.) örnek alınmıştır.

    Soru 66: Abdestin farz olduğunu belirten ayet hangisidir?
    Cevap : Maide suresi 5 ve 6.

    Soru 67: Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişmiş İslam bilginlerindendir. Kadı
    yetiştiren Mektebi Nüvvab’ı bitirmiş, Beyazıt medresesinde dersler vermiştir.
    Meşihat Dairesi’ndeki görevinin yanında Mektebi Nüvvab, Mektebi Mülkiye,
    Medrese tül Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de dersler vermiştir.
    2. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya’dan mebus seçilmiş ve özellikle
    2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle ilgili hal fetvasının yazılmasında
    oynadığı rolle tanınmıştır. İttihat ve Terakki cemiyetinin ilim şubesinde de görev
    almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde de
    yargılanmış ve berat etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının
    kendisinden istediği Kur’an tefsirini Hak Dini Kur’an Dili adıyla yazmıştır.
    Bu İslam alimi kimdir?
    Cevap : Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.

    Soru 68: Seyyit Kutub’un tefsirinin adını söyleyiniz.
    Cevap : Fizilali Kur’an.

    Soru 69: Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını söyleyiniz.
    Cevap : Hak Dini Kur’an Dili.

    Soru 70: Kur’an’ı Kerim’in bir çok adı vardır. Furkan, Kitap, Zikir, Tenzil bunlar
    arasındadır. Kur’an’ın birde sıfatları vardır. Bunlardan bazılarıda, Mübin,
    Kerim, Nur, Hüda, Rahmet, Şifa, Mev’ize, Büşra, Beşir, Nezir ve Aziz’dir.
    Bu isim ve sıfatlara göre Kur’an’ı Kerim’in dikkat çeken beş hususu vardır.
    1- Tedricen, ayet ayet, sure sure inmiştir. 2- Vahiy ile Cebrail vasıtasıyla
    getirilmiş olması. 3- Hem lafzı hem de manasıyla mucize olması.
    4- Allah’ın kelamı olması, söylemediğimiz 5. Hususu da siz söyleyiniz.
    Cevap : Kendisi ile ibadet edilmesi.

    Soru 71: Allah’ü Teala her dönemde bir şeriat (bir kitap) indirmiştir. Kur’an’ Kerim
    son peygamberin kitabıdır. Büyün insanların barış içersinde insanca yaşayacakları
    bir ortamı meydana getiren ve ahiret saadetinin teminatı olan bu kitabın 114 suresi
    bulunmaktadır. Okundukça ve yaşandıkça insanlığı yücelten ayetler Mekki ve
    Medeni olarak ikiye ayrılır.
    Bütün insanlığın uymakla mükellef olduğu Mekki ve Medeni ayetlerin konusu nedir?
    Cevap : Mekki ayetlerin konusu “İtikat”, Medeni ayetlerin konusu ise “Hüküm”dür.

    Soru 72: Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure
    vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir.
    Bu iki surenin adını yazınız.
    Cevap : Bakara ve Al-i İmran sureleridir.

    Soru 73: Hanımı ve kendisi büyük İslam düşmanlarındandır. Karı koca bu iki kişinin
    dünyada iken kazandıklarının kendilerini kurtarmayacağını,
    cehennemde de kendilerinin elim bir ateşin vadedildiği ve adamın hanımının ise
    cehennemde odun taşıyılıcığı yapacağını konu eden sure hangi suredir?
    Cevap : Tebbet (veya Mesed veya Lehep) suresidir.

    Soru 74: Kur’an’ı Kerim Berat gecesi indirilmiştir. Hadid suresi 23. Ayette de
    “Dünyada olacak her şey, dünya yaratılmadan evvel, ezelde “oraya” yazılmış, takdir
    edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz
    ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nimetlerden mağrur olmayasınız.
    ” Denilmektedir. İfadelerde geçen “oraya” kelimesi neresi anlamına gelmektedir?
    Cevap : Levh-i Mahfuz.

    Soru 75: Sevapta ve günahta en küçük bir şeyin unutulmayacağı hangi ayetle anlatılır?
    Cevap : Zilzal suresi 7 ve 8 ayetler

    Soru 76: Mealini okuyacağımız ayet hangi surededir? Allah’ü Teala buyuruyor ki; “Ey
    insanlar! Zannın çoğundan sakınınız. Zira zannın çoğu günahtır. Birbirinizin
    suçunu araştırmayınız. Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin
    etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah
    tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır.”
    Cevap : Hucurat suresi.

    Soru 77: Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda
    elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti
    üzerine yazılmıştır?
    Cevap : Kıraatı Asım

    Soru 78: Namaz mü’mini kötülüklerden alıkoyar. Kul Rabbine en yakın halini secdede yaşar.
    Ve o kulun miracıdır. Kul namazı ile terbiye olur. Kur’an’ı Kerim’de de Allah (c.c.),
    zekat, kurban ve benzeri ibadetleri namaz ile birlikte zikretmiştir. Çünkü kul namaz ile
    zekatını verir, kurbanını keser hale gelecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in gözümün nuru
    dediği bu güzel ibadet Kur’an’ın hangi suresinde Kurban ile beraber zikredilmiştir?
    Cevap : Kevser suresi

    Soru 79: 1632 yılında “dünya dönüyor” dediği için idamla yargılanan Galile
    Galileu’dan 1000 yıl önce dünyanın döndüğünü haber veren Kur’an ayeti hangisidir?
    Cevap : Yasin 40

    Soru 80: Aşağıda bazı özellikleri ile tanımaya çalışacağımız sure Kur’an’ı Kerim’de hangi suredir?
    a-Bu sure Medenidir,
    b-Ey iman edenler niçin yapmadığınızı söylersiniz,
    c-Allah yolunda bir bütünlük içinde cihadı emreder,
    d-İsa (a.s.) diliyle, Peygamberimizin Ahmet ismi ile müjdelenmesi,
    e-Kafirler istemese de Allah (c.c.)’ın nurunu tamamlayacağı,
    f-İman ve cihadın elim bir azaptan kurtaracak karlı bir ticaret yolu olduğu,
    bu surenin bazı özelliklerindendir.
    Cevap : Saf suresi

    Soru 81: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yılda en büyük destekçileri olan hanımını
    ve amcası kaybetmişti. Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve bütün müslümanlar üzülmüşlerdi.
    Bu yıl siyer kitaplarında hüzün yılı olarak zikredilmiştir. Peygamberimizi ve müslümanları
    teselli etmek için Allah (c.c.) üç sure indirmiştir. Bu surelerin isimleri nelerdir?
    Cevap : Yusuf, Hud ve Yunus sureleri

    Soru 82: Kur’an’ı Kerim’de yer alan bazı surelerin iki veya daha fazla isimleri vardır.
    Bunlardan biri de Mü’min suresidir. Mü’min suresinin diğer ismi nedir?
    Cevap : Gafir suresi

    Soru 83: Muavizeteyn surelerinin isimleri nedir?
    Cevap : Felak ve Nas sureleri


    AHLAK


    Soru 1 : Rasulüllah (s.a.v.-’e göre en kötü düğün yemeği hangisidir?
    Cevap : Zenginlerin çağrılıp, yoksulların davet edilmediği düğün yemeğidir.

    Soru 2 : İslam’da çocuk terbiyesinin üç ana esası nedir?
    Cevap : a- Çocuğu zararlı etkenlerin tahribatından uzak tutmak. (Ahlaksız çevre, kötü arkadaş)
    b- Başta anne ve baba olmak üzere tüm büyüklerin iyi örnek olmaları.
    c- İyi örnek olmayı, yumuşak olmayı, sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü tatbikatla öğretmek
    ve yaşatmak.
    d- Tüm verilecek terbiyenin İslam’ın müsaade ve teşvik ettiği ölçüler çerçevesinde olmalı.

    Soru 3 : Çocuk terbiyesinin en etkili ve zorunlu yaş dönemi hangisidir?
    Cevap : 0-6 yaş arasıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.-’e çocuğunu ilim öğretmek için
    getiren sahabeye çocuğun yaşını sorduklarında aldıkları cevap altı yaş olunca
    Allah’ın Resulü (s.a.v.) in cevabı: “Geç kalmışsın” olmuştur.

    Soru 4 : İnsanın kendi nefsine karşı görevleri nelerdir?
    Cevap : a- Bedenini terbiye etmek. Çünkü: “Kuvvetli mü’min, zayıf olan bir mü’minden hayırlıdır.”
    b- Sağlığı muhafaza etmek. “Ölümden başka her derdin bir devası vardır.”
    c- Vücudunu yıpratacak şeylerden kaçınmak.
    d- İradeyi kuvvetlendirmek. Hakkı kabul edip, haksızlığı ve zararı ret etmek ve taklit etmemek.
    e- Aklı ve zihni irfan nurlarıyla aydınlatmak.

    Soru 5 : Erkeğin hanımına karşı görevleri nelerdir?
    Cevap : a- Onunla güzel geçinmek, onu korumak ve onu gözetmek.
    b- Onun geçim ihtiyaçlarını üstlenmek ve karşılamak.
    c- Doğruluk, güzellik ve sadakatten ayrılmamak.

    Soru 6 : Kadının erkeğine karşı vazifeleri nelerdir?
    Cevap : a- Kocasının dine uygun emirlerini yerine getirmek ve ona itaat etmek.
    b- Kocasının namus ve şerefini korumak.
    c- Bulunduğu hale kanaatkar olmak.
    d- İsraftan kaçınmak.
    e- Ev hanımı olacak şekilde hareket etmek.

    Soru 7 : Evladın ebeveyne (anne ve babaya- karşı sorumlulukları nelerdir?
    Cevap : a- Saygı gösterip itaat etmek.
    b- Anne ve babaya karşı “ÖF” bile dememek, onları incitmemek.
    c- Onların ihtiyaçları sırasında yanında bulunmak.
    d- Kabirlerini ziyaret etmek ve duada bulunmak.
    e- Vefatlarından sonra onların dostlarına karşı saygı göstermek, ziyaretlerinde bulunmak.

    Soru 8 : Anne ve babanın çocuklarına karşı sorumlulukları nelerdir?
    Cevap : a- Doğduğunda müslüman ismi koymak.
    b- Güçleri nispetinde onları besleyip, büyütmek.
    c- Onları İslam’a göre terbiye etmek.
    d- İslami ilimleri öğretip, kazanç yollarını göstermek.
    e- Onlara fazilet örneği olmak.
    f- Dokuz yaşlarında iken yataklarını ayırmak.
    g- İbadetlere telkin edip alıştırmak.
    h- Akıl baliğ olduktan sonra mümkünse hemen evlendirmek.

    Soru 9 : Yüce Allah (c.c.)’dan korkmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçmak ve sakınmaya
    ne ad verilir? Böyle olma hali nedir ve böyle olana ne isim verilir?
    Cevap : İttika denir. Bu hale Takva, takva olan kimseye de Muttaki denir.

    Soru 10: Utanılacak şeylerden insanı koruyan hale, güzel huylarla vasıflanmaya ve güzel huylu
    olmaya ne ad verilir?
    Cevap : Edep denir.

    Soru 11: İhlas ne demektir?
    Cevap : Herhangi bir iş yada ameli güzel bir niyet, saf bir kalple yapmak ve o işe başka
    bir şey karıştırmamaktır.

    Soru 12: Riya ne demektir?
    Cevap : Gösteriş demektir. Bir işi gösteriş için yada bir maddi yarar maksadıyla yapmaktır.

    Soru 13: Tevazu nedir?
    Cevap : Kendini büyük görmemek, insanları hakir görmemek, kendini olduğundan aşağı saymak.

    Soru 14: Allah (c.c.)’a güvenmek, kulluk görevini yaptıktan sonra başarıyı Allah (c.c.)’dan
    beklemek ve insan gücünün yetişemediği şeyleri Allah (c.c.)’a bırakıp ümitsizlik ve
    keder içine düşmemeğe ne denir?
    Cevap : Tevekkül denir.

    Soru 15: Hüsnü zan ve Suizan ne demektir?
    Cevap : Hüsnü zan: Bir iyiliğin üzerine inanç beslemeye, güzel düşünmeye denir. Suizan:
    Her şeyde bir art niyet aramaya, yanlış düşünüp yanlış yorumlamaya denir.

    Soru 16: Dili gereksiz şeylerden koruyup, ihtiyaçtan fazlasını boş yere konuşmamak haline,
    malayani denilen faydasız şeylerle uğraşmak ve ağza her gelen şeyi söylemek gibi
    hallerden kaçınmaya ne denir?
    Cevap : Hıfz-ı Lisan (Dili korumak) denir. Peygamberimiz (s.a.v.)’de “Her kim Allah (c.c.)’a
    ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin yada sussun” buyurmuşlardır.

    Soru 17: Utanma, hicap, ar, namus duygularını çirkin şeylerden nefsin arındırılması, edebe
    aykırı bir işin ortaya çıkmasından kalbin duyduğu rahatsızlığa, sıkıntıya ne denir?
    Cevap : Haya denir.“Haya imandandır, insanlardan utanmayan Allah (c.c.)’dan da utanmaz.(hadis)


    Soru 18: Şecaat ne demektir?
    Cevap : Yiğitlik, kahramanlık, kalp metinliği, gerektiğinde tehlikelere atılabilme özelliğidir.

    Soru 19: Yapılan iyiliğin kıymetini bilmek, takdir etmek, söz yada işle memnuniyet göstermeye
    ne denir? Karşıtı Küfran-ı Nimet (Nimeti inkardır.)
    Cevap : Şükür.

    Soru 20: Acıya katlanmak, bedene uygun düşmeyen hallere telaş göstermeden karşı koymak
    olan faziletli hale ve başa gelen belalara “imtihandır” diyerek üzülmeden sonunu
    beklemeye ne denir?
    Cevap : Sabır denir. “Allah (c.c.) sabredenlerle beraberdir.” (Ayet meali)

    Soru 21: Sıla-i Rahim ne demektir?
    Cevap : Akrabayı arayıp sormak, kusurlarını bağışlamak, ihtiyaçlarında yardım etmek, onlarla
    görüşmek, sohbet etmek ve ziyaretlerinde bulunmaktır.“Sıla-i Rahim ömrü uzatır”(Hadis)

    Soru 22: Müslümanların zihin uyanıklığı haline, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyetine, bir insanın
    ahlak ve davranışlarını yüzünden anlamak haline ne denir?
    Cevap : Feraset denir. “Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o,Allah (c.c.)’ın nuru ile bakar”
    buyrulmuştur.

    Soru 23: Kanaat nedir?
    Cevap : Kısmete rıza göstermek, israftan kaçıp orta bir halde hareket etmektir. “Kanaat tükenmez
    bir hazinedir” (Hadis)

    Soru 24: Danışmak, bir işin hayırlı olup olmadığını anlamak için uygun görülen kimselerle görüşüp
    fikirlerini almaya ne denir?
    Cevap : İstişare- Müşavere denir. “Müşavere eden zarar görmemiştir” (Hadis)

    Soru 25: Söz gezdirmek, koğuculuk yapmak, bir kimse aleyhine söylenen sözleri bir kötülük
    maksadı ile o kimseye ulaştırmak gibi yapılan çirkin huya ne denir?
    Cevap : Nemime denir. “Koğucu olan (söz taşıyan- cennete giremez.(Hadis)

    Soru 26: Müslümanların kalbinde zerre kadar dahi bulunsa cennete girmelerine mani günah nedir?
    Cevap : Kibir.

    Soru 27: Kibirin tersi olan kelimedir. Kendini olduğundan aşağı göstermek manasınadır.
    Alçak gönüllülüktür. Böyle olan kişiler kendisinden aşağı olan kişileri küçük görmezler
    ve akranları arasında büyüklenmezler.
    Her şeyi ben bilirim, en iyi ben bilirim demezler. Hatta bazen toprak gibi mütevazi olurlar.
    İnsanı olgunlaştıran ve topluma sevdiren bu güzel huyun adı nedir?
    Cevap : Tevazu.

    Soru 28: Mal, mülk Allah (c.c.)’ındır. Kulun elinde bulunan ve ölmeyecek gibi biriktirdiği her şey
    bir imtihan vasıtasıdır. Kul elindeki bu imkanları, kendisi ve diğer insanlar için en faydalı
    şekilde kullanmakla yükümlüdür.Böyle davranmayan kimseyi ne Allah (c.c.), ne de kullar
    sever. Allah (c.c.)’ın kendisine verdiği mal ve mülk emanetinin hakkını vermemiş olur.
    Cömertlik göstermemek İslam’ın kınadığı, tasvip etmediği kötü huyu kul kazanmış olur.
    Cömert insan hem Allah (c.c.)’a yakın, hem cennete yakın, hem de insanlara yakındır.
    Aynı zamanda cehennemden de uzaktır. Kötü huylu insansa Allah (c.c.)’dan, cennetten,
    insanlardan uzak, cehenneme yakındır. Hem ferdi, hem de içtimai zararları olan bu kötü
    huyun adı ve yine İslam’da hoş görülmeyen bunun aksi huyun adı nedir?
    Cevap : Cimrilik ve İsraf (Savurganlıktır).

    Soru 29: Müslümanların eş, dost, akraba ve yakınlarını, hatta memleketlerini ziyaret etmesi,
    görmesi, ilgi ve alaka kurması anlamına gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu
    konu ile ilgili çok hadisleri olup, bu iş yapıldığı zaman müslümanların cennete
    gireceklerini müjdelemiştir. İslam alimleride yapılması gereken bu hareketin vacip,
    terkininde haram olduğunu söylemişlerdir. İslam ıstılahında bu güzel işe ne ad verilir?
    Cevap : Sıla-i Rahim.

    Soru 30: İkiyüzlülük ve ara bozuculuğa ne ad verilir.
    Cevap : Nifak

    Soru 31: Aksıran bir müslümanın “Elhamdülillah” demesi gerekir. Buna göre yanında bulunan
    müslüman ne demesi gerekir?
    Cevap : Yerhamükellah demesi gerekir.

    Soru 32: Başkalarının evine gireceğimiz zaman öncelikle hangi kurallara dikkat etmemiz gerekir?
    Cevap : a- Selam veririz
    b- Adımızı söyleriz
    c- Sıfatımızı söyleriz
    d- Künyemizi bildiririz.


    İBADET



    Soru 1 : Allah (c.c.)’ın emir ve yasakları karşısında sorumlu olan, akıllı ve bülüğ
    çağına eren müslümana ne denir?
    Cevap : Mükellef denir.

    Soru 2 : Mükellef olan insanın bilmesi gereken fiiller sekiz tanedir. Mükellef olan
    kimse bu sekiz fiili, ameli yerine getirmek mecburiyetindedir. Efal-i
    Mükellefin de denilen bu sekiz kısım amel ve işler nelerdir?
    Cevap : a- Farz b- Vacip c- Sünnet d- Müstehap e- Mübah f- Haram
    g- Mekruh h- Müfsit

    Soru 3 : Kendisinde şüphe olmayan kati bir delille sabit olan, Allah (c.c.)’ın
    işlenmesini kesin olarak emrettiği hükümlere ne ad verilir? bir kaç örnek veriniz.
    Cevap : Farz denir. (Beş vakit namaz, Zekat, Oruç, Hac vb.)

    Soru 4 : Farzları terk haramdır, inkar etmek küfürdür. Farzlar iki çeşittir. Farzı ayın
    ve farzı kifaye. Bu her iki farzı tarif edip misallendiriniz.
    Cevap : a- Farzı Ayın: Mükelleflerden her birinin yapması gereken farzlardır.
    (Oruç, Hac, vb.) b- Farzı Kifaye: Mükelleflerden bazılarının yapmasıyla
    diğerlerinde sorumluluk kalkan farzdır. (Cenaze namazı kılmak, Hafız olmak vb.)

    Soru 5 : Yapılması şeran kesin bir delille sabit olmayan ama kuvvetli bir delille sabit
    olan ibadettir. İşleyene sevap, özürsüz terk edene günah olan bu amel nedir?
    Cevap : Vacip (Vitir ve bayram namazları gibi.)

    Soru 6 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in farz ve vacipler dışında yaptığı veyapılmasını
    istediği ibadetlere ne ad verilir?
    Cevap : Sünnet.

    Soru 7 : Sünnet iki kısımdır. Sünneti müekkede, sünneti gayri müekkededir. Her iki
    sünneti tarif edip misaller veriniz.
    Cevap : a- Müekket Sünnet: Rasülullah (s.a.v.)’in devamlı yaptığı ve yapılmasını
    teşvik ettiği sünnetlerdir. (Sabah, öğle, akşam namazlarının sünnetleri,
    namazları cemaatla kılmak vb.) b- Gayri Müekket Sünnet: Rasülullah (s.a.v.)’in
    ara sıra yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği sünnetlerdir. (Abdesti kıbleye
    dönerek almak, Ezanı dinlemek, İşe sağdan başlamak vb.)

    Soru 8 : Abdest dinimizde; namaz kılmak, Kur’an’ı Kerim’i elle tutmak, Kabe’yi tavaf
    etmek gibi amelleri yapmak için yapılan, belli organları usulüne göre
    yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadettir ve itaattir.
    Abdestin farzları nelerdir? Sayınız.
    Cevap : a- Yüzü yıkamak (İki kulak memesi arasındaki yer ile alnının saç biten
    yerinden çene altına kadar )
    b- İki eli dirseklerle beraber yıkamak
    c- Basın dörtte birini meshetmek
    d- Her iki ayağı topuklarla beraber yıkamak.

    Soru 9 : İşlenmesinde sevap olan, terk edilmesinde günah olmayan, Efal-i Mükellefinden
    olup Peygamberimiz (s.a.v.)’in bazen yaptığı bazense terk ettiği ibadete ne denir?
    (Kuşluk namazı gibi)
    Cevap : Müstehap

    Soru 10: Yapılmasında ve yapılmamasında günah olmayan, yapılıp yapılmama hususu
    dinde caiz görülen şeylere ne denir? (Helal olan bir meyveyi yiyip yememek gibi.)
    Cevap : Mübah

    Soru 11: Mükellefin yapmaması istenen ve kesin bir delille işlenmesi yasak olan şeri
    hükümlere ne ad verilir? Ki bunların terk edilmesi sevap işlenmesi günahtır.
    İnkarı ise günahtır. (Zina yapmak, domuz eti yemek, yalan konuşmak vb.)
    Cevap : Haram

    Soru 12: Haram iki kısımdır. Haram li aynihi, Haram li gayrihi. Bunların tarifini yapıp misal veriniz.
    Cevap : a- Liaynihi Haram: Aslı itibariyle herkese haram olan şeydir.(Şarap, zina vb.)
    b- Ligayrihi Haram: Aslında helal olup başkasının hakkından dolayı haram
    olan şeydir. Sahibinin izni olmadıkça o şeyden başkaları faydalanamaz.
    (Başkasına ait olan bir malı izinsiz almak gibi)

    Soru 13: Kelime manası itibariyle; sevilmeyen ve hoş görülmeyen şeyler olup, dindeki
    manası da; yasaklığı sabit olmakla beraber,ona aykırı olarakda bir delil ve
    işaret bulunup, yapılması doğru olmayıp yapılmaması iyi olan şeylere ne ad
    verilir? (Sağ elle sümkürmek, gusül alması gereken bir kimsenin elini ve
    ağzını yıkamadan bir şey yiyip içmesi gibi.)
    Cevap : Mekruh

    Soru 14: Meşru olan bir işi (başlanmış bir ibadeti) bozan, hükümsüz kılan kasten
    yapılması azabı gerektiren şeylere ne denir? (Namaz içinde gülmek gibi)
    Cevap : Müfsit

    Soru 15: Dinimizde namazların camide cemaatle kılınıp eda edilmesi bildirilmiştir.
    Namaz ibadetimizi camide kılarken cemaatin önünde namazı kıldıran kişiye
    imam denir. İmam efendinin namaz kıldırırken durduğu yere ne ad verilir?
    Cevap : Mihrap

    Soru 16: Hadesten taharet vücudumuzu cünüplükten ve abdestsizlikten kurtarmaktır.
    Cünüplükten kurtulmak Gusül ile olur. Cünüp ise, şehvetle kendisinden
    meni dediğimiz su çıktıktan sonra henüz boy abdesti almamış yani
    yıkanmamış olan kimsedir. Boy abdesti dediğimiz guslün farzları nelerdir yazınız.
    Cevap : a- Mazmaza: Ağza üç defa su alıp gargara yaparak ağzı yıkamak.
    b- İstinşak: Burnu üç kere sağ elle su alıp, sol elle sümkürerek yıkamak.
    c- Bütün vücudu iyice ovuşturarak yıkamak (Hiç bir kuru yer kalmamak suretiyle.)

    Soru 17: Camilerimizde dini ve dünyevi mevzuların anlatılmak ve açıklanmak üzere
    Cuma namazından önce ve diğer bazı vakitlerde imamlarımızın çıkıp vaaz ettiği,
    talim,irşat ve telkin makamı olan yere ne ad verilir?
    Cevap : Kürsü


    Soru 18: Camilerimizde beş vakit namazlarımız için Ezan-ı Muhammedi’yi okuyan,
    gamet eden, Hz. Bilal Habeşi’nin mesleğini yapan kimselere ne denir?
    Cevap : Müezzin

    Soru 19: Namazın farzları on ikidir. Bunlar iki kısma ayrılır. Şartlar ve rükünler diye
    adlandırılır. Altısı şart diğer altısı ise rükündür. Şartlar daha namaza
    başlamadan önce yapılması gereken şeyler olup, rükünler ise başlangıç
    tekbiri ile namaza başlayıp namazın içinde yapılması gereken farzlardır.
    Namazın farzları dediğimiz şartları ve rükünleri sayıp tarif ediniz.
    Cevap : A- Namazın Şartları:
    a- Hadesten Taharet; Bedeni cünüp ve abdestsizlikten temizlemek
    b- Necasetten Taharet; Elbise ve namaz kılacak yeri temizlemek
    c- Setrul Avret; Avret yerlerin örtülmesi
    d- İstikbali Kıble; Kıbleye yönelmek
    e- Vakit; Vaktinde kılınması
    f- Niyet; Niyet etme
    B- Namazın Rükünleri:
    a- İftidah Tekbiri; Başlangıç tekbiri
    b- Kıyam; Ayakta durmak
    c- Kıraat; Okumak
    d- Ruku; Rukuya eğilmek
    e- Sücut; Secdeye eğilmek
    f- Kade-i Ahire; Namazda son oturuşu yapmak.

    Soru 20: İnsanoğlunun uzuvlarından örtülmesi farz olan, başkalarının da bakması
    haram olan yerlere avret mahalli denir. Kadınlar ve erkekler için Setri avret
    yerlerini tarif ediniz.
    Cevap : Erkeklerde: Göbek ve diz kapakları dahil bu kısmın arasında kalan bölgeler.
    Kadınlarda: Yüzleri, elleri ve ayakları dışında kalan bütün bölgeleri
    kapatmaları gereklidir.

    Soru 21: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yaşantısı olarak tarif edilen sünnetin
    bölümleri üçtür. Sünnetin çeşitleri diyebileceğimiz bölümlerini söyleyiniz.
    Cevap : a- Fiili Sünnet : Yaşantısıdır
    b- Kavli Sünnet : Sözleridir
    c- Takriri Sünnet : Söz ve olaylara sukutu ile karşılığıdır.

    Soru 22: Camilerimizde Cuma günü insanlara dini meseleleri, hükümleri açıklamak
    veya Ümmeti Muhammedi ilgilendiren haftalık meseleleri anlatmak için
    hutbe okunur. İmamın Cuma günü hutbe okumak için çıktığı, camilerde
    kıbleye göre sağ tarafta bulunan basamaklı olan yere ne denir?
    Cevap : Mimber

    Soru 23: Suyun bulunmadığı zamanlar veya mekanlar olduğunda dinimiz,
    ibadetlerimizi aksatmadan yapabilmemiz için abdest yerine yapabileceğimiz
    bir ameli bize bildirmiştir. Bu amel toprakla yapılıp su bulununcaya kadar
    abdesti bozacak bir iş bir fiil yapılmamış ise abdestle yapılacak bütün
    ibadetler ve taatlar yapılır. Çünkü bu amel abdest ve gusül abdestinin
    yerine geçer. Su görülünce de bozulur. İki darp (vuruş) bir niyet olmak
    üzere iki tane farzı vardır. Niyetin farz olduğu bu ibadetimizin adı nedir?
    Cevap : Teyemmüm denir.

    Soru 24: Boy abdesti olmayana yapması yasak olan ameller nelerdir?
    Cevap : a- Namaz kılamaz
    b- Camiye mescide giremez
    c- Kur’an’a el süremez ve okuyamaz
    d- Kabe’yi tavaf edemez.

    Soru 25: Namazlarımızda yapmış olduğumuz secde yedi tane uzvumuzun
    (organımızın) beraber yere değerek yapılmasıyla olur. Bu yedi azamızı sayınız.
    Cevap : Alnımız ve burnumuz(1), Ellerimiz(2), Dizlerimiz(2), Ayaklarımız(2) toplam
    yedidir.

    Soru 26: Namazlarımızı kılarken yanılabiliriz, böyle hallerde namazın telafisi için son
    oturuşta Et-Tahiyyatüyü okuyup iki defa daha secde yaparak namazımızı
    tamamlamış oluruz. Böyle hallerde yapılan secdeye sehiv secdesi yani
    yanılma secdesi denir. Namazda sehiv secdesini gerektiren haller nelerdir?
    Cevap : Namazın farzlarından birisinin unutularak yapılmasının geciktirilmesinde,
    vaciplerinin birinin unutularak terk edilmesi veya yine unutularak
    yapılmasının geciktirilmesinde yapılır.

    Soru 27: Namazın kıyam, rüku ve secde gibi her rüknünü yerine getirmek ve bunu
    yaparken her uzvun rahat bir halde bulundurulması, her yapılan amele,
    harekete özenerek yapılmasına ne ad verilir? Mesela: Rükudan kıyama
    kalkarken vücut dimdik bir hale gelmeli, iki secde arasında en az bir defa
    “sübhanallahil azim” diyecek kadar oturmuş olmak gibi.
    Cevap : Tadili erkana riayet (Rükunların hakkını vererek yapmak.)

    Soru 28: Cuma namazı kimlere farzdır?
    Cevap : a-Erkek olmak b-Hür olmak c-Misafir olmamak d-Sıhhatli olmak (Camiye
    yürüyerek gidecek kudrette olmak) e-Kör olmamak f-Kötürüm olmamak
    (Ayakları kesilmiş olmamak)

    Soru 29: Cuma günü müslümanların bayram günüdür. O günde mü’minler Allah
    (c.c.)’ın emriyle camilere toplanır, Cuma namazlarını kılarlar ve hutbeyi
    dinlerler. Vakti öğle namazının vaktidir. Bu vakitte kılınan Cuma namazı
    kaç rekattır, isimleriyle birlikte söyleyiniz.
    Cevap : 10 rekattır. 4 ilk sünnet, 2 farz, 4 rekatta son sünnetidir. (Ayrıca aynı
    vakitte kılınan 4 rekat Zuhri Ahir ve 2 rekatta vaktin son sünneti kılınır.
    Ama Cuma 10 rekattır.)

    Soru 30: Ramazan ayında, yatsı namazından sonra 20 rekat kılınan namazdır.
    Cemaatla veya tek başına kılınabilir. İki yada dört rekatta bir selam
    verilerek kılınan ve ramazan ayına ait olan bu namazın adı nedir? ve nasıl
    bir namazdır?
    Cevap : Teravih namazıdır ve Sünneti müekkede bir namazdır.

    Soru 31: Oruç ibadetimizin çeşitleri altıdır. Bunları misaller vererek sayınız.
    Cevap : a- Farz oruçlar: Ramazan orucu, keffaret orucu vb.
    b- Vacip oruçlar: Adaklar, itikaf orucu ve kazaya kalmış nafile oruçlar
    c- Sünnet oruçlar: Muharrem ayının 9. 10. 11.ci günleri tutulan oruçlar.
    d- Müstehap oruçlar: Kameri ayların 13. 14. 15.ci günleri tutulan oruçlar.
    e- Mekruh oruçlar: Aşure günü, Cuma günleri tutulan oruçlar.
    f- Haram oruçlar: Bayramlarda tutulan oruç.

    Soru 32: İslamın şartlarından mali ibadetimizdir. Dinen zengin sayılan erkek, kadın,
    her mükellef müslümanın senede bir kez, malının kırkta birini, niyet ederek
    müslüman fakire vermesi farzı ayın olan ibadettir. Bir diğer mana ile müslüman
    fakirin müslüman zengin üzerindeki hakkıdır. Terki günah, inkarı küfürdür.
    Bu mali ibadetimiz hangisidir?
    Cevap : Zekat.

    Soru 33: Ramazan ayının sonuna ulaşan ve temel ihtiyaçlardan başka nisaba malik
    (mala sahip) olan her müslümanın vermesi gereken ve vacip olan mali bir
    ibadettir. İnsanların yaratılışına bir şükür olmak üzere sevap kazanmak
    için yapılan mali ibadetimiz nedir?
    Cevap : Sadaka-i Fıtır

    Soru 34: Kurban bayramı günlerinde Arafat’a çıkarak vakfe yapılan, ihrama girerek ve
    Kabe’yi tavaf ederek ziyaret yapılan, zengin olan müslümana ömründe bir
    kez yapmak farzı ayın olan mali ve bedeni ibadetimiz hangisidir?
    Cevap : Hac.

    Soru 35: Senenin herhangi bir bölümünde Kabe-i Muazzamayı ve Ravza-i Mudahharayı
    ziyaret maksadıyla yapılan mali ve bedeni ibadetimiz hangisidir?
    Cevap : Umre ziyareti.

    Soru 36: Takvim olarak aya göre düzenlenen ve hicretle başlayan yıla hicri yıl denir.
    Hicri yılın aylarına kameri aylar denir. Müslümanların takvimi olan bu
    takvime göre bayram ve diğer önemli gün ve geceler ayarlanır. Bu hicri yılın
    kameri aylarını sayınız.
    Cevap : Muharrem, Sefer, Rebiyyül Evvel, Rebiyyül Ahir, Cemaziel Evvel, Cemaziel
    Ahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce.

    Soru 37: Hicri yılın başlangıç günü hangi gündür?
    Cevap : 1 Muharrem.

    Soru 38: Mevlit kandili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğum günüdür. Mekke’de
    Kabe’nin içinde 360 putun yıkıldığı, Sasani İmparatorluğunun bin yıldan
    beri yaktıkları ateşin söndüğü gün bu gündür. İslam takvimi olan hicri yılda
    Mevlit kandili hangi gündür?
    Cevap : Rebiyyül evvel ayının 12. Gecesi, Pazartesi günü.

    Soru 39: Mübarek üç ayların başlangıç tarihi ne zamandır?
    Cevap : 1 Recep ile başlar.

    Soru 40: İkram, değeri çok olan, bağış, ihsan, istenilen gibi manalar taşıyan ve Hz.
    Amine’nin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hamile olduğunu anladığı gün
    olarak bilinen, mübarek gece olarak ibadetlerle değerlendirdiğimiz,
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisinin de 12 rekat şükür namazı kıldığı
    mübarek gecemizin adı ve hangi günde olduğunu söyleyiniz.
    Cevap : Regaip kandili, Recep ayının ilk Cuma gecesidir.

    Soru 41: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir gecede Mekke’den Kudüs şehrine
    yürüyüşüne ve oradan da semaya yükselişine ayrı ayrı isim verilen,
    hakkında Kur’an’ı Kerim’de sure olan mübarek gecemizin ismi ve zamanını
    söyleyiniz.
    Cevap : İsra ve Miraç denir. Recep ayının 27.ci gecesidir.

    Soru 42: Yaratılmışların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil
    olacaklarına, diriltilip öldürüleceklerine ve ecellerine dair Allah (c.c.)
    tarafından meleklerine bilgi verilen mübarek gecemiz hangisidir, ve hicri
    tarihini söyleyiniz.
    Cevap : Berat Gecesi. Şaban ayının 15.ci gecesi.

    Soru 43: Ramazan ayı içersinde idrak ettiğimiz ve Kur’an’ı Kerim bu geceden
    başlayarak indirildiği bildirilen adına Kur’an’ı Kerim’de sure bulunan ve
    Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ramazan ayının son on gününün tekli günlerinde
    arayın dediği mübarek gecemizin ismi nedir ve hangi güne rastlar?
    Cevap : Kadir Gecesi. Ramazanın 27.ci gecesi.

    Soru 44: Ramazan ayının son on gününde beş vakit namaz kılınan cami veya
    mescitte, ibadet niyeti ile ikamet edilen (kalınan) ve bayram namazı ile son
    bulan ibadetin adı nedir?
    Cevap : İtikaf.

    Soru 45: Amelde hak mezhepler dediğimiz mezheplerimiz ve imamlarımızı söyleyiniz.
    Cevap : a- Hanefi Mezhebi; İmamı Azam Ebu Hanife
    b- Şafi Mezhebi; İmamı Şafi
    c- Maliki Mezhebi; İmamı Malik
    d- Hanbeli Mezhebi; İmamı Ahmet Bin Hanbel.

    Soru 46: Haccın çeşitleri nelerdir?
    Cevap : a- Haccı Temettü b- Haccı İfrat c- Haccı Kıran

    Soru 47: Haccın farzlarını söyleyiniz.
    Cevap : a- Arafat’ta vakfe durmak b- Ziyaret tavafı yapmak.

    Soru 48: Cihat ibadetini diğer ibadetlerden ayıran özellikler nelerdir?
    Cevap : a- Kur’an’ı Kerim’de en çok zikredilen ibadet olması
    b- En büyük ibadettir
    c- Zamana bağlı değildir
    d- İlk eda edilecek farzdır
    e- Miktarla sınırlı değildir.

    Soru 49: Üç vakit vardır ki bu vakitlerde kaza namazı, vacip bir namaz, cenaze
    namazı, tilavet secdesi, nafile namaz kılınmaz ve olmaz. Bu vakitlere
    dinimizde kerahat vakitleri denir. Kendisinde ibadet olmayan bu vakitleri
    söyleyiniz?
    Cevap : a- Güneş doğarken b- Güneş tam tepede iken c- Güneş batarken
    .
    Soru 50: Namaz dinin direği ve ilk görülecek olan ibadettir. Namazların vaktinde
    kılınması gerekir, çünkü “vakit” namazın farzlarındandır. Vaktinde ve vakti
    geçtikten sonra kılınan namazlara ne ad verilir?
    Cevap : Vaktinde kılınan namaza; “Eda”, Vaktinden sonra kılınan namaza ise;
    “Kaza” denir

    Soru 51: Dinimiz her yönüyle bize kolaylıklar getirir. Ki bunlardan biride kışın
    ayaklarımıza giyilen deriden yapılmış mestlerin giyilmesidir. Bu mestler
    abdest alındıktan sonra giyilir ve ondan sonra belirli bir zamana kadar
    alınacak abdestler için bu mestler çıkarılmadan üzerine ıslak elle yapılan
    meshetme işlemi ile abdest alınmış olur. Bu meshetmenin müddeti (süresi)
    yolculukta ve ikamette (bulunduğumuz yerde) ne kadardır?
    Cevap : İkamette 24 saat (bir gün bir gece), yolculukta 72 saat (üç gün üç gece)

    Soru 52: Dinimizde bir beldeden (oturduğumuz köy, kasaba veya şehirden) çıkıp yaya
    olarak 18 saatlik yola gitmiş olan kimseye yolcu (Misafir) denir. (18 saatlik
    yolun karşılığı bugünün ölçüleriyle 90 km uzaklıktır.) Bu mesafeye çıkmış
    olan yolcuya kolaylıklar olarak ayağındaki mestin müddeti 3 gün 3 gece
    olduğu gibi namazlar için de bazı kolaylıklar vardır. Yolcu namazı ve
    seferilik dediğimiz bu namazların kılınışı nasıldır?
    Cevap : Dört rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılınır.

    Soru 53: Dinimizde büyük abdest temizliği dediğimiz kan, meni, sidik, ve gaita
    (büyük pislik) gibi pisliklerin çıkmış oldukları yerleri temizlemeye verilen
    isim nedir?
    Cevap : İstinca.

    Soru 54: Namazların cemaatla kılınması 27 derece daha sevap olduğu bildirilmiştir.
    Namazlarımızı cemaatla kılarken imama ruküde yetişmiş kişi o rekatı
    imamla kılmış sayılır. Ruküden kalkarken, secde yapılırken veya tahiyyatta
    iken namaza iştirak eden kişi ise imam selam verdikten sonra kendi selam
    vermeden kalkar ve kaç rekat kılmamış ise tamamlar. Namazın
    başlamasından sonuna kadar aralıksız olarak imama uyan, namazının
    tümünü imamla kılan kimseye ne ad verilir?
    Cevap : Müdrik (Namazı idrak etmiş, yetişmiş manasında.)

    Soru 55: Namaz başlayıp ilk rekatın ruküsünden sonra herhangi bir bölümünde
    imama uyan ve imamla birlikte kılmadığı rekatları cemaatın selamından
    sonra kılarak tamamlayan kişiye ne denir?
    Cevap : Mesbuk (sabıkalı)

    Soru 56: Namaza imamla başladığı halde, kendisine namazda uyku, dalgınlık,
    cemaatın çokluğundan bir eziyet veya abdesti bozulup ta namazın bir
    kısmını imam ile birlikte kılmayan kimseye ne ad verilir?
    Cevap : Lahik.

    Soru 57: İbadetlerimizin sıhhati için küçük abdest temizliği dediğimiz, erkeklerin
    idrar yaptıktan sonra idrar sızıntısını beklemeleri gerekir. Yoksa abdest
    aldıktan sonra gelen damlalar abdesti bozmuş olur. Ama insan abdestliyim
    düşüncesiyle ibadet eder ki bu emelde boşa gider. Bu sebeple idrarın
    kesilmesini biraz yürüyerek, ayakları hareket ettirerek veya beklemek gibi
    hallerle bekleyip sonrada su ile yıkamakla yapılan amelin adı nedir?
    Cevap : İstibra.

    Soru 58: Hadis-i Kutside Rabbimiz (c.c.) buyuruyor ki; “Farzlarımı yapmakla
    kulluğunuzu idrak edersiniz, nafilelerle bana yaklaşırsınız.” Dinimizde farz
    namazların ve sünnetlerin dışında kılınan birtakım nafile namazlar vardır
    ki, bunlara tatavvu namazı da denir. Her bir namazın kendisine has fazileti
    ve sevabı vardır. Bunlardan bazıları; Duha, Kuşluk, teheccüt namazları,
    Regaip, Berat, Miraç, Kadir geceleri namazları, yolculuk, tesbih namazları
    vb... Bir mescide, camiye ziyaret için gidildiğinde veya öğrenmek veya
    öğretmek gibi bir maksatla giren kimsenin daha mescide oturmadan nafile
    olarak kıldığı iki rekat namazın adı nedir?
    Cevap : Tahiyyetül Mescit.

    Soru 59: Güneş doğup bir miktar yükseldikten sonra istiva vaktine kadar iki,
    dört,sekiz veya on iki rekat kılınabilen nafile namazın adı nedir?
    Cevap : Duha (kuşluk) namazı.

    Soru 60: İnsanın kendi hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair bir işarete
    kavuşmak istediğinde, yatacağı zaman iki rekat namaz kılıp özel duasını
    okuyarak bitirdiği namaz hangisidir?
    Cevap : İstihare namazı.

    Soru 61: Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra
    kalkıp kılınan, iki rekatta bir selam verilerek iki, dört, altı veya sekiz rekat
    kılınabilen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devam ettiği ve çok sevap olan
    bu namazın adı nedir?
    Cevap : Teheccüt (gece) namazı.

    Soru 62: Nisap; Şeriatın bir şey için koymuş olduğu belirli bir ölçü ve miktar
    demektir. Mesela; Altın için nisap miktarı 96 gramdır ve buna sahip olan
    kimse zengin sayılır ve bu malın üzerinden bir yıl geçtikten sonra bunun
    zekatını vermesi kendisine farzdır. Koyun, keçi, sığır ve deve gibi mallarda
    nisap sayı iledir. Koyunlarda nisap ölçüsü ve miktarı nedir?
    Cevap : 39’a kadar zekat düşmez. 40’dan 120’ye kadar bir koyun. 121’den 200’e
    kadar iki koyun. 201’den 399’a kadar üç koyun. 400 koyuna dört ve
    sonraki her yüz koyuna bir koyun verilir.

    Soru 63 : Sığırların nisap ölçüsü ve miktarı ne kadardır?
    Cevap : 29’a kadar zekat düşmez. 30’dan 40’a kadar iki yaşında bir buzağı. 40’dan
    59’a kadar üç yaşında bir dana. 60’da birer yaşını bitirmiş iki buzağı ve
    sonra her 30’da bir buzağı, her 40’da bir dana olarak hesap edilir.

    Soru 64: Hangi mallardan zekat verilir?
    Cevap : a- Nakit paranın, istenen borç paraların
    b- Ticaret mallarının
    c- Koyun, keçi, sığır ve devenin
    d- Altın ve gümüşlerin
    e- Arazi ürünlerinin
    f- Madenlerin ve definelerin.

    Soru 65: Zekat kimlere verilmez?
    Cevap : a- Ana ve babaya
    b- Dede ve ninelere
    c- Evlatlara
    d- Karı veya kocaya
    e- Zenginlere
    f- Cami, mescit, çeşme ve benzerlerini yaptırmak veya onartmak için zekat verilmez.

    Soru 66: Kurban bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek hür, mukim (yolcu
    olmayan), müslüman, zengin olan kimselere vaciptir. Kurban ibadet
    maksadıyla olursa eda edilmiş olur. Bunun dışında ki maksatlarla (et
    yemek gibi) kesilen hayvanlar kurban olmayacağı gibi birde vebal olur.
    Kurbanı kesme günleri hangi günlerdir.
    Cevap : Kurban bayramının 1. 2. ve 3.cü günleridir.

    Soru 67: Kabe’nin etrafında usulünce ibadet için yedi defa dolaşmaya ne denir?
    Cevap : Tavaf.

    Soru 68: Yeni doğan bir çocuğun doğduğu günden bülüğ çağına gelinceye kadar
    Cenabı Hakk’a şükür olsun diye kurban kesmek mubahtır. Fakat 7. Günü
    kesilmesi daha faziletlidir. Çocuğun doğduğunda kesilmesi gereken bu
    kurbana ne ad verilir?
    Cevap : Akika kurbanı.

    Soru 69: Zekat kimlere verilir?
    Cevap : 1- Müslüman fakirlere
    2- Miskinlere
    3- Borçlulara
    4- Yolculara
    5- Azat olacak köle, cariyeye
    6- Zekat memurlarına
    7- Müellefe-i Kulup (Kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlere)
    8- Xslam yolunda qaliäanlara

    Soru 70: Tilavet secdesi ne zaman ve nasıl yapılır?
    Cevap : Kur’an’ı Kerim’den bir secde ayeti okunduğu yada duyulduğu zaman yapılır.
    Yapılışı: Ayağa kalkılır, eller kaldırılmadan tekbir alınır ve secdeye gidilir.
    Secde de üç defa “Sübhane Rabbiyel Azim” dedikten sonra tekrar Allah’ü
    ekber denilerek ayağa kalkılır.

    Soru 71: Ameli salih ne demektir?
    Cevap : Allah (c.c.)’ın rızasına uyan hayırlı amel, günahlardan uzak iştir.

    Soru 72: Cenaze namazı nasıl kılınır ve kaç tekbirdir?
    Cevap : Ayakta kılınır ve dört tekbirlidir.

    Soru 73: Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?
    Cevap : a- Düşük ve ölü doğan çocukların
    b- Bilerek anne ve babasını öldüren katillerin
    c- Yol kesicilerin
    d- İslam’a karşı çıkanların namazı kılınmaz.

    Soru 74: Belli bir zaman içinde sünneti de kaza edilen namaz hangisidir?
    Cevap : Sabah namazı,o günün öğle vaktine kadar sünneti ile birlikte kaza edilir.

    Soru 75: Kaza namazı ne demektir?
    Cevap : Vaktinde kılınamayan beş vakit namazı ödemek üzere, başka vakitte
    kılmaya denir.

    Soru 76: Bir sünnet var ki,onu yerine getirmek bir farzı yerine getirmekten daha fazla
    sevaptır. Bu farzdan daha sevap sünnet hangisidir?
    Cevap : Selam vermek sünneti, selam almak sünneti farzdan daha fazla sevap kazandırır.


    Soru 77: Çocukların benimsemeleri ve alışkanlık kazanmaları için, İslam’a göre hangi
    yaşta namaza başlatılmaları gerekir?
    Cevap : Yedi yaşında.

    Soru 78: İslam’a göre çocuk doğduğunda ismi nasıl konur?
    Cevap : Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak ismi zikredilir ve
    dua yapılır.

    Soru 79: Kurban eti nasıl pay edilir?
    Cevap : Kurban eti üç kısma ayrılır. Bir bölümü fakirlere, bir bölümü komşu ve
    dostlara, kalan bölümü ise ev halkına ayrılır.

    Soru 80: Zilhicce ayının 9.cu, yani arife günü sabah namazından başlayarak,
    bayramın 4.cü günü ikindi namazına kadar, her farz namazın selamından
    sonra alınması kadın erkek her müslümana vacip olan tekbirlere ne ad verilir?
    Cevap : Teşrik tekbirleri.

    Soru 81: Her müslümanın gün birlik yaşamında hiç unutmadan her yaptığı işin
    evvelinde söylemesi gereken bir söz vardır. Bu söz nedir?
    Cevap : “Bismillah” yada “Bismillahirrahmanirrahim” (Rahman ve Rahim olan
    Allah’ın adıyla.)

    Soru 82: Bir müslümanın geleceğe dönük işlerini tasarladığı zaman, ümit ve temenni
    ifadelerini Rabbimizin isteğine bırakan bir imanla söylediği, unutulmaması
    gereken söz nedir?
    Cevap : “İnşallah” (Eğer Rabbim dilerse) demek

    Soru 83: Müslümanların su içtiklerinde, yemek yediklerinde yada sevinçli bir haber
    aldıklarında söyledikleri söz nedir?
    Cevap : “Elhamdülillah” (Şükür Allah’adır.)

    Soru 84: Müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkını sayınız.
    Cevap : a- Selamına karşılık vermek
    b- Hasta ise ziyaretine gitmek
    c- Aksırınca dua etmek
    d- Meşru olan davetine gitmek
    e- Vefatında cenazesinde bulunmak.

    Soru 85: Aksıran müslümanın “Elhamdülillah” demesi gerekir. Yanında bulunan
    müslümanın buna vermesi gereken karşılık nedir?
    Cevap : “Yerhamükellah” (Allah sana rahmeti ile muamele etsin)

    Soru 86: İslam’da selam verme ölçüsü nedir?
    Cevap : Küçük büyüğe, yürüyen oturana, bineklide yaya olana selam verir.

    Soru 87: Bir müslüman Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi andığında yada yanında
    anıldığında ne yapması gerekir?
    Cevap : Ona salat ve selam getirir.

    Soru 88: Zekatın faydalarını yazınız.
    Cevap : a- Malı temizler
    b- Malı çoğaltır
    c- Kalpteki dünya sevgisine ilaçtır
    d- Müslümanı mal fitnesinden korur
    e- Allah (c.c.)’a bir şükürdür
    f- Kalbin katılaşmasını önler
    g- İhtiras (hırs) zincirini kırar
    h- Fakirleri dilenmekten alıkoyar
    i- Şefkat anahtarıdır
    j- Malı ebedileştirir, fert yatırıma yönelir

    Soru 89: Seferi olan kimsenin kendi oturduğu memlekete ne ad verilir?
    Cevap : Vatan-ı Asli

    Soru 90: Hanefi mezhebine göre Cuma namazı en az kaç kişi ile kılınır?
    Cevap : En az üç kişi ile kılınır.

    Soru 91: Sahih olmayan (geçerli olmayan) evlilikler nelerdir?
    Cevap : a- Sigar nikahı
    b- Hulle nikahı
    c- Mute nikahı
    d- İhramlının nikahı
    e- Zinakar kadınla nikah
    f- Dörtten fazla kadınla yapılan nikah
    g- Aynı anda iki kız kardeş ile yapılan nikah.

    Soru 92: Sigar nikahı nedir tarif ediniz?
    Cevap : Aralarında mehir (kızın kızlık hakkı) olmaksızın bir adamın kendi kızını
    diğerinin kızı karşılığında ona nikahlamasına denir.

    Soru 93: Yeminin keffareti nedir söyleyiniz?
    Cevap : a- Gücü yetiyorsa müslim yada gayri müslim bir köle veya cariyeyi azat etmek.
    b- Veya on fakiri akşamlı sabahlı doyurmak
    c- Veya on fakiri orta halli giydirmek
    d- Veya üç gün aralıksız oruç tutmaktır.

    Soru 94: Nikahı kendisine haram olanları sayınız.
    Cevap : a- Karabet (yakınlık) ciheti ile haram olanlar.
    b- Sıhriyet (sonradan kazanılan akrabalık) yoluyla haram olanlar.
    c- Emişme yoluyla haram olanlar (aynı kadının emzirdiği çocuklar)
    d- İki kız kardeşi bir arada nikahlamak. (İkiside yaşarken tek erkeğin
    hanımları olamazlar.)
    e- Musahere cihetiyle haram olanlar. (Yani üvey kız babaya, üvey oğlan
    anaya haramdır.)
    f- Efendinin cariyesini, hanımefendinin de kölesini nikahlaması haramdır.
    g- Kafir kadınla bir mecusi kadını veya putperest bir kadını bir arada
    bulundurmak.
    h- Cariye ile hür kadını bir arada bulundurmak.
    i- Dörtten çok (bir arada) nikah yapmak.
    j- Başkasının zevcesini nikahlamak.
    k-Nikahlı iken hamile kalan kadını nikahlamak.

    Soru 95: Karabet (yakınlık) ciheti ile kendisine haram olanlar kimlerdir?
    Cevap : Analar, Kızlar, Kız kardeşler, Halalar, Teyzeler, Erkek ve kız kardeşlerin
    kızları.

    Soru 96: Namazda birinci tahiyyat ile ikinci tahiyyat arasında ne fark vardır?
    Cevap : Birincisi vacip, ikincisi ise farzdır.

    Soru 97: Yeryüzünde üç mescit vardır ki, bunlarda kılınan namazlar diğer
    mescitlerde kılınan namazlardan sevabı daha fazladır. Bu mescitleri sevap
    çokluğu sırası ve sevap oranları ile yazınız.
    Cevap : a- Mescidi Haram (Kabe); Yüz bin namaz sevabı
    b- Mescidi Nebevi; Bin namaz sevabı
    c- Mescidi Aksa; Beş yüz namaz sevabı vardır.

    Soru 98: İnsanların akıllısı kimdir? Sorusuna Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in verdiği
    cevap ne olmuştur?
    Cevap : “Ölümü çok hatırlayıp onun için hazırlıklı olandır.” Cevabını vermiştir.

    Soru 99: Namazlarımızı kılarken Ruküden sonra kalkıp secdeye gitmeden kıyam
    halinde iken zikrettiğimiz “Rabbena lekel hamt”in manası nedir?
    Cevap : Rabbimiz şükür ancak sanadır demektir.

    Soru 100: Namazlarımızda secdede iken en az üçer kez söylediğimiz “Sübhane
    rabbiyel ala”nın manası nedir?
    Cevap : Yüce Rabbimi tüm eksiklerden tenzih ederim demektir.

    Soru 101: Namazlarımızda ruküde iken en az üç defa söylediğimiz “Sübhane rabbiyel
    azim”in manası nedir?
    Cevap : Yüce Rabbimiz tüm eksiklerden münezzehtir demektir.

    Soru 102: Sıhriyet (sonradan kazanılan akrabalık) ciheti ile kendisine haram olanlar
    kimlerdir?
    Cevap : Zevcenin annesi (Kaynana), Zevcenin kızı (Üvey kız), Babasının
    zevcesi(Üvey anne), Oğlunun zevcesi (Gelini).

    Soru 103: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haftanın hangi günleri oruç tutardı?
    Cevap : Pazartesi ve Perşembe günleri.

    Soru 104: Abdestin vaciplerini sayınız?
    Cevap : Abdestin vacibi yoktur.

    Soru 105: Dinimizde misafir kime denir?
    Cevap : 15 günden daha az oturmak niyeti ile, 90 km veya daha uzak bir yolculuğa
    çıkana denir.

    Soru 106: İslam dininin uygulamaya dönük yasa ve hükümlerini delilleriyle bildiren
    ilme ne denir?
    Cevap : Fıkıh denir.

    Soru 107: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kurduğu İslam devletini idare eden veya
    İslam devletinin kurulması için mücadele eden, bütün işlerinde mü’minlere
    Emir olan kişiye hak ölçüleri çerçevesinde bağlanıp itaat etmeğe, malı ve
    canıyla onu desteklemeye ne ad verilir?
    Cevap : Beyat (Biat) denir.

    Soru 108: İmam olabilmenin şartları nelerdir?
    Cevap : a- Açık ve herkes tarafından bilinmesi
    b- Ehliyetli, dirayetli ve tam idareci olması
    c- Siyaset ilmini ve sanatını iyi bilmesi
    d- İslam nizamını yürürlükte tutmaya yetenekli olması
    e- Adaletli olması
    f- Hür ve erkek olması
    g- Akil baliğ ve müçtehit olması.

    Soru 109: Cuma namazını eda edebilme şartları nelerdir?
    Cevap : a- Şehir veya şehir hükmünde olan yer
    b- Halife veya görevlendirdiği kişinin kıldırması
    c- Namazdan önce hutbe okunması
    d- Cemaatla kılınması
    e- Vakti geçmeden kılınması

    Soru 110: Rasulüllah (s.a.v.)’in “küçük şirk” olarak nitelendirdiği günah nedir?
    Cevap : Riya (Gösteriş için ibadet.)

    Soru 111: Boğulan kimseyi kurtarmakta olan kimse namaz vakti geçiyorsa ne yapar?
    Cevap : Boğulmakta olan kimseyi kurtarır. Namazı sonra kılar.

    Soru 112: Arafat ve Müzdelife’de iki namazı birleştirerek kılmaya ne denir?
    Cevap : Cem’us-Salat

    Soru 113: İmam farz namaza cemaatla başladıktan sonra nafile namaz kılmak ne olur?
    Cevap : Mekruh olur.

    Soru 114: Cemaatı terk edip namazları evde kılmayı adet haline getiren kimseye ne denir?
    Cevap : Melun.

    Soru 115: Şeytan nerede taşlanır?
    Cevap : Mina’da.

    Soru 116: Oruç ne zaman farz kılındı?
    Cevap : Hicretin 2.ci yılında.

    Soru 117: İslam fıkhında feri deliller hangileridir?
    Cevap : a- İstihsan b- Mesaliki Mürsele c- Örf d- Önceki şeriatlar e-Sahibi kavli f-İstishap

    Soru 118: İnsanların ve evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri olan maddeleri ucuz
    olan yerlerden alıp kıymetinin artması için 40 gün bekletmeye ne ad verilir?
    Cevap : İhtikar denir.

    Soru 119: İslam hukukunda miras taksimini kendisine konu alan ilmin adı nedir?
    Cevap : Feraiz ilmi.

    Soru 120: Hac esnasında Safa ile Merve arasında müslüman erkeklerin her gidiş ve
    gelişte göğüslerini gererek (çalımlı çalımlı) yürümeye ne ad verilir?
    Cevap : Hervele.

    Soru 121: Peygamber (s.a.v.): “En hayırlı amel vaktinde kılınan namazdır”
    buyurmaktadır. Vaktinde kılınmayan namazlar ise mutlaka kaza edilmelidir.
    6 vakit namaz üst üste kazaya kalmayan kişiye ne ad verilir?
    Cevap : Sahib-i Tertip.

    Soru 122: Zekat İslam toplumundaki, sosyal yardımlaşmanın, müslümanlar
    arasındaki sevgi ve kardeşliğin kuvvetlendirilmesi açısından Rabbimizin
    müslümanlara olan bir rahmetidir. Zekatın kimlerden alınacağını ve kimlere
    verileceğini İslam belirlemiştir. Altın da zekata tabi mallardandır. Hanefi
    mezhebine göre altının zekata tabi olması için nisap miktarını yazınız.
    Cevap : 97 gram, 20 miskal ve 60 santimdir.

    Soru 123: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ahirete irtihalinden sonra sekizinci asırdan
    itibaren bir ilim olarak şekillenmiştir. Ancak peygamberimizin ve sahabenin
    yaşadığı maneviyatı ve ahlaki olguyu amaç edinmiştir. Nefisleri temizleyip
    terbiye etmek, ahlakı güzelleştirmek ve dini yaşamak ilmidir. Züht ve takva
    ile ruhu temizleyen, insanı Allah sevgisinde eriten, nefsi Allah yolunda mal
    ve can vermeye hazırlayan, Allah’tan başkasıyla kalbi ilişkiyi kesmeyi
    amaçlayan, toplumların her devirde ihtiyaç duyduğu ilmin adı nedir?
    Cevap : Tasavvuf.

    Soru 124: Bir insan müslüman iken daha sonra İslam dininden dönse bu insana
    hemen tövbe edip tekrar İslam’a dönmesi emredilir. Bu tür İslam’dan dönme
    olaylarına Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde 3, Hz. Ebu Bekir döneminde
    7, Hz. Ömer döneminde ise 1 kere meydana geldiği görülmüştür. İslam
    hukukuna göre İslam’dan dönme olayına ve dönen şahsa ne ad verilir?
    Cevap : Olaya İrtidat, dönene Mürtet denir.

    Soru 125: Kıyamete kadar yasaklanan, nikah şahitleri bulunmaksızın, bir kadına para
    verip, belli zaman için beraber yaşamak üzere sözleşmek anlamına gelen
    muta nikahı gibi, şahitler huzurunda, ama yüz senede olsa belli bir zaman
    sonra boşanmayı söyleyerek ve bütün şartlarına uyularak yapılan bir nikah
    çeşidi daha vardır ki, bu kesinlikle haramdır. Bu nikah çeşidi hangisidir?
    Cevap : Muvakkat nikahı.

    Soru 126: Kabe’yi tavaf ederken Haceri esvedin karşısından başlamanın hükmü nedir?
    Cevap : Vacip.

    Soru 127: Namaz kılan kimseye ne denir?
    Cevap :Musalli denir.

    Soru 128: Hac ve umrenin vaciplerindendir. Mekke-i Mükerreme’nin içinde ve
    Mescidi Haram dışında bulunan Safa ve Merve denilen basamaklı iki tepe
    arasında Safa’dan başlayarak Merve’ye ve Merve’den Safa’ya yedi kere
    gidip gelmektir. Bu gidip gelme olayına ne ad verilir?
    Cevap : Say

    Soru 129: Mikat mahalli dışında oturan bir kimsenin Mekke’ye varınca ilk ne
    yapması gerekir?
    Cevap : Kudüm tavafı.

    Soru 130: Haccı veya umreyi yada her ikisini de eda etmek için mübah olan bazı
    şeyleri kendi nefsine geçici olarak haram kılmak, onları yapmaktan
    sakınmak ve haram denilen Mekke sınırları içine girme haline ne denir?
    Cevap : İhram.

    Soru 131: Ramazan ayının son günü içinde bir mescitte dünya işlerinden tamamen
    uzaklaşarak ibadet etmeye ne denir?
    Cevap : İtikaf

    Soru 132: Kazası olmayan namaz hangisidir?
    Cevap : Cuma namazı

    Soru 133: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ömründe bir defa yaptığı ve İslam’ın beş
    şartından biri olan ibadetin adı nedir?
    Cevap : Hac

    Soru 134: Fıkıh ilminin dört büyük kısımlarından biri olan cezalarla ilgili bölümüne
    ne isim verilir?
    Cevap : Ukubat

    Soru 135: Teyemmümün farzları nelerdir?
    Cevap : Niyet etmek, elleri toprağa vurarak kolları ve yüzü meshetmek.

    Soru 136: Hangi namaz çeşidini kılmak zorunluluğu yoktur?
    Cevap : Nafile namazın.

    Soru 137: Haccı veya umreyi yada her ikisini eda için mübah olan şeylerden
    bazılarını geçici olarak haram kılmak, onları yapmaktan sakınmak ve
    haram denen Mekke sınırları içeri girme haline denir. bu halde iken günah,
    isyan, kavga gibi şeylerden çekinmek icap eder. Cinsi yakınlaşma terk
    edilir, avlanılmaz, tıraş olunmaz, yeşil ot dahi kopartılmaz. Bu hale ne ad verilir?
    Cevap : İhram

    Soru 138: La ilahe İllallahın kelime manası Allah’tan başka ilah olmadığına
    inanmakla birlikte geniş manada dört şeyi içerir. Bunlardan üç tanesi
    şunlardır: a-Ben Allah’ın kuluyum b-Ben yardımı ancak Allah’tan beklerim
    c-Ancak Allah’ın rızasını gözetirim demektir. Diğer dördüncüsü nedir?
    Cevap : Kanun koyucu ancak Allah (c.c.)‘dır.

    Soru 139: Mescidi Haram, Kabe ve etrafını saran mescidin tamamının adıdır. Mescidi
    Haram yeryüzünde yapılan ilk mescittir. Hacılar burayı ziyaret ve Kabe’yi tavaf
    için giderler. Mescidi Haramın bölümlerinden bazıları şunlardır: Zemzem, Safa ve
    Merve tepeleri, Minberi Şerif, Mültezem, Makamı Cibril, Hatim, Metaf, Şerif
    yani tavaf yeri, Makamı İbrahim, Kabe-i Muazzama, bunlardan başka Kabe’nin
    hemen önünde belli bir boşluktan sonra yay şeklinde bir duvar vardır. Hacılar
    tavaf ederken Kabe ile bu duvar arasından geçmezler. Burada Hz. Hacer ve
    Hz. İsmail’in mezarlarının bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu yerin adı nedir?
    Cevap : Hicri İsmail

    Soru 140: Namazlarda kıyam, rüku ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmeye
    ve bu rükunları yaparken her uzvun yatışıp, hareket halinden beri olmasına tadili
    erkan denir. Mesela, rükudan kıyama kalkarken vücut dimdik hale gelmeli ve
    sükunet bulmalı. Namazların tadili erkana göre kılınmasının hükmü
    İmam-ı Azama göre nedir?
    Cevap : Vaciptir

    Soru 141: Her ibadette olduğu gibi hac ibadetinin de vacipleri vardır. Bunlara örnek
    olarak, ihrama belirli yerden başlamak, ziyaret tavafını kurban bayramının birinci,
    ikinci ve üçüncü günlerinde yapmak ve veda tavafı yapmayı da sayabiliriz.
    İhramsız girmenin yasak olduğu yerlere (sınırlara) ne ad verilir?
    Cevap : Mikat mahalli


    SETR-İ AVRET



    (ÖRTÜLMESİ GEREKEN YERLER)

    Soru: Avret yeri nedir?

    Cevap: Mükellef olan, ya'nî âkıl ve bâlig olan insanın namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının bakması harâm olan yerlerine Avret mahalli veya Avret yeri denir.

    Erkeğin ve kadının avret mahallini örtmesi, hicretin üçüncü senesinde emrolundu.

    Namazda örtünme

    Soru: Namazda örtülmesi gereken yerler nerelerdir?

    Cevap: Erkeklerin, namaz için avret mahalli, göbekten diz altına kadardır. Diz avrettir. Buraları açık olarak kılınan namaz sahîh, geçerli olmaz. Namaz kılarken, vücûdun diğer kısımlarını, kolları, başı örtmek, geniş elbise, çorap giymek erkeklere sünnettir. Buraları açık kılmaları mekrûhtur. Kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, saçları ve ayakları, namaz için avrettir.

    Erkeğin veya kadının avret yerlerinden herhangi birinin dörtte biri, bir rükün açık kalırsa, namaz bozulur. Azı açılırsa bozulmaz. Namazı mekrûh olur.

    Örtünmek farzdır

    Soru: Namaz dışında da örtülmeleri gereken yerler nerelerdir?

    Cevap: Avret yerini örtmek, namazda da, namaz dışında da farzdır. Yalnız iken namaz kılarken de, örtmek farzdır. Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vâcib, başka yerlerini örtmesi edebdir. Evde yalnız iken, başı açık dolaşabilir. Görünmesi câiz olan baba, kardeş, amca, dayı gibi erkek yanında, ince baş örtüsü örtmeleri iyi olur.

    Örtünün şekli

    Soru: Kadınlar için belli bir örtü şekli var mıdır?

    Cevap: Dînimiz kadının belli bir örtü ile kapanmasını emretmemiştir. Kadının örtünmesinde iki şart vardır:

    Birincisi, örtünmesi gereken yerleri örtmek.

    İkincisi, örtünürken uzuvların belli olmamasıdır. Bu iki şart yerine geliyorsa kadın istediği şekilde giyinebilir.

    Kadınların, kızların ince, dar veya kürklü örtü ile ve küpe, gerdanlık, alyans gibi zînet eşyâsı açık olarak ve erkekler gibi giyinerek ve saçlarını erkekler gibi tıraş ederek sokağa çıkmaları harâmdır. Bunun için, geniş bile olsa, pantalon ile örtünmeleri de câiz değildir. Pantalon erkek elbisesidir.


    SUALLER


    1. Müslümanmısın?
    Elhamdülillah Müslümanım.

    2. Müslümanım demenin manası nedir?
    Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.

    3. Ne zamandan beri Müslümansın?
    "Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.

    4. "Bela" zamanı neye derler?
    Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu. Onlar da "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.

    5. Rabbin kimdir?
    Allah

    6. Seni kim yarattı?
    Allah

    7. Sen kimin kulusun ?
    Allah'ın kuluyum.

    8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
    Allah birdir derim.

    9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir?
    Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.

    10. Bunun manası nedir?
    Sen söyleki ey Habibim Allah birdir, demektir.

    11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir?
    Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.

    12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
    Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.

    13. İman-ı yeis nedir?
    Firavun gibi ölürken iman etmektir.

    14. Bu iman muteber midir?
    Değildir.

    15. Tevbei yeis nedir?
    İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.

    16. Bu tevbe muteber midir?
    Muteberdir.

    17. Dinin hangi dindir?
    İslam dinidir.

    18. Kitabın hangi kitaptır?
    Kur'an'dır.

    19. Kıblen neresidir?
    Kabe-i Muazzamadır.

    20. Kimin zürriyetindensin?
    Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.

    21. Kimin milletindensin?
    İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.

    22. Kimin ümmetindensin?
    Muhammed Aleyhisselamın.

    23. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
    Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.

    24. Peygamberimizin kaç adı vardır?
    Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.

    25. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
    Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.

    26. Peygamberimizin babasının adı nedir?
    Abdullah'tır.

    27. Annesinin adı nedir?
    Amine'dir.

    28. Süt annesinin adı nedir?
    Şifa Hatun'dur.

    29. Dedesinin adı nedir?
    Abdülmüttaliptir.

    30. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?
    40 yaşında.

    31. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
    23 sene peygamberlik yaptı.

    32. Fani hayatı kaç yaşında sona erdi?
    63 yaşında sona erdi.

    33. Peygamberimizin kaç kızı vardı?
    Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir.

    34. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
    Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.

    35. Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
    Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.

    36. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
    Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.

    37. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
    Hz. Aişe (r.a)'dır.

    38. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
    Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.

    39. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?
    İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.

    40. Bunlar kimin çocuklarıdır?
    Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.

    41. Peygamber kime denir?
    Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.

    42. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
    Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.

    43. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
    Yirmisekiz.

    44. İsimlerini sayarmısınız?
    Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.

    45. Peygamberimiz kaç tarihinde doğdu ve kaç tarihinde vefat etti?
    Miladi 622 tarihinde hicret etti. Hicret biz Müslümanlarca tarih başlangıcıdır.

    46. Melek nedir?
    Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.

    47. Dört büyük melek hangileridir?
    Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)

    48. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
    Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.

    49. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
    Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.

    50. Mezhep kaçtır?
    İkidir.

    51. Nelerdir?
    İtikatta mezhep, amelde mezhep.

    52. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
    İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.

    53. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
    Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.

    54. İtikatta mezhebin nedir?
    Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.

    55. Amelde mezhebin nedir?
    Hanefi mezhebidir.

    56. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
    Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.

    57. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
    Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.

    58. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?
    Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.

    59. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?
    Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.

    60. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
    Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.

    61. Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
    Beş tane kandil vardır.

    Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
    Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
    Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
    Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
    Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.


    ÎMÂNIN SARTLARI NEDiR?


    Soru: Îmân nedir?

    Cevap: Îmân, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, deneye ve felsefeye dayanmaksızın, kalb ile tasdîk ve i'tikâd etmek, inanmak, dil ile ikrâr etmek, söylemektir.

    Îmân görmeden olur. Çünkü, görerek, düşünerek anlamaya kalkışarak inanmak, îmân olmaz, o şeyi bilmek, anlamak olur. Bu şey de, Allahü teâlânın yarattığıdır. Bunu, O'na ortak yapmış oluruz. Belki de, O'ndan başkasına îmân etmiş oluruz. Akla uygun olduğu için inanırsa, akla îmân etmiş olur. Peygambere îmân etmiş olmaz. Veya, Peygambere ve akla birlikte îmân etmiş olur ki, o zaman Peygambere güven tam olmaz. Güven tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz.

    Soru: Îmânı korumak için ne yapmak lâzımdır?

    Cevap: Îmânı korumak için îmânı ve îmânı gideren şeyleri, farzları ve harâmları ya'nî dînin emir ve yasaklarını öğrenmek ve bunlara uymak şarttır.

    Soru: Müslüman kimdir?

    Cevap: Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şeylere tereddütsüz îmân edene, müslüman denir. İnandığı hâlde, dînin emir ve yasaklarını yerine getirmiyen mü'min olsa da müslümanlığı tam değildir.

    Soru: Îmânla amelin birbiri ile ilişkisi nedir?

    Cevap: Îmân, muma benzer; dînin emir ve yasakları, koruyan fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, "İslâmiyet" tir, İslâm dînidir. Fenersiz, muhâfazasız mum çabuk söner. Îmânsız, İslâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yok olur. Amelsiz, ibâadetsiz îmân sâhibinin, âhirete îmânla gitmesi güç olur.

    Îmânın şartları

    Soru: Îmânın şartı kaçtır?

    Cevap: Îmânın şartı altıdır. Bunlar Allaha, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Âhiret gününe, Kazâ-kaderin Allahtan olduğuna inanmaktır. Buna kısaca Âmentü denir.

    Soru: İnanılacak işlerde öncelik var mıdır?

    Cevap:Her müslümanın önce îmânın altı şartını bilmesi ve inanması gerekir. Çünkü bir kimsenin düzgün bir îmânı, i'tikâdı yoksa, bu kimsenin yaptığı bütün ibâdetlerin, iyiliklerin hiçbir faydası olmaz. Doğru, düzgün bir i'tikâda sahip olduktan sonra, dînin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dînin emrettiği şeyleri yapmak gerekir. Bu sıraya dikkat edilmezse daha sonra yapılanlar faydasız olur, bir işe yaramaz.

    Allahü teâlâya îmân

    Soru: Âmentü billâhi ne demektir?

    Cevap:Âmentü billâhi ifâdesi, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, îmân ettim, demektir. Allahü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir, ya'nî bir yerde değildir. Ayrıca Allahü teâlânın sıfatlarını da bilmek şarttır.

    Allahü teâlânın sıfatları ikiye ayrılır: Sıfât-i zâtiyye, sıfât-i sübûtiyye.

    Allahü teâlânın sıfât-i zâtiyyesi altıdır. Bunlar:

    1- Kıdem, evveli yoktur.

    2- Bekâ, sonu yoktur.

    3- Kıyâm bi-nefsihi, hiç kimseye muhtaç değildir.

    4- Muhâlefetün lil-havâdis, hiç kimseye benzemez.

    5- Vahdâniyyet, birdir ortağı, benzeri yoktur.

    6- Vücûd, var olmasıdır.

    Allahü teâlânın sıfat-i sübûtiyyesi ise sekizdir. Bunlar:

    1- Hayât, diridir.

    2- İlm, herşeyi bilir.

    3- Semi, işitir.

    4- Basar, görür.

    5- İrâde, dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.

    6- Kudret, herşeye gücü yeter.

    7- Kelâm, söyleyicidir.

    8- Tekvîn, hâlıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

    Allahü teâlânın görmesi, işitmesi, insanların görmelerine, işitmelerine benzemez.

    Meleklere îmân

    Soru: Îmânın ikinci şartı nedir?

    Cevap: Îmânın ikinci şartı, meleklere îmândır. "Ve melâiketihi", ben Allahü teâlânın meleklerine inandım, îmân ettim, demektir.

    Soru: Meleklerin özellikleri nelerdir?

    Cevap: Melekler yiyip içmezler. Günâh işlemezler. Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, Hıristiyan hurâfeleridir. Bize Hıristiyanlardan geçmiştir. Hıristiyanlar, melekleri hâlâ Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar.

    Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir.

    Meleklerin en üstünleri ve peygamberleri Cebrâil, Mikâîl, İsrâfîl, Azrâîl aleyhimüsselâmdır.

    Kitaplara îmân

    Soru: Îmânın üçüncü şartı nedir?

    Cevap: Îmânın üçüncü şartı kitaplara îmândır. Âmentüdeki, "Ve kütübihi" ifâdesi, Allahü teâlânın kitaplarına inandım, îmân ettim, demektir.

    Soru: Kaç kitap gelmiştir?

    Cevap: Kur'ân-ı kerîmde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl, Îsâ aleyhisselâma; Kur'ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma nâzil olmuş ya'nî gönderilmiştir. Kitapların hepsini, Cebrâil aleyhisselâm getirmiştir. En son, Kur'ân-ı azîm-üş-şân nâzil olmuştur.

    Soru: Kur'ân-ı kerîmin özellikleri nelerdir?

    Cevap: Kur'ân-ı kerîm gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya'nî yürürlükten kaldırılmıştır. Kur'ân-ı kerîm, kıyâmete kadar geçerlidir. Nesholmaktan, ya'nî geçersiz olmaktan ve tebdîl ile tahrîften ya'nî insanların değiştirmelerinden korunmuştur.

    Kur'ân-ı kerîmde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar. Hattâ Kur'ân-ı kerîmi Allahü teâlâ tarafından gönderilen kitap kabûl ettiği hâlde, diğer semâvî kitapların da hâlen yürürlükte olduğunu zannedip, bunlara göre amel edenlerin de, Cennete gireceğine inananlar da İslâm dînine îmân etmiş olmaz.

    Peygamberlere îmân

    Soru: Îmânın dördüncü şartı nedir?

    Cevap: Îmânın dördüncü şartı, Peygamberlere îmândır. Âmentüdeki "Ve rusulihi" kelimesi, "Allahü teâlânın Peygamberlerine îmân ettim" demektir.

    Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselâm ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem"dir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değildir. Kitaplarda, 124 binden ziyâde peygamber geldiği bildiriliyor. Bunlardan 313 veya 315 adedi Resûldür.

    Peygamberlerden meşhûr olanlar: Âdem, İdrîs, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâîl, İshak, Ya'kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şu'ayb, Mûsâ, Hârun, Hıdır, Yûşa' bin Nûn, İlyâs, Elyesa', Zülkifl, Şem'un, İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, İsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmdır.

    Bunlardan, yalnız 28'nin isimleri Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir. Şît, Hıdır, Yûşa', Şem'un ve İşmoil bildirilmemiştir. Bu 28'den Zülkarneın ve Lokmân ve Uzeyr'in Peygamber olup olmadıkları kesin belli değildir.

    Peygamberlerin sıfatları

    Soru: Peygamberlerin sıfatları nelerdir ve bunların ma'nâları nedir?

    Cevap: Peygamberler de diğer insanlar gibi yer, içer, hasta olur, vefât eder. Hiçbiri aslâ dünyaya muhabbet etmez. Ya'nî dünyayı sevmez. Ancak onları diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsûs ba'zı sıfatlar, özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lâzım olan sıfatlar ya'nî peygamberlere mahsûs olan özellikler yedidir: Sıdk, Emânet, Tebliğ, İsmet, Fetânet, Adâlet, Emn-ül azl

    Bunların kısaca ma'nâları da şöyledir:

    1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sâdıktır, ya'nî doğrudur.

    2- Emânet: Peygamberler emânete aslâ hıyânet etmezler.

    3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını ümmetlerine bildirirler.

    4- İsmet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günâhlardan uzaktırlar.

    5- Fetânet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akılıIdır.

    6- Adâlet: Peygamberler âdildir, kimseye zulmetmezler, doğru hüküm verirler.

    7- Emn-ül azl: Peygamberlerden, peygamberlik vazîfesi geri alınmaz.

    Âhiret gününe îmân

    Soru: Îmânın beşinci şartı nedir?

    Cevap: Âmentünün beşinci şartı, âhyret gününe inanmaktır. Âmentüdeki, "Vel-yevmil âhyri" ifâdesi, "Ben, âhiret gününe inandım, îmân ettim" demektir.

    Herkes ölüp dirilecektir. Cennet ve Cehennem ve mîzân ya'nî sevâbların ve günâhların tartıldığı terâzî ve Sırât köprüsü, haşr ya'nî toplanmak ve neşr ya'nî Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyâmet gününde olacaktır.

    Soru: Kıyâmetin büyük alâmetleri nelerdir?

    Cevap: Îsâ aleyhisselâm yeryüzüne inecek, Hz.Mehdî' çıkacak, Deccâl, Ye'cûc ve Me'cûc gelecek. Güneş batıdan doğacak. Dabbe-tül-erd denilen büyük bir hayvan çıkacak. Büyük bir duman her tarafı kaplayacak. Medine-i Münevvere harap olacak ve Ka'be-i Şerîf yıkıIacak. Biri Arabistan'da diğerleri doğuda ve batıda olan üç yer batacak. Yemen'de büyük bir ateş çıkacak. Ve nihâyet Sûrun üflenmesi ile dünya hayatı son bulacaktır.

    Kabirdeki sorular

    Soru: Kabirde ne sorulacaktır?

    Cevap: Kabirde sorulacak şeyleri herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lâzımdır. Kabirde şu sorular sorulacaktır:

    Rabbin kim? Dînin nedir? Kimin ümmetindensin? Kitâbın nedir? Kıblen neresidir? İ'tikâdda ve amelde mezhebin nedir?

    Müslümanlar bu sorulara şöyle cevap verirler:

    Rabbim Allah, Dînim, İslâm dînidir. Muhammed aleyhisselâmın ümmetindenim. Kitâbım, Kur'ân-ı kerîmdir. Kıblem, Ka'be-i Şerîftir. İ'tikâdda mezhebim Ehl-i sünnet vel-cemâ'attir. Amelde ise Hanefî, Şâfi'î, Mâlikî, Hanbelî mezheplerinden hangisinde ise onu söyler.

    Soru: Kimler kabir sorularına cevap verecek, kimler veremiyecek?

    Cevap: Îmân ile ölen cevap verecek, îmânsız ölen cevap veremiyecektir.

    Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.

    Bu suâllere cevap veremiyenler, kabirde azâb görecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azâbları çekecektir.

    Soru: Îmânın altıncı şartı nedir?

    Cevap: Îmânın altıncı şartı, hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmaktır. Âmentüdeki, "Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ" demek, "Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü teâlânyn takdîriyle, ya'nî ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfûza yazmasıyla olduğuna inandım, îmân ettim. Kalbimde, aslâ şüphe yoktur" demektir.

    Bu, kazâ kadere inanmak demektir. Kader, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kazâ da, bu işlerin başa gelmesidir.

    Soru: Âmentüdeki, Kelime-i şehâdetin ma'nâsı nedir?

    Cevap: Kelime-i şehâdetin kısaca ma'nâsı da şöyle:

    Ben şehâdet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O'nun kulu ve resûlüdür.

    Soru: Îmânın geçerli olması için ne gibi şartlar lâzımdır?

    Cevap: Îmânın sahîh, makbûl ve geçerli olması için gerekli şartlardan ba'zıları:

    1- Îmânda sâbit olmak: Meselâ üç yıl sonra dînimi bırakacağım diyen, hemen kâfir olur.

    2- Havf ve recâ arasında olmak: Ya'nî Allahü teâlânın azâbından korkup rahmetinden ümit kesmemek. Her zaman korku ile ümit arasında olmak.

    3- Can boğaza gelmeden îmân etmek: Ölürken, âhiret hâllerini gördükten sonra kâfirin îmânı kabûl olmaz. Fakat o ânda da, müslümanın tevbesi kabûl olur.

    4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek: Artık o zaman tevbe kapısı kapanır.

    5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Gaybı Allahtan başkası bilemez. Bir de Allahın bildirdiği peygamber, evliyâ veya başka bir kimse de bilebilir.

    6- Îmândan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak.

    7- Dînî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ acaba namaz farz mı, içki harâm mı diye şüphe etmemek.

    8- İ'tikâdını, inancını İslâm dîninden almak: Târihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.

    9- Hubb-i fillâh, buğd-i fillâh üzere olmak: Allah için sevmek Allah için düşmanlık etmek. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir.

    10- Ehl-i sünnet vel cemâ'ate uygun i'tikâd etmek


    PEYGAMBERLER TARİHİ


    Soru 1 : Allah (c.c.)’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, kendisine yeni bir
    kitap ve yeni bir şeriat gönderilmeyip de kendinden önceki peygamberlerin
    kitabı ve şeriatı ile amel eden Peygamberlere ne ad verilir?
    Cevap : Nebi

    Soru 2 : Kendisine yeni bir kitap ve yeni bir şeriat verilerek insanları hak yola
    çağırmak için gönderilen peygamberlere ne ad verilir?
    Cevap : Resul

    Soru 3 : Diğer peygamberlere göre bir derece daha üstün olan peygamberlere Ulul-Azm denir.
    Ulul-Azm olan peygamberler hangileridir?
    Cevap : Hz. Nuh(a.s.), Hz. İbrahim(a.s.), Hz. Musa(a.s.), Hz. İsa(a.s.) ve Hz.Muhammed(s.a.v.)

    Soru 4 : Kur’an’ı Kerim’de ismi geçen peygamberler kaç tanedir?
    Cevap : 28 tane olup 3 tanesinin veli mi yoksa peygamber mi olduğu hususunda ihtilaf vardır.

    Soru 5 : Vahiy ne demektir?
    Cevap : Yüce Allah (c.c.)’ın dilediğini peygamberlere yine dilediği tarzda indirmesine denir.

    Soru 6 : Vahyin geliş şekilleri kaç tanedir ve nelerdir?
    Cevap : 7 çeşittir:
    a- Rüya şeklinde
    b- Melek görülmeksizin peygamberin kalbine bildirilmesi
    c- Vahiy meleğinin insan suretinde gelmesi
    d- Bir uğultu şeklinde gelmesi
    e- Cebrail’in gerçek surette gelmesi
    f- Göklerin üstünde, perde arkasından hitapta bulunulması
    g- Melek bulunmadan peygambere direk hitap şeklinde olması

    Soru 7 : Peygamberlerde peygamberlik gelmeden önce görülen ve nübüvvetin
    temellerini kuvvetlendiren harikuladelikler görülmesine ne ad verilir?
    (Mesela; Peygamberimiz (s.a.v.)’i bir bulutun takip etmesi gibi.)
    Cevap : İrhasat

    Soru 8 : Peygamberlerin unutarak yaptıkları çok küçük hatalara ne ad verilir?
    Cevap : Zelle

    Soru 9 : Peygamberlerin sıfatları nelerdir?
    Cevap : a- Sıdk; Doğruluk
    b- Emanet; Güvenilirlik
    c- Tebliğ; Allah (c.c.)’dan aldığı emirleri tam olarak bildirmek
    d- Fetanet; Akıllı olmak
    e- İsmet; Günahsız olmak

    Soru 10: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in diğer peygamberlerden ayrılan özellikleri nelerdir?
    Cevap : a- Peygamberlerin sonuncusudur
    b- İnsanların ve cinlerin peygamberidir
    c- Getirdiği şeriatın kıyamete kadar geçerli olması

    Soru 11: Cesedi topraktan yaratılmış ve cennette yaşamış ve dünyaya gönderilmiş,
    beşeriyetin babası ve ilk peygamberdir. Lakabı Safiullah olan, kendisine on sahife
    emirler ve yasaklar şeklinde verilen Hz. Şit (a.s.)’ın da babası olan, 930 yıl yaşamış olan,
    cenazesi Ebu Kubeys dağına defnedilen, insanların ve peygamberlerin de ilki olan
    (annesiz ve babasız olan insan) kimdir?
    Cevap : Hz. Adem (a.s.)

    Soru 12: Hz. Adem (a.s.)’a Allah (c.c.) şöyle dedi: “Arşımın alt hizasında benim bir haremim (yasak
    bölgem) vardır, sen git ve benim için bir beyt (mabet) yap ve tavaf et, beni zikret.” Hz. Adem
    (a.s.)’da bu beyti (Kabe’yi) beş ayrı dağın taşlarını getirerek inşa etti. Bu dağlar hangileridir.
    Cevap : a- Tur-i Sina
    b- Tur-i Zeyta (zeytun)
    c- Lübnan
    d- Cudi
    e- Hira

    Soru 13: Hz. Adem (a.s.)’ın eşi ve beşeriyetin annesi kimdir ve nasıl yaratılmıştır?
    Cevap : Hz. Havva’dır ve Hz. Adem (a.s.)’ın iveği kemiğinden yaratılmıştır.

    Soru 14: Hz. Adem (a.s.)’ın ilk çocuklarının isimleri nelerdir?
    Cevap : İlk ve ikinci çocukları ikiz doğmuşlardır. İlk ikizler; Kabil ile kız kardeşi
    Lubut, ikinci ikizler ise; Habil ile kız kardeşi İklima’dır.

    Soru 15: İnsanlık tarihinde kıskançlık sebebiyle kardeşini öldürerek ilk katil olan
    insan aynı zamanda ilk şirk koşan ve Allah (c.c.)’dan başka ateşe tapan ilk insandır.
    Çünkü şeytan ona gelerek şöyle dedi: “Kardeşinin kurbanını Hz. Allah onun ateş yakması
    ve ibadet etmesi sebebiyle kabul etti, sen de böyle yap.” Bu ifadelere inanarak ateş yakıp
    ilk defa puta tapmış olan insan ve ilk katil kimdir?
    Cevap : Kabil

    Soru 16: Babası Hz. Adem (a.s.), annesi Hz. Havva olan ve kendisine 50 sahife
    indirilen bir peygamberdir. Kendisine Hibetullah (Allah (c.c.)’ın hibesi) yani Kabil kardeşi
    Habil’i kıskanarak öldürdükten sonra Hz. Adem (a.s.)’a oğlu Habil’in yerine Allah (c.c.)’ın
    verdiği hibe denilen, 912 yıl yaşamış insanlığın ikinci peygamberinin adı nedir?
    Cevap : Hz. Şit (Sis) (a.s.)

    Soru 17: İnsanlığın üçüncü peygamberi, kendisine 30 sahife verilen bir peygamberdir.
    İlk defa ok ve yay kullanan, ilk yazı yazan, ilk defa dikiş diken, kendisine elbise dikerek giyen,
    ilk defa yıldızlar ilmini başlatan ve diri iken göğe yükseltilen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İdris (a.s.)

    Soru 18: Kur’an’ı Kerim’de 27 defa ismi geçen, 1050 yıllık ömre sahip Ulul-Azm peygamberlerdendir.
    Kendisine inanmayan kavmine ilahi azap geleceği için Allah (c.c.)’ın emriyle gemi inşa edip,
    kendisine inananları, tüm hayvan çiftlerinden de birer çift olmak üzere yanına alarak Kurtararak
    beşeriyetin ikinci babası olarak bilinen ikinci Adem kimdir?
    Cevap : Hz. Nuh (a.s.)

    Soru 19: İnsanlığın ikinci babası olarak bilinen Hz. Nuh (a.s.)’ın gemiye binen ve insanlık kendilerinden
    türemiş olan üç oğlu vardı. Bu üç evlat üç ırkın babası olmuş, yeryüzünde bugüne kadar var
    olan ırklar da bunlardan türemiştir. Hz. Nuh (a.s.) bu üç oğlunun isimleri ve hangi ırkın babası
    olduklarını söyleyiniz?
    Cevap : a- Sam; Arapların babası
    b- Yafes; Rumların babası
    c- Ham; Habeşlerin babasıdır.

    Soru 20: Nuh Tufanından sonra bir kavim var ki, sapıklık içersinde yaşıyorlardı. Allah (c.c.)
    bu kavmi azgınlıklarından dolayı “Sarsar Rüzgarı” ile helak etti. Bu kavmin İrem adıyla
    meşhur bağları ve bahçeleri vardı. Bu kavmin ve bu kavme gelen peygamberin adını söyleyiniz?
    Cevap : Ad kavmi ve Hz. Hud (a.s.)

    Soru 21: Atalarının başına gelen belaları unutmuş bir kavim vardı ki, soygun, vurgun, yol kesicilik
    onlarda alışkanlık haline gelmişti. Putçuluk hat safhaya ulaşmış, kayaları oyup evler yaparak
    bir medeniyet kurmuşlardı. Kendilerine gelen peygamber sarp kayaların içinden Allah (c.c.)’ın
    izniyle mucize olarak bir deve çıkartmış, ama onlar devenin bacaklarının keserek öldürmüşlerdi.
    Bu olay üzerine kendilerine üç gün mühlet verilir ve sonunda bir Sayha (bir çığlık) gelir ve iman
    etmeyenlerin hepsi helak olurlar. Bu kavim ve bunları irşat eden peygamber kimdir?
    Cevap : Semut kavmi ve Hz. Salih (a.s.)

    Soru 22: Ulul-Azm peygamberlerden olup, Nemrut döneminde yaşamış, kendisine 10 sahife verilmiş,
    Azer’in oğlu olup kendisine Allah (c.c.)’ın dostu anlamına gelen Halilullah lakabı verilen
    bir peygamberdir. Halkı sapıtan Nemrut’a karşı mücadele etmiş, putları inkar edip Nemrut
    tarafından ateşe atılmış fakat, Allah (c.c.)’ın izni ile ateş bir gülistan olmuştur. Oğlu İsmail’i
    Allah (c.c.)’ın emri üzere Rabbin rızası için kurban etmekten çekinmediği için kendisine
    Allah (c.c.) tarafından kurban için koç ikram edilmiş, 80 yaşında sünnet olarak zürriyetine
    bu sünnet kendisinden kalmıştır. Kendisini ateşe atan Nemrut ise bir sivrisinek belasıyla helak
    olmuştur. Bizim de milletinden olduğumuz bu peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İbrahim (a.s.)

    Soru 23: Hz. İbrahim (a.s.)’ın oğlu olan bir peygamberdir. Amerikalıları 50 yıl boyunca irşada
    çalışmış olan, çocukluğunda Mekke çölünde annesi onun için Safa ve Merve tepeleri
    arasında koşuşarak su ararken Allah (c.c.) onun ayakları altından bugün hacılarımızın
    içtiği Zemzem suyunu çıkartarak ümmete onun sebebi ile hediye edildiği, babasının
    adağı üzerine kurban olunması, istendiğinde tereddüt etmeden Allah (c.c.) için bıçağın altına
    yatan ve bu sadakati sebebi ile de kurban için koç ikram edilen peygamber ve annesi kimdir?
    Cevap : Hz. İsmail (a.s.), annesi, Hz. Hacer validemizdir

    Soru 24: Beytullah (Kabe)’nın ilk yapılışı ve ondan sonraki yapılması ve onarılması
    kimler tarafından yapılmıştır?
    Cevap : a)İlk defa Allah (c.c.)’ın emri ile melekler inşa etmişlerdir
    b)İkinci kez Hz. Adem (a.s.) tarafından yapılmıştır
    c)Hz. Adem (a.s.)’ın oğlu Hz. Şit (a.s.) tarafından ilk defa taş ve çamurla yapılmıştır
    d)Dördüncü defa Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) tarafından yapılmıştır.

    Soru 25: Hz. İbrahim (a.s.)’ın yüz yaşlarında iken yaklaşık doksan yaşlarında olan hanımı Sare’den
    olma ve Şam ile Filistin halkına peygamber olarak gönderilen, Beni İsrail’e gönderilen tüm
    peygamberleri kendi soyundan gelen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İshak (a.s.)

    Soru 26: Hz. İbrahim (a.s.)’ın kardeşi Harran’ın oğlu olan bir peygamber var ki, tek başına bir şeriat
    getirmemiş ama Hz. İbrahim (a.s.)’ın şeriatıyla iman etmiştir. Peygamber olarak gönderildiği
    halk dünyadaki en pis ameli işliyorlardı. Çünkü bu amel için Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
    “Lut kavminin amelini işleyene Allah lanet etsin” “Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur”
    buyurmuştur. Tepelerine ,işledikleri suç sebebiyle taş yağmuru yağdıran, şehirlerinin altı üstüne
    çevrilen halkın ismini ve bu belaya uğradıkları amelin adını söyleyiniz?
    Cevap : Sodom halkı ve Livata (Eş cinsellik, Homoseksüellik)

    Soru 27: Hz. İshak (a.s.)’ın oğlu, Hz. Yusuf (a.s.)’ın babası, lakabı ise “İsrail” olan ve soyuna da
    Beni İsrail denilen, oğlu Yusuf’un kaybolduğunu duyduğunda onun gömleği bulunup gözlerine
    sürülünceye kadar gözleri görmeyen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yakup (a.s.)

    Soru 28: Kardeşleri tarafından kıskançlığın kurbanı olarak kuyuya atılan, bir kervan tarafından çıkartılıp
    Mısır ilinde köle olarak satılan, kölesi olduğu evin hanımı kendisine zina teklif ettiği zaman
    reddettiği için zindanlara atılmış olan, orada kendisine Allah (c.c.) tarafından rüya tabiri öğretilmiş
    ve bu sayede zindandan kurtularak Mısır’a Sultan olmuş ve Hz. Yakup (a.s.)’ın oğlu olan
    peygamber, Kölesi olduğu evin hanımı kendisinin yakışıklılığına dayanamayarak zina teklifi
    yaparken “Saçın ne kadar güzel” dedi. O ise “Cesedimde ilk dökülecek şey odur” cevabını verdi.
    “Gözlerin ne kadar güzel”deyince, O, “Cesedimden yere ilk akacak şey odur” diye cevap verdi.
    “Yüzün ne kadar güzel” dediğinde ise, O, “O toprak içindir, toprak onu yiyecektir” cevabını veren
    peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yusuf (a.s.)

    Soru 29: Sabır örneği olarak bilinen, 18 yıl yaralı bir şekilde imtihana tabi tutulan, yaralarına kurtçukların
    düştüğü bu hastalık sonunda Allah (c.c.)’ın “Biz onu sabır üzere bulduk” diyerek imtihanı kazanan
    ayağı yere vur emri sonucu çıkan su ile yıkanıp yaralarından kurtulduğu gibi gökten yağan altın
    çekirge bereketine nail olan, sabır örneği bu peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Eyyub (a.s.)

    Soru 30: Rum diyarında yaşayan halka hakkı tavsiye eden ve onların “Ey Bişr biz hayatı severiz,
    ölmeyi değil, bizi dilediğimiz zamanda öldürmesini Rabbinden iste” gibi şartları ile karşılaştığı halde
    onları ecellerine razı ederek inandıran, asıl ismi Bişr Bin Eyyub (a.s.) olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Zülkifl (a.s.)

    Soru 31: Hz. Musa (a.s.)’ın abisi ve en büyük yardımcısı olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Harun (a.s.)

    Soru 32: Kendisine dört büyük kitaptan Tevrat verilen, Beni İsrail peygamberlerinden olan
    Tevhit mücadelesinde Batılın temsilcisi olarak karşısında Firavun ile karşılaşmış,
    düşmanı Firavunun sarayında büyümüş, zamanın silahı olarak eline verilen Asası 15000
    sihirbazı dize getirmiş, Turu Sina dağında Allah (c.c.) ile konuştuğu için lakabı Kelamullah
    olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Musa (a.s.)

    Soru 33: Günahları Allah (c.c.)’a şirk koşmak, meşe ağacına tapmak, ölçüde, tartıda eksik yapmak,
    halkın eşyasını gasbetmek, yol kesip soygunculuk yapmak, mü’minleri ölümle tehdit etmek
    olduğu için sonunda üzerlerine gelen Sam yeli ve arkasından kuraklık ve sıcaklığın dehşetinden
    kaçmak için gördükleri bir bulutun altına sığındıkları sırada yer sarsıntısı ve Cebrail (a.s.)’ın
    sayhasıyla helak olan Medyen halkı ve bunlara tabi olup ateş ve sıcaklıktan kavrulan Eyke
    halkına gönderilen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Şuayb (a.s.)

    Soru 34: Hz. Musa (a.s.)’a inanmayan halka, Allah (c.c.)’ın verdiği belalar nelerdir?
    Cevap : a- Tufan belası (sağanak halinde sürekli yağmur)
    b- Çekirge belası (ekinleri ve her şeyi yiyen çekirgeler)
    c- Kummel belası ( Kanatsız çekirge, karınca ve ekin biti)
    d- Kurbağa belası (şehri istila eden ve evlere giren kurbağalar)
    e- Kan belası (Su ve meyvelerin kan halinde olması)
    f- Mal ve servetin yok olması belası.

    Soru 35: Hz. Musa (a.s.)’ın amcasının oğlu olan ama ona inanmadığı gibi başına bela olan
    ve tarihin en zengin insanı olarak bilinen, 300 süslü cariye, 9000 hizmetinde adamı
    olan ve evinin kapı ve duvardaki tabelaları altından olan sonunda her şeyiyle beraber
    yerin dibine batan zalim kimdir?
    Cevap : Karun

    Soru 36: Hz. Musa (a.s.)’ın başının belası olan, kendini halkına ilah olarak tanıtan: “Ben sizin
    en büyük rabbinizim” dediği halde ömrü boyunca cinsel ilişkiyi tadamayan, iktidarsız olan,
    kendine bela olacak bir çocuğun doğduğunu kahinlerin bildirmesi üzerine o yıl doğan 900
    çocuğu öldürten ama kendisinin belası olacak çocuğu sarayında besleyen, sonunda Kızıl
    denizin sularında boğulurken “Musa’nın rabbine iman ettim” diye bağıran, yaptırdığı
    Piramitler kıyamete kadar zulmünün şahidi olacak olan zalim kimdir?
    Cevap : Firavun

    Soru 37: Hz. İbrahim (a.s.)’ı ateşe atma teşebbüsünde bulunan ve bela olarak burnuna giren bir
    sivrisineğin beynine ulaşıp oradaki hareketine dayanamayıp kafasını duvara vurarak kendini
    öldüren, hükümdarlar arasında başına taç takan ve insanları kendine ibadet etmeğe çağıran
    ilk kişi olarak bilinen zalim kimdir?
    Cevap : Nemrut

    Soru 38: Babası, dedesi ve büyük dedesi peygamber olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yusuf (a.s.)

    Soru 39: Hz. Musa (a.s.)’dan sonra İsrail oğullarını 29 yıl Tevrat’la idare eden, Hz. Musa (a.s.)’ın
    Hızır (a.s.)’a gidişinde yol arkadaşı olan ve halkına onu anlatırken “Ona muhalefet eden
    melundur” diyerek İsrail oğullarını kendinden sonra ona inanmaya davet ettiği peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yuşa Bin Nun (a.s.) (İstanbul Beykoz’da ismi ile anılan Yuşa tepesindedir.)

    Soru 40: Hz. Musa (a.s.)’ın damadı olan ve Hızır (a.s.) ile yolculuğa çıktığında halkını emanet ettiği
    bir peygamberdir. Hz. Yuşa (a.s.)’dan sonra Beni İsrail’e peygamber olmuş olan kimdir?
    Cevap : Hz. Kalip Bin Yüfenna (a.s.)

    Soru 41: Binlerce ölünün dirilmesine şahit olmuş olan bir peygamberdir. Hz. Musa (a.s.)’ın damadı
    Hz. Kalip (a.s.)’dan sonra Ben-i İsrail’e peygamber olmuştur. Annesinin duası sonucu olduğu
    için (ve annesi çok yaşlı olduğu için) “İbnül Acuz” Kocakarının oğlu diye anılan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Hızkıl (a.s.)

    Soru 42: İsrail oğulları, Hz. Musa (a.s.)’ın şeriatını terk edip altından yaptıkları, göz bebekleri yakuttan,
    başına inci ve cevherlerle süslü taç koydukları “Bal” isimli puta tapmaya başlamışlardı.
    Bu zamanda kendilerine gönderilen peygambere inanmayınca da kuraklık ve sıcaklıktan
    kavrulunca duası ile yağmurlar yağdırdığı halde halkın azı iman etmişti. Balbebek halkına
    gönderilen bu peygamberin adı nedir?
    Cevap : Hz. İlyas (a.s.)

    Soru 43: Hz. İlyas (a.s.)’ın devamlı yanında olmuş ve ondan sonra yerine İsrail oğullarına peygamber
    olmuş olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Elyasa (a.s.)

    Soru 44: Ninava halkına peygamber olarak gönderilmiş, 33 yılda kendisine ancak iki kişi iman etmiş,
    yaptığı bir hatadan dolayı denizde gemiden atılarak balığın karnında 40 gün kadar kaldığı
    bilinen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yunus (a.s.)

    Soru 45: Dinlerini terk eden Ben-i İsrail’in başına belalar gelip cizye ödedikleri zaman Allah (c.c.)’ın
    onlara gönderdiği peygamber onlara hem Allah (c.c.) yardımı ile bir hükümdar olarak Talut’u
    başlarına getirmiş hem de Talut’un Calut ile yaptığı savaşta Calut’u öldürecek şahsın (sonradan
    kendisinin yerine peygamber olarak gelecek) Davut olduğunu bildirmiş olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Şemuyel (a.s.)

    Soru 46: Hz. Davut (a.s.)’ın oğlu olup babasının krallık ve peygamberliğine varis olan,
    Kudüs’te bulunan Mescidi Aksa’yı yaptıran, insanların ve cinlerin kendisine kıyam
    ettiği gibi tüm mahlukatın dilinden anlayan, rüzgarın dahi emrine verildiği peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Süleyman (a.s.)

    Soru 47: Talut ile Calut ordularının yaptığı savaşta Calut’u öldürüp, Talut’un verdiği söz üzerine onun
    kızını almış ve neticede Beni İsrail’in önce hükümdarı sonra peygamberi olmuş olan, kendisine
    dört büyük kitaptan Zebur verilmiş olan koyun gütmesi, sapan taşı atması ve demire şekil
    vermesinden bahsedilen, demirden yaptığı zırhları satarak geçimini temin eden peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Davut (a.s.)

    Soru 48: Hz. Davut (a.s.) zamanında yaşamış olan, ilmi, hikmeti ile ona vezirlik yapmış, kendisine teklif
    edilen nübüvvet, krallık ve hikmetten o, hikmeti tercih etmiş Kur’an’ı Kerim’de oğluna
    nasihatlerinden bahsedilen peygamber olup olmadığı ihtilaflı olan insan kimdir?
    Cevap : Hz. Lokman (a.s.)

    Soru 49: Hz. Şaya (a.s.)’dan sonra Beni İsrail’e peygamber olmuş, Allah (c.c.)’a münacatı
    üzerine halkı helak olmaktan kurtulmuş ama,sonra Cebrail (a.s.) insan suretinde
    dört defa gelerek aile halkının yaptıklarını anlatarak fetva isteği sonucu o şahsın ailesine
    dua ettiğinde halkına fetvayı sen verdin diyerek Allah (c.c.)’ın fetvayı sen verdin diyerek
    halkını helak ettiği ve yüz yıllık ölümden sonra merkebi ile birlikte dirilmesine şahit olduğu
    peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İrmiya (a.s.)

    Soru 50: Babil hükümdarı Buhtunnassar’ın Beytül Makdis’i yıkarak Beni İsrail’den esir aldığı
    çocuklar arasında bulunan ve zindana atılan, Babil kralının gördüğü rüyaya tabirle
    zindandan kurtulduğu gibi iyi mevkilere gelen ve Kur’an’ı Kerim’de kendisinden
    “Resul olmayan bir nebidir” diye bahsedilen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Danyal (a.s.)

    Soru 51: Babil kralı Buhtunnassar’ın Beytül Makdis’i yıkıp insanları esir etmesinden yıllar sonra
    geri dönen Beni İsrail arasında Tevrat’ı olan olmadığı gibi onu bilen de yoktu. Aralarında
    biri vardı ki, bu Tevrat’ı bildiği için yeniden onu yazdı. Beni İsrail’e peygamber olarak
    gönderilmiş olan bu insana sonunda, “O Allah’ın oğludur” diyecek kadar ileri gittiler.
    Beni İsrail’e Tevrat’ı yeniden Allah (c.c.)’ın izni ile ezberinden yazan bu peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Üzeyr (a.s.)

    Soru 52: Teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın himayesinde büyüyen ve yaptırdığı kendisine
    has mihrabında devamlı Allah (c.c.)’ı zikreden, Hz. İsa (a.s.)’ı kocasız olarak dünyaya
    getiren ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in diliyle cennet kadınlarının üstünlerinden olarak
    bildirilen adına Kur’an’ı Kerim’de sure bulunan kadın kimdir?
    Cevap : Hz. Meryem

    Soru 53: Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın oğlu olup Hz. İsa (a.s.)’dan önce gelen ve onunla aynı zamanda
    yaşayıp onun varlığını Ben-i İsrail’e bildirmiş, oda babası gibi kendi halkı tarafından şehit
    edilmiş olan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Yahya (a.s.)

    Soru 54: Kendisine dört büyük kitaptan İncil verilmiş olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bir önce
    gelen peygamber olup annesi İmran’ın kızı Meryem’e erkek eli değmeden ve evlenmeden
    dünyaya getirdiği evladı olan ve 33 yaşında iken göğe kaldırılan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İsa (a.s.)

    Soru 55: Yeryüzünün doğusundaki ve batısındaki tüm beldelere ulaşmış, ayak bastığı her yerin halkına
    hakim olmuş bir insandır. Bunun nasıl bu kadar geniş bir alemde gezebildiğini Hz. Ali (r.a.)’a
    sorduklarında: “O, bulutlar ona yol aldırır, yollar ona düzeltilir, nurlar ona döşenip yayılır,
    kendisine gece ve gündüz bir olurdu” diye cevap verdiği, peygamber olup olmadığı bilinmeyen
    Kur’an’ı Kerim’de ismi geçen bu insan kimdir?
    Cevap : Hz. Zülkarneyn (a.s.)

    Soru 56: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek hadislerinde “Cennet kadınlarının
    üstünleri olarak bildirilen” dört kadın kimlerdir?
    Cevap : a)Hz. Hatice b)Hz. Fatıma c)Hz. Meryem d)Hz. Asiye (Firavunun karısı)

    Soru 57: Hz. İsa (a.s.)’ın dini üzerine yaşayan, Tarsus ahalisinden olan, kendilerine Ashabı
    Kehf denilen, adlarına Kur’an’ı Kerim’de sure bulunan yedi genç bir de refakatçi
    köpekleri, Rum hükümdarı olan Dekyanus’un zulmünden kurtulmak için “Neclus”
    adında bir dağın mağarasına saklanmışlar, hükümdarın ölmeleri için mağaranın girişini
    kapattırması üzerine Allah (c.c.)’ın yardımı ile 309 yıl uyuyan ve yine sonunda o kadar
    yıldan sonra uyanıp halkın içine karışarak yaşayan bu insanların isimleri nedir? (Bu isimler
    hastalara şifa niyetiyle okunduğu bilinmektedir)
    Cevap : Telmiha (Yemliha), Meslina, Mekselmina, Mernus, Debernus, Şazenuş, Keşeftedayyuş,
    ve köpekleri Kıtmir

    Soru 58: İslam öncesi devirlerden birinde, bir gurup mü’mine imanlarından dönmeleri için işkence
    yapan, dinlerinden dönmediklerini görünce de onları bir hendeğe atarak yakan bu zalim
    yöneticilere verilen isim nedir?
    Cevap : Ashabı Uhdut

    Soru 59: Hayvanların dilinden anlayıp onlarla konuşan peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Süleyman (a.s.)

    Soru 60: İlmi Hz. Musa (a.s.)’ın ilminden üstün ve onunla arkadaşlık yapmış olan, hala sağ
    olduğu rivayet edilen, Peygamberimiz (s.a.v.)’in onun hakkında “O otsuz kuru bir yere
    otururdu, kalktığında yeşillenerek onun arkası sıra dalgalanırdı” buyurduğu, üstün ilim
    sahibi olan kimdir?
    Cevap : Hızır (a.s.)

    Soru 61: Yemen melikesine Süleyman (a.s.)ın mektubunu onun emri ile götüren kuşun adı nedir
    Cevap : Hüdhüd kuşu

    Soru 62: Ömrü boyunca bir oruç tutup bir gün iftar eden peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Davut (a.s.)

    Soru 63: Yeryüzünde ilk cinayeti işleyen kimdir ve niçin cinayet işlemiştir?
    Cevap : Hz. Adem (a.s.)’ın oğlu Kabil kardeşi Habil’i kıskandığı için cinayet işlemiştir.

    Soru 64: Yusuf (a.s.)’ı kardeşleri niçin kuyuya atmışlardı?
    Cevap : Kıskandıkları için

    Soru 65: Kafir Firavunun mü’min hanımının adı nedir?
    Cevap : Asiye

    Soru 66: Hangi peygamber Hızır (a.s.) ile yolculuk yapmıştır?
    Cevap : Musa (a.s.)

    Soru 67: Hangi peygamberi balık yutmuştur?
    Cevap : Yunus (a.s.)

    Soru 68: Ateşe atılıp yanmayan peygamber ve onu ateşe atan zalim kimdir?
    Cevap : İbrahim (a.s.)’ı zalim Nemrut ateşe atmıştır.

    Soru 69: Hangi peygamber halkını 950 sene Hakka davet etti?
    Cevap : Hz. Nuh (a.s.)

    Soru 70: Hangi peygamberlerin hanımları iman etmeyerek helak oldular?
    Cevap : Hz. Lut (a.s.) ve Hz. Nuh (a.s.)’ın hanımları

    Soru 71: Doğduğunda konuşan peygamber hangi peygamberdir?
    Cevap : Hz. İsa (a.s.)

    Soru 72: Topukları altından zemzem suyu çıkan ve bıçağın kesmediği peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İsmail (a.s.)

    Soru 73: Firavunun sarayında büyüyen peygamber kimdir?
    Cevap :Hz. Musa (a.s.)

    Soru 74: Ömrü boyunca bir gün oruç tutan bir gün iftar eden peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Davut (a.s.)

    Soru 75: Hz. Nuh (a.s.)’ın kavmi nasıl helak oldu?
    Cevap : Tufan sonunda boğularak

    Soru 76: M.Ö. 1.yüzyılda İsrail oğullarına gönderilen, ismi Kur’an’ı Kerim’de geçen
    peygamberlerden olup Yahya (a.s.)’ın babasıdır. Rabbine: “Ey Rabbim!
    Bana senin katından temiz bir nesil ihsan et” diye dua etti. Bunun üzerine melekler
    ona Yahya (a.s.)’ı müjdelediler. Filistin valisi Heredos bu peygamberin babasını
    öldürmek istemiştir. Babasının öldürülmesine karşı çıkan bu peygamberi Herodos’un
    askerleri yakalamak istemişler oda kaçarak bir ağaç kovuğuna saklanmıştır. Burada
    zalimler kendisini ağaçla birlikte testere ile keserek şehit etmişlerdir. Bu peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Zekeriyya (a.s.)

    Soru 77: Körlerin gözlerini açma mucizesi hangi peygambere verilmiştir?
    Cevap : Hz. İsa (a.s.)


    Soru 78: Kabe’nin yanında bulunan Haceri Esvet taşı nereden gelmiştir?
    Cevap : Cennetten

    Soru 79: Kabe’yi Allah (c.c.)’ın emri ile ilk inşa eden peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s.) ile inşa etmiştir.

    Soru 80: Kudüs’te bulunan Mescidi Aksa’yı hangi peygamber inşa etmiştir?
    Cevap : Hz. Süleyman (a.s.)

    Soru 81: Safa ve Merve tepeleri arasında su bulabilmek için koşan kadın kimdir?
    Cevap : Hz. Hacer

    Soru 82: Hz. Adem (a.s.)’ın üçüncü oğlu ve ikinci peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. Şit (a.s.)

    Soru 83: Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva annemiz cennetten kovulduktan sonra dünyada
    Allah (c.c.)’ın izniyle nerede birleştiler?
    Cevap : Arafat, Rahmet dağında

    Soru 84: Hz. Lut (a.s.)’ın gönderildiği şehir hangisidir?
    Cevap : Semut

    Soru 85: Hz. Yusuf (a.s.) kaç sene zindanda kaldı?
    Cevap : Yedi sene

    Soru 86: Hükümdarlar arasında başına taç takan ve insanları kendisine ibadete çağıran ilk kişi kimdir?
    Cevap : Nemrut

    Soru 87: Hz. Nuh (a.s.)’a iman ederek gemiye binen oğullarının isimleri nelerdir?
    Cevap : Sam, Ham, Yafes

    Soru 89: İçenlere ölümsüzlüğü ve ebedi hayatı kazandıran suyun adıdır. O sudan birisi içmiş
    ve ölümsüzlüğe ermiştir. Milli Görüşçü gençte işte bu su gibi olmalı ki, onu gören onda
    dirilmeli ve ona bakan onda canlanmalı, hayat bulmalı, kendine bakana ümit vermeli.
    İşte bahsettiğimiz, içenlere ölümsüzlük veren suyun ve ondan içip ölümsüzlük kazanan,
    Hz. Musa (a.s.) ile de meşhur yol arkadaşlığı olan kişinin adları nelerdir?
    Cevap : Ab-ı Hayat ve Hızır (a.s.)

    Soru 90: Hz. Şit (a.s.)’dan sonra peygamber olarak gönderilen, ilk kalem ile yazı yazan,
    ilk elbise diken, sonunda Cenabı Allah (c.c.) tarafından göğe çekilen peygamber kimdir?
    Cevap : Hz. İdris (a.s.)

    Soru 91: Milattan önce (M.Ö.) 10.yüzyılda İsrail oğullarına gönderilen ve Kur’an’ı Kerim’de
    adı geçen peygamberlerdendir. Davut (a.s.)’ın oğludur. Ona da babası gibi hem krallık
    hem de peygamberlik verildi. Saba Melikesi Belkıs’la aralarında geçen olaylar meşhurdur.
    Kaç yıl yaşadığı bilinmemektedir. Ancak kırk yıl hükümdarlık yaptığı söylenir. İçinde
    Mescidi Aksa’nın da bulunduğu çok sayıda yapı yaptırmıştır. Kendisine öldükten sonra devlet,
    İsrail oğulları ve Yahuda diye ikiye bölünmüştür kimdir bu peygamber?
    Cevap : Hz. Süleyman (a.s.)


    SİYER


    Soru 1 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisine vahiy gelmeden önce devamlı
    olarak şehirden uzaklaşıp, putlara tapmamanın zevkini çıkardığı yer ve
    sonunda da kendisine peygamberliğin verildiği yani ilk vahyin geldiği dağın
    ve mağaranın ismi nedir?
    Cevap : Nur dağı, Hira mağarası.

    Soru 2 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Hira mağarasında iken gelen ilk vahyin şekli
    nasıldır?
    Cevap : Rüyayı Sadıka (Gerçek rüya şeklinde)

    Soru 3 : Ebu Süfyan, Ebu Cehil ve El-Ehnes isimli üç müşrik gizlice birbirlerinden
    habersiz Allah Resulü (s.a.v.)’in Kur’an okumasını dinlemeye giderlerdi.
    Sabaha kadar evin yakınında Kur’an okunuşunu dinlerler gün ağarmaya
    başlayınca da kimseler görmesin diye gizlice ayrılmak istediklerinde
    birbirleriyle karşılaşırlar ve birbirlerine bir daha gelmemek üzere söz verirlerdi.
    Ama her üçüde bir önceki gece dinledikleri şeyi özlerler, verdikleri sözleri
    unutur yine bir sonraki gece gizlice gelirlerdi. Bir kez daha söz verip gene
    gelirler Kur’an’ı Kerim’in bu güzelliğini gördükleri halde yinede teslim
    olmuyorlardı. İşte bu şekilde hoşnut olup ta kabul etmeyen, teslim olmayan bu
    insanlar ve onlar gibi onların bulunduğu konuma ne ad verilir?
    Cevap : İnadı Küfür.

    Soru 4 : İslam’ı yaşamak için yerel iktidarın zulüm rejimlerinden kaçıp daha müreffeh bir
    hayata kavuşmak müslümanca yaşamak, Allah (c.c.)’ın kanunlarını ikame etmek,
    Ruhun Allah (c.c.)’ın kanunlarıyla terbiye edilmesi için ilahi yaşam kaygısını
    Allah (c.c.)’ın arzında değişik yerlerde vermek sebebiyle yapılan göçe ne ad verilir?
    Cevap : Hicret.

    Soru 5 : Mekke’de İslam’ın istediği şekilde yaşayamayan müslümanların, bir davanın
    gerçekleşmesi gayesi ile yani insanların ve beşer sistemlerin değil, Allah (c.c.)’ın
    istediği şekilde yaşamak için vatanlarını, evlerini, binitlerini, ailelerini terk
    etmeleri hareketine ne ad verilir?
    Cevap : Hicret.

    Soru 6 : Suçları yalnız Allah (c.c.)’a inanmak, onun kanunlarına göre yaşamayı istemek
    olan insanlara Mekke müşrik devleti tarafından alınan, hiç bir şekilde
    müslümanlarla temas edilmeyecek, onlardan kız alınmayacak, kız verilmeyecek,
    hiç bir şey satın alınmayacak ve satılmayacak gibi kararların alınıp halka
    duyurulması için bir afişle Kabe’nin duvarına asılması olayına İslam tarihinde
    verilen ismi o günkü ve bugünkü adıyla söyleyiniz.
    Cevap : Haber-üs Sahife, Ambargo.

    Soru 7 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine’ye gelişinin yedinci ayında Rabbimiz
    savaşa izin verdi. Bu izin Hac suresi 39 ve 40.cı ayetlerle oldu. Bu ayetlerden
    sonra Allah Resulü (s.a.v.)’in düşman üzerine gönderdiği ilk İslam ordusu ve
    aynı zamanda İslam’ın ilk seriyyesi olan seriyyenin komutanı kimdir?
    Cevap : Hz. Hamza (r.a.) dır.

    Soru 8 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinden hemen sonra Medine’de yaptığı
    ilk üç iş nedir?
    Cevap : a-İslam devletinin merkezi olan caminin inşaatı,
    b-Müslümanların ekonomik sorunlarını gidermek,
    c-Müslümanların can emniyetini sağlamak.

    Soru 9 : İşkence yıllarında Ebu Lehep ve karısı Ümmü Cemil müşriklerin iki azılı
    kişileri idiler. Biri emir veriyor diğeri uyguluyordu. Ebu Lehebin emriyle
    Ümmü Cemil dikenleri topluyor ve Allah’ın Resulü (s.a.v.)’in geçeceği
    yollara diziyordu. Bu iki zalimin yaptıkları zulümlerden dolayı Kur’an’ı
    Kerim’de adlarına sure inmiş ve bu surede kendilerine Rabbimizin kelamıyla
    beddua edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ve ashabına zulmeden
    bu iki azılı müşrikin Tebbet suresinde geçen ahiretteki isimlerini söyleyiniz.
    Cevap : Hammaletel Hatap.

    Soru 10: Rasulüllah Efendimiz (s.a.v.)’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e oradan da
    Allah (c.c.)’a en yakın makam olan Sidret-ül Müntehaya gitmesine ne ad verilir?
    Cevap : İsra ve Miraç.

    Soru 11: Beş vakit namaz ne zaman farz kılındı?
    Cevap : Miraçta

    Soru 12: Mekke’de tebliğ imkanı kalmayınca Allah Resulü (s.a.v.) tebliği Mekke dışına
    taşımayı düşündü. İlk sefer olarak Taife gitmeyi planladı. Çünkü orada
    akrabaları vardı ve bundan dolayı tebliğin rahat olacağına inanıyordu. Ama
    orada da Ebu Lehebin emriyle zulmün devam ettiğini görünce Peygamber
    Efendimiz (s.a.v.) küfür ehli hakkında mukaddes ve tarihi bir söz söylüyordu.
    Bizlere tecrübe ve düstur olacak bu tarihi söz nedir?
    Cevap : “Küfrün hepsi tek millettir.”

    Soru 13: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicret esnasında Medine yolunda değil
    Mekke’nin güney kısmına doğru yola çıkıp ve üç gün Mekke yakınlarında bir
    mağarada kalıp sonra hicretlerine (yollarına) devam ettiler. Ebu Bekir (r.a.) ile
    kaldıkları bu mağaranın ismi nedir?
    Cevap : Sevr Mağarası.

    Soru 14: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in emriyle savaşa gidilen ama kendisinin
    iştirak etmediği seferlere (savaşlara) ne denir?
    Cevap : Seriyye.

    Soru 15: Mekke’de yaşanan ambargo olayından sonra her an saldırı olur diyerek
    silahlı olarak bekleyen müslümanlardan bir sahabe bir gün
    Rasulüllah (s.a.v.)’e şu suali sordu: “Ya Rasulüllah, hayatımızdan emin olup
    silahlarımızı bırakacağımız gün gelmeyecek mi?” Bu soruya Peygamber
    Efendimiz (s.a.v.)’in kıyamete kadar da Ümmeti Muhammede bir ölçü olacak
    şekilde verdiği cevap nedir?
    Cevap : “Müslümanların silahlarını bırakıp rahat edecekleri günler az olacaktır”
    şeklinde oldu

    Soru 16: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat başında komutan olarak iştirak ettiği
    savaşlara gaza denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç defa savaşa katılmıştır?
    Cevap : 27 defa

    Soru 17: Hz. Ömer (r.a.)’in ifadesi ile Rasulüllah (s.a.v.)’in hayat programının özeti nedir?
    Cevap : İman, Hicret, Cihat.

    Soru 18: Allah (c.c.)’ın istediği gibi İslam’ı top yekün yaşanması , İslam’ı tebliğ uğruna
    verilen mücadeleye, Allah (c.c.)’ın hükümlerinin her tarafta uygulanmasını temin
    için mü’minin canı ve malıyla, mücadeleye, söz, yazı, sohbet ve savaşla olan
    harekete ne denir?
    Cevap : Cihat.

    Soru 19: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı
    savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı nedir?
    Cevap : El-Ebva (Veddan) Gazvesi.

    Soru 20: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gönderdiği ilk savaşlardan olan seriyyenin
    bir kaç özelliği vardır ki bunlar: İlk defa bir kafir öldürüldü, ilk defa esir alındı,
    ilk defa ganimet alındı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu seriyyeye gizli bir
    yazıyla emir vermiştir. Bu özelliklere sahip olan seriyyenin komutanı kimdir?
    Cevap : Abdullah Bin Cahş.

    Soru 21: Uhut harbinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i öldürmek kastı ile atını onun
    üzerine süren ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hamle ile öldürdüğü,
    Mekke döneminde Rasulüllah (s.a.v.)’e en çok işkence yapan ve ölümü
    Efendimizin elinden olan kafir kimdir?
    Cevap : Ubey Bin Halef.

    Soru 22: Mekke devletinin, İslam devletine yenildiği savaşların en büyüklerindendir.
    Ki bu savaşta müşriklerin önde gelen isimlerinden Ebu Cehil, Utbe Bin Rabia,
    Ümeyye Bin Halef, Nadir Bin Haris gibi azılılarını kaybetmiälerdxr.
    Cevap : Bedir Savaşı.

    Soru 23: Bedir savaşında esir alınmış müşrik bir şair bir daha müslümanlar ve İslam
    dini aleyhine şiirler yazmamak şartıyla serbest bırakılmıştı. Ama Uhut savaşı
    öncesinde basının, medyanın, şairlerin önemini bilen Mekke müşrik devleti
    köle olan bu şairi fikren devlete bağlı olduğu için dili ve kalemi satın alınarak
    devlet rejimini müdafaa nutukları attırdı. Mekke müşrik devletinin zorlaması ile
    yine İslam’ın aleyhine şiirler yazdırtılan bu şair kimdir?
    Cevap : Ebu İzzet.

    Soru 24: İslam’ın Mekke döneminde bulunmayan, Medine döneminde ortaya çıkan
    namaz kılıp, oruç tutup, hacca gittiği hatta cihada dahi iştirak ettiği halde İslam
    düşmanlığı yapan, Kur’an okuyup okutturdukları halde tağutun, şirki düzenlerin
    ve putların emrinde çalışan müslüman tipleri vardı. Uhut savaşına önce katılıp
    sonra askerin moralini bozmak için tekrar Medine’ye dönen o gün için başlarında
    Abdullah Bin Ubey olan İslam toplumunun kanser kaynağı tiplere İslam’ın verdiği
    isim nedir?
    Cevap : Münafık.

    Soru 25: İslam’ın en önemli savaşlarından biri olan Uhut savaşı galibiyetle sona
    ermedi. Kıyamete kadar Ümmeti Muhammede ders ve tecrübe olacak
    bir olaydı. İşte Uhut gibi bir savaşın kazanılamamasının sebebi nedir?
    Cevap : Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrinin ihlali (Keyfi hareket etmek)


    Soru 26: Bir musibet bin nasihatten yeğdir. Akıllı, tarihten ders almasını bilen bir
    insanın (Ümmeti Muhammed’in) Uhut savaşından alacağı tek ders vardır.
    Uhut savaşının ümmete verdiği ders nedir
    Cevap : Emre itaat etmek.

    Soru 27: Ebu Bera adında bir münafık müslüman olduğunu ve Kur’an’ı Kerim’i
    öğrenmek istediklerini söyleyip, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den
    bulundukları mevkide kendilerine Kur’an öğretmeleri için Kur’an
    okutabilecek sahabeler, hafızlar istedi. Peygamberimizin izni ile İslam’ı
    kabul eden bu yeni insanlara Allah (c.c.)’ın dinini ve kitabını öğretmek
    için 70 tane hafız sahabe, Ebu Bera ismindeki münafık ile yola çıktı.
    Fakat bu güzide insanlar yolda pusuya düşürülerek şehit edildiler.
    Bu olayın haberi Allah Resulü (s.a.v.)’e ulaşınca çok üzüldü, dayanamadı
    hatta namazlarda onlara kunut okudu (beddua etti). Bu hadise İslam tarihinde
    70 sahabenin şehit edildiği yerin ismi ile anılır. Bu hadisenin adı nedir?
    Cevap : Bir-i Mauna hadisesi.

    Soru 28: Hendek savaşının diğerlerinden farkı bir savunma niteliğinde olmasıdır. Bu
    savunma Medine’nin düşman gelecek olan tarafına hendek kazılmasıdır.
    Hendek kazılması yönündeki fikir ise yapılan istişarenin sonucudur.
    Bu istişarede Hendek kazma fikrini ortaya koyan kimdir
    Cevap : Selman-ı Farisi.

    Soru 29: Umre maksadıyla Mekke’ye gelip kendilerine Kabe’nin olduğu yere
    sokulmayacakları haberini alan Allah Resulü (s.a.v.), Hz. Osman’ı elçi
    olarak Mekke’ye gönderdi. Daha sonra Hz. Osman’ın öldürüldüğü
    haberi (yanlış) gelince Efendimiz (s.a.v.) elçiyi öldüren bu müşriklerle
    savaşmadan vazgeçmeyeceğiz diyerek etrafındaki sahabeleri savaş için
    biat etmeye davet etti. Sahabeler de ölünceye kadar savaşacaklarına
    dair biat ettiler. Bu biate ne ad verilir?
    Cevap : Rıdvan Biatı.

    Soru 30: Hicretin 6.cı yılında Hac için gelen müslümanlar müşrikler tarafından
    Mekke’ye sokulmayıp hatta elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın şehit
    olduğu (yanlış) haberinden sonra yapılan Rıdvan Biatını duyan müşrikler
    o yıl Mekke’ye girilmemesi şartıyla aralarında bir barış anlaşması
    yapılmasını teklif ettiler. Bu teklif kabul edilerek anlaşmaya gidildi.
    Anlaşmanın tüm maddeleri ilk görünüşte müslümanların aleyhine gibi görüldü
    ise de netice müslümanların yararına sonuçlar çıkan anlaşmanın adı nedir?
    Cevap : Hudeybiye Anlaşması.

    Soru 31: Hudeybiye anlaşmasından sonra müslüman olup Medine devletine
    sığındığında anlaşma gereği Mekke polisine Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
    teslim edilen biri vardı. Yolda Mekke polislerini öldürerek
    Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Siz sözünüzü tuttunuz Ya Rasulüllah, ben ise
    işkenceden kurtulmak istedim” diyerek Medine’den çıkar ama
    Mekke’ye de teslim olmadan Medine dışında El-İss denen yere yerleşip
    Mekke’nin ticaret kervanlarını vurarak Mekke devletini yıldırdı. Aldığı
    işaretle bu hareketine Mekke’den müslüman olarak çıkan yeni müslümanları
    yanına alarak bu harekete devam eder. Mekke devleti yapılan Hudeybiye
    anlaşmasını bu şahsın hareketlerine dayanamayarak kendisi bozmak zorunda
    kalır. Bu sayede İslam’ın ve müslümanların aleyhine olan anlaşmayı lehe
    çeviren sahabe kimdir ve İslam tarihinde bu yapılan harekete ne denir
    Cevap : Ebu Basir – Vur kac taktigi

    Soru 32: Ebu Basir’in vur kac hareketini başlatıp Hudeybiye anlaşmasını
    müslümanların lehine çevirmesi anlaşma maddelerinde bulunan ifadelere aykırı
    davranmayıp usulüne uygun anlaşmaya sadık kalarak hareket etmesi Allah
    Resulü (s.a.v.)’in bir siyaseti idi. Çünkü anlaşmanın maddesi “Mekke’den bir
    müşrik müslüman olup Medine’ye iltica ederse, Medine devleti bu müslümanı
    Medine’ye almayacaktı.” Bu madde de geçen ifadeye göre Allah Resulü (s.a.v.)
    Ebu Basir’i Medine’ye almamış ama Medine dışındaki gerilla hareketini
    duyunca da ona müdahale etmediği gibi “Keşke Basir yalnız olmasaydı” diyerek
    onun yaptığını ima ile kabul etmişti. Allah Resulü (s.a.v.)’nün bu olaydaki izlediği
    siyasetin bize verdiği anlam nedir?
    Cevap : Beşer hukukunu müslümanların lehine kullanma siyaseti.

    Soru 33: Müşriklerin önceden Mekke’ye diktikleri putları Allah Resulü (s.a.v.) Mekke
    fethinde teker teker işaret ederek putları yıktırdı. Her putu işaret edip kırdırırken
    bir ayet okuyordu. İşte Allah Resulü (s.a.v.)’in putları kırarken okuduğu ayet
    meali nedir?
    Cevap : Hak Geldi Batıl Zail Oldu. Batıl yok olmaya mahkumdur. (İsra 81)

    Soru 34: Huneyn savaşında Allah Resulü (s.a.v.), Ebu Hadrat’ı casus olarak Havazin
    ahalisi için gönderdi. Havazin halkının savaş için hazırlık yaptığını duyan
    Peygamberimiz (s.a.v.) hazırlıklara başladı. Bu savaş için henüz müslüman
    olmamış olan Saffan Bin Ümeyye isimli bir kafirden 100 zırh ve silah geri
    verilmek üzere alıp Havazin üzerine yürüdü. Bu hareketle Allah Resulü
    (s.a.v.)’in ümmetine verdiği ders nedir?
    Cevap : Düşmanla savaşmak için kafirden silah alınabileceği hususu.

    Soru 35: Münafıkların Küba’da yaptıkları ve Peygamber (s.a.v.)’e gelerek orada namaz
    kıldırmasını isteyerek yaptıkları yerin meşrulaşmasını istedikleri ama Efendimizin
    Hz. Cebrail (a.s.)’ın bildirmesiyle kabul etmediği gibi yıktırdığı ve hakkında ayet
    inen mescidin adı nedir?
    Cevap : Mescidi Dırar.

    Soru 36: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zevcelerinin (hanımlarının isimlerini söyleyiniz.
    Cevap : a- Hz. Hatice b- Hz. Sevde c- Hz. Aişe d- Hz. Zeynep
    e- Hz. Ümmü Seleme f- Hz. Hafsa g- Hz. Zeynep (Cahşın kızı)
    h- Hz. Ümmü Habibe i- Hz.Cüveyriyye
    j- Hz. Safiyye k- Hz. Mariyye l- Hz. Meymune (R. Anhüma).


    Soru 37: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İncil ve Tevrat’ta geçen isimleri nelerdir?
    Cevap : İncil’de; Baraklit, Tevrat’ta; Münhemenna.

    Soru 38: Hz. Hacer validemiz Mekke topraklarında oğlu İsmail’e su aramak için Safa
    ve Merve tepelerinde koşup dururken, bıraktığı yerde kendi kendine ayaklarını
    yere vurarak eşinen Hz. İsmail’in ayakları altından Allah (c.c.)’ın izni ile çıkan
    ve bugün dahi müslümanların faydalanıp içtiği, tüm hacıları doyuran, şifalı,
    bereketli, bu gün yer itibariyle Kabe’nin altından çıkan suyun adı nedir?
    Cevap : Zemzem.

    Soru 39: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğumu ne zamandır?
    Cevap : Miladi 571 yılı (Fil vakasının olduğu yıl), Rebülevvel ayının 12.ci gecesine
    tesadüf eden Pazartesi günü dünyaya geldi.

    Soru 40: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in annesinin ismi nedir?
    Cevap : Vehb’in kızı Amine.

    Soru 41: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt annesinin adı nedir?
    Cevap : Hz. Halime.

    Soru 42: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt kardeşinin ismi nedir?
    Cevap : Hz. Şeyma.

    Soru 43: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin adı nedir?
    Cevap : Abdulmuttalip.

    Soru 44: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in babalarının ismi nedir?
    Cevap : Abdullah.

    Soru 45: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin vefatından sonra büyüten
    amcası kimdir?
    Cevap : Ebu Talip.

    Soru 46: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç tarihinde Mekke’den Medine’ye hicret etti?
    Cevap : 622 yılında.

    Soru 47: Ganimet ne demektir?
    Cevap : Harpte düşmanlardan alınan mal demektir.

    Soru 48: İslam’da ilk ganimet ve esir ne zaman alındı?
    Cevap : Abdullah Bin Cahş komutasında yapılan seriyyede alındı.

    Soru 49: İlahi vahye göre ganimetlerin taksimi nasıl yapılırdı?
    Cevap : Ganimetlerin beşte biri Allah’a ve Resulüne, beşte dördü ise mücahitlere aitti.
    Beşte bir de beşe ayrılarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in akrabası, yetimler,
    fakirler ve aciz yolculara verilirdi.

    Soru 50: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Eğer Zeyd Bin Harise şehit olursa
    yerine Cafer Bin Ebu Talip, oda şehit olursa komutanlığa Abdullah Bin Revaha
    geçsin, şayet oda şehit olursa müslümanlar içlerinden birini seçsin” diyerek
    orduyu gönderdiği ve bu tüm söyledikleri şeylerin gerçekleştiği savaş hangisidir?
    Cevap : Mute savaşı.

    Soru 51: Ehli Beyt kimdir?
    Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in aile fertleri ve bunların soyundan gelenlere denir.

    Soru 52: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç adı vardır söyleyiniz.
    Cevap : Dört adı vardır: a-Ahmet b-Muhammed c-Mustafa d-Mahmut.

    Soru 53: Yaşı yirmiyi geçmediği halde, aralarında büyük sahabelerin de bulunduğu,
    Bizanslılara karşı savaşan İslam ordusuna Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
    atanan sahabedir. Bu atamayı dünyadan göç etmeden birkaç dakika
    evvel ve Azrail (a.s.)’ın yanında iken son sözleri nedir?
    Cevap : Üsame Bin Zeyd (r.a.) (“Üsame’nin ordusu cihada gitsin”)

    Soru 54: İslam Medine devletini Efendimiz (s.a.v.) kurduktan sonra devletler bazında
    İslam’ı tebliğ için hangi ülkelere elçi ve mektup göndermiştir?
    Cevap : Habeşistan, Mısır, Doğu Roma İmparatorluğu ve İran.

    Soru 55: Efendimiz (s.a.v.)’in Refikül Ala’ya (Büyük dosta-Cenabı Allah’a) kavuşma
    olarak tarif ettiği vefatı kaç yaşında olmuştur.
    Cevap : 63 yıl olmuştur.

    Soru 56: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının
    kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı
    sahabe kimdir?
    Cevap : Kab Bin Malik.

    Soru 57: Medine’de münafıkların başı olan hainin ismi nedir?
    Cevap : Abdullah Bin Ubeyy Bin Selul.

    Soru 58: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra kendisini peygamber ilan
    eden ve sonra Yemame’de Vahşi tarafından öldürülen sahtekar kimdir?
    Cevap : Müseylemetül Kezzap

    Soru 59: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç yaşında peygamber oldu ve ne kadar süre
    peygamberlik yaptı?
    Cevap : 40 yaşında peygamber oldu, 23 yıl peygamberlik yaptı.

    Soru 60: Habeşistan’a yapılan hicret hakkında bilgi veriniz?
    Cevap : İlki 615 yılının Recep ayında aralarında Hz. Osman ve ailesi Rukiye’nin de
    bulunduğu 12 erkek ve 4 kadın olarak üç ay devam etmiş olan hicrettir.
    İkincisi ise 616 yılında 82 erkek, 21 kadın Cafer Bin Ebu Talip
    başkanlığında yapılmıştır.

    Soru 61: İslam’ın ilk düşmanlarından bir kafir vardı ki bu her zaman işkence eder,
    alay eder ve müslümanları rahat bırakmazdı. Abdullah İbni Mesud’u yere
    ellerini ve ayaklarını bağlayıp ona işkence yapmış hatta dini ile alay dahi etmişti.
    Sonunda Bedir savaşında Efendimiz (s.a.v.)’in ondan bana haber getir emri ile
    savaş meydanında bulup elleri ve ayaklarının eklem yerlerinden ayrı ayrı dört
    kılıç darbesiyle yerde olduğunu görüp önce İslam’ı son bir kez daha tebliğine
    şiddetli cevap alması üzerine kafasını keserek sonra onun kulaklarını delip ip
    takıp sürükleyerek Peygamberimizin yanına getirdiği Allah düşmanı kafir kimdir?
    Cevap : Ebu Cehil (Cehaletin babası)

    Soru 62: Mescidi Nebevinin bir tarafında, evsiz ve yurtsuz olanların ve fakir
    müslümanların barınması için bir gölgelik yapılmıştı. Buranın üstü kapalı ise de
    etrafı açıktı ve burası bir ilim yuvası idi. Hatta en çok hadis rivayet eden
    Ebu Hureyre (r.a.)’da burada yetişmişti. Bu ilim yuvasının ismi nedir?
    Cevap : Ashabı Suffa

    Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.)’in annesi Amine hatunun sadık hizmetçisidir. Hz.
    Amine hatunun vefatından sonra Peygamberimizi dedesi Abdulmuttalib’e teslim
    eden ve Efendimiz (s.a.v.)’in “Annemden sonra annem sensin” dediği bu sadık
    hizmetçi kimdir?
    Cevap : Ümmü Eymen

    Soru 64: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç çocuğu vardı isimleriyle birlikte söyleyiniz.
    Cevap : Yedi çocuğu olmuştur. Dördü kız, üçü erkektir. Kızları: Zeynep, Rukiye,
    Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır. Erkek çocukları: İbrahim, Kasım ve Abdullah’tır.

    Soru 65: Hz. Ömer (r.a.)’ın müslüman olması kız kardeşi ve eniştesinin müslüman
    olduklarını öğrenip onları ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öldürmek niyetiyle gelirken
    eniştesinin evinin yakınında duyduğu Kur’an’dan etkilenmesi sonucunda olmuştur.
    Hatta onları dövmesine rağmen yine de tekrar dinlediği eniştesinin okuduğu
    surenin, kız kardeşinin ve eniştesinin isimlerini söyleyiniz?
    Cevap : Taha suresi, Kız kardeşi; Fatıma, eniştesi; Said

    Soru 66: Bedir savaşında kaç müslüman şehit oldu, kaç kafir öldürüldü?
    Cevap : 14 müslüman şehit oldu ve 70 kafir öldürüldü.

    Soru 67: Uhut savaşında şehit olan müslümanların sayısı kaçtır?
    Cevap : 72 müslüman şehit olmuştur.

    Soru 68: Efendimiz (s.a.v.)’i hicret esnasında yakalayıp Darun Nedve denen müşrik
    meclisinden hediye almak isteyen ama atının ayakları çöle batarak hedefine ulaşamayan kimdir?
    Cevap : Süreka

    Soru 69: Ezanı Muhammedi’yi rüyasında gören sahabe kimdir?
    Cevap : Abdullah Bin Zeyd

    Soru 70: Uzza isimli putu kıran sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Halit Bin Velid

    Soru 71: Rasulüllah (s.a.v.)’in şairinin ismi nedir?
    Cevap : Hassan Bin Sabit.

    Soru 72: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk olarak peygamberliğini açıkça ilan ettiği yer
    neresidir ve ilk olarak ona karşı çıkan kimdir?
    Cevap : Safa tepesinde ve ona ilk karşı çıkan amcası Ebu Leheb’tir.

    Soru 73: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in son katıldığı savaş hangisidir?
    Cevap : Tebuk savaşı.

    Soru 74: Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Dücane

    Soru 75: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tebliği Mekke dışına çıkarmayı
    düşündüğünde aklına ilk gelen yer Taif olmuştu. Çünkü orada tanıdık kapısına
    varabileceği akrabaları vardı. Ama Taif ona beklediği gibi değilde Ebu Leheb’in
    emriyle sert bir şekilde cevap vermiş hatta taşlamışlardı. İşte bu yolculukta
    Efendimiz (s.a.v.)’e eşlik eden bir sahabe vardı. Bu insan atılan tüm taşlara göğüs
    germişti. Bu yiğit insan kimdir?
    Cevap : Zeyd Bin Harise.

    Soru 76: Hendek savaşına adı verilen hendeklerin uzunluk, boy ve eninin ölçüleri ne kadardır?
    Cevap : Uzunluğu: 5,5 km, derinliği: 5 m, eni:9 m. dir.

    Soru 77: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İştika (yağmur isteme) namazı kılarak dua
    edip namaz biter bitmez hemen yağmurun yağmaya başladığı bir bölge vardı.
    Mescidi Nebevinin karşısında olan bu yere Efendimiz (s.a.v.) sıcak havalarda
    gider ve orada gölgelenirdi. Çünkü bir bulut orayı devamlı ferah tutardı.
    Buraya daha sonra bir mescit inşa edildi. Bu mescidin adı nedir?
    Cevap : Gamame mescidi (Bulut mescidi)

    Soru 78: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğduğu gece hangi tarihi olaylar meydana
    geldi?
    Cevap : a-Kisra sarayında 14 sütun yıkıldı b-Mecusilerin ateşleri söndü c-Sava gölü
    kurudu.

    Soru 79: Tövbe suresinde kendisinden bahsedilen, Peygamber (s.a.v.)’in ilk inşa ettiği
    mescit olarak bilinen mescit hangisidir?
    Cevap : Kuba mescidi.

    Soru 80: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke hayatında öyle bir yıl yaşadı ki o yıl
    amcası Ebu Talip vefat etmiş, amcasının vefatından üç gün sonra zevceleri
    Hz. Hatice (r.a.) ahirete göç etmişti. Aynı yıl müslümanlara ambargo
    uygulanmış ve zor durumda bırakılmıştı. Bu yıl Efendimiz (s.a.v.) için sıkıntılı
    olmuştu. İslam tarihinde bu yıla verilen isim nedir?
    Cevap : Hüzün yılı.

    Soru 81: Siyeri Nebi yada Sireti Nebi ne demektir?
    Cevap : Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını konu alan kitaba verilen isimdir.

    Soru 82: Müslümanlardan bazıları sayıca fazla olduklarını düşünüp gurura
    kapıldıkları için imtihan olarak yeryüzü tüm genişliğine rağmen kendilerine
    dar geldiği bir savaş yaşadılar. Bu savaşta pusuya düşürüldükleri için
    dağıldılar, hatta Allah Resulü (s.a.v.)’i yalnız bıraktılar ve büyük bir panik
    yaşadılar. Hz. Abbas (r.a.)’ın daveti, hatırlatması ve bağırması üzerine
    tekrar toplanarak zaferi kazandılar. Hakkında inen ayetle müslümanlara ders
    olan bu savaş hangisidir?
    Cevap : Huneyn savaşı.

    Soru 83: İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır?
    Cevap : Ranuna vadisinde.

    Soru 84: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk vahiy geldiğinde kime anlattı?
    Cevap : Hanımı Hz. Hatice’ye.

    Soru 85: Peygamberimiz (s.a.v.) kaç sene İslam’ı gizli olarak anlattı?
    Cevap : 3 sene.

    Soru 86: Hicret gecesi kafirler nereye toplandı?
    Cevap : Mekke’de Darun Nedve’de toplandılar.

    Soru 87: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicret esnasında saklandığı mağaranın ismi nedir?
    Cevap : Sevr Mağarası.

    Soru 88: Mekke ne zaman fethedildi?
    Cevap : Hicretin 8. Yılı Ramazan ayının 17.sinde.

    Soru 89: Hudeybiye savaşı ne zaman oldu?
    Cevap : Hicretin 6. Yılında.

    Soru 90: Hayber savaşı ne zaman oldu?
    Cevap : Hicretin 7. Yılında.

    Soru 91: Hendek savaşı ne zaman oldu?
    Cevap : Hicretin 5. Yılında.

    Soru 92: Peygamberimizin son savaşı hangisidir?
    Cevap : Tebuk savaşıdır.

    Soru 93: Akabe biati nedir?
    Cevap : Peygamberimiz (s.a.v.) ile Medinelilerin hicretten önce yaptıkları anlaşmadır.

    Soru 94 : Ravza-i Mudahhara neresidir?
    Cevap : Peygamberimiz (s.a.v.)’in kabri ile minberi arasına denir.

    Soru 95 : Asr-ı Saadet ne demektir?
    Cevap : Rasulüllah (s.a.v.)’in yaşadığı çağa Asr-ı Saadet (mutluluk yılları) denir.

    Soru 96 : Rasulüllah (s.a.v.)’in dayısı kimdi?
    Cevap : Sad Bin Ebi Vakkas.

    Soru 97 : İsmet, Emanet, Fetanet, Sıdk ve Tebliğ tüm peygamberlerin ortak sıfatlarıdır.
    Bu sıfatların dışında Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait olan sıfatlar nelerdir?
    Cevap : a- Son peygamber olması
    b- Tüm insan ve cinlerin peygamberi olması
    c- Şefaat etme yetkisinin olması

    Soru 98 : Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce müşriklerle “Fakirleri
    koruma ve kalkındırma” adı verilen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın adı nedir?
    Cevap : Hif-ul Fudul

    Soru 99: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra kim yıkadı?
    Cevap : Hz. Ali yıkadı.

    Soru 100: Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyup El-Ensari’nin evinde ne kadar kalmıştır?
    Cevap : Yedi aya yakın kalmıştır.

    Soru 101: Haram aylar adı verilen aylar hangileridir?
    Cevap : Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır.

    Soru 102: Müşrikler döneminde geleneksel olarak şiir yarışmaları yapılırdı. Birinci
    gelen yedi meşhur şiir Kabe’nin duvarına asılırdı. Bu yedi şiire ne denirdi?
    Cevap : Muallakat-ı Seba denir.

    Soru 103: Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğduğu evin adı nedir?
    Cevap : Darud-Tebabia

    Soru 104: Her müslümanın iman etmesi gereken akidelerden birisi de Peygamberimiz
    (s.a.v.)’in Miraca çıkma hadisesidir. Miraç lügatte; yükseğe çıkma ve
    merdiven manalarına gelir. Miraç hicretten bir buçuk yıl evvel vuku bulmuştur.
    Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç hadisesinde yedinci kat semada, Mescidi
    Haram ve Mescidi Aksa’dan sonra uğradığı, meleklerin kıyametekadar hayatlarında
    bir defa sıra gelerek tavaf ettiği yedinci kat semadaki bu mescidin adı nedir?
    Cevap : Beytül Mamur.

    Soru 105: Uhut savaşında Peygamberimiz (s.a.v.) bir kaç kafire beddua etmişti.
    Ancak birisine suçu ağır olmasına rağmen beddua etmedi. Ashaptan bazıları:
    “Niçin ona beddua etmiyorsun” diye sorduklarında “Miraç gecesi onu
    Hamza ile kol kola cennete girerlerken gördüm” dediği kişidir. Hicretin
    8.yılında Mekke fethedildiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından öldürülmeleri
    emredilen 10 kişiden de biridir. Fakat daha sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)’e
    gelerek af dilemiş ve böylece Mekke’nin fethinden sonra müslüman olup,
    Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından Yemame tarafına gitmesi emrolunmuştur.
    Peygamberimizin irtihalinden sonra çıkan yalancı peygamberi daha önce hayatının
    en büyük hatasını yaptığı kılıçla öldürür. Bu sahabe ve öldürdüğü yalancı
    peygamber kimdir?
    Cevap : Vahşi (r.a.), Müseylemetül-Kezzap

    Soru 106: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilk defa açıkça nerede ilan etmiştir?
    Cevap : Safa Tepesinde

    Soru 107: Hicretin dördüncü yılı olaylarındandır. Kilap kabilesinden Ebu Bera, Hz.
    Peygamber (s.a.v.)’e gelerek, mensubu olduğu kabilesi arasında irşatta
    bulunacak zatlar istedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de 40 veya 70 kişi göndermişti.
    Bunların hepsi Ashabı Suffe’dendi. Yolda bu mübarek insanların hepsi şehit
    edildiler. Bu olaya İslam tarihinde ne ad verilir?
    Cevap : Bir-i Maune.

    Soru 108: Hz. Peygamber (s.a.v.) sözleri ile insanları İslam’a davet ettiği gibi,
    devletlere gönderdiği mektuplarla da bu devlet başkanlarını ve tebaasını İslam’a
    davet etti. Bunlardan bir kısmı bu davete sıcak baktı, bir kısmı da reddetti.
    Bu mektuplardan birinin gittiği ülke kralı çok memnun olmuş ve bu memnuniyetini
    göstermek için bazı hediyeler yanında Hz. Peygamber (s.a.v.)’e birde kadın köle
    göndermişti. Peygamberimiz (s.a.v.) bu köleyi azat edip onunla evlendi.
    Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlendiği bu validemiz ve ülkesinin adını söyleyiniz.
    Cevap : Hz. Mariye, Mısır.

    Soru 109: Peygamberimiz (s.a.v.)’e Rasulüssakaleyn denmesinin sebebi nedir?
    Cevap : İnsanlara ve cinlere gönderildiği için

    Soru 110: Peygamberimiz (s.a.v.) gençliğinde illegal bir örgüte üye olmuştu. Bu örgüt
    haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun haklının yanında
    haksızlara, zalimlere karşı tavır koyuyordu. Bu örgütün adı nedir?
    Cevap : Hılful Fudul (Fazilet örgütü)

    Soru 111: İslamiyet’ten önce Arap kabileleri arasında iç harpler ve kan gütmeler
    yaygın halde idi. İslam’ın gelişiyle kan davaları ve kabileler arası harpler
    son buldu. Ve insanlar Allah (c.c.)’ın gönderdiği İslam nimeti ile kardeşler
    oldular. Bu kabileler yalnız dört ay harp etmeyi haram sayarlardı. Şayet bu
    dört ay içinde harp yapılırsa bu harbe ne ad verilirdi?
    Cevap : Ficar harbi.

    Soru 112: Allah (c.c.)’ın gönderdiği en son ve en mükemmel din olan İslam’ın kaynağı
    Kur’an’ı Kerim’i Allah’ü Teala “Onu biz indirdik, biz koruyacağız” buyuruyor.
    Ve bu arada insanların bazılarına cennette daha fazla mükafat vermek için de
    onları ciddi imtihana tabi tutuyor. Biz müslümanların ise çilelere katlanmış olan
    bu müslümanlara minnet borcumuz vardır. İşte o insanlarda Kur’an’ın
    zamanımıza kadar gelmesinde her türlü çileye katlanmışlardır. Onlardan biri de
    Hz. Bilal idi. Hz. Bilal (r.a.)’a kızgın taşla işkence eden kimdir?
    Cevap : Ümeyye Bin Halef

    Soru 113: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Beni Sad kabilesinden Haris adında bir adamın
    karısı Halime’ye verdiler. Peygamberimiz (s.a.v.) süt annesinin yanında kaç
    yaşına kadar kaldı?
    Cevap : Beş yaşına kadar

    Soru 114: Peygamberimiz (s.a.v.)’in 3 oğlu, 4 kızı olmuştur. Onlardan birisi cariyesi
    Mariye’den doğmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mariye’den olan çocuğunun
    adı nedir?
    Cevap : İbrahim


    iSLAM BÜYÜKLERi




    Soru 1 : Adı Numan, baba adı Sabit, Hicretin 80.yılında Kufe’de doğup 150 tarihinde
    Bağdat’ta vefat etmiştir. İlmini babasının vefatından sonra annesinin İmamı Caferi
    Sadıkla evlenmesi neticesinde ondan almış, Abbasi halifesi Mansur’un kadılık
    teklifini kabul etmediği için hapse atılmış ve işkence çekmiş olan Hanefi mezhebinin
    kurucusu olan mezhep imamımızın adı nedir?
    Cevap : İmamı Azam Ebu Hanife

    Soru 2 : İslam’ın dört büyük müçtehitlerinden biri olan, Muvatta isimli hadis
    kitabının yazarı ve Maliki mezhebinin kurucusu mezhep imamımız kimdir?
    Cevap : İmamı Malik İbni Enes

    Soru 3 : İslam’ın dört büyük mezheplerinden biri olan Şafi mezhebinin imamı kimdir?
    Cevap : İmamı Muhammed İbni İdris El-Şafi

    Soru 4 : Hadis ilminde üstün ilim ve yetkiye sahip olan, ezberinde bir milyon Hadis-i Şerif
    olduğu rivayet edilen, Müsned isimli hadis kitabının yazarı ve Hanbeli mezhebinin
    imamı kimdir?
    Cevap : İmamı Ahmet İbni Muhammed İbni Hanbeli

    Soru 5 : İslam dünyasının en büyük mutasavvıflarından olup Bağdatlı olarak tanınan, çocuk
    yaştan beri dayısı Sırrı Sakati hazretlerinin yetiştirdiği bu büyük mutasavvıf (tasavvuf
    alimi) kimdir?
    Cevap : Cüneydi Bağdadi hazretleri

    Soru 6 : 17.yüzyılda yaşamış, VI. Murat’ın sarayında dört yıl görev yaptıktan sonra asıl isteği
    olan seyyahlığı (gezginciliği) tercih etmiş ve o günden sonra dünyanın bir çok yerini
    dolaşmış olan ünlü bir seyyahtır. İstanbul, Bursa, tüm Anadolu, Rumeli, Kırım,
    Viyana, Girit, Hazar Denizi, Volga dağları, Mısır, Sudan, Arabistan, Hollanda,
    Danimarka, İspanya’yı dolaşıp hepsini yazmış ve bir kültür hazinesi olarak
    “Seyahatname” isimli eserini yazmış olan gezginimiz kimdir?
    Cevap : Evliya Çelebi

    Soru 7 : İslam alimlerinin en büyüklerindendir. Hicri 450, miladi 1059 yılında İran’ın Tus
    yani Meşhed şehrinin bir köyünde dünyaya geldi. Hicri 505, miladi 1111 de yine
    orada vefat etti. İçtihadı Şafi mezhebine göre idi. O kadar çok kitap yazdı ki,
    ömrüne bölününce bir güne 18 sahife düşmektedir. Hicri 484 de Bağdat’ta
    Nizamiye medresesine profesör oldu. Eserlerinden bazıları; Mearifüs Sünen,
    Kimyayı Saadettir. İslami ilimleri her yönüyle inceleyen “İhyayı Ulumid-Din” adlı
    eserin de yazarı olan bu alimimiz kimdir?
    Cevap : İmamı Gazali

    Soru 8 : Avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfeden müslüman bilgin kimdir?
    Cevap : İbnül Nefis (1210-1288)

    Soru 9 : “Ben insan beynindeki 10 milyar sinir hücresinin birbiri ile bağlantılarını görünce,
    iman etmekten başka çare bulamıyorum” diyen, 1979 Nobel armağanını
    (ödülünü) kazanan müslüman bilgin kimdir?
    Cevap : Pakistanlı Prof. Abdüsselam

    Soru 10: Newton’dan önce diferansiyel hesabını keşfeden, cebir ilmini geometriye ilk
    uygulayan, dünyanın çapını ve iki meridyen arasını doğru olarak hesaplayan
    müslüman bilgin kimdir?
    Cevap : Sabit Bin Kurra

    Soru 11: Dünyanın en meşhur 20 astronomundan biri, trigonometrinin mucidi, sinüs
    ve kosinüs tabirlerini ilk defa kullanan müslüman bilgin kimdir?
    Cevap : Battani (858-929)

    Soru 12: Astronomi, matematik, fizik, jeoloji, formatoloji, botanik alanlarında eserler
    vererek asırlar sonrasına ışık tutan, dünyanın yuvarlak olduğunu, hem ekseni
    hem de güneş etrafında döndüğünü Kopernik’ten tam 500 sene önce ispat
    eden büyük müslüman alim kimdir?
    Cevap : Beyruni (973-1051)

    Soru 13: Hayatını züht ve ibadetle geçiren, annesine verdiği söz sebebi ile Medine’ye
    geldiği halde Efendimiz (s.a.v.)’i görememiş, ama onun mübarek hırkasına
    kavuşmuş olan Allah dostu kimdir?
    Cevap : Veysel Karani

    Soru 14: Tarihin felsefesini yapan, tarihi bir bilim haline getiren, sosyolojinin kurucusu,
    sosyal psikoloji, pedagoji ve şehircilik uzmanı “Mukaddime” adlı ünlü eserin
    sahibi müslüman düşünür kimdir?
    Cevap : İbni Haldun (1332-1406)

    Soru 15: “Kin tutan kimseye dostluk hatadır. Çıkrık çeviren anne ve nineler devlet
    adamlarına lanet okurken, resmi meclisteki memurların onları övmeleri,
    alkışlamaları boşunadır” gibi sözlerin sahibi olan, Bostan ve Gülistan adlı
    eserin yazarı, İranlı ünlü ilim adamı kimdir?
    Cevap : Şeyh Sadi Şirazi

    Soru 16: İsmi Muhammed olup, Semerkant’ın bir köyünde 280 yılında doğmuştur.
    Doğmuş olduğu köyün adı ile şöhret kazanarak yad edile gelmiştir.
    Ehli Sünnet akidesine aykırı inanç taşıyanlara karşı, eser yazarak ehli sünnet
    akidesini müdafaa eden ve bu hususta önderlik yapan, itikat mezhep
    imamlarımızdan olan bu alimimiz kimdir?
    Cevap : İmamı Maturidi

    Soru 17: Yoldaki işaretler adlı kitabın yazarı kimdir?
    Cevap : Seyyit Kutup

    Soru 18: Haçlı ordularına karşı yiğitçe mücadele veren, saray hayatı nedir bilmeyen,
    ömrünü at sırtında geçiren ve kendi adı ile anılan devlet kuran, 88 yıl Frenklerin
    elinde kalan Kudüs’ü alarak, haçlılara en büyük darbeyi indiren Kudüs fatihi
    müslüman hükümdar kimdir?
    Cevap : Selahaddin Eyyubi (1137-1193)

    Soru 19: Emperyalist Rusların yıllar önce İslam topraklarını işgal ederek sıcak denizlere
    doğru inme hülyasına karşı bir avuç yanındaki mücahit arkadaşlarıyla birlikte
    yılmadan, usanmadan, çeyrek asrı aşkın bir zamandır şanlı cihadını yapan ve
    annesinin getirdiği Ruslarla uzlaşma teklifine şiddetle karşı çıkıp hatta annesine
    bu meseleden dolayı verdiği kırbaç cezasını kendi çekip sırtını kırbaçlattıran,
    tarihimizde Kartal lakabıyla anılan büyük İslam mücahidi kimdir?
    Cevap : Şeyh Şamil

    Soru 20: İslami mücadeleyi en iyi bir şekilde firavunlar diyarı Mısır’da veren, Cemal
    Abdunnasır gibi işbirlikcerin emriyle susturulmak maksadıyla hapishanelere
    atılmış ama taviz vermemiş, iman fermanı verildikten sonra özür dilemesi halinde
    affedileceği söylendiğinde: “Bir müslüman bir kafirden özür dilemez” diyerek
    şereflice şahadeti tercih eden ve ümmete “Fi Zilal-il Kur’an”
    (Kur’an’ın gölgesinde) adlı tefsiri eser olarak bırakan alim, mücahit ve şehit kimdir?
    Cevap : Seyyid Kutup

    Soru 21: Kanun çıkmadan önce yazdığı eser kanun çıktıktan sonra yargılanıp idam edilen,
    mahkemeye hazırladığı savunmasını rüyasında gördüğü Allah Resulü (s.a.v.)’in
    işaretiyle yırtan alimimiz kimdir ve hangi sebepten dolayı idam edilmiş ve
    eserinden sonra çıkan kanun nedir?
    Cevap : İskilipli Atıf Hoca, Şapka hakkındaki yazısından dolayı idam edilmiş, Şapka
    Kanunu eseri yazmasından sonra çıkmıştır.

    Soru 22: 870 yılında Türkistan’da doğan, asıl adı Ebu Nasır Muhammed İbni Türkan olan,
    dini ilminden dolayı kadılık yaptığı gibi tıp, astronomi, matematik, felsefe ile de
    uğraşmış, Latince ve Yunancayı öğrenip Aristo ve Eflatunun eserlerini tetkik edip,
    yüze yakın eser yazmış, kendisine Aristo’dan sonra ikinci hoca manasına
    “Hoca-i Sani” denilen felsefe dünyasının tanınmış müslüman alimi kimdir?
    Cevap : Farabi

    Soru 23: Asıl adı Numan olan devrinin en büyük alimi ve Kara medresenin müderrisidir.
    Somuncu baba diye bilinen şeyh efendinin vefatı ile yerine geçmiş ve Halveti tarikatı
    ile Nakşi tarikatının birliği şeklinde olan Bayramiye tarikatını kurmuştur. 1429 da
    vefat eden veli Ankara’da adına yaptırılan caminin avlusunda medfun edilmiştir.
    Sultan Murat kendisine “İstanbul’un fethi nasip olur mu ya veli” dediğinde cevabı:
    “Hayır ne sen ne de ben göremem ama şu beşikte yatan oğlancığa nasip olsa gerektir”
    diyerek kerametini göstermiştir. O beşikte yatan oğlancık İstanbul’un Fatihi Sultan
    Mehmet’tir. Bu veli kimdir?
    Cevap : Hacı Bayram-ı Veli

    Soru 24: Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.) ve Abdullah İbni Abbas (r.a.)’la görüşüp onlardan
    ilim alan, Hz. Ömer (r.a.)’ın halifeliği döneminde Basra’da dünyaya gelen ve
    orada büyüyen züht ve takva ile yaşamış, insanları hep buna davet etmiş olan büyük
    mutasavvıftır. Bazı ifadeleri şöyledir: “Kim parayı aziz bilirse Allah (c.c.) onu rezil
    eder.” “Dünya senin bineğindir, binersen o seni taşır, o sana yüklenecek olursa
    (onu sırtlanırsan) ölürsün” Basralı bu büyük alimimiz kimdir?
    Cevap : Hasan Basri

    Soru 25: Osmanlı İmparatorluğunun 9. Şeyhul İslamıdır. Asıl adı Şemsettin Ahmet olduğu
    halde dedesinin ismi ile anıldı. Yavuz Sultan Selim devrinin müderrisi ve Şeyhul
    İslamı olan bu zat zamanında insanların ve cinlerin müftüsü anlamına gelen
    “Müftü-s Sakaleyn” ünvanını aldı. Yavuz Sultan Selim ile katıldığı Mısır seferinde
    atının ayağından sıçrayan çamur padişahın kaftanına sıçramış, Yavuz’da bu
    kaftanı öldüğünde tabutunun üzerine örtülmesini emretmiştir. 300 den fazla eseri
    olan, İslam dünyasında kendisine “Muallim-i Evvel” (birinci öğretmen) denen
    Osmanlının bu büyük Şeyhul İslamı kimdir?
    Cevap : İbni Kemal

    Soru 26: Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’la devamlı beraber olmuş, ona
    destek vermiş ve bağımsızlık savaşının fikri kahramanı olmuş ayrıca Pakistan halkı
    için müstesna bir yere sahip olmuş. Pakistan’ın milli şairi olan bu şair kimdir?
    Cevap : Muhammed İkbal

    Soru 27: Horasan’ın Belh şehrinin hükümdarının oğludur. Şehzade iken av esnasında
    gaibden bir ses duymuş. “Av için yaratılmadım” şeklinde duyduğu bu sesten
    sonra dervişlik yolunu bulmuş ve Süfyan-i Sevri’den ders alarak insanları
    takvaya davet etmiş. Basra şehri halkı ona gelip dua ettiklerini ama kabul
    olmadığını söyleyip sebebini sorduklarında cevaben: Kalbinizi on sebeple
    öldürmüşsünüz, diriltmezseniz dualarınız kabul olmaz.”
    1) Allah (c.c.)’ı tanırsınız ama kulluk etmezsiniz
    2) Kitabı okur ve duyarsınız ama ona göre ibadet etmezsiniz
    3) Şeytana düşman dersiniz ama hep onunla olursunuz
    4) Peygamber (s.a.v.)’i sever ve tasdik edersiniz ama sünnetlerini yapmazsınız
    5) Cenneti seversiniz ama ona varmak için gayret etmezsiniz
    6) Ateşi sevmezsiniz ama günahları severek yaparsınız
    7) Ölüm gelecek bilirsiniz ama tedbir almazsınız
    8) Başkalarının ayıplarını kötülersiniz ama kendinize hiç bakmazsınız
    9) Allah (c.c.)’ın rızıklarını yersiniz ama ona ne şükredersiniz ne de tefekkür
    10) Ölenlerinizi gömersiniz ama ondan ibret almazsınız. Böyle olursanız ve devam
    ederseniz dualarınız kabul olur mu?” Böyle nice sözleri olan alimimiz kimdir?
    Cevap : İbrahim Ethem

    Soru 28: Osmanlı padişahlarından Yıldırım Beyazıt’ın şahitliğini, cemaatla namaza
    devam etmemesinden dolayı kabul etmeyen kadı kimdir?
    Cevap : Molla Fenari

    Soru 29: Asıl ismi Ahmet El-Faruki olan büyük alim, devrinin, yaratıcısını unutmuş
    devlet adamlarına fikri cihat yaptı. Tüm yetki sahibi kişilere mektup yazdı
    ve gerçeğin yolu Kur’an ve Sünnet olduğunu, hurafelerle mücadelenin şart
    olduğunu anlattı. Yazmış olduğu mektuplar bir kitapta toplanıp meşhur
    “Mektubat” isimli eseri oluşturdu. Bu eserin sahibi alimimiz kimdir?
    Cevap : İmam-ı Rabbani

    Soru 30: “Zulmü alkışlayamam,zalimi asla sevemem.
    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
    Biri ecdadıma saldırdı mı?.. Boğarım.
    Boğamazsın ki!... Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
    Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam.
    Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
    Onu dindirmek için çifte yerim, kamçı yerim.
    Adam, aldırma da geç diyemem, aldırırım,
    Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.”

    Meşrutiyetin ilanından sonra Sebil’ür-Reşat isimli dergiyi çıkaran, İstiklal harbi
    döneminde Burdur milletvekili, İstiklal marşımızı karşılıksız kaleme alan ve Safahat
    isimli eserinde sahibi olan milli şairimiz kimdir?
    Cevap : Mehmet Akif Ersoy

    Soru 31: Son devrin büyük şair ve yazarlarındandır. Tahsil için Avrupa’da bulunmuş
    belli dönemden sonra Abdulhakim Arvasi’nin tesiri ile önceki hayatına kalem
    çekip yeni bir hayata başlamıştır. Büyük Doğu mecmuasını çıkardıktan sonra
    atıldığı zindandan oğluna yazdığı mektubunda: “Sanma bu tekerlek kalır
    tümsekte” diyerek ölünceye kadar mücadelenin bitmeyeceğini anlatmıştır.
    25 Mayıs 1980 de “Sultanüş-Şuara” (şairler sultanı) ünvanını kazanmış ve
    25 Mayıs 1985 de İstanbul’da vefat etmiştir. Ölümü: “Ölüm güzel şey budur
    perde arkası haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber” diye tarif eden
    şairimiz kimdir?
    Cevap : Necip Fazıl Kısakürek

    Soru 32: Anadolu Selçuklu İmparatorluğu döneminde yaşamış büyük mutasavvıf şairdir.
    Derslerine sultanlar, vezirler dahi iştirak ederdi. 1244 de Şemsi Tebrizi’den
    manevi dersler aldı. İnsanlara olan tebliğde açtığı kucak hala halkın dilindedir.
    Çünkü onun: “Gel! Ne olursan ol yine gel. İster mecusi, ister putperest olsan
    da gel. Dergahımız ümitsizlik kapısı değildir” ifadeleri hala halkımızın dilindedir.
    Vefatından sonra Konya’daki Yeşil türbeye defnedilmiştir. Oğlu sultan Veled
    kendisinden sonra Mevlevi tarikatını kurdu. “Ben hayatta olduğum müddetçe
    Kur’an’ın kölesiyim. Ben seçilmiş Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın ayağının
    tozuyum. Kim benden bundan başkasını naklederse, ben ondan da onun
    sözünden de uzağım.” Diyen alimimiz ve meşhur eserinin adı nedir
    Cevap : Mevlana Celaleddin Rumi, eseri Mesnevi

    Soru 33: 1208 yılında Sivrihisar’da doğduğu, Konya’da tahsilini tamamladığı bilahare
    Akşehir’e yerleşerek orada ömrünü geçirdiği bilinmektedir. Onun fıkraları
    700 yıldan bu güne anlatılır, dinleyenlere görgü, bilgi, hikmet dersi verir.
    Başı daralan, aklına gelen onun adına fıkra söylediğini görürsünüz. Milletin
    inancıyla alay etmek isteyen şer mantıklı insanlar onu en çok istismar edenlerdir.
    Ama bizlere düşen ise anlatılan fıkraları inceleyip eğer bir mana içeriyor, hikmet
    dolu, dini meselenin vurgulanıyor ve ahlak dolu bir fıkra ise ona aittir, değilse
    ona atıftır veya iftiradır diye düşünmektir. Feraset sahibi bir insanın yapması
    gereken de budur. İnsanların onu anladığı söylenemez. Hatta o bugünkü
    insanların konumunu incitmeden anlatmak için merkebine ters binerek:
    “Size arka dönülmez, güvenilmez” demek istese de insanlar ona da sadece
    gülmüşler ama hallerini düşünmemişlerdir. Osmanlının son sekiz asrının mizah
    ustası bu büyük şahsiyet kimdir?
    Cevap : Nasrettin Hoca

    Soru 34: Manevi terbiyesini Seyyit Emir Külal ve Abdulhak Gücdüvani’den almış,
    “Zikri Hafi” (gizli zikir) yolunu Hz. Ebu Bekir (r.a.)‘a bağlamış olan Nakşibendi
    tarikatını kurucusu büyük mürşit kimdir?
    Cevap : Muhammed Nakşibendi

    Soru 35: Kadın velilerden olarak bilinir. Hicri 95 yılında doğup çocuk yaşta kaçırılarak
    cariye olarak satılan, Allah (c.c.)’a olan tevekkül ve sabrı sonucu kurtulmuş,
    kendisine kerametler nasip olmuştur. Her gece evinin damından şu duayı yapardı:
    “Ya Rabbi! Yıldızlar parlıyor, insanların gözleri kapanmış, kralların kapıları kapalı,
    her aşık maşuku (aşık olduğu) ile yalnız, bende seninle beraberim” diyerek
    dostluğunu dile getirirdi. Kefenini daima yanında taşır ve onun üzerinde
    namazlarını kılardı. Kudüs’te vefat eden bu veli kadın kimdir?
    Cevap : Rabiatül Adaviyye


    Soru 36: 980 yılında Buhara’da Afsine köyünde dünyaya geldi. Kendisi ortaçağın
    yetiştirdiği en büyük hekimlerdendir. 18 yaşında iken zamanın bütün bilgilerini
    öğrenmişti. Çok gezmiş, çok okumuş ve çok yazmıştır. Bir çok hastalıkların
    tedavi metotlarını, ilaçlarını keşfetmiş, mikropların farkına varmış ve
    önlenebileceğini söylemiştir. Beş büyük cilt tutan “Kanun” adlı kitabı hekimliğin
    bütün konularını içine almıştır. Bu alimimiz kimdir?
    Cevap : İbni Sina

    Soru 37: 1545-1574 yılları arasında yaklaşık otuz sene Osmanlı devletinde
    Şeyhülislamlık makamında bulunmuş büyük İslam alimi, Hoca Çelebi adıyla
    da bilinen ve ikinci Ebu Hanife diye de adlandırılan büyük zat, alim insan kimdir?
    Cevap : Ebus-Suud Efendi

    Soru 38: 1703 Erzurum Hasankale’de dünyaya geldi. Tillolu İsmail Fakirullah’ın
    kızıyla evlendi. Şeyhinin vefatından sonra onun yerine postuna oturdu.
    Fıkıh, Tıp, Ahlak, Tasavvuf, Matematik, Uzay Bilimleri, Biyoloji, Sosyoloji,
    Akait ve Kelama dair konuları içine alan meşhur “Marifetname”sini yazdı.
    “Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayr eyler, Arif onu seyreyler,
    Mevlamgörelim neyler, Neylerse güzel eyler”
    gibi sözleri halkın dilinde olan bu alimimiz kimdir?
    Cevap : Erzurumlu İbrahim Hakkı

    Soru 39: Amerika ve Japonya’nın varlığından ilk defa bahseden ilim adamı kimdir?
    Cevap : Biruni

    Soru 40: Müslümanlar arasında dayanışmanın gereğine işaret eden aşağıdaki sözler
    hangi İslam alimine aittir?: “Nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez,
    dili kulağına itiraz etmez, kalp ruhun ayıbını görmez, belki birbirinin noksanını
    ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder;
    yoksa o insanın vücudu söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır”
    Cevap : Bediuüzzaman Saidi Nursi

    Soru 41: O henüz küçükken, ihtiyar annesi bir gece uykudan uyanıp kendisinden bir
    bardak su ister. O gider testiden su doldurup gelir. Fakat annesinin tekrar
    uykuya daldığını görünce uyandırmaya kıyamaz ve başucunda beklemeye
    başlar. Nihayet annesi sabah namazına uyanır ve oğlunun elinde bir bardak
    su, ayakta beklediğini görür. Manzara onu duygulandırmıştır. Hayranlığına
    göz yaşları karışır ve ona: “Allah razı olsun, arifle sultanı olasın” diye dua eder.
    Bu vefakar alimimiz kimdir?
    Cevap : Beyazidi Bestami

    Soru 42: Ünlü şarkiyatçı Gandz’ın kendisi hakkında “Cebir ilmi bakımından Öklit’ten
    bir yıl ilerde” dediği, Gerolama Cardano (İtalyan hekim, filozof ve
    matematikçisi)’nin ise kendisini dünyanın en büyük 12 dahisi arasında saydığı,
    meşhur “El Cebir vel Mukabele” adlı eserin sahibi, aynı zamanda astronom
    olan İslam bilgini kimdir?
    Cevap : Harizmi (780-850)

    Soru 43: Dünya tarihinde Sibernetiğin kurucusu olan ilk bilim adamıdır. Bilgisayarın
    babası olarak İngiliz matematikçisi Charles Babbage bilinenden altı asır
    önce aynı sisteme dayalı makineler, otomatik aletler imal etmiş ve çalıştırmıştır.
    Meşhur eserinin adı “Kitabül Cami Beynel İlmi Vel Ameli en-Nafi Fi Sinaatil
    Hiyel (Mekanik hareketlerden mühendislikte faydalanmayı içine alan kitap)’dır.
    Bu İslam bilgini kimdir?
    Cevap : Cezeri (1136-1206)

    Soru 44: “Söz olan kese savaşı, söz olan kestire başı, söz olan oğulu aşı, yağ ile bal
    ide bir söz.” Okumuş olduğum bu veciz söz hangi İslam büyüğünün sözüdür?
    Cevap : Yunus Emre

    Soru 45: Ceylan derisine çizmiş olduğu dünya haritasında, harita üzerinde Amerika’yı
    ilk defa gösteren kimdir?
    Cevap : Piri Reis

    Soru 46: Tarihte ilk defa roket denemeleri yapan ve füzeyi kullanan ilim adamı kimdir?
    Cevap : Hasan Çelebi

    Soru 47: Batıya matematik ilmini tanıtan bilgin kimdir?
    Cevap : Ebu Kamil Suca

    Soru 48: İlk deniz altıyı geliştiren Osmanlı bilgini kimdir?
    Cevap : İbrahim Efendi

    Soru 49: Batılıların El Gabra dediği Cebir ilminin kurucusu kimdir?
    Cevap : El Cabir

    Soru 50: Son dönemin yetiştirdiği, kalemi ve eserleriyle insanımıza ve gençliğimize
    çığır açanlardan biri olan, 1950 ile 1960’lı yıllarda Üstat Necip Fazıl ile birlikte
    fikir çilesini oluşturan, İslami fikirlerinden ve mücadelesinden dolayı ömrü
    hapislerde geçen, İslami davasından tavizler vermeyen, belli dönem milletvekilliği
    (yani eski tabirle mebusluk) yapacak iken hakkı elinden gasp edilen, “Bu zulme
    mebus olamadık ama, mahpus damı da olamadık” diyerek gerçekleri haykıran.
    “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler” gibi eserler ortaya koyan yazar,
    mücahit ve mütefekkir kimdir?
    Cevap : Osman Yüksel Serdengeçti

    Soru 51: 1892 yılında Adana’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adana’da yaptıktan
    sonra İstanbul’a gelerek Darul Fünun Hukuk fakültesine girdi. Daha sonra
    tasavvufa yönelerek meclisi meşayıh reisi Erbilli Esat efendiye bağlandı.
    Bundan sonraki hayatında bir yanda muhasebecilik bir yanda da irşat faaliyetlerine
    katıldı. Bir ara Şam’da dokuz ay kaldıktan sonra İstanbul’a geldi. 1979 da
    Medine’ye gitti. Çeşitli kitaplarda toplanan vaaz ve sohbetleri toplumun değişik
    kesimlerine nüfuz etmiş ve bir çok çevreyi etkilemiştir. 1984 de Medine’de
    vefat eden bu zatı muhterem kimdir?
    Cevap : Mahmut Sami Ramazanoğlu

    Soru 52: 2 Temmuz 1900 yılında Polonya’nın Galisya bölgesinde dünyaya geldi. Anne
    ve babası Yahudi idiler. O zamanlar adı Liopold Fays idi. Tıpkı dedesi gibi kahin
    olmak üzere eğitimine başladı. Ne var ki endişe dolu ruhu onun bu eğitimden
    kaçmasına ve askeriyeye girmesine yol açtı. Üniversiteden mezun olduktan sonra
    Viyana’da gazetecilikle meşgul olmaya başladı. Dayısından almış olduğu bir davet
    üzerine Kudüs’e yola çıktı. Kudüs’e gitmesi Siyonizm hareketini tanımasına ve
    reddetmesine yol açtı. Oradan İslam’a ve İslam alemine aşk yolculuğuna başladı.
    Bu yolculuk 1926 yılında Arap yarımadasında müslüman olmasıyla son buldu.
    Buradan hareketle 20.yüzyılın en akıllılarından biri olan bir aklın İslam tarihiyle,
    akaidi, bugünü, geleceği ve müslümanların problemleriyle ilgili reaksiyonu ve
    kaynaşması başladı. Bu kaynaşmaları 1953 yılında piyasaya çıkan, yüzyılın ortaya
    koyduğu en parlak edebi ve fikri çalışmalarından sayılan “Mekke’ye Giden Yol”
    isimli eserinde yazdı. 20 Şubat 1992 yılında vefat eden ve yüzyılın bütün ağırlıklarını
    omzunda taşıyan bu büyük insanın ismi nedir?
    Cevap : Muhammed Esed

    Soru 53: Hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur. Ölümünden sonra düzenlenen divandan
    13.yüzyıl ortalarından 14.yüzyıl başlarına kadar yaşadığı anlaşılıyor.
    Orta Anadolu’nun pek çok yerinde ona ait olduğu söylenen mezarlar ve makamlar
    vardır. Kişiliği çevresinde efsaneler ve menkıbeler oluşturdu. Mevlana Celaleddin’i
    tanıdığı ve onun nazarından ilham aldığı, Taptuk Emre adlı şeyhe bağlandığı ve ondan
    oldukça etkilendiği Divanındaki şiirlerden anlaşılıyor. Allah ve insan sevgisini işleyen
    tasavvufi şiirler yazmıştır. Kullandığı sade Türkçe onun asırlardır süren kalıcılığının en
    büyük özelliğidir. Bir beyti şöyledir: “Dövene elsiz gerek, Sövene dilsiz gerek, Derviş
    gönülsüz gerek, Sen derviş olamazsın, Sen Hakkı bulamazsın” Bu zatı muhterem kimdir?
    Cevap : Yunus Emre

    Soru 54: Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında yaşamış büyük İslam alimi idi. Karaman oğulları
    topraklarında doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. İlk tahsilini memleketinde
    yaptıktan sonra Şam’a gitti. Pek çok alimden fıkıh, tefsir, hadis ve diğer ilimleri tahsil
    edip üstün derecelere yükseldi. Tasavvuf yoluna girip manevi olgunluğa kavuştu.
    İnsanlara doğru yolu anlatıp, hak dine kavuşturmak için memleketine döndü.
    Bir rivayette babası İlyas Horasaninin halifelerinin ileri gelenlerindendi. Eskişehir
    yakınlarında İtburnu denilen bir köyde ikamet eder ve ilim öğretmekle meşgul olurdu.
    1326 tarihinde takriben 125 yaşında iken vefat eden bu alim, abid, zahit kimdir?
    Cevap : Şeyh Edebali

    Soru 55: Osmanlı geleneğinde; Sultanın hal edilmesi için Şeyhulislam’ın fetvası gerekiyor ve
    bu fetvayı Şeyhulislam’ın yardımcısı Fetva Emini yazdıktan sonra Şeyhülislam
    imzalıyordu. Yahudi ve Ermeniler Sultan Abdülhamit’i Jöntürklerle birlikte
    halletmek için Fetva emininden fetva yazmasını istediler. Fetva Emini:
    “Ben Sultan Abdülhamit’i halledecek bir sebep göremiyorum” diyerek fetvayı
    yazmadı. Bunun üzerine Jöntürklerin yanında yer almış olan bir hoca efendi
    “O halde ben yazarım” dedi ve Sultan Abdülhamit’in hal fetvasını yazdı.
    Tefsir kitabı da bulunan bu hoca efendi kimdir?
    Cevap : Elmalılı Ahmet Hamdi Yazır




    ViTiR, TERAViH VE BAYRAM NAMAZI



    Soru: Vitir namazı nasıl kılınır?

    Cevap:Vitir namazı vâcibdir. Mâlikî ve Şâfi'îde sünnettir.

    Buna ezân ve ikâmet okunmaz. Üçüncü rek'atte rükü'a eğilmeden önce, her zaman, Arabî bir duâ okumak vâcibdir. Vaktinde kılmayanın kazâ etmesi lâzımdır. Vitir diye niyet de lâzımdır.

    Vitir namazı, üç rek'attir. Üç rek'atte de Fâtiha ve zamm-ı sûre okunur.

    Üçüncü rek'atte, zamm-ı sûre okuduktan sonra, iki el, iki yana salıverilmeden, doğruca kulaklara kaldırılarak Allahü ekber denir. Sonra eller, iki yana salıverilmeden, doğruca bağlanır. Hemen iki Kunût duâsını okumak vâcibdir. Bu Kunût duâlarını bilmiyen kimse, üç defa istigfâr okur. Meselâ Allahüm-magfir lî der. Yâhud bir defa Rabbenâ âtinâ... yı sonuna kadar okur.

    Kunûtu okumayı unutup rükü'a giden, artık kunutu okumaz. Namazın sonunda, secde-i sehv yapar.

    Vitir namazı, yalnız Ramazanda cemâ'at ile kılınır. Ramazanda yatsının farzını cemâ'at ile kılmıyanlar, Terâvîhi ve Vitri cemâ'at ile kılamazlar. Çünkü, Terâvîh, yatsının cemâ'ati ile kılınır.

    Farzı yalnız kılan, Terâvîhin cemâ'atine katılır. Kaçırdığı rek'atlerini tamamlar. Terâvîhi cemâ'at ile kılmıyan, farzı kıldığı imâm ile Vitri kılabilir.

    Vitir namazını gece yarısından sonra kılmak çok sevâb ise de, uyanamıyan, yatsının son sünnetinden sonra, yatsı ile birlikte, erken kılmalıdır.

    Terâvih namazı

    Soru: Terâvîh namazı nedir ve nasıl kılınır?

    Cevap: Erkeklerin ve kadınların, Ramazan- Şerîf ayında 20 rek'at terâvîh kılması, sünnet-i müekkededir. İnanmıyan sapıktır ve şâhidliği kabûl olmaz.

    Yatsının son sünnetinden sonra ve vitirden önce kılınır. Yatsıyı kılmadan önce terâvîh kılınamaz. Vitirden sonra, imsâk vaktine kadar kılınabilir.

    İki rek'atte veya dört rek'atte bir selâm verilir. Her dört rek'at arasında, dört rek'at kılacak zaman kadar oturulup, salevât veya tesbîh yâhut Kur'ân-ı kerîm okunur. Sessiz oturmak da câizdir. İki rek'atte bir selâm vermek daha iyidir.

    Bayram namazı

    Soru: Bayram namazı nasıl kılınır?

    Cevap:Bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir. Bayram namazlarının şartları, Cum'a namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur.

    Bayram namazları iki rek'attir. Cemâ'at ile kılınır. Yalnız kılınmaz. Birinci rek'atte, Sübhânekeden sonra, üç kere (Tekbîr) söylenir. Ya'nî, Allahü ekber denir. Eller üç defa kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana uzatılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm efendi yüksek sesle, Fâtiha ve zamm-ı sûre okuduktan sonra, rükü'a eğilinir. İkinci rek'atte, önce Fâtiha ve zamm-ı sûre okunup, sonra, iki el, yine üç kere kulaklara kaldırılır. Üçünde de yanlara sallandırılır. Dördüncü tekbîrde, kulaklara kaldırılmayıp, rükü'a eğilinir. Birinci rek'atte beş, ikinci rek'atte dört tekbîr getirilmektedir.

    Bu dokuz tekbîrde ellerin nereye götürüleceğini unutmamak için, kısaca (İki salla, bir bağla. Üç salla, bir eğil) diye ezberlenir.

    Bayram namazına hazırlık

    Soru: Bayram namazlarından önce neler yapılmalıdır?

    Cevap:Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yemek, gusletmek, misvâk kullanmak, en yeni elbise giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbîr okumak müstehabdır.

    Kurban bayramı namazından önce birşey yememek, namazdan sonra, önce kurban eti yemek, namaza giderken, yüksek sesle, özrü olan yavaşça (Tekbîr-i teşrîk) getirmek müstehabdır.

    Teşrik tekbirleri

    Arefe günü, ya'nî Kurban bayramından önceki gün sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, yirmiüç vakitte hacıların ve hacca gitmiyenlerin, erkek kadın herkesin, cemâ'at ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazda veya bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kazâ edince, selâm verir vermez, (Allahümme entesselâm ......) demeden evvel, bir kerre (Tekbîr-i teşrîk) okuması vâcibdir. (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) denir.

    Cum'a namazlarından sonra da okunur. Bayram namazından sonra okumak müstehabdır. Cenâze namazından sonra okunmaz. Câmi'den çıktıktan veya konuştuktan sonra okumak lâzım değildir. İmâm, tekbîri unutursa, cemâ'at terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilir.


    HADİS



    Soru 1 : Rasülullah (s.a.v.) Efendimizin takip edip uyguladığı dini yol ve tutumlara ve bunları genel
    prensipler çerçevesi içinde ümmetine uygulamasını emrettiği söz ve fiillere ne ad verilir?
    Cevap : Sünnet.

    Soru 2 : Hadis-i Şerif ne demektir?
    Cevap : Sünnetlerin sözle ifade edilmesine denir.

    Soru 3 : Söz bakımından Peygamberimiz (s.a.v.)’e anlam bakımından Allah (c.c.)’e ait olan
    hadislere ne ad verilir?
    Cevap : Kutsi Hadis.

    Soru 4 : Sünnetin çeşitleri nelerdir kısaca izah ediniz.
    Cevap : Üç çeşittir.
    a- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
    b- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir.
    c- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir.

    Soru 5 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i Şerifleri’nin büyük bir çoğunluğu “Kütübü Sitte”
    olarak bilinen altı hadis kitabındadır. Bu altı kitabı yazarlarıyla birlikte söyleyiniz.
    Cevap : a- Sahih-i Buhari. Yazarı: İmam Buhari
    b- Sahih-i Müslim. Yazarı: İmam Müslim
    c- Sünen-i Ebu Davut. Yazarı: Ebu Davut
    d- Sünen-i İbni Mace. Yazarı: Abdullah İbni Mace
    e- Sünen-i Tirmizi. Yazarı:İsa İbni Sevre Et-Tirmizi
    f-Sünen-i Nesei. Yazarı: Ebu Abdullah En-Nesei

    Soru 6 : İslam aleminin en büyük muhaddisidir.(hadis alimidir.) Hicri 194-256 senelerinde yaşamış,
    babası İsmail Bin İbrahimdir. 16 yaşında iken iki büyük hadis kitabını ezberledi.
    İlmini Mekke’de tahsil etti. Daha 18 yaşında iken hadis ravileri ile ilgili hadis kitabı yazdı.
    Daha sonraki 16 yıllık yaptığı çalışma ile “El-Cami’üs Sahih”adlı büyük hadis kitabını yazdı.
    Kendisi “Sahih adlı kitabımı altı yüz bin hadisten seçtim. Yazdığım her hadis için iki rekat
    namaz kıldım.” diye söz eden ve kitabında 7275 sahih hadis bulunan, Kur’an’ı Kerimden
    sonra en büyük kaynak kabul edilen Sahih-i Buhari adlı kitabın müellifi kimdir?
    Cevap : İmam Buhari hazretleridir.

    Soru 7 : Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’den sonra en büyük hadis kitabı sayılan Ebu Davut isimli
    eserin yazarı olan muhaddisimizdir. 888 miladi yılında Basra’da doğmuştur.
    500.000 Hadis-i Şerif içinden 4800 hadis-i şerifi kitabına almış, hocası Ahmet Bin Hambel’e
    gösterip onun takdirini kazanmıştır. Kitabı Kütübü Sitte’nin 3. Kitabı olarak bilinir.
    Eserindeki tüm hadisleri İslam hükümlerine ait hadisler olan muhaddisimiz kimdir?
    Cevap : İmam-ı Ebu Davut.

    Soru 8 : “Riyazü-s Salihin” adlı hadis kitabının yazarı kimdir?
    Cevap : İmam Muhyiddin en-Nevevi’dir.

    Soru 9 : Kur’an’ı Kerim ve Sahih-i Buhari’den sonra en değerli kaynak olan Sahih-i Müslim’in
    müellifidir. Hicaz, Mısır, Suriye, Irak, İran ve Türkistan’ı dolaşarak hadis topladı.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu her sözü en sağlam kaynaklara dayanarak aldı,
    ezberledi ve kitabına yazdı.30.000 hadisi şerifi topladı ve inceledi. Kitabı Kütübü Sitte’nin
    2. Olan hadisi şeriflere ve Allah’ın Rasülüne aşık olan bu büyük muhaddisimiz kimdir?
    Cevap : İmamı Müslim.

    Soru 10: Kur’an’ı Kerim’den sonra kaynak olan Kütübü Sitte’den Süneni Nesai’nin müellifidir.
    Asıl adı Ahmet Bin Şuayb, lakabı Ebu Abdurrahman’dır. Şam, Horasan, Irak, Hicaz,
    Cezire ve Mısır’ı dolaşıp hadis topladı ve kitabını yazdı. Bundan başka içersinde hiç bir
    zayıf hadisin bulunmadığı “Mücteba” isimli eserini yazdı. Ömrü boyunca Davut (a.s.) gibi
    bir gün yiyip bir gün oruç tutan bu muhaddisimiz kimdir?
    Cevap : İmam-ı Nesai

    Soru 11: Asıl ismi İsa Bin Ebu Muhammed olan, Horasan, Hicaz ve Irak’ı baştan sona kadar
    dolaşarak hadis toplayıp, Kütübü Sitte’den Süneni Tirmizi’yi yazmış muhaddisimiz kimdir?
    Cevap : İmam-ı Tirmizi

    Soru 12: En çok hadis rivayet eden sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Hureyre (r.a.)

    Soru 13: Müttefekun Aleyh ne demektir?
    Cevap : Buhari ve Müslim’in bir hadis üzerindeki ittifakıdır.(Görüş birliğidir).

    Soru 14: Mevzu hadis ne demektir?
    Cevap : Peygamber Efendimiz(s.a.v.)!in ağzındanmış gibi uydurulan gerçek olmayan sözlerdir.

    Soru 15: Kadın sahabelerden en çok hadis rivayet eden kimdir?
    Cevap : Hz. Aişe (r.anha)’dır.

    Soru 16: Senet nedir?
    Cevap : Hadis-i Şerif’i rivayet eden kişiler zinciridir.

    Soru 17: Metin neye denir?
    Cevap : Senetten sonraki Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleridir.

    Soru 18: Ravi kimdir?
    Cevap : Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in söz ve fiillerini rivayet eden her kişiye ravi denir.

    Soru 19: Hadis nedir?
    Cevap : Peygamberimiz (s.a.v.)’e isnat edilen sözler, fiiller, sıfatlar ve peygamberimizin görüpte
    sustuğu şeylerdir.

    Soru 20: Ebu Hureyre’nin asıl adı nedir?
    Cevap : Abdurrahman Bin Sahr’dır.

    Soru 21: Sahih-i Müslim’de kaç hadis vardır?
    Cevap : Tekrarlar dışında 4.000 hadis.

    Soru 22: Tabiin kimdir?
    Cevap : Sahabeden sonra gelen ve onlarla sohbet edenlerdir.

    Soru 23: Kaç çeşit hadis vardır?
    Cevap : Üç çeşit; Mütevatir, Meşhur ve Ahat

    Soru 24: Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizzat söylediği sözlere ne ad verilir?
    Cevap : Kavli sünnet.

    Soru 25: Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı işlere ve bu ibadetlere ne isim verilir?
    Cevap : Fiili sünnet.

    Soru 26: Peygamberimiz (s.a.v.)’in görüpte men etmediği söz ve davranışlara ne ad verilir?
    Cevap : Takriri sünnet.

    Soru 27: Hadis ilminde molla kime denir?
    Cevap : 2.000’den fazla hadis ezberleyene denir.

    Soru 28: Adalet ve zabt sahibi ravilerin kesiksiz bir senetle bir birinden rivayet ettikleri,
    illetli ve şaz olmaktan uzak hadise ne ad verilir?
    Cevap : Sahih hadis.

    Soru 29: Mevzu hadis uydurma sebepleri nelerdir?
    Cevap : a- Mezhep, kabile ve milletini müdafa etmek gayreti.
    b- İslam düşmanlığı.
    c- Şahsi menfaat kaygısı.
    d- Yöneticilere yaklaşma arzusu.

    Soru 30: Hadisi rivayet eden ravide aranan şartlar nelerdir?
    Cevap : a- Müslüman olmak.
    b- Adaletli olmak.
    c- Zabt sahibi olmak.
    d- Akıl ve baliğ olmak.

    Soru 31: Ayet okumak kaydı ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in Allah Teala şöyle buyurmuştur diyerek,
    Allah Teala’ya izafe ettiği hadislere ne ad verilir?
    Cevap : Kutsi Hadis.

    Soru 32: Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisine intikal eden bir olay karşısında susarak cevap
    vermesine ne ad verilir?
    Cevap : Takriri sünnet

    Soru 33: Sahih 6 hadis kitabı olan Kütübü Sitte’nin sonuncusu olan hadis kitabının sahibi
    Ebu Abdullah Bin Yezit hicri 209, miladi 824 yılında Kazvin’de doğdu. Arap dili ve
    edebiyatı üzerine derinleşti. Daha sonra tüm çalışmalarını hadisi şerifler üzerinde
    yoğunlaştırdı. En güvenilir ravi ve hadisleri bulmak üzere Irak, Arabistan, Suriye ve
    Mısır gibi İslam beldelerini gezdi. Sonuçta topladığı hadisi şerifleri sünen isimli eserinde
    birleştirdi. Eseri tertibi tekrardan uzak ve kısa oluşuyla tanınmaktadır. Bu büyük muhaddis
    hicri 273, miladi 886 yılında vefat etmiştir. Esas ismini verdiğimiz halk arasında yazdığı
    eserin adıyla anılan imamı tanıdınız mı?
    Cevap : İmam İbni Mace.

    Soru 34: Söz, fiil, takrir ahlaki ve fiziki vasıf olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’e izafe edilen her şeyin
    yazılı metnine ne denir.
    Cevap : Hadis

    Soru 35: Kaç çeşit sünnet (hadis) vardır?
    Cevap : 3, (kavli, fiili ve takriri)

    Soru 36: Bir diğerinden almak ve nakletmek şartıyla, hadisi rivayet eden kişilerin Rasulüllah (s.a.v.)’a
    kadar sıralandığı kısma ne ad verilir?
    Cevap : Senet

    Soru 37: Görme ve duymaya dayanarak nesilden nesile nakledilen hadislere ne ad verilir?
    Cevap : Mütevatir hadis

    Soru 38: Hadisin sözlük anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
    Cevap : Yeni

    Soru 39: Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerine, fiillerine, takririne (hoşgörüsüne), yaratılışındaki ve
    ahlakındaki sıfatlarına hadis denir. Peygamberimizin bu hadisleri iki bölümden oluşmaktadır.
    Kur’an’ı Kerim’in anlaşılmasında bize büyük bir ışık tutan, müslümanların hayatını
    kolaylaştıran hadislerin bu iki bölümünden biri senettir. Diğerini siz söyleyiniz.
    Cevap : Metin.

    Soru 40: Hadisi şerifler kitaplarımıza geçinceye kadar hangi şekillerde rivayet edilmiştir?
    Cevap : Lafsan ve manen

    Soru 41: Adalet ve zabt sahibi ravilerin muttasıl senetlerle rivayet ettikleri, şazz ve muallel olmayaN hadislere ne ad verilir?
    Cevap : Sahih hadis

    Soru 42: Arapça bir kelime olup, genellikle hadis ilmiyle uğraşan alime ne ad verilir?
    Cevap : Muhaddis









    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar



    İTİKAT



    Soru 1 : İman nedir?
    Cevap : Allah (c.c.)’ın dinini, Rasulüllah (s.a.v.)’in getirdiği tüm şeyleri kalp ile kabul
    edip dil ile tasdik etmektir.

    Soru 2 : İmanın şarları nelerdir?
    Cevap : Allah (c.c.)’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe,
    kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, öldükten sonra tekrar
    dirilmeye iman etmektir.

    Soru 3 : Hak dinlerin gayesi nelerdir?
    Cevap : Aklı, Dini, Nefsi, Nesli ve Malı korumaktır.

    Soru 4 : İslam dininin kaynakları (Edille-i Şeriyye) nelerdir?
    Cevap : Kitap, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır.

    Soru 5 : Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonraki dönemlerde bir meselenin dini hükmü
    üzerinde o devirde yaşayan müçtehitlerin birleşmesi ve ittifak etmesine ne ad verilir?
    Cevap : İcma-i Ümmet denir.

    Soru 6 : Kur’an’ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde karşılığı bulunmayan bir meseleyi,Kitap,
    Sünnet, İcma-i Ümmet dediğimiz şeri delillerde sabit olan hükümler ışığında,
    aynı illete (sebebe), aynı hikmete bağlayarak çözümlemeye dinimizde ne ad verilir?
    bu hükümleri verene Fakih denir.
    Cevap : Kıyası Fukaha.

    Soru 7 : İmam ve müçtehit olarak kabul edilen bir kişinin içtihat ve görüşlerinden
    oluşan, itikadi, fıkhi, dini veya şeri yola ne ad verilir?
    Cevap : Mezhep adı verilir.

    Soru 8 : İtikadi mezheplerimiz ve imamlarını söyleyiniz.
    Cevap : a- Maturidiyye; İmam Ebu Mansur Muhammed Maturidi
    b- Eşariyye; İmamı Ebul Hasan Aliyyül-Eşari.

    Soru 9 : Allah’ın zati sıfatlarını sayınız.
    Cevap : a- Vücut (Var olması)
    b- Kıdem (Varlığının başlangıcı olmaması)
    c- Beka (Varlığının sonu olmaması)
    d- Vahdaniyet (Bir olması)
    e- Muhalefetül lil Havadis (Yaratılmışların hiç birine benzememesi)
    f- Kıyam bi Nefsihi (Varlığının kendisinden olması)

    Soru 10: Büyük günahlar nelerdir?
    Cevap : a- Allah (c.c.)’a ortak koşmak.
    b- Haksız yere adam öldürmek.
    c- Namuslu kadına iftira etmek.
    d- Sihir yapmak ve yaptırmak.
    e- Savaştan kaçmak
    f- Müslüman anne ve babaya isyan etmek
    e- Yetim malı yemek
    g- Mescidi Haram’da günah işlemek
    h-Yetim malı yemek i-Zina yapmak

    Soru 11: Rabbimizin en güzel, en şerefli manalara ve sıfatlara dalalet eden mübarek
    isimleri vardır. Ki bu isimler hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) “Muhakkak ki
    Allah (c.c.)’a mahsus 99 ismi şerif vardır. Her kim bu isimleri (sayar, ezberler
    veya şuurlu bir şekilde manalarını anlarsa) cennete girer, sonsuz mutluluğa
    ulaşmış olur.” buyurdu. Rabbimizin bu isimlerine ne ad verilir?
    Cevap : Esmaül Hüsna

    Soru 12: Allah (c.c.)’ın zatında, sıfatında ve fiillerinde eşsiz olduğunu bilip inanmaya
    ne denir?
    Cevap : Tevhit denir.

    Soru 13: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç hadisesinde 7. Kat semada, Mescidi Haram
    ve Mescidi Aksa’dan sonra uğradığı, Meleklerin kıyamete kadar hayatlarında
    bir defa sıra gelerek tavaf ettikleri 7. Kattaki mescidin adı nedir?
    Cevap : Beytül-Mamur.

    Soru 14: Allah’ın subuti sıfatlarını sayınız.
    Cevap : a- Hayat (Diri olması)
    b- İlim (Her şeyi bilmesi)
    c- Semi (İşitmesi)
    d- Basar (Görmesi)
    e- İrade (Dilemesi)
    f- Kudret (Gücünün yetmesi)
    g- Kelam (Konuşması)
    h- Tekvin (Yaratması)

    Soru 15: Dört büyük melek hangileridir ve görevleri nelerdir?
    Cevap : a- Cebrail; Vahiy getiren melektir
    b- Mikail; Tabiat olaylarının iradesi ile görevlidir
    c- İsrafil; Sura üfleyecek olan melektir
    d- Azrail; Ölüm meleğidir, can alır.

    Soru 16: Kendilerine Kitap verildiği Kur’an’ı Kerimde bildirilen peygamberler
    hangileridir ve hangi kitaplar kendilerine verilmiştir?
    Cevap : a- Musa(a.s.); Tevrat
    b- Davut(a.s.); Zebur
    c- İsa(a.s.); İncil
    d- Muhammed(s.a.v.); Kur’an

    Soru 17: Kendilerine kitap indirilmeyip sahife verilmiş olan peygamberler ve kaç
    sahife verildiğini yazınız.
    Cevap : a- Adem(a.s.) 10 sahife
    b- Şit(a.s.) 50 sahife
    c- İdris(a.s.) 30 sahife
    d- İbrahim(a.s.) 10 sahife

    Soru 18: Hakikatler hakkında ilim elde etme vasıtaları yani İslam’da bilginin
    kaynakları nelerdir?
    Cevap : a- Sağlam duyu organları b- Doğru haber c- Akıl

    Soru 19: İslamın kesin nasla sabit olan hükümlerine, şüphe götürmez bir şekilde
    inanmaya ve Allah (c.c.)’ın hükmüne ve iradesine teslimiyete ne ad verilir?
    Cevap : İtikat denir.


    Soru 20: İlk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e kadar
    gelen peygamberlere bildirilen Allah’ın dininin adı nedir?
    Cevap : İslam.

    Soru 21: İnsanları iyiliğe yöneltmek için Allah (c.c.)’ın peygamberleri vasıtasıyla
    bildirdiği emirler ve hükümlere ne denir?
    Cevap : Din denir.

    Soru 22: İnsanların yaşayışlarında yapmaları ile emrolundukları, ilahi yol ve umumi
    prensiplere ne ad verilir?
    Cevap : Şeriat.

    Soru 23: İnanç bakımından insanlar üçe ayrılır bunlar hangileridir?
    Cevap : a- Mü’min b- Münafık c- Kafir.

    Soru 24: Allah (c.c.)’e ve onun dinine kalbiyle inanıp, diliyle de inandığını söyleyen ve
    inandığını yaşamaya çalışan insana ne denir?
    Cevap : Mü’min.

    Soru 25: İnanmadığını açıkça söyleyen kimseye ne denir?
    Cevap : Kafir.

    Soru 26: Dili ile iman ettiğini söylediği halde kalbinden inanmayan kişiye ne denir?
    Cevap : Münafık.

    Soru 27: İsyanda haddi aşan, zalim ve Allah (c.c.)’dan başka ibadet edilen put ve ilahı
    olan sistemlere ne ad verilir?
    Cevap : Tağut.

    Soru 28: Allah (c.c.)’ın birliğini kabul etmeyen, ama ona inanan fakat ondan başka
    varlıklarıda ilah kabul eden kimseye ne ad verilir?
    Cevap : Müşrik.

    Soru 29: İnsanların biri sağ biri sol omuzlarında olmak üzere iki gözetleyici melek
    vardır. Bu meleklerden sağ taraftaki melek insanın iyi amel ve davranışlarını,
    sol taraftaki melekte insanın kötü amel ve davranışlarını tespit edip amel
    defterine yazmakla görevlidirler. Bu meleklerin isimleri nelerdir?
    Cevap : Kiramen Katibin.

    Soru 30: İnsanlar ölüpte mezara konduktan sonra sual melekleri denilen iki melek
    gelir ve kendilerine Rabbimiz tarafından emrolunan kabir suallerini sorarlar.
    Bu sualler: Rabbin kim?, Peygamberin kimdir?, Dinin nedir?, Kitabın nedir?,
    Kıblen neresidir? şeklindedir. Bu sualleri soran meleklerin isimleri nelerdir?
    Cevap : Münker ve Nekir.

    Soru 31: Cennetteki meleklerin başkanının ismi nedir?
    Cevap : Rıdvan

    Soru 32: Cehennemdeki görevli meleklerin başkanlarının ismi nedir?
    Cevap : Malik.

    Soru 33: Allah (c.c.)’a çok yakın bulunan, mukarrebun melekleride denilen, son
    derece şerefli olan meleklerin diğer isimleri nedir?
    Cevap : İlliyyun melekleri.

    Soru 34: Peygamberlerin kendilerine has sıfatları nelerdir, manalarıyla birlikte söyleyiniz.
    Cevap : a- Sıdk; Doğru sözlü olmak
    b- Emanet; Güvenilir olmak
    c- Tebliğ; Tebliğ etmek
    d- Fetanet; Üstün akıl ve zekaya sahip olmak
    e- İsmet; Günah işlememek.

    Soru 35: Peygamberimiz (s.a.v.) hesap gününü anlatırken mahşerin düz bir yerinde
    mahkeme-i kübranın kurulacağını ve hesapların seri olarak sorulacağını anlattı.
    İnsanların beş şeyden mutlaka sorulacağını, hesaba tutulacaklarını haber vermişti.
    İşte Peygamber (s.a.v.)’in hesap günü mutlaka sorulacak dediği beş şey nedir?
    Cevap : a- Ömrünü nerede tükettiği
    b- Gençliğini nasıl geçirdiği
    c- Malını nereden kazandığı
    d- Malını nereye harcadığını
    e- Bildikleri ile amel edip etmediğinden sorulacaktır.

    Soru 36: Ahiret günü hesaptan sonra herkesin amel defterini (sevap ve günahını)
    tartmaya mahsus olan ilahi adalet terazisine ne ad verilir?
    Cevap : Mizan

    Soru 37: Cehennem üzerinde uzanan son derece ince ve keskin olan, mü’minler için
    geniş ve rahat olacak, kafirler ise takılıp kalıp cehenneme düşecekleri,
    ona inanmak imanın gereği olan köprünün adı nedir?
    Cevap : Sırat Köprüsü.

    Soru 38: Her canlı için ezelde tayin edilmiş olan hayat süresi vardır. Süresi dolan
    canlıların ömrü son bulmuş ve kendisine takdir edilmiş olan geçici
    dünyadaki hayatı bitmiş olur. Her canlı için tayin edilmiş olan süreye ne denir?
    Cevap : Ecel.

    Soru 39: İslam’ın şartları nelerdir?
    Cevap : 1- Kelime-i Şahadet getirmek
    2- Namaz kılmak
    3- Oruç tutmak
    4- Hacca gitmek
    5- Zekat vermek.

    Soru 40: Başkalarının meydana getiremeyeceği olağanüstü şeyleri bir peygamberin,
    gerçekten Allah (c.c.)’ın elçisi olduğunu doğrulaması için Rabbimizin o
    olağanüstü olayı peygamberi eliyle ortaya çıkarmasına ne ad verilir?
    Cevap : Mucize.

    Soru 41: Yüce Rabbimizin kudret ve izni ile veli kulları tarafından bir kısım
    olağanüstü hallerin meydana gelmesine ne ad verilir?
    Cevap : Keramet.


    Soru 42: Hatır ve hayale gelmeyen maddi ve manevi nimetleri içinde toplayan, hiç bir
    zaman yok olmayan ve bugün mevcut olup sekiz bölümlü bir mükafat alemi olan,
    yerini ancak Rabbimizin bildiği, yakuttan, inciden, elmastan döşenmiş köşklerin
    var olduğu, altından ırmakların aktığı, içinde hurilerin olduğu bildirilen ve
    Allah (c.c.)’a kul, habibine ümmet olmuşların, şehitlerin gideceği yer olarak
    bildirilen o güzel mekanın ismi nedir?
    Cevap : Cennet.

    Soru 43: Kapısında zebanilerin olduğu, yedi kat aşağı doğru tabakaya bölünmüş, her
    bir katında ayrı, türlü azabın tattırılacağı ve bazı günahkar mü’minlerinde ceza
    göreceği, kafirler için ise ebedi azap yeri, devamlı kalacakları mekan olarak
    bildirilen bu yerin ismi nedir?
    Cevap : Cehennem.

    Soru 44: Kainattaki her şey kendisinden başka yaratıcı olmayan Allah (c.c.)’ın bilmesi,
    dilemesi ve yaratması ile olur. Onun için herhangi bir şeyin belirli bir şekilde
    meydana gelmesi Cenabı Hakkın ezelde dilemesi ile olur. Rabbimizin bir şeyi
    ezelde dilemiş olmasına ne ad verilir?
    Cevap : Kader.

    Soru 45: Yüce Rabbimizin ezelde dilemiş olduğu herhangi bir şeyin zamanı gelince
    yine Allah (c.c.)’ın izniyle meydana gelmesine ne ad verilir?
    Cevap : Kaza.

    Soru 46: Müellefe-i Kulüp kimlerdir?
    Cevap : Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir.

    Soru 47: Büyük günahlardan birini işlemiş veya küçük günahlara devam eden
    kimseye ne denir?
    Cevap : Fasık.

    Soru 48: Günahı olan mü’minlerin affedilmesi, günahsızların daha yüksek mertebelere
    erişmeleri için Peygamberler ve evliyaların Allah (c.c.)’a yalvarmasına ne denir?
    Cevap : Şefaat.

    Soru 49: Bir şeyi elde etmek için gereken maddi ve manevi vesilelerin hepsiniyaptıktan
    sonra, Allah (c.c.)’a güvenip ondan sonrasını Allah (c.c.)’a bırakmaya ne ad verilir?
    Cevap : Tevekkül.

    Soru 50: Karzı hasen ne demektir?
    Cevap : Çıkar gözetmeksizin Allah (c.c.)’ın rızası için ödünç para vermektir.

    Soru 51: Aynı peygamberin yolunda yürüyen insanlara ne denir?
    Cevap : Ümmet.

    Soru 52: Hasenat ne demektir?
    Cevap : İyi amellere, yapılan iyiliklere denir.

    Soru 53: Cennetteki en büyük nimet nedir?
    Cevap : Ru’yetullah yani Allah (c.c.)’ın cemalini görmektir.



    Soru 54: İslam dininde olmadığı halde sonradan insanların dindenmiş gibi
    hayatlarına geçirdikleri yanlış adetlere ne denir?
    Cevap : Bidat.

    Soru 55: Yapılan her şeyin sırf Allah (c.c.)’ın rızası için yapmaya, gösterişten uzak
    amele ne denir?
    Cevap : İhlas denir.

    Soru 56: Seyyiat ne demektir?
    Cevap : Kötülükler, günahlar ve suçlardır.

    Soru 57: Münafığın alametleri nelerdir?
    Cevap : Konuştuğunda yalan söyler, söz verir sözünde durmaz, emanete hıyanet eder.

    Soru 58: En güçlü insan kimdir?
    Cevap : Öfkesini yenen insandır.

    Soru 59: Hacerul Esvet nedir, nerededir ve nereden gelmiştir?
    Cevap : Kabe’nin köşe duvarı içine yerleştirilmiş siyah bir taştır ve cennetten gelmiştir.

    Soru 60: Akait ilminin ilk temsilcileri kimlerdir?
    Cevap : İmamı Azam Ebu Hanife, Ebu Mansur Maturidi, İmamı Eşari.

    Soru 61: Davetçinin vasıfları nelerdir bir kaç tanesini sayınız
    Cevap : a- Çalışmalarının karşılığını Allah (c.c.)’dan beklemelidir.
    b- Yardımın yalnız Allah (c.c.)’dan olduğunu unutmamalı
    c- Vazifesini yapar ama neticeyi Allah (c.c.)’a bırakır
    d- Yumuşak huylu, seven, sevdiren,sevindiren, mütevazi olmalıdır
    e- Korkutucu değil, müjdeleyici olmalıdır
    f- Hareketlerini ve duyu organlarını Kur’an’a göre ayarlamalı ve onunla
    terbiye etmelidir.

    Soru 62: İslam devletinde müslümanlar gibi mal, can, din, namus ve nesil güvenlikleri
    devlet teminatı altında olan, fakat askerlik yapmayan, bunun karşılığında
    cizye ödeyen ve bir anlaşma ile halifeye bağlı olanlara ıstılahta ne ad verilir?
    Cevap : Zımmi.

    Soru 63: Ateşten yaratılan, maddi varlıkları olmadıkları için melekler gibi görünmeyen,
    insanlar gibi iyileride, kötüleride olan bizler gibi imtihana tabi tutulacak ve yine
    bizler gibi “Allah (c.c.)’a ibadet etmeleri için yaratılmış” olan mahlukların ismi nedir?
    Cevap : Cinler.

    Soru 64: Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğuna göre, kıyamet günü Allah (c.c.)’ın
    gölgelendireceği yedi sınıf insan hangileridir?
    Cevap : a- Adil yöneticiler.
    b- Allah (c.c.)’a ibadet yolunda yetişen gençler.
    c- Camilere kalpten bağlı kimseler.
    d- Allah (c.c.) için birbirini seven kimseler.
    e- Makam sahibi bir kadın harama davet ettiğinde “Ben Allah’tan korkarım”
    diyerek reddedenler.
    f- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde sadaka verenler.
    g- Yalnızken Allah (c.c.)’ı anıp gözyaşı dökenler.

    Soru 65: Kıyamet gününde en son dirilip, hesaba ilk olarak çekilecek ümmet hangisidir?
    Cevap : Ümmeti Muhammed

    Soru 66: İyiliğe kabiliyeti olmayan ruh cinsinden bir yaratıktır. Ateşten yaratılan, daima
    kötülük düşünen, insanları yoldan saptırmaya çalışan, bir adı da iblis olan bu
    yaratığı tanıdınız mı?
    Cevap : Şeytan.

    Soru 67: Herkesin bilmesi gereken dört mesele nedir?
    Cevap : a- İlim; Allah (c.c.)’ı, Peygamber (s.a.v.)’i ve İslam dinini delilleri ile bilmek
    b- Amel; Bildiği ilim ile amel etmek
    c- Davet; Tebliğ görevini yerine getirmek.
    d- Sabır; Eziyet ve zulümlere sabretmek, yılmamak

    Soru 68: Allah (c.c.)’ın katından yeni bir din getiren peygambere ne ad verilir?
    Cevap : Rasül

    Soru 69: Yeryüzünde bütün varlıklar kime hizmet için yaratıldı?
    Cevap : İnsanlar için.

    Soru 70: İnsanın yeryüzündeki konumu nedir?
    Cevap : Yeryüzünde Allah (c.c.)’ın halifesidir.

    Soru 71: Kıyamet hangi gün kopacaktır?
    Cevap : Cuma günü.

    Soru 72: Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi alemdir. Kıyamet koptuktan sonra
    bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur.
    Bu yere inanmayan insan müslüman olamaz. Bu alemi bildiniz mi?
    Cevap : Ahiret

    Soru 73: Nefis terbiyesinde başarılı olmak için terbiye edilmesi gereken iki unsur nedir?
    Cevap : a- Akıl b- Kalp

    Soru 74: Hakkı batıl, batılı hak yapmaya çalışan nedir?
    Cevap : Tağut

    Soru 75: “Rab” kelimesinin manası nedir?
    Cevap : Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
    Soru 76: “İlah” kelimesinin manası nedir?
    Cevap : Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan.

    Soru 77: Gizli şirke iki örnek veriniz.
    Cevap : a- Başkasının övgüsünü kazanmaya çalışmak
    b- Başkasının gözüne girmek için namaz kılmak
    c- Nam ve şöhret için cihat
    d- Mevki ve makam için ilim.

    Soru 78: Ehli sünnet itikadının mezhep alimlerinin adlarını yazınız.
    Cevap : a- Maturidi b- Eşari

    Soru 79: İslam’ın özelliklerinden olan irade neyi ayırt etmeye yarar?
    Cevap : Fayda ve zararı ayırt etmeye yarar.

    Soru 80: İlim ile yönetimin çatışmasından ne doğar?
    Cevap : Sosyalizm

    Soru 81: Herhangi bir konuda ayrı ayrı yerde bulunan alimlerin aynı görüşe
    varmalarına ne denir?
    Cevap : İcma denir.

    Soru 82: Herhangi bir konuda ayrı ayrı yerlerde bulunan alimlerin farklı görüş
    bildirmelerine ne denir?
    Cevap : İçtihat

    Soru 83: Rabbimiz bizi neden imtihan ediyor?
    Cevap : Kemal sıfatı gereği.

    Soru 84: İnsanın kendini maddi ve manevi kötülüklerden korumasına ne denir?
    Cevap : Takva.

    Soru 85: Tağuti güçlerle işbirliği yapan ve onların iktidarlarını İslam’ı istismar ederek
    ayakta tutmaya çalışan din adamına ne denir?
    Cevap : Belam denir.

    Soru 86: Küfrün çeşitleri nelerdir?
    Cevap : a- Cehli küfür b- İnadi küfür c- Hükmi küfür

    Soru 87: İnsanı küfre götüren haller nelerdir?
    Cevap : a- Kur’an’ın ve sünnetin açık hükümlerine gizli manalar vermek
    b- Kur’an’ın ve sünnetin hükümlerini yalanlamak
    c- Din ile alay etmek
    d- Allah’tan ümidi kesmek
    e- Allah’ın azabını emin olmak (Allah bana azap etmez demek)
    f- Gaibden haber verdiğini söyleyen kahinlere inanmak.

    Soru 88: Cennetin Kur’an’ı Kerim’de geçen isimleri nelerdir?
    Cevap : a- Adn b-Meva cenneti
    c- Firdevs cenneti
    d- Mukame cenneti
    e- Naim cenneti
    f- Darul Huld
    g- Darus-Selam
    i- Makamul Emin

    Soru 89: Elfaz-ı Küfür ne demektir?
    Cevap : İnsanı küfre götüren sözler demektir.

    Soru 90: İkinci kez sura üflenince bütün insanların yeniden hayat bulup, hesap günü
    için toplanmasına ne ad verilir?
    Cevap : Mahşer.

    Soru 91: İnsanların ölümden sonra, mahşere kadar kabirde geçirdikleri zamana ne
    ad verilir?
    Cevap : Berzah alemi.

    Soru 92: Ezelde hiç bir şey yaratılmamışken sadece ruhların var olduğu ve Allah’a
    iman sözü verdiğimiz zamana ne ad verilir?
    Cevap : Galü Bela

    Soru 93: Cehennemin en alt tabakasının ismi nedir ve oraya kimler girecek?
    Cevap : Haiye, Münafıklar girecek.

    Soru 94: Allah’ın fiili sıfatları nelerdir?
    Cevap : a- Rızk verme b- İhsan etme c- İkramda bulunma
    d- Rıza gösterme e- Muhabbet besleme f- Gazap etme
    g- Öldürme h- Diriltme.

    Soru 95: Tevhidin kısımları nelerdir?
    Cevap : a- Rububiyet tevhidi
    b- Uluhiyet tevhidi
    c- İsimlerde ve sıfatlarda tevhit.

    Soru 96: Allah’tan başka yaratıcı, rızk verici,Rab, terbiye edici ve kainatın işini
    düzene koyan başka ilah olmadığı hangi kısım tevhit inancının gereğidir?
    Cevap : Rububiyet tevhidi

    Soru 97 : Allah (c.c.)’ı Allah ve Rasülü nasıl isimlendirdi ve vasıflandırdı ise o şekilde
    Allah (c.c.)’ı isimlendirmek ve vasıflandırmak hangi kısım tevhit inancı
    gereğidir?
    Cevap : İsimlerde ve sıfatlarda tevhit

    Soru 98 : “Allah (c.c.)’ın varlığının başlangıcı yoktur. Allah (c.c.) sonradan meydana
    gelmiş bir varlıkta değildir. Hiç bir şey yok iken O yine var idi.” Bu tanım
    Allah (c.c.)’ın hangi sıfatlarından neyin açıklamasıdır?
    Cevap : Zati sıfatlarından Kıdem sıfatının.

    Soru 99: İbadet ederken sadece Allah’ü Teala’ya ihlasla ve O’ndan başka ilah
    olmadığına inanarak ibadet etmek hangi kısım tevhit inancının gereğidir?
    Cevap : Uluhiyet tevhidi

    Soru 100: Peygamberlerde, peygamberlik göreviyle görevlendirilmeden önce görülen
    ve nübüvvetin temellerini kuvvetlendiren bazı harikuladelikler görülür. Mesela:
    Hz. İsa (a.s.)’ın daha beşikte iken konuşması. Hz. Muhammed (s.a.v.)’i daha
    çocukluğunda bir bulutun takip etmesi. Putların yüzüstü yıkılması gibi. Bu gibi
    harikalara İslami ıstılahta ne ad verilir?
    Cevap : İrhasat

    Soru 101: Mevcut alemlerin ve ahiret aleminin hükümdarı o Allah (c.c.)’dır. Her iki
    cihandaki eşyanın tasarrufu Allah (c.c.)’a aittir. Ferman onundur. Onun dilediği
    olur, dilemediği olmaz. Onun hükümdarlığı dünyadaki hükümdarlıklara
    benzemez. Hüküm kendisine aittir. Bir yardımcıya bir vezire ihtiyacı yoktur.
    Bütün mükevvenatın mevcut olan her şeyin sahibi ve mutlak hükümdarı manasına
    gelen Esmaul Hüsna’da yer alan Allah (c.c.)’ın isimlerinden olan bu ismi nedir?
    Cevap : El-Melik

    Soru 102: İçenin niyetine göre şifa olan, Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in susuz kaldıklarında
    ortaya çıkan, hacıların geri dönerken hediye olarak getirdikleri zemzem suyuna,
    Allah (c.c.)’ın Hz. İsmail’i suya kandırması nedeni ile “Sakıyullahı İsmail”,
    inananlara fayda verdiği için “Saibe”, sıhhat ve berekete sebep olduğu için
    “Meymune”, yemeğin yerini tuttuğu için “Kafiye”, içenler rahatlık ve afiyet
    bulduğu için “Afiye” denilmiştir. Doya doya içenlerin cehennem azabından
    kurtulacakları müjdesinden dolayı verilen isim nedir?
    Cevap : Büşra

    Soru 103: Akait ile ilgili meşhur eserler arasında İmamı Azamın meşhur kitabının adı nedir?
    Cevap : Fıkhi Ekber.

    Soru 104: Allah (c.c.)’ın Kur’an’ı Kerim’inde bildirdiği, Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in
    tarif ettiği insanoğluna mahsus nefis yedi kısımdır.
    Bunlar:
    a- Nefsi Emmare
    b- Nefsi Levvame
    c- Nefsi Mutmainne
    d- Nefsi Safiyye (Kamile)
    e- Nefsi Merdiyye’dir. Bizim saymadığımız diğer ikisini de siz söyleyiniz?
    Cevap : Nefsi Mülhime ve nefsi Raziye

    Soru 105: Tasavvufi Ahlakta bir müslümanın kat etmesi gereken kaç merhale vardır?
    Cevap : 4 merhale vardır:
    a- Şeriat
    b- Tarikat
    c- Marifet
    d- Hakikat


    HALİFE VE SAHABE



    Soru 1 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hayatında, müslüman olarak görüp ve
    müslüman olarak vefat eden mübarek insanlara ne ad verilir?
    Cevap : Sahabe.

    Soru 2 : Tabiin kime denir?
    Cevap : Sahabeleri gören kimseye tabiin denir.

    Soru 3 : Tebeut Tabiin kimlere denir?
    Cevap : Tabiini gören kimselerdir.

    Soru 4 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında yaşadığı halde Efendimiz (s.a.v.)’i görme
    şerefine nail olmayan insanlara ne ad verilir? (Veysel Karani ve Habeş kralı Necaşi gibi)
    Cevap : Muhadram.

    Soru 5 : Hulefai Raşidin kime denir sırasıyla sayınız?
    Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra halifelik yapan dört halifeye denir.
    a- Hz. Ebu Bekir b- Hz. Ömer c- Hz. Osman d- Hz. Ali (r.a.)

    Soru 6 : Aşerei mübeşşire ne demektir ve kimlerdir.
    Cevap : Yaşarken cennetle müjdelenen on sahabeye denir.
    a- Hz. Ebu Bekir b- Hz. Ömer c- Hz. Osman d- Hz. Ali
    e- Hz. Sad Bin Ebi Vakkas f- Hz. Zeyd Bin Sabit
    g- Hz. Talha Bin Ubeydullah h-Hz. Zübeyr Bin Avvam
    i- Hz. Ebu Ubeyde Bin Cerrah j- Hz. Abdurrahman B. Avf

    Soru 7 : İslam devletini kurmak için Mekke’nin şirk ortamından Medine’ye göç eden
    Mekkeli müslümanlara ne ad verilir?
    Cevap : Muhacir.

    Soru 8 : Mekke’den göç eden müslümanlara yardım eden, ellerindeki mallarının yarısını veren,
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabını bağrına basan Medineli müslümanlara ne ad verilir?
    Cevap : Ensar.

    Soru 9 : Ashaptan Medine’ye ilk hicret eden sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Seleme (Abdullah)

    Soru 10: İslamın ilk şehidi ve şehidesi bir karı-kocadır.Kimdir bu İslamın ilk kadın ve erkek şehitleri?
    Cevap : Yasir ve eşi Sümeyye hatun.

    Soru 11: Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fatıma (r.anha)’nın küçük oğlu, İslam tarihinin Kerbelaşehidi diye andığı,
    kendi neslinden gelenlere “Seyyit” denilen, Rasulüllah (s.a.v.)’in torunu kimdir?
    Cevap : Hz. Hüseyin (r.a.)

    Soru 12: En çok hadis rivayet eden sahabedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona kedileri çok
    sevdiği için kedilerin babası ismini verdiği 5374 hadis rivayet eden sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Hureyre (r.a.).


    Soru 13: Kur’an’ı Kerim açıktan Mekkelilere hiç okunmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in teklifini
    kabul eden sahabe olup hiç korkmadan ve çekinmeden Kabe’nin yanına vararak Kur’an’ı
    Azimüşşan’ın Rahman suresini slogan atarcasına Mekkeli müşriklere okuyan ve Bedir
    savaşında İslam düşmanı Ebu Cehli öldüren sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Abdullah Bin Mesut (r.a.)

    Soru 14: İslam’ı ilk kabul eden insanlardan olup, kendisine Miraç olayında Rasulüllah (s.a.v.)’in
    “Bir gecede Kudüs’e oradan da göklere gidip geldiğini söylüyor sen bu işe ne dersin”
    denildiğinde cevaben: “O söylüyorsa doğrudur” diyerek imanını ortaya koyduğunda kendisine
    “Sıddık” lakabı verilen ve İslam’ın ilk halifesi olan, Peygamber (s.a.v.)’in sadık dostu ve
    “Kabre hazırlıksız giden, denize kayıksız açılmış gibidir” diyen sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.)

    Soru 15: Uhut savaşında diğer şehitlerden ayrı bir özelliğe sahip olan, evlendiği gece cihada katılıp
    cünüp olarak şehit olan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle: “Gasilül melaike”
    meleklerin yıkadığı şehit diye adlandırılan, şehitlerin omuzlarında olduğu anlatılan bu şehit kimdir?
    Cevap : Hz. Hanzala (r.a.)

    Soru 16: Medineli ensarların en büyüklerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devesi hicrette
    onun evinin önüne çökerek onun misafiri olmuştu. Yaşadığı dönemde İslam’ın tüm
    savaşlarına katılmış, Hz. Muaviye’nin emri ile Bizans üzerine giden orduda yerini almış
    93 yaşında İstanbul (Bizans) seferinde şehit olmuş, seneler sonra mezarı Akşemseddin
    tarafından bulunmuş adına türbe ve cami inşaat edilmiş ve hala İstanbul’un bir semti ismi
    ile anılan bu büyük sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ebu Eyyub El Ensari (r.a.)

    Soru 17: Müşrikken Uhut savaşında İslam ordusunun okçular kısmındaki boşluğundan faydalanıp
    İslam ordusunu zor durumda bırakan, müslüman olduktan sonra Mute savaşında kazandığı
    başarı ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisine : “O Allah (c.c.)’ın kılıçlarından bir kılıçtır”
    dediği ömrünü harp meydanlarında geçiren Allah’ın kılıcı (seyfullah) lakabını taşıyan bir
    sahabedir. Vücudunda kılıç değmedik yer kalmayan, fakat şehitlik nasip olmayan bu
    komutan sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Halit Bin Velit (r.a.)

    Soru 18: İslam tarihinin kendisine şehitlerin efendisi dediği, Esedullah (Allah’ın Aslanı) lakaplı,
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in amcası olan, uhut savaşında Hindin emri ile Vahşi isimli
    bir kölenin attığı mızrakla şehit olan karnı yarılıp kalbi çıkarılan büyük sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Hamza (r.a.)

    Soru 19: Annesi Hz. Fatıma (r.anha), babası Hz. Ali (r.a.) olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in
    sevgili torunudur. Kendisinin 6 aylık halifelik döneminden sonra halifelik sona erip bu
    zamandan sonra halifelik adına saltanat başlamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu
    sevgili torununun ismini söyleyiniz?
    Cevap : Hz. Hasan (r.a.)

    Soru 20: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ilk eşi ve onun 7 çocuğu olan (Kasım, Tahir, Tayyip,
    Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma) isimlerindeki evlatlarının annesidir.
    İslam ümmetinin kadınların hayırlısı olarak bildirdiği ilk zevcesinin ismi nedir?
    Cevap : Hz. Haticetül Kübra (r.anha)

    Soru 21: Müslümanların gizli ibadet ettikleri dönemde arkadaşları ile birlikte Mekke dışına
    ibadet etmek için giden, ibadet etmeleri müşrikler tarafından rahatsız edilince bir deve
    kemiğini alarak müşriklerin birinin kafasına vurarak İslam’da ilk kan döken sahabe
    olmuştur. Aynı zamanda düşmana savaşta ilk oku atan sahabe ünvanını taşıyan ve
    cennetle müjdelenen kimdir?
    Cevap : Hz. Sad Bin Ebu Vakkas (r.a.).

    Soru 22: Kureyş’in en asil ailesine mensup, haya örneği bir insandır. İlk müslümanlardan olduğu
    gibi yaşarken cennetle müjdelenmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ayrı ayrı
    zamanlarda iki kızı ile evlenmiş olduğu için kendisine “Zinnureyn” (iki nur sahibi) lakabı
    verilmiş, Habeşistan’a yapılan ilk hicrete iştirak etmiş, İslam’ın üçüncü halifesi olmuş,
    vahiy katipliği yaptığı gibi 146 hadiste rivayet etmiş olan ve Kur’an okurken şehit edilen
    kendisinden meleklerin dahi haya ettiği bu büyük sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Osman Bin Avf (r.a.)

    Soru 23: İslam tarihinde Hattabın oğlu olarak bilinen, cennetle müjdelenenlerden ikincisi olduğu
    gibi İslam’ında ikinci halifesidir. 40.cı müslüman olarak İslam’ı kabul etmiş, cahiliyye
    döneminde kızını diri olarak toprağa gömmüş ama İslam’ı kabulünden sonra ise ruhu
    karıncayı dahi incitmeyecek kadar incelmiş, halifelik döneminde dünyada bir daha
    benzeri çok zor yaşanacak adaleti gerçekleştirmiş ve sonunda 63 yaşında iken mecusi
    bir köle tarafından hançerlenerek şehit edildi. Yüzüğünde “Nasihat isteyene ölüm yeter”
    yazılı olan adaletin sahibi İslam’ın ikinci halifesi bu sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ömer-ül Faruk (Ömer Bin Hattab) (r.a.)

    Soru 24: İslamiyet’i kabul ederken “Allah (c.c.) beni yaratırken babam Ebu Talib’e mi
    sordu ki, ben iman edeceğim zaman ona sorayım” diyen ve kabul eden,
    Peygamberimiz (s.a.v.)’in amcasının oğlu, İslam’a ilk giren çocuk, cennetle
    müjdelenenlerden, dört halifenin dördüncüsü, Hz. Fatıma (r.anha) validemizin kocası,
    Hasan ile Hüseyin (r.a.)’in babası, Allah (c.c.) aslanı lakaplı bu yiğit sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ali (r.a.)

    Soru 25: Mekke’de ilk kez halkın içersinde “La ilahe İllallah” diyen sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Zer Gifari (r.a.)

    Soru 26: Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir zaman mevcut olmamış olan müesseseyi
    Hz. Ömer (r.a.) kurmuştu. Halk tarafından sorulan meselelerin cevabını ücretsiz
    olarak veren bir devlet kuruluşu idi. Bir nevi avukatlık olan bu müessesenin konusu
    halka hizmet, fetvaların sıhhatli olarak insana devlet eli ile (İslam hukukunu) insanın
    tabi hakkı olanı bildirmekti. Bu müesseselere ne ad verilir?
    Cevap : İfta Mahkemeleri.

    Soru 27: Cömertliği ile tanınan, elindeki tüm hurma bahçesini vakfeden ve bir daha oraya
    girmeyen hatta hanımını dahi bahçe kapısının dışından çağıran, Uhut savaşında iken
    Efendimiz (s.a.v.)’e fırlatılan oka kolunu siper yaparak çolak kalıp vücudunun bir
    parçasını da vererek cömertliğini bu noktada da gösteren sahabe kimdir?
    Cevap : Talha Bin Ubeydullah (r.a.)

    Soru 28: Erkam (r.a.)’ın evinde müslüman oldu. Medinelileri eğitmesi için Rasulüllah (s.a.v.)
    tarafından Medine’ye yollandı. Medine’de Müslümanlara ilk defa cemaatla namazı
    o kıldırdı. Uhut’ta müslümanların sancağını taşırken şehit oldu. Önceden zengin bir
    ailenin çocuğu iken, müslüman olup şehit edildiğinde vücudunu tam olarak örtecek
    kadar bir örtüsü dahi olmayan bu sahabe kimdir?
    Cevap : Musab Bin Umeyr (r.a.)

    Soru 29: İslam’ın ilk müslümanları hep onun evinde dinle tanıştılar. Daha müslümanlar 40 olmadan
    gizli toplantı ve ibadetlerini onun evinde yaptılar. İslam onun evinde anlatılmaya, tebliğ
    edilmeye başlandı. Müslümanlar ve İslam tarihi için istisna bir yere sahip olan eviyle
    anılan bu misafirperver sahabe kimdir?
    Cevap : Erkam Bin Erkam (r.a.)

    Soru 30: İslam’a ilk giren sekiz kişiden biri, cennetle müjdelenen on kişiden biri,
    Hz.Ömer (r.a.)’dan sonraki halife seçimindeki Şura heyetindeki altı kişiden biri,
    cennetle müjdelendiğini duyduğu zaman buğday, un ve yiyecek yüklü 700 deveden
    oluşan kervanını Allah yolunda hibe eden bu zengin sahabe kimdir?
    Cevap : Abdurrahman Bin Avf (r.a.)

    Soru 31: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinde Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Sevr mağarasında
    gizlendiklerinde üç gün müddetince onlara yemek taşıyan insan o civarda koyun otlatan
    bir insandı. Allah (c.c.) habibine onun eliyle yardım ediyordu. Bu sahabe kimdi?
    Cevap : Amir Bin Füheyre (r.a.)

    Soru 32: Aslen İranlı olan ve çileyi tatmış olan sahabedir. Mecusi (ateşe tapan) bir ailenin çocuğu
    olup ailesinin inancı kendisini tatmin etmedi ve Hıristiyanlığı duyunca Hıristiyan olup
    yıllarca bir papaza hizmet etti. O dinde onu tatmin etmedi ve Allah Resulü (s.a.v.)’i duydu.
    İslam’ı kabul etmek için Mekke’ye doğru gelirken onu yol arkadaşları köle diye bir
    Medineli yahudiye sattılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinde Medine’ye geldiğini
    hurma dalında iken duyunca heyecandan düştü. İyileşince gidip müslüman oldu ve onu
    müslümanlar kölelikten kurtarmak için aralarında 300 hurma ağacı yetiştirip yahudiye
    vermek için anlaştılar. Yahudi bu hali görünce hidayete erdi ve müslüman oldu. Böylece o
    kölelikten, yahudi dininden, hurmalıkta yahudinin olmaktan kurtuldu. Hendek savaşı
    öncesinde istişare yapılırken Hendek kazılması fikrini ortaya atan ve fikri kabul edilmiş olan
    büyük sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Selman-ı Farisi (r.a.)

    Soru 33: Ensardan olup küçük yaşta Kur’an’ı Kerim’i ezberledi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in vahiy
    katipliğini yaptı. Rasulüllah (s.a.v.)’in emri ile Süryani ve İbrani dillerini öğrendi.
    Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mektuplarını yazdı ve tercümanlığını yaptı. Hz. Ebu Bekir
    döneminde Kur’an ayetlerinin “Mushaf” haline toplanışında çalışan heyetin başı da olan
    bu sahabe kimdir?
    Cevap : Zeyd Bin Sabit (r.a.)

    Soru 34: İslam tarihinde okçuların emiri (komutanı) adıyla meşhur olan sahabe kimdir?
    Cevap : Abdullah Bin Cübeyr (r.a.)

    Soru 35: Yaşı yirmiyi geçmediği halde, aralarında büyük sahabelerinde bulunduğu,
    Bizanslılara karşı savaşacak İslam ordusuna Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
    komutan atanan sahabe kimdir?
    Cevap : Üsame Bin Zeyd (r.a.)

    Soru 36: Uhut savaşında vücudu kanlar içinde kaldığı halde Peygamberimiz (s.a.v.)’i
    korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Nesibe, lakabı; Ümmü Ümera (r.anha)

    Soru 37: Hicretin 49. Senesinde , içlerinde İbni Abbas, İbni Ömer, İbni Zübeyr ve Ebu
    Eyyub El Ensari (r.a.)’nin de bulunduğu İslam ordusu İstanbul’u kuşatmıştı.
    Bu güzide ordunun komutanlığını yapan sahabe kimdir?
    Cevap : Süfyan İbni Avf (r.a.)

    Soru 38: Savaşa katılmadıkları için haklarında ayet inen üç sahabe vardı ki bunlarla
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı konuşmamış, selamlarını almamış ve
    selam vermemişlerdi. Ne zaman ki pişmanlıklarını tövbe ile Allah (c.c.)’a kabul
    ettirmişler ve o zaman Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı Allah (c.c.)’ın izni ile konuşmuşlardı.
    Haklarında ayet inen bu üç sahabe hangileridir?
    Cevap : Kab Bin Malik, Murare Bin Nebi, Hilal Bin Ümeyye (r.anhüm)

    Soru 39: Hz. Bilali Habeşi’ye kızgın çöller üzerinde dininden döndürmek için taşlarla işkence
    yapan kafir kimdi ve bu kafirin akıbeti ne oldu.
    Cevap : Ümeyye Bin Haleftir. Bedir savaşında sahabeler tarafından öldürüldü.

    Soru 40: Annesi, Rasulüllah (s.a.v.)’i korumak için silah kuşanan ilk kadın, babası akabede
    biat eden yetmiş kişiden biri, kardeşi Uhut’ta kendini Hz. Peygamber (s.a.v.) için feda
    edenlerden, Necid’te peygamberlik iddiasında bulunan Müseyleme’ye Hz. Peygamber
    Efendimiz (s.a.v.)în mektubunu götürmüş orada vücudu parça parça doğranarak şehit
    edilen sahabe kimdir?
    Cevap : Habib İbni Zeyd (r.a.)

    Soru 41: Başlangıçta Rasulüllah (s.a.v.)’in aleyhinde hicivler yazdı. Fakat sonra pişman olup
    Medine’ye affolunmak ümidi ile gitti. Rasulüllah (s.a.v.)’in huzurunda müslümanlığı kabul
    etti ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öven meşhur “Bürde” kasidesini okudu. Rasulüllah (s.a.v.)
    çok memnun kaldı ve sırtından hırkasını çıkarıp ona giydirdi. Şair olan bu sahabe kimdi?
    Cevap : Kab Bin Züheyr (r.a.)

    Soru 42: İslam’da ilk gerilla kurucusu olan sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Basir (r.a.)

    Soru 43: Peygamberimiz (s.a.v.) bir sahabeye, bir sır olarak, münafıkların kimliklerini bildirmişti
    (listesini vermişti). Hatta Hz. Ömer (r.a.) gelmiş “Acaba bende bu listede varmıyım”
    diye sormuştur. Bu listeyi Allah Resulü (s.a.v.)’in verdiği sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Huzeyfe (r.a.)

    Soru 44: Medine’de münafıkların başı olarak bildirilen şahıs kimdir?
    Cevap : Abdullah Bin Ubey Bin Selul

    Soru 45: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cemaat olarak iki sahabenin arkasında namaz kılmıştır.
    Bu iki sahabe kimlerdir?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)

    Soru 46: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in halasıdır. Kardeşi Allah’ın aslanı lakabıyla anılan
    Hz. Hamza, oğlu Peygamberimiz (s.a.v.)’in yardımcısı Zübeyr İbni Avvam’dır.
    Uhut savaşında müslümanlara su taşıyan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i yalnız kalmış görünce
    su tulumunu fırlatıp savaş alanına atılan, kahramanca Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i
    savunan, kardeşi Hz. Hamza’nın parçalanmış vücudunun başında “Vallahi sabredeceğim,
    bunlar Allah (c.c.) yolunda oldu” diyen sahabe hanım kimdir?
    Cevap : Safiyye Binti Abdulmuttalip (r.anha)

    Soru 47: Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in
    huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe kimdir?
    Cevap : Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife)

    Soru 48: Hz. Ömer (r.a.)’in Sad Bin Ebi Vakkas komutasında 8000 müslümanı 60000 kafire
    karşı gönderdiği ve İran ordusu komutanı Calinus’la, Rüstem’i öldürerek kazanılan
    savaş hangisidir?
    Cevap : Kadisiye savaşı.

    Soru 49: Bizans ordu komutanı olarak, Halit Bin Velit komutasındaki İslam ordusunun karşısına
    gelip Hz. Halit’le görüştükten sonra müslüman olup aynı günkü komutanı olduğu orduya
    karşı savaşıp sadece bir saat müslümanlığı esnasında gusül, şahadet, iki rekat namaz ve
    cihadı yerine getirip adını dahi değiştirmeye vakit bulamadan şehit olan insan kimdir?
    Cevap : Cerce (Corci)

    Soru 50: Hz. Osman (r.a.)’ın halife seçilmesinde Hz. Ömer (r.a.) işaretiyle oluşan “Şura Heyeti”
    kimlerden ibaretti?
    Cevap : a- Abdurrahman Bin Avf (r.a.)
    b- Zübeyr Bin Avvam (r.a.)
    c- Hz. Ali (r.a.)
    d- Hz. Osman (r.a.)
    e- Talha Bin Ubeydullah (r.a.)
    f- Sad Bin Ebi Vakkas (r.a.)
    g- İhtilaf olması halinde ise Abdullah Bin Ömer (r.a.)

    Soru 51: İki müslüman gurubun ki bunlardan biri Hz. Ali (r.a.) taraftarları diğeri ise
    Hz. Muaviye (r.a.) taraftarları arasında yapılan çarpışmanın İslam tarihindeki ismi nedir?
    Cevap : Sıffın olayı

    Soru 52: Hz. Hatice (r.a.)’nin erkek kardeşinin oğludur. Kabeyi Muazzama’nın içinde
    doğmuş olan tek kişidir. Ancak Mekke fethedildiği gün müslüman olmuştur.
    Bu geç kalışından dolayı büyük pişmanlık duymuş, uzun süre ağlamış, Darun Nedve adı
    verilen tarihi evini satarak geçmişin acı izlerini silmek istemiştir. Bütün varlığıyla İslam’a
    yönelmiş, bütün malını Allah (c.c.) yolunda harcamış olan bu sahabe kimdir?
    Cevap : Hakim İbni Hazam (r.a.)

    Soru 53: Hz. Ali (r.a.)’ın oğlu Hz. Hasan’a iyi muhafaza etmesi gerektiğini söyleyerek
    sekiz tane tavsiyede bulundu. Bu tavsiyeler nelerdir.
    Cevap : a- Zenginliklerin en büyüğü akıldır
    b- Fakirliklerin en büyüğü ahmaklıktır
    c- Vahşetin en büyüğü kibirdir
    d- Meziyetlerin en büyüğü güzel ahlaktır
    e- Ahmaklarla arkadaş olma
    f- Yalancılarla dost olma
    g- Cimrilerle arkadaşlık kurma
    h- Dine lakayt olanlarla dostluk kurma.

    Soru 54: Hz. Bilal’i özgürlüğüne kim kavuşturdu?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.)

    Soru 55: Gördükleri işkencelerden dolayı müslümanlar göç etmek zorunda
    kalmışlardır. Müslümanların göç ettiği yerlerin ismini söyleyiniz?
    Cevap : Habeşistan ve Medine.

    Soru 56: Medine’ye ilk hicret eden sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Seleme Bin Abdul Esad (r.a.)

    Soru 57: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra hangi sahabe yıkadı?
    Cevap : Hz. Ali (r.a.)

    Soru 58: Habeşistan’a ilk hicret edenler kimdi ve başlarında kim vardı?
    Cevap : 16 kişi idiler ve başlarında Hz. Osman (r.a.) vardı.

    Soru 59: Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce, Ukaz panayırında
    içlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ve Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın de bulunduğu
    bir topluluk içinde yakında bir peygamber geleceğini bildiren şahıs kimdir?
    Cevap : Kus Bin Saide

    Soru 60: Müslümanların İslam’ın beşinci halifesi dedikleri Emevi halifesi kimdir?
    Cevap : Ömer Bin Abdulaziz (r.a.)

    Soru 61: Hz. Ebu Bekir kaç yıl halifelik yaptı?
    Cevap : Iki sene, üç ay, sekiz gün.

    Soru 62: Mekke fethedildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kabe’nin anahtarını
    kime vermişti?
    Cevap : Osman Bin Talha (r.a.)

    Soru 63: Bedir savaşında oğlu Abdurrahman’ı müşrikler içinde görüp onunla dövüşmek
    istediğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in izin vermediği sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.)

    Soru 64: Medine’de müslümanlara cemaatla ilk defa namazı kim kıldırdı?
    Cevap : Musab Bin Umeyr (r.a.)

    Soru 65: Kudüs hangi halife zamanında fethedildi?
    Cevap : Hz. Ömer (r.a.) zamanında

    Soru 66: Uhut savaşında Rasulüllah (s.a.v.)’in miğferinin demir halkalarının mübarek yüzüne
    batması üzerine, dişleriyle halkaları çıkartan, bunu yaparken iki dişi kırılan sahabe kimdir?
    Cevap : Ebu Ubeyde Bin Cerrah (r.a.)

    Soru 67: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in amcasının oğludur. Hicretten üç yıl önce
    müslümanların abluka altında alındıkları sırada Mekke’de dünyaya geldi.
    Rasulüllah (s.a.v.)’in terbiyesinde yetişti ve duasını aldı. Hicretin 27.ci yılında
    Afrika fütuhatına, 48.ci yılında Hz. Ebu Eyyub El Ensari ile İstanbul seferine katıldı.
    Hz. Ali (r.a.) zamanında Basra valiliği yapan bu sahabe kimdir?
    Cevap : Abdullah İbni Abbas (r.a.)

    Soru 68: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den “Genişliği, gökler ve yer kadar olan cennet”
    sözünü duyunca bir anda ruhunda fırtınalar koptu. “Gökler ve yer kadar”
    diyerek hayal etmeye çalıştı onu. Bedir, çölde bir kum tanesi kadar küçüktü şimdi.
    Sevinçle ürperdi. Mademki bunu O müjdeledi, bir an önce oraya kavuşmalıyım, dedi.
    Eline bir kaç hurma aldı ve yemeye başladı. Fakat ne garip, yediği her hurma, bir
    öncekinden daha lezzetsizdi. Durdu. Yiyecek zamanı varmıydı? Hayır, bu çok uzun bir
    süre, dedi. Elindeki hurmaları fırlattı. Atını savaş alanına sürdü. Dövüşüyor ve şu beyitleri
    söylüyordu: “Cihatta sabırla, Allah’a takva ve salih amel azığıyla koşmak. Her azık
    tükenmeye mahkum. İyilik ve takvada yalnız hakikat.” Yolunuz Bedir’e düşerse bir gün,
    duvarlarla çevrili bir alan göreceksiniz. Girin kapıdan, yürüyün ince beton yoldan.
    İşte küçük boş bir havuz, hayır havuz değil, vardınız onun yanına. Orada yatan 14 kişiden
    biridir. Sorun nasıl attı hurmaları elinden! Sorun! Kimdir bu sahabe?
    Cevap : Umeyr Bin El Humam (r.a.)

    Soru 69: Peygamberimiz (s.a.v.) Hakka davet için gittiği Taif’den kederli bir halde
    Mekke’ye döndüğünde onu kim himayesine almıştı?
    Cevap : Mutim Bin Adiyy

    Soru 70: Henüz müslüman olmamış Ebu Talha’nın evlenme teklifini “Eğer müslüman olursan,
    işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey istemem” sözleriyle cevap veren
    hanım sahabe kimdir?
    Cevap : Rümeysa (r.anha)

    Soru 71: Müşrikler her vücudunu parçalayışta ona soruyorlardı: “Muhammed’in senin yerinde
    olmasını istermisin?” oda her defasında şu cevabı veriyordu:
    “Vallahi Muhammed (s.a.v.)’e bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla
    birlikte rahat olmak istemem” Kimdir bu yüce sahabe?
    Cevap : Hubeyb Bin Adiyy (r.a.)

    Soru 72: Müslüman olanların 14.cüsüdür. Önce Habeşistan’a sonra Medine’ye hicret etmiştir.
    Bedir savaşında yararlıklar göstermiştir. Hicretin 2.ci yılında vefat ettiğinde,
    Hz. Peygamber (s.a.v.) cenazesi üzerine kapanıp onu öpmüş, ağlamış ve tabuta
    konulduğu sırada: “Ey Osman ne mutlu sana! Şimdi devlet saadet senin içindir.
    Ne dünya sana bir hülle (elbise) giydirdi, ne de sen dünyaya bir kıymet verdin.
    ” Buyurmuştur. Eskimiş ehramıyla kefenlenen bu sahabe kimdir?
    Cevap : Osman İbni Mazun (r.a.)

    Soru 73: Bir gün bir toplulukta Rasulüllah (s.a.v.) efendimiz sırayla: “Bugün sizden
    kim oruçlu olarak sabahladı? Sizden kim bugün bir hastayı sordu?
    Bugün sizden kim bir cenazede hazır bulundu? Bugün sizden kim bir yoksulu
    doyurdu?” sorularını sordu. Sahabeden sadece bir kişi “Ben ya Rasulüllah”
    diye cevap veriyordu. Bu sahabe kimdir?
    Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.)

    Soru 74: İsrail oğullarından ve Yusuf (a.s.)’ın soyundandır. Kur’an ile Tevrat arasındaki
    benzeyişliğe dikkat çekerek kavmine: “Musa’ya nazil olan Tevrat’ı Allah kelamı
    kabul edipte Muhammed (s.a.v.)’e nazil olan Kur’an’ı inkar etmek zulümdür”
    diyerek müslüman olmuştur. Ahkaf suresinin 10 ayeti sonuna kadar kendisi için nazil
    olan bu sahabe kimdir?
    Cevap : Abdullah İbni Selam (r.a.)

    Soru 75: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç
    olarak alan hicri takvimi kim başlatmıştır?
    Cevap : Hz. Ömer (r.a.)

    Soru 76: Mekke fethedildiğinde Kabe’nin anahtarını Rasulüllah (s.a.v.) kime vermiştir?
    Cevap : Osman Bin Talha (r.a.)’a

    Soru 77: Hz. Hatice annemizden sonra müslüman olan kadın kimdir?
    Cevap : Hz. Abbas’ın hanımı Ümmül Fadl (r.anha)

    Soru 78: Tarık Bin Ziyad size neyi hatırlatıyor?
    Cevap : Endülüs’ün fethini

    Soru 79: Ölümünde Rahmanı arşı titreyen sahabe kimdir?
    Cevap : Saat Bin Muaz (r.a.)

    Soru 80: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in seni seviyorum dediği sahabe kimdir?
    Cevap : Muaz Bin Cebel (r.a.)

    Soru 81: İslam aleyhine şiirler yazarak fitne çıkaran ve sahabe tarafından öldürülen
    şahıs kimdir?
    Cevap : Kab Bin Eşref

    Soru 82: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret ederken Ranuna
    vadisinde konaklamış ve orada ilk Cuma namazı kılınmıştır.
    Hutbeyi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) okumuştur. Cumayı kıldıran sahabe kimdir?
    Cevap : Esad Bin Zürare (r.a.)

    Soru 83: Allah Resulü (s.a.v.)’in hendek savaşında düşmanı gözetlemek için
    görevlendirdiği sahabe kimdir?
    Cevap : Huzeyfe (r.a.)

    Soru 84: “Bana uyarıcı ihtarlar yapmadıkça, sizde hayır yoktur. Sizlerden gelen bu
    uyarıları güzel karşılamadıkça biz de hayır yoktur”
    Cevap : Hz. Ömer (r.a.)

    Soru 85: “Ömrüm boyunca oruç tutsam, hiç uyumadan geceyi ibadetle geçirsem, malımı
    parça parça Allah yolunda infak etsem ve bu hal üzere ölsem, fakat gönlümde
    Allah’a itaat edenlere karşı bir sevgi, isyan edenlere karşı da bir nefret
    duygusu taşımazsam, bütün bu yaptıklarımdan fayda göremem” diyen sahabe kimdir?
    Cevap : Abdullah Bin Ömer (r.a.)

    Soru 86: Hz. Osman (r.a.)’ı halife ilan eden sahabe kimdir?
    Cevap : Abdurrahman Bin Avf (r.a.)

    Soru 87: İslam tarihinde kim ilk olarak oğlunun halife olmasını vasiyet etmiştir?
    Cevap : Muaviye oğlu Yezid’e

    Soru 88: Kadisiye savaşında Rüstem’e gidip “Biz dileyenleri kula kulluktan kurtarıp
    yalnız Allah (c.c.)’a kul yapmaya, insanları batıl düzenlerin zulmünden kurtarıp
    İslam’ın adaletine koymak için gönderildik” diyen elçinin adı nedir?
    Cevap : Rabi Bin Amr

    Soru 89: 8-10 yaşlarında esir edilerek köle pazarında satıldı. İlk müslüman olanlardan
    olan sahabeler arasında yer alır. Çocuk yaşta babasıyla, Allah Resulü (s.a.v.)
    arasında “Kimi tercih ediyorsun” sorusuna “Ya Rasulüllah sizin üzerinize hiç bir
    kimseyi tercih edemem, benim annem de, babam da sensin” diyerek peygamber
    sevgisinin anne ve baba sevgisinin üstünde olduğunu belirtmiştir.
    Peygamberimiz (s.a.v.) Taif’te müşrikler tarafından taşlandığında vücudunu taşlara
    karşı tutarak liderini korumaya çalışmıştır. Kur’an’ı Kerim’de ismi geçen yegane
    sahabe olup, “Allah Resulünün sevgilisi” lakabıyla şereflenmiştir.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Bir çok defasında gazvelere çıktığında yerine onu
    vekil bırakırdı. Bedir savaşından itibaren, şehit düştüğü Mute savaşına kadar
    yapılan bütün gazvelere katılmıştır. Savaş meydanlarında ok atmada pek maharetli
    ve becerikliydi. Mute’de şehit olduğunu duyduğunda gözleri yaşaran peygamber
    Efendimiz (s.a.v.): “Bu göz yaşları sevgilinin sevgiye olan iştiyakı” dediği sahabe kimdir?
    Cevap : Zeyd İbni Harise (r.a.)

    Soru 90: İlk müslümanlardan olup, Hz. Ali (r.a.)’ın abisidir. Kendisinin tanındığı
    meşhur ismi vefatı esnasında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği
    bir söz üzerine söylene gelmiş ve o isimle meşhur olmuştur. Habeşistan’a
    hicret eden müslümanların içinde bulunmuş ve Habeş kralı Necaşi’ye
    karşı müslümanların sözcülüğünü yapmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in:
    “Zeyd şehit olursa o, o şehit düşerse Abdullah Bin Revaha, O da şehit
    düşerse asker kimi isterse onu komutan yapsın” dediği savaşta şehit düşen
    ikinci sıradaki komutandır. İsmini de bu savaşta şehit oluş şekliyle almıştır.
    Bu komutanın adını ve hangi savaşta şehit olduğunu yazınız.
    Cevap : Caferi Tayyar (r.a.) - Mute savaşı

    Soru 91: Şerefli tarihimiz nice kahramanlıklara sahne oldu. Nice çileler çekildi, nice
    şehitler verildi. İşte İslam’ın ilk yıllarında bir sahabe bu çile ve işkenceye
    maruz kaldı. Dövüldü, sövüldü, fakat asla dininden dönmedi. Kızgın korlara
    yatırıldı. O korları çiçeğe çevirmedi Allah, kuluma cennette çok nimetler
    vereyim diye, örnek olsun ondan sonra gelecek rahatını seven müslümanlara
    diye. İşte o mübarek insanın kemikleri görünecek şekilde yanıktı sırtı. Yanık
    sırtını Hz. Ömer (r.a.)’a göstererek “Ya Ömer neydi o ilk günlerde çektiğimiz
    çileler” diyordu. Bu çilekeş sahabe kimdir?
    Cevap : Habbab Bin Ered (r.a.)

    Soru 92: Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 571 yılında
    dünyaya geldi. İnsanları kölelikten, putlara kulluktan kurtarmak ve temizlemek
    için gelmiştir. Uzak-yakın demeden bütün insanlara vahiy kültürünü sunmuştur.
    Kimileri inkar etti. İnkar edenler müslümanları ümitsizliğe düşürmedi. Kimileri
    iman etti, grup grup Allah’ın dinine girdi. Onlar da müslümanları şımartmadı,
    şükrünü artırdı. Bunlar Mekkeli, Medineli, Taifli, Faslı olup İslam’a gönül
    vermişlerdi. Bunlardan biri de Rum diyarlarından gelen ve sapsarı rengiyle bu
    hayır ummanına bir çeşni katan sahabe kimdir?
    Cevap : Süheyl Er Rumi (r.a.)


    Soru 93: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sır katibinin ismi nedir?
    Cevap : Hz. Huzeyfe (r.a.)

    Soru 94: Medine’de kurulmuş yeni İslam devletinin, Mekke müşrik devletiyle yaptığı
    ilk yazılı anlaşma Hudeybiye anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın şartlarından bir tanesi
    şu şekilde idi. Mekke’de müslüman olup, gizlice Medine devletine sığınanların
    geriye iadesi idi. Bu anlaşma gereği Medine’ye kaçamayan, yeni müslüman olmuş
    olan müslümanlar, çareyi Mekke ile Şam arasında El-İss diye adlandırılan yerde
    bir müslüman sahabenin kurmuş olduğu gerilla kampına katılmakta buluyorlardı.
    Bu gerilla kampına katılan ve eğitilen sahabeler, Mekkeli müşriklerin Şam tarafına
    gönderdikleri ticaret kervanlarını basarak mallarına el koyuyorlar ve sürücüleri de
    esir alıyorlardı. Bu durumdan tedirgin olan Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v.)’e
    müracaat ederek Hudeybiye anlaşmasının ilgili maddesinin kaldırılmasını ve bu gerilla
    kampının dağıtılmasını istediler. Bu gerilla kampını kurarak yöneten sahabe ve bu gerilla
    kampının ismi nedir?
    Cevap : Ebu Basır ve Ebu Basır Kampı

    Soru 95: Hilafetin hakemler vasıtası ile tespit edilmesine karar verilen sıffın hadisesinden sonra
    (Hüküm ancak Allah (c.c.)’a aittir) ayetini delil göstererek hakem olayını küfür addeden
    müslümanlara ne ad verilir?
    Cevap : Harici

    Soru 96: Ashabtan ve İslam’ı ilk kabul edenlerdendir. En çok hadis rivayet edendir.
    Hz. Ömer (r.a.)’ın hilafeti döneminde Bahreyn ve Medine’de valilik yapmıştır.
    Kedileri çok sevdiğinden dolayı Peygamberimiz (s.a.v.) kedilerin babası anlamına
    gelen Ebu Hureyre lakabını vermiştir. Kendisi de bu isimden hoşlandığından İslam
    tarihinde bu isimle anılmaktadır. Ebu Hureyre (r.a.)’ın asıl ismi nedir?
    Cevap : Abdullah

    Soru 97: Hendek gazvesinden sonraki zaman içersinde müşrikler, daha önce savaşlarda
    ölen Kureyş büyüklerinin yerini dolduramıyor ve halka fazla tesir edemiyorlardı.
    Her ne kadar büyüklerinin yolundan gitmiş olsalarda Hicretin 6.yılında
    Peygamberimiz (s.a.v.) görmüş olduğu bir rüya üzerine umre yapmaya hazırlandı.
    Etrafındaki müslüman kabilelere haber gönderdi. Fakat bunlar “Muhammed can
    düşmanlarının içine giderek kendini tehlikeye atıyor” düşüncesiyle birer bahane
    uydurarak Mekke’ye gitmekten çekindiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)
    Medineli müslümanlardan meydana gelen 1500 kişilik bir toplulukla yola çıktı.
    Fakat kafile Hudeybiye mevkiine yaklaştığında, müşrikler müslümanların Mekke’ye
    girmelerine izin vermeyeceklerini söylediler. Ve sadece müslümanları vekaleten bir
    kişinin Mekke’yi ziyaretine izin verdiler. Ve bu iş için nihayet Hz. Osman (r.a.) seçildi
    ve gönderildi. Fakat Hz. Osman müşrikler tarafından göz hapsine alındı. Kureyşin bu
    hareketi müslümanlar arasında Osman öldürüldü diye haber yayılmasına sebep oldu.
    Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) artık muharebe etmedikçe dönmeyiz dedi ve
    orada bulunan müslümanlardan bir tanesi hariç “ölüm var dönüm yok” diyerek
    Semure adı verilen ağacın altında tek tek biat aldı. Bu biatin adını ve
    peygamberimiz (s.a.v.)’e biat vermek nasip olmayan o bir kişi niçin biat vermemiştir?
    Cevap : Rıdvan biati - Kırmızı renkli devesini aramayı biate tercih ettiği için


    CİNLER


    Soru

    1. „Afarit (ifritler), şeytan, cin çarpması, neden müslümanlarda görülüyorda, Alman veya Japon cin çarpmasından sikayetci degil ?
    CEVAP

    1. „Afarit (ifritler), şeytan, cin çarpması, neden müslümanlarda görülüyorda, Alman veya Japon cin çarpmasından şikayetçi değil“ ?

    Cevap olarak ĺbn Kesir, El Kurtubi Ettaberi nin Bakara Suresinin ı75. Ayetini tefsirlerine bakılmalı.
    ĺbn Hazm (El fasl fil milel vennihal), Akamil Mercan s.107 :
    Abdullah babası Ahmed bin Hanbele

    „Bir toplulukda cinin insan bedenine giremiyeceğini iddia ediyorlar” dedi, “Dediki, ey oğul, yalan söylüyorlar, işte onlar onun diliyle konuşuyor”.

    Elusi Ruhul Meani, Eşekani (Neylil Evtar), ibn Kayyim Elcevziyye (zadul miad) ĺbn Teymiyye (mecmuu Fetavi) nin ne dediklerine de bir bakılmalıdır.

    Hadislere gelince, birçok hadis, ĺmam Ahmed, Ebu Davut, Ettabari (deli getiren çocukla ilgili Bçık Allah’ın düşmanı- hadiste) Ata bin Ebi Rebah (saralı siyah kadınla- sabredersen sana cennet var- hadisi).

    Hasılı Peygamber cin çarpmasını (mess) inkar etmemiş, bilakis tedavi etmiş, bu ibtila ile karşı karşıya olana dua etmiştir.

    ĺbn Teymiyye (risaletul cin) adli eserinde “cinin varlığı kitap, sünnet ve selefin ittifakıyla sabittir, cinin vücuda hululu (girişi) ehli sünnet imamlarınca sabittir” der.

    Lazer ışınları, hatta güneş bazen insanlara zarar verir (insanın ihmalinden). Güneş çarpması deriz ve kabul ederiz. Cin çarpmasında şeytan ve emrindeki cinler yakın takiple kişiye aşık olması, kişinin ona önceden eziyet etmiş olması veya büyücü büyüsü hadimin (cin) etki ve eziyet vermesi mümkündür.

    Ayrıca Eyyub (as) ile ilgili Sad suresi, 41. Ayete bakılmalıdır.

    Yoksa kaynaklara inip araştırmadan, etüd etmeden, terlemeden ahkam kesmek hele müslümanlara hiç yakışmaz diye düşünüyorum.

    Yalnız müslümanlara sözü geçerli değildir. Başta belirttiğim gibi Avrupa da her hastahanede papazlar görev yapyor.

    Gazali (Allah rahmet etsin) batı Avrupa’nın bu problemlerin hallinde papaz ve psikologlardan hayli yararlandığını belirtiyor.

    ĺkinci nokta, hırsız harabe eve değilde, döşeli, meskun, kiymetli eşyaları bol evi tercih eder. Müslümanın imanı, ibadeti her zaman takip ve hücum edilir.

    Üçüncü nokta, bazen seanslarıma o inkarcılardan bazılarını alırdım da korkudan koltuğun arkasına kaçtıklarını görürdüm. ĺnkar edenlere duam hidayet, ruhi “check up – çekap” dan geçmeleri de menfaatleri icabıdır.

    Soru

    2. Gözle görmediğimiz beş duyumuzla algılamadigimiz bu varliklar gerçekten varmıdır?
    CEVAP

    2. Gözle görmediğimiz beş duyumuzla algılamadigiimiz bu varliklar gerçekten varmidir?

    Bir şeyi hissedip, beş duyumuzla algılamamak onlarin olmadığına kanıt değildir. Var olma nedeni bizim görüp bilmemizden biri degildir. Dünkü mechuller bugun malum olmamışmıdır? Hal böyle olunca bilmediklerimiz görmediklerimiz bildik ve gördüklerimizden cok fazladır. Biz Madde ve antimaddeyi eserlerin fiilerin sonuçlarından algılarız. Misali elektriği görmeyiz makinedeki düğmeye basmakla çok değişik özellikler gösterir; Isı , Işık hareket kuvvet gibi. Kainatta görmediklerimizi dışarı çıkarırsak bir şey kalmaz. Görünenlerin varlığı görünmeyenlere bağlıdır desek yanlış olmaz. Beyne komuta veren icra ettiren emit salgı bezine giderse salgı salınır, fizyolojik, biokimyasal olaylar devreye girer. Önce bu emri veren kim? Biz bu mükemmel varlığa ruh diyoruz. Siz isterseniz başka isimler verebilirsiniz. Cin de buna benzer. Gözlerimiz onları çıplak esas şekli ile göremez veya görmeye hazırlıklı değildir. Biz kitap ve sünnete sabit olmasından iman eder inanırız.. Sonra onların etkilerine maruz kalmışların (göz, Kulak, akıl organ) da ani değişimleri ispatı olarakda karsimiza cikar.




  3. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar




    TİCARET



    Ticârette günâhtan kaçmak

    Sual: Ticâretle iştigal ediyoruz. Harâma düşmemek için nelere dikkat etmemiz gerekir?

    CEVAP
    İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: Her san’at ve her ticârette hîle yapmamak farzdır. Müşterîye herhangi bir şekilde zarar vermemelidir! Zarar veren her iş, zulüm olur. Zulüm ise harâmdır. Her müslüman, kendisine yapılmasını istemediği birşeyi, kâfirlere de yapmamalıdır!

    Başlıca dört şey yapmamak lâzımdır:

    1- Satılan malı, aşırı övmemelidir!

    Çünkü, hem yalan söylemiş, hem aldatmış, hem de zulmetmiş olur. Hattâ, doğru olarak da, müşterînin bildiği şeyi söylememelidir! Çünkü, bu da faydasız söz olur. Kıyâmette her sözden suâl olunacaktır. Yemîn ile satmaya gelince, yalan yere yemîn etmek harâmdır. Yanî büyük günâhtır. Doğru yemîn ederse, az birşey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Alış-veriş yaparken, vallahi böyledir, billahi öyle değildir diye yemîn eden kimseye ve “bugün git, yarın gel” diyerek sözünde durmıyan san’atkâra yazıklar olsun!) [Deylemî]

    (Malını yemîn ederek beğendirmeye çalışan kimseye kıyâmette merhamet edilmez.) [İ.Gazâlî]

    2- Malın kusurunu gizlememelidir!

    Malın aybını, kusûrunu müşterîden gizlememeli, hepsini, olduğu gibi göstermelidir! Kusûru gizlemek, hıyânettir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Satılan birşeyin kusûrunu gizlemek helâl değildir. O kusûru bilip söylememek de, kimseye helâl olmaz.) [Hakîm]

    Malın iyi tarafını göstermek, kötü tarafını gizlemek zulüm, hîle olur. Resûlullah, buğday satan bir köylünün buğdayına, mubârek parmaklarını sokup, yaş olduğunu görünce, sebebini sordu. Köylü, yağmurun ıslattığını söyleyince, buyurdu ki: (Niçin ıslak yerini saklayıp göstermiyorsun? Hîle eden bizden değildir) [Müslim]

    Şunu bilmeli ki, hîle ile rızk artmaz, aksine malın bereketi gider. Hîle ile azar azar biriktirilen şeyler, ansızın gelen bir felâketle, birdenbire giderek geride yalnız günâhları kalır. Bir sütçü, süte su katardı. Birgün, ansızın sel gelip, ineği boğdu. Adam şaşkın bir hâlde iken, çocuğu, “Süte kattığımız sular birikerek, gelip ineği götürdü” dedi.

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Ticârete hıyânet karışınca, bereket gider.) [Müslim]

    Bereket demek, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmıyan, çok mal vardır ki, sâhibinin dünyada ve âhırette felâketine sebep olur. O hâlde, malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Lâ ilâhe illallah diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, Allahü teâlânın gadabından, azâbından kurtulur. Dîni bırakıp, dünyaya sarılırsa, kelime-i tevhîdi söyleyince, Allahü teâlâ, yalan söylüyorsun buyurur.) [Beyhekî]

    3- Ölçüde, tartıda hîle yapmamalıdır!

    Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Verirken noksan, alırken fazla ölçene acı azâblar yapacağım.) [Mutaffifîn 1]

    Büyüklerimiz, her aldıklarını biraz noksan, verdiklerini de, biraz fazla ölçüp, (Bu az fark, Cehennem ile aramızda perdedir. Cenneti, birkaç liraya satanlar ve birkaç lira için, Cehennem azâbını hak edenler, ne kadar ahmaktır) derlerdi. Malın iyisi ile kötüsünü karıştırıp, hepsini iyi diye satmak harâmdır.

    4- Satış fiyâtında hîle yapmamalıdır!

    Peygamberimiz, (Müslümanların, şehre mal getiren köylüleri karşılayıp piyasa fiyâtını gizliyerek, ucuz satın almalarını) yasakladı. (Müslim)

    Piyasayı bilmiyenlere yüksek fiyâtla mal satmak da harâmdır. Hattâ, acemî olup, ucuz satan veya pahalı alanlar ile alış-veriş etmemelidir! Piyasadaki fiyâtı bunlardan gizlemek günâhtır. Müşterîye doğru söylemeli, hîle yapmamalıdır! Malda bir ârıza oldu ise, haber vermelidir! Malı, akrabâ veya ahbâbından, ona yardım olsun diye yüksek fiyâtla aldı ise, müşterîsine bunu söyliyerek, doğru değerini bildirmelidir! Meselâ, on lira etmiyen malı, on milyona aldı ise, o malı satarken, on milyona aldığını söylememelidir! Ucuz aldığı bir malın fiyâtı yükselip pahalı satıyor ise, aldığı fiyâtı söylemelidir! Hıyânet yapmaktan kurtulmak için, herkes, kendine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamalıdır! Çünkü, herkes, dikkat ile, pazarlıkla uğraşarak, tam değerini verip aldığını sanır. O hâlde, aldatarak satmak, hıyânet ve dolandırıcılık olur.

    Borcu ödemeyip geciktirmek
    Sual: Borcu ödemeyip geciktirmek günâh mıdır?

    CEVAP
    Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi lâzımdır. Ödeme imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek günâhtır.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Herhangi bir kimse, imkânı olduğu hâlde, borcunu vermeyip geciktirirse, [borcunu verinceye kadar] her gün amel defterine zulmetme günâhı yazılır.) [Taberânî]

    (Aldığı borcu ödemek istemeyene Allahü teâlâ, kıyâmette, “Bu kimsenin hakkını sende bırakacağımı mı zannettin?” buyurarak, o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermiyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günâhlarını borçluya yükler.) [Taberânî]

    (Zenginin [ödeme imkânı olanın] borcunu ödemeyip, oyalaması zulümdür.) [Buhârî]

    [Borcu vaktinde ödememeye zulüm, ödemiyene de zâlim denmiştir.]

    (Allahü teâlâ zâlim zengini sevmez, ona bugzeder.) [Bezzâr]

    Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka vermemelidir. Çünkü hadîs-i şerîfte, (Borcu var iken verilen sadaka kabűl olmaz) buyuruldu. (Buhârî)

    Verilmeyen zekât da borçtur. Borcu ödemek, zekât vermek farzdır. Zekât borcu olanın verdiği sadaka kabûl olmaz. Önce bu borçları ödemek lâzımdır. Bunun gibi farz borcu olanın nâfile namazları da kabûl olmaz. Sünnetler de nâfile demektir. (N.Fıkhıyye)

    Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hz.Lokman Hakîm, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercîh ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz, (Yâ Rabbî, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım) buyurarak, borçlanmanın çok kötü olduğunu bildirmiştir. (Nesâî)

    Borçluya mühlet

    Sual: Borcunu ödeyemiyen müşterilerimize mühlet tanımak sevâb olur mu?

    CEVAP
    Borcunu gerçekten ödeyemiyenlere mühlet vermek, elbette çok sevâbdır.
    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kıyâmet gününün dehşetinden kurtulmak ve Allahın himâyesine sığınmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberânî]

    (Darda olanı ferâha kavuşturan veya böyle bir kimsenin borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ, Kıyâmetin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]

    (Fakîr borçluya, borcunu ödemesi için kolaylık gösterene, her gün o borç miktarı kadar sadaka sevâbı yazılır.) [İ.Ahmed]

    (Bir kimse, borcunu ödeyebileceği vakte kadar fakîre mühlet verse, günâhlarından tevbe etmesi için Allahü teâlâ da ona mühlet verir.) [Taberânî]

    (Musîbetten kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşın gölgesine sığınmak istiyen, eli darda olanın borcunun vâdesini uzatsın veya o borcu bağışlasın!) [Abdürrezzâk]

    (Kıyâmette günâhı çok bir müslümanı hesâba çekerler. O kimse de, (Benim iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, “Fakîr olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, birşey isterlerse yine ver, boş çevirme” diye söylerdim) der. Allahü teâlâ da, o kimseyi affederek buyurur ki: (Ey kulum, bugün sen fakîr, muhtâçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız.) [Buhârî]

    Alacağı tahsil

    Sual: Bir arkadaşa sekiz sene önce beş bin liraya bir gömlek sattım. Şimdi ise bir gömlek bir milyon lira civârındadır. Bu parayı tahsil ederken beş bin lira olarak mi, yoksa o günkü beş bin liranın alım gücüne göre mi alacağız?

    CEVAP
    Eşyânın değeri altın ile ölçülür. Sekiz sene önce beş bin lira ile kaç gram altın alınıyorsa, bugün de aynı gram altın istemek câizdir. Diyelim ki 2 gram altın ediyorsa, bugün de 2 gram altın istenir. 2 gram altının bugünkü karşılığı olan kâğıt para da istenebilir. Gömleğe göre veya başka eşyâya göre istenmez. Belki bugünkü 2 gram altın iki gömlek eder veya bir gömlek de etmiyebilir. Ne kadar gömlek ettiği değil, ne kadar altın değerinde olduğu önemlidir. İhsân etmek iyidir. Alacaklı arzu ederse beş bin lirayı alarak da hesâbı kapar. Hiç de almayabilir.

    Ödünçte kolaylık

    Sual: Ödünç verirken, haram işlemeden gün tayin edebilmenin bir yolu yok mudur?

    CEVAP
    (Bey ve Şirâ Risâlesi)nin İsmail bin Osman tarafından yapılan şerhinin 59. sayfasında, (Ödünç verirken, zaman tayin etmek, malı, misli ile veresiye satmak olur. Bu ise fâizdir, büyük günahtır.) buyuruluyor.

    Miktarı az olan paralar için gün tayini mühim değilse de, miktarı fazla olan paralar için gün tayini lâzım olabilir. Senede, ödeme tarihi konabilmesi için, (S. Ebediyye)de bildirilen birkaç usûl:

    1- Ödünç vereceği kimseden kefil ister. Kefilden ödeme tarihi belli bono alır. Borçlu da kefilin ödemesi lâzım gelen tarihte öder.

    2- Yahut borçlu, borcunu kendine borcu olan birine havâle eder. Havâle olunanın borcunun ödeme zamanı, belli ise, alacaklıya da o zamanda öder.

    3- Yahut ödünç isteyene, ödünç vereceği kadar fiyatla, ucuz bir şeyi veresiye satar. Ondan bu satış için belli tarihli ödeme senedi alır. Sonra bu şeyi aynı fiyatla, peşin olarak geri alır. (Hadika)da, (Ödünç vereceği kimseye, bir kâğıt parçasını bile bin liraya satmak câizdir.) deniyor.

    4- (Eşbâh)da, (Ödünç verirken, senede ödeme tarihi koyabilmek yollarindan biri de, Mâlikî mezhebini taklid etmektir.) deniyor.

    (Mizân)da (Mâlikî mezhebinde, ödünç verilen malı, parayı, ödeme zamanından önce veya sonra isteyemez. Zamanında istemesi lâzımdır.) buyuruldu. Fakat başka mezhebi taklîd, ancak sıkışık durumlarda câiz olur. Taklîd edilen mezhebin taklîd ettiği husustaki bütün şartlarını öğrenip bunlara uymak lâzım olur.

    5- (İbni Âbidin)de ("Falana olan borcuma kefil ol" dese, o da kabul edip ödese, kefil borçluya, "Belli zamanda bana ödersin" diyebilir. Fakat "Falana olan borcumu öde" dese, o da kabul edip ödese, borçlunun bunu ona belli bir zamanda [yani gün tayin ederek] ödemesi câiz olmaz. Çünkü borçlu için ödemiş, borçlu şimdi buna borçlu olmuştur. Borcun belli bir zamanda ödenmesi ise câiz değildir.) buyuruldu.

    [Samîmi tanıdıklar arasında, daha kolay bir usul vardır. Ödünç isteyene, (Falanca gün bana aynı miktar para hediye edersen, şu parayı sana hediye ederim.) denir. O da kabul ederse, para alınmış olur.]

    Alacak Borç Meseleleri

    Sual: Bazı kimselerde alacaklarım var. Verecek güçleri yoktur. Vermeleri için sıkıştırsam günah olur mu?

    CEVAP
    Her zaman alacağınızı istemek hakkınızdır. Ancak borcunu veremiyen fakirleri sıkıştırmamak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmak istiyen, eli darda olana, alacağını tehir etsin veya bağışlasın!) [Müslim]

    (Bir müslümana Allah rızası için ödünç verene, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemiyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevap verilir.) [Hakim]

    (Başka himaye bulunmıyan günde, Allahın himayesine girmek istiyen, eli darda olana kolaylık göstersin veya alacağını bağışlasın!) [Taberânî]

    (Kim, fakirdeki alacağını tehir eder veya bağışlarsa, Allahü teâlâ da, kıyamet günü onu kendi himayesine alır.) [Taberânî]

    Akrabaya Yardım
    Sual: Yardım yaparken, ödünç verirken akrabayı tercih etmek mi lazım?

    CEVAP
    Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevabdır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevabdır. Bir kadın, Resulullaha, (Fakir kocama infakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye suâl ettirdiğinde Peygamber efendimiz buyurdu ki:

    (İki sevab vardır. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahim sevabı) [Buharî]

    Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

    (Senden yüz çeviren akrabana verilen sadaka daha faziletlidir.) [Taberânî]

    (Yakın akraba ve komşuya verilen sadakanın sevabı iki misli fazladır.) [Taberânî]

    (Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]

    (Bir kimseden amcasının oğlu yardım ister de, o da gücü yettiği hâlde, vermezse, kıyamet günü Allahın fazlından mahrum kalır.) [Taberânî]

    (Bir müslümana ödünç veren iki misli sadaka sevabı kazanır.) [İbni Mace]

    Din istismârı
    Sual: Tüccârın, malını müşteriye gösterirken kelime-i tevhîd, salevât okuması uygun mudur?

    CEVAP
    Tesbîh, tahmîd, tekbîr ve Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîf ve fıkıh kitâbı okumak sevâbdır.

    Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Allahı çok zikredenlerin günâhları affolur ve çok sevâb verilir.) [Ahzâb 35]

    Tüccârın, malını müşteriye gösterirken, bunları okuması, tekbîr getirmesi, kelime-i tevhîd, salevât söylemesi günâhtır. Bunları, para kazanmaya âlet etmek olur. (İhtiyâr)

    Rüşvet afeti

    Sual: Günümüzde rüşvet yaygınlaşmıştır. Rüşvetin dindeki yeri nedir?

    CEVAP
    Dinimiz, gasb edilmiş malı ve zulüm, hırsızlık ile alınan, rüşvet, faiz, kumar ücretleri ve diğer hıyanet yollarından birisi ile ele geçen kazancın yenilmesini ve başkalarına yedirilmesini yasak etmiştir. Kur'an-i kerimde mealen buyuruldu ki:

    (Birbirinizin mallarını aranızda [kumar, yalancılık, sahtekarlık, hırsızlık, gasb, rüşvet gibi] bâtıl sebeplerle yemeyin!) [Bekara 188]

    Kızın babasının veya akrabasının, kızı vermeye razı olmaları için damattan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Ayakbastı parası almak da rüşvettir, haramdır. Malını, canını, hakkını kurtarmak için istemiyerek rüşvet vermek caiz ise de, rüşvet istemek asla caiz değildir, haramdır.

    Layık olmayan kişileri işe almak için rüşvet istemek, ülke idaresini ehliyetsiz ellere terk etmek demektir. Bu da bir milletin yıkılmasına sebep olur.

    Bir öğretmenin, kabiliyetsiz bir talebeyi rüşvetle geçirmesi de, layık olmayan kimselerin iş başına geçmesine vesile olur.

    Alt sırada olan bir evrağı rüşvetle üste çıkarıp hemen muamelesini yapmak, diğer sırası gelen insanların haklarına tecavüzdür, zulümdür.

    Doktorun rüşvet alarak sağlam memura rapor vermesi, düzenin bozulmasının, ülkenin yıkılmasının sebeblerindendir.

    Belediyelerce, kanunsuz binalara ruhsat vermek veya ruhsatsız yapılara rüşvet alarak göz yummak veya daha başka şekilde rüşvet almak vazifeye ihanettir.

    Müslümanlık ve Rüşvet

    Dinsiz bir kimse, Allahtan korkmadığı için, kanunun görmediği yerlerde her rezaleti işleyebilir. Fakat bir müslüman, Allahın her zaman kendini gördüğünü bildiği için rüşvete karışmaz ve diğer günahları işlemez. Eğer müslüman bir kimse, rüşvet gibi kirli işlere karışmışsa, Allahtan korkmadığı veya az korktuğu anlaşılabilir. Bu bakımdan müslüman bir kimsenin rüşvet alması, sadece kendini günaha sokmakla kalmaz, aynı zamanda islâmiyete de ihanettir.

    Neticede, rüşvet bir milleti manen ve maddeten çökerten bir illettir. İlgililere yardımcı olmak, her ferdin vazifesidir.

    Dinen büyük günah olup, bir milletin felaketine sebeb olan rüşveti kaldırmak ancak islâm ahlâkına sahip olmakla mümkündür. Çünkü ahlâklı bir müslüman haksızlık etmediği gibi, haksızlığa da razı olmaz. Çünkü onda Allah korkusu bulunduğu için rüşvete vasıta bile olmaktan aslandan, yılandan kaçar gibi kaçar.

    Bu bakımdan çocuklarımızı, gençlerimizi ahlâklı yetiştirmek, millet olarak başta gelen vazifelerimizden biridir. Devlet memurlarının vazifelerini yaparken, vazife yaptığı kişilerden hediye almaları da doğru değildir.

    Hediye ve Rüşvet

    Hz. Ömer, devlet başkanı iken, hanımı ile bir köye gider. Köylü kadınlar halifenin hanımına çeşitli hediyeler verirler. Eve geldikleri zaman, hazreti Ömer, hanımına der ki:

    - Bunları nereden aldın?

    Hanımı cevap verir:

    - Köylü kadınlar hediye ettiler.

    - Ben halife olmasaydım, sana bu hediyeler verilir miydi? Eskiden ben halife değilken sana niçin hediye vermiyorlardı? diyerek Hz. Ömer, verilen hediyeleri beyt-ül mala verir.

    Rüşvet, haksız kazanç yollarından biridir. Bütün dinlerde günahtır. Devletlerin ceza kanunlarında, devlet idaresine karşı işlenen bir amme [kamu] suçu kabul edilmiştir.

    Haksızı haklı, yanlışı doğru, kötüyü iyi, liyakatsızı liyakatlı göstermek için bir kimseden para, mal almak rüşvettir. Böyle gayrı meşru hareket için, para, mal verilmesine vasıta olmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vasıta olana da Allahü teâlâ lânet etsin.) [Hakim]

    Rüşvetin yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelecek ki, rüşvet, hediye adı altında alınıp verilecek, ibret olsun diye, gözdağı vermek için suçsuz kimseler öldürülecektir.) [İ. Gazalî]


    Hediye ve Hükümleri

    Sual: Hediye hangi hâllerde, câiz ve hangi hâllerde câiz değildir?

    CEVAP
    Mu’teber kitaplarda diyor ki:

    1- Hediye veya hibe [bağış], mevcut ve bilinen bir malı, birine karşılıksız temlîk etmektir. Belli bir karşılık istiyerek vermek de câizdir. Meselâ, borcunu ödemesini şart etmek câizdir.

    2- Karşılık vermek şartı ile yapılan hediye, karşılığı verilmedikçe sahîh olmaz. Hediyenin ve karşılığının, ayrılmadan önce verilmeleri lâzımdır.

    3- (Sen ölürsen benim, ben ölürsem senin olsun) diyerek evini birisine vermek bâtıldır.

    4- Ali, Veli’ye, (Yaşadigin müddetçe evim senin olsun) dese, Veli ölünce, ev, sâhibine verilir.

    5- (Al, sarf et) diye verilip, hediye olduğu söylenmiyen para, teslim edilince, ödünç verilmiş olur. (Al, giy) diyerek verilen elbise, hediye olur.

    6- Hediye verilmeden önce, veren vazgeçebilir. Hediye verildikten sonra, ancak ikisinin rızâsı ile vazgeçilebilir.

    7- Hâfız, pazarlık etmeden, Allah rızâsı için hatim veya mevlid okursa, kendisine verilen hediyeyi alması câiz olur. Az diye İtirâz ederse, aldığı haram olur.

    8- Çocuğun hediye vermesi sahîh değildir. Çocuğa verilen hediyenin sahîh olması için, çocuğun, hediye edilen şeyi eline geçirmesi lâzımdır.

    9- Fakir, zenginin verdiği sadakayı zengine hediye etse, zenginin alması câiz olur.

    10- Biri, “Bu malı sana hediye ettim” dese, öteki de alsa, hediye tamam olur.

    11- Müşteri, mali teslim almadan başkasına hediye edebilir.

    12- Henüz ele geçirmeden önce, ikisinden birisi ölse, hediye bâtıl olur.

    13- İki kimse, ortak oldukları bir evi birine hediye etseler, câiz olur. Bir kimse, evini iki kişiye hediye etse, câiz olmaz. Çünkü, taksimi mümkün olan şeyi, hisse-i şâyı’alı olarak vermek câiz değildir.

    14- Gelecek ay başında, şu mali sana hediye ettim demek sahîh olmaz.

    15- Ölünceye kadar nafakasını vermek ve kendine hizmet etmek şartı ile evini birine hediye ve teslim edince, hizmete başlarsa, evi geri alamaz.

    Evini, ölünceye kadar içinde oturmak şartı ile satmak fâsid ise de, hediye etmek câizdir ve evi teslim ettikten sonra, geri alamaz. [Mecelle 855.]

    16- Hediye verirken malın mevcût olması şart, hazır olması şart değildir.

    17- Zorla alınan hediye sahîh değildir. Meselâ bir kimse, hanımına, (Sana borcum olan mehrini bana hediye etmezsen, babanın evine hiç gidemezsin) dese, hanımı da, hediye etse, sahîh olmaz. Çünkü kerhen, zor ile hediye vermek sahîh olmaz.

    18- Hediye, ancak ele geçince mülk olur. Satın alınan mal ise, ele geçmeden önce mülk olur.

    19- Ölüm hastası, malının üçte birini, vârislerinden başkasına bağışlıyabilir.

    20- Alacağını borçlusuna bağışlıyan, vazgeçemez. (Alacağım yok) deyince de, borç kalmaz.

    21- Kazançları şüpheli olan, hediyeleşmeli ve ödünç alıp kullanmalıdır! Haramdan geldiği kesin olarak bilinmedikçe, hediye gelen şeyler helâldir.

    22- Doğacak yavrusu benim olmak şartı ile bu hayvanı sana hediye ettim demek câizdir. Yavrusu da hediye olur.

    23- Mehr vermemek şartı ile nikâh sahîh olur. Fakat sonradan mehrini verir.

    24- Müşterinin başkasına satmaması şartı ile bir mal satmak veya başkasına satmamak şartı ile satın almak sahîh olup, bu şartların hepsi boştur, yapılmaz.

    25- Peygamber efendimiz buyurdu ki:

    (Verdiği hediyeyi geri istemek, kustuğunu yalamak gibidir) [Müslim]

    Buna rağmen, bir kimse, bir ihtiyâçtan dolayı veya sebepsiz verdiği hediyeyi geri isteyebilir.

    Ancak şu yedi şeyden biri varsa, hediye teslimden sonra, artık geri alınamaz:

    1- Verilen malda kıymetini artıran fazlalık meydana gelmiş olmak,

    2- İkisinden birinin ölmesi,

    3- Hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek bir hediye vermek,

    4- Hediye edilen malın, alanın mülkünden çıkması,

    5- İkisi arasında nikâh bulunmak veya aralarında nikâhı ebedî haram eden akrabâlık bulunmak,

    6- Hediye edilen malın helâk olması, geri almaya mâni’ olur.

    7- Fakire verilmiş olması. Çünkü fakire verilen hediye, sadaka olacağı için geri alınamaz.

    Devletin verdikleri
    Sual: Bir vâiz, “Necm sûresindeki (İnsan için çalıştığından başkası yoktur) anlamındaki âyetten anlaşılıyor ki, emekli maaşı ve alın teri karışmıyan her kazanç harâmdır. Yaşlı kimselerin ücretsiz belediye araçlarında seyahat etmesi de böyledir. Yine aynı âyet gösteriyor ki, ölü için yapılan duâ, sadaka ve diğer iyiliklerin hiç faydası olmaz” dedi. Faydası yoksa, niçin cenâze namazı kılıyoruz?

    CEVAP
    Ölü için duâ edilir, her türlü hayrat yapılır. Emekli maaşı almak da câizdir.Devlet, ihtiyârlara bir ihsân olarak yaşlılık maaşı bağlamıştır. Aynı şekilde belediye, ihsân olarak ihtiyârlara ücretsiz seyahat hakkı tanımıştır. Bu bir hediyedir. Devlet, gâzilere, asker âilelerine maaş bağlıyor. On çocuğu olana ikramiye verebilir. Zelzeleden zarar görenlere karşılıksız yardım edebilir. Yâhut sırf Türk vatandaşı olduğu için herhangi bir yardım yapabilir.

    Devlet bir kimseye böyle çeşitli yardımlar yaptığı gibi, bir fert de dilediği kimseye, milyonlarca, milyarlarca yardım yapabilir. Hediye verebilir. Alınan her paranın muhakkak alın teri ile alınması lâzım değildir.Devlet, bir memuruna, bir işçisine anlaşma îcâbı, haftada bir gün veya iki gün izin verebilir. Yılda bir ay, iki ay izin verebilir. Birkaç ay hastalık izni verebilir. Bu izinli olduğu zamanlarda da maaşından kesmeyebilir. Şu kadar yıl çalışanı emekli edebilir. Bunların hiçbiri dîne aykırı değildir. Devlet, 25 yılda emekli ettiği gibi, bunu 50 yıla da çıkarabilir veya on yıla indirebilir. Ömür boyu emekli maaşı verebilir. Devlet, 25 yıl hizmet eden memura ölünceye kadar maaş verdiği gibi, Allahü teâlâ da, îmân edenlere sonsuz mükâfât vermektedir.

    Bir kimsenin, îmân ettiği için, kuluna sonsuz mükâfât veren Allahü teâlâya, niçin bu kadar ni’met veriyorsun, diye suâl edemediği gibi, belli bir hizmet karşılığı, ölünceye kadar maaş almaya harâm demek çok yanlıştır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (İnsana, ancak çalışarak [ihlâs ile] yaptığı işler [âhırette] fayda verir.) [Necm 39]

    Bir kimse, başkasının yaptığı amelden fayda görmez. Herkesin yaptığı kendinedir. Meselâ bir kimse, sadaka verse, sevâbı yalnız sadakayı verene ait olur. Başkasının bu sevâbda hissesi olmaz. Ancak amel işliyen, meselâ sadaka veren kimse, sevâbını başkalarına da bağışlayabilir. Onlar da bu sevâbdan faydalanır. Ölülere duâ ve istigfâr etmek faydalıdır. İbrâhim aleyhisselâm, (Ey Rabbimiz, [kıyâmette] hesâb için ayağa kalkıldığı gün, beni, ana-babamı ve bütün mü’minleri affeyle) diye duâ etmiştir. (İbrâhim 4)

    Bir mü’minin duâsı ile diğer mü’minlerin günâhları affediliyor ki, böyle duâ edilmesi emredilmiştir. Yine her gün namazda, (İbâdillâhissâlihîn) diyerek müslümanlara duâ ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehıyyatta bunun okunması emredilmezdi.

    Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:

    (Ölünün mezârdaki hâli, imdât diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Ona bir duâ gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşıyanların duâları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfâr etmektir.) [Deylemî]

    Günâhkâr bir müslümanın cenâze namazını müslümanlar kılarsa, ölünün günâhları affolur. Yanî dirilerin duâları sebebiyle ölülere çeşitli hediyeler gider. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Müslümanlardan üç saf, bir müslümanın cenâze namazını kılarsa, ölü Cennete girmeye hak kazanır.) [Ebû Dâvüd, Tirmizî]

    Ölü için duâ ve Kur’ân-ı kerîm fayda verdiği gibi, ölüler için sadaka vermek de onların günâhlarının affına sebep olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Allah için nâfile sadaka vermek istiyen, bunu müslüman ana-babasının niyetine verse, ana-babası için birer ecir, onların ecirlerinden eksilmemek üzere, bir misli de kendisine verilir.) [Taberânî, İbni Asâkir]

    (Ölmüş ana-babası nâmına hac eden, bu hac hem kendisi, hem de ana-babası için kabûl edilir ve ana-babasının rûhuna müjde verilir.) [Dâre Kutnî]

    (Ölen mü’minin her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı devam eder. Bunlar, sadaka-i câriye, faydalı ilim ve kitap ile sâlih evlâdın ettiği duâ ve istiğfârlar.) [Ebûşşeyh]
    [Sadaka-i câriye, câmi, çeşme, yol gibi, faydası devâm eden işlerdir.]

    (Dînimizde iyi bir çığır açana, bunun sevâbı ile bununla amel edenlerin sevâbı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevâbından da hiçbir şey eksilmez. Dînimizde kötü bir çığır açana da, bunun günâhı ile, bununla amel edenlerin günâhı verilir, o kötü yolda gidenlerin günâhından da hiçbir şey eksilmez.) [Müslim]

    Tatarhâniyye’de, (Sadaka veren, sevâbının bütün mü’minlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevâbından hiç azalmadan, bütün mü’minlere de sevâbı erişir) buyurulmaktadır. (R.Muhtâr)

    Kirâcı ve uşur
    Sual: Kirâladığım tarlanın uşrunun tamamını benim mi vermem gerekir?

    CEVAP
    Fıkıh kitaplarında, (Bir kimse, tarlasını kirâya verirse, mahsûlün uşrunu, İmâm-ı a’zama göre, mal sâhibi verir. Kirâ ücreti yüksek olan yerlerde, böyle fetvâ verilir. İmâmeyn’e göre, kirâcı verir. Kirâ az olan yerlerde, böyle fetvâ verilir) buyuruluyor. Meselâ, kirâ ücreti olarak 20 milyon lira verip, masraflar çıktıktan sonra 60 milyon liralık mahsûl almışsanız, mahsûlün uşrunu siz verirsiniz. Masraflar çıktıktan sonra 30 milyon liralık mahsûl almışsanız, tarla sâhibi verir. Çünkü kârın yarısından fazlasını mal sahibi almıştır. 10 milyon liralık masraf yapıp 50 milyon liralık mahsûl almışsanız, 40 milyon lira almışsınız demektir. Bunun 20 milyonunu mal sahibine verdiğiniz için, mahsûlün yarısının uşrunu siz, yarısınınkini de mal sâhibi verir. Uşur verilirken kira ücreti ve masraflar düşülmez. Fakat uşru hangi tarafın vermesi gerektiği hesap edilirken, masraflar nazarı itibâre alınır.

    Tek taraflı sözleşmeyi bozmak

    Sual: Yapılan bir sözleşme, bilinmiyen bir sebeple aleyhimize dönse, o sözleşmeyi tek taraflı olarak bozmamızda, yani caymamızda bir sakınca var mıdır?

    CEVAP
    Hiç kimse, tek taraflı olarak sözleşmeyi bozamaz. (Aleyhime oldu, ben de bozdum) demek geçersizdir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Ey iman edenler, sözleşmelerinize uyunuz!) [Maide 1]

    (Allah, sözleşmeleri bozmaktan sakınanları sever.) [Tevbe 7]

    Irzlarını koruyanlar, emanetlerine ve sözleşmelerine riayet edenler, doğru şahitlik yapanlar, namazlarını kılanlar, cennetle ikram olunacak kimselerdir. (Mearic 29-35)

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

    (Sözünde durmamak münafıklık alametidir.) [İ.Neccar]

    Satılan malı geri almak
    Sual: Boyacılık yapıyorum. Bir müşterim, (Oğlum da, aynı boyadan, benden habersiz olarak başka birisinden almış) diyerek sattığım boyaları geri getirdi. Bunları almaya mecbur muyum?

    CEVAP
    Sattığınız malı geri almaya mecbur değilsiniz. Ancak ihsan ederek, malları geri almak çok iyi olur. Kur'an-ı kerimde, (İhsan [iyilik] edenlere, rahmetim elbette çok yakındır) buyuruldu. (Araf 56)

    İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:

    Müşteri pişman olursa, yapılan satışı bozmak iyi olur. Çünkü, Resulullah, (Müşteri pişman olunca, satıcı da kabul edip sözleşmeyi bozarsa, Allahü teâlâ, onun günahlarını affeder) buyurdu. (K. Saadet)

    Müteahhitle sözleşme

    Sual: Müteahhitle üç yıl sonra evi teslim etmesi için anlaştık. Geciken her gün için bir miktar gecikme tazminatı almak üzere sözleşme yapmam caiz mi?

    CEVAP
    Evet caizdir. Ancak, vaktinde ödenmiyen alacak için caiz olmaz. Çünkü alacak, evi teslim etmeye benzemez.

    Alacağını tehir ederek fazla istemek faiz olur. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (Allah, alış-verişi, ticareti helal, faizi haram kıldı.) [Bekara 275]

    Alacaklının zarar etmemesi için, paranın o günkü kıymeti altın olarak hesaplanır. Ödeneceği gün, altın olarak verilir. Dolara veya herhangi bir eşyaya göre hesaplanmaz. Kıymet denilince, altın anlaşılır, başka mal ve para anlaşılmaz. Çünkü eşyanın kıymeti altın ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)

    Sözleşme gereği para kesmek
    Sual: Araba almak için bir organizasyona girdim. Sözleşme yaptık. Birkaç ay sonra maddî sıkıntı yüzünden ayrılmak zorunda kaldım. Sözleşme gereği, paramın bir kısmını kestiler. Onlara itimat ederek sözleşmeyi okumadan imzalamıştım. Ben razı olmadığıma göre, onların bu parayı almaları caiz midir?

    CEVAP
    Elbette caizdir. Eğer onlar sözleşme dışı bir şey yapsalardı, o zaman onlar suçlu olurdu. Sözleşmenin veya kanunun mahiyetini bilmemek mazeret teşkil etmez.

    Kırmızı ışıkta geçen birinin, (Ben bunun suç olduğunu bilmiyordum) demesi mazeret olur mu?

    Alış-Verişte Yemin

    Sual: Bir malı beğendirmek gayesiyle yemin etmekte mahzur var mıdır?

    CEVAP
    Doğru da olsa, alış-veriş yaparken yemin etmemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Malını, yemin ederek beğendirene kıyamette merhamet edilmiyecektir.) [Müslim]

    (Alış-verişte "Vallahi böyle, billahi öyle değildir" diye yemin edenlere ve sanatkardan, "Yarın gel, öbür gün gel" diye sözünde durmıyanlara yazıklar olsun!) [Deylemî]

    (Yalan yemin ile mal çok satılsa da böyle kazancın bereketi olmaz.) [Buharî]

    (Alıcı ile satıcı birbirine doğru söyleyip, nasihat edince, kazançları bereketli olur, malın kusurunu gizleyip, yalan söyledileri zaman bu bereket kalkar.) [Buharî]

    (Satılan bir şeyin kusurunu gizlemek helal değildir.) [Hakim]

    (Bir zaman gelecek ki, insanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünüp, helalını, haramını düşünmiyeceklerdir.) [R. Nasıhin]

    Malını müşteriye gösterirken tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. (İhtiyar)

    (İhtiyar) kitabındaki bu ifadeden, müşteri çekmek gayesiyle dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olacağı anlaşılmaktadır. Hele dinden imandan habersiz kimselerin bu hareketi, din istismarı olur.

    Akıllı, ahıretin sonsuz kazancını dünyanın geçici kârı ile değiştirmez. Bütün iyiliklerin, dinin emirlerine uymak ve yerine getirmekte olduğunu bilir.

    Mushaf Satmak

    Sual: Sadece mushaf, dini kitap ve dini levha ticaretinin mahzuru var mıdır?

    CEVAP
    Mushafı, Kur'an-ı kerim öğretilmesine sebeb olmak niyetiyle satmak caiz ve sevab olur. Aldığı para helal olur. Fakat böyle niyetin alameti maloluş fiyatına yakın az bir karla satmaktır. Geçimi başka kitaplardan sağlanıyorsa, mushafları karsız satmalıdır! (Şira)

    Mushaf, dini levha, ilmihal kitapları ticaret malı değildir. Emr-i maruf için satılır. Çarşıda pazarda satılmaz. Dükkanlarda rafa konur. Okumak, bereketlenmek için odaya asılır. Zinet eşyası değildir. Dini levhaları ve diğer dini eserleri yere sermek onlara hakaret olur. Mushafa ve dini kitaplara hakaret eden ise küfre düşer. Yani kâfir olur.

    Ödünç alırken

    Sual: Hangi durumda ödünç alınır? Alınan borcu geciktirmek uygun mudur?

    CEVAP
    Şu üç durumda ödünç almak caiz olur:

    1- Nafakası olmıyanın, nafakasını, vücudunu örtecek kadar elbise almak için veya kazancı şüpheli olanın, helal nafaka almak için ödünç istemesi caizdir.

    2- Evi olmıyan kimsenin, ev satın alması veya evinin kirasını ödemesi için ödünç istemesi caizdir. Soğuktan korunmak [odun, kömür, soba, kışlık palto gibi şeyler almak] için de ödünç alabilir.

    3- Evlenmek, mevkii ve vazifesi icabı, adete uygun giyinmek ve bunun gibi işler için ödünç istenebilir. [Zaruret olunca da ödünç almak caiz olur.]

    Bu üç maddede bildirilen hususlar dışında ödünç istemek caiz olmaz. Mesela, parası olmıyan kimsenin baklava yemek, meşrubat içmek ve pahalı kumaşlardan elbise almak, komşunun var diye ihtiyaç olmıyan bir şeyi almak için ödünç istemesi doğru değildir. Kısacası makam ve vazifesi gereği değilse, lüks sayılan yiyecek, içecek ve giyecek için ödünç alınmaz. Ödemek niyetiyle ödünç alana Allahü teâlâ yardım eder, ödünç verene de çok sevab verir.

    Bire Onsekiz Sevab
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Sadaka için on sevab, ödünç için ise on sekiz sevab vardır.) [Taberânî]

    (Allah rızası için ödünç verene, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemiyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevab verilir.) [Hakim]

    Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hz. Lokman Hakim, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercih ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

    (Ya Rabbi, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım.) [Nisai]

    (Borçsuz olan hür yaşar.) [Beyhekî]

    (Huzur içinde iken, borçlanarak korku içinde yaşamayın!) [Hakim]

    (Borçtan sakının! Borç, gece gama, gündüz zillete sebep olur.) [Beyhekî]

    Ödünç alınan borçları ilk fırsatta ödemeye çalışmalıdır! Alış veriş neticesinde meydana gelen taksitli, borçları da zamanında ödemelidir! Ödemeyi geciktirmek günahtır. İbrahim Edhem hazretleri, (Borcu olan kimse, yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka bile vermemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kendi veya çoluk çocuğu muhtaç veya borçlu olanın verdiği sadaka kabul olmaz.) [Buharî]

    İhtiyacı olmıyana, malını lüzumsuz yerlere, harama harcıyana ödünç para vermemelidir! Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi gerekir. Ödeme imkanı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek zulümdür, günahtır. Bir kimse, malı olduğu hâlde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zâlim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an, lânet altında bulunur. Malı olmak, parası çok olmak demek değildir. Satılık birşeyi olup da, satmazsa, günah işlemiş olur.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Ödememek niyetiyle borçlanan, Kıyamete hırsız olarak gelir.) [İ Mace]

    (İmkanı varken, borcunu ödemiyene her gün zulmetme günahı yazılır.) [Taberânî]

    (Aldığı borcu ödemiyene Allahü teâlâ, Kıyamette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak onun iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borçlunun, iyi ameli yoksa, alacaklının günahları borçluya yüklenir.) [Taberânî]

    Borcunu ödeyemiyene mühlet vermek sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyametin dehşetinden kurtulmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberânî]

    (Darda olanı feraha kavuşturanı veya onun borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ Kıyametin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]

    (Beldan kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşa sığınmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin veya ona alacağını bağışlasın!) [Abdürrezzak]

    Kıyamette günahı çok bir müslümanı hesaba çekerler. O kimse de (Benim hiç iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, "Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, birşey isterlerse yine ver, boş çevirme!" diye söylerdim.) der. Allahü teâlâ da, onu affederek buyurur ki: (Bugün sen muhtaçsın. Sen dünyada kullarıma acıdın, bugün biz de sana acırız.) [Buharî]


    Cuma Vakti Alış Veriş

    Sual: Cuma günü, cuma namazı esnasında alış-veriş yapmak günah mıdır?

    CEVAP
    Cuma namazı için ezanı işiten ve kendisine cuma namazı farz olan her müslümanın alış-verişini bırakıp namaza gitmesi farzdır. Özürsüz cumaya gitmemek haramdır. Ezan okunurken de, alış-veriş yapmak mekruhtur. Hâlbuki alış-verişin kendisi helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir. Fakat ezan okunurken alış-veriş yapılması mekruhtur. (Dürer)




  4. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar



    AHİRET HAYATI



    Kıyamet günü

    Sual: Bazıları kıyamete inanmıyor. Hepsi bu dünyadadır diyorlar. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?

    CEVAP
    Kıyamet günü vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; gökler parçalanacak, yıldızlar dağılacak, yeryüzü ve dağlar, parça parça olacaktır ve yok olacaklardır. Kur'an-ı Kerim, bunları haber veriyor.

    Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir. Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.

    Bu bildirdiklerimiz, olmıyacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, hemen kabul etmek, inanmak gerekir. Hayâle kapılarak şüpheye düşmemelidir.

    Allahü teâlâ, (Resulümün getirdiklerini alınız!) yani, her söylediğine inanınız! buyuruyor. (Haşr 7)

    Kıyamette, peygamberler, âlimler, şehidler, salihler, Kur'an-ı kerim okuyanlar ve daha başkaları şefaat edecektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (1- Kur'an-ı kerim okuyanlar, 2- Peygamberiniz, 3- Akrabalar, 4- Emanete riayet edenler, 5- Din kardeşleriniz şefaat eder.) [Deylemî]

    1- Kur'an-ı kerimi tecvid ile, teganni etmeden sırf Allah rızası için okuyanlar şefaat eder.

    2- Peygamber efendimiz, büyük şefaatçidir. (Büyük günah işliyenlere şefaat edeceğim) buyurdu. (Tirmizî)

    3- Şefaat yetkisi verilen akrabalar, yakınlarına şefaat eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şehid, ev halkından 70 kişiye şefaat eder.) [Beyhekî]

    4- Emanete riayet eden salih müslümanlar da şefaat eder.

    5- Din kardeşlerimizden, kendisine şefaat yetkisi verilenler, arkadaşlarına, tanıdıklarına şefaat eder.

    İtikadı düzgün olan müslümanlar şefaate kavuşur. Bazı bid'at fırkaları şefaate kavuşamazlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Şefaatime inanmıyan ona kavuşamaz.) [Şira]

    (Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim) [Hatib]

    (Eshabıma dil uzatanlardan başka, her mümine şefaat ederim) [Deylemî]

    Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azabda ebedi kalacaklardır. Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.

    Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azab görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmıyacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmıyacak, rahmet-i ilahiyyeye kavuşarak Cennete girecektir.

    Kıyamet alametleri

    Sual: Bin yılından sonra ahir zaman olduğu söyleniyor. Bu ne demektir?

    CEVAP
    Kıyamet kopacağı zaman, dünya, bugünkü yörüngesinden çıkıp, başka bir yörüngeye girecek, daha sonra dağlar hallaç pamuğu gibi atılacak, taş taş üstünde kalmıyacak, apartmanlar, gökdelenler, saraylar yıkılacaktır. Madden böyle viran olduğu gibi manen de, iman yönünden de viran olacaktır.

    Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, ahir zaman peygamberidir. Yani bin dört yüz seneden beri ahir zamandayız. Hicretin bin yılından sonra birçok küçük alametler belirmiştir. Bazı alametler belli olmuştur. Küçük alametlerden yirmisi şöyle:

    1- Emanete riayet kalkar.

    2- Kötüler, aşağı kimseler, iş başına geçer, söz sahibi olur.

    3- İçki çok içilir.

    4- Zekât verilmez.

    5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.

    6- Erkekler ipek giyer.

    7- Zararından korunmak için insanlara müdara edilir.

    8- Gençler fâsık olur.

    9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.

    10- Tefecilik, faiz aşikare olur.

    11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.

    12- İslâma uymak ayıp sayılır.

    13- Herkese iyilik eden müslüman ahmak sayılır.

    14- İslâma uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.

    15- Mescidlerde, toplantılarda fâsıkların sesi yükselir.

    16- Cihad terkedilir.

    17- Bid'atler yayılır.

    18- Günaha teşvik artar

    19- İyiliğe mani olunur.

    20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.

    21- Cansızlar da konuşur.

    22- Komşuluk kötüleşir.

    23- Cimrilik artar.

    Bu alametlerin çoğu çıktığına göre ahir zamanda olduğumuz meydandadır.

    Ahir zamanda İslâmiyete uymanın, ateşi elde tutmak gibi zor olacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Müslümanlığa uyanlar hor görülecek, herkese iyilik edenler ahmak sayılacaktır. Peygamber aleyhisselama Kıyametin ne zaman kopacağı suâl edildiği zaman buyurdu ki: (Veled-i zina çoğalır. Mal sahiblerine tazim olunur. Mescidlerde fâsıkların sesi yükselir. Kötülük ehli, iyilik ehline üstün çıkar.)

    İbni Ömer hazretleri, bazı alametler zuhur edince dine daha çok sarılmak icabettiğini

    bildirmektedir. Bunlardan onu şöyle:

    1- Büyükler, küçüklere acımaz, küçükler de büyükleri saymaz.

    2- İyilik tavsiye edilmez, kötülük men edilmez.

    3- Âlimler ilmi, para karşılığı öğretir.

    4- Evlad, ana-babasına kin güder.

    5- Kerem sahibleri azalır.

    6- Dünya menfaati için din alet edilir.

    7- Binalar yükselip heva-i nefse uyulur.

    8- Akrabalık münasebetleri zayıflayıp kopar.

    9- İltimas, rüşvet ve tefecilik çoğalır.

    10- Zengin aziz tutulur.

    Küçük alametler
    [Kıyametin kopması ile ilgili küçük alametlerle ilgili hadis-i şeriflerden bazılarını bildiriyoruz:]

    (Erkekler azalır, kadınlar çoğalır, zina artar.) [Buharî]

    (Çalgı her yere yayılır, zaptiye, gammaz ve gıybetçi çoğalır.) [Beyhekî]

    (Tehıyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberânî]

    (İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]

    (İşler, ehli olmıyana verilir.) [Buharî]

    (Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helala haram, harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemî]

    (Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olur!) [Tirmizî]

    (Sadıklar yalanlanır, yalancılar kabul görür. Eminler hain, hainler emin sayılır.) [İ.Ahmed]

    (Kur'an-ı kerim çalgı aletlerinden okunur. Tecvid ile, güzel okuyanlar dinlenmeyip, musiki ile şarkı gibi okuyanlar dinlenir.) [Tergib-üs-salât]

    (İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalını, haramını düşünmiyeceklerdir.) [R.Nasıhin]

    (Sadece tanıdıklara selam verilir. Sıla-i rahm kalkar ve yalancı şahidler ve yazarlar çoğalır.) [Hakim]

    (Zengine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, *** çoğalır. Alış-verişte hile yapılır, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez. Kurtlar, kuzu postuna bürünür. O zamanda en iyi kimse, müdahim olandır.) [Hakim]

    {Müdahim, kimseye karışmayıp, kendi işine bakandır}

    (Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmıyacaktır.) [Deylemî]

    (İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]

    (“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]

    (Kötü iyi, iyi kötü gösterilmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Haraiti]

    (Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buharî]

    (Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemî]

    (Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemî]

    (Şerliler, kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizî]

    (Kur'an-ı kerim kaldırılmadan kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]

    (Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Yahudilerin gizlendiği taş ve ağaç, “Yahudi arkamda gel öldür” diyecektir.) [Müslim]

    (Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizî]

    (Allaha inanan kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]

    (Kıyamet, yalnız kötüler üzerine kopar.) [Buharî]

    Kıyamet ne zaman kopacak
    Sual: Kıyâmet ne zaman ve nasıl kopacaktır?
    CEVAP

    Kıyâmetin ne zaman kopacağı bildirilmemiş, (Onu ancak Allah bilir) buyurulmuştur. (A’râf 187, Ahzâb 63)

    Kıyâmetin kopmasına yakın çeşitli alâmetler çıkacaktır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

    (Rabbinin bazı âyetleri [alâmetleri] geldiği gün, önce îmân etmemiş veya îmânında hayır kazanmamış olana, [o günkü] îmânı fayda vermez.) [En’âm 158]

    Hadîs-i şerîfte, bazı alâmetlerin ne olduğu şöyle bildirilmektedir:

    (Şu üç şey ortaya çıkınca, îmân etmemiş veya îmânından hayır kazanmamış olana, îmânı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, deccâl ve dâbbet-ül-arz.) [Tirmizî]

    Kıyâmet koparken, dünya, şimdiki yörüngesinden çıkıp, başka bir yörüngeye girer, daha sonra dağlar hallaç pamuğu gibi atılır, taş taş üstünde kalmaz, apartmanlar, gökdelenler, köşkler yıkılır. Her yer maddî ve ma’nevî olarak virân olur.

    Kıyâmetin ne zaman kopacağı belli değil ise de, birçok alâmetleri çıkmıştır. On büyük alâmet çıkmadıkça Kıyâmet kopmıyacağını Peygamber efendimiz bildirmiştir.

    On büyük alâmet
    Müslim’deki Hadîs-i Şerîfte, şu on alâmetin çıkacağı bildirilmiştir:



    1- Mehdî gelecek:

    Babası Abdullah, annesi Âmine’dir.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Mehdî’nin başı hizâsında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdî’dir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebû Nuaym]

    (Ehl-i beytimden bir zât yeryüzüne hâkim olmadıkça kıyâmet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adâletle doldurur. İdâresi yedi yıl sürer.) [Müslim]



    2- Deccâl gelecek:

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Deccâl çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrı olduğuna inananın îmânı gider.) [İ.E.Şeybe]



    3- Hz. Îsâ gökten inecek:

    Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Allahın Resûlü Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük dedikleri için Yahûdîleri la’netledik. Onlar Îsâ’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine Îsâ gibi gösterildi.) [Nisâ 157]

    Hz.Îsâ göğe kaldırılmıştır. (Nisâ 158)

    (Elbette o [Hz.Îsâ’nın Kıyâmete yakın gökten inmesi], Kıyâmetin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydâvî]

    Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

    (Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak iner, haçı parçalar, domuzu öldürür [yasaklar], kin, nefret ve haset ortadan kalkar.) [Müslim]

    (İsâ aleyhisselâm, inince, her yerde sükûn, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) [Ebû Dâvüd]



    4- Dâbbet-ül-arz çıkacak:

    Bu husûsta birçok Hadîs-i Şerîf vardır. Bir tanesinin meâli şöyle:

    (Dâbbe-tül arz, Mûsâ’nın âsâsı ile mü’mine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizî, Ferâid]

    Bu hayvandan Kur’ân-ı kerîmde de bahsedilmektedir. (Neml 82)



    5- Ye’cûc ve Me’cûc çıkacak:

    Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Ye’cûc ve Me’cûc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiyâ 96]

    Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:

    (Ye’cûc ve Me’cûc, Kıyâmetin ilk alâmetlerindendir.) [İbni Cerîr]



    6- Duman çıkacak:

    Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhân 10]

    Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:

    (Duhânın [dumanın] te’siri mü’mine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebû Dâvüd]



    7- Güneş batıdan doğacak:

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Güneş batıdan doğmadıkça Kıyâmet kopmaz. O zaman herkes îmân ederse de fayda vermez.) [Buhârî, Müslim]



    8- Ateş çıkacaktır.

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Hicâz’dan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]



    9- Doğu, Batı ve Arabistan’da ay tutulacak ve yer batması olacaktır. (B.Ârifîn)



    10- Kâ’be yıkılacaktır.

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Habeşli biri Kâ’be’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâ’be’nin taşlarını bir bir söker hâlde görüyorum.) [Buhârî, Müslim]

    Saçma te’viller
    Sual: Bazı kimseler, Kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslâmiyetin batıdan yayılacağı şeklinde te’vil ediyorlar. Dâbbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğunu söylüyorlar. Böyle te’vil câiz midir?

    CEVAP

    Kur’ân-ı kerîmin açık, meşhur manâlarını değiştirenler, bâtınî denilen sapık bir fırka mensupları idi.

    Bunlar, Kur’ân-ı kerîmin açık manâlarına inanmayıp, kendilerine göre başka manâlar çıkarırlar, (Kur’ânın zâhir ve bâtın manâları vardır, bâtın, yanî iç manâsı lâzımdır. Cevizin kabuğu değil, içi işe yarar) diyerek, dînin emirlerini bozmaya çalışırlar.

    (Tarîkat-ı Muhammediyye) ve (Akâid-î Nesefî) şerhinde böyle kimselerin müslümanlıktan çıktığı bildirilmektedir. Bu iki kitapta bildirilen fetvâ şöyle:

    (Kur’ân-ı kerîmin âyetlerine, kelimelerin açık, meşhur manâları verilir. Bu manâları değiştirerek bâtınîlere uyanlar kâfir olur.)

    Bunlar gibi Kur’ân-ı kerîm te’vil edilirse, ortada din diye bir şey kalmaz. Namaz, oruç, zekât te’vil edilerek ortadan kaldırılır!..

    Güneşin batıdan doğması

    Kur’ân-ı kerîmde, meâlen buyuruluyor ki:

    (Rabbinin ba’zı âyetleri [alâmetleri] geldiği gün, îmân etmemiş veya îmânında hayır kazanmamış olana, [o günkü] îmânı fayda vermez.) [En’âm 158]

    Bir hadîs-i şerîfte, bazı alâmetlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:

    (Şu üç şey ortaya çıkınca, îmân etmemiş veya îmânından hayır kazanmamış olana, imânı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, deccâl ve dâbbet-ül-arz.) [Tirmizî]

    Başka bir hadîs-i şerîfte on alâmet bildirilmiştir. Konumuzla ilgili bir hadîs-i şerîfin meâli şöyle:

    (Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyâmet kopmaz. O zaman herkes îmân ederse de fayda vermez.) [Buhârî, Müslim]

    Avrupa müslüman olunca, îmân fayda vermez mi? Ne saçma te’vil...

    Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Te’vile ihtiyaç yoktur. Dinsizler anlayamaz diye zoraki te’vile gitmeye ihtiyaç yoktur.

    Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.

    Aids hastalığına, Kur’ân-ı kerîmde bildirilen hayvan olduğunu söylemek kadar saçma bir şey olmaz. Dînî konuda şahsî görüşün, tahminin yeri olmaz.

    (Kötü kadınlar çoğalıp, zinâ yayılınca, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara mâruz kalınır) meâlindeki hadîs-i şerîf için de, Aids diyenler çıkmıştır. Bu hadîs-i şerîfte bildirilen hastalık, Aids olabilir de, olmayabilir de. Kesin konuşulmamalıdır! Yarın daha başka hastalıklar da çıkabilir.

    Dâbbet-ül-arz’ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu Kur’ân-ı kerîmde de bildirilmektedir:

    (O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyâmet alâmetleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir îmân etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsîr-i Kurtubî]

    Hayvan konuşabilir mi?
    Bu hayvanın konuşması aklen de câizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kâdirdir. (Sevâb-ül kelâm fî akâid-il islâm)

    Dâbbet-ül-arz hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır. (Ferâid-ül fevâid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubî), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fî alâmâtil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyle:

    (Dâbbet-ül arz’ın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)

    (Dâbbet-ül arz, âsâ-i Mûsâ ile mü’mine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)

    (İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece mü’minler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)

    (Mehdî Çin’e gider, orada evlenir ve bir oğlu olur. Bu son doğan çocuk olur, ondan sonra kısırlık yayılır, doğum olmaz. Böylece halk tükenir.)

    Cennet-Cehennem şimdi vardır

    Sual: Sunucu Cenk Bey, radyodaki konuşmasında "Bugün Cennet ve Cehennem yoktur. Bunlar ahirette olacaktır." dedi. Şimdi Cennet ve Cehennem yok mudur?

    CEVAP
    Bir artistin sözüyle mevcut olan Cennet ve Cehenneme yok denmez. Her müslüman bilir ki, ilk insan ve bütün insanların babası olan Hz. Âdem, yıllarca Cennette yaşadı. Yasak ağaçtan yiyince, dünyaya indirildi. Bu hususta Kur'an-ı kerimde birçok ayet-i kerime vardır. Mesela Bekara suresinin 35 ve 36, Araf suresinin 17. ayet-i kerimesinden 27. ayet-i kerimesine kadar. Taha suresinin 117-119. ayet-i kerimeleri bu hususlardan bahsetmektedir. Kur'an-ı kerimde ayrıca müminler için Cennetin, kâfirler için de Cehennemin hazır vaziyette beklediği bildiriliyor:

    (Takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşun.) [A.İmran 133]

    (Kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden sakının!) [A.İmran 131]

    Peygamber efendimiz de, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemi de gezdi. Gördüğü şeyleri anlattı. Bunlardan birkaçı şöyle:

    (Cennete girdim. İnciden kubbeler gördüm.) [Müslim]

    (Miraca çıktığım zaman Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir." yazılı olduğunu gördüm.) [İbni Mace]

    (Miracda Cehenneme baktım. Kokmuş leşler yiyenler gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir" dedi.) [İ. Ahmed]

    Hesaba hazırlanmak

    Allahü teâlâ yegane mülk ve kudret sahibidir. Nasıl istiyorsa öyle yapar.

    Cennet müminler için ebedi mükâfat yeri, Cehennem de kâfirler için ebedi ceza yeridir. Cennet, hatıra, hayâle gelmiyen nimetlerle doludur. Cehennem de, akıl almayacak azablarla doludur. Mükâfat ve azablar bir hâl işidir. Yaşanmadıkça anlatılamaz. Nasreddin Hoca ağaçtan düşer. "Oy bacağım" diye feryat ettiğini görenler gelip, "Hoca ne var da bağırıyorsun? Hani bir şeyin yok" derler. Hoca merhum da, "Kardeşim sen ağaçtan hiç düştün mü?" der. Ağaçtan düşmeyenler, o acıyı hissedemezler.

    Mükâfat ve ceza büyük olduğu için sorgu-suâl işi de büyük olacaktır. Allahü teâlâ, (Salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hatta hatıra gelmiyen, hayâl edilemiyen nimetler hazırladım) buyuruyor. (Müslim)

    Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Artık onlar için yaptıklarına mükâfat olarak göz aydınlatıcı ne nimetler saklandığını [hazırlandığı] hiç kimse [Hatta melekler ve peygamberler bile] bilemez.) [Secde 17 Bedavi]

    Cehennem Azabı
    Cehennem azabının şiddeti de çeşitli ayet-i kerimelerle bildirilmiştir. Böyle büyük mükâfat ve büyük ceza için elbette büyük imtihan olacak ve ince şeyler sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Zerre kadar hayır yapan sevabını, zerre kadar şer yapan da cezasını görecektir) [Zilzal 7,8]

    Ahırette hiç kimseye zulmedilmiyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Rabbin kullarına zulmedici değildir) [Fussilet 46]

    Haksızlık yapılmıyacak ama, mükâfat verilirken de bol bol ihsan edilecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Zerre kadar bir iyiliğin sevabını da kat kat artırır, kendinden de büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]

    İlkokul imtihanı ile üniversite imtihanı aynı olmadığı gibi, her fakültenin imtihanı da farklıdır. Çöpçülük imtihanında da fizikten, cebirden sorulmaz. Kuyumculardaki küçük terazilerde küçük ağırlıklar tartılır. Ona niçin beş on kiloyu tartmadın diye sorulmaz. Kırk elli tonluk büyük basküllere, kantarlara da niye beş-on gramı tartmadın diye sorulmaz. Herkes gücüne göre imtihana tabi tutulur. Herkese ne nimet verilmişse, onun hesabı sorulur. Amaya göz nimetinden sorulmaz. Dilsize dilden sorulmaz. Başbakanın mesuliyeti ile odacınınki farklıdır. Âlim ile cahilinki de farklıdır. Dağda, ormanda veya demirperde gerisinde yaşayıp da müslümanlığı duymıyanlar, hesaba çekilmiyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Kendilerine peygamber gönderilenlere ve gönderilen peygamberlere de elbette hesap soracağız.) [Araf 6]

    [İnsanlara peygamberlere tabi olup olmadıkları, peygamberlere de tebliğ vazifesini ne derece yaptıkları sorulacaktır. (Beydavi)]

    Azabdan kurtulanlar
    Bir millete peygamber gönderilmemişse, yahut bir millet peygamberi duymamışsa cezalandırılmayacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Biz, peygamber göndererek bildirmeden önce azab yapıcı değiliz) buyuruluyor. (İsra 15)

    Peygamber gönderilenlere, müslümanlığı duyanlara mutlaka hesap sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Rabbin hakkı için, onların hepsine yaptıklarının hesabını elbette soracağız) buyuruluyor. (Hicr 92-3)

    Her insanda bulunan kiramen katibin melekleri, insanların yaptığı bütün işlerin resmini çekmekte, her anını filme almaktadır. İnsanların yapacağı işleri Allahü teâlâ ezelde bildiği için levh-i mahfuza da kaydetmiştir. En ufak bir yanlışlık ve haksızlık olmıyacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz) [Müminun 62]

    Milyarlarca insanın hesabı çok kısa bir zamanda yapılacaktır. Kur'an-ı kerimde "Vallahü seriulhisab" ifadeleri geçmektedir. (Allah, hesabı çok çabuk görür) demektir.

    Herkes hesaba hazırlanmalıdır!

    Hesaba çekilmek
    Sual: Kıyamette hesaba çekilen herkes sıkıntıya maruz kalacak mı?

    CEVAP
    Hesaba çekilen herkes sıkıntı görür. Sorgusuz suâlsiz cennete girmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamette hesaba çekilen, helak olmuştur.) [Buharî]

    (Hesaba çekilen azab görmüş olur.) [Bezzar]

    Sorgusuz suâlsiz Cennete girmek kolay mı? Herkes mutlaka hesaba çekilmiyecek mi? Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kıyamette herkes, şu dört suâle cevap vermedikçe hesabdan kurtulamaz:

    1- Ömrünü nasıl geçirdi?

    2- İlmi ile nasıl amel etti?

    3- Malını nereden, nasıl kazandı, nereye harcetti?

    4- Bedenini nerede yordu?) [Tirmizî]

    Ancak hesabı çok kolay geçenler de olacaktır. Mesela (Sen falanca mısın?) diye sorulacak, sonra bekletmeden Cennete konacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Osmanın şefaati ile hepsi Cehennemlik olan yetmiş bin kişi, sorgusuz suâlsiz Cennete girecektir.) [İbni Asakir]

    (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kulumla ahdim vardır. Namazlarını vaktinde, eksiksiz kılarsa, ona azab etmem ve onu hesabsız [sorgusuz suâlsiz] Cennete koyarım.) [Hakim]

    (Kıyamet günü insanlar hesaba çekilirken, bir münadi üç defa "Allahtan alacağı olanlar, kalksın ve Cennete girsin" diye seslenir. Bunu duyanlar, "Allahtan alacaklı olanlar kimler ki?" derler. "İnsanları affedenlerdir" denir. Bunun üzerine binlerce kişi ayağa kalkar, sorgusuz suâlsiz Cennete girerler.) [Taberânî]

    Salih müslüman olan, hesaba çekilmeden sorgusuz suâlsiz Cennete girer. O hâlde iyi bir müslüman olmaya çalışmalıdır!

    Kendimizi tanımak

    Sual: Bir kimse, kendisinin Cennete gidip gitmiyeceğini bilebilir mi?

    CEVAP
    Genel olarak müslüman kimse, iman ile ölür. İman ile ölen de, ya doğrudan doğruya, yahut günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete gider. İstisna olarak da pek az kimseye kötü bir hayat yaşadığı hâlde, son zamanlarda yaptığı iyi ameller sebebiyle imanla gitmek nasib olur. Bunun tersi de mümkündür. Yani salih amel işliyen bir kimse, son zamanlarda sapıtıp maazallah imansız ölebilir.

    Genel olarak, insan nasıl yaşarsa öyle ölür. Yani müslüman olarak yaşıyan, müslüman olarak ölür. O hâlde salih amel işlemeye çalışmalıyız. İyi bir insan olup olmadığımızı, bizimle münasabeti olan salih kimseler daha iyi bilir. (O, iyi bir insan değil) diyorlarsa, iyi olmadığımız açıktır. Eğer, (O, iyi bir insandır) diyorlarsa, iyi olduğumuz anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kendisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak istiyen, salih olan komşularının kendisi hakkında ne dediklerini öğrensin! "İyi kimse" diyorlarsa, Allah indinde de iyi olduğunu anlasın!)[Şira]

    Cennetten Cehennemi seyretme
    Sual: Öldükten sonraki dirilmeye, Cennete, Cehenneme inanmıyan, müslümanlara gerici diyen dinsizlerin, Cehennemde nasıl azab çektiklerini ahirette görme imkanı var mıdır?

    CEVAP
    Elbette vardır. Mutaffifin suresinde iman edenlerin, kâfirlerin çektikleri azabları gülerek seyredeceklerini bildiren ayet-i kerimelerin tefsirinde Hz. Kab buyuruyor ki:

    (Cennetten, Cehennemi seyretme imkanı vardır. Bir mümin, Cehennemdeki düşmanını görmek istese, [hemen önüne gelir, bir televizyon gibi] düşmanına yapılan azabları görerek sevinir.) [Tibyan]

    Kâfir Cennete girmez
    Sual: Yazar, kendi gibi ateş ehli yazarlardan da destek alarak, (Allaha inanıp barışa yönelik hizmetler veren herkes, ister yahudi, ister hıristiyan olsun Cennete girecektir.) diyor.

    CEVAP
    Cennete yalnız müslüman olanlar girer. Hud suresi 16. ve Tevbe suresi 17. ayet-i kerimelerinde, gayrı müslimlerin iyi amellerinin hiç fayda vermiyeceği, Muhammed aleyhisselama tabi olmadıkları için Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmektedir. İyi işlere, ibâdetlere sevab verilebilmesi için düzgün iman sahibi bir müslüman olmak şarttır. (Kitab-üt-tevhid)

    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Ey iman edenler,yahudileri de, hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardandır. Allah, [gayrı müslimleri dost edinerek kendilerine] zulmeden kavme hidayet etmez.) [Maide 51]

    (Eğer Ehl-i kitap [Kur'ana ve Muhammed aleyhisselama] iman edip [kötülükten] sakınsaydı, günahlarını örter, nimetleri bol cennetlere koyardık.) [Maide 65]

    (İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler yahudi ve müşriklerdir) [Maide 82]

    (Hak din yalnız İslâmdır.) [Al-i İmran 19]

    (İslâm dininden başka din istiyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahırette en büyük zarara uğrayacaklardır.) [Al-i İmran 85]

    (Ey Resulüm, de ki, Eğer Allahı seviyorsanız, bana tabi olun!) [A.İmran 31]

    [Ehl-i kitap] ("Yahudi ve hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete girmeyecek" dediler. O iddia, onların kuruntusudur. Onlara de ki "Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.") [Bekara 111]

    (Kendi dinlerine uymadıkça, yahudilerle hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.) [Bekara 120]

    (İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allahı bir tanıyan hanif, doğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.) [Al-i İmran 67]

    Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Isa da her peygamber gibi müslüman idi. Hz. Musaya ve Hz. Isaya o zaman inanan kimseler de müslüman idi. Şimdiki yahudi ve hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadıkça, yani müslüman olmadıkça ebedi Cehennemliktir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (Cennete ancak müslüman olan girer.) [Buharî, Müslim]

    (Beni duyup da Peygamber olduğumu kabul etmiyen yahudi ve hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.)[Hakim]

    Cehennemin bulunduğu yer
    Sual: Cehennem şimdi mevcut mudur, yoksa kıyamet koptuktan sonra mı yaratılacaktır? Şimdi mevcutsa nerededir? Kâfirler hep aynı yerde mi azab görecektir?

    CEVAP
    Bazı kimseler; şimdi cehennemin olmadığını, kıyamet günü yaratılacağını sanıyorlar. Halbuki cennet ve cehennem şimdi mevcuttur. Bazı kimseler de sadece bir cehennemin bulunduğunu, herkesin orada azap göreceğini söylüyorlar. Halbuki cehennem yedi tabakadır, kafirler durumuna göre tabakaların birinde azap görecektir.

    Feraid-ül fevaid kitabında buyuruluyor ki:

    Cehennem yedi tabakadır. Birbirinin altındadırlar. Her tabakanın ateşi, üstündekinden daha şiddetlidir. Günahı affedilmemiş olan müminler; birinci tabakada günahları miktarı yanıp, sonra cehennemden çıkarılarak cennete götürüleceklerdir.

    Diğer altı tabakada çeşitli kâfirler sonsuz yanacaklardır. Azabı en şiddetli olan yedinci tabakasında münafıklar yanacaktır. Bunlar, dilleri ile İslâmiyeti, övüp, kalbleri ile inanmayan, ikiyüzlü kâfirlerdir. Kâfirlerin bedenleri yanıp kül olunca, tekrar yaratılarak tekrar yanacaklar, sonsuz olarak böyle azap göreceklerdir.

    Cennet ve cehennem şimdi mevcuttur. Bazı âlimlere göre, cehennemin nerede olduğu kesin bilinmemektedir. Bazılarına göre, yedi kat yerin altındadır. Arz küresi, güneş ve bütün yıldızlar birinci sema [gök] içinde olduklarına göre, yeryüzünün neresinde olursak olalım, yedi kat yerin altında sema vardır. Cehennemin yedi kat semadan birisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. [İslâm Ahlâkı]

    Soğuk cehennem de vardır
    Bazı kimseler de, ateşten yaratılan şeytanın, cehennemde azap göreceğini kabul etmiyorlar. Hâşâ Alllahı, şeytana azap vermekten aciz olduğunu sanıyorlar. Kitaplarda bildiriliyor ki:

    Cehennemin bir bölümüne Zemherir denir. Yani soğuk cehennemdir. Soğukluğu pek şiddetlidir. Bir an dayanılmaz. İmansızlara bir soğuk, bir sıcak, sonra soğuk, sonra sıcak cehenneme atılarak şiddetli azap yapılacaktır. (Feraid-ül fevaid)

    Cehennemde soğuk Zemherir azaplarının bulunduğu, İmam-ı Gazalî hazretlerinin Kimya-i Saadet ve başka kitaplarında da bildirilmektedir. İlk insan topraktan yaratıldı. Diğer insanların bedenleri toprak maddelerinden meydana geldi. Fakat insan, et ve kemiktir, toprak değildir. Cin de böyledir. Ateş ve havadan meydana gelmişse de, ateş ve hava değildir. Şeytan da ateş ve havadan yaratılmışsa da ateş ve hava değildir. (Akâm-il-Mercân)

    Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur. Âciz değildir. Şeytana soğuk cehennemde de, sıcak cehennemde de azap eder. Demir testere demiri kestiği gibi, ateş de ateşi yakar. Allahü teâlâ için hiçbir güçlük yoktur. Cehennem ateşi o kadar şiddetlidir ki, dünyaya bir kıvılcım gelse, her şeyi yakıp kül eder.

    Bugün fen ilmine vâkıf olanlar, cisimlerin elementlerden meydana geldiğini bilir. Mesela, yanıcı hidrojen gazı ile yakıcı oksijen gazının terkibiyle su meydana gelmektedir. Su ise, kendini meydana getiren oksijen ve hidrojene hiç benzememektedir. İnsan topraktan, cin ve şeytan da ateş ve havadan yaratıldığı hâlde, yaratılış maddelerine benzemez.

    Kısacası Allahü teâlâ, zâlimlerin cezasını vermekten âciz değildir. Soğukla cezalandırdığı gibi, ateşle veya başka bir şeyle de cezalandırır. Cehennemde azap sadece ateşle değildir. Çeşitli azap şekilleri vardır.

    Cinniler Cennete Girecek mi?
    Sual: Cinleri inkâr eden kâfir olur mu? Cinler de Cennete girecek midir?

    CEVAP
    Cinler, çeşitli şekillere girebilecek kabiliyettedir. Müslümanları ve kâfirleri vardır. Dîne uymakla mükelleftirler. Varlıkları, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerle sâbittir. İnkâr eden kâfir olur. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.) [Zâriyât 56]

    (Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım.) [Hûd 119, Secde 13]

    (Hani, cinnîlerden bir grubu, Kur’ân-ı kerîmi dinlemek üzere sana sevketmiştik.) [Ahkâf 29]

    İbni Mes’ûd hazretleri bildiriyor:

    “Bir gece Resûlullah, bizimle beraberken aramızdan kayboldu. Her yeri aradık, bulamadık. O geceyi endîşe içinde geçirdik. Sabah olunca, Hirâ tarafından gelirken gördük. “Yâ Resûlallah, sizi aradık” dedik. (Bana cinlerden bir da’vetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’ân-ı kerîm okudum) buyurdu.” (Tefsîr-i Kurtubî)

    Bir hadîs-i şerîfte de, (Ezân okurken sesini yükselt! Çünkü, ezân okuyanın sesini işiten bütün insan ve cinler, Kıyâmette ona şâhitlik ederler) buyuruldu. (Buhârî)

    Cinlerin kâfirleri, bütün âlimlere göre, Cehenneme gidecektir. Mü’min cinler hakkında ise, değişik kaviller vardır:

    1- İnsanlar gibi muamele görecektir.

    2- Cehenneme girmiyecek, fakat toprak olacaktır.

    3- Cennetin “Rabad” denilen yerindedir. Dünyadakinin tersine; insanlar onları gördüğü hâlde, onlar insanları göremiyecektir.

    Cinler def’alarca Peygamber efendimizin huzûru şerîflerine gelip kendisini dinlemişlerdir. Resûlullah onlara, (Rahmân) sûresini tebliğ niyetiyle okumuştur. (Ey insanlar ve cinler, Rabbinizin hangi ni’metini inkâr edebilirsiniz) ifâdesi bulunan âyet-i kerîmeden sonra, (Rabbimizin hiçbir ni’metini inkâr etmeyiz, ey Rabbimiz sana hamdolsun) demişlerdi. Bu sûre, onların da dînî emîr ve yasaklarla mükellef olduğuna delâlet eder. Çünkü bu sûre, “Sekaleyn”e [insan ve cinne] hitap etmektedir. Kur’ân-ı kerîm âyetleri ve hadîs-i şerîfler; onların da, mükâfât ve cezâ için haşr edileceklerine delâlet etmekte, mü’minlerinin Cennete, kâfirlerinin de Cehenneme gidecekleri anlaşılmaktadır.

    İmâm-ı Buhârî buyuruyor ki: Cin sûresinin (Hakîkaten biz, hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı kerîmi dinleyince, O’na îmân ettik. Rabbine îmân eden, bahs’tan ve rehak’tan korkmaz) meâlindeki 13. âyet-i kerîmesindeki “bahs”, mükâfâtın eksik verilmesi; “rehak” da hak etmediği cezâyı görmek, demektir. Bu âyet-i kerîme, onların iyiliklerine karşılık mükâfâtlarının eksiksiz verileceğine ve günâhlarına karşı fazladan cezâ görmeyeceklerine delâlet eder. (Avn-ül-mürîd)

    Cennet Şarabı

    Sual: Okuduğum bir gazetede, Cennette şarap içilecekmiş, biz de dünyada içelim diye dalga geçiliyor. Çok üzüldüm.

    CEVAP
    Kötü gazeteleri okumazsanız, oradaki kötü yazıları görmez ve üzülmezsiniz. Kur'an-ı kerimde Cennet ehli için, orda, (Tertemiz şarap içerler) buyuruluyor. (İnsan 21)

    Cennet ehline verilecek "Şeraben tahura" diye buyurulan "Temiz şarap"tan maksat, temiz bir içecektir. Türkçe şurup, meşrubat denebilir. Alkollü olan şarap ile, rakı ile bir alakası yoktur. Kur'an-ı kerimde alkollü şarabın haram olduğu bildiriliyor. (Maide 90)

    Ömer Hayyamın rubailerinin çoğu din ile alay mahiyetindedir. Kasıtlı olarak söylediği (Tanrı Cennette şarap içeceksin der, aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?) mısraları bu kabildendir.

    Kâfir çocukları

    Sual: Kâfirlerin küçükken ölen çocukları Cennete girecek midir?

    CEVAP
    Kâfirlerin akıl-baliğ olmadan önce ölen çocuklarının, Cennete girip girmiyeceklerini, İslâm âlimleri yedi şekilde bildirmişlerdir:

    1- Bazı âlimler, bu hususta susmuşlar, hiçbir şey söylememişlerdir.

    2- Akıl-baliğ olmadan ölen kâfir çocukları, Cennete girer. Çünkü İslâm fıtratı üzerine doğmuştur, günahsızdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.) [Buharî]

    (Cennette İbrahim aleyhisselamın etrafında çocuklar dolaşır. Bunların içinde müşriklerin küçükken ölen çocukları da bulunur.) [Buharî]

    3- Kâfir çocukları Cennete girer, fakat müminlere hizmetçi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Rabbimden, küçükken ölen müşrik çocuklarının Cennette müminlere hizmet etmelerini istedim. Rabbim de kabul etti.) [Hakim-i Tirmizî]

    4- Ana-babalarına tabi olur. Ana-babasından biri, Cennete giderse Cennete gider. İkisi de Cehenneme giderse, çocukları da Cehenneme gider. Hz. Aişe validemiz anlatır: Resulullah efendimize dedim ki:

    - Müşriklerin küçükken ölen çocuklarının ahiretteki durumu nedir?

    - Babalarına tabidirler.

    - Hiçbir amel işlemeden nasıl babalarına tabi olur?

    - Onların ne amel işliyeceklerini Allah elbette bilir. (Ebu Dâvud)

    Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kız çocuğunu diri diri gömen de, gömülen çocuk da Cehennemdedir.) [Ebu Dâvud]

    5- Kâfirlerin çocukları, akıl-baliğ olsaydı, mümin veya kâfir olacaktı. Bu ise ilm-i ilahide bilindiğine göre, büyüyünce ne olacaksa hüküm de ona göredir. Yani kâfir olacaklar Cehenneme, müslüman olacaklar ise Cennete gideceklerdir. Peygamber efendimize, küçük yaşta ölen müşrik çocuklarının durumu suâl edildiğinde buyurdu ki:

    (Akıl-baliğ olsalardı, ne amel işliyeceklerini Allah elbette bilir.) [Buharî]

    6- Bazı âlimler, "Cennete de, Cehenneme de girmez. Araf denilen bir yerde kalır" demişlerdir. Fakat burası da devamlı değildir. Çünkü Kıyamette Cennet ile Cehennemden başka yer yoktur.

    7- Cennete gitmek için imanlı olmak, Cehennemde ebedi kalmak için de imansız olmak şarttır. Kâfirlerin çocukları ne imanlı, ne de imansızdır. Bunlar yok olacaktır.

    Dağda, ormanda, mağarada veya çölde yaşayıp da dinden haberi olmıyan kimseler de, imanlı olmadıkları için Cennete girmezler. Allahı, Cenneti, Cehennemi duymadığı ve inkar etmediği için Cehenneme de girmezler. Dirildikten sonra hesaba çekilip, varsa günahları kadar mahşer yerinde azab çekeceklerdir. Herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da yok edilecekler, bir yerde sonsuz kalmıyacaklardır. (Mektubat-ı Rabbanî, Feraid-ül fevaid, Tac)

    Dağda, çölde yaşayıp da Peygamberleri işitmemiş olana "Şahik-ul-cebel" denir. Bunlar mazurdur. Peygamber gelmemiş hükmündedir. Bunların, peygamberlere inanmaları, emrolunmadı. Bunlar için Kur'an-ı kerimin (İsra) suresinin on beşinci ayetinde, (Peygamber göndermeden önce, azab yapmayız) buyuruldu. (İsbat-ün-nübüvve)

    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

    (Bazı âlimler, insanların akıl ile Allahü teâlânın varlığını, birliğini bilmelerinin geretiğini bildirdiler. Allahü teâlâ, aklı, hakkı bâtıldan ayırmak için yaratmışsa da, akla hak yol bildirilmedikçe akıl, bunu yalnız başına bulamaz. Peygamberleri duymamış kimse, ahirette kabahati kadar mahşer yerinde azab görecek, herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi yok edilecektir.) [C.1, m.259]

    Mizan haktır, gerçektir
    Sual: Kıyamet günü, ameller terazi ile nasıl tartılır?

    CEVAP
    Kıyamet günü, amelleri, işleri ölçmek için, bilmediğimiz bir (Mizan), bir ölçü aleti, bir terazi vardır. Yer ve gök bir gözüne sığar. Sevap gözü, parlak olup, Arşın sağında Cennet tarafındadır. Günah tarafı, karanlık olup, Aşrın solunda, Cehennem tarafındadır. Dünyada yapılan işler, sözler, düşünceler, bakışlar, orada şekil alarak, iyilikler parlak, kötülükler karanlık ve iğrenç görünüp, bu terazide tartılacaktır. Bu terazi, dünya terazilerine benzemez. Ağır tarafı yukarı kalkar, hafif tarafı aşağı iner denildi. Âlimlerin bir kısmına göre, çeşitli teraziler olacaktır. Âlimlerin birçoğu da, (Terazilerin kaç tane ve nasıl oldukları dinde açık bildirilmedi, bunları düşünmemelidir) buyurdular.

    İmanı olmayanlar, yani bütün kâfirler, ölünce sonsuz cehenneme gidecek ve orada sonsuz kalacaktır. İmanlı olanların sevapları, günahları tartılacaktır. Sevabı fazla gelenler cennete gidecek ve orada sonsuz kalacaktır. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazıları şöyledir:

    (Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. O zaman hiç kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan her işi, bir hardal tanesi kadar da olsa, adalet terazisine getiririz. Herkesin hesabını görmeye yeteriz.) [Enbiya 47]

    (Kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, onlara gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!) [Araf 6]

    (Yaptıkları her şeyi kendilerine bir bir anlatacağız; çünkü onlardan uzak değiliz.) [Araf 7]

    (Kıyamet günü kurulacak mizan haktır, gerçektir. Tartıda sevapları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.) [Araf 8]

    (Sevapları tartıda hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.) [Araf 9]

    (Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Cehennem ateşinden uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur.) [A.İmran 185]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

    (Adem oğlu kıyâmette getirilir ve mizanın kefeleri önünde durdurulur. Ona bir melek tayin edilir. Eğer mizanı ağır gelirse, vazifeli melek,. "Filan kimse bundan sonra ebedi olarak kurtulmuştur.” der. Mizanı hafif gelirse, melek "Falan kimse de kaybetmiştir" der. ) [Ebû Nuaym]

    (Kulun Kıyâmette ilk hesaba çekileceği ameli namazdır. Eğer o düzgün çıkarsa, diğer amelleri de düzgün olur. Eğer o bozuk çıkarsa diğer amelleri de bozuk olur.) [Taberânî]

    Haşrolurken
    Sual: Kıyamet günü insanlar haşrolurken herkes karışık mı olacak, yoksa aynı günahı işliyenler birlikte mi olacaklardır?

    CEVAP
    Kur'an-ı kerimde (Hepiniz bölük bölük gelirsiniz.) buyurulmaktadır. (Nebe 18)

    Peygamber efendimize bu ayet-i kerimenin manası sorulmuş, O da uzun şekilde açıklamıştır. İnsanların yaptığı amellere göre çeşitli şekillerde haşrolunacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifin sonunda buyuruluyor ki:

    (Maymun suretinde olanlar koğuculuk edenlerdir. Hınzır şeklinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, riba yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, işleri sözlerine uymıyan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içen ve zina eden ve zekât vermiyenlerdir. Katrandan elbise giyenler, insanlara karşı büyüklenip kibirlenenlerdir. Allah hepsinden korusun!) [Tibyan]

    Daha başka şekillerde de hesap yerine gidileceği bildirilmiştir. Akıllı kimse, hiçbir günahı küçük görmemeli, hepsinden kaçmalıdır.

    Günaha bağımlılık
    Günah işliyen kâfir olmaz. Fakat her günah insanı küfre sürükler. Bir günaha müptela olanın, yeni tabirle bağımlılık kazanan kimsenin, o günahı bırakması çok zor olur. Artık o kimse o günahı, günah gibi görmez. Günah işlediği için suçu ona buna yüklemeye çalışır. İşlediği günahlara kılıf arar. Günaha alışmak, o günahı günah olmaktan çıkarmaz.

    İçkiye müptela olan kimsenin, tedavi neticesinde, içkiden zor kurtulduğu bir gerçektir. Uyuşturucu kullananların durumu da böyledir. Bunlardan birine yakalanan kimse, kolay kolay kurtulamaz. Az bir şeyden zarar olmaz diyerek başlanıyor, büyük felaketlere maruz kalınıyor. Kötü alışkanlıklara elini veren kolunu alamıyor. Kumara, zina ve livataya alışmak da böyle tehlikelidir. Sigaraya, hatta çaya bile alışan kolay kolay bırakamıyor.

    Herkese günah işleten ruhu değil, nefsidir. Her insanın nefs-i emmaresi kâfirdir. Kâfir olan nefsimiz, hep günah işlemek ister. Nefsine hakim olan, günahtan kendini alıkor. Kendi rızası ile üç defa livata yaptıranın, alışıp kadın gibi, bu işi istiyeceği hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Bu işe alışan kimse, (Ben erkeğim ama ruhum kadın) derse, nefsine, şeytana uymuş olur. Hangi sebeple olursa olsun, bu işi yapan ve yaptıran lânetlenmiştir. Derhal tevbe etmelidir! Cenab-ı Hak, tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.

    Kötü alışkanlıklara, günahlara müptela olma işlerine daha çok çevrenin etkisi büyüktür. Çevreyi değiştirmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, her haramdan kaçmaya çalışmalı ve bilhassa namazı asla aksatmamalıdır. Çünkü cenab-ı Hak, (Namaz insanı fahşa ve münkerden, [yani her türlü kötülükten] alıkor) buyuruyor.

    Salih kimselerin kontrolü altında namaza devam eden kimse, her türlü kötü alışkanlıktan kurtulur, tertemiz insan olur.

    Hz. Mehdi ve Deccal

    Sual: Hz. Mehdinin ve Deccalın çoktan gelip geçtiği söyleniyor. Bunların alametleri nelerdir? Hz. İsa da ikinci defa gelmiş midir?

    CEVAP
    Şimdi değil, her devirde cahil kimseler, bazı şahıslara Mehdi demişlerdir. Hatta dengesi bozuk bazı kimseler kendilerine Mehdi demişlerse de, Hz. Mehdinin hadis-i şerifle bildirilip ehli olan âlimlerce açıklanan birçok alametleri vardır. İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin (Alamat-i Mehdi), İmam-ı Süyutî hazretlerinin (El-bürhan) ve İmam-ı Şaranî hazretlerinin (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi) kitaplarında iki yüze yakın alameti bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizî]

    (Yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin, ikisi kâfir idi. Mümin olan Zülkarneyn ile Süleyman aleyhisselam idi. Kâfir olan ikisi de, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, benim evladımdan biri yeryüzüne malik olacaktır.) [İ.Süyuti]

    (Eshab-ı Kehf, Hz. Mehdinin yardımcıları olacak ve İsa aleyhisselam bunun zamanında gökten inecektir. İsa aleyhisselam, Deccal ile harb ederken, Hz. Mehdi, onunla beraber olacaktır. Bunun hükümdarlığı zamanında, her zamankinin aksine olarak ve hesabların tersine olarak, Ramazan-ı şerifin 14. günü güneş ve ilk gecesinde ay tutulacaktır.) [İ.Süyuti]

    (Mehdinin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek, "Bu Mehdidir, sözünü dinleyiniz" diyecektir.) [Ebu Nuaym]

    İmam-ı Rabbanî hazretleri de bu hadis-i şerifleri naklettikten sonra buyuruyor ki:

    (O hâlde insaf etsinler ki, bu alametler, [cahillerin Mehdi zannettikleri kimselerde ve] o ölen adamda var mıdır, yok mudur?) [Mektubat c. 2. m.67]

    Yine İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

    (Hz. Mehdi hükumet sürdüğü zaman, dini yayarken ve sünneti diriltirken, bid'at işlemeye alışmış olan Medinedeki âlim, bid'atı güzel sandığı ve ibâdet olarak yaptığı için Hz. Mehdinin emirlerine şaşarak "Bu adam bizim dinimizi yok etti" diyecektir. Hz. Mehdi bu âlimi öldürecektir.) [C.1, m.255]

    Deccal Öldürülecektir
    Hz. İsa, Hz. Mehdi ve Deccal hakkındaki hadis-i şeriflerden bazıları da şöyle:

    (Mehdi benim soyumdan gelecektir.) [İbni Mace]

    (Mehdi gelince daha önce görülmemiş bir bereket olacak, ümmetim rahat edecektir.) [İbni Ebi Şeybe]

    (İsa, evlatlarımdan Mehdinin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i Mekki]

    (Gaflete düşmemek için Deccalın bazı alametlerini bildiriyorum. Boyu kısa, ayakları çarpık, saçları kıvırcık, bir gözü sakattır.) [Ebu Dâvud]

    (Deccal, Mekke ve Medine hariç her yere girer.) [Buharî, Müslim]

    (Deccal çıkınca, ilah olduğunu söyler. Onu tasdik edenin imanı gider, sevabı yok olur. Onu yalanlıyanın da geçmiş günahlarına ceza verilmez.) [İ Ebi Şeybe]

    (Ademden, Kıyamete kadar Deccaldan büyük fitne yoktur.) [Müslim]

    (Deccal çıktıktan sonra, İsa aleyhisselam inip Deccalı öldürecektir.) [Müslim]

    (İsa aleyhisselam inince Deccalı öldürecektir.) [Ebu Dâvud]

    (Sizin için Deccaldan daha çok sapık imamlardan korkuyorum.) [İ.Ahmed]

    (İsa aleyhisselam, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim]

    (İsa aleyhisselam benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizî]

    Kütüb-i sitteden Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, İbni Mace, Tirmizî ve diğer hadis âlimlerinin bildirdikleri bu hadis-i şerifleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarını akıl ve iman sahibi hiç kimse inkar edemez. Tevil etmek de dinimize aykırıdır. Herkes dinin hükümlerini tevil etmeye kalkarsa ortada din diye bir şey kalmaz. Bu kadar açık deliller karşısında, Hz. Mehdinin ve Deccalın gelip geçtiğini söylemek büyük cahillik veya büyük taassup olur. Hz. Mehdi ve Deccal gelmiş olsaydı, Kıyamet de kopmuş olacaktı.

    Hz. İsa ölmedi
    Sual: Hz. İsa öldürüldü mü yoksa göğe mi kaldırıldı? Göğe kaldırıldıysa tekrar yere inecek midir?

    CEVAP
    İsa aleyhisselam öldürülmedi, göğe kaldırıldı. Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselamı tufandan, İbrahim aleyhisselamı ateşten kurtardığı gibi, İsa aleyhisselamı da, yahudilerin elinden kurtarmış, Hz. İsaya ihanet ederek bulunduğu yeri haber veren, yahudi casusu bir münafık, Hz. İsaya benzeterek onu öldürtmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Yahudiler, İsa aleyhisselamı öldürmek için, tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların, hilekarlığa karşı ceza verenlerin, en güçlüsü, en hayırlısıdır.) [Al-i İmran 54]

    (Allah buyurmuştu ki: Ey İsa, seni nezdime yükselteceğim) [A-i İmran 55]

    (Allahın resulü Meryem oğlu İsayı öldürdük dedikleri için yahudileri lânetledik. Onlar İsayı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

    (Doğrusu Allah onu [İsa aleyhisselamı] kendi nezdine kaldırmıştır.) [Nisa 158]

    (Elbette o [İsa aleyhisselamın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyin.) [Zuhruf 61]

    Hz. İsa Gökten İnecek

    İsa aleyhisselamın gökten ineceğini bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

    (Deccal, çıktıktan [bir müddet] sonra, Allah, İsayı gönderecek, İsa aleyhisselam, Deccalı öldürecek, bundan sonra iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır.) [Müslim]

    (İsa, gökten inince, İslâm için savaşacak, müslümanlardan başkası helak olacak, Deccal da helak olacaktır. Her yerde sükun, emniyet meydana gelecek. Öyle ki aslanla deve, kaplanla inek, kurtla kuzu serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynıyacaktır.) [Ebu Dâvud]

    (İsa gelince, kin ve nefret ortadan kalkacaktır.) [Müslim]

    (İsa, evlatlarımdan Mehdinin arkasında namaz kılacaktır.) [İ.Hacer-i Mekki]

    (İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim]

    (İsa, inince, evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizî]

    (Yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa, adil bir hakem olarak gökten inince, haçı kırar, domuzu öldürür, İslâmdan başkasını redderk, mal o kadar çok olur ki, kimse dönüp de bakmaz.) [Buharî] [Hadis-i şerifte geçen "Domuzu öldürür" demek "Domuz eti yemeyi yasaklar" demektir. Haçı kırar, yani Hıristiyanlığı kaldırır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kırar) buyuruldu. Yani her çeşit çalgıyı yasak eder.]

    Hz. İsanın Müjdesi
    Sual: İncilde Peygamber efendimizin geleceği bildirilmiş midir?

    CEVAP
    Barnabas İncilinde, Hz. İsanın, son Peygamberin geleceğini, isminin [Muhammed ile aynı manadaki] Ahmed olacağını) bildirdiği açıkça yazılıdır. Bu husus, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir:

    (Meryem oğlu İsa "Ey İsrailoğulları, benden önce gelmiş olan Tevratı tasdik eden, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olan bir Peygamberi müjdeliyen, size gönderilmiş bir Peygamberim" demişti. Ancak, o kendilerine apaçık delillerle [mucizelerle] gelince, bu apaçık bir sihirdir dediler) [Saf 6]

    Gayrı müslimler, Peygamber efendimizin mucizelerine sihir dedikleri gibi, Hz. Musa ve Hz. İsanın mucizelerine de sihir demişlerdi.

    Hz. İsa, peygamber olduğunu bildirince, yahudiler, mucize göstermesini istediler. "Bu hastayı iyileştir" dediler. O da mübarek elini sürünce hasta iyileşti. "Şu körün gözünü aç" dediler. O da mübarek elini sürünce gözleri açıldı. Baktılar dedikleri oluyor. Daha zor bir şey istediler. "Şu ölüleri dirilt" dediler.

    Hz. İsa, duâ edince, istedikleri ölüler de dirildi. Daha zor bir şey aradılar. "Çamurdan bir kuş yap, memeli ve dişleri olsun, hayz görsün, yavru doğursun" dediler.

    Hz. İsa, çamurdan yaptığı şekle üfürünce, bildirdikleri vasıfta bir hayvan [yarasa] meydana geldi. (Al-i İmran 4)

    Hz. İsa beşikte konuştu ve çeşitli mucizeler gösterdi. Peygamber efendimizin de bin kadar mucizesi görüldü. Buna rağmen yahudiler ve diğer kâfirler "Bu bir sihir " diyerek inanmadılar.

    Hz. İsa, son peygamber Muhammed aleyhisselamı müjdeleyince, havariler, Onun ümmetinin nasıl olacağını suâl ettiler. Hz. İsa da (Bizden sonra gelecek ümmet, âlim, hakim, takva ehli iyi insanlardır. Allahü teâlâdan gelen az rızka razı olacaklar. Allahü teâlâ da, onların az ameline razı olacaktır) buyurdu. Bu vasıfların hepsi Eshab-ı kiramda var idi. (Tibyan)

    Hz. İsadan sonra

    Sual: Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında peygamber gelmiş midir?

    CEVAP
    Hz. Ademden beri birçok peygamber geldiği kitaplarda yazılıdır. Bunlardan bin senede bir gelene (Resul) denir. Her asırda en az bir peygamber gelerek, Resullerin bildirdiği dinleri kuvvetlendirmişlerdir. Resullere tabi olan bu peygamberlere (Nebi) denir. Hz. İsadan sonra da nebiler gelmiştir. Mesela Hz. Yahya, İsa aleyhisselamla aynı senede doğmuştur. Hz. İsaya İncil inince, Hz. Yahya da Ona tabi olup İncilin hükümlerini bildirmiştir. Hz. İsadan sonra da nebiler [peygamberler] gelmiştir. Bunlardan üçünün hayatı, gazetemizin yayınlarından Peygamberler Tarihi Ansiklopedisinin 5. cildinde bildirilmiştir. Bunlar, Şemun, Circis ve Halid bin Sinandır. (Aleyhimüsselam)

    Cennetin Büyüklüğü
    Sual: Kafadan buluşlar yapmakla ün salan bir yazar, Cennetin bildiğimiz gezegenlerden birinde olacağını söylüyor. Böyle bir şey mümkün müdür?

    CEVAP
    Bugün bildiğimiz bütün yıldızlar ve gezegenler birinci kat semadadır. Semalar ise yedi kattır. Diğer katların ise bilinen bu semadan çok büyük olduğu bildirilmiştir. Cennet hakkında Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bilgi vardır. Cennetin genişliğinin yer ile göğün genişliği kadar olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. (Hadid 21)

    Bu durumda Cennetin gezegenlerde olması mümkün değildir. Cennet daha yukarı semalardadır. (Deylemî)

    Cenneti istemeli

    Sual: Okuduğum muteber eserlerde "Cenneti istemem; Allahı görmek isterim." demenin caiz olmadığı, böyle söyliyenin küfre düşeceği bildiriliyor. Yunus Emre ve daha başka evliyanın böyle sözler söylediği görülüyor. Bunların izahı nasıldır?

    CEVAP
    Allahü teâlâ, Cenneti beğenmekte ve onu övmektedir. Bir kimsenin, övülen, beğenilen Cenneti, beğenmemesi, istememesi, Allahü teâlânın beğendiğini beğenmemek, Onun isteyin dediği şeyi istememek olur. Bu bakımdan Cenneti istememek caiz değildir.

    Yunus Emre gibi Hak aşıklarının, vahdet-i vücuda mensup evliyanın sözleri ancak teville anlaşılır. Yunus Emre hazretleri diyor ki:



    Cennet Cennet dedikleri,

    Birkaç köşkle, birkaç huri

    İsteyene ver sen anı.

    Bana seni gerek seni.



    Böyle sözleri tasavvuf sarhoşu bir velî söylerse, o zaman tevil edilir. Yunus Emre bu sözleriyle, (Ben yalnız Cennete gitmek niyetiyle değil, sırf senin rızan için ibâdet ediyorum.) demek istiyor. Zaten her müminin de, Allah rızası için ibâdet etmesi gerekir. Sadık kul, cenab-ı Hakka hep (Senin rızan, senin rızan) der. Bunun için aşık Yunus da (Bana seni gerek seni) diyor. Hallac-ı Mansurun (Enel Hak) demesi de böyle tevil edilir. Bu sözüyle (Ben yokum, Allah vardır.) demek istiyor.

    Tasavvuf sarhoşluğu

    Vecd ve hâl sahipleri, tasavvuf sarhoşluğu ile şuurlarını kaybettikleri zaman, sözlerinde ve işlerinde mazur olurlar. Tasavvuf sarhoşlarının dine uymıyan sözlerine ve işlerine, başkalarının uymaları caiz değildir. Kendileri günaha girmezlerse de, bunlara uyanlar günaha girer. (Merec-ül-bahreyn)

    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâyı istemek ve sevmek, ahıreti istemek ve sevmektir. Çünkü Allahü teâlâya kavuşmak, ahırette vâd edilmiştir ve Allahü teâlânın kulundan rızası, ahırette belli olacaktır. Hak teâlâ, ahıreti sever. Beğenilenden yüz çevirmek, sekrdir. Allahü teâlânın davet etmesine ve beğenmesine karşı gelmektir. Yunüs suresinin 25. ayetinde (Allahü teâlâ, Dar-üs-selama [cennete] çağırıyor) buyurmaktadır. Allahü teâlâ, ahırete çağırmaktadır. Ahıretten yüz çevirmek, Hak teâlâya karşı gelmek olur. Onun beğendiği şeyi ortadan kaldırmaya uğraşmak olur.

    Cennetin ağaçları, nehirleri dünyada olanlara hiç benzemez. Bunlarla hiçbir ilgileri yoktur. Hatta, bunların zıttı, tersidir. Cennetin ağaçları, nehirleri ve orada olan herşey, dünyadaki ibâdetlerin, iyiliklerin sonuçları, meyveleridir.

    Peygamber efendimiz buyurdu ki, (Cennette ağaç yoktur. Oraya çok ağaç dikiniz!) Oraya ağacı nasıl dikelim dediklerinde, (Tesbih, tahmid, temcid ve tehlil okuyarak) buyurdu. Yani (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber) diyerek Cennete ağaç dikiniz, buyurdu.

    Cennette bulunan herşey, dünyadaki ibâdetlerin, iyi işlerin neticeleridir. Allahü teâlânın kemallerinden herhangi biri, bu dünyada, iyi sözlerde ve iyi işlerde yerleştirilmiş olduğu gibi, bu kemalat, Cennette, lezzetler, nimetler perdesi altında meydana çıkar. Bunun içindir ki, oradaki lezzetleri, nimetleri Allahü teâlâ beğenir. Bunları tatmak, Cennette sonsuz kalmaya ve Allahü teâlâya kavuşmaya sebeb olur. [Müjdeci Mektublar 302]

    Büyükler, Cenneti, Allahü teâlânın razı olduğu yer olduğundan ve Cenneti istiyenleri sevdiği için, isterler. Cehennemden sakınmaları da, Allahü teâlânın gazab ettiği yer olduğu içindir. Yoksa, Cenneti istemeleri, nefislerine tatlı geldiği için değildir. Cehennemden kaçınmaları, orada azab ve sıkıntı olduğu için değildir. Çünkü bu büyükler, sevgilinin yaptığı herşeyi güzel görür. Bunları kendilerinin, matlubu, maksadı bilirler.

    Hayal edilmeyen nimetler

    Sual: Bazı kimseler, bal yiyen baldan bıkar, cennet ne kadar güzel olsa da, insan bu nimetlere bıkar diyerek cennette monoton hayat olacağını zannediyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?

    CEVAP

    Bu çok yanlış bir düşüncedir. Cennette monoton hayat yoktur. Dinimiz, iki günü aynı olanın ziyanda olduğunu bildirir. Ahirette de her gün nimetler artacak, iki gün eşit olmayacaktır. Her gün aynı şeylerden farklı ve daha fazla zevkler alınacaktır. Yine her gün farklı şeylerle, faklı nimetlere karşılaşılacaktır. Allahın gücünden şüphe etmemelidir. İnsan, bilmediği şeyleri, bildiği şeylerle mukayese eder. Hâlbuki bilinmeyen şey, bilinen şeye kıyas edilmez. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Dünya, mümine zindan gibidir.) [Müslim], (Dünya, ana rahmine göre cennet, cennete göre ise çöplük gibidir.) [M.Name]

    Çöplükle cennet mukayese edilir mi? Ana rahmindeki bir çocuğun, nasıl ki, dünyaya gelip, çeşitli olaylara karşılaşacağını bilmesi mümkün değilse, cennete gidecek müminin de, orada kavuşacağı nimetleri bilmesi mümkün değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Cennette hiç kimsenin görmediği, işitmediği ve hayâl bile edemediği nimetler vardır.) [Müslim] , (Cennet nimetleri ile, dünyadakiler arasında yalnız isim benzerliği vardır.) [Beyhekî]

    Rüya ile dünya hayatı bile mukayese edilmez. Rüyada gözlerimiz kapalı olduğu hâlde çok yerleri görürüz. Dilimiz oynamadığı hâlde konuşuruz. Yani görmemiz göz ile konuşmamız dil ile değildir. İşitmemiz kulak ile yürümemiz ayak ile değildir. Rüyada hükümdar olsak ne çıkar. Az sonra uyanınca, hayâl olduğu görülür. İşte dünya hayatı da, rüya gibidir. Asıl hayat olan ahirette hükümdar olmak gerekir. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Nasıl ki, rüyadaki şeyleri bile dünyadaki nimetlerle mukayese etmek uygun değilse, dünyadaki şeyler de, cennetteki nimetlerle mukayese edilmez. Allahın sonsuz kudretine inananın, Onun bildirdiği her şeye inanması gerekir. Cenab-ı Hak, cennette sıkıntı olmayacağını, cennet ehline istedikleri her nimetin verileceğini bildiriyor. Cennet nimetleri yanında, dünya nimetleri, onların gölgesi, resmi gibi bile değildir. Ağacın resmi ile kendisi nasıl aynı şey değilse, cennet nimetleri yanında dünyadakiler de öyledir. Allahü teâlâ, dünyaya mahsus nimetleri, yoktan yarattığı gibi, ahirette de, hatıra, hayâle gelmeyen nimetleri yoktan yaratacaktır. Allah için güçlük olmaz. Cennette, üzüntü, sıkıntı yoktur. Birkaç âyet-i kerime meali:

    (İyilik edenlere, en güzel mükâfat ve daha fazlası vardır. Yüzlerinde keder ve zilletten bir eser yoktur.) [[Yunus 26]

    (Cennetin neresine bakarsanız bakın, bol nimet ve büyük saltanat görürsünüz.) [İnsan 20]

    (Mümin olarak salih amel işleyeni, sıkıntısız güzel bir hayat içinde yaşatır, yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracağız.) [Nahl 97]

    (İyi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandığını hiç kimse bilemez.) [Secde 17]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ, “Salihlere gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hatırına gelmeyen şeyler hazırladım” [Buhârî]

    (Cennete giren ölmez, ebedî yaşar. Hep mutlu olur, üzülmez, ümitsizliğe düşmez, elbisesi eskimez ve gençliği gitmez.) [İbni Ebiddünya]

    (Cennet ehli, hiç hastalanmaz ve yaşlanmaz; hiç üzülmez ve hep neşeli olur.) [Müslim]

    (Cennetinki hariç, her nimet yok olur. Cehenneminki hariç, her kaygı kesilir.) [İbni Lâl]

    (Ancak cennete giren rahata kavuşur.) [İ. Ahmed]

    Nedir milletin bu mezhepsizlerden çektiği
    Sual: Elimde (Doğumundan ölümüne kadar Hz. İsa) isimli doktora tezi olarak yazılmış bir kitap var. Kitapta yazar, “Hz. İsa ölmüştür, Mehdi ve Deccal diye bir şey yoktur. Bunlar birer hurafedir” diyor. Kitabı size gönderiyorum. Cevap verir misiniz?

    CEVAP: Tam bozuk düzene uygun, bozuk bir kitap. Tam kıyamet alametlerinden biri. İslam âlimleri, ot veriyormuş gibi atı kandıranlara bile itimat etmezken, bu yazar, piyasada ne kadar kansız, sütü bozuk, mason, mezhepsiz varsa onları şahit olarak göstermiş. Halbuki namaz kılmayanların, açıktan günah işleyenlerin, tesettür düşmanlarının, mezhepsizlerin şahitlikleri kabul edilmez. Birkaç mezhepsiz, Hz. İsa öldü diye kitap yazmış, bu da, (Bak falanca da İsa öldü diyor) diyerek mezhepsizleri delil olarak gösteriyor. Mesela, ibni Teymiye, Ehli sünnetten ayrılarak Zahiriye mezhebine giren felsefeci ibni Hazm, Zeydi Şevkani, ibni Teymiyeci Alusi, mason Abduh, bu masonun çömezlerinden Reşit Rıza, Mahmut Şeltut, Mustafa. Meragi, S.Kutup, mucizeleri inkâr eden M. Hamidullah, süper mezhepsiz Elbani, Mason Ömer Rıza Doğrul, tesettürü inkâr eden Hüseyin Atay, düşük faize cevaz veren Süleyman Ateş ve benzerleri şahit gösterilmiştir.
    Bunları okuyunca kıyametin alametlerini bildiren şu hadis-i şerifleri hatırladım:
    (Ahir zamanda ilim kalkar, cehalet çoğalır.) [İbni Mace]

    (Sadece tanıdıklara selam verilir. Sıla-i rahm kalkar ve yalancı şahidler ve yazarlar çoğalır.) [Hakim]

    (Doğru söyleyenler yalanlanır, yalancılar kabul görür.) [İ.Ahmed]

    (İşler, ehli olmayana verilir.) [Buharî]

    (Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olur!) [Tirmizî]

    Yazar, “Hz. İsa ölmüştür, Mehdi ve Deccal diye bir şey yoktur. Bunlar birer hurafe ve mitolojidir” diyor.
    İslam âlimlerinden hiç mi nakil yok denirse, göz boyamak için bazılarının ismi var ise de, teğet geçiyor, yani falanca âlim ölmedi diyorsa da, diyerek onun sözüne önem verilmiyor. Dört mezhep imamından, İmam-ı Gazali ve imam-ı Rabbaniden hiç nakil yok.

    Bu konularda özel kitabı bulunan ibni Haceri Mekki hazretleri de, senet olarak değil, iki yerde tenkit edilerek ismi geçiyor. İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin (Alamat-i Mehdi), İmam-ı Süyutî hazretlerinin (El-bürhan) ve İmam-ı Şaranî hazretlerinin (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi) kitaplarında iki yüze yakın, Hz. Mehdi’nin alameti bildirilmektedir. Bunları yok sayıp, hurafe demek, ilme ihanettir, kıyamet alametidir. Tefsirlere geçmeden önce, Nisa suresindeki iki âyetin mealine bakalım:

    (Allahın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için yahudileri, lânetledik. Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da, öldürülen kimse, kedilerine İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler tam bir kararsızlık içinde; bu konuda zandan başka hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilâkis Allah İsa'yı kendi nezdine kaldırmıştır.) [Nisa 157-158]

    Allahü teâlâ, bu âyetlerde Hz. İsa’nın öldürülmediğini kesin olarak bildiriyor. İleride gelecektir, kendi nezdinden maksat, göğe kaldırılmasıdır. Yoksa Allah mekandan münezzehtir, gökte değildir. Gökleri de o yaratmıştır. Yaratılan şey, yaratana mekan olamaz.

    Hz. İsanın gökten inmesi

    Bu iki âyette, Hz. İsa’nın öldürülmediği, göğe kaldırıldığı açıkça, tevile fırsat kalmayacak şekilde, bildirilmektedir. Mezhepsizler, bu iki âyeti görmezlikten geliyor ve şu âyetleri de tevil etmeye çalışıyorlar:

    (Allah demişti ki: Ey İsa, seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır.) [Al-i İmran 55].

    (Elbette onun [İsa’nın kıyamete yakın gökten inmesi], kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyin.) [Zuhruf 61] [Aşağıda ki yazılarda bu âyetleri Ehl-i sünnet âlimlerinin nasıl tefsir ettikleri görülecektir.]

    En iyi tefsir elbette Resulullah efendimizinkidir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

    (On alâmet çıkmadan kıyâmet kopmaz. Biri İsa’nın inmesidir.) [Müslim, E. Davud, Tirmizî, İ. Mâce,Nesai, İ.Ahmed,Taberani, İ.Hıbban, İ.Cerir] (Bu 9 muhaddisi inkâr eden mezhepsizlere ne denir)

    (İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak,[Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslâmdan başka şeyi kabul etmiyecektir.)

    Ebu Hureyre der ki: "Nisa suresinin, (Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce onun [İsa'nın] hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise [İsâ] onlar aleyhine şâhitlik edecektir.) [mealindeki 159.] âyetini okuyun.) [Buhari Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]

    (İsa, inecek, İslâmiyet yolunda savaşacaktır. Yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa kırk yıl, yaşadıktan sonra ölecektir.) [Ebu Dâvud]

    (İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizî]

    (İsa gelince Deccalı öldürür.) [Müslim, İ.Ahmed, Taberani, Ruyani, Ziya el makdisi]

    (Bir ümmet ki başında Ben, sonunda İsa gelir. Allah onları hor etmez.) [Hâkim, Ebu Nuaym]

    (Ne mutlu İsa indikten sonraki hayata...) [E.Nuaym]

    (Ahir zamanda İsa indikten sonraki hayat ne güzeldir. Yağmur yağdırması için gökyüzüne, bitki bitirmesi için yeryüzüne izin verilir. Tohumu düz bir taşa ekersen yeşerir. Bir kişi aslanın yanından geçer aslan ona zarar vermez. Yılana basar da, onu sokmaz. İnsanlar arasında menfaat mücadelesi, karşılıklı haset ve kin olmaz.) [Ebû Said-en-Nakkaş]

    Bu kadar hadis-i şerifi inkâr eden mezhepsizlerin dili kurusa yeri vardır.

    Hz. İsa gökten inecektir

    Önce kolay bulunması bakımından Tibyan tefsirine bakalım: Nisa suresinin 157 ve 158. Âyeti tefsir edilirken, Hz. İsa’nın öldürülmediği, asılmadığı, öldürülenin ona benzetildiği ve Hz. İsa’nın ref edildiği, yani göğe kaldırıldığı bildirilmektedir. (Tibyan c.1,s.365), Al-i imran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise şöyle buyuruluyor: (Hz. İsa diri olarak göğe kaldırıldı. Buhari ve Müslim’in rivâyet ettiği hadiste, Hz. İsa, kıyamete yakın yere inecek, peygamber efendimizin şeriati ile hükmedecek, Deccalı, domuzu öldürecek ve haçı kıracaktır. Yeryüzünde 7 sene, başka bir rivâyette 40 sene kalacak ve vefat ederek cenaze namazı kılınacaktır. 40 sene dünyada kaldığı ömrü olabilir. Göğe kaldırılmadan önce 33, gökten indikten sonra da 7 sene kalacaktır. Toplamı 40 tır. (Tibyan c.1, s.233), Zuhruf suresi 61. Âyetinin tefsirinde ise şöyle buyuruluyor: İsa aleyhisselamın inmesi kıyamet alametidir. (Tibyan c.4, s.137)

    Türkçe meallerin en kıymetlisi kabul edilen Hasan Basri Çantay’ın mealinde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde diyor ki: Hz. İsa’nın öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve Hz. İsa göğe kaldırıldı. Bu Celaleyn tefsirinden alınmıştır. (Kur’anı hakim ve meali kerim c.1, s150), Al-i imran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise diyor ki: (O zaman Allah, şöyle demişti: Seni öldürecek olan onlar değil, benim, seni kendime yükseltip kaldıracağım.) Dip notunda ise, (Hz. İsa, Nisa suresinin 157ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.) Buhari ve Müslim’deki, Kıyamete yakın ineceğini bildiren hadisi şerif nakledilmiş ve “Bu hususta sahih başka haberler de var” denmektedir. (Kur’anı hakim ve meali kerim c.1, s.92)

    Zuhruf suresi 61. Âyetinin tefsirinde ise, Hz. İsa’nın inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Dipnotta ise, bu bilgileri Beydavi, Celaleyn ve Medarik’ten aldığı bildirilmektedir. İbni Abbas hazretlerinin, (Hz. İsa’nın nüzulü (yere inmesi), kıyamet alametlerindendir) ifadesine de yer verilmiştir. Buhari ve Müslim’deki Hz. İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilave edilmiştir. (Kur’anı hakim ve meali kerim c.3, s.900)

    Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinin tefsiri, mezhepsizlerin tefsirlerinde de aynen bildiriliyor, (Hz. İsa ölmedi ve göğe kaldırıldı) deniyor. Reşit Rıza mezhepsizi ise, âyetleri tevil etmiş, “Hz. İsa öldü” demiştir. İmam-ı Kurtubi, El-camiu liahkamil Kur’an isimli eserinde diyor ki: Zuhruf süresi 61. âyetinde O muhakkak kıyamet bilgisidir, alametidir ondan şüphe etmeyin buyuruluyor.

    İbni Abbas, Mücahid, Dahhak, Elsediy ve Katade yine buyurdu ki. Deccalın da kıyamet alametlerinden olduğu gibi âyeti kerime Hz. İsa’nın çıkışını da kıyamet alametlerinden olduğunu bildirir. Çünkü Allahü teâlâ onu kıyametin kopmasından önce gökten indirecektir. İbni Abbas, Ebu Hüreyre, Katade, Malik bin Dinar ve Dahhak alamet olarak bildirdiler. İbni Mesud dedi ki: Resulullah miraca çıkarken Hz. İsayı gördü. Hz. İsa (Kıyamet alameti Deccalın çıkmasıdır, ben inip onu öldüreceğim) dedi. Deccal çıktığı an Allahü teâlâ İsa’yı gönderir onu koklayan kâfirin nefesi kesilip ölür ve Deccalı öldürür. (Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, Suyiti, İ. Münavi, Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul zevaid)

    Deccal da gelecektir

    En’am suresinin (Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [imanı fayda vermez.) mealindeki 158. âyetini açıklayan peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetülarz.) [Müslim,Tirmizî,Beyheki]

    (Deccal doğu taraftan çıkar.) [Müslim Ebu Davud, Tirmizi İ.Mâce, İ.Ahmed, İ.Ebi Şeybe, Hâkim]

    (Deccalın bir gözü kördür.) [Buharî, Müslim, Ebu Davud, Ebu Nuaym]

    (Deccalın boyu kısa, saçları kıvırcıktır.) [Ebu Dâvud]

    (Deccal mekke ve Medineye giremez.) [Buharî, Müslim, Muvatta, Tirmizi,İ. Ahmed]

    (Deccal’ın çocuğu olmaz.) [Ahmed]

    (Deccal, ilah olduğunu söyler.) [İ.Ebi Şeybe]

    (Ademden, Kıyamete kadar Deccaldan büyük fitne yoktur.) [Müslim]

    (Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.) [Buhari, Müslim]

    (Miracta Deccalı da gördüm.) [Buhârî, Müslim, İ.Ahmed]

    (İsa inip Deccalı öldürecektir.) [Müslim, Ebu Dâvud]

    (İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim]

    (Taybe, körüğün demirin pasını çıkardığı gibi Deccalı çıkarır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

    (Her peygamber, ümmetini Deccal ile korkuttu.) [Buhari, Müslim]

    (İmanın aslından olan üç şey: Lâilâhe illallah diyene, günah işlediği için kâfir denmez. Cihad, Deccalle savaşan bu ümmetin son ferdine kadar devam eder. Kadere iman.) [Ebu Dâvud]

    (Ümmetimden hak üzere devam edenler, Deccalla da savaşırlar.) [Ebu Davud]

    (İsa, Deccalla savaşırken, Mehdi, onunla beraber olacaktır.) [İ.Süyuti]

    (Yalancı Deccaller, sizin ve ceddinizin işitmediği şeyleri anlatırlar, onlardan sakının.) [Müslim]

    (Yedi şeyden önce amelde acele edin. Amel için neyi bekliyorsunuz, azdırıcı fakirliği ve zenginliği mi, ifsat edici hastalığı mı, aklınızı alacak ihtiyarlığı mı, âni ölümü mü, Deccalı mı, yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötüdür.) [Tirmizi, Nesâî]

    (Deccalın fitnesinden Allah'a sığının!) [Müslim, Ebu Dâvud]

    (Kehf suresinin baş veya sonundan on âyet ezberleyen Deccalın şerrinden emin olur.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ.Ahmed]

    (On alâmet çıkmadan Kıyâmet kopmaz. Biri Deccaldır) [Müslim, E.Davud, Tirmizî, İ.Mâce]

    Peygamber efendimiz, (Deccal’ın son günleri o kadar kısa olur ki, sizden biriniz Medine kapısından çıkıp, tepesine varıncaya kadar, akşam olacaktır) buyurunca, (Ya Resûlullah, o kısa günlerde nasıl namaz kılacağız) dediler. Cevaben buyurdu ki: (O uzun günlerde takdir ettiğiniz gibi takdir edeceksiniz.) [İbni Mâce]

    (Sizin için Deccaldan daha çok sapık liderlerden korkarım.) [İ.Ahmed]

    Bu kadar hadis-i şerifi inkâr eden mezhepsizlere ne demek gerekir ki?

    Hazret-i Mehdi de gelecektir
    İbni Hacer-i Mekki, (Alamat-i Mehdi), İmam-ı Süyutî, (El-bürhan) ve İmam-ı Şaranî (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi) kitabında iki yüze yakın, Hz. Mehdi’nin alameti bildirilmektedir. Hz. Mehdi için hurafe demek, ilme ihanettir, kıyamet alametidir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

    (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizî, İ.Asâkir],

    (Yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin Zülkarneyn ile Süleyman idi. İkisi kâfir, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, benim evladımdan biri yeryüzüne malik olacaktır.) [İ.Süyuti]

    (Eshab-ı kehf, Hz. Mehdinin yardımcıları olacak ve Hz. İsa bunun zamanında gökten inecektir.) [İ.Süyuti]

    (Mehdinin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek, "Bu Mehdidir, sözünü dinleyiniz" diyecektir.) [Ebu Nuaym]

    İmam-ı Rabbanî hazretleri de bu hadis-i şerifleri naklettikten sonra buyuruyor ki: (O halde insaf etsinler ki, bu alametler, Mehdi zannedilen kimselerde var mıdır?) [Mektubat 2/67] (Hz. Mehdi, sünneti diriltirken, bid'at işlemeye alışmış olan Medine’deki âlim, bid'atı güzel sandığı ve ibadet olarak yaptığı için Hz. Mehdinin emirlerine şaşarak "Bu adam bizim dinimizi yok ediyor" diyecektir. Hz. Mehdi bu âlimi öldürecektir.) [1/255], (Kıyâmet alâmetlerinin hepsi doğrudur. Güneş, batıdan doğacak, Hz. Mehdî ve Deccal çıkacak, Hz. İsa gökten inecek, Yecüc ve Mecüc yeryüzüne yayılacaktır.) [2/67]

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Horasan tarafından gelen siyah sancaklılara katılın. Onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi vardır.) [Hâkim, İ.Ahmed Deylemî]

    (Nasıl helâk olur bir ümmet ki, başında Ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehli beytimden Mehdi vardır.) [Hâkim, İ.Asâkir]

    (Şarktan çıkan bir grup, Mehdi’ye yardım ederler.) [İ.Mâce, Taberani]

    (Mehdi çıkınca, Allahü teâlâ ona rahmetini indirir.) [İ.Ahmed, Hâkim]

    (Mehdî bendendir, yeryüzünü hak ve adaletle doldurur.) [Ebu Davud]

    (Dünyayı küfür kaplamadıkça Mehdi gelmez.) [Mekt.Rabbani 2/68]

    (Mehdi gelince, bir bereket olacak, ümmetim rahat edecektir.) [İbni Ebi Şeybe]

    (Mehdi bizdendir. Allah onu bir gecede olgunlaştırır.) [İ.Mâce,İ.Ahmed]

    (İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i Mekki]

    (Mehdi, Kureyşten ve ehlibeytimdendir.) [İ.Ahmed, Baverdi]

    (Mehdi benim soyumdandır.) [İbni Mace]

    (Mehdi evladı Fatıma’dandır.) [Ebu Davud, Hâkim]

    (Mehdi, emmim Abbasın soyundandır.) [İ.Asâkir, Dare Kutni]

    (Ya Abbas, senin soyundan bir genç dünyayı adaletle doldurur, İsa ile namaz kılar.) [Hatîb, İ.Asakir, Dare Kutni]

    [Burada tenakuz [çelişki] yoktur. Abdülkadiri Geylani hazretleri anne tarafından seyyid, baba tarafından şerif idi. Hz. Mehdi de, Hz. Fatıma’nın soyundan bir genç, Hz. Abbas’ın soyundan biri ile evlenince, her iki soydan da gelmiş olur.]

    Hz. Ali, oğlu Hasanı gösterip, "Bu oğlumun neslinden biri çıkacak, dünyayı adaletle dolduracaktır." buyurdu. (Ebu Davud)

    Kıyametin diğer alametleri

    Kıyametin büyük alametleri ile ilgili bir hadis-i şerif şöyledir: (Şu alâmetler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbetül arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim]

    Hz. İsa’nın gökten inmesini, Deccalı ve Hz. Mehdi’yi bildirmiştik. Şimdi diğerlerini bildirelim:



    1- Dabbet-ül-arz çıkar.

    Kur'an-ı kerimde, (O söz başlarına gelince, [Kıyamet yaklaşınca], yerden bir Dabbe [hayvan] çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize hiç iman etmemiş olduklarını söyler.) buyuruldu. (Neml 82)

    Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Megaribüz zaman ve Kavl-ül-muhtasar fî alâmât-il-Mehdiyyil muntazır isimli kitaplardaki bir hadis-i şerifte, (Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.) buyuruldu.

    Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Dabbetülarz, Asa-i Musa ile müminin yüzünü nurlandırır. Kâfirin de mühürle burnunu mühürler. Mümin veya kâfir olduğu bilinir.) [Tirmizî]



    2- Yecüc ve Mecüc çıkar.

    Kur'an-ı kerimde, (Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) buyuruldu. (Enbiya 96), Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Yecüc ve Mecüc, Kıyametin ilk alametlerindendir. Yecüc ve Mecüc, dünyayı harap etmeye çalışırlar. Fırat ve Dicle'den içer, Taberiye gölünü kuruturlar. Beyti Makdise vardıklarında ise "Yerdekileri öldürdük, şimdi de göktekileri öldürelim" derler ve oklarını göğe doğru atarlar, oklar kan bulaşmış olarak geri dönünce, "Göktekileri de öldürdük" derler.) [İ.Cerir]



    3- Duman çıkar.

    Kur'an-ı kerimde, (Gökten bir dumanın çıkacağı günü gözetle.) buyuruldu. [Duhan 10], Hadis-i şerifte de, (Duman, mümine nezle gibi gelir, kâfire şiddetlidir.) buyuruldu. [Ebu Dâvud]



    4- Güneş batıdan doğar.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Güneş batıdan doğmadıkça Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buharî, Müslim]



    5- Doğu, Batı ve Arabistan’da ay tutulur ve yer batması olur. (B.Arifin)



    6- Kâbe yıkılır.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir Habeşli Kâbeyi yıkacaktır.) [Buharî, Müslim]



    7- Sonuncu alamet, ateş çıkacak.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hicazdan çıkan ateş, Basradaki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]



    İmam-ı a’zam hazretleri, (Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa'nın gökten inmesi, Deccalın ve diğer kıyamet alâmetlerinin hepsi aynen hadisi şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız.) buyuruyor.

    Sırat köprüsü var mı

    Sual: Bir kısım mezhepsiz sırat köprüsüne inanmıyor. İnanmak farz değil mi?

    CEVAP
    Peygamber efendimize ve İslam âlimlerine inanmıyan bazı ahmaklar, nakli değil de aklı ölçü aldıkları için Sırat köprüsünün varlığını kabul edemiyorlar. Köprü denilince, bilinen köprüler zannediyorlar. (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir.) diyoruz. Halbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. Benzemiyen şeyi, benziyenlerle mukayeseye kalkmak yanlış sonuç verir. İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:

    Mutezile fırkası, cehennem üzerinde kurulacak olan Sırat köprüsüne inanmadı. Sırat köprüsüne inanmak farzdır. Çünkü Sırat köprüsü Nass ile sabittir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Onları Cehennem Sıratına götürüp hapsedin! Çünkü onlar mesuldür.) [Saffat 23, 24]

    Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:

    Sırat, cehennem üzerinde bir köprüdür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (İçinizden oraya [cehenneme] uğramıyacak hiç kimse yoktur.) [Meryem 71]

    Sırattan geçerek herkes cehenneme uğramış olacaktır.

    Sıratı ilk geçenler
    Kur'an-ı kerimi en iyi açıklıyan Peygamber efendimiz, Sırat köprüsü hakkında bildirdiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:

    (Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek Peygamber ben olurum.) [Buharî]

    (Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, "Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır." buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana "Ümmetinden ihlasla bir defa "La ilahe illallah" diyen ve imanla ölen herkesi cennete koy" buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.) [İ. Ahmed]

    (Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi koşan at gibi sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur.) [Taberânî]

    (Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok seven kimselerin, Sırat köprüsünden geçerken ayakları kaymaz.)[Deylemî]

    Sırattan kim geçemez
    (Hiçbir bid'at ehli Sırattan geçemez, cehenneme düşer.) [İbni Asakir]

    Cehennem ateşi müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ateşimi söndürüyor.) [Taberânî]

    (Nice kimseler Sırattan geçtiğini bilmedikleri için, meleklere derler ki:

    - Sırat ve cehennem nerede kaldı, biz oralardan geçtik mi?

    Melekler de şöyle cevap verirler:

    - Siz cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz; fakat cehennem ateşi sizin nurunuzdan çekilip, örtülmüştü.") [Camius-sagir]

    Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı kişiler, mezardan kalkınca doğruca cennete giderler. Melekler bunlara derler ki:

    - Hesab gördünüz mü?

    - Hayır biz hesap falan görmedik.

    - Sırat köprüsünü geçtiniz mi?

    - Hayır Sırat falan görmedik.

    - Cehennemi gördünüz mü?

    - Hayır Cehennemi de görmedik.

    - Siz ne amel işlediniz de böyle hesap görmeden, Sırata uğramadan doğruca Cennete geldiniz?

    - Bizim iki hasletimiz var idi. Onun sayesinde bu nimete kavuştuk. Allahtan utanır, yalnızken de günah işlemezdik. Bir de Allahın verdiği az rızka razı olurduk.

    Melekler derler ki:

    - Bu nimetler sizin hakkınızdır. (İbni Hibban)

    Sırattaki sualler
    Sual: Sırat köprüsünde sorulacak suâller nelerdir?

    CEVAP
    Sırat köprüsü üzerinde yedi yerde, yedi şeyden suâl edilecektir. Önce imandan sorulacaktır. İmanı doğru ise birinci duraktan geçecek, doğru değilse Cehenneme düşecektir. İkinci durakta namazdan sorulacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Namaz, Allahü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisidir. Kabirde ışık, Sırat köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir.) [M.Cennet]

    (Kıyamette ilkönce namazdan sorulacaktır. Namazı düzgün olanın, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün olmıyanın, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberânî]

    [Onun için her müslüman mutlaka namazı kılmalıdır! Namaz dinin direğidir. Direksiz bina olmaz. Namaza önem vermiyenlerin kâfir olacağını bildiren birçok hadis-i şerif vardır.]

    3. durakta zekâttan,

    4. durakta oruçtan,

    5. durakta hacdan,

    6. durakta ana-baba hakkından, akrabayı gözetip gözetmediğinden,

    7. durakta gusledip etmediğinden sorulacaktır.

    Hangisinde kusuru varsa, o nisbette Cehennemde yanacak, kusuru olmadığı yerden kolayca geçecektir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (İnsanlar Cehennem üzerindeki köprüden geçerler. Köprüde dikenli demirler, çengeller ve kancalar vardır. İnsanları sağdan soldan yakalar. Köprüdeki melekler, "Allahım selamet ver" diye duâ ederler. Halkın bir kısmı köprüyü şimşek gibi, bir kısmı rüzgar gibi, bir kısmı koşan at gibi, bir kısmı koşarak, bir kısmı yürüyerek, bir kısmı emekliyerek ve bir kısmı da sürünerek geçer. Asıl Cehennemliklere gelince, bunlar ne ölür, ne de yeni bir hayata kavuşur. Günahkârlar, günahı nisbetinde Cehennemde yandıktan sonra onlara şefaat edilmeye izin verilir.) [Buharî]

    (Sırat kıldan ince, kılıçtan keskindir. Melekler, müminleri kurtarmaya çalışır. Cebrail aleyhisselam beni belimden tutar. Ben de, "Ya Rabbi ümmetime selamet ver, onları kurtar" diye duâ ederim. O gün ayağı sürçüp düşen çok olur.) [Beyhekî]

    (Servetiyle Allaha itaat eden ve malının hakkını ödiyen kimse, Kıyamette Sırata gelince, malı "Haydi geç, çünkü sen, bende olan Allahın hakkını ödedin" der. Daha sonra malındaki Allah hakkını ödemiyen kimse gelir, malı, "Neden bende olan Allah hakkını ödemedin?" der. O da "Yazık bana, ne yaptım?" diye söylenir.) [Beyhekî]

    (Cennete girene kadar, Sıratta göz kırpması kadar bekletilmemeyi isteyen Allahın dini hakkında kendi görüşüyle hiçbir söz söylemesin!) [Kurtubi]

    Sıratı geçen müminler iki pınarla karşılaşırlar. Bu pınarın birisinde yıkanır, diğerinden de içerler. Böylece maddi ve manevî temizliğe kavuştuktan sonra Cennetin kapısına gelirler. Melekler, Zümer suresinde bildirildiği gibi, (Sizlere selam olsun, hoş geldiniz. Ebedi olarak buraya girin!) derler. Sonra Cennet elbiseleri giydirilir. Hepsi Cennete girer. (S. Ebediyye)


  5. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar



    İSLAM AHLAKI


    İhlas ve riya

    Sual: İhlas ve riya ne demektir?

    CEVAP

    İhlâs, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nâfile bütün ibâdetleri, Allah rızası için yapmaktır. Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. Böyle ibâdete sevap verilmez. Günah olur, azaba layık olur. Haram işleyenlerle, bid’at ehli ile, kâfirlerle, arkadaşlık, komşuluk edenlerin ihlâsları kalmaz.

    İmâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    İbâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyet etmelidir. Bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması lâzımdır. Kiminde, ihlâs, kendini zorlayarak hâsıl olur ve kısa bir zaman devam eder. Sonra kalbe nefsin arzuları gelir. Devamlı ihlâs sahiplerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlâs sahiplerine Muhlis denir. Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefislerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir evliyanın kalbinden gelir.

    Muhlis olarak ibâdet etmek övülmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (De ki, ben ancak Allaha muhlis olarak ibâdet ederim.) [Zümer 14]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İhlas ile yapılan ibâdet az da olsa insana kâfi gelir.)

    Murad, istek, arzu demektir. Tasavvufta ise Murad, seçilmiş kimse demektir.

    Allahü teâlânın rızasına kavuşturucu iki yol vardır. Birisi talibler yolu, ikincisi, muradlar yolu. Yani seçilmişlerin yoludur. Birinci yoldaki talibler, sıkıntı çekerek yürürler. İkinci yoldaki muradlar ise sıkıntı çekmeden, hatta nazlı nazlı okşanarak maksada kavuşurlar. Bu yol, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Bu yol bazı evliyaya da ihsan edilir.

    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, dilediğini kendine seçer, kendine kavuşmak isteyenlere de, kavuşturan yolu gösterir.) [Şura 13]

    Devamsız olan ihlâs ile yapılan ibâdetler de, zamanla nefsi zayıflatır, devamlı ihlâs elde etmeye sebep olur. Süfyan-ı Sevri hazretleri, (Allah rızası için, niyet etmeden yemeğe dâvet edene bir günah, niyet etmeden gidene de, iki günah yazılır) buyuruyor.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Amellerinizi Allah için halis kılın. Çünkü Allahü teâlâ, ancak kendisi için ihlâsla yapılan ameli kabul eder. [Dâre Kutnî]

    (İbadetlere riya karıştırmayın ki amelleriniz boşa gitmesin.) [Deylemî]

    (İbadetine riya karıştırana ahirette denir ki: Git sevâbını o kişiden iste.) [İ. Mâce]

    (Sırf Allah rızâsı için, arkadaşını veya bir hastayı ziyaret eden için, Allahü teâlâ buyurur ki: Ne güzel ettin. Cennette kendine bir köşk hazırlamış oldun.) [Buhârî]

    (Allah rızası için câmi yapana cennette bir köşk verilir.) [Taberânî]

    (Kim Allah için yenerse gazabını, Allah da, ondan def eder azâbını.) [Taberani]

    (Allah rızası için, ana babasına itaat ederek güne başlayana cennetten iki kapı açılır.) [İ.Asakir]

    (Dünya ve ahiret hayırlarına kavuşmak için, Allahı ananlarla beraber ol, hep Allahı an, Allah için sev, Allah için buğzet.) [Ebu Nuaym]

    (İbadetleri ihlas ile yap! İhlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yetişir.) [Ebu Nuaym], (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]

    (Sabırlı ve ihlâslı olanlar, hesaba çekilmeden cennete girer.) [Taberânî]

    (40 gün Allah için ihlâsla ibadet yapanın, kalbinden diline hikmet pınarları akar.) [Ebuş-şeyh]

    (İhlaslı olanlara müjdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları içinde, parlayan ışıklardır.) [E.Nuaym]

    (İhlasla “Lâ ilahe illallah” diyen cennete girer.) [Bezzar]

    (Cennetin güzel köşkleri, Allah rızası için birbirini sevenler içindir.) [Ebuş-şeyh]

    (Allah rızasından başka maksat için ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî]

    Kur’anı kerimde salihler övülürken buyuruluyor ki: (Onlar, kendi canları çekerken yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” derler.) [İnsan 8,9]

    Münafıklık
    Sual: Allaha inanıyor, namaz kılıyorum. Fakat çok günah işliyorum. Ben münafık mıyım?

    CEVAP
    Allahü teâlâya inanan mümindir. Kimse zorlamadan namaz kıldığınıza göre, münafık olmanız mümkün değildir.

    Yalan söylemek, emanete hıyanet etmek ve verdiği sözde durmamak münafıklık alametidir. Fakat bu günahları işliyene münafık denmez.

    Münafık, inanmadığı hâlde, herhangi bir dünya menfaati için inanmış gibi görünen kimsedir. Eshab-ı kiramı seven de münafık olamaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Alinin sevgisi [radıyallahü anhüm] bir münafığın kalbinde toplanmaz.) [Taberânî]

    (Ensarı ancak mümin sever. Ancak onlara münafık buğzeder.) [Buharî ]

    Sözün kısası, Allahü teâlâya ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselama inanan kimse mümindir. Çok günah işlese de münafık değildir.

    Kalb ve Yürek
    Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?

    CEVAP
    Göğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyânı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz.

    Bedendeki bütün a’zâ, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnanmak, sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. Îmân eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dîne uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlâkın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini, peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzûr içinde yaşar. Âhırette de sonsuz saâdete kavuşur. Kötü huylar, kalbi, rûhu hasta eder. Hastalığın artması, kalbin, rûhun ölümüne sebep olur. Önce kalbi temizlemek lâzımdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyhekî]

    (Her pasın cilâsı vardır. Kalbin pasının cilâsı da estagfirullah demektir.) [Deylemî]

    (Nem sebebiyle demir paslandığı gibi, günâh sebebiyle kalb de paslanır. Kalbin cilâsı ölümü çok hatırlamak ve Kur’ân-ı kerîm okumaktır.) [Beyhekî]

    (Mü’minin kalbi temiz, kâfirin kalbi karadır.) [Taberânî]

    (Bir kimse, günâh işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günâh işlerse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Harâitî]

    İnsanı Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı, kalbin kararmasıdır. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz ve zararlı şeyler seyretmekten hâsıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikâye, gazete, dergi] okumak, lüzûmsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri [resimli dergi, filimler, tv] seyretmek, şarkı, çalgı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmıyan kalb ölmüş demektir. İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık olmayanın, Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü ve Cennet ni’metlerini ve Cehennem ateşinin şiddetini hâtırlamıyanın, düşünmiyenin bedeninin İslâmiyete uyması güç olur. Bedenin İslâmiyete severek ve kolay uyması için, kalbin temiz olması lâzımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne [uysal] olduğunun alâmeti, bedenin İslâmiyete seve seve uymasıdır.

    Namaz kılmak, kalbi temizler. Günâhların affedilmesine sebep olur. Fakat, kulluk vazîfesi olduğunu düşünmeden, şehvetlerini, dünya çıkarlarını düşünerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahîh olsa bile, dünyada ve âhırette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allahü teâlânın büyüklüğünü, O’nun emrini yapmayı düşünmek lâzımdır. Ancak, böyle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur.

    Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yaptıran nûrdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resûlullahın mübârek kalbinden yayılmakta, evliyânın kalbleri vâsıtası ile, evliyâyı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, ma’rifetler, kerâmetler hazînesi olur. Bu saâdete kavuşmak için, Ehl-i sünnet i’tikâdında olmak ve dinin emîr ve yasaklarına uymak şarttır.

    Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdîr ve taksîm edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulemâ ve evliyânın kitaplarından hazırlanmış olan bizim yayınlardan ilmihâl ve dokuzlu kitaplardan hergün bir veya iki sayfa okuyan feyz alır. Feyz, nûr demektir. Nûr kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nûrlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliyâ, Resûlullahı iyi tanıdığı için, Onun mübârek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlâkı güzel olur. Velînin kalbindeki feyzler, nûrlar, güneşin ziyâsı gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemâle gelirler. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın sohbetinde, böyle kemâle geldi.

    Kalb kırmak
    İyilik, her yerde iyidir. Fakat akrabaya yapılırsa daha sevab olur. Kalb kırmak kötüdür. Yakınların kalbini kırmak daha kötüdür. Hadis-i şerifte (Kalb kırmak, Kâbeyi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyuruluyor. Büyükler buyuruyor ki:

    İyi müslüman hiç gönül kırmaz.

    Bilir bundan büyük günah olmaz.

    Kalbi temizlemek
    Sual: Kalbi temizlemek için ne yapmalıdır?

    CEVAP
    Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlyerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Haraiti]

    Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mübahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.) [Deylemî]

    Günah işleyince, hemen tevbe ve istigfar etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası "Estagfirullah" demektir.) [Deylemî]

    Ölümü çok hatırlamak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Su değdiği, [rutubette kaldığı] zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de [günah yüzünden] paslanır.) Orada bulunanlar, (Kalblerin cilası nedir ya Resulullah) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ölümü çok hatırlamak ve Kur'an-ı kerim okumaktır.) [Beyhekî]

    Temiz ve Kirli Kalb

    Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberânî]



    Kalbi temizlemek

    Sual: Kalbin karardığı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur?

    CEVAP
    Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır:

    1- İbadetin tadını duymaz.

    2- Allah korkusu hatırına gelmez.

    3- Gördüklerinden ibret almaz.

    4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.

    Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:

    1- Öğrendiği ile amel etmemek.

    2- Bilmeyerek yapmak.

    3- Bilmediklerini öğrenmemek.

    4- Başkasının öğrenmesine mani olmak.

    Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.

    Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibâdet yapmak istemez. İyilik ve ibâdet ederek kalbi temizlemelidir!

    Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez.

    Kalbi Sıkan İş

    Sual: Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir?

    CEVAP
    Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:

    Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.) [Beyhekî]

    (Helal olan şeyler bellidir. Haramlar da bildirilmiştir. Şüpheli olanlardan kaçınız! Şüphesiz bildiklerinizi yapınız!) [Taberânî]

    Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, şüphe edilen ve kalbi sıkan şeyi yapmamalı! Şüphe edilmeyeni yapmak caiz olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahın, Kur'an-ı kerimde helal ettiği şeyler helaldir. Kur'an-ı kerimde bildirmediği şeyleri affeder.) [Tirmizî]

    Şüpheli birşeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, fazla çarparsa yapmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Elini göğsüne koy! Helal şeyde kalb sakin olur. Haram şeyde çarpıntı olur. Şüpheye düşersen yapma! Din adamları fetva verseler de yapma!) [İ. Ahmed]

    İmanı olan, büyük günaha düşmemek için, küçük günahtan kaçar.[C.2 m.110]

    Bozuk Kalbliler
    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah işliyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin çok yanlış olduğu buradan da anlaşılır.]

    Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmıyan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allahı anarak, ibâdet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.

    Dört Engel
    Kalbi temizlerken dört engel çıkar:

    1- Mal sevgisi: Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalbden çıkarmalıdır!

    2- Makam sevgisi: Ahiret nimetlerini elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak başka şey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı şeydir.

    3- Yabancı sevgi: Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır!

    4- Günah: Her günaha tevbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kim günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Nesâî]

    Bu dört engeli aşmak için dört şey gerekir.

    1- Çok yememek, helalinden yemek.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) [İ.Gazali]

    (Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.) [Ebu Nuaym]

    2- Çok uyumamak.

    Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ.Gazali]

    3- Çok konuşmamak.

    Hadis-i şerifte, (Çok konuşan çok hata eder, çok günah işler. Çok günah işliyen de, Cehenneme gider) buyuruldu. (Ebu Nuaym)

    4- Kötülerden uzak durmak.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.)[Hakim]

    Kalb ile işlenen günahlar

    Sual: Kalp ile işlenen günahlar nelerdir?

    CEVAP

    Hep evinde duran veya hasta olup dışarı çıkamayan kimse de günah işleyebilir. Kalb ile işlenen altmıştan fazla günah vardır. Bunlardan bazıları kısaca şöyledir:

    Tul-i emel, zevk sürmek için çok yaşamayı istemektir. Tul-i emelin sebepleri, dünya zevklerine düşkün olmak ve ölümü unutmak ve sıhhatine, gençliğine aldanmaktır. Tul-i emelli, ibâdetleri vaktinde yapmaz, tövbeyi terk eder. Kalbi katı olur. Nasihat tesir etmez. Ölümü unutur. Hep dünya malına ve mevkiine kavuşmak için ömrünü harcar, ahireti unutur, dünyanın faydasız zevkini düşünür. Bunlardan kurtulmak için, ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalıdır! Birçok hastanın iyileşip yaşadığı, sağlam birçok kişinin öldüğü çok görülmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsan yaşlandıkça, mal hırsı ve tul-i emeli gençleşir.) [Müslim]

    Kibir, kendisini bir veya birkaç bakımdan başkasından üstün görmektir. Yanına başkasının oturmamasını istemek, doğru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene teşekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyiliğe engeldir. Kibirli değilim diyen, kibirlidir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allah, kibredenleri sevmez.) [Nahl 23]

    Ucup kendisini başkasından üstün bilmek, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Ucbeden, günahlarını hatırlamaz. Allahü teâlânın kendine ihsan ettiği iyilik etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile övünür.

    Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (Acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye düşünmek suizan olmaz. (Çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur.

    Haset, kıskanmak, çekememektir. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Kendisinden üstün bile olsa, ona karşı kibirlenir, ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. İnsan, hasetten kurtulamaz. Mesela birinin iyi bir arabasını görünce, onda kusur arar. (Şurası şöyle, burası böyle) der.

    Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, haset ettiğine hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için duâ etmelidir.

    Hıkd, başkasından nefret etmek, ona karşı kin beslemektir. Kendine nasihat verene kin beslemek haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir. Hâlbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için, ona karşı kibirlenir. Tevazu gösterilmesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verse de, özür dilemez.

    Şematet, başkasına gelen belaya sevinmektir. Hadis-i şerifte, (Arkadaşınıza şematet ederseniz, Allahü teâlâ, belayı ondan alır, size verir) buyuruldu.

    Hicr, dostuna darılmaktır. Üç günden fazla dargın durmak helal olmaz.

    Gadr, sözünde durmamaktır. Hadis-i şerifte, (Gadr eden, kıyamette kötü şekilde ceza görür) buyuruldu. (İslâm Ahlâkı)

    Kibir ve kibirden kurtuluş yolları
    Sual: Cömertlikle ilgili yazı gibi, kibir hakkında da tafsilatlı bir yazı yazıp, kibirden kurtuluş yollarını bildirirseniz çok iyi olur.

    CEVAP
    Kibir, kendini başkasından üstün görmektir. Yapıldığı yerlere göre üçe ayrılır:

    1- Allahü teâlâya karşı kibirdir.

    Kibrin en kötüsü budur. Nemrud, Firavun böyle idi. İlahlık iddiasında bulundular. Bazı dinsizler de ibâdet etmeyi aşağılık sanarak kibirlendiler. Allahü teâlâ buyuruyor ki:

    (Bana ibâdeti, kulluk etmeyi büyüklüğüne yediremiyenler alçalmış olarak Cehenneme girecektir.) [Mümin 60]

    2- Peygamberlere karşı kibirdir.

    Bazılarının, peygamberleri kendileri gibi bir insan gördükleri için, onlara uymayı kabul etmeyip kibirlendikleri Kur'an-ı kerimde bildiriliyor. Mesela Peygamber efendimiz için dediler ki:

    (Bu da sizin gibi bir insan. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrarsınız.) [Müminun 33, 34]

    3- İnsanlara karşı kibirdir.

    Kibir Nasıl Anlaşılır?
    Kibir çeşitlidir. Her insanın kibirlendiği yerler farklı olabilir. Bir insan kendinin kibirli olduğunu bilebilir mi? Çok kolay bilir. Bir kimse, herhangi bir hususta kendini başkasından üstün görüyorsa kibirlidir. Çünkü büyüklük ve üstünlük ancak Allaha mahsustur.

    Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evinin işini alıp evine getirmemek ve kullanılmış elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkidleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmaları hoşuna gitmek gibi şeyler kibir alametidir.

    Bir yere giderken, arkadaşı önce girince, ona (İnsan nezaket icabı olsun siz buyurun demez mi?) demek veya düşünmek yahut önce arkadaşının selam vermesini beklemek kibir alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Selamı önce veren kibirden beridir.) [Beyhekî]

    Bir yere girerken arkadaşına (Sen gir) diye emir vermek, önce girmesi için ısrar etmek de ekseriya kibir alametidir. Orada tevazu göstermesi yapmacıktır. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, (Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir.) buyuruyor.

    Bir kimse, tevazu göstermek için, (Ben Besmelenin "Be"sinin altındaki noktayım.) deyince, Şibli hazretleri, (Kendine bir mevki mi gösteriyorsun?) buyurdu. Kendini birşey zanneden kimsenin tevazudan nasibi olmadığını bildirdi.

    Bazısı da, (Bu günahkâr, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu göstermeye çalışır. Bir günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık olduğu anlaşılır. Din büyükleri de "bu fakir" diye kullanırlar. Fakat bunlar böyle sözlerinde samimidir.

    Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi övülmüş, tevazu göstermeye çalışan ise yerilmiştir. Kibirlenmekle, kibirli görünmek de böyle farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sevabdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kibirliye kibirli görün! Böylece, onu hakir ve küçük düşürmüş olursun.) [İ. Gazalî]

    Başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bilsin ki bu da kibirdendir. Kibirli münkirler, peygamberlere (Siz de bizim gibi insansınız.) demişlerdi. (İbrahim 10)

    Fudayl bin İyad hazretleri "Tevazu, ister cahilden, ister çocuktan duyulsa da hakkı tereddütsüz kabul etmektir." buyuruyor. Kabul edemiyen kibirlidir.

    Bazı kimseler, birinden yol sormaya çekinirler. Birşey öğrenmek, sormak onlara zor gelir. Hatta çok lüzumlu bir dini soruyu bile sormak istemez. Kopan düğmesini dikmemek, maiyetinde çalışanlarla yemek yememek, kendi yükünü bile taşımamak da kibirdendir. Hadis--i şerifte buyuruldu ki: (Gömleğini, ayakkabısını tamir eden, hizmetçisi ile yemek yiyen ve çarşıdan yükünü kendi taşıyan kibirden uzaktır.) [Ebu Nuaym]

    İnsanların hep kötü yönlerini görüp, ortalık çok bozuldu diyen kibirlidir. (İnsanlar helak oldu diyenin asıl kendi helak olmuştur.) [Müslim]

    Allah için sinirlenenler, varsa da, nefsinden, şeytandan dolayı sinirlenen çoktur. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gazap ederler) diye övüyor. Fakat kibrinden dolayı sinirlenmek, gazaplanmak kötüdür. İsa aleyhisselam gazabın da kibirden olduğunu bildiriyor. Hadis-i şerifte (Gazap imanı bozar.) buyuruluyor. (Beyhekî)

    Kibir, diğer günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü, kibir, yani büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun kürsüsüne de oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmıyarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.

    Bu suçun biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. Hükümdarın maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. Bütün yaratıklar, Allahü teâlânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allahü teâlâya ortak olmuş sayılır.

    Kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete davet eder. Çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar. Dini konularda bile münazara edilse, hemen inkara kalkışır. Hatta hakkı, karşıdakinin dilinden duysa hemen çeşitli yollardan, doğru olduğunu bile bile onu çürütmeye çalışır. Kibrin zararları hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen Cehennemdeki yerine hazırlansın!) [İ. Ahmed]

    (Kibirden de uzak olduğu hâlde ölen Cennete girer.) [Tirmizî]

    (Kibirli fakire şiddetli azab vardır.) [Müslim]

    (Yiyin, için, giyinin ve tasadduk edin fakat israftan ve kibirden sakının.) [İ. Mace]

    (Nuh aleyhisselam ölüm döşeğinde iken çocuklarına dedi ki: Size iki şeyi emreder, iki şeyi yasaklarım. Yasakladığım şirk ile kibirdir. Emrettiğim ise, "La ilahe illallah" ve "Sübhanallahi ve bihamdihi" demektir.) [Hakim]

    (Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları çiğner.) [Tirmizî]

    (Kibirli, Allahı gadablı bulur.) [Beyhekî]

    (Allahü teâlâ buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım.) [Müslim]

    (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) [Müslim]

    (Kibirli, hakkı küçük görür, inkar eder, insanlara hakaret gözü ile bakar.) [İ.Gazali]

    Kibrin başlıca sebepleri şunlardır:

    1- İlim, 2- İbadet, 3- Nesep, 4- Güzellik, 5- Kuvvet, 6- Servet, 7- Mevki, 8- Yakınların çokluğu.

    1- İLİM: İlmi ile kibirlenmek, afetlerin en büyüğüdür. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edeni ilmi ile kibirlenmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.) [İ. Gazalî]

    Bir şeyler bilen kimse, kendini büyük, bunları bilmeyenleri de hakir, aşağı görür. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Başkalarını aşağı gördüğü için, onların halinden endişeye düşer. Böyle kimseler ilmi arttıkça, daha çok tehlikeye düşer. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. (Allahtan ancak âlimler korkar.) ayet-i kerimesi, tevazu ehli âlimleri bildirmektedir.

    İlim silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlim yağmur gibidir. Yağmur, temiz olarak yağar, bitkilerin kökleri bu suyu emer, kendi vasfına çevrilir. Aynı yağmur suyu, biberi acılaştırırken, karpuzu tatlılaştırır. Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, mütevazının da tevazuunu artırır.

    Kabül Ahbar hazretleri "Malın azdırdığı gibi ilim de azdırabilir." buyurmuştur. Az da olsa, bir şey bilen insan cahillerin yanlışlıklarını görünce, ben onlar gibi değilim diye kendini beğenir. İlim sahibi de, ekseriya, kendini cahilden üstün görür.

    Âlim, kibirden ancak iki şeyi bilip amel etmekle korunabilir.

    Birincisi: Allahü teâlâ katında âlimin mesuliyetinin daha fazla olduğunu bilmesidir. Çünkü, günah olduğunu bilerek isyan eden ile, bilmiyerek o günahı işliyenin cezası elbette bir olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamette bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları ona, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "İnsanlara, günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buharî]

    (Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar gördüm. Bunların kim olduğunu Cebrail aleyhisselama sordum."Kendilerinin yapmadıklarını "yapın" diyen vaizlerdir" dedi.) [Müslim]

    (Kıyamette en şiddetli azab, ilmi kendine fayda vermiyen din adamınadır.) [Beyhekî]

    (Cehennemde azab çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azab verir. "Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku çıkarıyorsun?" diye sorulunca, "Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım"der.) [İ. Ahmed]

    İblis, âlim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi. Dağda kalan kimsenin yanında, çeşitli silahlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve çok cesur olsa, kendine hücum eden arslana karşı kullanmadıkça, bu silahların faydası olur mu? Elbette olmaz. Bunun gibi, din bilgilerinden yüzbin mesele öğrense, bunları kullanmadıkça, faydalarını görmez. Bir hasta, derdine en faydalı ilacı bulsa, kullanmadıkça, faydasını görmez.

    Bilip de amel etmiyenler, Cuma suresi 5. ayetinde eşeğe, Araf suresi 175. ve 176. ayetlerinde ise köpeğe benzetilmiştir. Ne zaman ki, bir âlim, cahile nisbetle kendini üstün görmeye başlarsa, içinde bulunduğu bu büyük tehlikeyi düşünmelidir. Bunu düşününce, cahile göre mevkii üstün olduğu gibi, tehlikesinin de o nisbette büyük olduğunu anlar. Bu âlim, hayatı tehlikede olan hükümdar gibidir. Hükümdarı yakalayıp öldürecekleri zaman "Keşke bir hizmetçi olsaydım da bu tehlike ile karşılaşmasaydım" der. Nice âlimler var ki, kıyamette, ilmi ile kibirlenmenin cezasını görünce, Keşke cahil olsaydım diyecektir.

    İşte bu tehlikeleri düşünmesi, âlimi kibirden korur.

    Nefsi Aşağılamak
    İkincisi: Kibrin büyük günah olduğunu, insan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymetinin o kadar yükseleceğini, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymetinin olmayacağını bilmesidir. İlmi olduğu hâlde, kibrin zararını bilmeyene âlim demek yanlış olur. İnsanın ilmi arttıkça, Allahtan korkması da artar, günah işlemeye cesaret edemez.

    Kendinden aşağı olanlara, fâsıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Bir âlim, cahili görünce, (Bu, bilmediği için günah işliyor. Ben ise bilerek günah işliyorum.) demelidir. Bir âlimi görünce, (Bu benden daha çok biliyor ve ilim ve ihlas ile amel ediyor. Ben böyle değilim.) demelidir. Kendinden yaşlısını görünce, (Bu benden daha çok ibâdet etmiştir.) demelidir. Gençleri görünce (Bunların günahı az, benim günahlarım çok.) demelidir. Kendi yaşındakini görünce, (Ben kendi günahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum.) demelidir. Bir bid'at sahibini veya gayr-i müslimi görünce, (İnsanın hali son nefeste belli olur. Bu belki hidayete kavuşabilir. Acaba benim hâlim ne olacak?) demeli, bunlara kibretmemelidir.

    İnsanın kendi günahlarını unutmaması ve son nefesinin nasıl olacağını düşünmesi gerekir. Ahırette kimin kimden üstün olacağı, dünyada kesin olarak bilinemez. Nice din adamı, kâfir olarak can vermiştir. Nice kâfirlere de iman ile can vermek nasip olmuştur. O hâlde, hiç kimseye Cehennemlik, kendine de Cennetlik dememelidir.

    Fâsık ve bid'at sahiplerine buğzederken kibirden sakınmalıdır. Bu da kızmayı kendi için değil, bunu emreden Allahü teâlâ için yapmakla ve kızarken kendini selamette, karşısındakini helakte görmemekle olur. Mesela; bir kimse, çocuğunu, hizmetçisi ile bir yere gönderirken, çocuk kabahat işlerse, darılmasını, hatta dövmesini emreder. Bu da, çocuk kabahat yapınca, onu döver. Fakat döverken, babasının yanında kendinin çocuktan daha kıymetli olmadığını da bilmektedir. Ona kibredemez. Müminin kâfiri sevmemesi, buna benzemektedir. Allahü teâlâ müminlerin kendilerinin değil, imanlarının üstün olduğunu bildirdi. İman kimde bulunursa, o üstün olur. Sonsuz üstünlük ise, son nefeste belli olur.

    Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine bir papaz gelerek der ki:

    - Ya Cüneyd sen mi üstünsün ben mi?

    - Bu suâlinin cevabını ancak yarın verebilirim!

    Ertesi gün papaz gelip de Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin vefat etmiş olduğunu görünce, tabutunun yanına vararak der ki:

    - Ya Cüneyd, bana bugün gelmemi söylemiştin.

    Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, tabuttan başını kaldırıp buyurur ki:

    - Bir kimsenin üstünlüğü son nefeste belli olur. Ölmeden önce son nefeste imanla gidip gitmiyeceğimi bilmediğim için dünkü suâlinin cevabı bugüne kaldı. Elhamdülillah imanla öldüm. Artık senden üstün olduğumu söyleyebilirim.

    2- İBADET: İbadeti sebebiyle kibirlenmek de büyük felakettir. Bunun için "Çok ibâdet edenin, kibirden kurtulması zor olur." denilmiştir.

    Beni İsrailden bir fâsığın kötülüğünü duymayan kalmamıştı. Soylu bir abid de ibâdetiyle şöhret bulmuştu. Kötü kimse, bu Abidin yanından geçerken, "Gideyim, şu Abidin yanına oturayım, belki Allahü teâlâ onun hürmetine beni affeder" diye düşündü. Gidip Abidin yanına oturdu. Abid ise, üzerinde bulutun gölgelendirdiği bir zat olduğu için, üstünlüğü ile böbürlenip, "Bu fâsık, benimle niye oturuyor?" diyerek, oradan kalktı. Fâsık da çekip gitti. Fakat Abidin üzerindeki bulut, fâsıkla beraber gitti. Allahü teâlâ zamanın Peygamberine (Allah insanların niyetlerine göre muamele eder. Fâsıkın yaptıklarını iyi niyetinden dolayı affettim. Abidin yaptıklarını da kibri sebebiyle yok ettim.) diye vahyetti.

    Abidin, imanlı fâsıklı hakir, yani aşağı görmesi felaketine sebep oldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Müslümanı hakir görmek, kişiye kötülük olarak yeter.) [Müslim]

    (Kendini beğenen helak olur.) [Buharî]

    3- NESEP: Asil bir aileye mensup olan, kendi gibi soylu olmayanı hakir görür. Bir gün iki kişi Peygamber efendimizin huzurunda birbirine üstünlük taslıyarak biri, "Ben falancanın oğlu filanım. Ya sen kimsin?" dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: (Musa aleyhisselamın yanında iki kişi birbirine karşı övünmeye başladı. Hatta biri ecdadını 9 batın geriye doğru saydı. Allahü teâlâ, Hz. Musaya şöyle vahyetti: "Ona söyle, iftihar ettiği 9 kişi Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur.") [İ. Ahmed]

    Babaları ile, dedeleri ile övünmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem aleyhisselamın oğlu idi. Yam da, Hz.Nuhun oğlu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları küfürden kurtarmadı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Atalarınız ile övünmeyi terkedin) [Ebu Dâvud]

    (Bir kimsenin kendi kötü ise, ahırette nesebenin [soy-sopunun] üstünlüğü ona fayda vermez.) [Taberânî]

    4- GÜZELLİK: Bu daha çok kadınlarda görülür. Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur. Hâlbuki güzellik, insanda kalıcı değildir, er-geç gider. Geçici olan şeyle kibirlenmek, ahmaklıktır. Kibredenin güzelliği, gübrelikte biten gül gibidir.

    5- KUVVET: Kuvveti ile zayıflara üstünlük sağlar. Gücü, kuvveti ile kibretmek de, cahilliktir. Çünkü hayvanların kuvvetleri, insanlardan kat kat fazladır. Bir insan fil kadar kuvvetli olamaz. Kaplan gibi koşamaz. Kuş gibi uçamaz. Gece kedi gibi göremez. Hayvanlar, bir bakımdan insandan üstündür. Hiç kimse, hep kuvvetli kalacağını, hastalığa, tehlikeye, kazaya uğramıyacağını iddia edemez. Böyle geçici olan ve hayvanlarda da bulunan üstünlüklerle kibirlenmek elbette uygun olmaz.

    6- SERVET: Bu daha çok zenginlerde görülür. Hâlbuki mal sahibi olmak, çok zengin olmak da üstün olmayı gerektirmez. Karunun çok malı vardı. Malı ile beraber kahrolup gitti. Geçici olarak sahib olunan servet ile, mal ile kibirlenmek, çok çirkindir. Çünkü varlığı ile kibrettiği malı telef olur, evi yıkılır da kendi açıkta kalır.

    7- MEVKİ: Gelip geçici olan makam, mevki de üstünlük sebebi değildir. Bir çok krallar, derebeyler, Firavunlar mevki sahibiydi. Hepsi gitti. Ancak iyilerin iyiliği, kötülerin kötülüğü söylenmektedir. Kötü birinin mevki, makamı ile övünmesi neye yarar?

    Şam Ordusu kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri büyük bir kalabalıkla Hz. Ömeri karşıladı. Hz. Ömer kölesi ile nöbetleşe deveye bindiğinden, Halife devesinden indi. Yerine kölesi bindi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp deredeki sudan geçti. Bunu gören kumandan dedi ki:

    - Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl izah edebiliriz?

    Hz. Ömer buyurdu ki:

    - Ya Eba Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelil ve hakir bir kavimdik. Allahü teâlâ, bizleri müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi zelil eder, herşeyden aşağı eder.

    8- YAKINLARIN ÇOKLUĞU: Bazısı, evladının, akrabasının, tanıdıklarının çokluğu ile üstünlük taslar. Bir kimsenin kendi iyi değilse, bütün dünya onun akrabası olsa ne çıkar? Bunların hiç biri mutlak üstünlük değildir.

    Kibre çok benziyen, ayırt edilmesi çok zor olan bir hastalık daha vardır. Bunun adı da ucbdur. Kibir, kendini başkasından üstün göstermek, ucb ise, kendini başkasından üstün bilmektir. Hiç kimsenin bulunmadığı yerde insan ucb sahibi olabilir, fakat kibirli olamaz. Çünkü insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir. Fakat kimse olmadığı için kendini büyük gösteremez, kibirlenemez. (Üç şey insanı felakete götürür: Hasislik,nefse uymak, ucublu olmak) [Beyhekî]

    Ucb, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. İnsan, kendini beğenince, başkalarından üstün görebilir. Bu da kibirdir. Ucbdan kibir doğar.

    Bir kimsenin ucub sahibi olup olmadığı, şu alametlerden belli olur: Ucublu kimse,

    1- Kibirli olur. 2- Günahlarını unutur. 3- Allahü teâlânın azabını unutur. 4- Büyüklerden istifade edemez, âlimlerin sohbetinden mahrum kalır. 5- Kimseyle meşveret etmez, danışmaz.

    Kibirden kurtulmak için tevazu sahibi olmaya, ucbdan kurtulmak için de minnet ehli olmaya çalışmalıdır! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti güzeldir. Bundan dolayı kendini beğenir, yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allahü teâlânın lütfu ile kavuştuğunu düşünmektir. Hitabet güzelliğinin cenab-ı Hakkın bir lütfu olduğunu düşünen, kendini beğenemez.

    Kibir, en büyük günahlardan biridir. İnsanı kibre düşüren ucbdur. Ucb ise, ilim, ibâdet, yakınlarının, çokluğu gibi sebeple kendini beğenmektir. Bunların Allahü teâlânın lütfu olduğunu bilen, ucba düşmez, dolayısıyla kibretmez.

    Tevazu yükseltir
    Sual: Kibirden kurtulup tevazu sahibi olmak için ne yapmalıdır?

    CEVAP
    Kibrin aksine tevazu denir. Tevazu, kendini hiç kimseden üstün görmemektir. Kibir ne kadar kötü ise, tevazu da o kadar iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Zillete düşmiyecek şekilde tevazu gösterene müjdeler olsun!) [Taberânî]

    (Allah, tevazu edeni yüceltir.) [Bezzar]

    (Şeref tevazudadır.) [İ. Ebiddünya]

    (Tevazu edin ki, Allah size rahmet etsin!) [İsfehani]

    (Allah için affedenin şerefi artar, tevazu gösteren de yüceltir.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, tevazu edeni yedi kat göklere kadar yükseltir.) [Beyhekî]

    (Tevazu eden, helal kazanan, huyu güzel olan, herkese karşı yumuşak olan ve kimseye kötülük etmiyen, insanların iyisidir.) [Berika]

    (İmanın kemalini istiyen, tevazu göstersin.) [Berika]

    (Kişi kibirlenince, iki melek, "Ya Rabbi bunu alçalt!" derler. Tevazu ederse, "Ya Rabbi bunu yükselt!" derler.) [Beyhekî]

    (Mütevazılara tevazu gösterin! Kibirlilere de kibirli görünün!) [İ.Gazali]

    (Allahü teâlâ, tevazu üzere olmamı emretti. Hiç kimse, diğerine karşı büyüklenmesin!) [Ebu Dâvud]

    Tevazu hakkında islâm âlimleri buyuruyor ki:

    Tevazu, cahilden veya çocuktan da olsa, hakkı işitince boyun büküp hemen kabul etmektir. (Fudayl bin İyad)

    Tevazu, karşılaştığın her müslümanın senden aşağı olmadığını kabul etmektir. (Hasan-ı Basri)

    Hased Edilmiyen Nimet
    "En kötünüz mescidden çıksın" denilse, benden önce kapıya çıkan olmaz. Ancak daha çabuk koşan olursa onu bilmem. (Malik bin Dinar)

    Başkanlığı seven, iflah olmaz. (Fudayl bin İyad)

    Kendinden daha kötü kimsenin bulunduğunu zanneden kibirlidir. (Bayezid-i Bistami)

    Her nimet sahibi hased edilir. Hased edilmiyen tek nimet, tevazudur. (Urve)

    Şerefli insan, ibâdet edip yükseldikçe tevazu gösterir. Adi insan ise ibâdet ettikçe büyüklenir. (Yahya bin Halid)

    Tevazu güzeldir, zenginin tevazuu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirin kibirli olması daha çirkindir. (İ. Gazalî)

    İhlas ehline göre, tevazu göstermek de kibir sayılır. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Hâlbuki gerçek ihlas ehli, kendinde bir varlık görmez ki tevazu göstersin. (Cüneyd-i Bağdadi)

    Tevazu gösterebilmek için, (Ben Besmelenin "Be’sinin altındaki noktayım.) diyen birine, Hz. Şibli, (Kendine bir mevki mi gösteriyorsun?) buyurdu. Kendini birşey zanneden, kimsenin tevazudan nasibi olmadığını bildirdi.

    Cehennemlik görmek istiyen, kendi oturduğu hâlde, başkasını ayakta tutan kimseye baksın! (Hz. Ali)

    Ardından insanların gelmesinden hoşlanan, Allahtan uzaklaşır. (Ebudderda)

    İsa aleyhisselam buyurdu ki:

    Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir, dağlarda, sert topraklarda yetişmez. Bunun gibi, hikmet de, mütevazı olanların kalblerinde gelişir, kibirlilerin gönüllerinde gelişmez. Bir kimse, başını yükseğe kaldırırsa, tavana değer ve yaralanır, eğerse tavan ona gölgelik eder ve kendini korur.

    Kendini beğenmek

    Sual: Bir müslümanın, kendini cennetlik gibi, günahkârları da cehennemlik gibi görmesi doğru nudur?

    CEVAP

    Günahkârları beğenmemelidir. fakat kendini günahkârlardan üstün de görmemelidir. Kendini cennetlik, günahkârı cehennemlik bilmemelidir. Hatta kâfir için bile böyle düşünmemelidir. Kâfir, bir Kelime-i şehadet getirerek cennetlik, bir söz söyliyerek cehennemlik olabilir.

    İsrailoğullarından bir eşkıya, kırk yıl günah işler. Bir gün Hz. İsayı havarilerden biri ile giderken görür. Yaptığı eşkıyalığa pişman olur. "Ben bunlara katılayım" diyerek peşlerine takılır. Havarinin yanına yaklaşır, "Benim gibi bir eşkıyanın böyle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?" diye düşünür. Havari de, "Bu yol kesici nereden çıktı? Benimle nasıl gelir?" diyerek ondan uzaklaşıp İsa aleyhisselama yaklaşır. Allahü teâlâ Hz. İsa'ya vahyeder ki: "İkisine de söyle! İkisinin de geçmişlerini mahvettim. Yeniden amele başlasınlar. Kendini beğendiği için havarinin ibâdetini mahvettim. Kendini aşağı gördüğü için de eşkıyanın günahlarını affettim."

    Hz.İsa, durumu her ikisine de bildirir ve eşkıyayı havarileri arasına alır. (İ. Gazalî)

    Tevazu ve kibir

    Sual: Kibrin zararını biliyoruz. Tevazu sahibi olmak için ne yapmak gerekir?

    CEVAP
    Tevazu sahibi olabilmek için dünyaya niçin geldiğini, nereye gideceğini bilmek gerekir. Hiç yok idi. Önce bir şey yapamayan, hareket edemiyen bebek oldu. Şimdi de, her an hasta olmak, ölmek korkusundadır. Nihayet ölecek, çürüyecek ve toprak olacaktır. İdam odasına sokulmuş olup, idam olunacağı zamanı bekleyen kimsenin, dünya zindanında, her an ne zaman azaba götürüleceğini beklemektedir. Ölecek, leş olacak, böceklere yem olacak, kabir azabı çekecek, sonra diriltilip kıyamet sıkıntılarını çekecektir. Cehennemde sonsuz yanmak korkusu içinde yaşayan kimseye tekebbür mü yakışır, tevazu mu?

    İnsanların yegane yaratıcısı, yetiştiricisi, her an tehlikelerden koruyucusu olan ve kıyamette hesaba çekecek, sonsuz azab yapacak olan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi, benzeri, ortağı olmayan tek hakim ve kadir olan Allahü teâlâ: (Tekebbür edenleri sevmem, tevazu edenleri severim.) buyuruyor. (Berika)

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, tevazu üzere olmamı bana emreyledi. Hiçbir kimseye tekebbür etmeyiniz!) [Ebu Dâvud]

    Aciz, elinden hiçbir şey gelmeyen, zavallı insana bunlardan hangisini yapmak yakışır? Aklı başında olan kendini ve Rabbini tanıyan kimse, hiç tekebbür edebilir mi? İnsan, aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an, her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir.

    Ebu Süleyman Darani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün insanlar, beni olduğumdan daha aşağılamak, hakaret etmek isteseler, bunu yapamazlar. Çünkü, herkesin hakaret derecelerinden daha aşağı olduğumu bilirim.) [İslâm Ahlâkı]

    Amr bin Şeybe hazretleri anlatır:

    "Mekkede Safa ile Merve arasında bulunuyorduk. Bir adamın katır üzerinde geldiğini, etrafındaki hizmetçilerin herkese karşı sert davrandıklarını, adamın heybet ve ihtişam içinde olduğunu gördük. Aradan yıllar geçti, deve üzerinde Bağdata girdim. Orada başı açık, yalınayak, uzun saçlı pejmürde bir adam gördüm. Tanıyacak gibi oldum. Adam, kendine dikkatle bakışımın sebebini sordu. (Seni birine benzetiyorum) dedim ve kime benzettiğimi anlattım. Adam da, (İşte o gördüğün benim. Tevazu gösterilmesi gereken yerde kibirlendim. Şimdi ise bu hâle düştüm) dedi."

    Ayakkabıcının Korkusu
    Bir başka menkıbe de şöyle:

    Abidin biri ibâdet etmek üzere dağa çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için duâ etsin" denir. Abid dağdan iner, adamı bulur, ne iş yaptığını sorar. Adam, gündüzleri oruç tutup, ayakkabı işlerinde çalıştığını, kazandığı para ile ailesini geçindirdikten sonra fazlasını tasadduk ettiğini söyler. Abid, adamın güzel bir iş yaptığını ve fakat kendisinin dağda sırf ibâdetle meşgul olmasını daha iyi bulur ve tekrar ibâdetine döner. Yine gece rüyasında, (Ayakkabıcıya git ve ona, "Bu yüzündeki sararmanın sebebi nedir?" diye sor) denir. Abid gider ayakkabıcıya bunu sorar. Ayakkabıcı, "Kimi görürsem, bu kurtulacak da, ben helak olacağım der ve kendimden korkarım. Yüzümün sararması bundandır." der. İşte o zaman abid, ayakkabıcının bu korku ile tevazu ile üstünlük kazandığını anlar. [Berika]

    Akıl başında olan, kendini ve Rabbini tanıyan insan, aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için, her an, her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Çünkü (Kibir her iyiliğe manidir, tevazu, her iyiliğin anahtarıdır) buyurulmuştur.

    Sinirlenmek ve sebebi
    Sual: Kibrin sinirle ilgisi var mı? Kibirli olmıyan sinirlenmez mi?

    CEVAP
    Gazaba gelmiyen, yani sinirlenmiyen insan olmaz. Kiminde az, kiminde çok olur. Gazab da bıçak gibidir. İyi işlerde kullanılırsa faydalı, kötü işlerde kullanılırsa zararlı olur. İnsandaki bütün huylar böyledir. İfrat ve tefritleri zararlıdır.

    Gazabın lüzumlu miktarı şecaat, azı korkaklık, fazlası da atılganlıktır.

    Her kötü huyun kaynağında kibir vardır. İsa aleyhisselam, diğer kalb hastalıkları gibi, gazabın da kibirden ileri geldiğini bildiriyor. O hâlde kibir nedir? Kibir, kendini başkasından, üstün göstermektir. Kibre benziyen bir hastalık da ucubdur. Ucub ise, kendini başkasından üstün bilmek, kendini ve ibâdetlerini beğenmektir.

    Hiç kimsenin bulunmadığı yerde insan, kibirli olamaz, ucub sahibi olabilir. Her ucub sahibine kibirli denmez. Çünkü insan, kendini de beğenir, kendinden üstün insan olduğuna da inanır. Ona kibretmez.

    Kibretmekten, yani kendini başkasından üstün görmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kibriya, üstünlük, azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım.) [Müslim]

    (Kalbinde zerre kadar kibir olan, Cennete giremez.) [Müslim]

    Kibirden Doğan Hastalıklar

    Bir kimse, biraz bilgiliyse, ibâdet de yapıyorsa, kibirden zor kurtulur. Bilgisiz insanı, hayvan gibi görür. Kendisi için sevdiğini başkası için sevemez. Hak ve hakikati başkalarından duysa kabul etmek istemez. Onların nasihatine, tavsiyesine uymayı nefsine yediremez.

    Bunun için hıkd, gazab, hased, riya, hicr, şematet, gadr, hıyanet, su-i zan gibi hastalıklardan kurtulamaz. Kibirlinin maruz kaldığı bu hastalıklar ise hafife alınamaz.

    Hıkd: Kibirli, başkalarına karşı kin ve düşmanlık besler, onlardan nefret eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Üç şey bulunmıyan kişinin günahlarının affı umulur. Bunlardan biri, din kardeşine hıkd etmemektir.) (Taberânî)

    Gazab: Kibirli, aşırı sinirlenince, küfre düşebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Gazab imanı bozar) (Beyhekî)

    Hased: Kibirli, sevmediği kimsede bulunan nimetleri kıskanır, ondan çıkmasını ister. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hasedden kurtulmak zordur. Hased ettiğiniz kimseyi hiç incitmeyiniz!) (İ. Ahmed)

    Riya: Kibirli, ibâdetini göstererek halkın sevgisini kazanmaya çalışır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Riya ile ibâdet edene, Kıyamette, "Ey kötü insan, bugün sana sevab yoktur. Dünyada kime ibâdet ettiysen, sevabını ondan iste!" denir.) [İbni Ebiddünya]

    Hicr: Kibirli, beğenmediği kimselere dargın durur, onlarla olan dostluğunu bırakır. Hâlbuki, müslümanın, üç günden fazla dargın durmaması gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sana darılana git, barış! Zulmedeni affet, kötülük edene iyilik et!) (Berika)

    Şematet: Kibirli, başkasına gelen belâya, zarara sevinenin aynı şeye maruz kalacağı bildirilmiştir. [Tirmizî]

    Gadr: Kibirli, verdiği sözde durmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sözünde durmıyan kimsenin, Kıyamette kötü şekilde cezasını göreceği bildirilmiştir.) [Müslim]

    Hıyanet: Kibirli, kendini emin, güvenilir tanıttıktan sonra, o emniyeti bozucu iş yapar. Hıyanetin zıddı emanettir. Emanete hıyanet etmek münafıklık alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Emin olmıyanın imanı, sözünde durmıyanın dini yoktur.) (Bezzar)

    [Bu hadis-i şerif, emanete hıyanet edenin imanı kâmil olmıyacağını, buna önem vermiyenin imanının kalmıyacağını bildirmektedir.]

    Su-i zan: Kibirli, mümin kardeşine kötü gözle bakar, kusurlarını araştırır, onun günah işlediğini zanneder. Dinimiz, su-i zandan kaçınılmasını, hüsn-i zan etmeyi emretmiştir.

    Kibirli, buna benzer birçok hastalıklara yakalanır. Her müslüman kendinde hangi kötü huylar varsa, tesbit edip çaresine bakmalıdır!

    Kızma sinirlenme

    Sual: Öfke de kibirden midir?

    CEVAP
    Resûlullah efendimiz, nasihat isteyene bir kimseye, (Kızma, sinirlenme!) buyurdu. Birkaç kere sordukta, hepsine de (Kızma, sinirlenme!) buyurdu. [Buharî]

    Kibrinden dolayı öfkelenmek, kötüdür. İsa aleyhisselam öfkenin de kibirden ileri geldiğini bildiriyor. Hadis-i şerifte (Öfkelenmek imanı bozar.) buyuruluyor. Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor: (Onlar, bollukta ve darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.) [A.İmran 134]

    İnsanlar, kızmak, öfkelenmek yönünden farklıdır. Hadis-i şerifte, (İnsanlar çeşitli mizaçtadır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de, (Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden bir kaçı şöyle:

    (Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği hâlde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.)

    (Kızdığı zaman istediğini yapabilecek [müslüman] bir kimse, kızmazsa [sinirine hâkim olursa] Allahü teâlâ kıyâmette onu herkesin arasından çağırıp, (Cennette istediğin yere git) der.)

    (Allah rızası için öfkesini yenerden Allahü teâlâ azabını def eder.)

    (Öfkesini yenen Cennete kavuşur, onu Allah korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.)

    (Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratıldı. Ateş su ile söndürülür. Öfkelenen abdest alsın!)

    (Öfkelenince oturun, öfkeniz geçmezse yatın!)

    Makam hırsı, kibir ve ucbu yok eden öfkesine hâkim olur. Öfkelenen, (Allahümmagfirli-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan) duâsını okumalıdır!

    Hakkı Kabul Etmek

    Sual: Münakaşa ettiğim arkadaşın haklı olduğunu anlıyorum. Fakat yenilgiyi kabul etmemek için, hayır öyle değildir diyorum. Bunun mahzuru nedir?

    CEVAP

    Doğru olan birşeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, hased etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmekte inat edendir.)

    Mümin kibirli olmaz, fakat vekar sahibi olur. Vekarlı kimse, dünya işlerinde kolaylık gösterir. Din işlerinde sağlam olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin vekarlı ve yumuşak olur.)

    Kibir ve tevazu
    Allahü teâlâ, kullarına gönderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı kötülemiş ve yasak etmiştir. Mesela, Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (Allahü teâlâ, kibirli olanları elbette sevmez!) [Nahl 23]

    Havariler, İsa aleyhisselama sordu:

    - Ey Allahın Peygamberi! İçimizde hangimiz büyük, hangimiz küçüktür?

    İsa aleyhisselam buyurdu ki:

    - En büyüğünüz, en küçüktür. En küçüğünüz de, en büyüktür.

    Böylece, kendini büyük gören küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür demiş oldu. Peygamberlerin sonuncusu ve hepsinin en üstünü olan Muhammed aleyhisselam da birçok hadis-i şeriflerinde, kibirli olanları kötülemiş, alçak gönüllü olanları övmüştür. Mesela bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah rızası için tevazu edeni, yani kendini, müslümanlardan üstün görmeyeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Bezzar]

    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki, Allahü teâlâ ilim gibi, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsan buyurmuştur. Fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlukuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, herşeyi Ona muhtaç olmak demektir. Buna karşılık olarak kullarına, zül ve inkisar, yani aşağılık, kırıklık ile ihtiyaç ve fânî olmak, yol olmaktır. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecavüz etmek olur. Kullara kibirlenmek yakışmaz. En büyük günahtır. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azap ederim.) [Müslim]

    Hakkı Kabul Etmek

    Sual: Münakaşa ettiğim arkadaşın haklı olduğunu anlıyorum. Fakat yenilgiyi kabul etmemek için, hayır öyle değildir diyorum. Bunun mahzuru nedir?

    CEVAP
    Doğru olan birşeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, hased etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmekte inat edendir.) [Buharî]

    (Hakkı küçük görmek kibirdendir.) [İ.Gazali]

    Mümin kibirli olmaz; fakat vekar sahibi olur. Vekarlı kimse, dünya işlerinde kolaylık gösterir. Din işlerinde sağlam olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Mümin vekarlı ve yumuşak olur.) [Beyhekî]

    Hiç kimse ile münakaşa etmemeliyiz!

    (Allah, mücadelede ısrar edeni sevmez.) [Buharî]

    (Haklı iken, münakaşayı terkedene, Cennetin ortasında bir köşk verilir.) [Taberânî]

    (Mücadelede ısrar edenler hariç, hiç kimse, hidayete kavuştuktan sonra sapıtmaz.) [Beyhekî]

    (Haklı da olsa, münakaşayı terketmiyen, hakiki imana kavuşamaz.) [İbni Ebiddünya]

    Münakaşa, dostların azalmasına, hasımların çoğalmasına sebep olur. Hasan-ı Basri hz. buyurdu ki: (Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin düşmanlığını satın alma!)

    Münakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlüğünü isbata çalışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmek demektir. Bu düpedüz düşmanlıktır. Kendini karşısındakinden üstün görmek ise kibirdir. Mahzurludur. Münakaşa her yönden mahzurludur. Münakaşa güzel ahlâkın zıddıdır. Hâlbuki müslüman güzel ahlâklı olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlâkla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

    İyi, kötü, herkese, güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, düşman kazanmamalıdır! Hafız-ı Şirazinin, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir) sözüne uymalıdır. Af dileyeni affetmelidir! Herkese karşı iyi huylu olmalıdır! Kimsenin sözüne karşı gelmemelidir! Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir!

    Mütevazı olun, büyüklenmeyin, övünmeyin
    Sual: Ben çok şey biliyorum diyerek övünmek uygun mudur?

    CEVAP
    Âlimin ilmiyle övünmesi caiz değildir. (Lokman) suresi 18. ayet-i kerimesinde mealen (Şüphesiz ki Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) buyurulmaktadır.

    Övünmek, büyüklenmenin, kibretmenin alametidir. (Mümin) suresinin 35. ayet-i kerimesinde büyüklenenlerin kalblerinin mühürlendiği bildirilmektedir.

    İmam-ı Gazalî hazretleri (Necm) suresinin (Nefsinizi tezkiye etmeyiniz!) mealindeki 32. ayet-i kerimesinin tefsirinde (Bir iyilik yaptığın zaman bunu ben yaptım deme. Onu bir iyilik sanma! Onu iyilik olarak kabul etmek, kendini beğenmektir.) buyurdu.

    (Beydavi) tefsirinde, İblisin (Âdem çamurdandır, cismanidir. Ben ruhaniyim, meleğim, çamur unsurların en aşağıdır. Ben ise en şerefli olan ateşten yaratıldım.) diyerek kibirlendiği bildirilmektedir. Övünmek hadis-i şerifle de yasak edilip buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evladlarınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.) [Ebu Dâvud]

    Övünmek, başkasını hakir, aşağı görmekten ileri gelir. Hâlbuki hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Din kardeşini hakir görmek, kötülük olarak yeter.) [Müslim]

    (İnsanlar helak oldu diyenin kendisi helak olmuştur.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, müslüman kardeşine tevazu göstereni yükseltir, ona karşı üstünlük taslayanı da alçaltır.) [Taberânî]

    (Allahü teâlâ "mütevazı olun, büyüklenmeyin, zulmetmeyin!" diye vahyetti.) [İ Mace]

    İnsan, ilim sahibi olunca kendini büyük görmeye başlar. Hâlbuki Kur'an-ı kerimde mealen (Her ilim sahibinden üstün bir âlim vardır) buyurulmaktadır. [Yusüf 76]

    (Âlimlerin afeti, kendilerini büyük görmeleridir) hadis-i şerifi, ilim sahiplerinden kibirlenenlerin olabileceğini göstermektedir. Öğünmek niyetiyle kendisinin âlim olduğunu söylememelidir! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimim diyen cahildir.) [Taberânî]

    Allahü teâlâ, Peygamber efendimize tevazu ehli olmayı emretmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamette Âdemoğlunun seyyidiyim, hakikatı bildiriyorum, öğünmüyorum. Ben şefaatçilerin ilkiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum.) [İbni Mace]

    [Yani (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) demektir. Bunun için mucize göstermek gerekir; fakat keramet göstermek gerekmez.]

    İlimden Maksat
    İlmi, yalnız rızasını kazanmak için öğrenmek gerekir. Başka maksatlarla öğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kim âlimlere övünmek, sefihlerle, cahillerle, aklı noksan olanlarla münakaşa etmek, onları susturmak, insanların teveccühünü kazanmak için ilim öğrenirse, Allah onu Cehenneme atar.) [Tirmizî]

    (Âlimlere övünmek, sefihlerle mücadele etmek maksadıyla ilim tahsil etmeyin! Toplantılarda ilimle üstünlük taslamayın! Böyle yapanın gideceği yer, Cehennemdir Cehennem.) [İbni Mace]

    (Allah rızasından başka maksat için ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî]

    İlmi yukarıda bildirilen maksatlarla öğrenmek caiz olmadığı gibi, Allah rızası için öğrenip de yukarıdaki maksatlarla kullanmak da caiz değildir. İlmi ile övünmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Bir kavim çıkar, Kur'an okuyup "Kim bizden daha iyi bilir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?" der. İşte bunlar. Cehennem yakıtır.) [Taberânî]

    (Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur'anı öğrenecek ve okuyacaklar. Sonra, "Biz okuduk, öğrendik. Bizden hayırlı daha kim var?" diyecekler. İşte onlar Cehennem odunudur.) [Taberânî]

    Bu hadis-i şerifler, ilmi ile övünmenin caiz olmadığını göstermektedir. İlmi ile övünen kimselerle tartışmak asla uygun değildir.

    İnsanın ömrü kısadır. Münakaşa ile zaman öldürmek asla caiz değildir. Abdülkuddüs hazretleri buyuruyor ki: (Vaktin kıymetini bil! Gece-gündüz ilim öğrenmeye çalış! İlim öğrenmek ibâdet yapmak içindir. Kıyamet günü işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibâdet de ihlas elde etmek içindir) Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Kıyamette herkes, şu 4 şeyden soruluncaya kadar yerinden ayrılamaz:

    1- Ömrünü nerede tükettin?

    2- Gençliğini nerede geçirdin?

    3- Malını nerede kazandın, nereye harcadın?

    4- İlmin ile [bildiğin ile] ne amel ettin?) [Tirmizî]

    Babası İle Övünmek
    Sual: Kendi yaşayışları uygun olmayan kimselerin babaları ile ve dedeleri ile övünmeleri uygun mudur?

    CEVAP

    Babaları ile, dedeleri ile övünmek ve tekebbür etmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem aleyhisselamın oğlu idi. Yam da, Nuh aleyhisselamın oğlu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları küfrden kurtarmadı.

    İnsanın övündüğü dedeleri, bir avuç toprak olmadı mı? Onların salih olmaları ile övünmemeli, Onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya çalışmalıdır!

    Sabrın önemi ve çeşitleri

    Sual: Dinimizde sabrın önemi nedir?

    CEVAP
    Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikayet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.

    Sabır, muhalefetten sakınmak, belâların acılığını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir.

    Sabır, belâ gelince güzel edeple durmak, şikayetsiz olmak, belâda fânî, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi belâ ile de arkadaş ve dost olmak, onunla bulunmaktır.

    Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir.

    Belâlara sabretmek, kurtuluşa sebeptir. Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) [Ahkaf 35]

    Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (iman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemî)

    Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur'an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki

    (Sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96]

    (Allah sabredenleri sever.) [İmran 146]

    (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]

    (Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45]

    (Sabredenlere [lutfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]

    (Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allaha yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44]

    Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali]

    (Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberânî]

    (İbadetin başı sabırdır) (Hakim)

    (Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî]

    (Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberânî]

    (En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizî]

    (Allahın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym]

    (Dünyada veya ahırette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) [Hakim]

    (Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) [Tirmizî]

    (Bir kimse, senin ayıplarını söyliyerek seni kötülerse, sen de onun aybını söyleyerek kötülemeye çalışma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir.) [Nesâî]

    (Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) [Tirmizî]

    (Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belâya sabır, rahatlıkta duâ.) [Deylemî]

    Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu:

    - Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?

    - Bildir ya Resulallah, dediler.

    - Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin]

    Demek ki, belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Belâ gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belâya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.

    Şükür ve sabır
    Şükür, Allahın verdiği nimetleri yerinde sarfetmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.

    Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamdeder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lutfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür olur. Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur. Kur'an-ı kerimde, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) buyuruluyor.

    Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Hadis-i şerifte, (Namaz, şükrün bütün kısımlarını içine alır) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmıyan ise, nankörlük etmiş olur. Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:

    Hifa Hatun
    Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.

    Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü tealanın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Hifanın düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.

    Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hz. Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.

    Belalara sabretmek

    Sual: Başımıza gelen belalara sıkıntılara sabretmek mi lazım, günahlarımıza kefaret oluyorlar mı?

    CEVAP
    Şakik-i Belhi hazretleri, (Sıkıntıya sabrın mükâfatını bilen, sıkıntılardan kurtulmaya heves bile etmez) buyuruyor. Sıkıntılara karşılık verilecek nimetleri hatırlayarak, sıkıntı hafifletilebilir. Nitekim Allahü teâlâyı sevenler, birçok acılara katlanmışlar, hatta o acıları duymamışlar bile, Sırri-yi Sekati hazretleri, (Allahü teâlâyı seven, Ondan gelen belâların acısını hiç duymaz. Bir değil, yetmiş kılıç darbesi alsa yine duymaz) buyuruyor. Nitekim, Mısır halkı günlerce yemeden içmeden Hz.Yusufün güzelliğine bakakaldılar. Onun güzel yüzüne bakmakla açlıklarını unuturlardı. Bundan daha önemlisini de Mısırın ileri gelen kadınları, Hz.Yusufün güzel cemaline bakarak, ellerini kestiler, fakat acısını duymadılar. (Yusuf suresi 31)

    Çölde, yaşayan bir bedevinin bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırırdı. Bir gün tilki horozu alıp götürdü. Çoluk çocuğu üzüldü. Bedevi, (Hakkımızda belki bu hayırlıdır) diyerek onları teselli etti. Bir kurt geldi, yüklerini taşıyan merkebini parçaladı. Bedevi, üzülen çoluk çocuğunu, (Belki hakkımızda hayırlısı budur) diyerek teselli etti. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de öldü. Bedevi yine ailesini teselli etti.

    Bir sabah gördüler ki, ilerideki bir çadırda yaşayanlar, esir alınarak götürülmüş. Merkebin anırması, horozun ötmesi ve köpeğin havlaması çadırda yaşayanları ele vermiş. Bedevinin hayvanları olmadığı için onların varlığından haberdar olamamışlar. Hayvanlarının elden çıkması, bedevinin hakkında hayırlı olmuştur. Şu hâlde, (Allahü teâlânın gizli lutuflarını bilen, her halükârda Onun işinden razı olur) sözünü hiç unutmamalıdır!

    İsa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmüş, gözleri kör olmuş, her tarafı perişan yatalak bir hastanın, (Çoklarını müptela ettiği dertten beni koruyan Allahü teâlâya hamd olsun) dediğini işitince, (Sana gelmedik belâ mı var da böyle duâ ediyorsun?) buyurdu. Hasta adam, (Ey Allahın Resulü, benim imanım var, ben marifet sahibiyim) dedi. Hz. İsa, (Doğru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel biri oldu. Hz. İsa ile birlikte uzun müddet yaşadılar.

    Belâ, musibet, günahlara kefarettir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.) [Şura 30]

    Demek ki işlediğimiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor. Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz.

    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

    İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.

    Gelen belâ ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir. Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir belâ gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allahın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru dürüst ibâdet edemez. Kim Allahtan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ulaşılır.

    Sabrın imanla da ilgisi vardır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazılarına, (İmanınızın alameti nedir?) buyurdu. Onlar da, (Genişlikte şükreder, darlıkta sabrederiz ve Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı oluruz) diye cevap verince, (Yemin ederim ki siz müminsiniz) buyurdu.

    Başka bir zaman, (İman nedir?) diye suâl edenlere, (Sabırdır) buyurdu. Yine, (Sabrın imandaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmıyacağı gibi, sabırsız iman da olmaz) buyurdu. Sabretmiyenin imanı zayıf demektir. Sabır üç çeşittir:

    1- Belâya sabır,

    2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibâdetlerini yaparken sabır,

    3- Günah işlememek için sabır. Hadis-i şerifte, (Belâya sabredene 300, ibâdet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir) buyuruldu. Belâya sabır hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Nimete kavuşunca şükreden, belâya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, onlar emniyet ve hidayettedir.)

    (Hoşlanılmayan şeye sabretmekte büyük hayır vardır.)

    (Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.)

    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

    (Ey iman edenler, Allahtan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]

    (Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarış edin!) [A.İmran 200]

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Uğradığı belâyı gizliyenin günahları affolur.)

    (Öfkeni yen ki cennete kavuşasın!)

    (Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin Allahı iyi tanımış olmasındandır.)

    Hikmetli sözler

    Sabır, tökezlemiyen binek, kanaat ise bükülmiyen kılıçtır.

    Üzülmek istemiyorsan, kaybedince seni üzecek bir şeyi kazanmaya çalışma.

    Her musibetin geçici olduğunu bilen, belâya maruz kalınca kendisini tesellide başarılı olur.

    Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir.

    Belâya sabredilmezse, musibet iki olur.

    Öfkesini yenmek

    Sual: Çok çabuk kızıyorum. Sabırlı olmak için ne yapayım?

    CEVAP

    Dinimizde kızmamak değil, öfkesini yenmek istenmiştir. Dinimizin emirlerine uyup yasak ettiklerinden kaçan öfkesini yener, sabra kavuşur. İslamiyet, yapılması imkansız olan şeyi emretmez. Hadis-i şerifte (Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) buyuruldu.

    Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: İnsana gelen elemler, belalar takdir-i ilahi ile gelmektedir. Razı olmak gerekir. İbadetlere devam, belalara sabretmelidir. Allahü teâlânın kereminden afiyet beklemelidir! İnsanlardan birşey beklememeli, herşeyin Hak teâlâdan geldiğini bilmelidir! Dertlerden, belalardan kurtulmak için duâ ve istigfar etmelidir! Onun takdiri, iradesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla beraber, sebeplere yapışmak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplerin tesirini de Allahü teâlâdan talep etmelidir!

    Hz. Hızır buyurdu ki: (Güleryüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! Lüzumsuz dolaşma, boş yere gülme, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, günahların için ağla!)

    Gadab ve Şehvet
    Sual: Şehvet ve gadabı yok etmek için açlık çekerek riyazet yapmak uygun mudur?

    CEVAP
    İslâmiyet, şehvetin ve gadabın yok edilmesini değil, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmalarını emretmektedir. Süvarinin atını ve avcının köpeğini yok etmeleri değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanmaları gerektiği gibidir. Yani şehvet ve gadab, avcının köpeği ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat bunlardan faydalanabilmek için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Terbiye edilmezler, azgın olup, dinin sınırlarını aşarlarsa, insanı felakete sürüklerler. riyazet yapmak, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir. Bunu sağlamak da, herkes için mümkündür.

    Muhammed aleyhisselam da (Ben insanım. Herkes gibi ne de kızarım) buyururdu. Ara sıra kızdığı görülürdü. Kızması, hep Allahü teâlâ için olurdu. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, (Gadablarını yenen) kimseleri medhetmektedir. (A. İmran 134)

    Allahın Rızası
    Sual: Bilhassa ne yaparsak Allah bizden razı olur?

    CEVAP
    İsrailoğulları benzer bir suâli Musa aleyhisselama suâl etmişlerdir. Allahü teâlâ, (Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum) buyurdu. Yani başına gelin belâlara katlanmak, ona buna şikayet etmemek, Allahtan gelen her şeye razı olmaktır.

    Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi en çok buğzettiğin kimdir?) diye suâl etti. Allahü teâlâ (Bir kul, benden hayırlısını isteyip Ben de ona hakkındaki hükmü gönderince ona rıza göstermeyendir) buyurdu. Allahü teâlânın takdirine razı olmalıdır! Hadis-i kudside buyuruldu ki:

    (Kaza ve kaderime razı olmıyan, beğenmiyen, verdiğim nimetlere şükretmiyen benden başka rab arasın!) [Taberânî]

    Hz. Eyyub ve sabrı
    Sual: Hz. Eyyubün, hastalanıp çeşitli belâya maruz kalmasının sebebi nedir?

    CEVAP
    Eyyub aleyhisselam, namaza durduğu zaman, dünya ile alakasını tamamen keser, Hak teâlâdan başka bir şey düşünmezdi. Hak teâlâ, onun ibâdet ve taattaki sabrını övünce, yerde ve gökte bulunan bütün melekler, ziyaretine geldiler. şeytan, Eyyub aleyhisselamı kıskanarak Hak teâlâya niyazda bulundu.

    - Ya Rab, bu kuluna ne izzet verdin de melekler onu ziyarete geliyor?

    - Eyyub benim sabırlı kulumdur. Sabırlı kullarıma böyle ikramlar da azdır.

    - Ya Rab, onun sabırlı olup olmadığı benim tecrübeme bağlıdır. İzin ver de, ben onu bir tecrübe edeyim!

    - Ey melun haydi tecrübe et!

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Şüphe edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insanlar da dert ile, belâ ile imtihan olur.) [Taberânî]

    Şeytan, izin üzerine, Eyyub aleyhisselamın yanına gitti. Sabrını taşırıp yoldan çıkarmak için önce malına el uzattı. Dağda otlıyan bütün davarlarını [koyun ve keçilerini] öldürüp Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Onu secdede bulup dedi ki:

    - Ya Eyyub, sen hâlâ ibâdetle meşgulsün. Hâlbuki Rabbin sana hışmetti. Bütün davarlarını kırıp geçirdi. Ona hâlâ ibâdet mi ediyorsun?

    Hz. Eyyub namazını bitirip selam verdikten sonra buyurdu ki:

    - Davarların hepsinin helak olduğunu söylüyorsun. Onlarla benim ne alakam vardır? Ben sadece aciz bir kulum, köleyim. Kölenin nesi olur? Bütün mal-mülk efendinindir. Efendi, kendi davarlarını helak etmişse, bana ne? Ben kulum, kulluğumu bilirim.

    Sonra, tekrar ibâdete başlayınca, şeytan perişan oldu. Bu sefer de evladlarına el attı. On çocuğunun hepsini öldürüp tekrar Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Dedi ki:

    - Ya Eyyub yaptığın ibâdetlerin Hak katında bir sineğin kanadı kadar kıymeti yoktur. Rabbin sana gazab etti. Bütün çocuklarını öldürdü.

    - Çocuklarımın benimle ne ilgisi var? Yaratan, can veren, yaşatan, öldüren Odur. Hüküm yalnız kahhar olan Allahü teâlânındır.

    Tekrar namaza durdu. Şeytan, umduğunu bulamayınca çok üzüldü. Hak teâlâya niyaz etti:

    - Ya Rab, Eyyub kulunu çok sabırlı buldum. Mallarını ve evladlarını helak ettiğim hâlde gönlünü senden alamadım. Müsaade buyur da bir de gidip elimi Eyyubün vücuduna süreyim, onu hastalandırayım! Bakalım bu sefer sabredebilecek midir?

    - Haydi git, bildiğini yap!

    Şeytan, Eyyub aleyhisselam secdede iken, burnundan üfledi. Bütün vücudu eridi. Zehirli yılan sokmuş gibi oldu. Her tarafı yara oldu. Buna rağmen bir defa inleyip sızlamadı. Şeytan bir doktor şeklinde gelip, (Bir sıkıntın varsa söyle, hemen tedavi edeyim) dedi. Fakat sıkıntısını belli etmedi, halinden şikayet etmedi. Yedi yıl, hasta yattı. Yine de gücünün yettiği nisbette Rabbine ibâdet ederdi.

    Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:

    (Kimi çeşitli nimete kavuşunca, Allahı anmaktan yüz çevirir. [Hastalık, fakirlik gibi] bir şer dokununca da [Allahın rahmetinden] ümidini keser.) [İsra 83]

    Eyyub aleyhisselam Allahü teâlâdan ümidini kesmeyip sabrederek imtihandan başarıyla çıkınca, bütün malı ve evladı tekrar kendisine verildi. Allahü teâlâ, sabredenlerle beraberdir. Onun kaza ve kaderine sabredenler sonsuz nimetlere kavuşur. Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:

    (Sabredenlere, mükâfatlar hesapsız verilecektir.) [Zümer 10]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir de o da sabr-ı cemil gösterirse [güzel sabrederse], Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim]

    Eyyub aleyhisselam, afiyete, mal ve evladlarına kavuşunca, o gece seher vaktinde bir ah çekerek ağladı. Sebebini suâl ettiler. Buyurdu ki:

    (Her gece seher vaktinde "Ey hastamız nasılsın?" diye bir ses duyardım. Şimdi o vakit geldi. Bir ses işitmediğim için ağlıyorum.) [R. Nasıhin]

    Hz. Eyyubün ağlaması

    Sual: Bir Kur'an tercümesinde, Enbiya suresinin 83. ayetinden, Hz. Eyyubün, hastalıktan dolayı şikayet ediyor. Peygamberin, hastalık için şikayette bulunması doğru mudur? Tercümede mi bir yanlışlık vardır?

    CEVAP
    Defalarca yazdığımız gibi, Kur'an Meali adı altında, yapılan hiçbir tercümenin okunmasını tavsiye etmiyoruz. Çünkü Kur'an-ı kerim, kısa veya uzun tercüme edilemez. Ancak ehli olan âlimler, nakli esas alarak tefsirini, tevilini yaparlar.

    Sad suresinin 44. ayet-i kerimesinde mealen, (Eyyubü, [malına, canına ve aile efradına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, daima Allaha yönelir, Ona sığınırdı) buyuruluyor. Bu ayet-i kerimede cenab-ı Hak, Eyyub aleyhisselamın sabrını övüyor, (O ne güzel kuldu) buyuruyor. Eğer, Eyyub aleyhisselam, hastalığını şikayet etseydi, Allahü teâlâ, onu övmezdi. Bu hususu âlimler şöyle izah ediyor:

    Hastalığını insanlara sızlanarak anlatmak şikayettir. Doktora anlatmak, diğer insanlara anlatmak gibi değildir. Hiç kimsenin bulunmadığı bir yerde, (Ya Rabbi, hastalığım sebebiyle ibâdetlerimi yapamıyorum) diye ağlamak, hastalıktan şikayet değil, ibâdet edemediğinden dolayı halini arzdır. Bir nevi özür dilemektir. Halini Allahü teâlâya arz edip duâ etmekte mahzur yoktur. Nitekim Kur'an-ı kerimde, Yakub aleyhisselamın (Ben büyük kederimi ve hüznümü, [başkalarına değil] ancak Allaha arz ederim.) [Yusüf 86] dediği bildirilmektedir.

    Hastalığına Üzülmedi

    Kur'an-ı kerimi en iyi bilen, tefsir eden şüphesiz Muhammed aleyhisselamdır. Aynı suâl ona da sorulunca, cevaben buyurdu ki:

    (Allahü teâlâya yemin ederim ki, Eyyub aleyhisselam, hastalığı için inleyip sızlanmadı. Yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi saat, o belâya maruz kaldığı için, ayakta namaz kılamayıp yere düştü. İbadette kusur edince, "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi.)

    Şeytan, Eyyub aleyhisselamı kandırmak için yanına gidip (Malına, canına ve aile efradına gelen bu belâdan kurtulmak istersen bana secde et, seni eski haline getireyim) dedi. Şeytanın bu ağır sözü, Eyyub aleyhisselamın gayretine dokundu. Büyük bir belâya maruz kaldığını anlayıp "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi.

    Hastalık uzadıkça, tanıdıkları kendinden uzaklaştı. Fakat sadık hanımı, onu bırakmadı. Şehrin kenarında bir kulübe yaptırdı. İhtiyaçlarını şehirden alıp getirirdi. Birgün yine şehre gittiği sırada, Hz. Cebrail, Hz. Eyyube Allahü teâlânın lütfunu müjdeledi: (Ya Eyyub, belâ verdim, sabrettin, şimdi ise, ne istersen iste vereyim.)

    Eyyub aleyhisselam da yukarıda bildirdiğimiz ayetteki gibi halini arz edip duâ etti. Cenab-ı Hak, (Onun duâsını kabul ettik) buyurdu. (Enbiya 84)

    Yerden Su Çıktı
    Sad suresinde bildirildiği gibi, Cebrail aleyhisselam, Hz. Eyyubün ayağını yere vurmasını söyledi. Ayağını vurunca, yerden berrak bir su çıktı. Bu su, içme zamanında soğuk, yıkanma zamanında sıcak akardı. Bu sudan bir yudum içip, bir miktar da başına dökünce, hastalığı hemen geçti, kuvveti yerine geldi. Genç bir delikanlı oldu. Hz. Cebrail, ona temiz ve kıymetli elbiseler giydirdi.

    Bir müddet sonra, hanımı, şehirden yiyecekle dönünce, onu yatakta göremeyip ağlamaya başladı. (Hastama noldu, canavarlar mı götürdü?) diyerek feryat ederken, Hz. Eyyub ona seslendi:

    - Ey hatun, sen kimi arıyorsun?

    - Hayat arkadaşım bir hastam var idi. Onu kaybettim.

    - Adı ne idi?

    - Sabırlı Eyyub idi.

    - Şekli nasıldı?

    - Sıhhatli iken sana çok benzerdi.

    - Ya Rahime, işte o belâya maruz kalan Eyyub benim.

    Hanımı ile Allahü teâlâya şükrederek ağlaştılar. Şehre geldiklerinde köhne evlerinin yenilendiğini, daha önce ölen yedi oğlu ile, üç kızının dirildiğini, helak olan develerinin, koyunlarının ve diğer mallarının hepsinin geri geldiğini gördüler. Üstelik anbarlarını altın ve gümüş ile dolu buldular. Hanımı da gençleşti ve 26 çocukları oldu. (R. Nasıhin, Tibyan)

    Hâline şükretmek
    Sual: Haline şükretmenin yolu nedir?

    CEVAP

    Âhiret işinde, sâlih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalışmak gerekirken, dünya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakîrlere bakmak gerekir. Kendimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görüşmemek iyi olur. Peygamber efendimiz, (Zenginlerdeki mal ve ni’metleri görüp, hâlinizden şikâyet etmemek ve sâhip olduğunuz ni’metleri küçümsememek için onların yanına seyrek gidin) buyuruyor. (Hâkim)

    Zengin de, fakîr de olsak, dilencilere değil, fakîrlere yakın olmak çok iyidir. Çünkü hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Fakîrlerin kıyâmette saltanatı vardır. Onlara “Allah rızâsı için sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir. Onlar da alıp götürürler.) [İ.Asâkir]

    (Fakîrlerle dostluk kurun. Zîrâ kıyâmette devlet onlarındır.) [Ebû Nuaym]

    İnsan, içinde bulunduğu duruma isyân etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imânı ancak zenginlikle salâh bulur. Eğer o fakîr olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakîrlikle salâh bulur, [doğru, iyi yolda olur], eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imânı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imânı hastalık içinde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) [Hatîb]
    Kanaat
    Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, (Kim Allahın verdiği az rızka razı olursa, Allah da onun az ameline razı olur) buyuruldu.

    Şükür secdesi
    Sual: Şükür secdesi nedir, nasıl yapılır?

    CEVAP
    Kendisine ni’met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için şükür secdesi yapması müstehabdır. Şükür secdesi, tilâvet secdesi gibidir. Şükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbîhini okur. Sonra Allahü ekber der ve ayağa kalkar. (Tahtâvî)

    Başarının sırrı sabır ve şükür

    Sual: (Başarının sırrı sabır ve şükürdür) deniyor. Sabredilen, şükredilen şeyler nelerdir?

    CEVAP
    Sabrın ve şükrün önemi anlatılınca, suâlinizin cevabı anlaşılmış olur.
    Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Kurân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

    (Allah sabredenleri sever.) [İmrân 146]

    (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10]

    (Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan mü’minlere kolay gelir.) [Bekâra 45]

    (Sabredenlere [lûtfumu, ihsânımı] müjdele!) [Bekâra 155]

    (Ey îmân edenler! Sabır ve namazla Allahtan yardım isteyiniz. Muhakkak Allahü teâlâ[nın yardımı] sabreden mü’minlerle berâberdir.) [Bekâra 153]

    (Sabretmekte yarışınız!) [Â.İmrân 200]

    Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

    (Sabrın îmândaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî]

    (İbâdetlerin başı sabırdır.) [Hâkim]

    (En hayırlı vâsıta sabırdır.) [H.Tirmizî]

    (Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyhekî]

    (Oruç sabrın, sabır da, îmânın yarısıdır.) [Ebû Nuaym]

    (Aşkını gizleyip, namûsunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asâkir]

    (Kendini sabra zorlayan başarır.) [Buhârî]

    (Sevmediğinize sabretmedikçe, sevdiğinize kavuşamazsınız.) [İ.Mâverdî]

    (İmânın yarısı sabır, diğer yarısı ise şükürdür.) [Beyhekî]

    Hadîs-i kudsîlerde buyuruldu ki:

    (Gönderdiğim belâlara sabretmiyen, ni’metlerime şükretmiyen kimse, kendine başka Rab arasın!) [T.Gâfilîn]

    (Bedenine, evlâdına veya malına gelen belâya güzelce sabreden kimseye hesâp sormaya hayâ ederim.) [Hakîm]

    Eshâb-ı kirâmdan birçok zât, “Biz, insanlardan gelen sıkıntılara sabretmeyenleri, kâmil îmân sâhibi saymazdık” buyurmuştur. Güzel ahlâk, Allahtan râzı olmak, ni’metlere şükür, belâlara sabretmektir.

    Hikmet ehli, (ibâdetlerini ihlâsla yapan, insanlarla iyi geçinen, onlara dâima iyilik eden ve belâya sabreden kimse akıllıdır) buyuruyor. Sâlih insan, herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir. İyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder. Bölücü olmaz, yapıcı olur. Böylece, hem râhata, huzûra kavuşur, hem de, âhıretin sonsuz azâblarından kurtulur.

    Sâlih bir kimse, Resûlullah efendimizin güzel ahlâkını örnek alır. Bir insanda bulunabilecek, görünür görünmez bütün iyilikler, bütün üstünlükler, bütün güzellikler, Peygamber efendimizde toplanmıştır. Sözleri gâyet tatlı olup, gönülleri alırdı. Aklı o kadar çoktu ki, Arabistân yarım adasında, sert, inâtçı insanlar arasında gelip, çok güzel idâre ederek ve cefâlarına sabrederek, onları yumuşaklığa ve itâ’ate getirdi. Çoğu müslüman oldu. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını fedâ edip, kanlarını akıttı. Güzel huyu, yumuşaklığı, affı, sabrı, ihsânı, ikrâmı, o kadar çoktu ki, herkesi hayrân bırakırdı. Görenler ve işitenler seve seve müslüman olurdu. Sâlih kimse, (Sabır kurtuluşun anahtarıdır), (Sabreden zafere kavuşur) sözlerine uyar, insanların üzmelerine dayanır. Her işinde sabreder ve affedicidir. Her geçimsizlikte kusûru kendisinde görür.

    Kimseyle münâkaşa etmez. Bir kalbi incitmeken korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir.Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünya sîmü zer, Bir harâb olmuş kalbi, ta’mîr etmektir hüner.

    Emr-i ma’rûf yaparken, ihlâslı ve sabırlı olup münâkaşadan sakınır ve yumuşaklıkla hareket eder. Çalışırken, ibâdetlerini terk etmez ve harâm işlemez. Kazandığını sarfederken de, dinin emirlerine uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakîrlik de faydalı olur, dünya ve âhıret saâdetine kavuşmasına sebep olur. Fakat, sabır ve kanâat etmiyen, Allahü teâlânın kazâ ve kaderine râzı olmaz. Fakîr olunca, az verdin diye, i’tirâz eder. Zengin olursa, doymaz, daha ister. Kazandığını harâmlara sarfeder. Zenginliği de, fakîrliği de, iki cihanda felâketine sebep olur.

    Şükrün önemi

    İslâm âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir:

    Şükür: Her ni’metin Allahtan geldiğini bilip dil ile de hamdetmektir. Allahü teâlânın emîrlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidâyeti için çalışmak, onları irşâd etmek de şükür sayılır.

    Şükür, Allahın verdiği ni’metleri yerinde sarfetmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği ni’metlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.

    Şükür, ni’meti değil, ni’meti vereni görmektir. Ni’meti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamdeder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği ni’metleri yerli yerinde kullanmaktır. Meselâ gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusûrunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır.

    Şükür, Allahü teâlânın verdiği ni’metleri O’nun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli ni’metler verince, kul buna lâyık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusûrunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyân etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusûrlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazîfesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lutfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hattâ vâsıtalara şükür de şükür olur.

    Şükür, kendini o ni’mete lâyık görmemektir. Şükür, İslâmiyete uymak demektir.

    Şükür, yapılan iyiliği anarak ihsân edeni övmektir. Ya’nî dil ile teşekkür de şükürdür. Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:

    1- Gelen her ni’meti Allahtan bilip şükretmek.

    2- Allahın verdiği her şeye râzı olmak.

    3- Ni’metlerden istifâde edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyân etmemek.

    Şükür, hem eldeki ni’meti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni ni’metlere kavuşturur.
    Kurân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

    (Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) (Bekara 152)

    (Şükrederseniz elbette ni’metimi artırırım.) (İbrâhim 7)

    Allahü teâlâ, şükredene bol bol ni’met verir. (Fâtır 30)

    Hz.İbrâhim, Rabbinin ni’metlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121)

    Cenâb-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifâdesi için birçok hayvan yaratmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifâde edilir. Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifâdemize verilmiştir. (Yâsîn 71-73, Hac 36)
    Allah, insanlara bol ni’met vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bekara 243)

    Hadîs-i kudsîlerde buyuruldu ki:

    (Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) [Hatîb]

    (Bir kimse, kendine verdiğim ni’meti benden bilip kendinden bilmezse, ni’metlerin şükrünü edâ etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, ni’metin şükrünü edâ etmemiş olur.) [İ.Gazâlî]

    Allahü teâlânın, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, ni’metime nankörlük etmiş olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana şükretmiş olur) sözünü düstur edinmelidir.

    Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün ni’metlerine şükretmiş sayılır. Hadîs-i şerîfte, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmıyan ise, nankörlük etmiş olur.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mâce]

    (Kıyâmette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâl-ü kârda Allaha şükredenlerdir.) [İ.Gazâlî]

    (Bir ni’met için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) [T.Gâfilîn]

    (Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hâkim]

    (Bir ni’met için Elhamdülillah diyen, ni’metin şükrünü edâ etmiş olur.) [Beyhekî]

    (Cennetin bedeli “Lâ ilâhe illallah”, ni’metin bedeli “Elhamdülillâh”dır.) [Deylemî]

    (İnsanlara teşekkür etmiyen kimse, Allaha şükretmez. Aza şükretmiyen de, çoğa şükretmez. Allahın ni’metini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyhekî]

    (Ni’mete şükür, o ni’metin gitmesine karşı emandır.) [Deylemî]

    (Ni’mete kavuşunca şükreden, belâya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af dileyen, zulme uğrayınca bağışlayan, emniyet ve hidâyettedir.) [Taberânî]

    (İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebû Dâvüd]

    Mü’min kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay yüzlü bir kişi çıka gelir. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyâmete kadar, sana yoldaş olurum) der. Ne mutlu sabredip şükredenlere...

    Bir lokmaya şükretmek
    Nice fakîrler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekliyemediği için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Ya’nî onun boyunu, posunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenâlıklara sevinir.
    İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrûm olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himâyesinde demektir.

    Bir hadîs-i şerîfte, (Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği hâlde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun îmânı tam değildir) buyurulmuştur. Ya’nî, Peygamberimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamberimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı?

    Hased, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan ni’metlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasîhatlerini reddeder. Ondan birşey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği hâlde, ona tekebbür eder.
    İmâm-ı Gazâlî, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Hased, riyâ, ucb) buyurdu.

    Hased eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyâmette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenâtı alınarak ona verilir. Hased edilendeki ni’metleri görünce, dünyası azâb içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayr, hasenât işliyenlere, on kat sevâb verilir. Hased bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Hased edenin duâsı kabûl olmaz.

    Hamd ve şükür
    Sual: Çok şükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi?

    CEVAP
    İkisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha fazîletlidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

    (Sevilenin her şeyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir. İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek ni’meti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların çoğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yâhut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez. Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamdeder. Hamdetmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte ni’metleri göz önündedir.

    Hamdederken ni’metleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, ni’metler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Ni’met zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamdedilir. Şükür ise ni’met zamanlarında olur, ni’met kalmayınca, ihsân bitince şükür de kalmaz.) [c.2, m.33]

    İyilik eden bir insanın hakkına riâyet ediliyor da, her ni’metin, her iyiliğin hakîkî sâhibi olan, hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâya şükretmek, O’nun beğendiği, istediği şeyleri yapmak, niçin lâzım olmasın? Elbette, en çok O’na şükretmek, ibâdet etmek lâzımdır. Çünkü, O’nun ni’metleri yanında başkalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile değildir. Hattâ onlardan gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. O hâlde, hamd ve şükre devam etmek gerekir.

    Kurân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Biz şükreden kimseleri mükâfatlandırırız.) [A.İmrân 145]

    Hadîs-i şerîflerde de buyuruluyor ki:

    (Cennetin bedeli Lâ ilâhe illallah, ni’metin bedeli Elhamdülillah’tır.) [Deylemî]

    (Mü’minin her işi, hayırdır. Ni’mete şükreder, hayra kavuşur. Belâya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim]

    Şükredenin malı artar
    Büyük bir ni’met olan malı isrâf, Allahü teâlânın ni’metine kıymet vermemek, ni’meti elden kaçırmak, küfrân-ı ni’met, ya’nî şükretmemek olur. Bu ise, ni’meti verenin azâb etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Ni’metin kıymeti bilinmez, hakkı gözetilmezse elden gider. Şükredilir ve hakkı gözetilirse elde kalır ve artar.

    Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

    (Şükrederseniz, verdiğim ni’metleri artırırım.) [İbrâhim 7]

    (İnsanların en iyisi, insanlara faydası çok olanıdır.) [Kudâî]

    Mal kıymetli olunca, onu isrâf etmek elbette kötüdür.

    İsrâfın sebepleri:

    1- Sefîhlik. Sefîhlik aklın az ve hafifliğidir. Aksi rüşttür, aklın kuvvetli olmasıdır.

    2- İsrâfı bilmemek: Lüzûmsuz, günah ve zararlı yerlere verilen mal isrâftır.

    3- Gösteriş yapmak,

    4- Tembellik ve sıkılmak,

    5- Dîni gözetmemek.



    İsrâftan kurtulmanın çâresi:

    1- İsrâfın zararlarını bilip İsrâfa sebep olan şeylerden kaçmak.

    2- Malı lüzûmsuz dağıtmamak ve güvendiği birine, bu derdini anlatıp, malına ve harcadıklarına dikkat etmesini, isrâfını görünce, kendine hatırlatmasını, hattâ uygun şekilde önlemesini ricâ etmek.

    3- Sabreden başarır, nâmuslu olmak isteyen ve insanlara muhtaç olmak istemiyen arzusuna kavuşur. Arayan Mevlâsını, azan belâsını bulur.

    4- Düğünde, fakir-zengin ayrımı yapmadan da’vet edilmelidir!

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Yemeklerin en fenâsı, zenginlerin da’vet edilip de fakirlerin çağrılmadığı düğün yemekleridir.) [Buhârî]

    5- İstişârede, o konuda bilgili ve tecrübeli kimselerle konuşmalıdır! Ayrıca toplantının mübârek olması için, Mehmed isminde birinin bulunması iyi olur.

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Meşveret için toplananların arasında Muhammed isimli biri yoksa, o toplantı mübârek olmaz.) [İbni Asâkir]

    6- Dînimizin emirlerini yapıp, haram ettiği şeylerden kaçan kâmil îmân sâhibi olur.
    Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Şu üç şey bulunan kimsenin îmânı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlâk, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini örten hilm.) [Nesâî]

    7- Başkalarının yanında size bir hediye gelince, o hediyeyi oradakilere verme mecburiyeti yoktur. (Bir hediye gelince, orada olanlar hediyeye ortaktır) hadîs-i şerîfi, her hediye için olmadığı gibi, verme mecburiyetini de bildirmemektedir. Türkçede göz hakkı var derler. Yiyecek, içecek bir şey gelince, oradakilere vermek mürüvvet icâbıdır. Bir kalem gelmişse, kalemi kırıp oradakilere taksim edilmez.

    Dil üzerine

    Sual: Az konuşmanın, susmanın faydaları, çok konuşmanın da zararları hakkında bilgi verir misiniz?

    CEVAP

    Peygamber efendimiz, (Az konuşmak imandan, çok söz nifaktandır.) buyurmaktadır.

    Dil, büyük nimettir. İyi ve kötü işteki rolü, iyiliği de kötülüğü de büyüktür. Cennete de, cehenneme de götürür. Cirmi küçük, cürmü büyüktür. İman ve küfür dildeki ifadeden anlaşılır. Dil, ya hak konuşur, ya bâtıl. Diğer uzuvların sahası dardır. Kulak sadece işitir, göz sadece görür. Dilin sahası geniştir. Hayır ve şer için geniş alana sahiptir. Atalarımız, sana senden olur, her ne olursa, başın selamet bulur, dilin durursa ve göz iki, kulak iki, ağız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek demiştir.

    Yunus Emre de diyor ki:

    Sözünü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz.

    Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.
    Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,

    Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz.

    [(Dil) üzerine çok söz söylenmiştir. Aşağıda bu husustaki bazı kıymetli sözleri derledik:]

    Söz gümüşse sükut altındır.

    Söz insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı vekardır.

    Az konuşan kınanmaz, üstelik itibarı çok olur.

    Şaka, alay ve boş konuşmak belâya yol açar.

    Çok konuşmak dostluğu bozar, lüzumsuz konuşmak ayıpları açar, acı söyleyenden dostlar kaçar.

    Eğer kalbde darlık ve üzüntü, vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir!

    Hikmeti konuşmakta değil, susmakta aramalıdır!

    Susmak aklın süsü ve cehaletin örtüsüdür.

    Tatlı dilli ve cömert elli olmalıdır!

    Sükut, âlimin ziyneti, cahilin aybına perdedir.

    İbadet on kısımdır, dokuzu susmak, biri de kötü arkadaştan uzak durmaktır.

    Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır, çok konuşan, gönüldeki hizmet cevherini boşaltır.

    Az söz edeptir, güzel amelleri korumaya sebeptir.

    Kişi dilinin altında gizlidir. Sır saklayan murada erer.

    Bülbül şahine der ki: İkimiz de kuş olduğumuz hâlde, sen padişahın sarayındasın, ben ise bahçenin dikenliğindeyim. Sen kuşları avlayıp yersin, padişahın yanında değer kazanır muradına erersin. Kuşların sultanı olursun. Ben ise günü güne eklerim, her gece sabaha kadar gülün açılmasını beklerim. Ben uyumadan o açmaz, uyanınca açılmış görürüm. Açıldığını göremem, muradıma eremem. Diken arasında muradsız ağlarım, yüreğimi dağlarım.

    Şahin şöyle cevap verir: Ben bin murad alırım ama birini söylemem. Sen bir murad almadan bin söylersin. Susan murad alır, öten muradsız kalır.

    Hayırlı söz keramet, sükut selamettir.

    Dudak yumulur, susan kurtulur.

    Yalan zayıflatır imanı, rezil eder insanı.

    Dedikodu gıybettir, şiddetli bir afettir.

    Alay belki güldürür, ama kalbi öldürür.

    Güzel söz sadaka, mahşere nafakadır.

    Çok söz kalb katılaştırır, Haktan uzaklaştırır.

    Çok gülmek ayıptır, ahiret için kayıptır.

    Fazla şaka cahillik alameti, sükut et, istersen selameti.

    Kişi lisanıyla olur insan. Kötü dili kendisine düşman, çok konuşan olur pişman.

    Her sözde vebal var, kurtulur susanlar. Az söz hikmettir, Rabbimizden nimettir.

    Dil söylerse gönül susar, gönül susunca, dil zehir kusar.

    Söz dinleyen âlim, susan sâlim olur.

    Kimin azsa sözü, açılır kalb gözü.

    Dil ederse istirahat, kalb eder rahat.

    Çok konuşan gaf eder, vakti israf eder.

    Dilini hep tutan çok fayda sağlar, dilini tutmayan yarın çok ağlar.

    Dil yarası ok yarasından acıdır.

    Akıllı, bildiğini söylemez, deli söylediğini bilmez.

    Bilmem demek ilmin yarısıdır.

    Kime sır söylersen onun kulu olursun.

    Açıklanan sır yayılır muhakkak, Sır saklıyamayana denir ahmak.

    Hz.Lokman misafirlerine en iyi ikram olarak dil ile kalbi getirdi. Başka bir zaman da en kötü yemek olarak yine dil ile kalbi getirdi. Dil kılıç gibidir, iyi kullanılmazsa kendi ölümüne sebep olur.

    Sükut, yorulmadan yapılan ibâdet, masrafsız takılan bir zinet, hükümdarlığa muhtaç olmadan ele geçen bir devlet, duvara ihtiyaç duyulmadan yapılan kale, çalışmadan kazanılan zenginlik ve ayıpların kapatılmasıdır.

    Hükümdar Öğüdü
    Üç hükümdardan biri der ki: (Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu. Söylemediğimden hiç pişman olmadım.) İkincisi der ki: (Söylemediğim sözlerin sahibiyim. Fakat söylediğim sözlerin esiriyim.) Üçüncüsü ise şöyle der: (Bazı sözleri söylemeye gücüm yetti, fakat söylediğim sözleri geri almaya gücü yetmedi.)

    Şüpheli sözlerden sakınan, güleryüzlü olan, insanlara merhamet eden, lüzumlu din bilgilerini öğrenen ve doğru konuşan kimse münafık olamaz.

    Dile sahip olmak

    Diline sahip olmayanı şeytanı her sahada oynatır. Büyük bir uçurumun kenarına getirip, yüzüstü yuvarlar, felakete sürükler. Dile ahlâk dizgini vurulursa dünya ve ahiret saadetine kavuşur. Başıboş bırakılırsa zarardan zarara girer. Uzuvlarımızdan en çok isyan edeni bildir. Kolaylıkla istediği tarafa gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Her sabah, bütün uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı gözetmekte, Allahtan kork, kötü söz söyleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.) [Tirmizî]

    Hz. Lokmana (Bu makama nasıl yükseldin?) derler. O da (Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve faydasız sözleri terketmekle) diye cevap verir.

    Hikmet ehli buyuruyor ki: Bir kimsenin cahil olduğunun alameti şunlardır: Canlı-cansız her şeye kızar. Sır saklıyamaz. Parasını yerli yerince harcayamaz. Herkese güvenir. Dostunu düşmanını ayıramaz. Kötü kimselerle arkadaşlık eder.

    Dil yırtıcı bir hayvan gibidir, serbest bırakılırsa sahibini parçalar. Sükut eden, hataya düşmekten, yalandan, dedi-kodudan, söz taşımaktan, kendini övmekten, boş konuşmaktan ve daha bir çok dil afetlerinden kurtulur.

    Çok konuşanın dili sürçer, kalbi kararır. Kalbi kararan da, hata üstüne hata yapar ve kalb kırar da farkında bile olmaz. Diline sahip olan, dinini korur.

    Çok konuşan hata eder. Eshab-ı kiram hep hayır konuştukları hâlde, yanlış konuşmak için değil, belki boş bir söz söyleriz diye sükut ederlerdi. Hz. Ebu Bekr, ağzına taş koyar, (Başa gelen bütün felaketler bundan gelir) buyururdu.

    En Zararlı Şey

    Allahü teâlâ boş konuşanları sevmez. Boş konuşmak böyle olunca, zararlı konuşmanın felaketini düşünmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (En zararlı şey, çok konuşmaktır.) [Deylemî]

    Dile sahip olmak, az konuşmak dinimizin emridir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

    (Sadaka vermek, iyiliği emretmek ve insanların arasını bulmak hariç, konuşmakta, fısıldaşmakta hayır yoktur.) [Nisa 114]

    Dile sahip olmakla ilgili hadis-i şeriflerde bazıları da şöyle:

    (Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizî]

    (Selamet istiyen, sükut etsin, dilini tutsun!) [İbni Ebiddünya]

    (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) [Deylemî]

    (Amellerin en makbulü, dilini tutmaktır.) [Taberânî]

    (Hayır söz hariç, dilini tutan, şeytanı mağlup eder.) [Taberânî]

    (Sükut eden bir mümine yakın durun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace]

    (Allaha ve ahirete inanan, ya hayır konuşsun veya sükut etsin!) [Buharî]

    (En kolay ibâdet, susmak ve güzel ahlâktır.) [İbni Ebiddünya]

    (Mümin önce düşünür, sonra konuşur. Münafık, düşünmeden konuşur.) [Haraiti]

    (Çok konuşan çok yanılır, çok yanılanın yalanı çoktur. Yalanı çok olan da Cehenneme layıktır.) [Taberânî]

    (Kurtuluş için dilini tut, evinde otur, günahların için ağla!) [Tirmizî]

    (İnsanları Cehenneme sürükliyen dilleridir.) [Tirmizî]

    (Dilini tutmıyan kimse, tam imana kavuşamaz.) [Taberânî]

    (Rahat istiyen sussun!) [Ebuş-şeyh]

    (Çok konuşmak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allahü teâlâdan uzaklaşır.) [Beyhekî]

    (Emr-i maruf ve zikir hariç, her söz, kişinin zararınadır.) [Tirmizî]

    (İnsanın hatalarının, kusurlarının çoğu dilindendir.) [Taberânî]

    (Midesini, ırzını ve dilini koruyan, bütün kötülüklerden korunmuş olur.) [Deylemî]

    (Kalbi doğru olmıyanın imanı,dili doğru olmıyanın kalbi doğru olmaz) [İ. Ebiddünya]

    (Kalbi diline, dili kalbine, işi sözüne uymayan mümin olamaz.) [İsfehani]

    (Allahı görür gibi ibâdet et, kendini ölmüş say, bunlardan daha iyisi ise dilini tutmaktır.) [Taberânî]

    (Sükutu tefekkür, bakışı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.) [Deylemî]

    Yalan ve zararı

    Sual: Yalanın dinimizdeki yeri nedir?

    CEVAP
    Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin başıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Yalan, rızkı azaltır.) [Ebuşşeyh]

    (Yalan, nifak kapılarından biridir.) [İbni Adiy]

    (İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyliyemez.) [İbni Ebi Şeybe]

    (Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.) [Buharî]

    (Şu üç şeyden biri kimde bulunursa, o kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.) [Ebu Dâvud]

    (İnsanları güldürmek için yalan söyliyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Dâvud]

    (Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyliyerek alış-veriş yaparlar.) [Hakim]

    (Yalan yere yemin ederek, birinin malını alan, kıyamette, Allahü teâlâyı gazablı görür.) [Buharî]

    Peygamber efendimiz, yalan söyliyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini bildirmiştir. (Buharî)

    Şaka ve Yalan
    Hz. Abdullah bin Âmir anlatır: Ben küçüktüm. Resul-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya gidiyordum. Annem bana, (Abdullah gel, sana birşey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Eğer birşey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [Şira]

    Bir kimse, Peygamber efendimize dedi ki:

    - Bırakamadığım üç günaha tutuldum. Bunlar, zina, yalan ve içki.

    Peygamber efendimiz de buyurdu ki:

    - Yalanı benim için terket!

    Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı işliyeceği zaman, (Eğer bu günahı yaparsam, Resulullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyliyerek verdiğim sözü tutmamış olurum.) diye düşündü. Diğer günahları işliyeceği zaman da aynı şekilde düşünerek kötü huylarını terk etti. (Şira)

    Büyükler buyuruyor ki:

    Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)

    Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hz. Ali)

    Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisini daha derine atılır, bilmem. ( Şabi)

    Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar )

    İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (H. Basri)

    Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü birşey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hz. Aişe)

    Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Yalan söylemek haramdır. Ancak üç yerde caizdir. Harbde, iki müslümanı barıştırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için. Zâlimden, bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın ayıbının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi haramları önlemek için, yalan caiz olur. Ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Yalan üç yerde caizdir: Harbde, zira harb, hiledir. İki müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.) [İbni Lal]

    (İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş yapmak için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]

    (Kötü şeyler irtikab eden, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]

    Büyükler yalan söylemek icabettiği yerde, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekât topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, birşey getiremedim) dedi. O, Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hz. Ömerin onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hz. Ömerin evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddikın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hz. Ömer, Hz. Muazdan işin aslını öğrenince güldü ve hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi.

    Doğruluğun fazileti
    Sual: Dinimizde doğruluğun fazileti nedir?

    CEVAP

    Yalancılık ne kadar kötüyse, doğruluk da o kadar iyi, güzel ve faziletlidir. Peygamber efendimize olgunluğun alameti sorulduğunda (Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmaktır) buyurdu. (İ.Gazali)

    Sadakat [doğruluk] hakkında islâm âlimleri buyuruyorlar ki:

    (En güzel amel doğruluk, en çirkini de yalancılıktır.)

    (Dünyada doğru insan görmedim diyen kimse, eğer kendisi doğru olsaydı, doğru olanları bulurdu.)

    (İslâm dini, üç temel üzerindedir. Bunlar, hak, sadakat ve adalettir.)

    (Bir insanda üç şey bulunduğu vakit, onun salih bir insan olduğu anlaşılır. Bunlar, nefsani arzulardan uzak olmak, Allah rızası için doğruluk, helal ve temiz yemektir.)

    (Günahların içinde bocalayan kimsenin doğruluğu bulması çok zordur.)

    Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Şüphelendiğin bir şeyden uzaklaş! Şüphe vermiyene sarıl! Doğruluk, sükun ve huzurdur.) [Tirmizî]

    (Tehlikenin doğruluk içinde olduğunu görseniz dahi, doğruyu arayınız! Çünkü doğrulukta kurtuluş ve selamet vardır.) [İbni Ebiddünya]

    (Doğru olunuz, doğruluk gerçeği, gerçek de Cennet yolunu gösterir. Bir kimse doğruluktan ayrılmaz, doğruluğu düstur edinirse, Allah indinde o kimse sıddiklardan olur.) [Buharî]

    (Doğru olan, iyi davranır, iyi davranan emindir. Emin olan Cennete girer.) [İ. Ahmed]

    Tam sadık, tam doğru, yani sıddik olabilmek için:

    1- Doğru sözlü olmalıdır. Zaruret olmadıkça tarizli ve imalı konuşmamalıdır. Hasan-ı Basri hazretleri, zâlimlerden kaçıp, Habib-i Acemi hazretlerinin bir odasına girip saklandı. Zâlimin zulmünden kurtulmak için yalan söylemek caiz olduğundan, (Soran olursa yok dersin) dedi. Biraz sonra zâlimler gelip sordular: (İçerde...) diye cevap verdi. İçeriyi iyice aradılar. Bulamayıp oradan ayrıldılar. Hasan-ı Basri hazretleri, (Senin yaptığın uygun muydu?) diye sordu. Habib-i Acemi hazretleri, (Yalan söylemeseydim, ikimiz de helak olmuştuk. Doğru söylemenin bereketiyle ikimiz de kurtulduk) diye cevap verdi.

    2- Doğruluk için niyette ihlas şarttır. Şayet davranışlarda nefsin arzuları karışırsa, bu niyetten ihlas kalkar. Bu kimse yalancı olur.

    3- Azminde doğru olmalıdır. Mesela, (Allah bana şu malı verirse veya şu makama geçersem, şu hizmeti yaparım) diyen kimse, o mala veya o makama sahip olunca, zaruretsiz sözünde durmazsa, azminde doğru değildir.

    4- Verdiği sözde durmalıdır. Hz. Enes bin Malik anlatır:

    Amcam Nadrın oğlu Enes, Bedir savaşında Resul-i Ekremin yanında savaşa katılamadığına çok üzüldü. (Eğer Allahü teâlâ, beni bir savaşa kavuşturursa, bütün gücümle savaşacağım) diye karar verdi. Ertesi yıl Uhud savaşına katıldı. Sad bin Muaz bunu görünce, (Ne o, nereye gidiyorsun?) diye sorduğunda, (Uhud dağının ardında Cennetin kokusunu aldım. Cennete gidiyorum) dedi. Öyle mücahede etti ki, şehid olduğunda vücudunda seksen küsur yara bulundu. Hemşiresi, (Kendisinde tanınacak bir hâl kalmamıştı. Ancak elbisesinden onu tanıyabildim) dedi.

    5- Doğru iş yapmalıdır. İçi ile dışın bir olması adalettir. İçinin dışından iyi olması fazilettir. İçi dışına uymayan insana doğru denmez.

    6- Bütün işlerde doğru olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kalbi doğru olmayanın imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayanın da kalbi doğru olmaz.)buyuruldu.

    Ara bulmak ve yalan
    Sual: İki müslümanın arasını bulmak için yalan söylenebilir mi?

    CEVAP
    Yalan büyük günah olduğu hâlde birkaç yerde, hayra, iyiliğe vesile olduğu için caizdir. Harbde, düşmanların zararından korunmak için, iki müslümanı barıştırmak için birinden diğerine iyi söz getirmek için caizdir. Ölmemek için leş yemeğe benzer. Bunların haricinde şakadan bile olsa yalan söylememelidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İman sahibi her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet edemez ve yalan söyliyemez.) [İ.E.Şeybe]

    Müslümanların birbirine olan haklarından birisi de iki kişinin arasını bulmak, küsleri barıştırmaktır.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletli ameli söyleyeyim mi?) Eshab-ı kiram (Evet ya Resulallah) deyince, buyurdu ki: (İki kişi arasını bulmak ve düzeltmektir. Çünkü ara bozukluğu dini kökünden yıkar.) [Tirmizî]

    Peygamber efendimiz gülümsediği zaman, Hz. Ömer sebebini suâl edince, buyurdu ki:

    (Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki:

    -Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al!

    Allahü teâlâ buyurur:

    - Bu adamın hakkını ver!

    -Ya Rabbi, bir iyiliğim kalmadı ki nasıl vereyim?

    Allahü teâlâ hak sahibine buyurur:

    - Bu adamın iyiliği kalmadı. Ne yapacaksın?

    - Günahlarımı alsın!

    Bu arada Peygamber aleyhisselam ağlıyarak (O gün öyle dehşetli bir gündür ki, o gün başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.)

    Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur:

    - Başını kaldırıp Cennetin şu muhteşem köşklerine bak!

    Hak sahibi baktıktan sonra der ki:

    - Evet görüyorum. Bu muhteşem köşkler, hangi şehid, hangi sıddik veya hangi peygamberindir?

    - İşte o gördüğün güz kamaştırıcı köşler, bedellerini ödiyenler içindir.

    -Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir?

    - Sen ödeyebilirsin.

    - Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki?

    - Hakkını bu kardeşine bağışlamakla bu köşke sahip olursun.

    - Bağışladım ya Rabbi.

    Allahü teâlâ buyurur ki:

    - Haydi kardeşinin elinden tutup Cennete girin!

    Peygamber aleyhisselam devamla bulurdu ki: (Allahtan korkun ve aralarınızı düzeltmeğe çalışın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Haraiti]

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (İki kişinin arasını bulmak için hayırlı söz söyliyen yalancı değildir.) [Müslim]

    Gıybet ve zararları
    Sual: Gıybet ve zararları nelerdir?

    CEVAP
    Belli bir mümin veya zımmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.

    Gıybet olunan kimse, bedeninde, soyunda, ahlâkında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, arabasında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de gibi gıybettir.

    Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendikte, (Elhamdülillah, biz böyle değiliz) demek de, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, (Elhamdülillah, Allah bizi hayâsız yapmadı) gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. (Falanca kimse çok iyidir, ibâdette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu) demek de gıybet olur. Kur'an-ı kerimde (Birbirinizi gıybet etmeyiniz.) buyuruldu. (Hucurat 12)

    Gıybet, adam çekiştirmek demektir. Birisini gıybet etmenin, ölmüş insanın etini yemek gibidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamette, bir kimse sevab defterine bakar, "Şu ibâdetleri yapmıştım. Bunlar yazılı değil" der. "Onlar, silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.)

    (Kıyamette bir kimse, sevab defterinde, yapmadığı ibâdetleri görür. "Bunlar seni gıybet edenlerin sevablarıdır" denir.)

    (Biri için söylenen kusur, onda varsa, bu söz gıybet olur. Yoksa iftira olur.)

    (Gıybet imanı zayıflatarak yok eder.)

    (Gıybet, leş yemekten daha kötüdür.)

    (Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. "Bunlar kim" dedim. Cebrail aleyhisselam, "Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir" dedi.)

    (Dört kişinin, çektikleri şiddetli azabdan, cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ateşten kapalı bir tabut içindedir, biri barsaklarını sürür, biri de kan ve irin kusar, öteki ise kendi etini yer. Tabuttaki, borçlu olarak ölmüştür. Barsakları sürünen, idrardan sakınmamıştır. İrin ve kan kusan, müstehcen konuşmuştur. Kendi etini yiyen de, gıybet ve koğuculuk etmiştir.)

    (Bir toplulukta, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Onları bu işten men edemezsen oradan kalk git.)

    (Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşımak, şehvetle harama bakmak, yalan yere yemin etmek.)

    (Birinin yüzüne söylemekten çekinilen şey gıybettir.)

    (Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allah o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.)

    (Bir kimsenin malı az, çoluk çocuğu çok, namazı güzel olursa ve müslümanları gıybet etmezse, kıyamette onunla yanyana oluruz.)

    (Gıybet yapmıyan Allahın güvencesindedir.)

    (Gıybet eden kimsenin duâsı kabul olmaz.)

    (Cehennemden en son çıkan, gıybetten tevbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tevbe etmeden ölendir.)

    (Falancanın boyu kısadır) diyen birisine, Peygamber efendimiz, (Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur) buyurmuştur.

    Gıybet, insanın sevablarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman düşünmek, gıybet etmeye mani olur.

    Gıybetten kurtuluş

    Sual: Günümüzde bu gıybet günahını işlemiyen yok gibi. Gıybet etmekten nasıl kurtuluruz?

    CEVAP
    Gıybeti ve zararını bilen gıybetten kaçıp kurtulur. Mesela yılanı ve zararını bilen, yılanla oynar mı? Yılanı koynuna alıp yatar mı?

    Gıybetten kurtulmak için:

    1- Gıybetin zararını düşünmeli! Gıybet sebebiyle, sevablarının gideceğini, hatta gıybet ettiği kimsenin günahlarını da yükleneceğini bilmelidir!

    2- Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte, (Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) buyuruldu.

    3- Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevablarını veriyor.

    4- Bazan topluluktakileri memnun etmek, onları güldürmek için gıybet edilir. İnsanları memnun etmek için, Allahü teâlânın gazabına maruz kalmayı istemek ne kadar yanlıştır.

    5- Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert olduğunu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. Eğer böyle gıybet edeni dinleyen, akıllı birisi ise, kendini bu şekilde övene hiç değer vermez, onun değersiz olduğunu anlar. Bunları dinleyen akıllı değil de, cahil, ahmak birisi ise, gıybet ettiği için ona değer verse, ne çıkar? Kazancı ne olur?

    6- Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Biz, kendi ayıplarımızın ortaya dökülmesini, rüsvay olmamızı istemediğimiz gibi, başkaları da istemez. Sen arkadaşının aybını örtersen, Allah da senin aybını örter. Sen başkasının aybını açarsan, senin ayıplarını da açan çıkar. Elaleme rüsvay olursun. Kendi kusurlarını araştıran ve bunların çaresini düşünerek başkasının kusurlarını göremiyen kişi, çok iyi insandır. Hadis-i şerifte de, (Kendi aybını gören, Allahın hayır dilediği kimsedir) buyuruluyor. Kişi kendi noksanını bilmek gibi irfan olmaz. Nefsimizi gıybet ve diğer günahlardan temizlemeye çalışmak "Cihad-ı ekber" olarak bildirilmiştir.

    7- Kıskanç olan, mal sahiplerini kötüler. (Malı çok ama yemesini bilmez, cimrinin biridir) der. Yahut mevki sahibi için, (Müdür oldum diye kendini bir şey zannediyor) der. Böyle söylemekle, gıybet edilenin ne malı azalır, ne de makamı elden gider. Buna rağmen kıskançlık ateşi, söyliyeni yakıp kavurur. Üstelik, gıybet günahına girdiği için sevablarını sevmediği kimseye vermeye mahkum olur.

    Gıybetin kefareti
    Gıybet etmenin kefareti, üzülüp tevbe etmek ve helallaşmaktır. Pişman olmadan helallaşmak, riya olur, ayrı bir günah olur.

    Gıybet, üç türlüdür:

    1- (Bu gıybet değil, onda olan şeyleri söyledim) demek. Böyle söylemekle, harama helal demiş olur ki, çok tehlikelidir.

    2- Gıybet olunan, bunu duymuşsa, tevbe etmekle affedilmez. Onunla helallaşmak da gerekir. Hadis-i şerifte, (Gıybeti yapılan kişi, gıybet edeni affetmedikçe, mağfiret olunmaz.) buyuruldu.

    3- Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tevbe ve istigfar etmekle ve ona hayır duâ etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişiyi de affet) diye duâ etmelidir! Hadis-i şerifte, (Gıybet eden, onun için mağfiret dilerse gıybet günahına kefaret olur.) buyuruldu.

    İhtiyaç halinde gıybeti caiz olanlar:

    1- Bir haksızlığı, şikayet için, ilgili mercilere, (Bu kimse, şunu yaptı) demek.

    2- Yetkilisine, (O, gayrı meşru iş yapıyor, buna mani olun) demek.

    3- Dini bir meseleyi öğrenmek için, (Beyim şunu yapıyor, caiz mi?) demek.

    4- Bid'at sahibi ile gezene, (Onunla gezme, o bidat ehlidir) demek.

    5- Şahitlikte, (Falanca şöyle yaptı) demek. İstişare edene, (O kızın şu kusuru vardır) demek. Yahut, (O malı alma, şu kusuru var) demek. Hadis-i şerifte, (Facirin halini anlatmaktan çekinmeyin ki halk, onun zararından korunsun.) buyuruldu.

    6- Meşhur lakabı ile çağırılınca üzülmüyorsa, mesela (Kara Ali) demek.

    7- İnsanları, açıktan günah işliyenlerden korumak için, (O kumarbazdır, sarhoştur) demek. Hadis-i şerifte, (Hayâsızdan bahsetmek gıybet olmaz.) buyuruldu.


  6. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar


    Kötü huyların tesbiti
    Sual: Kendimizde bulunan kötü huyları tesbit için nasıl hareket etmeliyiz?

    CEVAP
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin, müminin aynasıdır.)[Taberânî]

    İnsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendiği arkadaşına sorarak da, kusurunu öğrenir. Sadık olan dost, onu tehlikelerden, korkulardan muhafaza eden kimsedir. Böyle bir arkadaş bulmak çok müşküldür. Bunun içindir ki, İmam-ı Şafiî hazretleri buyurdu ki:

    Sadık dost ve halis Kimya

    Az bulunur, hiç arama!

    Hz. Ömer de, buyurdu ki:

    Arkadaşım aybıma uyardı beni,

    Kardeşlik sünnetinin budur temeli!

    Düşmanlarının kendisine karşı kullandıkları kelimeler de, insana ayıplarını tanıtmaya yarar. Çünkü düşman, insanın ayıplarını arayıp, yüzüne çarpar. İyi arkadaşlar ise, insanın ayıplarını pek görmezler. Birisi İbrahim Edhem hazretlerine aybını, kusurunu bildirmesi için yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin, hareketlerin, bana güzel görünüyor. Aybını başkalarına sor) dedi.

    Başkasında bir ayıp görünce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa, bundan kurtulmaya çalışmak da, kötü huyların ilaçlarındandır. (Mümin müminin aynasıdır) hadis-i şerifinin manası budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını görür. Hz.İsaya, güzel ahlâkını kimden öğrendin, dediklerinde; (Birinden öğrenmedim. İnsanlara baktım. Hoşuma gitmiyen huylarından kaçınıp Beğendiklerimi ben de yaptım) buyurdu.

    Hz.Lokmana da (Edebi kimden öğrendin) dediklerinde, (Edebsizlerden) dedi.

    Eshab-ı kiramın velîlerin hayat hikayelerini okumak da iyi huylu olmaya sebep olur.

    Kötü huyun ilacı
    Sual: Kendimizde bulunan kötü bir huydan kurtulmak için ne yapmak gerekir?

    CEVAP
    Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeğe, bunun zıddını yapmağa çalışmalıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok uğraşmak gerekir. Çünkü insanın alıştığı şeyden kurtulması müşküldür. Kötü şeyler nefse tatlı gelir.

    İnsanın, kötü şey yapınca, arkasından riyazet çekmeği, nefse güç gelen şey yapmağı adet edinmesi de, faideli ilaçtır. Mesela, bir kötülük yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim, veya oruç tutacağım, gece namazları kılacağım diye yemin etmelidir. Nefs, bu güç şeyleri yapmamak için, onlara sebep olan kötü adetini yapmaz. Kötü ahlâkın zararlarını okumak, işitmek de, faideli ilaçtır. Bu zararları bildiren hadis-i şerifler çoktur. Bunlardan İslâm Ahlâkı kitabındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şunlardır:

    (Allah katında kötü huydan büyük günah yoktur.) Çünkü, bunun günah olduğunu bilmez. Tevbe etmez. İşledikçe, günahı katkat artar.

    (İnsanların hiç çekinmeden, sıkılmadan yaptıkları günah, kötü huylu olmaktır.)

    (Her günahın tevbesi vardır. Kötü ahlâkın tevbesi olmaz. İnsan, kötü huyunun tevbesini yapmayıp, daha kötüsünü yapar.)

    (Sıcak su, buzu erittiği gibi, iyi ahlâk da, hataları eritir. Sirke, balı bozduğu gibi, kötü ahlâk da, hayratı, hasenatı mahveder.)

    Can çıkar huy çıkmaz mı?

    Sual: Huy değişir mi? Kötü alışkanlıklarda çevrenin rolü nedir?

    CEVAP

    Alışkanlık, bir şeyi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilme melekesidir. Huy, kalb ile ruhun melekesi, alışkanlığıdır. Yerleşmiş olan huya meleke denir. Geçici olan huya hâl denir. Meselâ gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömertlik, cesaret, birer melekedir. Huy, meleke demektir. Ara sıra hayır işlemek huy değildir. Her zaman hayır işlerse, cömert huylu olur. Fakat kendini zorlayarak yaparsa, yine cömert huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir. Huy, iyi veya kötü iş yapmaya veya, iyi ve kötü olmayan şeye sebep olur. Bunlar üçe ayrılır. İlkine fazilet veya güzel huy denir. Cömertlik, yiğitlik, böyledir. İkincisine rezâlet veya kötü huy denir. Cimrilik böyledir. Üçüncüsüne sanat denilir. Terzilik, çiftçilik gibi.

    Alimler huyun değişip değişmemesi hakkında diyorlar ki:

    1 - Huy değişmez. Çünkü bir hadis-i şerifte, (Bir dağın yerinden ayrıldığını işitirseniz tasdik edin. Ama bir kişi huyunu değiştirmiştir derlerse tasdik etmeyin. Çünkü insanın yaratılışındaki huy devam eder.) buyuruluyor. Bu bakımdan portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeyler yok edilemez. Onun için can çıkar huy çıkmaz denmiştir.

    2 - Huyun, insanla birlikte yaratılmış olanı değiştirilemez, sonradan hasıl olanı değişebilir. Evet gazap ve şehvet terbiye ile yok edilemez. Fakat dinimiz de bunların yok edilmesini değil, terbiye edilmesini emrediyor. Terbiye edilince de zararları önleniyor. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Nasihat ile insan terbiye edilebilir. Onun için Kur'an-ı kerimde, (Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) buyuruluyor. (Zariyat 55)

    (İnsan huyunu değiştiremez. Çünkü yaratılıştaki huy devam eder.) hadis-i şerifi, yaratılışta olan huyların değişmeyeceğini gösterir. Fakat, (Huyunuzu güzelleştirin,) (Herkes, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları sonra anaları babaları, gayri müslim ve îmansız yapar) hadis-i şerifleri de, huyun değişebileceğini gösterir. Evet portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Fakat bakıp, aşılanırsa, çekirdeksiz tatlı, iri portakal olur. Akılsız hayvanı bile ehlileştirmek, ona bazı alışkanlıklar kazandırmak mümkündür. Mesela av hayvanına, avını yememesi, tuttuğu avı getirmesi öğretilebiliyor. Akıllı insanın terbiyesi, huyunun değiştirilmesi ise daha kolaydır.

    3 - Huy sonradan elde edilir ve değiştirilebilir. Âlimlerinin çoğu bu üçüncü görüşü benimsemişlerdir. Onlara göre, (Çocuğu güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.), (Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!) (Çocuğu terbiye etmek, tonlarla sadakadan daha sevaptır.), (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) hadis-i şerifleri gösteriyor ki, insanlar iyiliğe elverişli olarak doğar. Sonra, nefsin kötü arzuları ve güzel ahlâkı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, çevrenin etkisiyle kötü huyları meydana getirir.

    Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya, mesela çay içmeye kötü alışkanlık denmez. İçki, kumar, esrar, zina alışkanlığı [bağımlılığı] birer kötü alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklara elini veren kolunu alamaz. Onun için alışmış kudurmuştan beterdir denir.

    Kötü alışkanlıklara çevrenin etkisi büyüktür. Çevreyi değiştirmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, her haramdan kaçmaya çalışmalı ve bilhassa namazı asla aksatmamalıdır. Çünkü cenab-ı Hak, (Namaz insanı fahşa ve münkerden, [yani her türlü kötülükten] alıkor) buyuruyor. Salih kimselerin kontrolü altında namaza devam eden kimse, her türlü kötü alışkanlıktan kurtulur, tertemiz insan olur.

    Oruç ile, insan güçlü bir irade kuvveti kazanır. Alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir. Allah’ın emri olduğu için, ramazanda bir ay oruç tutan bir Müslüman, Allahü teâlânın emirlerini yapmak itiyâdını da kazanır. Böylelikle, O’nun başka emirlerini yapmaya da istidat peydâ eder.

    Tembellikten kurtulmak için, önce bunun kötülüğünü bilmeli, ondan sonra da tedavisine bakmalıdır. (İnsan, ancak çalıştığının faydasını görür) meâlindeki ayet-i kerimeyi düşünmelidir. Resûlullah tembellikten Allahü teâlâya sığınmış, (Yâ Rabbî, beni, tembellikten koru!) diye duâ etmiştir. Tembelliğin ilâcı, çalışkanlarla konuşmak, tembel, uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan hayâ etmek lâzım geldiğini ve azâbının şiddetli olduğunu düşünmektir. Dînini iyi bilen salih kimselerle görüşmelidir. Sabah namazına uyanmak için çalar saat gibi bir tedbir almalı. Birkaç gece kalkınca, artık âdet olur, uyanmak kolaylaşır. Bir insan bir işin kendisi için faydalı olacağına inanmadıkça, yeni bir şeyi kabul etmez, eski alışkanlığından da vazgeçemez.

    İyi işleri yapmaya kendini zorlayan, güzel huyları elde edebilir. Mesela hat kabiliyeti olan, hiç hat ile uğraşmazsa, gizli kabiliyeti meydana çıkmaz. Fakat bu sanatla uğraşmaya çalışırsa, güzel yazı yazabilir. Güzel huyları itiyat hâline getirmek, güzel huylu olmayı kolaylaştırır. Cimri bir kimse, hayır yapmayı, tanıdıklarına ziyafet vermeyi âdet hâline getirirse, cimrilikten kurtulması mümkündür. İtiyat hâline gelen küçük günah da, büyük günah olabilir. Büyük günaha alışan da küfre düşebilir.

    Ahlâk değişmeseydi, peygamberlerin gelmesi, faydasız, lüzumsuz olurdu. Terbiye ve ceza usulleri abes olurdu. İlmin ve terbiyenin fayda sağladığı her zaman görülmüştür. Ancak, bazı huylar pek yerleşmiş, ruhun özelliği gibi olmuştur. Böyle huyları değiştirmek pek müşkül olur. Böyle ahlâk, en çok, cahil, kötü kimsede bulunur. Bunu değiştirmek için riyazet ve mücahede gerekir. Nefsin isteklerini yapmamaya Riyazet, nefsin istemediği şeyleri yapmaya Mücahede denir.

    Güzel ahlâk

    Sual: İyi müslüman olmak için güzel ahlâklı olmak gerektiğini bildirdiniz. Güzel ahlâka nasıl sahip olunur?

    CEVAP
    Evet iyi bir müslüman olmak için Ahlâk-ı hamideye [güzel ahlâka] sahip olmak, Ahlâk-ı zemimeden [kötü ahlâktan] uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahıret saadeti elde edilir.

    Güzel ahlâk, ilim ve edeb öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlâk da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edebsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Gerçekte sen büyük bir ahlâk üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4)

    İyi insan, iyi ahlâklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir.

    Güzel ahlâka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nimete kavuşmuş olanlardan, tevadu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helaldan kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birleştirene, helala harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun) [Taberânî]

    Güzel Sözler

    Ahlâk hakkında İslâm âlimleri buyuruyor ki:

    "Kötü ahlâklı, parçalanmış testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi çamur olur."

    "Her binanın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel ahlâktır."

    "Kötü ahlâk, öyle bir fenalıktır ki, onunla yapılan birçok iyilikler fayda vermez. Güzel ahlâk, öyle bir iyiliktir ki, onunla yapılan günahlar affa uğrar."

    "Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlâkları sayesinde yükselmişlerdir."

    "Güzel ahlâk güleryüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir."

    "Güzel ahlâk, kimseyle çekişmemek ve kimseyi çekiştirmemektir."

    "Güzel ahlâk, eziyet vermemek ve meşakkatlere katlanmaktır."

    "Güzel ahlâk, genişlikte ve darlıkta insanları razı etmeğe çalışmak demektir."

    "Güzel ahlâk, Allahtan razı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allahtan bilmek, nimetlere şükür, belâlara sabretmektir."

    "Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlara göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır."

    "Güzel ahlâk, haramlardan kaçıp helalı aramak, diğer insanlarla olduğu gibi aile efradıyla da iyi geçinip onların maişetlerini temin etmektir."

    "Güzel ahlâk, Yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmek, onların eziyetlerine sabretmektir."

    Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güleryüzlü olmalıdır.

    Hadis-i şerifte, Allaha ve ahıret gününe iman edenin, misafirine ve komşusuna ikram etmesi, ya hayır söylemesi veya susması emredilmiştir. (Buharî)

    Başkasının kötü ahlâkından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlâklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak, bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlâk, eziyetleri sineye çekmektir.

    Güzel ahlâklı olmanın alameti şunlardır:

    İnsaflı olmak, arkadaşlarının hatasını görmemek, hüsn-i zan etmek, su-i zandan [kötü zandan] kaçınmak, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs germek, onlardan şikayetçi olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak, kendi nefsini kınamak, güleryüzlü olup, herkesle yumuşak konuşmaktır.

    Güzel ahlâklı kimse, edeplidir az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Bütün hasletlerin başı ise hayâdır.

    Güzel ahlâklı bir kimsenin kötü huylu bir hanımı vardı. Gayet iyi geçiniyorlardı. Kötü huylu hanımla nasıl iyi geçindiği sorulunca, iyi ahlâklı kimse şöyle cevap verdi. İyilerle herkes geçinir. Marifet kötü ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu olduğum nereden belli olacaktır?

    Büyüklerden Ebu Osman El-Hayrii ziyafete davet ettiler. Davet yerine vardığı zaman kendine (Kusura bakma, çok insan geldi seni kabul edemiyeceğiz) dediler. Az gidince tekrar çağırdılar. Gelince tekrar, kabul edemiyeceklerini bildirdiler. Böyle birkaç defa çağırıp geri döndürdükten sonra (Biz seni denemek için bunu yaptık. Gerçekten güzel ahlâklıymışsın) dediler. Cevabında buyurdu ki

    (Bu ahlâk o kadar güzel midir? Bir köpeği de çağırsanız gelir, kovsanız gider.)

    Ahlâkı güzelleştirmek
    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Ahlâkınızı güzelleştiriniz) [İbni Lal]

    (Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olanınızdır.) [Hakim]

    (Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim.) [Haraiti]

    (Ben ancak mekarimi ahlâkı tamamlamak için gönderildim.) [Beyhekî]

    (Güzel ahlâk, büyük günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlâk ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.) [İ. Hibban]

    (Allahü teâlâ indinde, kötü ahlâkdan büyük günah yoktur. Çünkü, kötü ahlâklı, bir günahtan tevbe edip, kurtulursa, bir başka günaha düşer. Hiç bir vakit günahdan kurtulamaz.) [İsefehani]

    (Bir kimse tevbe ederse, tevbesini Allahü teâlâ kabul eder. Kötü ahlâklı kimsenin tevbesi makbul olmaz. Zira bir günahdan tevbe ederse kötü ahlâkı sebebiyle, daha büyük günah işler.) [Taberânî]

    (Güzel ahlâk, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyhekî]

    (Din, güzel ahlâktır.) [Deylemî]

    (Müminlerin iman yönünden en faziletlisi ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî]

    (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlâkla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

    (Şüphesiz güzel ahlâk, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir.) [Haraiti]

    (Bir müslüman güzel ahlâkı sayesinde, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibâdet eden kimselerin derecesine kavuşur.) [İ. Ahmed]

    (Bir insan az ibâdet etse de, güzel ahlâkı sayesinde en yüksek dereceye kavuşur.) [Taberânî]

    (Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir.) [Müslim]

    (Yumuşak davranmayan, hayır yapmamış olur.) [Müslim]

    (En çok sevdiğim kimse, huyu en güzel olandır.) [Buharî]

    (Yumuşak olan kimseye, dünya ve ahıret iyilikleri verilmiştir.) [Tirmizî]

    (Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumuşaklık gösterendir.) [İ. Ahmed]

    (Yumuşak olanlar ve kolaylık gösterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse hayvan ona uyar. Taşın üzerine sürmek isterse hayvan oraya koşar.) [Ebu Dâvud]

    (Mü’minlerin îmân yönünden en fazîletlisi, ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî]

    (Cennete götüren sebeplerin başlıcası, Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme götüren sebeplerin başlıcası da, dünya ni’metlerinden ayrılınca üzülmek, bu ni’metlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) [Tirmizî]

    (Îmânı en kuvvetli kişi, ahlâkı en güzel ve hanımına en yumuşak olandır.) [Tirmizî]

    (İnsan, güzel huyu ile, Cennetin en üstün derecelerine kavuşur. [Nâfile] ibâdetlerle bu derecelere kavuşamaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en aşağısına sürükler.) [Taberânî]

    (İbâdetlerin en kolayı, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır.) [İbni Ebid-dünya]

    (Söz veriyorum ki, münâkaşa etmiyen, haklı olsa da, dili ile kimseyi incitmiyen, şaka ile veya yanındakileri güldürmek için, yalan söylemiyen, iyi huylu olan müslüman Cennete girecektir.) [Tirmizî]

    (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Size gönderdiğim islâm dîninden râzıyım, [bu dîni kabûl edip, bu dînin emir ve yasaklarına riâyet edenlerden râzı olur, onları severim.] Bu dînin tamam olması, ancak cömertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dîninizin tamam olduğunu hergün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberânî]

    (Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, günâhları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, ibâdetleri bozup yok eder.) [Taberânî]

    (Hak teâlâ yumuşak huyluya yardım eder, sert ve öfkeliye yardım etmez.) [Taberânî]

    (Yumuşak olan, kızmıyan müslümanın Cehenneme girmesi harâmdır.) [Tirmizî]

    (Yavaş, yumuşak davranmak, Allahın kuluna verdiği büyük bir ihsândır. Aceleci olmak, şeytânın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) [E.Ya’lâ]

    (Kişi, yumuşaklığı, tatlı dili ile, gündüzleri oruç tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavuşur.) [İ. Hibbân]

    (Kızınca, öfkesini yenerek yumuşak davrananı Allahü teâlâ sever.) [İsfehânî]

    (Güler yüzle selâm veren, sadaka verenin sevâbına kavuşur.) [İ.E.dünya

    Hayâ Etmek
    Sual: Hadis-i şerifte "Hayâ imandandır" buyurulmaktadır. İbadetlerini başkalarına göstermekten de hayâ etmek böyle midir?

    CEVAP
    İbadetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek caiz değildir. Hayâ, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaktan [din kitabı, ilmihal kitabı yazmaktan ve satmaktan] ve imamlık, müezzinlik yapmaktan, Kur'an ve mevlid okumaktan hayâ etmek caiz değildir. (Hayâ imandandır) hadis-i şerifinde, hayâ, kötü, günah şeyleri göstermekten utanmak demektir. Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibâdetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır.

    Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]

    Sual: Kelam-ı kibar ne demektir? Büyüklerin nasihatlarından yazar mısınız?

    CEVAP

    Kelam-ı kibar, kibar-ı kelamest, büyüklerin sözü, sözlerin büyüğü demektir. Büyükler buyuruyor ki:

    - Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset herkesi memnun etmektir.

    - Bir başarı elde ederseniz, bunu kendinizden bilmeyiniz. Daima büyüklerle beraber olunuz.

    - Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumuşak ol; affedici ol. Dine hizmet etmekte üç esas var: İtaat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın başarısının sebebi, birbirlerini sevmeleridir.

    - Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin. Herkese yumuşak söyleyin, yumuşaklıkla muamele edin, az konuşun, incitmeyin. Merhametli ve affedici olun.

    - Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldığınız müslümana iyilik edin, sevmediğinize ihsan, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir.

    - Fütüvvet [mertlik], seni sevmiyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini örtün ve kötülükleri affedin.

    - Doğru olun, doğru konuşun, arkadaşlarınızın hatalarına tahammül edin, herkese iyilik edin, komşuya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur

    - İki şeyi unutma: Allahın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma. İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İyinin de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu değil, iyi huylarını örnek almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor. Deylemî)

    - Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır. Kur'an-ı kerimde, bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet, tefahur ve malı, parayı, evladı çoğaltmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun, lehv eğlence, zinet süslenmek, tefahur öğünmek demektir.] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.

    - Yardıma, hizmete giden, kendi aklına, konuşmasına, gücüne, gayretine güvenirse, Allahü teâlâ onun işini kendine bırakır, rezil olur, zelil olur. Rıza-i ilahi için çıkıp, benim elimde bir şey yok diyerek, bütün gayretiyle yola çıkarsa, netice ne olursa olsun, hayırlıdır. Allahı unutarak yapılan hizmet, hezimet olur.

    - Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye duâ etmektir.

    - En mutlu insan, [Allahın, Resulünün ve ülulemrin sözüne] peki diyendir.

    - İnsanı hayvandan ayıran edebdir.

    - Omuzunuzda iki müfettiş var, devamlı teftiş halindedir. Şu hâlde, az konuşun, ağzınızdan çıkan sözün size hayır ve şer yazıldığını unutmayın.

    - İhlassız amel, mühürsüz para gibidir.

    - Ağız haram yemez, dil de yalan söylemezse, edilen duâ kabul olur. Haram yiyenin 40 gün duâsı kabul olmaz. Tıbben de kan değişimi 40 günde tamamlanır. Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz.

    - Güzel ahlâk, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir.

    - Kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar, ihlası artar, istifade etmeye başlar. İşte bu istifadenin hasıl olup olmadığı, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ile anlaşılır.

    - Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu insanın tabiatında vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz.

    - Çocuklarınıza namazın önemini anlatın ve mutlaka namaz kıldırın. Namaz kılmasına mani her şeyin, felaketine sebep olacağını bilmeli ve bildirmelisiniz. Çocuğun istikbalini garantiye almak, iyi bir müslüman olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmış olmaz. Hatta felaketine sebep olabilir. İyi bir müslüman olduktan sonra diploma işe yarar.

    - Midenin tok olması feyze manidir. Büyükler, çok yemek yemeyin diyor.

    - Ana-babaya hizmet, Allahü teâlânın emrine, ilim öğrenmeye mani oluyorsa, sevab değil, günah olur.

    - İnsanın ilmi arttıkça, Allaha sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahın lutuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdiğinin alametidir.

    - İstifade hasıl olması için, verenin olgun, alanın uygun olması gerekir. Uygun olmak haram işlememek, kalb kırmamak, kendini beğenmemek ve gadaplanmamakla hasıl olur.

    - Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadığı müddetçe ne faydası olur? Kitapları rafa dizip okumayan veya okuduğu hâlde amel etmiyen nasıl adam olur ki?

    - Dine hizmet etmek isteyenin, siyaset ilmini yani insanların halini, zamanın ve ülkenin şartlarını bilmesi gerekir. Yahut bunları bilen basiret sahibi bir kimse ile istişare etmelidir. Dine hizmet edecek kimsede şu üç vasfın bulunması gerekir. Bunlardan biri noksan olursa, hizmette başarı azalır. Hiç biri olmazsa fıtne çıkar. Bu üç vasıf: Tatlı dil, güler yüz, cömertlik ve ihlas.

    - Güleryüzlü olmıyanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmıyan, vermekten hoşlanmıyan, insanların sevgisini kazanamaz. İhlaslı olmıyanın, yani sırf Allah rızasını gözetmiyenin, yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin ihlası zedelenir. Allahü teâlâ da ihlassız kimseyi muvaffak kılmaz.

    - Bir kişi, bir arkadaşın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, son nefesinden korkulur.

    - Nefse tabi olmak, kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak sıkıntı verir. Çok engeller var. En büyük engel, akla, nefse tabi olmaktır. Bozuk arabaya ve ehliyetsiz şoförün arabasına binilmez. Ehliyetsiz şoför kaza yapar. Ehliyetli şoförün kullandığı vasıta selamettedir. Yanlış arabaya binen, mesela Parise giden otobüse binen, Kâbeye varamaz.

    - Muteber olan sondur. Son nefeste "Allah!" diyeceği yerde, "Aman kurtar beni doktor!" diyen tehlikededir. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür.

    - Asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevab kazanmaktır.

    - Resulullah efendimiz; (Beni Rabbim terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Herhangi bir şey istendiği zaman, yok dememiş, varsa vermiş, yoksa susmuştur.

    - Ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. En büyük müjde, mümine ölümü hatırlatmaktır. Müminin ölümü, büyük saadettir.

    - Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider. Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret yolculuğu için yeterli hazırlık yapamaz.

    - Hiç bir zaman, hiç bir şekilde, halinizden şikayetçi olmayın. Her zaman şükredici olun. Beterin beteri vardır.

    - Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibâdetler Cennete çeker.

    - Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir.

    - Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. Dert ve belânın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım.

    - Yumuşak ve mülayim olan kazanır.

    - İtikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz.

    - Büyüklerin isimleri yazılı olan levhalara bakılınca o zatlar hatırlanırlar, hatırlanınca ruhları biiznillah hazır olur, hazır olunca feyz gelir.

    - Akıl ahireti, göz dünyayı görür.

    - Helal parayla beslenen kimseye ibâdetler kolay gelir.

    - İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlığı] çok olur.

    - Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur.

    - Halkın değer verdiğine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın değer verdiğine kıymet veren azizdir.

    - Söz, etkisiz ise, ya dinliyenin kalbi kararmıştır veya söyliyen, söylediğini yaşamıyordur.

    - İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri olur.

    - Mütevazi olan kurtulur, kibirli olan yanar.

    - Yanına başkasının oturmamasını istemek, doğru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene teşekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyiliğe engeldir. Kibirli değilim diyen, kibirlidir.

    - Kusuru başkasında arayanın etrafında insan kalmaz. Hep kendisini haklı bulan, kendi kusurlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul olan, manevî bakımdan zerre kadar ilerliyemez.

    - Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur.

    - Tasavvuf, zamanı en iyi kullanmaktır. Sabır, susmaktır.

    - İhlas ile ibâdet etmeyen, Belam-ı Baura gibi mürted olarak ölür.

    - Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar ve ihlası artar.

    - Allahın veya insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de insanlara öyle davran.

    - Mümin kardeşinizin duâsını almaya çalışın. Kurtuluşun onun duâsında olabileceğini unutmayın.

    - Cüzzamlının yanında 7 sene kalana, cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır, çünkü nefsimiz kötülüğe meyyaldir. Bir sepet üzümdeki çürük bir tane, bütün sepeti çürütür. Fakat sağlam üzümler o çürüğü kurtaramazlar.

    - Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir. Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Kendisini seveni, başkası sevmez.

    - Helal parayla beslenen vücuda ibâdetler kolay gelir.

    - Allahü teâlâ sevdiğine iki nimet verir. Ona sevdiği bir zatı tanıtır ve bir de hayırlı iş nasip eder. Daha çok severse çeşitli belâ verir.

    - Küfrü, kâfirleri sevmemek ve ibâdetlerin kolay gelmesi iman alametidir.

    - Emr-i maruf yapan, sevimli ve cömert olur, hiçbir menfaat beklemez.

    - Halkın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın kıymet verdiğine kıymet veren azizdir. Hakkın aziz ettiğini, kimse zelil edemez.

    - İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri olur.

    - Nereye bağlısın diyene İmam-ı a'zama demeli veya bağlı olduğu mezhebi söylemelidir! Hiçbir yere bağlı değilim dememelidir.

    - Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar.

    - Hukuku olanları, tanıdıklarını ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu alametidir.

    - Yanına başkasının oturmamasını istemek, hastalarla birlikte oturmamak, doğru sözü kabul etmeyip, münakaşa etmek, kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek ve fakirin değil, zenginin davetine gitmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz.

    - Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek ben demek Allahü teâlâ ve evliyadan feyz ve bereketi keser. Kusuru başkasında arayan, sevimsizleşir, etrafında insan kalmaz, dost edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul oldukça, manevî bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün değildir.

    - Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan çek, kimseyi tenkit etme, kendini beğenme, kendinden iğren. Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.

    - Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes (Âmir beni herkesten daha çok seviyor) diyebilmeli. Aradaki kırgınlıklar hizmetleri engeller.

    - Evliya-i kiramın himmeti yaydan çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri çevirir. Evliyaya muhabbet edene de böyle kuvvetli himmet gelir.

    - Bir kimse yemek yerken Allahü teâlâyı ne kadar hatırlarsa, namazda da o kadar hatırlar. Kalbinizi Allahtan başkasına vermeyin.

    - Eskiden bir mürşid, sadece çok sevdiğine değil, günahı çok olana [daha fazla günah işleyip dinden uzaklaşmasın diye] çok iltifat eder, günahı az olana ise, [kendini bir şey sanıp kibirlenmesin diye] hiç iltifat etmezdi. [İstisnalar hariç, bir kimseyi yüzüne karşı övmek, ona kötülük sayılır.] İhlası artanın dine hizmeti artar, dine hizmeti artanın ihlası artar. [İhlas, her şeyi Allah rızası için yapmak demektir.]

    - Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar, yerine Allah sevgisi dolar ve ihlası artar. Bir müslüman, Ehl-i sünnet kitaplarını alıp, bir rafa hürmetle koysa, o kitapları o evde bulundurduğu için Allahü teâlâ, o kimsenin imanla ölmesini nasib eder.

    - Her müslümanın yanında bir Ehl-i sünnet kitabı bulunmalıdır!



    Fitne nedir?

    Sual: Fitneden çok bahsedip, (fitneye sebep olmamalı) diyorsunuz. Zararlı olan bu fitne nedir?

    CEVAP
    Fitne, sözlükte, altın, gümüş gibi madenleri potada, ateşte eriterek, saf hâle getirmek anlamına gelir.

    Aşağıda bildirileceği gibi, fitnenin, ıstılahta birçok anlamı varsa da, daha çok bozgunculuk, bölücülük, isyan, ihtilâl, fesat çıkarmak gibi anlamlara gelir.

    Nitekim Abdulganî Nablüsî hazretleri de, (Fitne, müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmaktır) buyuruyor. İmam-ı Birgivî ve Muhammed Hadimî hazretleri de fitneyi aynı şekilde tarif etmiştir. Fitnenin değişik mânalarına Kur’an-ı kerimden birkaç örnek verelim:

    1- Şirk, küfür:

    (Fitne tamamen yok oluncaya kadar kâfirlerle savaşın!) [Bekara 193]

    2- Günah:

    (Bizi fitneye düşürme) diyenlerin kendileri fitneye düşmüştür. (Tevbe 49)

    3- Bozgunculuk, kavga, ihtilâl, bagilik [isyan], anarşi, kargaşa, bölücülük, fesat:

    (Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 191]

    (Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmez, kendi aranızda dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.) [Enfâl 73]

    Fitneyi uyandırmamalı

    Birkaç hadis-i şerif meâli:

    (Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana Allah lânet etsin!) [İ.Rafiî]

    (Din, dünya menfaatine âlet edilince, fitneler zuhur eder.) [A.Rezzâk]

    (Fuhuş yayılınca fitne çoğalır.) [Deylemî]

    (Fitneler artmadıkça, kıyâmet kopmaz.) [Buhârî]

    (Eshâbım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine affedecektir. Bu fitnelere karışan Eshâbıma dil uzatan Cehenneme girecektir.) [Müslim]

    4- İmtihan:

    (Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir [imtihandır] ) [Tegâbün 15]

    (Biz onlardan öncekileri de, fitneden [imtihandan] geçirdik.) [Ankebût 3]

    5- Belâ, musibet:

    (Bir fitne olmayacak sandılar da, kör ve sağır kesildiler.) [Mâide 71]

    (O fitneden sakının ki, o sadece zâlimlere dokunmakla kalmaz.) [Enfâl 25]

    6- Azab:

    Onlara, (Fitnenizi [azabınızı] tadın) denecektir. (Zâriyat 14)

    7- Eziyet, işkence:

    (Fitneye [eziyete, işkenceye] uğratıldıktan sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısı elbette Rabbindir.) [Nahl 110]

    8- Deli:

    (Fitneye düşeni [deli olanı] yakında sen de, onlar da görecek.) [Kalem 5,6]

    9- Zarar verme:

    (Seferde iken, kâfirlerin sizi fitneye düşürmelerinden [zarar vermelerinden] endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur.) [Nisâ 101]

    10- Sapıklığa düşürme:

    (Siz ve taptıklarınız, Cehenneme girecek olanlardan başkasını fitneye düşüremez [saptıramaz]) [Saffat 161-163]

    Fitne unsuru olanlar
    Üç hadis-i şerif meâli:

    Âhir zamanda, âlim [geçinen]ler fitne unsuru olur, câmiler ve hâfızlar çoğalır, ama, içlerinde [hakîkî] âlim hiç bulunmaz.) [Ebû Nuaym]

    (Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldığı zaman, hakîkati, doğruyu bilen, [imkânı nisbetinde, söz ile, yazı ile, medya = gazete, dergi, radyo, tv ile] başkalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkânı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun!) [Deylemî]

    (Âhir zamanda, âlim ve ilim azalır, câhillik artar. Câhil ve sapık din adamları, yanlış fetvâ vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [Buhârî]

    11- Uydurma mazeret:

    (Onların, sadece “vallahi, biz müşrik değildik” sözlerinden başka fitneleri olmayacaktır.) [Enam 23]

    12- Dalâlet:

    (Allah birini fitneye [dalâlete, şaşkınlığa] düşürmek isterse, Allaha karşı senin elinden bir şey gelmez.) [Mâide 41]

    13- İnsana sıkıntı ve zarar veren her şey:

    Hadis-i şerifte, imamın namazı uzatıp cemaati sıkıntıya sokması fitne olarak bildirilmiştir. İhtiyara, “tecvitsiz namaz kılınmaz” demek gibi yapamıyacağı fetvâyı vermeye de fitne denmiştir.

    Üç hadis-i şerif meâli:

    (Ümmetim için en korktuğum şey, kadın ve içki fitnesidir.) [İ. Süyûtî]

    (Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye düşürebilir.) [Deylemî]

    (Âdem aleyhisselâmdan itibaren, Deccâldan büyük fitne yoktur.) [Müslim]

    İyi insan olmak için
    Sual: İyi insan olmak için ne yapmak gerekir?

    CEVAP
    İyi insan olmak için kâmil yani olgun müslüman olmak gerekir. Zaten müslüman, iyi insan demektir.

    Allah indinde mümin çok kıymetlidir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (Müminler, öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, Allahın ayetleri okununca, imanları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenirler, namazı doğru kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden [Allahın razı olduğu yerlere] harcarlar.) [Enfal 2-3]

    (Müminler, muhakkak kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu içinde kılar, boş ve lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.) Müminun 1-8]

    (Onlar, Allahın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızasını isteyip sabreder ve kötülüğü iyilikle savarlar.) [Rad 20-22]

    (Büyük günahlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlar ve işlerini aralarında istişare ederler.) [Şura 37,38]

    (İnanıp hayırlı iş işleyen [mümin]lerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırırız.) [Ankebut 7]

    (Allah onların [müminlerin] kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir.) [Zümer 35]

    (Allah, inanıp emirlerini yapan müminlere mağfiret ve büyük ecir vâd etmiştir.) [Feth 29]

    (Elbette müminler kardeştir.) [Hucurat 10]

    Müminlerle ilgili hadis-i şeriflerden bazıları da şöyle:

    (Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emin olduğu kimsedir.) [Buharî]

    (Mümin akıllı, basiretli, uyanıktır. Her işte Allahın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan kaçar.) [Deylemî]

    (Mümin, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan için açılır. Onunla gezsen veya ortak iş yapsan faydasını görürsün. Onun her işi faydalıdır.) [Taberânî]

    (Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, yekvücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, müslümanlar da böyle birbirine yardıma koşmalıdır.) [Buharî]

    Geçim Ehlidir
    (Mümin ülfet eden [iyi geçinir] ülfet etmiyen ve ülfet edilmiyende hayır yok [Beyhekî]

    (Müminin yanına giren, güzel bir bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.) [Deylemî]

    (Mümin lânet etmez, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayâsız olmaz.) [Hakim]

    (Mümin arıya benzer; konduğu dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktığı eseri de güzeldir.) [Beyhekî]

    (Mümin, yumuşaktır, hafiftir. Munis bir deve gibi boyun eğer, "Ih" denince, yer sert olsa da çöker.) [Beyhekî]

    (Mümin sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemî]

    (Mümin geçim ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir. Münafık ise geçimsizdir, arkadaşına sıkıntı verir.) [Dare Kutni]

    (Halkın elindekine göz dikmemek, müminin alametlerindendir.) [Dare Kutni]

    (Komşusu kötülüğünden emin olmıyan, mümin olamaz.) [Buharî]

    (Çevrendekilerle güzel komşuluk et ve kendin için sevdiğini, başkaları için de sev ki müslüman olasın.) [Haraiti]

    İyilerin Hali

    Kime dinin emirlerini yapmak kolay gelirse, onun salih biri olduğu anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ahirete ait istediğine kolayca kavuşur, dünyaya ait olana kavuşman zorlaşırsa, bil ki sen iyi bir hâl üzerindesin. Bunun tersi olursa kötü hâldesin!) [Beyhekî]

    İşte Müslüman

    Sual: Allahtan korkan müslümanın vasıfları nelerdir?

    CEVAP
    Allahtan korkan bir kimse, Onun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle çalışır. Hiç kimseye kötülük yapmaz. Kendine kötülük yapanlara sabreder. Yaptığı kusurlara tevbe eder. Sözünün eri olur. Her iyiliği Allah için yapar.

    Kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Çalışırken, alış veriş ederken, kimsenin hakkını yemez. Herkese iyilik eder. Şüpheli şeylerden kaçınır. Makam sahiplerine, zâlimlere tabasbus etmez, yaltaklanmaz. İlim ve ahlâk sahiplerine saygı gösterir.

    Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. Kötü kimselere nasihat verir. Onlara uymaz. Küçüklerine merhametli ve şefkatli olur. Misafirlerine ikram eder. Kimseyi çekiştirmez. Keyfi peşinde koşmaz. Zararlı ve hatta faidesiz birşey söylemez. Kimseye sert davranmaz. Cömert olur. Malı ve mevkii herkese iyilik etmek için ister.

    Riyakarlık, iki yüzlülük yapmaz. Kendini beğenmez. Allahü teâlânın her an gördüğünü ve bildiğini düşünerek hiç kötülük yapmaz. Onun emirlerine sarılır. Yasaklarından kaçar. İşte, Allahtan korkanlar milletine, ülkenine faideli olur.

    Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, inananları şöyle ta’rîf etmektedir:

    (Rahîm olan Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül alçaklığı ile vakar ve tevâzu’ ile yürürler. Câhiller, onlara sataşacak olursa, bunlara [sağlık ve selâmet sizin üzerinize olsun gibi] güzel söz söyler, [büyük bir yumuşaklık gösterirler.] Onlar geceleri secde yapar ve kıyâmda dururlar [namaz kılarlar.] Onlar, “yâ Rabbî, Cehennem azâbını bizden uzaklaştır. Cehennem azâbı devâmlıdır ve çok şiddetlidir. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır” derler. Birşey verdikleri zaman, isrâf etmez, cimrilik de yapmazlar, ikisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemez, Allaha şerîk koşmaz, O’ndan başkasına yalvarmazlar. Allahın dokunulmasını harâm ettiği cana kıyıp, haksız olarak kimseyi öldürmez, zinâ etmezler. Bunlardan birini yapanın Kıyâmette azâbı kat kat olur, orada zelîl ve hakîr olarak ebedî bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru îmân eden ve ibâdet ve fâideli iş yapanların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah, af ve merhamet sâhibidir. Tevbe edip, amel-i sâlih işliyen, Allahü teâlâya [tevbesi makbûl ve O’nun rızâsına kavuşmuş olarak] döner. Onlar yalan yere şâhidlik yapmaz, fâidesiz ve zararlı işlerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okunduğu zaman, kör ve sağır davranmazlar, [dikkat ile dinleyip bu âyetlerle kendilerine yapılması emredilen şeyleri yaparlar.]) [Furkân 63-73]

    Nimete şükretmek
    Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır.Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    (Namaz, şükrün bütün aksamını camidir) [ ?]

    (İnsanlara teşekkür etmiyen Allaha şükretmez. Aza şükretmiyen çoğa şükretmez. Allahın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyhekî]

    (Nimete şükretmek, o nimetin gitmesine karşı emandır.) [Deylemî]

    (Bir nimetle her karşılayışta, şükrünü yenileyene, Allah da, onun her şükrüne karşı yeniden sevab verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" derse, Allah da her seferinde onun sevabını artırır.) [Tirmizî]

    Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde şükredenlerin nimetlerini artıracağını bildiriyor. Artık bunu bilen kimse, ister şükreder, ister nankörlük eder.

    Ayıp Örtmek

    Sual: Bir arkadaşın kusurlarını gizlemek gerekir mi?

    CEVAP
    Müslüman, kusurları gizleyici olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kim, müslümanın aybını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette aybını örter. Kişi, arkadaşına yardımcı olduğu müddetçe, Allah da onun yardımcısı olur.) [Müslim]

    (Arkadaşının aybını gizleyeni Allahü teâlâ, Cennete koyar.) [Taberânî]

    (Arkadaşının aybını örtenin aybını Allah da kıyamette örter. Onun aybını açığa vuranın aybını da Allah açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.) [İbni Mace]

    (Ayıp araştırmayın! Bir müslümanın aybını araştıranın aybı da ortaya çıkar ve nereye gizlenirse gizlensin, rezil olur.) [Tirmizî]

    (Müslümanın aybını araştıran, ona kötülük etmiş ve onu kötülüğe itmiş olur.) [Ebu Dâvud]

    (Tevbe ettiği bir günahtan dolayı birini ayıplayan, aynı günaha müptela olmadan ölmez.) [Tirmizî]

    İnsanları sevindirmek

    Sual: İnsanlara herhangi bir şekilde yardım etmenin dindeki yeri nedir?

    CEVAP
    İnsanları herhangi bir şekilde sevindirmek büyük sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ, bazılarına dünyada çok nimet vermiştir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmıştır. Bu nimetleri Allahü teâlânın kullarına ulaştırırlarsa, nimetleri azalmaz, ulaştırmazlarsa, Allahü teâlâ da, nimetlerini bunlardan alır, başkalarına verir.) [Tebarani]

    (Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek duâ eder. O işi yapmaya giderken, her adımı için bir günahı affolur ve kendisine kıyamette nimetler verilir.) [İbni Mace]

    (Din kardeşinin bir işini yapmak için gidenin, her adımında 70 günahı affedilir ve 70 sevab verilir. O iş bitene kadar, böyle devam eder. İşi yapılınca, bütün günahları affedilir. O işi yaparken ölürse, sorgusuz, hesapsız Cennete gider.) [İbni Ebiddünya]

    (Bir kimse, din kardeşinin rahata kavuşması veya sıkıntıdan kurtulması için hükümet adamlarına gidip uğraşırsa, kıyamette sırat köprüsünden, çok kişinin ayaklarının kaydığı zaman, Allah, onun süratle geçmesi için yardım eder.) [Taberânî]

    (Müslüman kardeşini sevindirmek mağfirete sebep olur.) [Taberânî]

    (Allahü teâlânın en sevdiği iş, elbise vererek veya doyurarak veya başka bir ihtiyacını karşılıyarak, bir mümini sevindirmektir.) [Taberânî]

    (Farzlardan sonra en kıymetli amel, müslüman kardeşini sevindirmektir.) [Taberânî]

    (Bir müslümanın sıkıntısını giderene, Allahü teâlâ iki nur verir. Bu iki nurla Sıratta o kadar çok kimse aydınlanır ki sayısını ancak Allah bilir.) [Taberânî]

    (Duâm kabul, kederinin yok olmasını istiyen, darda kalanı ferahlandırsın!) [İbni Ebiddünya]

    (Kim, arkadaşının ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını karşılar.) [Taberânî]

    (Allahü teâlâ, bazılarını, halkın ihtiyaçlarını karşılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmıştır. İhtiyaç sahipleri bunlara başvurur. Bunlar için ahirette azab korkusu olmaz.) [Taberânî]

    (Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle sevindirmektir.) [Taberânî]

    (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî]

    (Kalbler, kendine ihsan edene sevgi, kötülük edene de nefret duyacak şeklinde yaratılmıştır.) [Ebu Nuaym]

    (Arkadaşın iyisi arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.) [Tirmizî]

    (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmiyeceğinden emin olunandır.) [Tirmizî]

    (Hayra vesile olan, hayır işlemiş gibidir. Allahü teâlâ, sıkıntıya düşene yardım edeni sever.) [İbni Neccar]

    (Layık olana da, olmıyana da iyilik et. Eğer layık olana iyilik edersen ne iyi. Eğer o kimse iyiliğe layık değilse, sen, iyilik ehlinden olursun.) [İbni Neccar]

    İyilik ve Şefaat

    (Cehennemlik biri, Cennetlik birine rastlayınca ona der ki:

    - Beni tanıdın mı?

    - Sen kimsin?

    - Benden abdest suyu istemiştin, ben de onu sana hediye etmiştim.

    Cennetlik olan, ona şefaat eder. Yine Cehennemlik biri Cennetlik olana şöyle der:

    - Beni tanıdın mı?

    - Sen kimsin?

    - Bana bir iş söylemiştin, ben de o işini yapmıştım.

    Bunun üzerine ona şefaat eder ve şefaati kabul edilir.) [İbni Mace]

    (Fakire verilen bir lokma, sahibi ne beş şeyi müjdeler:

    1- Bir tane iken beni çoğalttın.

    2- Küçük idim, büyüttün.

    3- Düşman iken, beni dost ettin.

    4- Fânî, yok olmak üzere iken, beni sonsuz kalıcı ettin.

    5- Bugüne kadar sen beni muhafaza ettin, artık ben seni muhafaza ederim.) [Ey Oğul İlmihâli]

    İyi huylu olmanın yolu

    Sual: İyi huylu olmak ve bunu muhafaza edebilmek için ne yapmalı?

    CEVAP
    İyi huylu olmak için ve iyi ahlâkını muhafaza edebilmek için, salih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. İnsanın ahlâkı, arkadaşının huyu gibi olur. Hadis-i şerifde, (İnsanın dini, arkadaşının dini gibi olur) buyuruldu. Ahlâkı bozan, şehveti harekete getiren kitabları okumamalı, böyle radyo ve TVden sakınmalıdır.

    İyi huyların faideleri ve haramların zararları ve Cehennemdeki azabları, hep hatırlanmalıdır. Mal, mevki arkasında koşanlardan hiçbiri muradına kavuşamamıştır. Malı, mevkii hayr için arıyan ve hayr işlerde kullanan, rahata, huzura kavuşmuştur.

    Allahü teâlâdan korkmak, bu deryanın gemisidir. Hadis-i şerifte, (Dünyada, kalıcı değil, yolcu gibi yaşa! Öleceğini hiç unutma) buyuruldu.

    Faidesiz şeylerden, oyunlardan, zararlı şakalaşmak ve münakaşa etmekten sakınmalıdır. İlm öğrenmeli ve faideli işler yapmalıdır. Vaktin kıymetini bilip gece-gündüz ilim öğrenmelidir! İlim, ibâdet içindir. Kıyamette işten, ibâdetten sorulur, çok ilim öğrendin mi diye sorulmaz. İş ve ibâdet de ihlas elde etmek içindir. (İslâm Ahlâkı)

    İyilerle beraberlik
    İyilerle, Allahı unutmayan, her zaman hatırlayan kimselerle beraber olmak büyük nimettir.

    Büyük zat oğluna buyurdu ki:

    (Oğlum, Allahı anan bir topluluk görürsen, onlarla beraber ol! Eğer ilim sahibi isen ilmin onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsen, onlardan bir şeyler öğrenirsin. Allahı hatırlamıyan kimselerle beraber olma ilim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsen, daha çok zarara girersin. Eğer Allah onlara gazab ederse, sen de helak olursun. İyilerle beraber iken, Allah onlara rahmetle nazar ederse, layık olmasan bile, sen de o rahmetten istifade edersin.)

    Melekler, Allahı anan bir toplulukla karşılaşırlar. Allahü teâlâ meleklere, (Şahid olun ki ben bunların hepsini affettim) buyurur. Melekler, (Ey Rabbimiz, bunların içinde başka bir iş için gelen günahkâr ibir var. Onu da mı affettin?) diye sorarlar. Allahü teâlâ, (Evet onu da ffettim. Salihlerle beraber olan kötülerden olmaz.) buyurdu. (Buharî, Müslim)

    Arşın altında şöyle yazılıdır:

    (Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyi kimselerle beraber haşolur.) [Kab-ül-Ahbar]

    Bir kimse, ilim sahibi salih kimselerle beraberliğinde onlardan hiç bir şey öğrenemese bile, yedi ikrama kavuşur:

    1- İlim talebesinin faziletine nail olur.

    2- İlim ehli ile kaldığı müddetçe günahlardan uzak olur.

    3- Evinden çıkışından itibaren rahmete girmiş olur.

    4- İlim ehline inen rahmetten o da istifade eder.

    5- Onları dinlediği müddetçe kendine sevab yazılır.

    6- Melekler ondan memnun olur.

    7- Attığı her adım, günahına kefaret olur.

    Allahü teâlâ, ona altı ikramda daha bulunur:

    1- İlim ehliyle bulunmayı ona sevdirir.

    2- Âlime uyanlar gibi sevaba kavuşur.

    3- O toplulukta bulunanların birisi affa uğrarsa, buna da şefaat eder.

    4- Kötülerin, günahkârların gittiği yerlerden kalbi soğur.

    5- Allah yolunda olanların, salihlerin yoluna girmiş olur.

    6- Allahın emrini yerine getirmiş olur. (Ebulleys)

    Bir kimse, peygamber efendimize, kıyametin ne zaman kopacağını sordu. O na (Kıyamet için ne hazırladın?) buyurdu. O kimse (Fazla ibâdetim yok. Fakat Allah ve Resulünü seviyorum) dedi. Peygamber efendimiz ona, (Kişi sevdiği ile beraber olur. Sen de ahırette sevdiğinle beraber olacaksın) buyurdu. (Buharî)

    Bir kimse şunlarla beraber olursa:

    1- Âlimlerle beraber olanın ilmi artar.

    2- Salihlerle beraber olanın, ibâdete rağbeti ve günahlardan kaçma arzusu artar.

    3- Fâsıklarla [açıktan günah işliyenlerle] düşüp kalkanın günah işleme cüreti artar.

    4- Zenginlerle düşüp kalkanın dünya sevgisi artar.

    5- Fakirlerle beraber olanın şükrü artar.

    Bir kimse, âlimlerle, salihlerle beraber olsa, hiç bir şey istifade edemese bile, onların yüzüne bakması onun için büyük bir nimettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Âlimin yüzüne, Kâbeye ve Mushafa bakmak ibâdettir.) [Ebulleys]

    İyi kimseleri sevmek
    Sual: Ahirette, kişi sevdikleri ile beraber olacağına göre, bir kimse, hem cennete gidecek iyileri, hem de cehenneme gidecek kötüleri severse, nereye gider?

    CEVAP
    İyi ile kötüyü sevmek, temiz ile pisliği karıştırmak demektir. Karışım pis olur. Bir kimse, hem Peygamber efendimizi, hem de Ebu Cehil'in itikadını sevse cehenneme gider.

    (Allah ve Resulünü seviyorum) diyen bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Kıyamette sevdiklerinle beraber olursun.) [Müslim]

    Allahü teâlâyı ve Onun peygamberini sevmek, emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçmak demektir. Allahü teâlâyı sevmenin alameti, dostlarını sevmek, düşmanlarına düşmanlık etmektir. Hadis-i şerifte, (İbadetin efdali, müslümanı müslüman olduğu için sevmek, kâfiri kâfir olduğu için sevmemektir) buyuruldu. Allahü teâlânın düşmanını, mesela Ebu Cehil'i sevenin, (Allahı da seviyorum) demesi yalan olur. Allahın sevdiğini sevmiyen de, Allahü teâlâyı sevmiş olamaz. Mesela Hıristiyanlar, Peygamber efendimizi sevmedikleri için, (Allahı ve Hz. İsa'yı seviyoruz) deseler de, faydası olmaz. Yahudîler de, Hz. İsa'yı sevmedikleri için, (Hz. Musa'yı seviyoruz) deseler de, kıymetsizdir.

    Âlimler, (Kişi sevdiği ile beraber olur) hadis-i şerifini şöyle açıklıyor:

    Bir kimse, salih bir mümini sever, onun gibi itikada sahip olup, onun gibi amel işlemeye gayret eder. Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını da düşman bilirse, ahirette sevdiği kimse ile birlikte cennette olur.

    Bir kimse de hem müslümanları, hem de gayrı müslimleri sever, gayrı müslimlerin itikatlarını beğenirse, gayrı müslimlerle birlikte cehenneme gider. (Kişi sevdiği ile birlikte olur) demek, sevdiği kimsenin derecesine kavuşur demek değildir. Fakat iyileri sevdiği için, cennette onlarla birlikte olur. Herkes imanının parlaklığına, kuvvetine göre farklı derecelerde bulunur. (Mektubat-ı Rabbanî, Hadîka)

    Bu yazıdan anlaşılıyor ki, imansızları sevmek, onların itikatlarını beğenmek, insanı ebedî cehenneme sürükler. Ahirette iyilerle beraber olabilmek için, dünyada da onlarla beraber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir.

    İyilikte Yarış
    Sual: Hizmet eden insanlara gıpta ederek, onlarla yarış olur mu?

    CEVAP
    Yarış, yardımlaşmak iyilikte olur. Kötülükte, bölücülükte yardımlaşma, yarış olmaz. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (İyilik etmekte, kötülüğü önlemekte birbirinizle yardımlaşın! Günah işlemekte, zulümde, haddi aşmakta yardımlaşmayın!) [Maide 2]

    (İyi işler için yarışanlar bunun [iyiliğe koşmak, kötülüğe mani olmak, ibâdete devam etmek] için yarışsınlar) [Mutaffıfin 26]

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Şu iki kişiye gıpta edilir: Bunlardan biri, ilmi ile amel eden ve başkalarına da öğreten, diğeri de, meşru yolda kazandığını, meşru yolda sarfeden.) [Müslim]

    (Ani ölüm, mümine rahmet, facire nedamettir.) [İ.Ahmed]

    Süfyan-ı Sevri hazretleri, (ani ölümü istemezdim. Ama fitnelerden korktuğum için ani ölümü istiyorum.) buyurdu. Orada bulunan Yusüf bin Esbat hazretleri, (Hayır ben ani ölümü istemiyorum. Hatta fazla yaşamayı istiyorum. Belki günahlarıma tevbe eder, salih ameller işlerim) buyurdu. Orada bulunan Hz. Vüheyb de, (Ben her ikisini de istemem. Çünkü hangisinin hakkımda hayırlı olduğunu bilemem. Allahü teâlâ hakkımda neyi takdir etti ise, onu sever, onu kabul ederim) buyurdu. Süfyan-ı Sevri hazretleri bu sözü duyunca, (Kâbenin Rabbine yemin ederim ki, bu Allah adamlarındandır. Doğrusunu bu söyledi) diyerek onu alnından öptü. Bayezid-i Bistami hazretleri de (Ya Rabbi senin güzel gördüğün şeyi senden isterim) diye duâ ederdi.

    İnsanların İyisi

    Sual: Müslümana yardım etmenin, onu sevindirmenin fazileti nedir?

    CEVAP
    İyi kimse, hem kendisi iyi olan, hem de başkalarının iyi olmasına çalışan kimsedir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:

    (İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.) [İ. Ahmed]

    (Bir mümini sevindiren, beni sevindirmiş olur.) [Ebuşşeyh]

    (Müslümana sözle yardım eden veya onun için bir adım yürüyen, kıyamette peygamberlerle emin olarak haşrolur ve 70 şehid sevabına kavuşur.) [Hatib]

    (Kim bir mümini ferahlatırsa, Allah da Kıyamette onu ferahlatır.) [İ.Mübarek]

    (Allahın kullarını üzmeyin. Onları ayıblamayın, gizli kusurlarını araştırmayın. Kim müslüman kardeşinin aybını ararsa Allahü teâlâ da onun aybını arar. Hatta öyle ki, evinden çıkmasa da onu rezil eder.) [İ.Ahmed]

    (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve şerrinden emin olunandır, en kötünüz ise, kendisinden iyilik beklenilmiyen ve şerrinden emin olunmıyandır.) [Tirmizî]

    (En iyi kimse, kendisi ile alakasını kesenle ilgilenir, kendisini mahrum edene verir ve kendisine zulmedeni de affeder.) [Begavi]

    (Müslüman, müslümanın kardeşidir, onu üzmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Kardeşine yardım edene, Allahü teâlâ yardım eder. Kardeşinin sıkıntısını giderenin, Allahü teâlâ Kıyamet sıkıntısını giderir. Bir müslümanı sevindireni, Allahü teâlâ Kıyamette sevindirir.) [Nesâî]

    (Bir kimse, mümin kardeşini sevindirince, Allahın yarattığı bir melek, bu kimse ölünceye kadar hep ibâdet eder. Ölüp kabre konunca, yanına gelerek, "Beni tanıyor musun?" der. Ölü, "Hayır, sen kimsin?" diye sorunca, "Bir müslümana vermiş olduğun sevincim. Bu gün seni sevindirmek için, sana gönderildim. Kabirde ve kıyamette sana şefaat edip Cennetteki makamını göstereceğim" der.) [İ.Ebiddünya]

    (İki şey var ki, ondan daha iyisi yoktur: Allahü teâlâya îmân ve O’nun kullarına iyilik etmek, şefkatli olmak. İki şey var ki, ondan daha kötü iki şey yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.) [İ.Askalânî]

    (Hasene yapınca sevinen, seyyie yapınca üzülen mü’mindir.) [Ebû Ya’lâ]

    (Hasenen seni sevindiriyor, seyyien de seni üzüyorsa, sen mü’minsin.) [Diyâ]

    [Hasene; iyilik, güzellik, sevâb. Seyyie; günâh, kötü iş]

    İyilik ederken
    Sual: (İyilik ettiğin kimsenin şerrinden sakın) buyuruluyor. Dînimiz ise, herkese iyilik etmeyi emrediyor. Bu hadîs-i şerîfin açıklaması nasıldır?

    CEVAP
    Genel olarak kötü kimseler, kadirşinas değildir, nankördür. Nitekim Kur’ân-ı kerîmde meâlen, (Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları [kötüleri] zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar) buyuruluyor. (Tevbe 74) Demek ki kötü kimselerin, kendilerine iyilik edenlere zararları dokunabilir.

    Bunun için atalarımız şöyle demişlerdir:

    (İyilikten maraz doğar)

    (İyilik et kele, duyursun seni ele)

    (İyiliğe iyilik olsaydı, kara öküze bıçak çalmazlardı)

    Ancak bu atasözleri, iyiliğin mutlaka zararlı olduğunu göstermiyor, kötülere iyilik edince onlardan ba’zı zararların gelebileceğini gösteriyor.

    Hz. Ali, (Kerîm kimse, iyilik görünce yumuşar, kötü kimse de, kendisine iyilik yapılınca katılaşır) buyuruyor.Hz. Ömer de, (Kötü insanları mürüvvetsiz veya mürüvvetlerinin az olduğunu gördüm) buyurmaktadır. Ebû Amr bin Alâ buyuruyor ki:
    (İyiye ihânet edince, kötüye iyilik edince, akıllıyı sıkıntıya sokunca, ahmağa acıyınca, fâcirle düşüp kalkınca şerrinden sakın! Suâl sormayana cevap vermek, cevap vermeyene suâl sormak ve dinlemeyene laf anlatmak edebe aykırıdır.)

    Allahü teâlânın, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, benim ni’metime nankörlük etmiş olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana şükretmiş olur) buyurduğu bildirilmiştir. Bir menfaat elde etmek için seninle arkadaşlık edenin şerrinden sakın! Çünkü beklediği şey kesilince; özür kabûl etmez. (Şu’âb-ül-îmân)

    Yine genel olarak bir kimse, hiçbir menfaat beklemeden Allah rızâsı için, kötü birine de iyilik ederse, ondan zarar gelmez. Eğer, bir menfaat karşılığı iyilik ediyorsa, iyilik ettiği kimseden zarar gelebilir. Hiçbir menfaat beklemeden, sırf Allah rızâsı için iyilik etmekten korkmamalıdır. Kötü kimse, buna zarar vermeye kalksa da, fazla başarılı olamaz. İyilik eden, kendine iyilik etmiş olur. Onun için atalarımız, (İyilikten kötülük gelmez), (İyilik eden iyilik bulur), (İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir) demişlerdir. Demek ki, iyilik balık için değil, Hâlık için, ya’nî Allah rızâsı için yapılırsa zararı olmaz.

    Muhammed Ma’sûm hazretleri buyuruyor ki: İhsân eden, iyilik eden sevilir. Hadîs-i şerîfte, (İhsân sâhibi kimseyi sevmek, insanların yaratılışında vardır) buyuruldu. (Deylemî)

    İnsan, ihsânın, iyiliğin kölesidir. Gönül, kendine iyilik edeni sever, kötülük edenden nefret eder. İnsan, ister istemez iyilik edene karşı sevgi duyar. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle duâ ederdi: (Yâ Rabbî, kötü birinin, bana iyilik etmesini nasîb etme!) [Deylemî]

    Allahü teâlânın kullarına hizmet etmekle, dünya ve âhırette çeşitli ni’metlere kavuşulur. İnsanlara iyilik etmek, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, insanı Allah sevgisine kavuşturur. Âhıret azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olur.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlânın en çok sevdiği kulu, O’nun ni’metlerinin, kullarına ulaşmasına vâsıta olandır.) [Deylemî]

    (Din kardeşine yardım edenin yardımcısı Allahtır.) [Müslim]

    (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî]

    (İnsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.) [İ. Ahmed]

    (Arkadaşın iyisi, arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik eden kimsedir.) [Tirmizî]

    (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve şerrinden emin olunandır. En kötünüz, kendisinden iyilik beklenilmiyen ve şerrinden emîn olunmıyandır.) [Tirmizî]

    (Allahü teâlâ, sıkıntıya düşene, çâresiz kalana yardım edeni sever.) [İbni Neccâr]

    (Lâyık olana da, olmıyana da iyilik et! İyilik ettiğin kimse, buna lâyıksa ne iyi. Lâyık değilse, sen iyilik ehlinden olursun.) [İbni Neccâr]

    (İyilik zâyi olmaz, kötülük unutulmaz, herkes ettiğini bulur.) [Beyhekî]

    O halde, maddi bir menfaat beklemeden herkese iyilik etmeye çalışmalıdır.

    Çocuğun İbadeti
    Sual: Küçük çocukların İbadetlerinin sevabları ana-babasına da verilir mi?

    CEVAP
    Çocuğun yaptığı iyiliklerin sevabı kendisinedir. Ana-babasına, öğretme ve yaptırma sevabı verilir. (Bezzâziyye)


    İyi veya kötü çığır açmak
    Sual: Bir evladın sevabları ana-babasına da yazılıyormuş. Günahları da yazılır mı? Kabilin işlediği günahlardan babası Âdem aleyhisselama da yazılır mı?

    CEVAP
    Hadis-i şerifte (Bir Müslümanın evladı, ibâdet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır) buyuruldu. Günah öğretmiyen Hz. Âdem'e, kardeşini öldüren Kabil’in günahı yazılmaz. Günahkârların günahları, başkasına da yazılmaz. Hadis-i şerifte, (Hiç kimse diğerinin günahını çekmez) buyuruldu. [Hakim]

    Kur'an-ı kerimde aynı manada çok ayet vardır: (Hiç bir günahkâr, diğerinin günahını çekmez.) [Enam 164]

    İnsanları sapıtanlar, sapıklıkta önder olanlar, kendi günahlarını yüklendikleri gibi o kimselerin günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25-Beydavi)

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Dinimizde iyi bir çığır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiç bir şey eksilmez. Dinimizde kötü bir çığır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiç bir şey eksilmez.) [Müslim]

    Bir kimse, bir iyiliği yapmaya gücü yetmiyorsa, o iyiliğin yapılmasına sebep olursa, o iyiliği yapmış gibi sevab kazanır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavuşur.) [Beyhekî]

    Müminlerin ihlasla yaptıkları iyi işlerin sevabları kıyamete kadar onların amel defterlerine yazılır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Mümin öldükten sonra, 7 amelinin sevabı kabrinde de kendisine yazılır. Bunlar: 1- İlim öğretmek, 2- Çeşme yapmak, 3- Su kuyusu kazmak, 4- Hurma ağacı dikmek, 5- Cami yaptırmak, 6- Mushaf bırakmak, 7- Ölümden sonra kendine istigfar edecek salih evlad bırakmak.) (Ebu Dâvud)

    (Bir mümin vefat edince, bütün amelleri kesilir. Ancak sadaka-i cariye, faydalı ilim [kitab, kaset, talebe v.s.] ve istigfar eden bir nesil bırakanın amel defterine sevab yazılmaya devam eder.) [Ebuşşeyh] [Sadaka-i cariye, cami, çeşme, yol, ağaç dikmek gibi insanlara faydası dokunan her çeşit iyi işlerdir. İstigfar, günahların affına sebep olan her çeşit hayır ve hasenattır. Günahların affı için Allahü teâlâdan magfiret dilemeye de istigfar denir. Estagfirullah, (günahlarımı affet ya Rabbi demektir.]

    Hiç kimse, işlediği kötülüğün günahını başkalarına veremez. Fakat bir mümin işlediği iyiliğin, ibâdetin sevabını başkasına hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye, Tatarhaniyye)

    İyi Çığır Açmak

    Sual: Ölünce herkesin amel defterinin kapanacağı söyleniyor. Ülkede çok iyilik veya çok kötülük etmiş kimseler vardır. Bunların da amel defterleri kapanır mı?

    CEVAP
    Ölünce amel defterleri kapanır. Fakat iyi veya kötü işte önderlik edenlerin amel defterleri kapanmaz.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Dinimizde iyi bir çığır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Dinimizde kötü bir çığır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbir şey eksilmez.) [Müslim]

    (Hayra delalet eden [yol gösteren, önderlik eden], onu yapan gibidir.) [Ebu Yala]

    (Bir mümin vefat edince her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevabı, amel defterine yazılmaya devam eder. Bunlar, sadaka-i cariyelerinin, faydalı kitaplarının ve salih çocuklarının kendisi için ettikleri duâ ve istigfarların sevablarıdır.) [Ebuşşeyh]

    [Sadaka-i cariye, cami, çeşme yol gibi, insanlara faydası dokunan, faydalı işlerdir.]

    Hiç kimse, işlediği kötülüğün günahını başkasına veremez. Fakat mümin ibâdetlerinin sevabını başkasına hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye)

    İnsanlığa Hizmet
    Sual: Kimi kumarhane açıyor. Bunu bir hizmet olarak gösteriyor. Hatta dini yıkıcı faaliyetlerine "insanlığa hizmet" diyorlar. İnsanlığa hizmet nasıl olur?

    CEVAP

    Herkes, insanlığa hizmet etmenin en şerefli vazife olduğunu ve bunun için çalıştığını söyler. Kendi keyfi, zevki için ve para kazanmak için olan çalışmalarını, didinmelerini, bu hizmet maskesi ile örtenler pek çoktur. İnsanlara hizmet, onları dünyada ve ahirette, huzura kavuşturmak demektir. Bunun da tek yolu, tek başarıcısı, insanları yaratan, yetiştiren, merhameti ve ihsanı sonsuz bol olan Allahü teâlânın gösterdiği saadet yolu, yani İslâmiyettir. O hâlde, insanlığa hizmet, İslâma hizmet ile olur. İslâma hizmet, insanlığa hizmettir. İnsanlığa düşman olanlar, İslâmiyeti yok etmeye çalışmıştır. Saldırmalarının en tesirlisi, müslümanları aldatmak, içerden yıkmak olmuştur. Onları bölmüşler, birbirine düşman etmişler, dinsizlerin pençesine düşmelerine sebep olmuşlardır.

    İslâma hizmet
    Sual: Bu zamanda İslâma hizmet nasıl olur? Müslüman olarak ne yapmamız gerekir?

    CEVAP
    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

    (Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymak için, keramet sahibi olmak, âlim olmak şart değildir. Her müslümanın bunu yapmak için uğraşması gerekir. Fırsatı kaçırmamalıdır. Kıyamette her müslümana bunu soracaklar, "İslâma niçin hizmet etmedin?" diyeceklerdir. Dine hizmet için uğraşmayanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmeyenlere, çok azab yapılacaktır. Özür, bahane kabul edilmeyecektir.

    Peygamberler, insanların en üstünleri, en kıyetlileri iken, hiç rahat oturmadı. Allahü teâlânın dinini, seadet-i ebediyye yolunu yaymak için, gece gündüz uğraştılar. Mucize isteyenlere de, (Mucizeyi Allahü teâlâ yaratır. Benim vazifem, Allahü teâlânın dinini bildirmektir) buyurdu. Bu yolda çalışırlarken, Allahü teâlâ da bunlara yardım eder, mucize yaratırdı.

    Hizmetlerdeki Sıkıntı
    Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yapmamız ve kâfirlerin, düşmanların, müslümanlara iftira ve eziyet edenlerin, kötü, alçak, yalancı olduklarını, gençlere, dostlara bildirmemiz gerekir. Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile çalışmayanlar, azabdan kurtulamayacaklardır. Bu yolda çalışırken, sıkıntı çekmeyi büyük saadet, büyük kazanç bilmelidir.

    Peygamberler, Allahü teâlânın emirlerini bildirirken, cahillerin, soysuzların hücumlarına uğrardı. Çok sıkıntı çekerlerdi. O büyüklerin en üstünü, seçilmişi, Allahü teâlânın sevgisi olan Muhammed aleyhisselam, (Benim çektiğim eziyet gibi, hiçbir Peygamber eziyet görmedi) buyurdu. [C.1 M.193]

    Her müslünanın, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmesi ve sözü geçenlere öğretmesi gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bildiren kitapları ve gazeteleri bulup almalı, bunları gençlere, tanıdıklara göndermeli, okumaları için çalışmalıdır! İnsanlara, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek, kıymetli bir hizmettir. Ancak cenab-ı Hakkın sevdikleri bu hizmet ile şereflenir

    Dine Hizmet
    İmam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: (İşte bugün, her müslüman, elinden gelen yardımı yapmayıp, İslâmiyet baskı altına düşerse, yardımı esirgiyen her müslüman, ahırette mesul olur. Bunun için kuvvetim olmadığı hâlde, yardıma koşmaya özeniyorum. Güçlükleri yenerek, İslâmiyete ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. "İyilerin çoğalmasını istiyen de, onlardan sayılır" buyuruldu.) [c. 1, m.47]

    (Bugün İslâmiyete yardım için az bir şey vermek, binlerce altın vermiş gibi kıymetlidir. Hangi talihli kimseye, bu büyük nimet ihsan edilirse, ona müjdeler olsun! Dinin yayılmasına hizmet eden, cihad sevabına kavuşur. Hele bu zamanda müslümanlara yardım etmek daha güzel, daha sevabdır.) [c. 1, m.193]

    Eğer bir müslüman, diğer müslümanlara eli ile, malı ile yardım edemiyorsa, duâ ederek yardım etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Müslümanın, müslüman üzerindeki hakkındann biri, ona gıyabında duâ etmektir.) [Deylemî]

    Duâ Ordusu
    İmam-ı Rabbanî hazretlerinin, sultana yazdığı mektub şöyle:

    (Kahraman askerlerinize yardım ve zafer ihsan etmesi için Allahü teâlâya duâ ediyorum. Duâ ordusunun askerlerinin kalbleri kırık olduğu için savaş ordusunun askerlerinden daha ileridir. Duâ ordusunun askerleri, gaza ordusunun askerleri, onların bedenleridir. O hâlde, gaza ordusunun askeri, duâ ordusu olmadıkça, iş başaramaz. Çünkü ruhsuz bedene hiç bir yardımın ve kuvvetin faidesi olmaz.) [c.3, m.47]

    Bunun için dünyadaki bütün müslümanlara duâ etmelidir!

    Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek
    Sual: Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalışmanın fazileti nedir?

    CEVAP
    Muhammed Ma’sûm hazretleri buyuruyor ki:

    Ömür çok kısadır. Sonsuz olan âhıret hayâtında, insanın karşılaşacağı şeyler, dünyada yaşadığı hâle bağlıdır. Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, kısa olan dünya hayâtında, hep, âhırette iyi ve râhat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. Âhıret yolcusuna lâzım olan şeyleri hazırlar.

    Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalışmak gerekir. Rabbimizin kullarına hizmet etmekle dünyada ve âhırette ni’metlere kavuşacağını düşünmek âzımdır! İnsanlara karşı yumuşak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın Allahü teâlânın sevgisine kavuşturan yol olduğunu bilmek gerekir.

    İnsanlara iyilik etmenin, âhıretin azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olacağında, hiç şüphe etmemelidir. Müslümanların ihtiyâçlarını karşılamak ve onları sevindirmek çok sevâbdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Müslüman, müslümanın kardeşidir. Onu incitmez, üzmez. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyâmette en sıkıntılı zamanlarında, Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır. Bir kimse bir müslümanın aybını, kusûrunu örterse, Allahü teâlâ, kıyâmette onun ayıplarını, kabâhatlerini örter.) [Buhârî]

    (Din kardeşine yardımcı olanın, yardımcısı Allahtır.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, ba’zı kullarını başkalarının ihtiyâçlarını karşılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmıştır. İhtiyâcı olanlar bunlara başvurur. Bunlar için âhırette azâb korkusu olmaz.) [Taberânî]

    (Allahü teâlâ, ba’zı kullarına dünyada çok ni’met vermiştir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmıştır. Bu ni’metleri Allahü teâlânın kullarına dağıtırlarsa, ni’metleri azalmaz. Bu ni’metleri Allahın kullarına ulaştırmazlarsa, Allahü teâlâ, ni’metlerini bunlardan alıp, başkalarına verir.) [Taberânî]

    (Bir müslümanın, din kardeşinin bir ihtiyâcını karşılaması on yıl i’tikâftan iyidir. Allah rızâsı için bir gün i’tikâf ise, insanı Cehennem ateşinden pek çok uzaklaştırır.) [Taberânî]

    (Cennetin yüksek derecelerine kavuşmak isteyen, saygısızlık yapana yumuşak davransın! Zulmedeni affetsin! Malını esirgeyene ihsânda bulunsun! Kendisini arayıp, sormıyan ahbâbını, akrabâsını gözetsin!) [Taberânî]

    (Din kardeşine karşı güler yüzlü olmak, ona iyi şeyleri öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, yabancı kimselere aradığı yeri göstermek, sokaktaki taş, diken, kemik ve benzeri çirkin, pis ve zararlı şeyleri temizlemek, başkalarına su vermek gibi şeylerin hepsi birer sadakadır.) [Tirmizî]

    (Farzdan sonra Allahın en çok sevdiği iş, bir mü’mini sevindirmektir.) [Taberânî]

    [Allahü teâlânın emrine Farz denir. Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, Allahü teâlâ, farz olan ibâdetleri yapanı daha çok sever. Allahü teâlânın yasak ettiği zararlı, çirkin işlere, Harâm denir. Allahü teâlâ, harâmdan sakınanı, farzları yapanlardan daha çok sever. İyi huylu olmak farzdır. Kötü huylu olmak harâmdır. Kötülük yapmaktan sakınmak, iyilik yapmaktan daha kıymetli ve daha sevâbdır.] (Mektûbât c.1, m.147)

    Cennete girme şartı “iman”dır

    Sual: İnsanlara da hizmet etmek sevâb mıdır? Sevâbsa, bazı kâfirlerin hizmetleri pek çoktur. Onların da Cennete gitmesi gerekmez mi?

    CEVAP
    Îmânı olmayanın hiçbir amelinin kıymeti yoktur. İbâdetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, îmânın yanında ikinci derecede kalır. Îmân temel, iyi işleri yapmak, fürû’âttır, ya’nî ikinci derecededir, îmândan sonra gelir. Îmânın ve îmân ile birlikte olan iyi işlerin dünyada da, âhırette de faydaları vardır. İnsanı saâdete ulaştırırlar. Îmânsız olan iyi işler, insanı, dünyada saâdete kavuşturabilir. Âhırette faydası olamaz.

    Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

    (Allahı inkâr edenlerin faydalı işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Âhırette o işlerin hiç faydasını bulamazlar.) [İbrâhim18]

    (Îmân edip, sâlih amel işleyenler Cennete girer.) [Kehf 107]

    Îmân doğru olmazsa, ibâdetlerin, hizmetlerin hiç kıymeti olmaz. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, ibâdetleri yapıp haramlardan sakınmak lâzımdır. Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, dînin emîrlerini seve seve yapmak ve kâfirleri düşman bilmektir.

    Hizmeti ni’met bilmelidir
    Şimdi ilk suâle cevap verelim. Muhammed Ma’sûm hazretleri buyurdu ki: Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalışmalı! Rabbimizin kullarına hizmet etmekle dünyada ve âhırette ni’metlere kavuşulacağını düşünmeli! İnsanlara karşı yumuşak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın, Allah sevgisine kavuşturan yol olduğunu bilmeli! Âhıretin azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olacağında, hiç şüphe etmemelidir! İnsanlara hizmet etmek ve onların ihtiyaçlarını karşılamak, dünya ve âhıret derecelerine kavuşmaya sebeptir.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Seferde, topluluğun efendisi, onlara hizmet edendir. Şehîdlik hâriç, hiçbir amel onun sevâbına erişemez.) [Hâkim]

    (İnsanlar, Allahın ıyali [çoluk çocuğu gibi] dir, Allahü teâlâya en sevimli olan, Onun iyâline iyilik edendir.] [Bezzar]

    (Müslümanın işini gören, hac ve umre yapmış gibi sevâba kavuşur.) [Hatîb]

    (Bir müslümana elbise veren, o elbiseden bir parça kalsa da, Allahın hıfzı emânında olur.) [Hâkim]

    İnsanlarla iyi geçinmek
    Sual: Karşılaştığımız insanların kimisi iyi, kimisi kötüdür. Herkesle iyi geçinebilmek için ne yapmak gerekir?

    CEVAP

    İnsanlarla iyi geçinebilmenin iki şartı vardır:

    1- İyi bir insan olmak,

    2- İnsanları iyi tanımak.

    Bu iki şarta malik olan, herkesle iyi geçinir. İyi insan olmak için, dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek kâfidir. İnsanları tanımak için de şunları bilmek gerekir:

    İnsanlar üç kısımdır: Birinci kısımdakiler, gıda gibidir, her zaman gerekir. İkinci kısımdakiler, ilaç gibidir, bazan gerekir. Üçüncü gruptakiler hastalık gibidir, istenmez, fakat musallat olur. Bunlara müdara edilir.

    Kendisine veya başkalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyiliği emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya, müdara etmek denir. Müdara, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermektir. Kalben nefret edipi, haramı men etmek istediği hâlde, müdara yapmak caizdir. Hatta sadaka sevabı hasıl olur. Ancak akıllı kimse, iyi geçinir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (İyi geçinmek aklın başıdır.) [Beyhekî]

    (İyi geçinmek aklın yarısıdır.) [Deylemî]

    (Allahü, farzları emrettiği gibi, müdara etmemi de emretti.) [Deylemî]

    Müdara ederken tatlı dilli ve güler yüzlü olmak gerekir. Herkesle müdara ederek sohbet etmelidir! Yani, hep tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıdır. İyi ve kötü, herkes ile karşılaşınca, böyle olmalıdır. Fakat, kötülere ve sapıklara müdahene etmemeli, onun sapık yolundan razı olduğunu zan ettirmemelidir. (Hindiyye)

    [Müdara, islâmiyetin dışına çıkmadan, gönlünü almaktır. Müdahene, birinin gönlünü alırken, islâmiyetin dışına çıkmak, günaha girmektir.]

    (İyi geçinmek aklın başıdır.) hadis-i şerifti, ancak akıllı kimsenin insanlarla iyi geçineceğini bildirmektedir. (Beyhekî)

    İbrahim Hakkı hazretleri buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, insanlarla iyi geçinmemizi emrederek hadis-i kudside, (Kötülük edene iyilik eden, gelmiyene giden, uzak durana yaklaşan, yemek vermiyene yemek veren, en üstün olandır. Affedin, ayıp örtün, merhamet edin ki merhamete kavuşun! İnsanlara karşı iyi huylu olanı severim ve insanlara onu sevdiririm.) buyurdu.

    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (Selâm verirken gülümseyen, sadaka sevabına kavuşur. ) [İ.E.dünya]

    (Kim, bir müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindirse, Allahü teâlâ, kıyamette en sıkıntılı anlarda, onu sıkıntılardan kurtarır.) [Buharî]

    (Îmanı en kuvvetli olan, ahlâkı en güzel ve hanımına karşı en yumuşak olandır. ) [Tirmizî]

    (Söz veriyorum, tartışmayan, haklı da olsa, kimseyi incitmeyen cennete girer.) [Tirmizî]

    (Ebdaller, çok namaz kıldığı, çok oruç tuttuğu için değil, merhametleri ve cömertlikleri sebebiyle Cennete girer.)

    (Amellerin üstünü mümini sevindirmektir.)

    (Müminin yüzüne bakmak ibâdettir, güler yüz göstermek ise günahlara kefarettir. Mümini sevindiren Allahın rızasına kavuşur.)

    (Komşu ile iyi geçinmek, sadece ona eziyet etmemek değil, onun eziyetine de katlanmaktır.)

    (Mümine faydan yoksa, bari zararın olmasın! Onu sevindiremediysen üzme bari. Onu övmemişsen, hiç değilse kötüleme!)

    (Ne ekersen onu biçersin!)

    Edeb Ehli Buyuruyor ki:

    Cömertlik insanın süsüdür. Af, en güzel bir ihsandır. Kerim aza şükreder, adi kimse, çoğu beğenmez. Kerim, sözünde durur, sözünde durmıyanı da affeder. Herkesin verdiği eziyete, sıkıntıya katlanır, fakat hiç kimse ondan incinmez. Kendine söylenince razı olmıyacağın sözü başkalarına söyleme! Başkalarının seninle nasıl konuşmasını istiyorsan, sen de onlarla öyle konuş! Özür dileyenin özrünü kabul et! Seni üzeni affet, ona iyi davran! Verdiğin sözü tut, ettiğin iyiliği gizle, başa kakıcı olma! Başkası için kuyu kazan kendi düşer. Halka ihsan eden, Haktan ihsan görür. Sana söz getiren, senden de söz götürür. (M.Name)

    Dosta, düşmana, iyi, kötü, herkese, tatlı dil ve güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, düşman kazanmamalıdır. İnsanlara yapılacak en faydalı ihsan, en kıymetli hediye, tatlı dil ve güler yüzdür. İneğe tapanları görünce, ineğin ağzına ot vererek, düşmanlıklarına mani olmalıdır! Hafız-ı Şirazinin, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir.) sözüne uymalı, af dileyenleri affetmelidir! Herkese karşı iyi huylu olmalı, yumuşak söylemeli, sert söylememelidir! Kimse ile münakaşa etmemelidir! Münakaşa, dostluğu azaltır, düşmanlığı artırır.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Haklı iken de, münakaşayı terkedene, Cennette bir köşk verilir) [Taberânî]

    (Haklı da olsa, münakaşayı terketmiyen, hakiki imana kavuşamaz) [İ.Ebiddünya]

    Yaşlıya saygı

    Sual: İyi veya kötü olduğu bilinmiyen herkese dolmuşlarda ve belediye otobüslerinde yer vermek caiz midir?

    CEVAP
    Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Belediye otobüslerine, genç-yaşlı, sağlam-sakat, kadın-erkek, zengin-fakir, âlim-cahil gibi çeşitli sınıflardan insanlar binmektedir. Güçsüzlere yardım etmek, otobüse binerken, inerken yardımcı olmak, onlara yer vermek, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!) [Şira]

    (Büyüklerimizi saymıyan, küçüklerimize acımıyan bizden değildir.) [Buharî]

    (Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü teâlâya saygıdandır.) [ Buharî]

    (Bir müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş gibidir.) [Taberânî]

    (Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.) [ Şira]

    Ömrü Uzar
    İhtiyarlara hürmet eden kimsenin ömrü uzun olur. İnsanlara iyilik, hürmet ederken zengin-fakir farkı gözetmemelidir! Çünkü insanlara zenginliklerine göre değer biçmek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Zengine zenginliğinden dolayı tevazu edenin, dininin üçte ikisi gider.) [Beyhekî]

    Malından dolayı zengini yücelten, yoksulluğundan dolayı fakiri aşağılıyan kimse lânete müstehaktır. Hayırsever bir zenginin hakkını hafife almamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Üç kişinin hakkı hafife alınmaz: Zelil bir toplumun azizi, fakir bir milletin zengini, cahillerin kıymetini bilmediği İslâm âlimi.) [Askeri]

    İyilikten zarar gelmez. Kötülük edenlere dahi iyilikle karşılık vermeliyiz! İyi insan, sadece başkalarına kötülük etmiyen kimse değildir. Başkalarından gelecek sıkıntılara, eziyetlere katlanan kimsedir. Atalarımız, (Kötülük her kişinin karıdır, iyilik er kişinin karıdır.) demişlerdir. Böyle er kişi olanlar, dünya ve ahırette saadete kavuşurlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Bir kimsenin kederini gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ, yetmiş üç misli fazlasıyla mağfiret eder.) [Şira]

    Hiçbir kötülük karşılıksız kalmıyacağı gibi, Allah indinde hiçbir iyilik de karşılıksız kalmaz. İyilik boşa gitmez. Onun için (İyilik et denize at, balık bilmezse Halık bilir.) demişlerdir.

    Örnek insanlar

    Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirlidir. Hakiki müslümanların hallerine bakıp müslüman olanlar çoktur. Bunlardan biri şöyle:

    Gayrı müslimlere ait bir ticaret kervanı gelip, gece Medinenin dışına kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halife Hz. Ömer, şehri dolaşırken bunları gördü. Abdurrahman bin Avfın evine gelip, (Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fakat bize sığınmıştır. Eşyaları çoktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım) dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler.

    Kervandakilerden bir genç uyumamıştı. Arkalarından gitti. Soruşturup, kendilerine bekçilik eden iki şahıstan birinin Halife Ömer olduğunu öğrendi. Gelip, arkadaşlarına anlattı. Roma ve İran ordularını perişan eden, adaleti ile meşhur, yüce halifenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyetin hak din olduğunu anladılar ve seve seve müslüman oldular. (Menakıb-ı Çihar-ı Yâr-ı Güzin

    Kötü Arkadaş
    Sual: Düzeltmek niyetiyle kötü, iffetsiz biri ile arkadaşlık kurmakta mahzûr var mıdır? Bu iffetsiz kimseyi doğru yola nasıl sokabiliriz?

    CEVAP
    Siz onu düzeltmeye çalışırken, o sizi düzeltebilir(!) Bahsettiğiniz iffetsizlik olayı bunun açık delilidir. İnsana en büyük zarar, kötü arkadaştan gelir. Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir? İyi insanlarla beraber olan kimse, bir müddet onlar gibi iyi iş yapmasa bile, onların yanında kötülük edemez.

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki;

    (İnsanın dîni arkadaşının dîni gibidir) (Tirmizî)

    Şu hâlde yapılacak iş, arkadaşlık edilen kimselere dikkat etmek ve kötü arkadaşlardan uzak durmaktır. Nâmûslu, iffetli yaşamak isteyene cenâb-ı Hakkın bunu nasip edeceği din kitaplarında yazılıdır. Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (İffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kılar.) [Hâkim]

    İffetli olan, âile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, birgün çoluk çocuğu da Allah saklasın kötü yollara düşebilir. Çocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir? Çocuklara iyi örnek olmak lâzımdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (İffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur. Ana-babanıza ihsân ederseniz, çocuklarınız da size ihsân eder!) [Taberânî]

    (Kötülükten korunmak için, nikâhlı yaşamak ve iffetli olmak lâzımdır.) [İbni Asâkir]

    Kur’ân-ı kerîmde de namaz kılanın her kötülükten korunacağı bildiriliyor. Herkes ne ekerse onu biçer. Rüzgâr eken, fırtına biçebilir. İyilik eden de iyilik biçer. Hem Allahü teâlâ çok merhametlidir. Bir tohuma, bire on ve daha fazla mahsûl verir. İyilik yönünden bir adım atana çok şeyler ihsân eder. Günâhlarına pişman olup özür dileyenin günâhlarını affeder. Yeter ki insan hatâsını bilip özür veya af dilemesini bilsin! “Ben artık mahvoldum, Allah beni affetmez” diye düşünmek çok yanlış ve çok tehlikelidir. Zararın neresinden dönülürse kârdır. (Allah artık beni affetmez) diyerek günâhlara devam etmemelidir! Günâhım çok diye tevbeden kaçmamalıdır. En büyük günâhların da tevbesi olur. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

    (Ey günâhı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah günâhların hepsini affeder. O, sonsuz magfiret ve nihâyetsiz merhamet sâhibidir.) [Zümer 53]

    Gayrı meşrû işler, dünyada insan için yüzkarasıdır. Âhırette ise, azâbı çok şiddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem ateşi bana zarar vermez” diyen varsa, dilediği kötülüğü işlesin!

    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhıret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtâç olduğun kadar itâ’at et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günâh işle!) [Eyyühel veled]

    Öleceğine inanan ve öldükten sonra başına gelecekleri düşünen, nasıl kötülük işleyebilir?

    Arkadaşın kusuru

    Sual: Nahoş iş yapan samimi bir arkadaşım var. Ondan uzaklaşmam uygun mu?

    CEVAP
    Arkadaş, bir günah veya bir kusur işliyebilir. Bunlarda ısrar ediyorsa halini düzeltecek şekilde güzel nasihatlerde bulunmalıdır. Eğer arkadaşımız ilim sahibi ise, hatasını teşhir etmememiz gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hataya düşse de, âlimle münasebeti kesmeyin! Düzelmesini bekleyin!) [Begavi]

    Hz. Ömerin Şamda bir arkadaşı vardı. Gelenlerden onu sordu. (Şeytana arkadaş oldu. Günah işliyor.) dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer öyle diyen kimseyi susturup (Giderken bana uğra!) dedi. Dönüşte o kimseye bir mektup verdi. Mektubunda Mümin suresinin ilk üç ayet-i kerimesini yazıp, lüzumlu nasihatlarda bulundu. 3. ayet-i kerimede, Allahü teâlânın her şeyi bildiği, günah işleyenlerin tevbesini kabul edeceği ve azabının şiddetli olduğu bildiriliyordu. Şamdaki arkadaşı mektubu okuyunca ağladı. (Elbette Allahü teâlânın söylediği doğrudur. Ömer de bana nasihat etti.) diyerek tevbe edip günahlarından vazgeçti.

    Salih bir kimsenin arkadaşı günahlara dalmıştı. (Artık onunla arkadaşlığı bırak! Çünkü o sapıttı.) dediler. O ise (Arkadaşım asıl şimdi bana muhtaçtır. Böyle bir anda onu bırakmak arkadaşlığa yakışmaz. Arkadaşımın düzelmesi için çalışacağım ve ıslahı için duâ edeceğim.) dedi.

    Arkadaşımızı, hoşlanmadığımız hareketlerinden dolayı terk etmemeliyiz. Yerinde ikazlarımızla tevbekar olup eski haline dönmesine çalışmalıyız. Eğer ondan yüz çevirip münasebetlerimizi kesersek, günah ile felaket ile onu başbaşa bırakmış oluruz. Arkadaşa karşı vefalı olmalıdır. Vefa demek, ihtiyaç halinde ona yardım etmektir. Arkadaşın dindeki ihtiyacı, maldaki ihtiyacından daha çoktur. Onunla beraberken, günah işlemeye utanabilir. Arkadaşlık, yakın akrabalık gibidir. Çocuğumuz, kardeşimiz, bir günah işlerse onu hemen terk etmeyiz. Arkadaşı da hatasından dolayı tamamen terk etmek uygun olmaz. Kusurunu düzeltemiyen arkadaşı bırakmamalı, çünkü dörtbaşı mamur arkadaş bulunmaz.

    Kötü biri ile arkadaşlık etmek elbette uygun olmaz. Fakat arkadaşımızın bazı kusurları görülünce, onu tamamen terk etmek de doğru değildir. Çünkü kusursuz dost olmaz.

    Arkadaşımızın kusurlarını yüzüne vurmak, aramızın açılmasına sebeb olur. Şeytanın da istediği budur. Onun için, şeytanın dediğini yapmamalı, arkadaşın kusurlarını gizlemeli. Bize karşı işlediği hatalarına gelince, bunu affetmemiz gerekir. Hatta hatasını tevil etmemiz, mazur görmeye çalışmamız vaciptir.

    Arkadaşımızın bize karşı olan bir kusuru için, bir çok mazeret aramalıdır. Şayet kalbimiz yine mutmain olamazsa, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize (Sen ne katı yüreklisin! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun.) demelidir. Eğer arkadaş, hatasını anlıyarak özür dilemişse, hemen affetmeli! Çünkü İmam-ı Şafiî hazretleri, gönlü alınmaya çalışıldığı hâlde rıza göstermiyen kimsenin makbul biri olmadığını bildiriyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Arkadaşının mazeretini kabul etmemek günahtır.) [İbni Mace]

    (Özrü kabul etmiyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur.) [İbni Mace]

    (Kaba kimseye nazik davranan, zulmedeni affeden, mahrum edene ihsan eden, uzaklaşana yaklaşan yüksek derecelere kavuşur.) [Bezzar]

    Allahü teâlâ da hiddetini, öfkesini yenenleri övüyor. (Al-i İmran 134)

    Kimseye yük olmamak

    Sual: Kalbini kırmadan arkadaşla iyi geçinmenin yolu nedir?

    CEVAP
    Arkadaşla iyi geçinmek için ona yük olmamak gerekir. İmkan dahilinde ihtiyaçları ondan gizlemeli, yardım talebinde bulunmamaya gayret etmelidir! Mal, para gibi şeyler de istememelidir! Bir makama geçmek için ondan yardım talebinde de bulunmamalıdır!

    Fazla hürmet, ikram ve lüzumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir! Kendisinin yapmak istemediği bir şeyi arkadaşından beklemek, ona zulmetmek demektir. Arkadaşa bir iş yapma teklifinde bulunmıyan fazilet göstermiş olur.

    Fudayl bin İyad hazretleri buyurdu ki: (İki arkadaşın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyaretine gittiği arkadaşı, lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez.)

    Hz. Ali buyurdu ki: (Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.)

    Çeşitli zahmetlere giren bir kimse, arkadaşına ağırlık vermiş olur. Bu suretle kendisinden çekinilir. Yalnız iken nasıl hareket ediyorsa, arkadaşı varken de öyle hareket eden kimse ile arkadaşlık kolay olur. Yanımızda ev kıyafeti ile duramıyan arkadaş bizden çekiniyor demektir. Bu ise samimi olamamanın alametidir. İki arkadaştan biri diğerinden çekiniyorsa, biri kusurlu demektir.

    Cüneyd-i Bağdadi hazretleri buyurdu ki:(İki arkadaştan birinin diğerinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır.)

    Cafer-i Sadık hazretleri buyurdu ki: (Arkadaşlarından bana en çok ağırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindiğim kimsedir. Yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışımı değiştirmediğim kimseyi ise çok severim.)

    Ülfetin şartı, külfeti terketmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Mütteki olan, külfet ve zahmet vermez.) [Dare Kutni]

    (Kendine reva gördüğünü, sana reva görmiyenin arkadaşlığında hayr yoktur) [İ. Adiy]

    Arkadaşlarla iyi geçinmek, sadece onlara yük olmamak, onlara sıkıntı vermemek değil, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmak demektir. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama vahyetti ki:

    (Beni seven, arkadaşının eziyetine katlanır.) [İ.Gazali]

    İhtiyaçlarımızı görecek, sıkıntılarımıza katlanacak arkadaş arıyorsak, arkadaş değil, bir hizmetçi arıyoruz demektir. İhtiyaçlarına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız, dertlerine ortak olacağımız insanlarla Allah için arkadaş olmalıyız. Hz. Aişe validemiz buyurdu ki: (Mümin, müminin kardeşidir, onu ne ganimet bilir, ne de ondan çekinir)

    Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir! Ondan mal ve mevki istememelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Halktan bir şey istemiyeceğine söz verenin Cennete girmesine kefilim.) [Nesâî]

    (Sakın kimseden bir şey isteme! Kırbacın düşse bile, başkasından isteme, inip kendin al! Emanet bir şey de almamaya gayret et!) [İ.Ahmed]

    (Veren el, alan elden üstündür.) [Buharî]

    Hz. Ebu Bekir, deve ile giderken, yular düştü, inip yuları aldı. Oradakiler, (Bize izin verseydin de biz alıp sana verseydik) dediler. Hz. Ebu Bekir, dedi ki: (Resulullah "Halktan bir şey isteme" buyurdu.) [İ.Ahmed]

    Eshab-ı kiramdan Hz. Sevbanın, deve üzerinde iken kırbacı yere düşerdi de hiç kimseye, (Şunu bana verir misiniz) demez, deveden iner, kendisi alırdı. (İbni Mace)

    İyi bir arkadaş olmak için, arkadaşımız, günah işleyince bizim istigfar etmemiz, hata edince bizim özür dilememiz, sıkıntılı anlarında yardımına koşmamız ve hiçbir surette ona yük olmamalıyız. Arkadaşımıza daima iyi haber vermeli, üzücü olanları söylememeliyiz!

    Arkadaşa iyi muamele et
    Salih bir arkadaş bulunca, ona lüzumlu hürmeti göstermelidir! Onun can ve malını kendi can ve malından önce tutmalıdır! Ayıplarını araştırmamalı, aybı olsa bile görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta kendi kendine aybını düşünmemeli, asla münakaşaya girmemelidir! Aleyhinde konuşan olursa, münasip şekilde susturmalıdır! Alınacağı veya üzüleceği bir söz söylememelidir! Sui zanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini dalgınlığa ve unutkanlığa yormalıdır! Yani bir mazeret arayıp susuz olduğunu kabul etmelidir! Çünkü güzel ahlâk sahibi, insanları mazur görür. Onların kusurlarını meydana çıkarmaz.

    Güzel ahlâklı mert kimse, insaflıdır. Yani kendisi insafla hareket eder; fakat başkasından bu insafı beklemez. Böyle bir arkadaşın sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden ve düşmanlarından uzak olmalıdır! Ona karşı ve harkese karşı tevazu sahibi olmalıdır! Böyle bir kimseyi kendisine dost ve kardeş bilmelidir. ona hürmet göstermedikçe ilminden istifade edemez.

    Mürüvvet nedir?

    Sual: Mürüvvetin dinimizdeki yeri nedir?

    CEVAP
    Mürüvvet, insanlık, yiğitlik, iyilik cömertlik faideli olmak, iyilik yapmak arzusu gibi manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir. Hadis-i şerifte, (Kimseye zulmetmiyen, yalan söylemiyen ve sözünde duran, mürüvvet sahibidir) buyuruldu. (Edeb-ün-dünya)

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

    Mürüvvet, her zaman sofrası açık olmak ve insanların işini görmek için hazır beklemektir.

    Mürüvvet iffetli olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır. (Hz. Hasan)

    Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi karşılaması, münakaşalarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, komşuya eziyet etmemek ve zorluklara göğüs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumuşak davranmak ve bol vermektir. (Hz. Hasan)

    Mürüvvet, dili doğru olmak, arkadaşın kusurlarına tahammül göstermek, herkese iyilik etmek, komşunun sıkıntısına katlanmaktır. (Hz. Hasan-ı Basri)

    Mürüvvet altıdır, üçü hazarda, üçü seferdedir. Hazarda olan; Kur'an-ı kerim okumak, mescidleri imar etmek, Allah için kardeş bulmaktır. Seferde olan ise; azığı çoğaltmak, yol arkadaşı ile az ihtilafa düşmek, günah olmayan işlerde, gönül almak için şakalaşmaktır. (Hz. Rabia-i Rai)

    Mürüvvet, açık kapı, bol yemek, insanların işini görmek için hazır olmaktır.

    Mürüvvet, sözünde doğru olmak, vadini yerine getirmek, faydalı yerde bol harcamaktır.

    Mürüvvet, dili doğru olmak, arkadaşlarının kusurlarına tahammül etmek, herkese çok iyilik etmektir. İnsanların elinde bulunana karşı iffetli davranıp onlardan gelen kusurlara aldırış etmiyen gerçek mürüvvet ehlidir.

    Mürüvvetin şartları: Günahlardan temizlenmek, insafla hükmetmek, zulümden kaçınmak, hakkı olmıyan birşeye göz dikmemek, hiç kimseyi ücretsiz çalıştırmamak, zayıfa karşı kuvvetliye yardım etmemek, kötüyü iyiye tercih etmemektir.

    Mürüvvetin tamamı şu ayet-i kerimede bildirilmiştir:

    (Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder. Çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. İyice düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.) [Nahl 90]

    Hz. Hasan, birinin, para para dediğini duyunca, "Allah, paraya lânet etsin. Paranın sözünü eden, paraya tapanın mürüvveti yoktur. Mürüvveti olayanın dini de olmaz" buyurdu.

    Dindarla oturun. Dindar bulamazsanız, dünya ehlinin mürüvvet sahibi olanları ile oturun. Çünkü onlar, kötü söz etmezler. (Hz. Abdulvahid b. Zeyd)

    İbni Ziyad, bir kabile reisine mürüvvetin ne olduğunu sordu. Reis dedi ki:

    Bize göre mürüvvet dört şeyden ibarettir:

    1- Günah işlemekten uzak durmak. Günah işleyen, zelil olur. Zelilin mürüvveti olmaz.

    2- Malı iyi kullanmak, boşa harcamamak. Malını iyi kullanamayıp muhtaç duruma düşenin mürüvveti olmaz.

    3- Ehlinin ihtiyacı için çalışmak. Ehlini ele muhtaç edenin mürüvveti yoktur.

    4- Kendine yakışanı yiyip içmek. Bu mürüvvet için kemal sayılır.

    Kayser, Kays bin Sabite sordu:

    - En iyi akıl nedir?

    - İnsanın kendini bilmesidir.

    -En iyi ilim nedir?

    - İnsanın cehaletini bilmesidir.

    - En iyi mürüvvet nedir?

    - İnsanın yüzsuyunun dökülmemesidir.

    Yalancının mürüvveti, cimrinin dostu, hased edenin ve huysuzun rahatı yoktur. (Ahnef b. Kays)

    Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, arkadaşlarına ikramda bulunan, çoluk çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını temiz tutup fazlasını dağıtan, dilini tutan, gözünü haramdan koruyan, fuzuli işlerden uzak duran, mürüvvet sahibidir. (Fudayl b. İyad)

    Merhamet, şefkat ve acımak

    Sual: Merhamet etmek ne demektir? Dinimizde merhamet etmenin önemi nedir?

    CEVAP

    Merhamet etmek; acımak, şefkat göstermek demektir. Allahü tealanın esma-i hüsnasındaki Rahman, Rahim, Rauf gibi isimlerinin anlamı, merhamet eden, acıyan, şefkat gösteren demektir. Rahman, dünyadaki her mahluka acıyan, rahim ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Peygamberimizin şefkati, acıması çoktu. Tasavvuf, herkese acımak demektir. Şefkatli kimse, başkalarına dert, felaket gelmesinden üzülür, herkesin sıkıntıdan kurtulmasına çalışır. Allahü teâlâ eshab-ı kiramı, (birbirine merhametli, şefkatli) diye övüyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

    (Merhamet etmeyene Allah merhamet etmez, acımayana acımaz.) [Buharî]

    (Yerdekilere acırsanız, göktekiler de size acır.) [Tirmizî]

    (Allahü teâlânın mümine olan merhameti, şefkati, acıması bir annenin çocuğuna olan merhametinden daha üstündür.) [Buharî]

    (Ana babanın yüzüne merhametle bakana, hac ve umre sevabı verilir) [İ.Rafiî]

    (Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet edin, acıyın) [Şir’a]

    (Allahü teâlâ, yarattığı yüz rahmetten birini mahlukat arasında taksim etti. Bu sebeple anne evladına şefkat eder, hayvanlar, yavrularını sever ve bütün mahlukat birbirine acır.) [Ebu Yala]

    (Müminler merhamette bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız olduğu gibi, Müslümanlar da birbirine acımalıdır!) [Buharî]

    (Cahiller arasında kalan âlime, zengin iken fakir düşene, makamını kaybedene acıyın.) [Askerî]

    (Yoksul ve çaresizlere acıyana müjdeler olsun!) [Buharî]

    (Din kardeşinin yüzüne şefkatle bakan affa uğrar.) [İ.Rafii]

    (Büyüğünü saymayan, küçüğüne acımayan bizden değildir.) [Tirmizî]

    (Şaki olan merhametsiz, acımasız olur.) [Tirmizî] [Şaki, bahtsız, cehennemlik demektir.]

    Peygamber efendimiz, oğlu İbrahim ölünce sessizce ağlar, (Şefkatimden ağlıyorum. Allah ancak merhametli olana acır) buyurdu. Bir bedevi, (Ya Resulallah, siz çocukları sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dediği zaman,ona, (Şefkat, acıma duygusu olmayana ne diyeyim?) buyurdu. (Buharî)

    Bir zat görev emrini almak üzere Hz. Ömer’in huzuruna gelir. Hz. Ömer’in çocuğunu öptüğünü görünce, (Ben çocuklarımı öpmem) der. Hz. Ömer, (Senin küçüklere, şefkatin yok, millete nasıl acırsın?) buyurarak görev emrini imzalamaz. Emri altında olanlara acımayan, Allahü teâlânın merhametinden uzak kalır.

    Kâfir mümin herkese, hatta bütün hayvanlara merhamet etmek gerekir! Peygamber efendimiz, (Merhametli, şefkatli olmayan, acımayan imanlı olmaz) buyurunca, Eshab-ı kiram (Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz, şefkatliyiz) dediler. Onlara, (Sadece insanlara değil, bütün mahlukata merhametli olmak gerekir.) buyurdu. (Taberânî)

    Bir köpeğin susuzluktan dili çıkar. Bir kuyunun yanında durur. Fakat su derinde olduğu için içemez. Adam bu köpeğe acır. Ayakkabısı ile kuyudan su çıkarıp köpeğe verir. Bundan dolayı Allahü teâlâ onun günahlarını affeder. Yine hadis-i şerifte bildirilmiştir ki, kadının biri, bir kediyi bağlar. Kedi yiyecek bir şey bulamaz. Kadın bunun yüzünden cehennemlik olur.

    Bir kimsenin velî olduğu; tatlı dili, güler yüzü, cömertliği ve herkese acıması ile anlaşılır. Evliyânın iki alâmeti vardır: Allahü teâlânın emirlerine riayet ve mahlûklarına şefkat. Herkese acımalıdır. Altıncı kat gökdeki melekler, acımasız olanın namazını yukarı geçirmezler.

    Müdahene ve müdara
    Sual: Müdahene ve müdara ne demektir?
    CEVAP

    Müdahene, gücü yettiği hâlde, haram işleyene mani olmamak, dalkavukluk yaparak, birinin gönlünü alırken, islâmiyetin dışına çıkmak, günaha girmektir.

    Müdara ise, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmek, islâmiyetin dışına çıkmadan, güler yüz göstermek gönlünü almaktır.

    Müdahene, dünyalık ele geçirmek için, dinden taviz vermektir. Haram işleyenlere olan saygısı yahut dine olan bağlılığının gevşekliği, müdaheneye sebep olur. Fitne olmadığı, yani dinine veya dünyasına veya başkalarına zarar olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur. Hadis-i şerifte, (Allaha isyan edenlerle gezip tozan, günah işleyene gücü yettiği hâlde, ses çıkarmayan, müdahene eden, kabrinden maymun ve hınzır şeklinde kalkar.) buyuruldu.

    Müdahene etmek, haram işlemeye razı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, hakkı, hayrı söyleyecek yerde susulmaz. (Ya Resulallah, geçmiş ümmetlerden bir kısmına azap yapıldı. Hepsi öldü. Bunların arasında salihler de vardı) denildiğinde, (Evet, salihler de helak oldular. Çünkü, Allaha isyan olunurken susmuşlardı.) buyurdu.

    Bazı hiziplerin takıyye dediği şeye İslam âlimleri Müdara diyor. Kalbinde olanın aksini söylemek, itikadını, dini ve siyasi görüşünü, saklamak demektir. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söylediğine pişman olur, üzülür. İnsan, söylemediği sözüne hâkimdi, söylediğinin ise, mahkumudur. Keşke söylemeseydim, der. Malı ve eşyayı emin olarak saklayan çok kimse, sır saklayamaz. Hiç ummadığınız kimse, gizli sırlarınızı açıklayabilir. Bunlar tecrübe ile bildirilmiş gerçeklerdir. Onun için eskiden, (Zehebini, zihâbını ve mezhebini gizli tut!) derlerdi. Yani paranı, dini ve siyasi görüşünü, hizbini gizli tut demektir. Bu birkaç çeşittir:

    1- Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben değil de, dilden sevgi göstermesi câizdir. Kalbindekini gizlememek daha iyidir. Peygamberim diyen yalancı Müseyleme, doğru söyleyen bir sahabîyi şehit etmişti. Sahabinin inancını gizlemesi de caiz idi. Nitekim, müşrikler, Hz. Ammar’a, babası Hz. Yasir ve annesi Sümeyye hatuna işkence edip, "Lat ve Uzza putu, Muhammedin dininden iyi de" derler, demeyince de işkenceyi artırırlardı. Nihayet ana babası şiddetli işkence ile şehit edildiler. Hz. Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine dediklerini diliyle söyledi. Ammar kâfir oldu dedikleri zaman, Resul-i Ekrem efendimiz, (Ammar kâfir olmadı, o baştan ayağa iman ile doludur. O, iki durumda karşılaştığında en doğru olanını tercih eder.) buyurdu. Demek ki küfür olan bir sözü, böyle durumlarda yalnız dil ile söylemek caizdir. Resulullah efendimiz, Hz. Ammar’a (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu.

    2- Kâfirlerin galip olduğu yerde gerçeği söylememek câizdir. Şâfiî’de, zâlim Müslümanlar arasında da câiz olur. Müslümanlar garip ve zayıf olduğu müddetçe kıyamete kadar her yerde câizdir. Çünkü, müminin kendinden zararı, mümkün olduğu kadar uzaklaştırması gerekir.

    3- Malını korumak için de, gerçeği söylememek, mesela gaspçılar yakalayınca, parası olduğu halde yok demek caizdir. (Malını korurken öldürülen, şehit olur) ve (Müminin malı, canı gibi kıymetlidir) hadis-i şerifleri buna delildir. Çünkü, insanın mala ihtiyacı pek çoktur. Meselâ, su pahalı satıldığı zaman, abdest almak, farz olmaz. Teyemmüm etmek câiz olur.

    Kendisine veya başkalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyiliği emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya, müdara denir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ, farzları emrettiği gibi, müdara etmemi de emretti.) [Hakîm]

    (Müdara etmek sadakadır.) [Deylemî]

    (Müdara edenler, şehit olarak ölür.) [Deylemî]

    (Şerefinizi mallarınızla [para ile], dininizi de dilinizle [müdara ederek] koruyun!) [İ. Asakir]

    (İyi geçinmek aklın başıdır.) [Beyhekî]

    Müdara ederken tatlı dilli ve güler yüzlü olmak gerekir. Talebeye ders verirken müdara gerekir. Hanımına müdara etmeyenin rahatı, huzuru kalmaz. İmam-ı Gazalî hazretleri buyurdu ki, insanlar üç kısımdır:

    1- Gıda gibi olanlar, her zaman gerekir.

    2- İlaç gibi olanlar, bazen gerekir.

    3- Hastalık gibi olanlar. Bunlar gerekmez ise de, gelip musallat olur. Bunlardan kurtulmak için, müdara etmek gerekir.

    Savaşta, hile yapmak, yalan söylemek caizdir. Bir örnek:

    Düşmanın biri, oturmakta olan Hz. Alinin karşısına aniden kılıçla çıkıp, “Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?” der. Hz. Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip “Peki dövüşelim, fakat iki kişiyle mi?” der. Düşman, arkadaki kim diye bakınca, Hz. Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşmanı, “Bana hile yaptın?” der. Hz. Ali de, (Savaş hiledir) hadis-i şerifini bildirip, “Ama sen de beni gafil avlayacaktın” der. Yani seninki hile değil miydi demek ister.


    Cömertliğin Fazileti
    Sual: Cömertliğin fazileti nedir?

    CEVAP

    Cömerdin az ibâdeti, cimrinin çok ibâdetinden üstün olduğu gibi, cömert cahil de, cimri âlimden üstündür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ cömerdi, gece gündüz ibâdet eden cimriden daha çok sever) [Tirmizî]

    (Allah katında cahil cömert, cimri abidden daha kıymetlidir.) [Tirmizî]

    Cömerdin imanı kuvvetli, cimrinin imanı ise zayıftır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Cömertlik iman sağlamlığından ileri gelir. İmanı sağlam olan Cehenneme girmez. Cimrilik, şekten, şüpheden meydana gelir. [İmanda] şüphesi olan da Cennete giremez.) [Deylemî]

    (Bir kulun kalbinde cimrilikle iman bir arada bulunamaz.) [Nesâî]

    (Cömert, Allaha hüsn-i zannı olduğu için cömertlik eder. Cimri ise Allaha sui zannı sebebiyle cimrilik eder.) [Deylemî]

    (Cömert, Allaha, insanlara ve Cennete yakındır. Cimri ise, Allahtan, insanlardan uzak, Cehenneme ise yakındır.) [Tirmizî]

    (Allahü teâlânın evliyasının hepsi cömert ve güzel ahlâklıdır.) [Dare Kutni]

    (Cömert olun ki, Allahü teâlâ da size cömertlik etsin! İyi bilin ki cimrilik küfürdendir, küfrün yeri de Cehennemdir.) [Deylemî]

    Cömert, gayr-i müslim bile olsa, Cehennemdeki azabı, diğer kâfirleriniki kadar şiddetli olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Cömert kâfir, Cehenneme girerken, Allahü teâlâ, [Cehennemde vazifeli meleklerin en büyüğü olan] Malike, "Bunu, dünyadaki cömertliği nisbetinde Cehennemin azabı hafif olan tarafına koy" buyurur.) [Deylemî]

    Cömerdin kazancı, malı bereketi olur. Cömertliği nisbetinde malı artar. Misafirin rızkı ile geldiğii, kırk gün bereket bıraktığı, sadaka vermekle malın eksilmeyeceği hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Netice-i kelam, cömert olmaya çalışmalı, cimrilikten sakınmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Aman cimrilikten son derece sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir.) [Müslim]

    İlim ve Cimrilik

    Sual: Cimri âlim olur mu?

    CEVAP
    Bilgili olmak ayrı şey, ilmi ile amel etmek ayrı şeydir. Dünyada yapılan bir iyiliğe ahirette 700, hatta daha fazla sevab verileceğine inanan kimse, cömert olmaya gayret eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allah katında cömert bir cahil, cimri âlimden daha üstündür. Çünkü cimrilik en ağır hastalıktır.) [Dare Kutni]

    (Cimrilikle iman, bir kulun kalbinde asla birlikte bulunamaz.) [Nesâî]

    (Cimri çok ibâdet etse de, Cennete girmez. Cömert, çok günah işlese de Cehenneme girmez.) [R.Nasıhin]

    Bu hadis-i şerifler müminler için söylenmiştir. Kâfir cömert de olsa Cennete giremez. (Cimri Cennete giremez) demek, (Cimrilğin cezasını çekmeden giremez) demektir. Çünkü imanla ölen kimse, ya affa uğrar veya şefaate kavuşur yahut günahının cezasını çektikten sonra Cennete girer. (İslâm Ahlâkı)

    Tamah ve cimrilik
    Sual: Cimrilikle tamah aynı mıdır, bunlardan kurtuluş yolu var mıdır?

    CEVAP
    Tamah, mal toplama, biriktirme hırsıdır. Cimrilik ise, harcanması gereken yerde para harcamaktan kaçınmaktır. Cimriliğin içinde tamah da vardır. Her hastalığın çaresi vardır. Önce hastalığı teşhis etmek gerekir! Hastalık belli olunca ona göre ilaç verilir. Allahtan korkan, kötülük işlemekten çekinir. Tamahın kötü olduğunu bilen müslüman da bundan kaçar. Dinimizde mal sahibi olmak kötü değildir. Kur'an-ı kerimde mala hayır adı verilerek övülmüştür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Mal, salih kimse için ne güzeldir) [Taberânî]

    Mal, kıymetli olduğu için onu israf etmek haramdır. Süfyan-ı Sevri hazretleri, malın insanın silahı olduğunu söyliyerek, insanın canını, malını, sıhhatini, dinini, şerefini mal ile koruyacağını bildirmiştir.

    Dinimiz malı böyle övmüş, fakat mal hırsını, mal sevgisini yermiştir. Zengin olmak başka, mala muhabbet başkadır. Tamah mala muhabbettir. Tamahkar malını hayırlı işlerde kullanamaz. Mal sevgisinin kötü olduğunu bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

    (İki aç kurdun, bir koyun sürüsüne vereceği zarar, mal ve makam sevgisinin müslümanın dinine vereceği zarardan daha fazla değildir.) [Bezzar]

    (Mal ve mevki sevgisi, suyun sebzeyi yeşertmesi gibi kalbde nifakı yeşertir.) [İ. Gazalî]

    (İnsanoğlunun iki dere dolusu altını olsa, üçüncüsünü isterdi. Onun gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.) [Buharî]

    (Kişi yaşlandıkça iki şeyi gençleşir; uzun emel ile mal sevgisi.) [Buharî]

    (Zenginlik, mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir.) [Buharî]

    (Şüphelilerden sakınan insanların en abidi olur, kanaat eden en çok şükredenlerden sayılır, kendisi için sevdiğini başkası için de seven kâmil bir mümin olur.) [İbni Mace]

    Kur'an-ı kerimde bildiriliyor ki, İbrahim aleyhisselam, (Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı puta tapmaktan koru!) diye duâ etmiştir. Puttan maksat para sevgisidir. Demek ki, parayı sevmek, puta tapmak gibidir. Bunun için (Paraya tapan helak oldu.) buyuruldu. (Altın ve gümüşün kulu helak oldu. Sürçmedi, tamamen helak oldu.) hadis-i şerifi, parayı çok sevenlerin akıbetini haber vermektedir. (Tirmizî)

    Kanaat gibi zenginlik olmaz. (Âlim ilme, tamahkar da mala doymaz.) buyuruldu.

    Cimrilikten kurtulup cömert olmak
    Sual: Cimrilik nedir? Cömert olmak için ne yapmak gerekir?

    CEVAP

    Cimrilikten kurtulup cömert olmak için, cimriliğin dünya ve ahiretteki zararlarını cömertliğin de faydalarını iyi bilmek ve inanmak gerekir.Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Allahü teâlânın evliyasının hepsi cömert ve güzel ahlâklıdır.) [Dare Kutni]

    (Ebdal denilen evliya, çok namaz kıldığı, çok oruç tuttuğu için değil, cömertlik ve halka nasihat etmeleri sebebiyle Cennete girer.) [Ebu Nuaym]

    (Cennet, cömertler yurdudur.) [Ebuşşeyh]

    (Cennette cömertler köşkü vardır.) [Taberânî]

    (Rabbim, "İbrahim cömert olduğu için, dost edindim" buyurdu.) [Taberânî]

    (Cömert olan ve halktan az şikayet eden, bu ümmetin efendisidir.) [Taberânî]

    (Cömert, Allaha hüsn-i zannı olduğu için cömerttir. Cimri de, Allaha su-i zannı olduğu için cimridir.) [Ebuşşeyh]

    (Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış bir Cennet ağacıdır. Kim bu ağacın bir dalına tutunursa, bu dal onu Cennete götürür. Cimrilik de, dalları dünyaya sarkan Cehennem ağacıdır. Bu dalın birine yapışan, Cehenneme gider.) [Beyhekî]

    (Allah, cömertlikle güzel huyu sever, cimrilikle kötü huyu sevmez.) [Berika]

    (Cömert, Allaha, insanlara, Cennete yakın, Cehennemden uzaktır. Cimri ise bunun aksinedir.) [Tirmizî]

    (Ben kefilim ki, cömert Cennete cimri Cehenneme girecektir.) [isfehani]

    (Cömerdin yemeği ilaç, cimrinin ki hastalıktır.) [Dare Kutni]

    (Kendi ihtiyacı varken, başkasını tercih edenin günahları affolur.) [İ. Habban]

    {Kur'an-ı kerimde Eshab-ı kiram, böyle övülüyor: (Kendileri zarurette iken, başkalarını kendilerine tercih ederler.) [Haşr 9]}

    (Cömert olursanız, Allah da size, cömertçe ihsanda bulunur.) [Deylemî]

    (Yukarıdaki el, aşağıdakinden, veren el, alan elden üstündür.) [İ.Huzeyme]

    İnsan, genelde cimridir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (De ki, "Eğer Rabbimin rahmet hazineleri sizin olsaydı, tükenir korkusuyla yine de vermeyip cimrilik ederdiniz." Gerçekten insan çok cimridir.) [İsra 100]

    (Allahın ihsan ettiği mal ile cimrilik yapanlar [zekât vermiyenler] iyi yaptıklarını [zengin kalacaklarını] mı zannediyorlar? Hâlbuki kendilerine kötülük ediyorlar. Cimrilik edip vermedikleri o mallar, [Cehennemde azab aleti olacak, yılan şeklinde] boyunlarına dolandırılacaktır.) [A. İmran 180]

    Cimriliğin Zararları
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Cimrilik, helak edicidir.) [Taberânî]

    (Allah, yemin ederek cimrinin Cennete girmeyeceğini bildirdi.) [Tirmizî]

    (Cimri abid olsa da, Cennete girmez.) [Taberânî]

    (En kötü hastalık cimriliktir.) [D. Kutni]

    (Cimri, öyle bir kedere boğulur ki, artık sevinç ve ferahlık yüzü görmez.) [İ. Gazalî]

    (Her sabah iki melekten biri, "Ya Rabbi, infak edene karşılığını ver!" diye, diğeri de, "Cimrilik edenin malını helak et!" diye duâ eder.) [Buharî]

    ("Hakkımın zerresinden vazgeçmem" demek cimrilik için kâfidir.) [Hakim]

    (Kaybettiği dünyalığa üzülen, Cehennem yaklaşım olur.) [İ. Gazalî]

    (Ya Rabbi cimrilikten sana sığınırım.) [Müslim]

    Savaşta ölen oğlu için (Vah şehidim) diye ağlayan kadına, Peygamber efendimiz, (Şehid olduğunu nereden biliyorsun? Belki boş konuşur, belki de cimri idi.) buyurdu. (E. Yala)

    Cimriliğin tedavisi

    Sual: Cimrilik neden meydana gelir, tedavisi nasıldır?

    CEVAP
    Cimriliğin, diğer kalb hastalıkları gibi, ihlas noksanlığı, iman zayıflığı ve hatta küfürle ilgisi vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Cimrilik küfürdendir, küfrün yeri de Cehennemdir.) [Deylemî]

    (Cimrilikle iman, bir kalbde, birlikte bulunmaz.) [Nesâî]

    Kur'an-ı kerimde de kâfirlerin cimrilik ettiği bildirilmektedir:

    (Cimrilik eden, hem de herkese cimriliği tavsiye eden ve kendilerine Allahın fazlından verdiğini gizleyen kâfirlere hor ve hakir edici bir azab hazırladık.) [Nisa 37]

    Cimrilik mal sevgisinden meydana gelir. Cimriliğin sebebi, uzun yaşama ümidi ile parasız kavuşamıyacağı arzularıdır. Eceline üç gün kaldığını bilse, cimriye mal vermek zor gelmez. Fakat çocukları olur, onların yaşamasını kendi yaşaması gibi kabul ederse, cimriliği yine artar. Bu bakımdan çocuklar, cimrilik sebebi olabilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Çocuk, cimrilik sebebidir.) [Hakim]

    Kur'an-ı kerimde de buyuruluyor ki:

    (Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir, imtihandır.) [Tegabün 15]

    (Mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allahı anmaktan alıkoymasın!) [Münafikun 9]

    Zengin Cimriler
    Kimi, çok zengindir, hiç kimsesi yoktur, yaşlanmıştır, öldükten sonra, malının başkasına kalacağını da bilir. Buna rağmen, sırf mala olan sevgisinden dolayı, zekât vermez, hastalansa doktora gitmez, birkaç ilaç almakla yetinir. Hatta kendi malını yemeye bile korkar. Para, insanı ihtiyacına ulaştıran bir vasıta olduğu için sevilir. Tatlıya ulaştıran her şey tatlıdır. Cimri, tatlıyı unutmuş görünüp, tatlı alacak parayı sever.

    Malı, Allah yolunda harcamak için biriktirmenin zararı olmaz. Hadis-i şerifte (İyi kimseye, malın iyisi ne güzel yakışır.) buyuruldu. İyi yolda harcanmayan paranın vebali vardır. Taparcasına parayı sevmek kötüdür. Hadis-i şerifte (Altın ve gümüşün kuluna lânet olsun!) buyuruldu. (Tirmizî]

    Her hastalık, sebebinin zıttı ile tedavi edilir. Nefsin çeşitli arzularından kurtulmanın, ilacı, aza kanaat ve sabırdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Allahın ihsan ettiği az rızka, kanaat eden mümin, kurtuluşa ermiştir.) [Müslim]

    (Kanaat tükenmez hazinedir.) [Beyhekî]

    (Allah, kanaat edeni, Kanaatkar yapar.) [Taberânî]

    Aza kanaat etmiyen çoğu bulamaz.

    Çocuklarının fakir kalacağı korkusunun ilacı ise, cimrilikle zengin olunamıyacağını, bıraktığı malları boşa harcayabileceklerini, hatta bazan servetin kötü yollara sevkettiğini, zengin olacaklarsa bir başka yerden buna kavuşacaklarını düşünmelidir. Her zenginin, miras sebebiyle zengin olmadığını, mirasa konanların ise, boşa harcadıklarını da bilmek gerekir. Çocukları iyi olursa, Allahü teâlânın onlara kâfi geleceğini, kötü olurlarsa, bıraktığı malları, kötü yollarda harcayacaklarını düşünmelidir!

    Bir çok cimrinin gafletle öldüğünü, hasret çektiğini, bıraktığı malı mirasçıların harcadığını gözününe getirmelidir. Cimriliğin her bakından kötü olduğunu düşünmelidir!

    Aşırı mal sevgisinin ilacı, o maldan ayrılıp uzaklaşmaktır. Faydalı işte kullanmadıığmız malı, denize atıp aşırı sevgisinden kurtulmak, cimrilikle saklamaktan daha az zararlıdır. Bir malı cimrilikle saklamak, riya ile başkasına vermekten daha kötüdür.

    Mal, yılan gibi, içinde hem zehir ve hem ilaç vardır. Malı kullanmayı bilmek gerekir. Yani biz malı kullanmalıyız, mal bizi kullanmamalıdır!

    Cimrilik, verilmesi gerekeni vermemektir. Mesela yemeği olanın, aç komşusuna vermemesi, cimrilik olur. Cömertlik, cimrilikle israfın arasında orta yoldur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Onlar harcadıklarında, ne israf, ne de cimrilik ederler; bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.) [Furkan 67]

    Cömert miyim, cimri miyim?
    Sual: Bir kimse, kendinin cömert veya cimri olduğunu bilebilir mi?

    CEVAP
    Bir kimseye verdiği şey zor gelmezse, cömert sayılır. Zor gelirse cömert sayılmaz. Mürüvvetin icapları ile iktifa eden, cimrilikten kurtulur. Mürüvvet, insanlık demektir.

    Hz.Hasan da buyurdu ki: "Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi karşılaması, münazaalarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, komşuya eziyet etmemek ve zorluklara göğüs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumuşak davranmak ve bol vermektir."

    Zekâtı severek veren, kurban kesen cömerttir. Hadis-i şerifte, (Zekâtını severek veren, misafirini ağırlıyan, darda kalana yardım eden cimrilikten kurtulur) buyuruldu. (Taberânî)

    Misafir Ağırlamak
    Malı saçıp savurmak ne kadar kötü ise, malı korumak da o kadar mühimdir. Misafire ikram etmek ise, malı korumaktan mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Misafir ağırlamıyanda hayır yoktur.) [İ. Ahmed]

    (En iyiniz, yemek yedireninizdir.) [Hakim]

    (Allahü teâlâ, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [İ. Gazalî]

    (Yemek sofrası misafirin önünde bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine istigfar ederler.) [Taberânî]

    (Arkadaşına, arzu ettiği yemeği ikram edenin günahları affolur.) [Bezzar]

    Bir insanın karnını bir sefer doyurmanın bile ne kadar mühim olduğu görülüyor. Birini ömür boyu doyurmak veya öldükten sonra ebedi olarak doyurmaya sebep olmak daha büyük sevabdır. Bunu esirgemek ise çok kötüdür. Onun için, (Cimrilerin en kötüsü, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmıyandır) buyurulmuştur.

    Her bakımdan cömert olmaya heves etmelidir! Çünkü, cimrinin malı felakete uğrar, cömert de verdikçe, fazlası ile alır. Hadis-i şerifte (Cömerdin evine rızık, devenin göğsüne vurulan bıçaktan daha tez gelir) buyuruluyor. (İbni Mace)

    Yüksek tansiyonu olanın, hacamat yaptırması sağlık açısından iyidir. Kan vermekle sağlığa, yeni kana kavuştuğu gibi, misafir de rızkı ile gelir, kırk gün bereket bırakıp gider. Gerekli yerlere vermekle, cömerdin eli daralmaz. Peygamber efendimiz, yemin ederek (Sadaka vermekle mal azalmaz.) buyurdu. (Tirmizî)

    Şeytan ise cimriliğe tevşik eder. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Şeytan fakirlikle korkutup, size cimriliği emreder.) [Bekara 268]

    Cimri, rızık için endişelenmemelidir! Her mahlukun rızkını Allahü teâlâ verir. (Her canlının rızkı Allaha aittir.) [Hud 6]

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [İsfehani]

    (Allah, müminin rızkını ummadığı yerden verir.) [İ. Hibban]

    (Allah korkusunu sermaye edinen, rızkına ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki: "Kim Allahtan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir.") [Talak 2,3-Taberani]

    Peygamber efendimize inanan, vermekle malın azalmıyacağını bilen bir müslüman, nasıl olur da, şeytana uyup cimrilik edebilir? Yahya aleyhisselam, (Şeytan cimri mümini sever, fâsık da olsa, cömertten nefret eder) buyuruyor. Bisr-i hafi hazretleri de (Cimriyle karşılaşanın kalbi katılaşır) buyuruyor. Hadis-i şerifte ise (Aman cimrilikten çok sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir.) buyuruluyor. (Müslim)

    Mal Kıymetlidir

    Sual: Mal sahibi olmak kötü müdür?

    CEVAP
    Dinimizde mal sahibi olmak kötü değildir. Kur'an-ı kerimde mala (hayr) adı verilerek övülmüştür. [Bekara 180]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

    (Mal, salih kimse için ne güzeldir.) [Taberânî]

    Mal insanın silahıdır. İnsan, malını, canını, sağlığını, dinini, şerefini mal ile korur. Ancak mala muhabbet, mal sevgisi kötüdür. Tamahkar mala muhabbet eder. Âlim ilme, tamahkar mala doymaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (İnsan yaşlandıkça, iki şeyi gençleşir: Uzun yaşama arzusu ve mal sevgisi.) [Buharî]

    (Mal ve makam sevgisinin, müminin dinine vereceği zarar, iki aç kurdun, koyun sürüsüne vereceği zarardan daha fazladır.) [Bezzar]

    (Sakın tamahkar olmayın! Tamah, fakirliğin ta kendisidir.) [Taberânî]

    (Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İ. Mace]

    (Aza kanaat etmiyen, çok ile doymaz.) [Beyhekî]

    Cömertlik için ne dediler?
    Sual: Cömertlik nedir, cömert kime derler?
    CEVAP
    Cömertlik, hiçbir karşılık beklemeden ihsanda, bağışta bulunmak demektir. Teşekkür edilmeyi, övülmeyi istemek de cömertliğe yakışmaz. Kerem sahibi bir cömerte sorarlar:

    - Muhtaçlara çok ihsanda bulunuyorsun. Acaba onlar sana minnettarlık hissi içinde bulunuyorlar mı?

    - Hiç biri bana minnettar kalmaz. Yani onlara o hissi verecek şekilde hareket etmem. Bir şey verirken kendimi aşçının elindeki kepçe gibi kabul ederim. Kepçenin övünmeye, minnete sebep olmaya hakkı yoktur.

    Bir zat da buyurdu ki:

    "Servetiyle ülkeler satın aldığı hâlde yapacağı ikram ile gönülleri satın almayan adama şaşarım."

    Bir bedeviye (Efendiniz kim?) derler. O da, (Kötü sözlerimize dayanan, istiyene veren, cahilliklerimize göz yuman) der.

    Hz. Hüseyinin oğlu Ali: "Ben isteyene vermem." diyen cömert sayılmaz. Hakiki cömert, Allaha itaat eden kullarına Allah hakkını ödeyen, bunun karşılığında teşekkür beklemeyen ve bunu yalnız Allah için yapan kimsedir, demiştir.

    Mala Bağlanmak
    Hasan-ı Basri hazretlerine sorarlar:

    - Cömertlik nedir?

    - Allah rızası uğrunda servetini sarfetmektir.

    - Mala nasıl bağlanmalı? [Yani malı korumak için ne yapmalı?]

    - Onu Allah yolunda dağıtarak...

    - İsraf nedir?

    - Mal ve makam sevgisi yolunda infaktır.

    Cimrilik ve cömertliğin ölçüsü insandan insana değişir. Mesela bazı şeyler, fakir için normal karşılanırken zengin için ayıplanır. Yabancılar normal karşılarken aile efradı onu ayıplar. Gençlere normal olan bir husus, ihtiyar için hoş görülmez. Erkekler yaparsa kötü, fakat kadınlar yaparsa önem verilmez.

    Kasaptan, bakkaldan aldığı şey, az noksan diye geri götürüp veren cimridir. Bir şey yer iken, pencereden evine gelen birini görüp, hemen yediğini saklayan, cimridir.

    Dünyalık ele geçirmek veya nefsin kötü arzularına kavuşmak için vermek de cömertlik sayılmaz. Hiçbir karşılık beklemeden dünyalık vermek malda cömertliktir. Dinde cömertlik ise, yine hiçbir karşılık beklemeden Allah yolunda, yalnız Allah sevgisi için canını vermektir.

    Mal, insanoğluna bir fayda için verilmiştir. O malı saklayıp faydalı bir işte kullanmamak cimrilik olur. Faydalı işler, dinin ve mürüvvetin verilmesini iyi gördüğü şeylerdir. Mürüvvet, faideli olmak, iyilik yapmak, arzusudur. İnsanlık yiğitlik demektir.

    Karşılık Beklemek
    Evliya hanımlardan biri diyor ki:

    (Allahü teâlâ bire on veya daha fazla verdiği için sadaka vermek, iyilik etmek, karşılık beklemek için yapılmış bir yardımdır, cömertlik değildir. İbadet ederken de, bir karşılık beklememelidir. Yalnız Allah rızası, Onun emri olduğu için yapmalıdır. Allahü teâlânın içinden geçen, bire on karşılığı beklediğinizi bilmiyor mu zannediyorsunuz? Bildiğini biliyorsanız, bire on karşılık beklemeye utanmıyor musunuz?

    Cömertlik, hiçbir karşılık beklemeden vermektir. Muhtaçları gözetmeden vermektir. Muhtaçları gözetmek, istemeden vermek ve verdiğini azımsamak cömertliktir.

    Mal da Allahın, kul da Allahın diyerek bir kimsenin muhtaç olup olmadığını düşünmeden, malı Allah için Allahın kuluna vermek cömertliktir.

    Zaman icabı, ileride bir sıkıntıya düşmemek için malı, parayı saklamak, avam için cimrilik sayılmazsa da, ilim ehli salih kimseler için cimriliktir. Dinin ve mürüvvetin icablarını yerine getiren cimrilikten kurtulursa da cömert sayılmaz.

    Övülmek veya teşekkür beklemek için veren de cömert sayılmaz. (Biz şunu verelim, o da bana bir şey verebilir, vermezsem ayıp olur, yoksa cimri derler) gibi düşüncelerle veren de cömert değildir.

    Cömertliğin üstün mertebesi olduğu gibi, cimriliğin de aşırı derecesi vardır. Bu da kendine gerekmiyen şeyi vermemektir. Canının istediği şeyleri almaya gücü yeterken param gidecek diye almaz. Hatta hastalansa, bedava ilaç alma yollarını arar. Bunu da bulamazsa tedavi olmaktan vazgeçer.

    Cömertlikte zirve

    Cömertlik, kendine ihtiyacı olmıyan şeyleri başkalarına vermektir. Isar ise, kendine gereken şeyleri vermektir. Yani başkalarını kendine tercih etmektir.

    Cömertliğin üstün derecesi olan Isar büyük bir haslettir. Ancak bunu büyük insanlar yapar. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı överken buyuruyor ki:

    (Onlar, fakr-u zaruret içinde olsalar bile, diğerlerini kendilerine tercih edip öz canlarından daha üstün tutarlar.) [Haşr 9]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

    (Kendisine gerektiği şeyi, kendi arzu ve ihtiyacını tehir edip başkasına verirse, Allahü teâlâ onun günahlarını affeder.) [İbni Hibban]

    Medinenin yerlisi olanlar [Ensar-ı kiram], Medineye hicret eden müslümanlara [Muhacirlere] büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Bütün mallarına onları ortak etmişlerdir.

    Resul-i ekrem efendimiz, ganimetlerin taksiminde iki teklifte bulundu. Ya Ensarın evlerinden çıkıp başka bir yerde kalmaları şartı ile ganimetlerin hepsi Muhacirlere verilecek veya Muhacirler, Ensarın evinde bir müddet daha kalmak şartı ile, ganimetler Ensar ile Muhacirler arasında taksim edilecekti. Bu teklifler için Ensar-ı kiram, (Biz ganimet istemeyiz. Hepsi Muhacirlere verilsin! Onların evlerimizden çıkmalarına da asla razı olamayız.) dediler. Buna Peygamber efendimiz çok memnun oldu.

    Başkasını Kendine Tercih
    Peygamber efendimize misafir geldi. Evde yenecek hiçbir şey yoktu. Ensardan biri bu misafiri alıp evine götürdü. Onun da evinde yalnız bir kişilik yiyeceği vardı. Kandili söndürüp yemeği misafirin önüne koydu. Kendi de sofraya oturup yer gibi yapıyor, ellerini yemek kabına götürüp getiriyordu. Sabahleyin Resulullah efendimiz, ev sahibine buyurdu ki:

    (Allah, sizin misafire gösterdiğiniz cömertliğe çok memnun oldu. "Kendileri, ihtiyaç içinde olsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler." ayet-i kerimesini gönderdi.)

    Hz.Musaya, Peygamber efendimizin sahip olduğu makamlardan birinin nuru gösterilince, bayılacak hâle geldi, bu dereceye nasıl yükseldiğini sordu. Allahü teâlâ, (Yüksek ahlâkı sayesinde bu dereceye kavuştu. Bu ahlâk isardır. Ya Musa, ömründe bir kerre isar edene, isar ahlâkı ile bana kavuşana hesap sormaktan hayâ ederim.) buyurdu. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Elbette sen hulk-i azim [büyük ahlâk] üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4)

    Cenab-ı Hak, Cebrail aleyhisselam ile Mikail aleyhisselamı kardeş etti, her ikisi de, kendisinin daha uzun ömürlü olmasını istedi. Allahü teâlâ, (Muhammed aleyhisselam ile Aliyi kardeş ettim. Ali, canını feda edip Onun yatağına yattı. Onu kendine tercih etti. Yere inin, Aliyi muhafaza edin!) buyurdu. Cebrail aleyhisselam başucunda, Mikail aleyhisselam ayak ucunda durup (Rahatça uyu! Senin gibi yiğit var mı? Allahü teâlâ seninle meleklerine övünüyor) dediler. Cenab-ı Hak buyurdu ki: (Öyle kimseler vardır ki, Allahın rızasını kazanmak için canını verir.) [Bekara 207]

    [Bu ayet-i kerimenin, müşriklerin elinden kurtulmak için bütün malını veren Suheyb bin Sinan-ı Rumi hazretleri için indiği de söylenir.]

    Canından Cömertlik
    Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anlaşıp, her kova su için bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeğe başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup kova derin kuyunun içine düştü. Bedevi, Hz. Alinin mübarek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali elini kuyuya sokup, kovayı çıkardı. Bedeviye verip oradan uzaklaştı.

    Bedevi, Hz. Alinin derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip kendi kendine (Eğer onun dini hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana gerekmez) diyerek elini kesip Hz. Alinin kapısına gitti. Hz. Eli kapıyı açıp Bedeviyi görünce, içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedeviye, niçin böyle hata ettiğini sordu. Bedevi, ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup mübarek tükrüğünden sürüp duâ buyurdu. Hak teâlânın izin ile eli sapasağlam oldu.

    Birisi Hz. Hasana bir mektup getirdi. Mektubu açmadan: "İsteğin yerine getirilecektir." diyerek geleni gönderdi. Oradakiler (Mektubu okumadan niçin cevap verdin?) dediler. Buyurdu ki: (Mektubu okuyana kadar bekletirsem çekeceği sıkıntıdan Allah beni mesul tutar.)

    Cömertlik menkıbeleri

    Rüzgarayak’ı istemeyin benden
    Peygamber efendimizden önce yaşamış olan Hatim-i Tai, cömertliği ile meşhur bir şair idi. Onun ülkesinde at eti yenirdi. Hatim-i Tainin pek çok at vardı. Atının biri, dillere destan olacak kadar her bakımdan mükemmel bir Arap atıymış. Çok hızlı koştuğu için adını rüzgarayak koymuşlar.

    Zamanın hükümdarı, Hatimin söylendiği gibi gerçekten cömert olup olmadığını öğrenmek ister. Gözde veziri ile istişare edip, bütün servetine bedel olan Rüzgarayak isimli atını istemek için on kişi gönderir. Eğer bu seçkin atı vermezse, cömertliği anlatılanlar gibi olmadığı anlaşılacaktır.

    On kişi, kendilerini tanıtmadan bir gece Hatimin evine misafir olurlar. Hatim, hemen bir at kestirip ziyafet hazırlatırken, yorgunluklarını gidermek için misafirlere yıkanacak yeri gösterir, yeni çamaşır ve elbise verir.

    Muazzam ziyafetten sonra, on kişi kendilerini tanıtıp, hükümdarın arzusunu bildirirler:

    - Hükümdarımız, ünü cihana yayılan Arap atınızı istiyor.

    Hatim bir ah çekerek der ki:

    - Aaah ki ah... Beni en ince noktadan vurdunuz. Elimi ayağımı bağladınız. Tek bütün servetimi isteyin de Rüzgarayak’ı istemeyin benden. Hatta canımı isteyin hükümdarıma vereyim. Fakat onu istemeyin.

    Hatimin böyle söyleyip ağlaması üzerine gelen heyet, Arap atının çok kıymetli olduğunu anlayıp derler ki:

    - Ey cömert insan, nasıl iştir bu, canını veriyorsun da, bir atı vermiyorsun? Anlaşılan atın bütün servetinden, hatta canından daha kıymetliymiş.

    - Hayır öyle değil. Gece aniden misafir geldiğiniz için, yılkıların otlağına gidip at getirinceye kadar, belki sabah olurdu. Misafirlerim aç uyuyacaklarına evim başıma yıkılsa daha iyi olurdu. Onun için çok sevdiğim Rüzgarayak’ı kesmek zorunda kaldım. Misafirin gönlünü hoş etmek, en ünlü atımdan, servetimden, hatta canımdan daha kıymetlidir.

    Hatim, defalarca özür diledi. Misafirleri uğurlarken, her birine birer Arap atı ile birer kese altın verdi.


    Cömertlik İmtihanı
    Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tainin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer. Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatime yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir. Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir. İşi bitirince de, yirmi altın daha vereceğini söyler.

    Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir. Güleryüzlü, kendisi gibi yiğit bir gençle karşılaşır. Bu sevimli genç (Hoş geldin yiğit. Çok yorgun olduğunu anlaşılıyor. Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür. Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur. Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç daha kalmasını ısrar eder. Misafir der ki:

    - Çok önemli bir işim var. Bir an önce gitmem gerekir.

    İyilik ve hizmet etmekten zevk duyduğu anlaşılan ev sahibi der ki:

    - İşin nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi?

    - Ey asil kişi, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayacağı belli. Hatim isimli birini arıyorum. Acaba tanıyor musun?

    - Hatim ile ne işin var?

    Misafir, niçin geldiğini anlatıp der ki:

    - Bu işte bana yardımcı olman mümkün mü?

    - Elbette mümkündür. Yalnız bu iş pek kolay olmaz. Dediklerime uyarsan tereyağından kıl çekmiş gibi zahmetsiz olur.

    - Ne yapmam gerekir?

    - Hatim de senin gibi yiğit biridir. Belki öldüremezsin. Ben sana onun yerini tarif edeyim. Ancak öldüremez de iş meydana çıkarsa, yerini söylediğim için beni öldürebilir. Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı bağla. Zorla söylettiğin anlaşılsın.

    Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice bağladıktan sonra sorar:

    - Hatim nerede?

    Hatim denilen kimse benim. Madem benim başım senin işine yarıyacak, ne diye onu vermiyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur. Hemen öldür, kimse duymadan buradan git!

    Genç, neye uğradığını şaşırır. Hemen Hatimin ayaklarına kapanıp der ki:

    - Sana gül yaprağı ile vuran kalleştir. Nolur beni bağışla!..

    Genç, helallaşıp oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar. Olanları anlatır. Hükümdar da, iyiliksever, cömert olduğu için hatasını anlayıp (Taşıma su ile değirmen dönmez. Cömertlik mal ile değilmiş. Hatimin cömertliği yaratılışından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormuş. Sen verilen görevi fazlasıyle yerine getirdin.) diyerek yirmi yerine kırk altın verir.



    Cömerdin ölüsü bile
    Cömertliği ile meşhur bir zat vefat eder. Çok acıkan yolcular, bu zatın kabrinin yanına gidip aç olarak uyurlar. Yolculardan biri, bu zatı rüyasında görür. Bu zat, kendi iyi devesi ile yolcunun devesini değişmek teklifinde bulunur. Yolcu kabul eder. Cömert zat, değiştiği deveyi kesip yolculara ikram eder. Yolcular uyanınca deveyi kesilmiş bulurlar. Pişirip yerler. Dönerken bir kervana rastlarlar. Kervandaki bir genç, bu yolcuya yaklaşıp der ki:

    - Buyur deveni al! Değiştiğin deve budur.

    - Ama o rüyada idi.

    - Evet ben de rüyamda babamı gördüm. Bana, seni tarif edip, bu deveyi sana vermemi emretti.

    Yolcu, cömerdin ölüsünün bile insanlara faydalı olduğunu görüp, bütün cömertlere duâ eder.



    Hatim-i Tai’den daha cömert fakir
    Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Taiye derler ki:

    - Kendinden daha cömert birini gördün mü?

    - Evet gördüm.

    - Kimmiş o?

    - Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. koyunun bir yeri çok hoşuma gitti. Yemin ederek (Burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birisini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum:

    - On koyunun onu da kesilir mi?

    - Sübhanallah bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu?

    Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sorarlar:

    - Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi?

    Hatim-i Tai der ki:

    - Verdim ama pek mühim sayılmaz.

    - Ne verdiniz?

    - Üç yüz deve ile beş yüz koyun.

    - O hâlde sen ondan daha cömertsin.

    - Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o koyunların tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi?


    Herkesin Değeri
    Yanına oturan fakir bedeviye Hz. Ali (Bir isteğin mi var?) buyurur. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle bildirir. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de Bedeviye verir. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Alinin çok hoşuna gider. Çocukları, için ayırdığı üç altının hepsini Bedeviye verir. Bedevi, (Ey Emir el müminin, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin.) der. Hz. Ali de, şu hadis-i şerifi nakleder:

    (Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığı iyi işlere göre ölçülür.) [M. Cami]


    Ziyarete Mani Mal
    Kays, herkese çok ihsanda bulunan, istiyenlere borç para veren cömert bir zat. Bir gün hastalanır. Tanıdıkları ziyaretine gelmez. Sonunda öğrenir ki, kendisine borçlu olanlar, utandıkları için gelemiyorlar. Bunun üzerine (Arkadaşlarımı, tanıdıklarımı ziyaretten men eden malı Allah kahretsin!) der. Daha sonra bir tellal çağırtıp, her yeri dolaşıp (Kaysın kimde alacağı varsa bağışlamıştır, hakkını helal etmiştir.) demesini ister. İlandan sonra Kaysın ziyaretine o kadar çok insan gelir ki, izhidamdan evinin merdiveni kırılır.



    Sahibini Bulan Kelle
    Eshab-ı kiramdan birine bir koyun kellesi hediye edildi. (Benden daha fazla ihtiyacı olan vardır.) diyerek bir başkasına verdi. Kelle, aynı şekilde yedi kişiye dolaştıktan sonra tekrar ilk veren zata geldi. Onun diğerlerinden daha muhtaç olduğu meydana çıktı.


    Cömert Esir
    Resul-i Ekrem, götürülen düşman esirlerinin, birini işaret edip bırakılmasını emredince, Hz. Ali, suâl etti ki:

    - Rabbimiz bir, dinimiz bir, bunların hepsi düşman, hepsinin suçu da bir, bunu niçin istisna ediyoruz?

    Peygamber efendimiz buyurdu ki: Cebrail aleyhisselam geldi, bunu bırakmamı; çünkü bunun cömert olduğunu, cömertliği Allahü teâlânın hoşuna gittiğini söyledi. [İ. Gazalî]

    Cimrilik Menkıbeleri
    Bir kimse, cimrilere ait menkıbeleri okuyunca, cimriliğe karşı nefreti artar. Cömertlerin menkıbesini okuyunca cömertliğe heves eder. Bu bakımdan birkaç menkıbe yayınlıyoruz.

    Sen kardeşin gibi olamazsın
    Hatem-i Tai, sadaka-i cariye olarak, yolcular için bir misafir odası yaptırdı. Misafirlerin kolay görülmesi için de kırk tane pencere yaptırdı. Hatem öldüğü zaman kardeşi "Ben kardeşimin yaptığının aynısını yaparım, onun gibi cömert olurum." dedi. Bir gün bir yolcuya, pencerenin birinden bir lira verdi. Yolcu diğer bir pencereden de bir şeyler istedi. O da yine verdi. Yolcu, üçüncü pencereden sonra, dördüncü pencereye gelince, Hatemin kardeşi, kızıp köpürdü. Yolcu "Senin kardeşin hergün bu pencerelerin hepsinden bana ihsanda bulunurdu. Hâlbuki sen bir günde dördüncü defada kızmaya başladın. Sen kardeşin gibi olamazsın" dedi.

    Çatal Sesi
    Bir cimri, bir arkadaşını davet eder. Öğle olur, ikindi olur, hâlâ yemek gelmez. Adam, açlıktan bayılacak hâle gelir. Cimri, elinde çalgı ile gelip; Söyle, hangi sesten hoşlanırsan onu çalayım, der. Misafir de, çatal kaşık sesinden hoşlanırım, der.


    İplik Tüccarı
    Cimrinin hizmetçisine derler ki:

    - Sen iplik tüccarının gözdesi iken, niçin üstün başın sökük?

    - Vallahi bizim efendinin, Bağdattan Basraya kadar evi olsa, içi iplikle dolu olsa, Yakup aleyhisselam, Yusufun gömleğinin yırtığını dikmek için iplik istese, bir karış iplik alamaz.

    Kuşun Öğüdü
    Tamahkarın yakaladığı küçük kuş der ki:

    - Beni ne yapacaksın?

    - Kesip yiyeceğim.

    - Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Beni bırakırsan sana üç mühim nasihatte bulunurum.

    - Nasihatleri söylersen seni bırakırım.

    - Birini elinde iken, ikincisini şu ağaca konuna, üçüncüsünü de karşı tepeye varınca söylerim.

    - Peki birincisini söyle!

    - Elinde çıkan şeyin hasretini çekme!

    - İkincisi ne?

    Kuş, ağaca konunca der ki:

    - Olmıyacak şeye inanma!

    - Üçüncüsü nasihati söyle! Kuş karşı tepeye varınca der ki:

    - Sen ne ahmaksın, benim kursağımda ellişer gramlık iki tane inci vardı. Beni kesseydin, bu incilere malik olacaktın.

    İnci sözünü duyar duymaz, tamahkar, hemen oraya yıkılıp kalır. Eyvah diyerek dövünmeye başlar. Sonra der ki:

    - haydi üçüncüsünü söyle!

    - Sen iki nasihati hemen unuttun. Üçüncüsünü söylesem ne faydası olacak?

    - Söyle belki bunu unutmam.

    - (Elden çıkan şeye üzülme) dedim, beni bıraktığına üzüldün, (Olmıyacak şeye inanma) dedim. Etimle, kemiğimle, 100 gram gelmezken, kursağımda elli gramlık iki tane inci olduğuna inandın.

    - Üçüncü nasihati söylemiyecek misin?

    - Ahmağa nasihat kâr etmez. Tamah insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur.

    Cimrilik Ateşi
    Resul-i Ekrem, Kâbeyi tavaf eden birinin gözyaşları içinde "Ey Beytin sahibi, bu beytin hürmetine beni affet" diye duâ ettiğini görüp buyurdu ki:

    - Suçun nedir de bu kadar yalvarıyorsun?

    - Çok büyüktür, imkansız anlatamam.

    - Yazık sana! Karalardan da mı büyük ve ağırdır?

    - Evet.

    - Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür?

    - Evet.

    - Göklerden de mi büyüktür?

    - Evet.

    - Arştan da mı büyüktür?

    - Evet.

    - Allahın rahmetinden de mi büyüktür?

    - Hayır.

    - O hâlde neymiş bu?

    - Ben çok zenginim. Benden bir şey isteyen olunca içimi bir ateş kaplar, bir kuruş vermek istemem.

    Resulullah efendimiz;

    - Aman ateşine beni de yakma, buyurdu. (İ. Gazalî)



    Cimri ve Kelle
    Cimrinin canı çok çekmeden et yemezdi. İsteği artınca da hizmetçisine bir kelle aldırırdı.

    - Niçin yaz kış, et yerine pişmiş kelle alıyorsun?

    - Kellerinin fiyatını bildiğim için hizmetçi aldatmaz, et olsa, pişirirken yiyebilir. Ben anlıyamam. Fakat kellenin bir gözü, bir kulağı eksik olsa anlarım. Sonra kellenin pişirme masrafı da yoktur. İşte bunun için kelleyi tercih ederim.



    İsrafı Sevmezmiş
    Cimri, kasaptan et alıp evine götürürken, bir arkadaşı, davet eder. Cimri daveti duyunca, hemen eti iade eder "İsrafı hiç sevmem" der.



    Sözünde Duran Cimri
    Cimri, hükümdara giderken, hanımı, "Hediye alırsan, bize ne vereceksin?" der. O da "Yüz altın verirse, birini" der. Hükümdar, ona yetmiş altın verir. Cimri, yetmiş altının yüzde biri 0.7 altın ettiği için, altın yerine, 0.7 altının değeri olan gümüşü verip sözünde durur.





  7. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar


    GENEL SORULAR VE CEVAPLARI


    buraya diğer sorular eklenecek
  8. Yazan: CA-CHALLENGE
    No Avatar


    Umarım Faydalı Bir Konu Olur

  9. Yazan: MiSS-FENER
    No Avatar
    Emeğine Sağlık cihanasran Faydalı Olucaktır..


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM





Benzer Konular

  1. Abdestle İlgili Soru Ve Cevaplar
    Konuyu Açan: AĞRAZ, Forum: İslami Sorular Ve Cevaplar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07.10.2012, 11:30
  2. Ulead Gif ile İlgili Soru ve Cevaplar
    Konuyu Açan: Kaktus, Forum: Grafik Genel.
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj : 18.01.2012, 11:04
  3. Soru Bankası - Sağlığınızla ilgili Soru ve Cevaplar
    Konuyu Açan: CA-CHALLENGE, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 56
    Son Mesaj : 28.09.2011, 20:13
  4. Photoshop ile İlgili Soru ve Cevaplar
    Konuyu Açan: Kaktus, Forum: Photoshop Dersleri.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 25.11.2010, 03:10
  5. Oruçla İlgili Soru Ve Cevaplar
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: İslami Sorular Ve Cevaplar.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 11.08.2010, 13:38

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx