YAHUDİLER LANETLİ KAVİMDİR

  1. " Onlar (Müslümanlar) bir zulme ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleri ile yardımlaşırlar . (Şura 39) "


    YAHUDİLER LANETLİ KAVİMDİR

    (Bu yazı, bu gerçeğin aksini iddia etmeye kalkışan "Yahudileşme Temayülü" isimli bozuk görüşlü kitabın tekzibidir.)

    Bu okuyacaklarınız; Mustafa İslamoğlunun Yahudileşme Temayülü isimli kitabındaki bozuk görüş ve fikirlerinin tekzibi ve meselelerin ayet, hadis ve sahih ilmi kaynaklar kullanılarak izah edilmiş hakikatleridir.
    Yahudileşme Temayülü isimli kitap daha bir çok yanlışlar ve çarpık görüşlerle doludur. Bu yazıda ancak bir kısmının tekzibi yapılmıştır.
    Bu kitap kitapçılarda satılmakta olup, aynı zamanda günlük neşredilen Vakit adlı gazetenin promosyonu olarak bu günlerde kampanyası yapılmaktadır. Müslümanın dinini yaşamak ve korumak vazifesi içinde bu kitabı ve kampanyasını yapan yahudileşme eğilimindeki gazeteyi almaması da bir görevidir.
    Mustafa İslamoğlu, bundan böyle yine kitaplar, yazılar yazacaktır. Müslümanlar bilmelidir ki söylediği sözler, yazdığı yazılar, neşrettiği fikirler bir yahudi kaleminden çıkmaktadır. Allaha tövbe eder, Ehli Sünnet akidesine dönerse bağışlanması ancak Allahın bileceği iştir. Dileriz ki tövbe edip, bozuk görüşlü yayınlarına son versin, Müslümanlardan özür dilesin ve mevcut olan yayınlarını da imha ettirsin.

    Saygıdeğer okuyucularımıza önemle arz olunur.

    KAFİRUN SURESİ:

    Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla
    (Rasulüm) de ki: Ey kafirler!
    Ben sizin ibadet ettiğinize ibadet etmem.
    Siz de benim ibadet ettiğime ibadet ediciler değilsinizdir.
    Ve ben sizin taptığınıza tapıcı değilim.
    Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsinizdir.
    Sizin dininiz sizin içindir, benim dinim de benim içindir.

    YAHUDİLER LANETLİ KAVİMDİR

    Mustafa İslamoğlu, Yahudileşme Temayülü kitabında yahudiler lanetli kavim değildir , Lanetli kavim yoktur. demiştir.
    Kuran ayetleriyle sabittir ki yahudiler lanetli bir kavimdir ve bir çok ayette Allah tarafından lanetlenmişlerdir.

    Maide suresinin 12 ve 13. ayetlerinde:
    Andolsun ki, Allah, israiloğullarından sağlam bir söz almıştı. Hatta biz içlerinden de, (kavimlerin hallerini bilen ve düşmana karşı gelmede) güvenilir on iki kişi göndermiştik. Allah buyurmuştu ki: Ben, sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım eder ve Allaha güzel ödünçle bir borç verirseniz (Allah yolunda harcar ve ihtiyacı olanları Allah için gözetirseniz) mutlaka sizin kabahatlerinizi örterim ve elbette sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Kim bundan (yani Allaha karşı söz veriyoruz dedikten) sonra küfre saparsa, muhakkak o dümdüz (hak) yoldan sapmıştır.

    (Verdikleri) kati sözlerini bozmaları sebebiyle biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Onlar (Tevratta gerek Rasulü Ekreme gerek diğer ahkama ait) kelimeleri, yerlerinden kaldırıp değiştiriyorlar. Onlar uyarıldıkları şeylerden de nasiplenmeyi unuttular (terkettiler hevalarına tabi oldular). (Rasulüm) içlerinden pek azı hariç, onlardan yana daima bir hainliğin farkına varıp durursun. Yine de sen onları affet ve aldırma. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

    Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayetlerin tefsirinde:

    Rahmetimizden tard-ü tebid (kovduk, uzaklaştırdık) ettik. Demektir ki, asıl mefhumu ve en geniş manası budur. Velhasıl nakzı misak (ahidlerini bozmaları) yüzündendir ki başlarına felaketler yağdırdık ve kalplerini kasvet içinde bıraktık. Ne söylense duymaz, Allahın adaletini tanımaz, zulümden kaçınmaz, Allahtan korkmaz, yeisten kurtulmaz bir hale getirdik. Kalplerini maşuş para gibi bozuk ve düşkün bir hale getirdik. Bunun için kelimeleri yerlerinden tahrif ederler-Kelimeleri şuraya buraya çekerek tağyir (bozmak değiştirmek) ederler. Bu onların öyle bir adeti olmuştur ki Allahın sözünü, ve arzularına muvafık gelmeyen Ahkam-ı İlahiye'yi tahrif ve tağyir ederler. Nitekim Tevrattaki Recm ayetini rüesa hakkında tahmim yani kömürle yüz karalamak diye değiştirip, tevile kalkışmışlardı. Fırsat bulunca elfazı da tağyir ederler, fakat çoğunlukla buna imkan bulamadıklarından dolayı tahriflerini su-i tevil ile yaparlar. Kelamullahı tahrif etmekten daha büyük bir kasveti kalp de tasavvur olunmaz.

    Yine kalplerinin kasvetinden veya bozukluğundan tazkir ve ihtar olundukları (hatırlatılıp, uyarıldıkları) şeylerden en büyük bir kısmını da unuttular, Hazzalmayı, intifa etmeyi (faydalanmayı) unuttular, hatırlarına getirmez veya getiremez oldular ki Hatemül Enbiya'ya iman bu cümledendir. Ya Muhammed, sen de bunlardan daima bir hıyanete muttali olur durursun. Yani bunların adetleri budur. Selefleri Enbiyaya ahidlerini bozdukları ve katletme ile hıyanet edegeldikleri gibi halefleri de (onlardan sonra gelen devamları) sana hıyanet eder dururlar, ahidlerini bozarlar, düşmanlarına müzaherette (yardımda) bulunurlar, seni katletmeye ve tesmime (zehirlemeye) teşebbüs etmek isterler. Yahudilerin hali işte budur.
    Allah-u Teala, bizi yahudilere, hristiyanlara ve bütün kafirlere karşı uyarmaktadır. Maide Suresi 51. ve 57. Ayetlerde şöyle buyurulur:
    Ey iman edenler ! yahudileri ve hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardakçılık ederse, muhakkak onlardandır. Allah ise zalimlere hidayet etmez.
    Ey iman edenler! Ne sizden önce Kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyuncak yerine tutanları, ne de, kafirleri dost tutmayın. Eğer Müminler iseniz Allahtan korkun

    YAHUDİLERİN ALLAHA İFTİRALARI

    Yahudilerin Allaha iftiraları ve nasıl bir millet oldukları Kuran-ı Kerimde açıklanmaktadır:
    Biz Allahın oğulları ve dostlarıyız (Maide 18)
    Sayılı günler dışında cehennem bize asla dokunmayacak (Bakara 80)
    Üzeyir Allahın oğludur (Tevbe 30)
    Ebussuud Efendinin beyanına göre Ehli Kitap, ahir zamanda gelmesi vaadedilen Peygamberin vasıflarını kendi kitaplarında bulunan evsafın tersine değiştirerek Allah-u Tealaya karşı en büyük iftiralarından birini yapmışlardır.
    Rasulullah (SAV) in, geçmiş kitaplarda zikredilen evsafını değiştirmeleri ve işlerine gelmeyen zor hükümleri tahrif etmeleri de Allah-u Tealanın ayetlerini tekziptir.
    İftira ise kasten yalan söylemektir.
    Allah-u Teala, bu iftiracıların felahlarını nefyetmekle (ortadan kaldırmakla, sürgün etmekle), dünya ve ahiretteki bütün kurtuluşlardan mahrumiyetlerini beyan etmektedir.

    Allah-u Tealaya yalan iftira edenden daha zalim kim olabilir? (Hud 18)

     İşte onlar, kendilerini ziyana uğratanlardır. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiştir. Şüphesiz ki onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. (Hud 21-22)

    Onlar hakkında zalim tabiri niçin kullanılmıştır? Çünkü onlar lafız veya mana yönünden Allah-u Tealanın Kitabını değiştirdikleri için Allah-u Tealaya karşı yalan uydurmakta, kendi, kitaplarında bulunan bazı ayetleri yalanlamakta, Muhammed (SAV)nin mucizelerini ve Kitabını inkar etmektedirler.
    Bazen de kendi kitaplarındaki hakikatleri gizlemektedirler ki tekzip, yalanlama sayılır. İşte onlar bu sayılanların hepsini yapmışlardır.

    Artık bundan sonra her kim Allah-u Tealaya karşı yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Al-i İmran 94)

    Allah-u Tealaya karşı yalan uydurandan yahud kendisine hiç bir şey vahyedilmemişken bana da vahyolundu diyenden ve ben de Allah-u Tealanın indirdiğinin bir benzerini indireceğim diyenden daha zalim kim vardır? (Enam 93)

     Allaha karşı yalan iftira eden ya da Onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? İşte onlar var ya Kitaptan nasipleri ( haklarında ezelde yazılmış olan ömür ve rızıkları kendilerine ulaşacaktır. Nihayet elçilerimiz (melekler) canlarını almak üzere geldikleri vakit Allah-u Tealayı bırakıp da tapmakta olduğunuz ilahlarınız nerede? (Onlar da ): Bizden kayboldular (bize fayda vermediler)" derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahidlik ederler. (Araf 32)

    (Habibim) De ki: Allah-u Teala üzerine yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler. Dünyada bir meta (bu iftiraları sayesinde bir miktar dünyevi menfaat sağlayabilirler.) sonra dönüşleri ancak bizedir, (Bundan) sonra da inkar etmekte oldukları şeyler yüzünden onlara pek şiddetli azabı tattırırız. (Yunus 69-70)

    Allah-u Tealaya yalan iftira edenden daha zalim kim olabilir? Onlar (Kıyamet gününde) Rabblerine arzedilecekler, şahidler de:  İşte bunlar Rabblerine karşı yalan söyleyenlerdir diyeceklerdir. Agah olun ki! Allahın laneti o zalimler üzerinedir. (Hud 18)

    Dilleriniz yalanı vasfedeceği zaman (söyleyeceği ve böylece) Allaha yalanı iftira etimiş olacağınız için (vahye dayanmaksızın, her hangi bir şey hakkında) Şu helaldir, bu haramdır demeyin. Şüphesiz Allaha karşı yalan uyduranlar felah bulmazlar. Kazandıkları pek az bir faydadır. Halbuki onlar için (ahirette) çok elem verici bir azap vardır. (Nahl 116-117)

    Mustafa İslamoğlunun Yahudileşme Temayülü kitabında bu ayetlere riayet edilmemiş, hevadan bozuk görüşler ileri sürülmüştür. Kuran-ı Kerimde yahudilerin lanetli oldukları ayetlerle beyan edildiği halde lanetli olmadıklarını iddia etmek bu şahsın ne haddinedir! Bu da ayette geçen yahudilerin yaptıkları gibi Allahın ayetlerini yalanlamaya kalkışmak değildir de nedir?

    İSLAMDA RECM CEZASI

    Recm cezası konusunda Mustafa İslamoğlu kitabında, Peygamberimizin (SAV) recm uygulamasını reddetmeye kalkışmış, Peygamberimiz (SAV)in recm cezası uygulamasının kaldırıldığını ıspata çalışmıştır. Oysa zina edenlere uygulanması kati nasla farz olan recm cezasını bütün Ehli Sünnet uleması kabul etmiştir. Ancak bazı sapık görüşlüler ve bidat ehli inkar etmeye kalkışmışlardır. Aşağıdaki ayetlerde görüleceği gibi Peygambere itaat Allaha itaattir. Recm cezası uygulaması kaldırılmamıştır.

    (Ey Rasulüm) de ki : Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allahda sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir. (Al-i İmran 31)

    (Yine) de ki: Allaha ve Peygambere itaat edin. Eğer onlar yüz çevirirlerse (kafir olurlar), şüphesiz ki Allah kafirleri sevmez.(Al-i İmran 32)

    Kim Peygambere itaat ederse, muhakkak Allaha itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (üzülme) biz seni onları üzerine bir bekçi göndermedik. (Nisa 80)

    Hz. Peygamber (SAV); Allahın kulu, elçisi ve İslam dininin temsilcisidir. Ahlakı Kurandır. Allaha inananlar için dünya ve ahiret işlerinin tümünde en güzel örnek ondadır. Söyledikleri ve yaptıkları Allahın gözetimi, izni altındadır. Kuran'ın tek uygulayıcısı odur. Kendisinin buyrukları da Kuran'ın ruhuna uygun olup, yalnız kendi zamanıyla kayıtlı değil, bütün zamanlarda geçerlidir. Çünkü Ona Kuranı açıklama yetkisi verilmiş ve Hikmet öğretilmiştir. Sağlam kaynaklardan gelmiş hadislerine itibar etmeyip yalnız Kurana itibar ederek veya ayetlerin bir kısmına itibar edip bir kısmına etmeyerek Peygamberi sadece bir aracı kabul etmek kafirliğin ve dinsizliğin bir köprüsüdür. Çünkü hayat dini olan İslam, Allahın bildirmesi ve Rasulünün açıklama ve uygulamasıyla meydana gelmiştir. Hadisler de Peygamberin ağzı ile ve fiili ile söylenmiş Allah sözüdür. Ayette belirtildiği üzere Allaha itaat ve sevgi Rasulüne Onun hadis ve sünnetine uymakla gerçekleşir. Kim de bunlara gönül rahatlığıyla teslim olmazsa iman etmiş sayılmaz.

    Hayır, öyle (dedikleri gibi) değil. Rabbine andolsun ki (onlar) aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapmadıkça sonra da verdiğin hükümde içlerinde bir sıkıntı ve (şüphe) duymadan, (Sana) tam teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (Nisa 65)

    Rasululllah (SAV) in hükmüne razı olmayan Allahın ayetlerinin bir kısmını veya tamamını tanımayan, eksilten, ekleyen, değiştirmeye kalkışan, kendi kendine hükümde bulunan, Allahın hakimiyetini tanımayanların Allaha iman etmemiş olduğu onaylanmaktadır.
    Hulasatul Beyanda ve Elmalılı Tefsirinde: Şu halde ayet, Alahın kitabına ve Rasulullah (SAV)in sünnetine uygunluk dışında bir şeyin hükmüne razı olmanın küfür olduğuna delalet eder. Binaenaleyh, Allahın ve Peygamberin hükümlerinden her hangi bir şeyi ister beğenmeyerek, ister küçümseyerek kasten reddetmek, kesmek, kısaltmak, istediği kısmını alıp, istemediği kısmını bırakmak, hevasından yorum yapmak, İslamdan çıkmaktır. Denilerek Razi, Kadi, ve Hazinden nakledilmiştir.

    Kim de Allaha ve Peygamberine asi olur da Onun (hükümlerini istemeyerek) sınırlarını aşarsa, Allah, onu ebedi kalacağı ateşe koyar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisa 14)

    Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... Eğer herhangi bir şey hakkında çekişir (anlaşamaz) sanız, eğer gerçekten Allaha ve ahiret gününe inanıyorsanız, Onu, Allaha ve Rasulüne arzedin. (Kuran ve Sünnetle halledin.) Bu, (sizin için daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa 59)

    Bu Ayeti Kerimede Önce Allaha itaat ediniz, Rasulüne itaat ediniz denildiği halde, Ulül Emre de denilmekte, itaat kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah ve Rasulüne itaat mutlaktır. Ulül emre itaat ise mutlak değildir. İslama göre seçilmiş Ulül emr, meselelerin çözümünü hevasına göre değil, Allah ve Rasulünün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulül emre itaat ise onun Allah ve Rasulüne itaati olduğu müddetçedir. Rasulullah (SAV) : Allahın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur Ulül emr için sizden olacaktır kaydı vardır. Çünkü Allahın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kafir olanlar sizden ifadesi içine girmez. Ayette aranızda geçen anlaşmazlık konularında Allahın Kitabı ve Rasulünün sünnetiyle halletmemiz emredilmektedir. İmam Şafii Er-Risalesinde: Sadece Kitapla yetinmek, sünneti terk etmek nasipsizlerin görüşüdür demektedir. Çünkü sahih sünnetleri kabul etmemek İslamı yıkmaya kalkışmaktır. Veya yıkmanın bir planıdır. Rasulullah (SAV): yalnız Kurana sarılın, bize Allahın kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin de dinden çıkacağı hakkında icma vardır. (İbn-i Hazm, El İhkam C.1)
    Yahudileşme Temayülü isimli inkar dolu kitapta Recm cezası açıkça inkar edilmiştir. Ehl-i sünnet ulemadan recm i inkar eden tek bir alim yoktur. Ancak 19. ve 20. yüzyıllarda ortaya çıkan şirk ehli kimseler ve onları taklid eden yerli müsteşrik hayranı taklitçiler inkar etmeye başlamışlardır.
    Recm cezası, Kuranın nüzulünden sonra hükmü kalkmış olan Tevratın tahrif edilmeden önceki halinde de Allahın emri idi. Yahudiler recm cezasını inkar etmişlerdir. Görüyoruz ki Mustafa İslamoğluda yahudilere özenerek kati naslarla sabit farz olan recm cezasını inkara teşebbüs etmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi Allahın ayetini ve Rasulullahın sünnetini inkar küfürdür. Mustafa İslamoğlunun niyeti açıkça görülmektedir ki, yahudilerin ettiği inkarı Müslümanlara da ettirmek, böylece dine fitne sokmak ve Müslümanları yahudileştirme çabasına girerek misyonerlik faaliyetlerini yürütmektir. Mustafa İslamoğlu, Kuranı tahrif etmek için boş bir şekilde çabalamaktadır. İlim sahibi değildir. Ders almaya diyerek gittiği yerlerden kaçarak geldiği bilinmektedir.
    Recm konusunu Hz. Ömerin (İbn Abbastan) rivayetine göre hutbesinde şöyle irad olunmaktadır:
    Allah Teala hazretleri Muhammet (SAV)'i hak din ile gönderdi. Ve Ona Kitapı indirdi. Bu indirilenler arasında recm ayeti de vardı! Biz bu ayeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Rasulullah (SAV) zina yapana recm cezasını tatbik etti. Ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince bazıları çıkıp: Biz Kitabullahta recm cezasını görmüyoruz (deyip inkara sapabilecek ve) Allahın Kitabında indirdiği bir farzı terkederek delalete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların cezaları delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübut bulduğu takdirde onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullahta mevcut bir hakkıdır.
    Mustafa İslamoğlu kitabında recm cezasının nesh edildiğini iddiaya kalkışmıştır, bu iddia yanlıştır. Ayrıca kitabında neshi inkar etmiştir, neshi kabul etmemiştir. Büyük bir çelişkiye düşmüştür. İşine geldiği zaman recm cezasının nesh edildiğini savunurken işine geldiğinde de neshi reddetmiştir.
    Nesih: Allah Tealanın uyguladığı tedrici / pedagojik bir eğitim metodu ile dinler ve hükümler arasında yaptığı bazı değişikliklerdir. Dinler arası nesihle İslam önceki dinleri hükümsüz bırakmış, ayetler arası nesih de aynı konudaki bir hüküm için yeni bir açıklama getirilip bu hususdaki son hareket tarzı belirtilmiştir. Genel olarak yürürlüğe giren bu son ayet, aynı zamanda bir hükmün müddetinin beyanı bazen de takyididir.
    Mustafa İslamoğlu, nesihi inkar etmiştir. Ümmeti Muhammede nesh meselesinde iftira etmiştir. Allahın ayetleri birbiriyle çelişkiye düşmez. Hükmü koyan da yeni bir hüküm getiren de Allahtır. Hüküm sahibi şüphesiz Allahtır. İmam Suyutinin dediği gibi cahiller ve ahmaklar dışında onu kimse inkar etmez. Neshi inkar olayının temelinde yahudiler vardır. Bakara Suresinin 106. Ayet-i Kerime'sinin nüzul sebebi de budur. Mustafa İslamoğlu yahudilerle aynı düşünceye sahip olup neshi inkara kalkışmıştır. Nesh meselesiyle Müslümanların kafalarını karıştırarak, imanlarına şüphe zehrini sokmaya ve kendisi gibi inkara yöneltmeye çalışmıştır. En büyük çabası ise Kuranın hükmünü inkara kalkışarak Kuranı zedelemeye çalışmaktır. Fakat cehl ehli bilmez ki onların cehli Kurana zarar veremez.
    Mustafa İslamoğlu nesihi inkarla Kuranı inkara ve tahrif etmeye kalkışmıştır. Aşağıdaki ayetlerde Kuranın Allahın koruması altında olduğu, Kuranı değiştirmeye ve inkara kalkışanların hazin durumu bildirilmektedir. Kuranı Kerim kıyamete kadar Allahın koruması altındadır. Kuran ayetlerinin değiştirilemeyeceği, tahrif edilemeyeceği Kuranı Kerimde bildirilmiştir.

    (Rasulüm,) Rabbinin Kitabından sana vahyedilenleri oku. Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ondan başka da asla sığınılacak bulamazsın. (Kehf 27)

    Rabbinin sözü hem doğruluk hem adalet bakımından tamamlanmıştır. Onun sözlerini hiç değiştirecek yoktur. O (herşeyi) hakkıyla işitendir bilendir. (Enam 115)

    Muhakkak ki o zikri (Kuranı) biz indirdik. Biz; şüphesiz onun koruyucusu da ancak biziz. (Hicr 9)

    Allahın ayetlerini inkar edenlere kafirler denmiştir. Ayet-i Kerimede: Hayır o (Kuran) kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde parlayan apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi de zalimlerden başkası inkar etmez. (Ankebut 49) buyurulmuştur.
    Onlar bir de kendilerine zulmettiklerinden dolayı kafir olmakla kalmayıp aynı zamanda zalim de oldukları bildirilmektedir. Zalim olunca da hem kendilerine hem de başkalarına zulmettiklerine işaret vardır.
    Yahudileşme Temayülü kitabının yazarı Muhammed ümmeti Kuranı tahrifi diyerek kendisinin tahrif çabalarını Müslümanların üzerine iftira edip yıkarak suçuna bütün Müslümanları ortak etmeye kalkışmıştır.
    Bu kitaba (Yahudileşme Temayülü) uyanların, doğrulayanların hali nicedir. Yüz çevirenlerden ve hakiki kaynaklara itibar edenlerden Allah razı olsun.

    MÜTEŞABİH AYETLER MESELESİ

    Müteşabihat meselesiyle iligili olarak Mustafa İslamoğlu Yahudileşme Temayülü kitabında İmam Eşariye iftira atarak Mutezileyi korumuş, Mutezilenin Kurana iftira atarak yürütmeye çalıştığı inkar silsilesini Mustafa İslamoğlu haddini aşarak devam ettirmiş, İmam Eşariye iftira atmaya çalışmıştır. Halbuki İmam Eşari hayatı boyunca Mutezileye karşı verdiği ilmi mücadeleyle bilinmektedir. İslamoğlunun yaptığı hile şudur ki İmam-ı Eşari ile Mutezile sapık kolunun aynı cümle içerisinde sarfederek Mutezileyi aklamaya çalışmaktır. Buradan da görülmektedir ki Mustafa İslamoğlu, Mutezile gibi bir sapık kolun devamı olmaya kendini adamıştır. Al-i İmran Suresi 7. ayette müteşabih ayetler meselesine şu şekilde açıklık getirilmiştir:

     O, sana bu Kitab!ı indirendir. Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemdir ki bunlar Kitabın anası, temelidir. Diğer bir kısmı da müteşabihtirler. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve kendi arzularına göre onun teviline yeltenmek için onun müteşabih olanına tabi olurlar. Halbuki, onun gerçek tevilini Allahtan başka kimse bilmez. İlimde yüksek gayeye erenler ise: Biz, ona inandık; hepsi Rabbimiz katındandır. Derler. Bunları akıl sahiplerinden başkası düşünmez.

    Mutezile Nedir?
    Mutezile, Sünnet anlayışının dışında sapık şii kolunun devamı kopup ayrılanlar manasını taşıyan itikadı bozuk sapık bir koldur. İslamda derin ve sırri tefekkür yerine ilk ve sığ bir felsefe özentisi ve yeltenişin özentisidir.
    Mutezile ile Ehli Sünnet bağdaştırılamaz. Mutezilenin manasından da anlaşıldığı gibi kopup ayrılanlar yani, Kuran ve Sünnet anlayışından çıkanlardır. Anlaşıldığı üzere Mutezile Kuran ve Sünnet anlayışına düşman sapık bir koldur.

    HADİSLERE İFTİRA

    Mustafa İslamoğlu, kitabında, Hele zanni bir delil olan hadis demiştir.
    Mikdam İbnu Madikerb (ra) anlatıyor:
    Rasulullah (SAV) buyurdular ki:

    Haberiniz olsun rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: Bizimle sizin aranızda Allahın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz. Diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Rasulullah (SAV) haram kıldıkları da tıpkı Allahın haram ettikleri gibidir. (Ebu Davut, Sünne, Tirmizi, İbn Mace, Mukaddime)

    Esas şudur ki; arzettiğimiz Hadis-i Şerif, Rasulullah (SAV)'in de aynen Kuranı Kerim gibi haram veya helal hükmünü koyma yetkisi olduğunu beyan etmektedir.
    Mucizevi şekilde Hz. Peygamber (SAV) her devirde bir kısım müreffef cahillerin oturduğu yerden Kurandan başka şey tanımayız diye ahkam keseceklerini haber vermektedir. Sözünü evirip kıvırıp neticede bu manayı ifade eden bedbahtlar günümüzde de mevcuttur. Bu kimselerin tasvir edilmek istendiğini, bunların iyi döşeli, müzeyyen evlere kapanmış, ilim çilesi çekmemiş, rahatına düşkün, cahil kimseler olacağına dikkat çekildiği belirtilmektedir. Her Müslümanın bildiği gibi hadis, şer i olarak Kuran kuvvetindedir. (İslam Hukuku Metodolojisi) Hadis-i Şerifler kesin bilgi ifade eder. Bu yüzden de Rasulullahın Hadislerini inkar eden kafir olur. Çünkü böyle bir inkar Rasulullahı inkar anlamına gelir. (Hadis Usulü) Hadisler konusundaki kati kurallar böyle iken Mustafa İslamoğlunun Hadise zanni demesinin İslam'daki hükmünü görmüş oluyoruz.
    Rasulullah (SAV) buyurmuştur ki Hariciler cehennemin köpekleridir
    Mustafa İslamoğlunun karşı imiş gibi gösterip hakikatte fikirdaş olduğu Mutezile ile Hariciler aynı sapık kolun parçalarıdır.
    Mustafa İslamoğlu, Kaderiye bu ümmetin mecusileridir Hadis-i Şerifini uydurma diyerek inkar etmiştir. Ebu Davut, Tirmizi ve Kütüb-ü Sittede yer alan sahih bir Hadistir. Mesele şudur ki, yahudi ve fars kollarınca üzerine abanılan ve akıl anarşizminin bombası halinde kullanılan kader meselesine dair bu zihniyet yani Kaderiye zihniyetinin tahkir edildiği Hadisi inkar etmesi Mustafa İslamoğlunun yahudileşmesinden dolayıdır. Bu sebeple inkar etmesini gerektirmiştir. İslamoğlunun inkar etmeyi tercih ettiği Hadislere bakılırsa, kendi bozuk zihniyetini ortadan kaldıran, bu grubun küfrünü ıspat eden ve bu çirkin zihniyetleri tahkir eden Hadisleri yalanlamayı tercih etmiştir.

    Hadis-i Şerif şöyle cereyan etmiştir:
    Rasulullah (SAV)e
    İranlı soruyor:
    -Kızlarıyla ve kardeşleriyle zina eden bazı iranlılara niçin böyle yaptıkları sorulunca, bu, Allahın kaza ve kaderidir, diyorlar.. Ne buyurulur?...
    Peygamberimiz (SAV)'in cevabı şöyledir:
    -Benim ümmetimden de böyle söyleyenler çıkacaktır. İşte onlar ümmetimin mecusileridir.
    M.İslamoğlu, bu sapık zihniyetin ne başı ne de sonudur. Yapmaya çalıştığı kıyamete kadar devam edecek olan kendi cehennemini hazırlayan ve peşinden sürükledikleri insanları da dinin dışına çıkarmaya çalışan itikadı bozuklardır. Şimdiye kadar çıkmışlardır ve bundan sonra da çıkacaklardır. Bu ne ilktir ne de sondur. Yeni bir şey değildir. İslamoğlu, komik bir safdillik ile bunu ilk olarak yaptığının heyecanıyla kendisinin şöhret arzusunu kamçılamaktadır.
    Rasulullah (SAV) buyurdular ki; (İbn Abbastan)
    Ümmetimden bir grup insan Kuranı muhakkak surette okuyacak, ancak bunları okun avını süratle delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar. Peygamberimiz (SAV) bu Hadiste Biz Kuranı tanırız, Sünneti tanımayız gibi sözlerle Sünneti, icmayı, ulemayı reddeden güruha işaret buyurmaktadır. İslam tarihinde zaman zaman bu çeşit iddia sahipleri zuhur etmiş, saman alevi gibi parlayıp sönmüşlerdir. Cehalete dayanan tantanalı, kof sözlerinin teşkil ettiği büyü, ilmin elmas kılınçlarıyla bozulunca efkar-ı amme kamuoyu- nazarında itibarlarını çabucak yitirmişlerdir. Peygamberimiz (SAV) bu çeşit sapıklıkların kıyamete kadar tekerrür edeceğini bildirmekte, sapık ahkamlarını hep Kurana dayandırarak- kestiklerini belirtmektedir. Dolayısıyla Hadiste, sadece Kuranı esas alarak ortaya çıkacak iddia sahiplerine karşı müminler uyarılmakta, onlara karşı müteyakkız olmak (uyanmak, uyanık bulunmak) istenmektedir. Bu sapık görüşlü kitabı (Yahudileşme Temayülü-M.İslamoğlu) almamak ve bilinç ve direnç göstermek bu teyakkuzun ne kadarıdır ki? Hiç olmazsa bu vazifeyi yapmaktan çekinilmemelidir. Bir vazifedir. İfa edilmelidir.
    Kuranın anlaşılmasında Sünnete müracaatı esas alan kitleye Ehl-i Sünnet, Sünneti reddedip hevayı esas alan zümrelere de Ehl-i Heva, Ehl-i Bida denilmiştir. Sünnete müracaat etmenin Kuran emri olduğunu daha önce açıkladık.

    İSLAM VE MİTOLOJİ BENZETMESİ !

    M.İslamoğlu kitabında İslam mitolojisi kavramını kullanmıştır.
    Mitoloji; Yunan medeniyetinin hurafe ve efsanelerini, cemiyetin itikatlarını gösteren uydurma bir dindir. Bir çok uydurma ilaha inanma, kendilerince uydurulan efsaneleri putlaştıma anlayışıdır. Bu tasavvurda uydurma iki ilah ve bunlara tabi bir çok uydurma ilah ve onlara bağlı yarı ilahlara inanış mevcuttur. Yarı ilahların insanlardan olduğu kabul edilir.
    İslam ile mitoloji anlayışı aynı cümle içinde dahi kullanılamaz. İslam tevhid inancı üzere inşaa edilmiştir. Ve hak dindir. Mitoloji ise insanların uydurduğu bir çok tanrıya inanılan uydurma bir hurafe inanıştır. Bazı kötü niyetli kimselerce din yerine konulmaya çalışılmıştır. Şirk anlayışının biçimlere ve şekillere dönüştürülmüş halidir. İslamoğlunun sapık inancı İslam mitolojisi cümlesi ile de ortaya çıkmış ve kendini bir kez daha ele vermiştir.

    HADİS-İ ŞERİF'İ İNKAR MESELESİ

    Mustafa İslamoğlu  Seyhan, Ceyhan, Fırat, Nil cennet nehirlerindendir. Hadis-i Şerifini kaynağıyla birlikte zikrediyor ve Bu hadis her bakımdan yanlışlarla doludur diyor. Senedi sahih lakin metninde israili rivayet olan hadis diyor.
    Kurana, Hadislere hiç bir İslami unsura israili rivayet denilemez. İslamoğlu israili sözcüğü ile Müslümanların zihnini karıştırmaya çalışmakta, yahudiliği İslamın bir parçası imiş gibi göstermektedir. israili dediği yahudiliktir, yahudilik ile İslamı bağdaştırmaya ve kendisinin yahudiliğine zemin hazırlamaya çalışmaktadır.
    Senedi sahih diyerek Hadisin Peygamber Efendimiz (SAV) tarafından söylendiğini kabul etmekte sonra Her bakımdan yanlışlarla doludur demekte israili rivayet demekte, böylece Rasululllah (SAV)e büyük bir iftirada bulunmaktadır. Allahın Rasulüne adeta savaş açmaktadır. Senedi sahih, metni israili diyerek benim derdim hadis değil, hadisi beyan eden Rasululahtır demeye kalkışmaktadır.
    Hz.Ali (Ra.) anlatıyor:
    Rasulullah (SAV) buyurdular ki: Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer. (Buhari, Müslim, Mukaddime, Tirmizi)
    Hadis, Rasulullaha yalan nisbet etmeyi yasaklamaktadır. Yasağa yalanın her çeşidi dahildir. Bazı cahillerin Şeriatının teyidine (doğrulamak, sağlamlaştırmak için) yardım ediyoruz gibi bahanelerle Hadisleri yorumlamaya cüretleri, bu Hadisin kuvveti karşısında hiç bir meşruiyet kazanamaz. Ve Rasulullah (SAV)in Ateşe girer tehdidinin dışında kalamaz. İbnu Hacer derki: Rasulullahın söylemediği bir şeyi Ona söyletmek, Allaha da yalan bisbet etmeyi gerektirir. Çünkü bu, dinde şeri bir hüküm koymak demektir
    Necm Suresi 3. ayette:
    O, hevadan (kendi arzusuna göre) söylemiyor. buyurulmuştur.
    Rasulullah (SAV)in Hadislerini ve Hadislerin ihtiva ettiği emir ve bilgileri kabul etmeyenler, sadece hased, taassup ve inad ile fısklarından dolayı reddederler.

    KIYAMET MESELESİ

    Mustafa İslamoğlu Naziat Suresinin 43. ayetinin mealini şu şekilde çevirerek: Sana saatin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. Sen kim, onun zamanını söylemek kim? demiştir.
    Ayetin aslına ters düşen bir inkarda bulunmuştur. Bütün tefsirlerde: Sana o kıyamet saatinden soruyorlar; ne zaman gelip çatacak diye. Onun zamanını bildirmek sana gerekmez. şeklinde meal olunmuştur. Aradaki bu büyük fark Mustafa İslamoğlunun emelinin ne olduğunu tekrar göstermektedir.
    Hadislere dil uzatan M. İslamoğlu, ayetlere de dil uzatma bedbahtlığında bulunmuştur.
    El Cin Suresindeki 25-26-27. ayetleri gözönünde bulundurmamış Müslümanların da açıp okuyacağını aklına getirememiştir.

    De ki: Ben bilmem ki: Tehdit edilir olduğumuz şey yakın mıdır. Yoksa Rabbim onun için uzun bir müddet mi tayin kılar. Gaybı bilendir, fakat gaybı üzerine bir kimseyi apaçık haberdar etmez. İhtiyar buyurduğu bir Rasul müstesna, çünkü O, bunun önünden ve ardından muhafızlar sevkeder."
    Bu Ayet-i Kerimeleri Ömer Nasuhi Bilmen şöyle izah eder:
    Evet... O Rabbim (gaybı bilendir.) Kıyametin zaman-ı zuhurunu ve emsalini ancak o Haalık-ı Azim bilir. (Fakat) o mabut-i Hakim (gaybı üzerine bir kimseyi apaçık haberdar etmez.) Hiçbir kimse, kıyametin vukuunu vesaair mugayyebattan olan şeyleri kati, zahir bir surette bilip tayin edemez. O Haalık-ı Kerimin (ihtiyar buyurduğu- seçtiği- bir Rasul müstesna) Onu dilediği mugayyebattan veya hukuk-i risalete tealluki olan bazı gayblardan vahiy yolu ile, Cibril-i Emin vasıtasıyla haberdar buyurur. (Çünkü O) Haalık-ı Hakim (Bunun önünden ve ardından) yani: böyle gaibe müttali ettiği Rasulünün her cihetinden (muhafızlar sevk eder. Onu hafaza melekleri korurlar, şeytanların suret değiştirerek o peygambere yanaşmalarına, o emr-i gaybe ait şeylere muttali olmalarına meydan vermezler.
    Elmalılı Hamdi Yazır ayetin izahını şöyle yapar:
    Allah-u Teala o saat ne vakit getirilip dikilecek, o kıyamet ne zaman olacak diye soruyorlar. Onu anlatmak senin vazifen değildir.Yahud senin gönderilmen onun yaklaşmasının alametidir. Çünkü sen peygamberlerin sonuncususun. Bununla yetinmeyip de sormaya kalkışmaları manasızdır.
    Müşrikler, kıyameti alaya alarak Peygamber (SAV) Efendimize kıyametin ne zaman kopacağını sorarlardı. Bununla, kıyametin kopmasını inkar etmeyi kastederlerdi.
    Bütün tefsirler, ayeti, kıyamet saatinin zamanının sorulduğu anlamı ile meal etmişlerdir. Buna rağmen M.İslamoğlu, kıyametten sözetmeyerek adeta muğlaklaştırmaya çalışmış, kıyamet konusunda da Müslümanların zihnine şüphe tohumları serpmeye çaba göstermiştir.
    M.İslamoğlu, ayeti mealinde Sana saatin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. Sen kim, onun zamanını söylemek kim? diyerek çevirmiştir.
    M. İslamoğlunun buradaki bir diğer amacı da, Peygamberimize olan düşmanlığını, ayete yanlış mana vererek adeta Allah adına Peygamberimize dil uzatarak meydana koymaktır.
    İslamoğlu! Sen kim, Rasulullah hakkında konuşmak kim?

    TERİM KULLANIRKEN HATA

    M.İslamoğlu, kitabında Erkeksi fıkıh tabirini kullanmıştır. İlimlerin cinsiyete göre ayrıldığı görülmüş hadise değildir. Hele ki İslami bir ilim dalına cinsiyetle ilgili tabir kullanmak tam bir terbiyesizliktir. Danıştığımız psikologlar; böyle bir tabiri (Erkeksi fıkıh) kullanmasının kişinin sapkın eğilimlerinin mevcut olabileceğini gösterdiğini beyan etmişlerdir. İlmi terimlere cinsiyet yakıştıracak kadar ileri giden kişinin bir an önce tedaviye yönelmesi hayırlı olacaktır.

    İMAM- AZAMA SAYGISIZLIK

    Mustafa İslamoğlu,"Bir kâfir için müslüman öldürülmez" Hadis-i şerifinin İmam-ı Azam tarafından kabul edilmediğini ileri sürmeye çalışmıştır. Bu izahı da yanlıştır. Zira İmam-ı Azam (rha) Zimmi kâfiri, kasden ve teammüden öldüren müslümana, kısas cezasının uygulanacağını", fakih raviden gelen başka bir hadis-i şerif ile izah etmiştir. Zikredilen hadis-i şerifin "Zimmet akdi olmayan harbiyi öldürdüğü için, bir müslümanın kısas edilemiyeceğini" belirtmiştir. İmam-ı Azam'ın "Bir kâfir için müslüman öldürülmez" hadisini reddettiği, hiçbir kaynakta mevcut değildir. Meselenin aslı, kaynaklarımızda şöyle geçmektedir: "Kısas için; "Maktulün hayatı mutlak olarak dokunulmaz (Yani kanı masum) olmalıdır.
    Zira Resul-i Ekrem (SAV) :
    "Zimmet" ehlinden bir gayri müslimi öldüren kimseye "Kısas" cezasını tatbik etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Elbette ben, benim zimmetim altında bulunanların hakkını almaya en layıkıyım" (Sahih-i Buhari)
    Ayrıca Hz. Ali'nin (Zimmet ehlinin cizye vermeleri, malları bizim mallarımız gibi kanları bizim kanlarımız gibi olması içindir" buyurduğu bilinmektedir. Resul-i Ekrem (SAV)'in: "Kâfire karşı mü'min öldürülmez" Hadis-i Şerifi Zimmet akdi imzalamayan harbilerle ilgilidir. Dolayısıyle bir müslüman; müstemen (Emanlı) bir harbiyi öldürürse kısas edilmez.
    M.İslamoğlu, Hadis-i Şerife dil uzatmış, yanlış mana vermiştir. Ayrıca İmam-ı Azama da saygısızlık ederek iftirada bulunmuştur.

    HELAL VE HARAM

    M.İslamoğlu; yiyecek, giyecek,resim, müzik , beşeri münasebetler konularında helal ve haram olmadığını, mübah kavramına hepsinin sığdırılacağını beyan etmiştir. Oysa her unsurda haram olan ve helal olan vardır. Bu hükümleri Allah koymuştur, bu yetki Allaha aittir.
    Kuran ve Sünnetle sabit olan haram unsurlara dayatma diyerek haramı helal yapma gayretindedir.
    Nahl Suresi 116. ayette:
    Dillerinizin yalan tavsifiyle Şu helaldir, şu haramdır! demeyin. Çünkü, Allaha karşı yalan iftira etmiş olursunuz. Allaha yalan iftira edenler ise asla kurtulamazlar. buyurulmuştur.
    Dillerinizin yalan vasıflandırmasıyla: Şu helaldir, şu haramdır demeyin. Çünkü Allah-u Tealaya karşı yalan iftira etmiş olursunuz. Allah-u Tealaya yalan iftira edenler ise asla kurtulamazlar. Herhangi bir şeyi helal kılmak veya haram etmek, Allah ve Rasulüne aittir. Haram ve helal konusunda insanların, kendi görüşleriyle amel etmeleri kesinlikle caiz değildir. Ben aklımı kullanarak diyorum ki, falan iş haram değldir. Veya falan iş haramdır demek büyük bir hatadır. Demek ki haram ve helal konusunda dinin koyduğu hükümler dışında hiç kimse hüküm yürütemez. Herkes, dinin koyduğu hükümlere uymaya mecburdur.
    Nahl Suresi 117. ayette Onlar için çok az menfaat vardır. Onlar için acıklı bir azap vardır. buyurulmuştur.
    Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayeti şöyle izah eder:
    Kendi görüşlerine göre haram veya helal hüküm veren ve hareketlerinde sadece bu dünyanın mefaatlerini gözeten insanlar bilsinler ki bu dünya nimetleri ahiret nimetleri yanında çok değersiz şeylerdir. Bu dünya menfaatini seçenler için Ahirette ise çok acıklı bir azap vardır.


    KAYNAK:Register


    Register

     

     

    erkancan - 11.06.2006 - 22:13
  2. yahudiler Allah'a verdikleri sözü tutmamış bir millettir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz'e ve Peygamberimiz'e verdikleri sözlere de hainlik etmişlerdir. Menfaatleri söz konusu olduğunda Müslümanlarla iyi geçinen menfaatleri olmadığında ise anında sırt çeviren bir millettir. Dolayısıyla Kur'an'da da lanetlenen bu yahudi milletinin savunulacak bir tarafı yoktur. Selametle.

     

     

    leotombak - 12.06.2006 - 23:03
  3. ELLERİNE SAĞLIK

     

     

    Çetin - 13.06.2006 - 01:19
  4. elLeriNe SaĞlık kArdeŞim sAĞolasıN

     

     

    GÖRELELİ - 13.06.2006 - 15:26
  5. TEŞEKKÜRLER Register

     

     

    Çetin - 17.06.2006 - 18:28
  6. Allah razı olsun

     

     

    matrakSsS - 12.05.2007 - 11:12
  7. Allah'a iftira atıyorlar haa..Cesarete bak.. Böyle adamları taksim meydaninda sallandiracaksin!!

     

     

    müzik prensesi - 16.01.2010 - 22:07




copyright

Soru Cevap