Kuran-ı Kerim Nasıl İndirilmiştir

  1. Kuran-ı Kerim Nasıl İndirilmiştir - Kuran-ı Kerim Nasıl İndirilmiştir Hakkinda - Kuran-i Kerim'in indirilisi Hakkinda- Vahiy Nasil inmistir - Vahiy Hakkinda




    Biliyorsunuz bir zamanlar bütün dünya insanı gibi Mekke halkı da cehaletin zifiri karanlığında gaflet uykusuna dalmıştı. Kâbe’nin içini dışını 360 kadar cansız putla doldurmuş; o putlara tapıyor onlardan medet umuyorlardı. İç dünyalarında şefkat sadakat fedakârlık gibi hiçbir erdem yoktu ve zulüm her yerde kol geziyordu. Gönlü boş kafası boş gece ve gündüzü boş insanlardı. Nereden geldiklerini dünyadaki görevlerinin ne olduğunu ve nereye gideceklerini bilmeyen zavallı yığınlardı.


    İşte böyle bir zamanda Cenâb-ı Hakkın rahmeti tecelli etti. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimize (a.s.m.) bir Ramazan günü Hira Dağında Cebrail (a.s.) geldi ve vahiy süreci başladı. İnsanlığın büyük bir kısmı onunla aydınlandı gaflet perdeleri yırtıldı. Her türlü put gönül dünyalarında paramparça oldu. Büyük insanlık olan İslâmiyet’le Cennet evine girdiler. Kederleri bitti yerine iki dünyalı bir huzur ve mutluluk geldi.

    Evet Peygamber Efendimiz Hira’daki Nur Mağarasında kulluk şerbetini doyasıya içerken insanlığın bu kara cehaleti kendisini fevkalâde üzüyordu. Belki kurtuluş yollarını düşünüyor dualar ediyordu.

    Tam o esnada Cebrail (a.s.) buyurdu ve “Oku” dedi. Titrek bir sesle “Ben okumak bilmem” dedi Peygamber Efendimiz. Melek onu kucaklayıp takati kesilinceye kadar sıktı ve aynı tatlı sesle “Oku!” dedi. Yine “Ben okumak bilmem.” diye cevap verdi. Melek aynı şekilde onu tepeden aşağıya tekrar sıktıktan sonra “Oku!” dedi. Üçüncü defasında “Ne okuyayım?” deyince melek “Yaradan olan Rabbinin adına oku…” dedi ve İkra Sûresinin ilk beş ayetini vahyetti. Efendimiz de o ayetleri tekrarladı.

    Peygamber Efendimiz bu olayı şöyle anlatıyor:
    O döndü gitti. Ben uykudan uyanır gibi oldum. Sanki kalbime bir kitap yazılmıştı. Mağaradan çıkıp dağın ortasına geldiğim zaman gökten şöyle bir ses geldi:
    “Yâ Muhammed sen Allah’ın Resulüsün ben Cebrail’im…”
    Böylece Kur’ân’ın ilk beş ayeti inmiş oldu. Orada “İkra!” yani “Oku!” diyordu. “Kâinat kitabını Rabbinin adına satır satır oku! İçindeki olayları Onun adına tahlil et! Mânâlarını öğren!” buyuruyordu.

    “İkra!” aynı zamanda “Topla!” mânâsına da gelir. Yani İnsanlar Allah’ın mülkünü putlara dağıttılar. Sahte güç odaklarına taksim ettiler. Sen Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur diyerek “Yaradan Rabbinin adına topla” onları Rabbine ver.

    Artık 23 yıl sürecek olan vahiy süresi böylece başlamış oldu ve bu zaman zarfında Kur’ân-ı Kerim ayet ayet tamamlandı.
    Ayetler ilk inmeye başladığında Peygamber Efendimizden yakın çevresini aşiretini uyarması isteniyordu. Sonra tebliğ dalga dalga dünyaya yayıldı.

    Peygamber Efendimize (a.s.m.) vahiy nasıl geliyordu? Vahyin iniş anında Peygamberimizin hal ve hareketleri nasıldı?

    Vahiy “Cenâb-ı Hakkın Peygambere şer’î bir hükmü bildirmesidir ve onun kalbine ilkâsıdır.” şeklinde tarif edilir. Vahiy sesle olduğu gibi sözle işaretle remizle ve yazıyla da olur.
    Şuarâ Sûresinde “O âlemlerin Rabbinin indirmesidir sakındırıcılardan olasın diye Ruhu’l-Emin onu senin kalbine açık bir Arapça dil ile indirmiştir.” buyuruluyor. Bu ayetten anlıyoruz ki vahiy Cebrail (a.s.) vasıtasıyla doğrudan doğruya Peygamber Efendimizin kalbine indirilmiştir.

    Peygamber Efendimiz bazen onun sesini işitir bazen de insan suretine bürünmüş vaziyette onunla görüşür vahyi ondan alırdı.
    Şurâ Sûresinde ise vahyin keyfiyeti hakkında şöyle buyruluyor: “Vahiy ile veya perde arkasından yahut elçi gönderip ona kendi izniyle dilediği şeyi vahyetmesinden başka bir suretle Allah’ın konuşması hiçbir insana müyesser olmaz. Yüce olan Hakîm Odur.”

    İmam-ı Buharî de Hz. Aişe’den vahyin keyfiyeti hakkında şu hadis-i şerifi rivayet ediyor:
    “Hâris: ‘Ya Resulallah sana vahiy nasıl geliyor?’ diye sordu. Resulüllah da buyurdu ki: ‘Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir ki bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl zâil olur olmaz Meleğin bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazen Melek bana bir insan olarak temessül eder. Benimle konuşur. Ben de söylediğini bellerim.’
    H.z.Aişe der ki: Soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy nâzil olurken görmüşlüğüm vardır: Kendisinden o hâl geçtiği vakit şakaklarından ter akardı.”

    Çeşitli ayet ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki vahyin 6-7 mertebesi ve şekli vardır.
    a. Sâdık rüya şeklinde… Peygamber Efendimiz rüyalarını bir sabah aydınlığı kadar âşikar görürdü.
    b. Uyanıkken Melek görünmeksizin Peygamber Efendimizin kalbine ilka edilmesi şeklinde…
    c. Meleğin bir insan suretinde temessül etmesi şeklinde…
    d. Meleğin bir çan sesi gibi hitap etmesi şeklinde…
    e. Meleğin asıl suretinde görünmesi şeklinde… Efendimiz Cebrail’i vahyin ilk başlangıcında ve Miraçta olmak üzere iki defa böyle görmüştü.
    f. Cenâb-ı Hakkın Miraç gecesinde Peygamber Efendimize doğrudan vahyetmesi şeklinde… Beş vakit namaz ve Bakara Sûresinin son ayetleri böyle vahyolundu.


    Kur’ân’ın 23 senede indirilmesiyle ve ayetlerinin iniş sebepleri neyi ifade eder?
    Kur’ân Kadir Gecesi dünya semasına toptan indirildi.
    Bu beyana dair açıklamalar;
    Bir de "Ramazan ayıdır ki Kur'ân onda indirilmiştir." (Bakara 2/185) buyurulmuştur. Ve çoğunluğun görüşüne göre Kadir gecesi Ramazan'dadır. Eğer dersen: Kur'ânın bu gecede indirilmesinin mânâsı nedir? Derim ki; Şöyle dediler: Yedinci semadan dünya semasına bir cümle olarak (toptan) Levh'te dünya semasına indirildi ve Cebrail (a.s.) sefereye (yazıcı meleklere) imlâ etti sonra da Peygamber'e yirmiüç senede kısım kısım indiriyordu.
    Keşşaf'ın Kur'ân'ın inişi hakkındaki bu son beyanı bu gecenin Berat gecesi olduğunu söyleyenlerin görüşüne uygun düşmüş oluyor. Çünkü Kadir gecesinde ilk kez Peygamber'e indirilmeye başlanmıştır. Onun için Kâdî ve Ebu's-Suud şöyle demişlerdir: "İlk defa o gece indirilmeye başlandı. Veya o gece cümleten (toptan) Levh'ten dünya semasına indirildi ve Cebrail (a.s.) sefereye (yazıcı meleklere) imlâ etti sonra da Peygamber'e yirmi üç senede kısım kısım indiriyordu."
    Fahruddin Razî de şöyle kaydetmiştir: Rivayet olunur ki: Atıyye-i Harûrî İbnü Abbas hazretlerinden "Gerçekten biz onu kadir gecesinde indirdik." (Kadr 97/1) ifadesi ile "Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik." (Duhan 44/3) ifadesini şöyle sordu: Yüce Allah Kur'ân'ı ayların hepsinde indirmiş iken bu nasıl sahih olur? İbnü Abbas (r.a.) hazretleri de dedi ki: Ey İbnü Esved! Ben helak olsam da bu nefsinde kalsa cevabını da bulamazsan helak olacaktın. Kur'ân cümleten (toptan) Levh-i mahfuzdan Beyti Ma'mura indi ki o dünya semasıdır. Sonra onun arkasından olayların çeşitlerine göre durumdan duruma nazil oldu.
    Demek ki Kur'ân'ın bir toptan inişi bir de kısım kısım inişi vardır. Toptan inmesi bir defada olmuştur. Buna daha çok "İnzal" deyimi uygundur. Kısım kısım inmesi de Peygamber'e azar azar yirmi üç senede omuştur. Buna da "Tenzil" deyimi uygundur. Bunların aynı mânâda kullanıldıkları yadırganmadığı gibi "tenzil"in her necmi (kısım kısım inmesi) ayrıca düşünüldüğü zaman yine "inzal" denilmek uygun olacağından birinin bir gecede birinin de diğer gecede olması iki rivayetin uzlaştırılmasına daha uygun gelecektir. Şu halde "mübarek gece"nin "berat gecesi" olması "Gerçekten biz onu kadir gecesi indirdik." (Kadr 97/1) buyurulmasına aykırı olmayacaktır.

    Sonra oradan yirmi küsur senede Peygamberimize indirildi. Bunun hikmeti Furkân ve İsrâ Sûrelerinde şöyle anlatılıyor:

    “İnkâr edenler derler ki Kur’ân neden toptan indirilmedi? Biz ise Kur’ân’ı kalbini sağlamlaştırmak için böyle indiririz. Ve onu sana tertil üzere okuttuk. Onların sana karşı söyledikleri bir mesel yoktur ki biz sana Hak ile daha iyisini getirmeyelim onu daha güzel izah ve tefsir etmeyelim?”

    “Kur’ân’ı bölüm bölüm gönderdik ki onu insanlara azar azar okuyasın. Biz onu kısım kısım indirmiş bulunuyoruz.”

    Demek ayetlerin indirilişinden maksat onları azar azar okuyup kalbe yerleştirmek kalbi sağlamlaştırmaktır. Nasıl ki biz ömür boyu yenilecek yemeği bir defada yiyemeyiz. Öğün öğün lokma lokma yeriz ve vücudumuzu ihtiyaç duydukça besleriz.

    Bu ayetlerden de öyle anlaşılıyor ki onları peyderpey okumalı kalbe yerleştire yerleştire sindirmeliyiz ve yaşantımızı onların hakikatleriyle beslemeliyiz. Herhalde Kur’ânî bir toplum inşasının metodu bu olsa gerek. İhtiyaçlara göre Kur’ân’dan ayetler alıp peyderpey hayatımızı şekillendirmeliyiz.

    Ayetlerin iniş süreci içerisinde Sahabeler nasıl bir tavır sergiliyordu? Yaklaşım tarzları ve uygulamaları nasıldı?
    Sahabeler bir ayet indi mi hemen onu ezberleyip kalplerine yerleştirme gayretine girerdi. O ayet nasıl yaşanacaksa Peygamber Efendimizden öğrenir ve yaşarlardı.
    Meselâ Hz. Ömer (r.a.) bir Sahabeyle anlaşmıştı. Bir gün kendisi Peygamber Efendimizin yanında kalıyor arkadaşı tarlaya çalışmaya gidiyor. Diğer gün kendisi tarlaya gidiyor arkadaşı Peygamber Efendimizin yanında kalıyordu. Böylece ondan öğrendiklerini akşama birbirlerine anlatıyor inen hiçbir ayet ve açıklamasını kaçırmamış oluyorlardı.
    Kur’ân’ın indirilmesi sürecinde karşıt fikirlilerin olumlu veya olumsuz tavırları nasıldı?
    Elbette büyük mücadeleler oldu. Mekke dönemindeki işkenceler Medine dönemindeki Bedir Uhut Hendek savaşları bunun bir yansımasıdır. Batıl ve kötü de olsa bazı insanlar dinlerini ahlâklarını terk etmek istemiyordu. Hikmet-i İlâhiyeyi tam olarak bilemeyiz. Ancak bu mücadele şiddetine göre belki iki yönlü sonuç verdi. Birincisi Sahabeler bir ekin gibi bundan beslenip büyüdü yetişip olgunlaştı. İkincisi insanların dikkatini çekmeye vesile oldu ve İslâm dini hızla yayıldı.

    Kur’ân mushaf haline getirilmeden önce nasıl muhafaza ediliyordu?
    Kur’ân-ı Kerim gökten inen kitaplar içinde aslı korunmuş yegane Allah kitabıdır. İlk indiği şekilde nesilden nesile geçmiş bir kelime çıkarılmadan ve bir kelime ilave edilmeden bize kadar gelmiştir.
    Kur’ân âyetleri indikçe vahiy katipleri tarafından yazılırdı ve sonra ezberlenirdi. Peygamber Efendimiz vahiy kâtiplerine “Şu âyeti filan sûrenin filan ayetinin yanına yazın!” diye emir buyururdu ve kâtipler de ait oldukları yerlere onları yazarlardı. B
    azı sahih hadis kitapları Hz. Osman’dan şunu naklediyorlar: “Resül-i Ekrem muhtelif sûrelerden birine ait bir ayet nazil olunca vahiy kâtiplerini çağırır ‘bu ayetleri şu veya şu ayetleri havi olan sûreye yazın!’ derdi.” Bu yazılan ayetler Sahabelerin ellerinde dolaşır okunup ezberlenirdi. Ancak hepsi bir arada mushaf hâlinde bir cilt şeklinde değildi.
    Kur’an mushaf haline nasıl getirildi?
    Kur’ân ayetleri Hz. Ebubekir’in halifeliği zamanında bir araya toplandı ve bir cilt hâline getirildi. Sahabelerin ellerinde bulunan ayetler sayfalar toplandı. Onları getiren sahabelerden o ayetlerin Peygamber Efendimizin huzurunda yazıldığına dair iki şahit gösterilmesi şart koşuldu. Şahit getiremeyenlerinki kabul edilmedi. Hafızların okuduğu yazılı olmayan ayetler de kabul edilmedi. Peygamberimizin kontrolü altında yazılı olan sayfalar ve ayetler toplandı ve bir cilt hâline getirildi.
    Bir rivayette şöyle geçer: “Resulüllah Hz. Ali’ye şöyle demiştir: ‘Yâ Ali Kur’ân sahifelerde ipek ve kağıtlarda yazılı olarak benim yatağımın arkasındadır. Onu oradan alın toplayın Yahudiler Tevrat’ı zayi ettikleri gibi siz de onu zayi etmeyin.” Hz. Ali de gidip Kur’ân’ı bir sarı beze topladı ve üzerini mühürledi.” Bunun da Kur’ân’ın bir araya toplanmasında önemi büyüktü.
    Toplama işinin başına Peygamberimizin hususi katibi olan Hz. Zeyd’i (r.a.) getirdiler. Birkaç dili okuyup yazıyordu ve aynı zamanda da vahiy kâtibiydi. Ona Hz. Ali Hz. Ömer Hz. Osman (r. Anhüm) gibi Sahabeler büyük yardımda bulundular.
    Suyûtî ve diğer eski kaynakların naklettiğine göre Kur’ân-ı Kerim şu malzemeler üzerinde yazılıydı: Bez varak kağıt hurma dalı yufka taş deri kürek kemiği kaburga kemiği ağaç kabuğu.

    Kur’an’da ayetlerin sıralandırılması neye göre yapıldı? Örneğin neden birinci ayet birinci sayfada değil?
    Kur’ân ayetlerinin sıralanması tevkıfîdir. Yani yukarıda da geçtiği gibi Peygamber Efendimiz tarafından yerleri belirtilmiştir. Bu ise iniş sırasına göre bir tertip değil. Yeryüzündeki bitki ve çiçekler nasıl ki iç içe bir ahenk arz ederler Kur’ân ayetleri de öyle bir ahenge sahiptir. İrşat ve ünsiyet gibi birçok hikmet açısından bu tarz Kur’ân’ın harikasıdır.

    Kur’ân’ın harekelendirilmesi nasıl yapıldı?
    Kur’ân’ın ilk nüshaları harekesizdir. Arap olmayanlar Kur’ân’ı yanlış okudukları için onlara kolaylık olsun diye Emevîler döneminde Haccac zamanında harekelendirilmiştir.

    Kur’ân’ın çoğaltılma işlemi nasıl oldu?
    Hz. Osman (r.a.) döneminde 12 kişilik bir heyet tarafından çoğaltıldı. Sonra çoğaltılan nüshalar Kûfe Şam Basra Mekke Yemen ve Bahreyn’e gönderildi. Bir nüsha da Medine’de kaldı ve bu nüshaya “İmam” denildi.
    Çoğaltılma sebebi ise şöyle rivayet ediliyor: Ermeniye ve Azerbaycan fetihlerinde Iraklılarla Şamlılar arasında kıraat ihtilâfı çıktı. Iraklılar İbn Mes’ud’dan Şamlılar ise Übey ibn Kâab’dan öğrendikleri üzere okuyorlardı. Her biri kendi kıraatlerinin daha sahih olduğunu iddia ettiler: Huzeyfe bin el-Yeman Halife Hz. Osman’a (r.a.) gelerek dedi ki: “Yahudi ve Hıristiyanlar gibi ihtilâfa düşmeden önce bu ümmete yetiş.” Çünkü ihtilâf sadece mücahitler arasında değil hocalar da talebelerine farklı farklı öğretiyordu. İhtilâf sadece bazı lâfızlardaydı ama önemliydi. Hz. Osman da Kureyş ve Ensardan 12 kişilik bir dil uzmanı toplayarak Mushafı çoğalttı. İhtilâfa düştüklerinde ise Kur’ân’ın asıl lehçesi olan Kureyş lehçesi esas alındı.
    Kur’an Yahudi Hıristiyan ve müşriklerin yaşadığı bir toplumda iniyor ve o zamanda yepyeni Kur’ânî bir toplum teşekkül ediyordu.

    “Çağdaş insana Kur’ân’ı tebliğ etme üslûbu” hakkında bundan ne gibi dersler çıkarılabilir?
    Kur’ân’ın bir çok ayetinde “Ey Ehl-i Kitap…” der. Yahudi ve Hıristiyanlara hitap eder. Bu hitapların çoğunda ilmî ve amelî meseleler konu edinilir. Bunlar bu çağda bizim rehberimiz olmalı. Gerek üslûp gerekse muhteva bakımından o ayetlerden istifade etmemiz ve onları dikkatli okumamız lâzım. Peygamber Efendimiz nasıl uygulamış sahabeler nasıl tatbik etmiş bilmemiz gerekir. Üstad Bediüzzaman bu hitabı “Ey ehl-i mekteb…” tarzında tefsir eder. Yani bugünkü ilim dünyasını da kapladığını belirtir.

     

     

    Leyl-i Lal - 27.04.2010 - 23:05
  2. - Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre şöyle demiştir: Haris b. Hişam Rasûlullah (s.a.v)’e; “Sana vahiy nasıl geliyor?” diye sormuştu da Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bazen çıngırak sesi gibi gelir o hal benden gidince Meleğin söylediğini bellemiş olurum bana en ağır gelenide budur. Bazen de melek bana genç biri şeklinde gelir ve vahyi bana aktarır.” (Buhârî Vahy: 1; Müslim Fedail: 23)


    - Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre Haris b. Hişam Rasûlullah (s.a.v)’e vahyin nasıl geldiğini sormuştu da Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştu: “Bazen çıngırak sesi gibi gelir bu bana en ağır gelenidir o durum benden kalkınca meleğin söylediğini aynen bellemiş olurum. Bazen de Melek bir adam şeklinde gelir ve benimle konuşur ben de onun ne söylediğini iyice bellemiş olurum.” Aişe der ki: “Çok soğuk bir günde; Rasûlullah (s.a.v)’e vahiy geldiğini hatırlarım o durum üzerinden kalkınca şakaklarından ter akıyordu.” (Buhârî Vahy: 1; Müslim Fedail: 23)


    - İbn Abbas (r.a) Allah’ın; “Kıyâme sûresi 16-17 ayeti olan; “Vahyi çarçabucak almak için dilini kıpırdatma onu topluca Sana öğretmek bize aittir” hakkında şöyle diyor: Peygamber (s.a.v) vahyin inişiyle alakalı bellemek için zorluk çeker ve dudaklarını kımıldatırdı. Allah ta: “Ey Peygamber! Sana inen vahyi acele belleyip ezberlemek için dilini kıpırdatma çünkü onu senin kalbine yerleştirmek ve gerektiğinde okutturmak bizim işimizdir.” Ayetini indirdi. İbn Abbas diyor ki: Buradaki toplamak; kalbine yerleştiririz ve sonra sen onu okursun demektir. Kur’an’ı okuduğunuz zaman onun okunuşuna uy demek Kur’an’ı sana okuduğumuzda onu dinle ve ona kulak ver demektir. Rasûlullah (s.a.v)’e Cibril geldiğinde sükut edip onu dinlerdi. Cibril gidince getirdiği ayeti nasıl okumuşsa aynı şekilde okurdu. (Buhârî Vahy: 2; Tirmizî Tefsirül Kur’an: 72)


    - Ömer b. Hattab (r.a)’dan rivâyete göre şöyle demiştir: Hişam b. Hâkim b. Hızâm Furkân sûresini okurken dinledim Rasûlullah (s.a.v)’in bana okutmadığı bazı lehçelerle okumuştu. “Bu sûreyi sana kim öğretti” diye sordum. “Rasûlullah (s.a.v)” dedi. Ben de: “Yalan söylüyorsun; Rasûlullah (s.a.v) sana bu şekilde okutmamıştır” dedim elinden tutarak Rasûlullah (s.a.v)’e götürdüm ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana Furkân sûresini öğrettin fakat bu kimseden dinledim bana okuttuğun gibi okumadı” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Ey Hişam oku bakalım“ dedi. Hişam önceki okuduğu gibi okudu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu sûre bu şekilde nazil olmuştur” dedi. Sonra: “Ey Ömer! Sen de oku” buyurdu. Ben de bildiğim şekliyle okudum yine bu sûre bu şekilde nazil olmuştur dedi ve şöyle devam etti: ”Bu Kur’an yedi lehçe üzerine nazil olmuştur.” (Ebû Davud Salat: 357; Tirmizî Kıraat: 11)


    - Abdurrahman b. Abdulkari (r.a)’den rivâyete göre şöyle demiştir: Ömer b. Hattab’tan işittim şöyle diyordu: Hişam b. Hâkim’in Furkân sûresini okuduğunu dinledim Rasûlullah (s.a.v)’in bana öğrettiği şekilde okumuyordu. Az kalsın üzerine yürüyecektim. Namazı bitirinceye kadar bekledim sonra elbisesinden tutarak Rasûlullah (s.a.v)’in yanına getirdim ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu kimseden Furkân sûresini okuduğunu dinledim bana öğrettiğin gibi okumuyordu” dedim. Rasûlullah (s.a.v) Ona: “Oku bakalım” dedi. O da önceki okuduğu gibi okudu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu sûre bu şekilde nazil oldu buyurdu.” Sonra bana: “Oku bakalım sen de” dedi. Ben de bildiğim gibi okuyunca: ”Bu Kur’an; yedi harf üzere nazil olmuştur kolayınıza gelen şekilde okuyun” buyurdu. (Ebû Davud Salat: 357; Tirmizî Kıraat: 11)


    - Misver b. Mahreme ve Abdurrahman b. Abdilkari (r.anhüma)’dan rivâyete göre şöyle demişlerdir: Ömer b. Hattab’tan işittik şöyle diyordu: “Hişam b. Hakim’in Furkân sûresini Rasûlullah (s.a.v) hayatında benim okuyup öğrendiğim gibi değil değişik bir sûretle okuduğunu işittim. Az kalsın namazda üzerine yürüyecektim selâm verinceye kadar sabrettim selâm verdiğinde elbisesinden tutup; “Bu sûreyi bu şekilde okumayı sana kim öğretti” dedim. “Rasûlullah (s.a.v) öğretti” dedi. Ben de: “Yalan söyledin” dedim. “Allah’a yemin olsun ki Rasûlullah (s.a.v) bu sûreyi sana öğretmediği bir şekilde bana öğretmişti seninki benim okuyuşuma benzemiyor” dedim ve birlikte Rasûlullah (s.a.v) ‘in yanına vardık; “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bu kimseden Furkân sûresini bana öğrettiğin şeklin dışında değişik şekilde okuduğunu işittim. Halbuki bu süreyi bana siz okutup öğretmiştiniz” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) bana: “Onu bırak Ey Ömer” buyurdu ve: “Ey Hişam oku” dedi. Hişam da benim dinlediğim şekilde aynen okudu. Rasûlullah (s.a.v): “Bu sûre bu şekilde indirildi” dedi. Sonra bana “Ey Ömer sen oku bakalım” dedi. Ben de bana öğretip okuttuğu gibi okudum bana da: “Bu sûre bu şekilde nazil oldu” dedi ve sonra şöyle buyurdu: “Bu Kur’an yedi harf üzere nazil olmuştur kolayınıza gelen şekilde okuyunuz.” (Ebû Davud Salat: 357; Tirmizî Kıraat: 11)


    - Übey b. Ka’b (r.a)’dan rivâyete göre Rasûlullah (s.a.v) Benî Gifar kabilesinin gölü kenarındaydı. Cibril geldi ve: “Allah Kur’an’ı ümmetine bir harf (lehçe) üzerine okumanı emrediyor” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’tan affını ve bağışlamasını talep ederim ümmetim buna güç getiremez” dedi. Sonra Cibril ikinci defa geldi ve: “Allah Kur’an’ı ümmetine iki harf (şive ve lehçe) üzerine okumanı emrediyor” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’tan af ve bağışlamasını talep ederim. Benim ümmetim buna da güç yetiremez” dedi. Cibril üçüncü defa gelerek: “Allah ümmetine bu Kur’an’ı üç harf (şive ve lehçe) üzere okumanı emrediyor” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’tan af ve bağışlamasını isterim” dedi ve: “Ümmetim buna da güç yetiremez” dedi. Sonra Cibril dördüncü defa geldi ve: “Allah ümmetine bu Kur’an’ı yedi harf (lehçe ve şive) üzerine okumanı emrediyor hangi harf üzere okurlarsa doğru okumuş sayılırlar” dedi. (Ebû Davud Salat: 357; Müslim Salatül Müsafirin: 48)


    - Übey b. Ka’b (r.a)’tan rivâyete göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bir sûreyi bana okutup öğretmişti. Bir defasında ben mescidde oturuyordum. Bir kimsenin benim okuduğumdan başka bir şekilde okuduğunu işittim ona: Sana bu sûreyi kim öğretti dedim. O da: “Rasûlullah (s.a.v)” dedi. Benimle beraber gel Rasûlullah (s.a.v)’e kadar gideceğiz dedim. O adamı Rasûlullah (s.a.v)’e getirdim ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! bu adam bana öğrettiğin şeklin dışında okuyor” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “Ey Ubey! Oku” buyurdu. Ben de okudum bana: “Güzel okudun” buyurdu. Sonra O adama: “Oku” dedi. O da benimkinden farklı okudu Rasûlullah (s.a.v) ona da: “Güzel okudun” buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v) sözünü şöyle sürdürdü: “Ey Übey Kur’an yedi lehçe (lügat şive) üzere indirilmiştir. Onların hepsi yeterli ve şifa vericidir.” (Ebû Davud Salat: 357; Müslim Salatül: Müsafirin: 48)


    - Übey (r.a)’den rivâyete göre şöyle demiştir: Müslüman olduktan sonra; Okuduğum bir ayeti başkası başka bir şekilde okuyunca kalbime şüphe girdi bu ayeti bana Rasûlullah (s.a.v) okutup öğretti dedim. O da: “Bana da Rasûlullah (s.a.v) okutup öğretti” dedi. Bunun üzerine hemen Rasûlullah (s.a.v)’in yanına geldim ve: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bu ayeti bana şöyle öğretmiştin değil mi?” diye sordum. “Evet” buyurdu. Bu defa o adam: “Bu ayeti bana şu şekilde öğretmemiş miydin?” dedi. Rasûlullah (s.a.v) yine: “Evet” dedi ve şöyle devam etti: “Cibril ve Mikail bana geldiler. Cibril sağıma Mikail soluma oturdu. Cibril: Kur’an’ı bir lügat (şive ve lehçe) üzere oku dedi. Bunun üzerine Mikail de bana: Fazlalaştırılmasını iste dedi bu şekilde yedi harf yedi lehçeye kadar çoğalmış oldu yani Cebrail yedi şekilde de okumuş oldu. Her harf (şive ve lehçe) yeterli ve şifa kaynağıdır. (Müslim Salatül Müsafirin: 48; Ebû Davud Salat: 357)


    - İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kur’an’ı öğrenen ve ezberleyen kimsenin durumu bağlanmış devenin sahibi gibidir onu gözettiği sürece tutabilir onu bırakırsa kaçar gider.” (Müslim Salatül Müsafirin: 33; Buhârî Fedailül Kur’an: 26)


    - Abdullah b. Mes’ud (r.a)’dan rivâyete göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kur’an’ı öğrenen hafızlardan birisinin şu ayeti unuttum demesi ne kötüdür. Belki de unutturuldu demelidir. Kur’an’ı daima okuyup Mutalaa ve müzakere edin çünkü Kur’an’ın hafızların hafızalarından kaçması develerin iplerinden kurtulup kaçmasından daha hızlıdır.” (Müslim Salatül Müsafirin: 33; Buhârî Fedailül Kur’an: 26)

     

     

    Leyl-i Lal - 27.04.2010 - 23:06
  3.  

     

    lamelkamel - 18.02.2012 - 20:51



Benzer Konular

  1. Kur'an-ı Kerim Neden Arapça İndirilmiştir
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 23.04.2012, 22:25
  2. 3 D kuran-ı kerim
    Konuyu Açan: karakaya26, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 07.05.2011, 20:33
  3. 3D Kuran-ı Kerim
    Konuyu Açan: jickata, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 22.02.2011, 11:14
  4. Kuran-ı Kerim
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: İslami Resimler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12.02.2010, 15:57
  5. Kuran-i Kerim
    Konuyu Açan: SuRMeLi, Forum: İslami Resimler.
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj : 02.04.2008, 19:50

copyright

Soru Cevap