Erzurumlu Ibrahim Hakki Hazretleri-Marifetname

  1. Erzurumlu Ibrahim Hakki Hazretleri Hayati - Ibrahim Hakki hzleri Hakkinda - ibrahim Hakki hz lerinde Kiyafet Bilimi - ibrahim Hakki hz leri Gazel





    Hayati
    İbrahim Hakkı, Marifetname isimli eserinde ailesi hakkında şu bilgiyi veriyor: Dedesi Hasankaleli (Erzurum'un Pasinler kazası) Dursun Muhammetoğlu Molla Bekir'dir. Bu zat misafire İkramı, fukaraya yardımı ve dervişlere hürmeti ile ün salmıştır. Molla Bekir'in oğlu Osman Efendi İbrahim Hakkı'nın babasıdır. Osman Efendi 1694'de Şeyhoğlu Dede Mahmut'un kızı Hanife ile evlenmiş ve 18 Mayıs 1703'de İbrahim Hakkı dünyaya gelmiştir. İbrahim Hakkı 'nın babası Osman Efendi hayatının bir bölümünü bütün açıklığı ve içtenliği ile ve yerli ağızla bir deftere yazmıştır. İbrahim Hakkı 'nın ailesi ve yetiştiği çevrenin özelliklerini samimi bir biçimde yansıtması bakımından bu defter üzerinde durulmaya değer. Yirmi yaşına kadar, sarf, nahif, fıkıh ve feraiz okuyan Osman Efendi Derviş adı ile şöhret yapmıştır. Son derece duygulu ve bilgiye susamış bir zattır. Defterinde 1968 yılında bir maraza mağlup oldum ki tabir mümkün değil, hatta galebe edende kelama kadir olamazdım diye başlıyor ve sıkıntılı ruh hallerini ve bunların belirtilerini çok tatlı ve son derece mütevazı bir şekilde anlatıyor. İbrahim Hakkı'nın doğumuna, çok sevinmekle beraber sıkıntıları geçmiyor. Babası öldükten sonra kendisine düşen malları yakınlarına bırakıp seyahate çıkmak istiyor. Defterinde karındaşlarım cevap ettiler ki "sen hiç bir şeye karışma, hemen var ders al gel evde otur. Eğer bir konuk gelirse mukayyet ol. Yoksa kendi okuyup yazmanda ol" Ailenin bu davranışı çok ilginç, aynı imkanı ileride İbrahim Hakkı'ya da tanıyacaklardır.
    Osman Efendi Erzurum'a göçüyor, İbrahim Hakkı iki yaşındadır. Erzurum'da Habip Efendi ve Eyüp Efendi isimlerindeki zatlarla tanışıyor, aralarında dostluk ve bilgi alışverişini izleyebiliyoruz. Bu sırada zannederim İbrahim Hakkı' nın dehasını ilk defa Eyüp Efendi'nin hanımı keşfediyor. Eyüp Efendi Osman Efendiye -İbrahim anası ile bize gelmiş, çok methediyorlar getir bir göreyim diyor. Bu ara Osman Efendi, oğlu için -Ol kadar zekavati var idi ki 4-5 yaşında iki ay okuttum. Cümle ezbere okudu. Beş kere yüzüne okurdu bakardın ki ezberlemiş. Ol kadar arzusu vardı ki çok kere oyunu unutur, durmayıp dinlenmeyip okurdu. Bazı kere ben naz ederdim ki okutmam, gelip elimi öpüp beni okut diye rica ederdi diyor.
    Baba da oğul da okumaya meraklı. Erzurum bir geçit şehri, şarktan İstanbul'a giden bilginler orada bir süre konaklıyor. 1707'de de Özbekli bir Şeyh geliyor. Osman Efendi defterinde Özbekli'nin nasihatında o kadar nas olurdu ki yer bulmak ne mümkün. Meğer bir saat önce varaydın ki camiye yer bulaydın diyor. Osman Efendi Özbekli ile bir hayli dostluk kuruyor ve sıkıntıları biraz hafiflemiş olmalı ki defterinin burasında "İki aydır ki bu azaplardan biraz emniyetim var. Anın için zikri ayıp olan bu yüzümün karasını yazmaya devam ederim ki -İnşallah ifakat memul- Bu zalim nefis unutmasın. Bile ki bu halin sahibi idim, ölülerde dirilirmiş" Bana öyle geliyor ki bu satırlar daha sonra İbrahim Hakkı' da naçar kalacak yerde Nagah açar ol perde Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler şeklinde şiirleşecektir, Osman Efendi "Eğer bir kamile mukarin olursam bu marazlardan halas, nice nimet ve devletlere nail olurum." diye düşünüyor. Karısına onu serbest bırakıp seyahate çıkmak istediğini söylüyor.
    İbrahim Hakkı'nın annesi son derece sabırlı ve zarif bir kadın - Talak neden hatıra gelir ömrüm varken burda eğer başka nerde olursan ol ancak adın üzerimde olsun diyor.
    Osman Efendi arkadaşı Eyüp Efendi ile birlikte yol hazırlığına başlıyor. 1709 İbrahim Hakkı 'nın sevgili annesi ölüyor ve bir yıl sonra babası yola çıkıyor. Büyük bir kalabalık onları uğurluyor.
    İbrahim Hakkı 7 yaşında. Osman Efendi defterinde -Bu fırkatte iken masumu pek nuri didem İbrahimi at bırakıp nas başına yığıldı. O halde iken terk edip firar eyledim. Yol boyunca gör ağlamayı, yumrusunca yaş döktüm. Cizre'ye giderken Siirt kurbunda, Tillo nam karyede Seyhi olan İsmail Fakirullah var. İsmail Fakirullah'ın büyüklüğünü ilk defa Eyüp Efendi teslim ediyor. Osman Efendiye kendisinin anlatımı ile -Benim Kaben bu imiş ben böylece teslimim. Sen var ha fırlan ha fırlan. Fakat Osman Efendi de kalıyor. O zamana kadar sıkıntılarını ve özellikle rüyalarını uzun uzun yazan Osman Efendi -Amma baktım ki bu devletinin indinde rüya birşey değil, hüsnü ihtiyarımla sakin olup rüyaya rağbet edip yazmanın terkini muradedip feragat eyledim diyor ve defter bitiyor.Bir yıl sonra amcası İbrahim Hakkı'yı tillo'ya getiriyor. Tillo'daki ilk karşılaşmayı anlatırken Marifetname' de -Seyhin yüzü bana babamdan daha biliş ve tanış geldi diyor.
    Osman Efendi Tillo'da oğlunu şefkat ve sevgi ile terbiye ediyor ve birlikte kaldıkları hücre İbrahim Hakkı'nın aynı zamanda ilk okulu oluyor.
    1720, İbrahim Hakkı 17 yaşında, babası vefat ediyor. Marifetnamesinde -öyle feryadü figan edecektim ki rah-ı hücreyi ref edip sedayı eninim semaya gidecekti. Fakat şeyhinin ona bir tebessümle bakması ve taziye vermesinden sonra -Oı dem de benim derun-u sinernde yüreyim yüratle titreyip hüzn-ü elem gidip yerine sürur ve lezzet dolmuştur diyor. Amcaları, babasına söyledikleri gibi ona da Sen hemen var ders al otur, hiç bir işe karışma demişlerdir. Erzurum'da amcası Molla Muhammetle oturur ve sekiz yıl geceli gündüzlü okur. tahsilini hangi medreselerde yaptığı hakkında kesin bir bilgimiz yoktur.
    Okuma imkanları bakımından Erzurum'u tercih ettiği anlaşılan İbrahim Hakkının gönlü Tillodadır. 1720 tarihli bir temessütte görülen sekiz köşeli mühründe İsmail Fakirullah 'ın ismi vardır.
    Kitaplarından el yazması olanlarında ve mektuplarının çoğunda bu mührü kullanmıştır. Amcası öldükten sonra İbrahim Hakkı Tillo'ya dönmüş ve Şeyhinden onu Fena Gillah Taritakatına sulük ettirmesini istemiştir. Tarikata nasıl sulük ettiğini ve ilkelerini ilk ettirmesini istemiştir. Tarikata nasıl sulük ettiğini ve ilkelerini ilk eseri olan "Sulük-ü Tarik-ül Fena" adlı arapça bir risalede açıklar. Bu tarikatın uzun, uzun zikirleri, ayinleri, müritleri, esi yoktur. Altı ilkesi vardır: Zühut, Gönül, Tevfiz, Teslim-i Rıza, Mürakebe ve Sabır. İbrahim Hakkı hemen her eserinde bu ilkeleri açıklar.
    Tillo'ya bu gidişinde 7 sene kalmıştır. Şeyhi ölünce Erzurum'a dönmüş, yukarı Habipefendi Camii'ne imam ve hatip olmuştur. 33 yaşındadır, Firdevs isminde güzel bir kadınla evlenmiştir.
    1738'de ilk defa Hacca gitmiştir. Dönüşünde, Büyük Türk ve İslam Şairlerinin Farsça seçme şiirlerini Lübb-ül Kütüp başlığı altında 2 seri ciltte toplamıştır. 1742'de Zengin bir ailenin kızı olan Fatime ile evlenmiştir. İbrahim Hakkı doğduğu yer olan Hasankale'yi çok sever Orada. 3. kattaki saçaklı ve çıkmalı odasına ayvan denen ve latı tarihlere kadar kalmış olan bir güzel ev yaptırmıştır.
    Burada da Belkıs ve Züleyha ile evlenmiştir.
    İbrahim Hakkı 1747'de İstanbul'a gelmiştir, buradan dört hanımı için ayrı ayrı yazılmış mektupları vardır. Bu mektuplarında her birine ayrı ayrı yazılmış iltifat eder, onları nasıl sevdiğini ve düşündüğünü anlatır. Bu mektuplarından birinde "Gönlünüz her ne meyve isterse şehirden getirtiniz, meyvesiz kalmayınız. Haftada iki kere çaylara bahçelere çıkınız, hapsolmayınız, rahat olasınız" demektedir.
    Bir mektubunu bitirirken de "Ben sizinle o kadar çok sözlerim vardır ki bir ay yazsam tükenmez. Ben ise şimdi kitap hazinesinden kitaplar alıp tatlı sözler yazsam gerek. Ta gelinceye değin.İnşallah bir kitap yazıp kendime armağan getirmek murad etmişimdir, kolay gele" demektedir. İstanbul kütüphanelerinde bir hayli çalışmış olsa gerek.
    Erzurum'a döndüğünde ufak tefek kalem denemeleri yapar. 1750 bir tecvit yazmış "Erzurum şehrinde şöhret bulup, nefiii-am olsun için Türkçe söylemişiz." demiştir. Bu sırada ilk türkçe manzum eserini "Tertip-ül Ulum"u yazmış ve ilk defa Hakkı mahlasını kullanmıştır.
    1753'de de bir ruzname yapmıştır. Yine bu yıllarda büyük eserinden ilki olan "Divan"ını yazmıştır. 1755 ikinci defa İstanbul seyahati. O yıl Erzurum Gömrükçüsü Sadullah Ağayı gömrük hesapları için İstanbul' a çağırmışlardır. O da İbrahim Hakkı'nın arkadaşlığını rica etmiştir.
    İbrahim Hakkı 'nın bu seyahatine dair halk arasında hikayeler söylenir, belli ki artık tanınmaya başlanmıştır. Bir hikaye şöyle: Gömrükçü Sadullah Ağa İstanbul'a bir at yükü kıymetli hediyeler götürüyormuş, İbrahim Hakkı bunu görünce -Senin hesabından korkun varsa bu ağır armağanların arkadaşlığı sana elverir, benim buradan geri dönmem gerekir demiş. Gömrükçü, bunun hesap korkusu ile değil, adet olduğu için götürdüğünü söylemiş se de hoş görülmediğini anlayınca atı geri çevirmiştir.
    Yıl 1768, Erzurum Müftüsü Seyh Mustafa ile 3.kez Hacca gider. Sam' dan Erzurum' a amcazadesi Yusuf Nesim'e yazdığı mektupta eserlerinin oralarda da sevilip okundğunu yazıyor. İbrahim Hakkı kendisi Tillo'yu çok sevmekle beraber küçük oğlu Muhammet Sakir'in Hasankale'de kalmasını ister. kendisi Tillo'ya döner. Bundan sonra S ana eser dediği kitaplarından LO evlat eserini çıkarır. Bu arada üzücü bir olay da olur.
    Belli ki Marifetname'deki yeni astronomiye ait bölümler bazı çevrelerce iyi anlaşılmamış iyi karşılanmamıştır. Buna karşılık 1777'de tamamen İslam astronomisini anlatan Heyet-ül İslami yazmış bunu bir mektupla birlikte Erzurum' a amcazadesi Yusuf Nesime göndermiştir. Mektupta diyor ki "benim oğlum geçeh yazmışdın ki -Efendi bir sır kitabı telif etmiş diye beni sıklet ederler şimdi de "Urvet-ü1 İslam" kitabını bu kaime ile değil öbür mektupla gösterip diyesin ki -İşte efendimizin Marifetnameden sonra tasnifi budur" diyor.
    İbrahim Hakkı ders ertesi yıl karısı Azize'yi kaybetmiş ve vasiyetnamesini yazmıştır. Bu vasiyetname Tillo'daki torunlarındadır. Mallarını taksim etmiş, öldüğünde şeyhinin türbesine değil - Onun ayak tarafı evladı için kalsın- diyerek babasının mezarına yakın bir yere gömülmesini istemiştir. Vasiyetnamesinde kitaplarından bihas yoktur. Halbuki halen Tilloluların ellerindeki kitaplardan burada bir kitaplığı olduğu anlaşılmaktadır.
    İbrahim Hakkı ders okutmak şartı ile Erzurum'daki Abdurahman Dede zaviyedarıdır. Son yıllar bu zaviyeye ait bir ihtilaf çıkmış zaviyenin sınırlarını gösteren belge yi oğlu Erzurum'da bulamayınca mektupla kendisine sormuştur. İbrahim Hakkı cevabında "Biz aynı yüz yetmiş (1747 oluyor) tarihinde asıl defterden yazmıştık kitapların arasında olmak gerek.
    Hatırımda kalan budur ki" diyor ve 32 yıl önce İstanbul tapu dairesinden çıkarttığı kayıtları yazıyor ki 77 yaşındaki İbrahim Hakkı'nın hafıza gücünü göstermesi bakımından çok ilginç.
    Erzurum'da bu Zaviye işi yoluna girerken Tillo'da Mustafa Fani 'nin Yusuf Nesime yazdığı mektup geliyor. Mustafa Fani selam ve baygıdan sonra "Biz Tanrının rızasını almak için yaratılmışız ve ancak ona döneceğiz" Biliniz ki: Tarın için dostumuz ve kardeyimiz, Cemayizel ahırın 19 perşembe günü saat 9'u 15 geçe (22 Haziran saat 17 oluyor) vefat etti. Hastalığı bir gün bir gece sürdü. Yüce kubbede Fakirullah'ın ruhuna komşu olan mezara gömüldü.
    1 Temmuz 1780 Mustafa Fani İbrahim Hakkı 'nın ölümünü hatıra defterine de kaydetmiştir tarih aynıdır. Hastalığın sancı olduğunu ara sıra geldiğini yazmıştır.

    İbrahim Hakkı'nın Eserleri:

    İbrahim Hakkı kendisi eserlerini beş ana ve on evlat eser diye tanıtmaktadır. Bunların dışında da bazı eserleri bulunmakla beraber ben burada sadece beş ana eserinden bahsedeceğim.
    İlk ana eseri "Divan"ıdır. 1755'de yazılmış, 1847'de Mehmet Sait tarafından İstanbul'da basılmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı divanı ismini taşır. 230 sayfadır.
    İlahiname, Aşkname, Hz. Muhammed'i öven bir şiiri ve kendi halini, niteliğini bildiren bir manzumesi vardır. Divanı büyük oğlu İbrahim Fehim'e ithaf etmiştir. İsmail Fehim astronomi ve müzikle uğraşan güzel kanun, santur çalan bir zattır. Kendisinin divanından musiki ile ilgili bir şiiri kitabın son bölümünde yer almaktadır.
    2. ana eseri Marifetname' dir. Ansiklopedi türündedir. 1757'de yazılmıştır. 1836 ve 1864'de Mısır'da, 1868 ve 1914'de İstanbul'da basılmıştır.
    Ortalama 600 büyük sayfadır. EI yazmaları iki cilde sığmıştır. tillo' daki torunlarından Abdulaziz Topraktaki imi cildin el yazısı kendi el yazısına çok benzer. Bu kitabını oğlu Ahmet Naimi 'ye ithaf etmiştir.
    Eser bir ön söz, üç büyük bölüm ve bir sonsöz ihtiva eder. Her bölüm daha alt bölümlere ayrılmıştır.
    Önsöz tamamen dinseldir. l.Böıüm Feen-i evvel'dir.
    Tanrının varlığını, birliğini anlattıktan sonra yalın ve bileşik cisimleri, madenIeri, bitkileri ve nihayet insanı anlatır. Basit cisimlerden insana kadar gelen bir evrim teorisidir bu diyebiliriz. Sonra aritmetik, geometri, astronomi ve takvim konuları yer alır. Coğrafyaya ait bölümünde 200'den fazla ilin hangi enlem ve boylam olduğunu gösterir bir liste yapmıştır. Birinci bölümde eski astronomiye de yer vermiş, yeni astranomiye geçerken, hiç bir çağda döndüğünde inananlar eksik olmamıştır, demiştir.
    2. bölüm Fenn-i salisde Anatomi, Fizyoloji gibi bilimler yer alır. İnsan vücudunu estetik bakımdan da incelemiş araya beyitler sıkıştırmıştır. Vücut yapısı ile huyarasındaki ilişkiye inanır ve şiirle anlatmıştır. Bu bölüm sonunda ruha, sağlığa ve ölüme ait geniş bilgi vardır.
    3.Büyük bölüm, Fenn-i salis, dinsel, Tanrısal ve felsefidir.
    40 sayfa tutan son bölüm Törebilimidir diyebiliriz. Öğretimin yol ve yöntemini, öğrencinin üstadına takınacağı durumu, ana ve babaya karşı saygı ve sevgi, evlenme ve evlenmede aranacak nitelikler karı kocanın birbirleriyle ilişkileri töresi, çocuklarına karşı görevleri akraba" hizmetçi, komşu, dost, arkadaş, halk ve bilginlerle görüşüp konuşma yol ve töreleri yer alır.
    Sayın Rauf İnan İbrahim Hakkı 'nın bu cephesini incelerken O'nu ilk eğitim filozofumuz olarak tanımak gerekir. Almanya'nın en tanınmış eğitimcisi ve eğitim düşünürü olan Prof. Dr. G. Hausmann'a Türk eğitim tarihini kapsamayan bir dünya eğitim tarihinden söz edilemez" dedirten, (Kutadgu Bilik) (Kitab-ı Tarik-ul Edeb) ve özellikle (Marifetname) olmuştur diyor.Marifetname arapça ve farsçaya çevrilmiştir.
    İbrahim Hakkı'nın 3. büyük eseri İrfaniye'dir.1761 'de yazılmıştır 495 sayfadır, Arapça, Farsça ve Türkçe bölümleri vardır. Konusu "Kendisini bilmeyen Tanrısını bilemez" anlamındaki tek bir hadistir. İnsan vücudunu evrene benzetmiştir. Vücutta akıl evrende Tanrı gibidir. Söyle öğütleri vardır:

    "Tekkelerde eğlenmeyip, ilim meclisine gelesin.Herkese şefkat nazarı ile bakıp hiçbir ferdi hakir görmeyesin ve kimseden bir nesne istemeyip bir hizmet buyurmayasın. Tezyi-i zahiri koşup gökçek ahlak ile tezyi-i batına gidersin" demektedir.
    4. Ana eseri İnsaniye'dir. 1760'de yazılmıştır. 722 sayfadır. Kendisi bu eseri için 140 kitaptan üç lisan üzre cem ettim diyor.
    Oğlu İsmail Fehim ve amcazadesi Yusuf Nesim'in el yazısı olan iki nüshası torunlarında vardır.
    S. Büyük eseri, Mecmuat-ül Maani'yİ 1765'de yazılmıştır. Kayınbiraderi Mustafa Faninin el yazısı olan bir nüshası Mehmet Ali Benderli'de vardır. Bu kitapta, münacaatlar, şükürnameler ve Sifa-üs Sudur başlığı altında topladığı manzumeleri vardır. Fakirullah'ın ölümü oğul ve torunlarının doğumuna, Hacca ait düşürdüğü tarihler de bu kitaptadır. Arapça, Farsça ve Türçe bir de sözlüğü vardır. Arapça ve Farsçadan dilimize alınan kelimelerin imlalarını Türkçe söylenişlerine göre sesli harf koyarak yazmıştır. Mesih İbrahim Hakkı gibi Arapça ve Farsça'yı ana dili kadar bilen, bu dillerde yazılmış yüzlerce eseri inceleyen bir bilginin mektuplarında imla hatası yapmasına akıl erer miydi? Ancak bu sözlüğü inceledikten soma bir çığır açmak istediğini anladım.
    İbrahim Hakkı 'nın günümüze kadar kalmış bir de Ruzmanesi vardır. 1753 yılında yapmıştır. Yüzyıllarca takvim işini görebildiği için Devr-i Daim de denen araç 52.5 cm çapında bir ağaç çembere gerilmiş derinin birçok daire ve yarıçaplara bölünmesi ile meydana gelmiştir. Erzurum gibi 40. enlemde bulunan yerlere göre düzenlenmiştir. Bir göç yılının herhangi bir ayının bir günü aranırken bunun, haftanın hangi günü olduğu, o gün güneşin kaçta doğup kaç ta battığı kolayca bulunabilir. Duvar ve cep takvimlerinin bulunmadığı bir dönemde bu aracın önemi açıktır.
    İbrahim Hakkı'nın evlat eserlerinin listesi:
    1- Tuhfet-ül Kiram. 1767, Mecmuat-ül Maaniden çıkarılmış, Arapça ve Farsça yazılmış.
    2- Nuhbet-ül Kelam. 1768, Marifetname'den çıkarılmış.
    3- Meşarık-ül Yuh. 1771, yüz kitaptan ve İnsaniye'den üç lisan üzre yazılmış.
    4. Sefine-i Nuh. 1773, Mecmuat-ül Maani'den alınmış.
    S. Kenz-ül Futuh. 1774, İrfaniye'den alınmış ve Arapça ve Türkçe.
    6- Definet-ür Ruh 1775, Mecmuat-ül Maaniden üç lisan üzre yazılmış.
    7- Ruh-üş Suruh. 1776, Marifetname'den alınmış.
    Arapça yazılmış.
    9- Urvet-ül İslam
    10- Heyet-ül İslam Marifetnameden, heyet ve tefsirden alınmışı, 1777
    İbrahim Hakkı'nın eserleri arasında en fazla Marifetname dikkati çekmiş, çeşitli zamanlarda değerli bilim adamlarımız bu eser ve yazarı hakkında görüşlerini belirtmişlerdir. Simdi bunlara birkaç örnek vermek istiyorum.
    Prof. Dr. Fahri Fındıkoğlu 'nun Revnakoğlu 'nun "Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Marifetnamesi" adlı eserine yazdığı ön sözde: "Türkiye'nin kültürel hayatını gösteren bir tablo içinde Erzurum ve mıntıkası, 1701
    senesini takibeden uzun bir devrede bir taraftan Orta Asya Türklüğü'nün Küçük Asya'ya geçmesine köprülük yaparken, öbür taraftan Selçuklu-Osmanlı devrelerinin tefekkür hayatına sahne oldu. İstanbul'a baş vurmadan da Hasankale' den Erzurum' a gelen bir genç Erzurum' da ve çevresine bir taraftan yazılı, öte taraftan Ehli Heyet, Ehli Hikmet, Ehli İrfan ve Ehlul-lah tipinde yazısız istifaza kaynakları bulabilir ve nitekim bulmuş ve yetiştirmiştir de. İbrahim Hakkı ve eserleri karşısında her araştırıcının ve kütür tarihçisinin soracağı mesele, mütefekkirimizin ne nisbette toplayıcı, ne nisbette yoğurucu ve orijinalolduğu noktasında toplanır" diyor.
    Bir hikaye de şöyle: Yolda bir kahve de konaklamışlar. Kahveci çok hizmet etmiş, iyi bir insan gibi görünüyonmuş. İbrahim Hakkı 'nın "Kıyafetname" isimli eserinde tarif ettiği Fizyonomi huy ilişkisinde hiç uymuyormuş bu adam. Gece düşündükçe uykusu kaçmış üstadın. Sabahleyin oradan ayrılırken kahveci akla gelmeyen bir ücret isiyar, gömrükçü direndikçe aksileşiyormuş. İbrahim Hakkı ver ağa ne istiyorsa ver, bu adam az daha bana eserimi yaktıracaktı, demiş.
    Bu 2. İstanbul seyahatinde de ibrahim Hakkı 'nın İstanbul' dan Erzurum' a gönderdiği mektupları vardır.
    Yine hanımlarına ayrı ayrı iltifat etmiş hatır sormuştur.
    Büyük oğlu İsmail Fehmi 'ye yazdığı mektulardan oğulları için çok saygılı davrandığını anlıyoruz. Ayrıca çocuklarının terbiyesi ile ne derece ilgili bir baba olduğunu yine bu mektuplarda takipedebiliyoruz. Küçük oğlu için -Ve Nedin Efendi "Bilikli okur mi?" eline taş ve ağaç almasın kimsenin hatırına değmesin, hayvanları dövmesin, namazın kılsın" diyor.
    İstanbul dönüşü Hasankale'ye çekilir ve en büyük eseri olan Marifetname'yi tamamlar, 1757 Ağustos ortalarıdır. aynı yol karısı Belkıs hanımdan oğlu Muhammet Şakir dünyaya gelir. İbrahim Hakkı'nın Hasankaleli torunları bu soydandır. İki yıl sonda sarışın aslan diye sevdiği mektupda adı geçen oğlu Osman Nedim'i kaybeder. Fakat çalışmalarına ara vermez peşpeşe büyük eserlerini yazar. 1761 'de İrfaniye'yi tamamlar.
    1763'de İrfaniye'yi hatırlar ve 3. defa Tillo'ya giderek orada tamamlar. Tillo' da İsmail Fakirullah' ın oğlu Mustafa Fani Onu çok iyi karşılar ve kızkardeşi Fatime Azize ile evlendirir. Bu hanımından olan kızı Hanife ibrahim Hakkı'nın Tillo'lu torunlarının annesidir. Bu sırada Erzurum' daki zevcelerinden Zeliha vefat etmiştir. İbrahim Hakkı kayınbiraderi Mustafa Fani ile 2. defa Hacca gider. Dönüşünde büyük oğu İsmail Fakirullah'a casdan kubbeli bir türbe yaptırmıştır. Türbenin doğuya bakan bir penceresi vardır. Bunun doğu tarafına bir kule ve pencere koydurmuştur. Kale bir uçurumla sonlanır. Tiliolular buna Kal'at'ül Üstat diyorlar.
    Bütün bu yapılar öyle ayarlanmış ki her yıl 22 Mart günü güneşin ilk ışınları Kale ve kulenin pencerelerinden geçtikten soma türbenin penceresinden geçerek Seyhin mezarını aydınlatıyor. Her yıl o gün Tillolular bu olayı seyretmeye giderlermiş. Fakat bir onarılmadan soma hesaptaki inceliklere uyulmamış bugün bu olayı izlemek imkanı ortadan kalkmıştır.
    İbrahim Hakkı Tillo'da ders okumaktadır. Mustafa Fani ile 55 kitap okuduklarını isimleri ile kaydetmiştir. Derslerinde deneyler de yapmaktadır. Bu derslerinde kullandığı özel bir arabaya yerleştirilmiş ağaçtan bir küresi yakın tarihlere kadar kalmıştır...

    Kaynak:

    Prof. Dr. Hayrünnisa ÇAVUŞOĞLU, Hasankale adlı vakıf dergisi

     

     

    Leyl-i Lal - 15.01.2010 - 13:58
  2. İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ'NDE KIYAFET BİLİMİ *



    Kıyafe(t) kelimesi, Arapça olup, bir kimsenin ardınca gitmek manasına gelen "kavf' kökünden müştaktır. Firaset ve kimsenin ardında olmak, iz sürüp gitmek manalarına gelir. Bu kelime Türkçede ki "Elbise, şekil, heyet, suret, zahir ve kılık" gibi manalarıyla Arapça' da herhalde kullanılmış değildir. Farsçada ise Türkçedeki manalar mevcud olmakla bu kelimenin Türkçeye Farsçadan geçtiği söylenebilir.

    Mevzu bir kimsenin "saç, göz, kulak, eL. ayak vs." gibi uzuvlarından ve dış görünüşünden onun ahlak ve karakter hususiyetlerini, diğer bir ifadeyle zahirinden batını vasıflarını tahmin ve tespit etmek olan ilme de "kıyafe(t) ilmi" (phyziognomy) denilmiştir.

    Bir bakım insan vücudu ruhu kaplayan, onu muhafaza eden adeta bir elbise, bir kıyafettir. Nitekim Hz.Mevlana bu manada:



    "Bil ki oldu ruha ten guya libas - Bi-libas ol labisi kıl iltimas"

    (Bil ki bu ten ruha elbise gibidir, elbiseyi bırak onu giyineni ara)



    buyurmuştur.

    İnsanın kainattaki yerini çok iyi tespit eden İbrahim Hakkı, bütün hayatını insanlara yararlı olabilmek için ilme ve ilimle ilgili eser-ler yazmaya vermiştir. İslamın ve ilmin insan için en emin yol olduğunu, bizzat yaşayarak gördüğü için gerçek bir insan-sever olarak, herkese yararlı olmak için yaşamış, hak ettiği üne kavuşarak, Erzurum'a "Mübarek Şehir" denmesinde büyük bir pay sahibi olmuştur.

    İbrahim Hakkı .sureti ve a'zayı ahlaka alamet ve nişan etmiştir. Ta kim ibtida insan kendi kıyafetinden kendi esvafın tamamıyla bilip, ihtizam ile tehzib-i ahlak eylesin, badehu akranı kıyafetlerine fehm ü ferasetle nazar edip, her birinin zatında muzmer olan ahval u ahlakına vakıf ve muttali oldukta anlara hulkunca rağbet ve muhabbetle muamele etsin veya aklınca hüsn-i müdarat ile geçinip gitsin veya cümlesinden uzlet edip ... " diyerek Kıyafetname'nin başlarında insanın yüzünden huyu ve dış organlarının görünümünden de ahlakı hakkında bilgi edinebileceğimizi söyler. 2

    Büyük bir alim olduğu kabul edilen İbrahim Hakkı, beden yapısından insanın karakter ve huy özelliklerini çıkarma bilimi olarak bilinen "kıyafetül-insaniye, kıyafetü'lebda" da denilen "kıyafetü'l -beşer veya kısaca "kıyafet ilmi"nde önemli bir isim olarak kabul edilir. Görünen ve bilinenlerden yararlanarak bilinmeyeni aydınlatmak esasına dayanan "kıyafet bilimi"nde geleneksel bilgilere kendi tecrübelerini de katarak büyük bir başarı kazandığı, araştırmacıların ortak kanaatidir.
    Batı'nın M.Ö. dördüncü-beşinci asırdan beri tanıdığı, İslam dünyasının 9. yüzyıldan beri ilgilendiği "kıyafet bilimi"nin 19. ve 20.
    yüzyıllarda Batılılarca "fizyonomi bilimi" olarak yeniden ele alınarak insan karakterinin tespitinde bir araç olarak ele alındığında şahit olmaktayız.
    Kainattaki hiçbir şeyin sebepsiz olmadığı düşüncesine dayanan kıyafet bilimi hem İslam düşüncesine hem de müspet bilim anlayışına uygundur. Ancak meseleyi tamamen çözdüğünü söylemek mümkün değildir. çünkü bu ilim sadece sonuçlarla ilgilenmekte, insanlara, ilişki kuracakları insanlar hakkında bir ön bilgi vermek suretiyle yardımcı olmaya çalışmaktayken, açıklanması imkansız zıtlıklarla da karılaşılabilmektedir.
    İslam dünyasındaki kıyafet bilimcilerinin genel kanaati şöyle özetlenebilir:
    "Allah ademi mizaç ve huy bakımından düzgün ve bir yarattı. Fakat insanları şekil ve huylarında birbirlerinden farklı ve karşıt yarattı. Sonra dış görünüşü, organları huylara işaret yaptı. ta ki insan kendi kıyafetinden kendi niteliklerini tamamiyle bilip, büyük bir özenle ahlakını güzelleştirsin. Akran ve arkadaşlarının kıyafetlerinden ahlaklarını çıkararak onlarla uzlaşıp iyi geçinsin. Yahut hepsinden ayrılıp eminlik ve selamet içinde gönül rahatlığıyla yaşasın." İbrahim Hakkı'nın kıyafet bilimine inanan bir bilgin olduğuna delilolarak şöyle bir hikaye anlatılır.
    "İbrahim Hakkı ve Sarı Gümrükçü yolculuk sırasında bir kahvede konaklamışlar.
    Kahveci, misafirlerine büyük iltifatlara hizmet ediyor, bütün davranışlarını büyük bir merakla izliyormuş. çünkü insanın dış yapısıyla karakteri arasında kesin bir ilişki olduğuna inanmakta ve konuyla ilgili bir de eser yazmış bulunmaktadır. Kahvecinin vücut yapısı, iyi bir insan olmadığını gösterdiği halde o, çok iyi bir insan gibi davranmaktadır. Ortada ki çelişki İbrahim Hakkı'yı endişelendirmeye başlamıştır, eserini meydana getirebilmek için harcadığı emekler boşa gitmek üzeredir.
    Geceyi bu endişe içinde huzursuz olarak geçirir. Sabahleyin, Sarı Gümrükçü kahveciden hesap istemiş. Kahveci onlara akla hayale gelmeyecek bir hesap çıkarmış. Sarı Gümrükçü kahveciden, hesaptaki yanlışlığı düzeltmesini istedikçe o aksileşip, hesabında ısrar ediyormuş. Akşamki kuzu gibi ardam bir canavar kesilmiştir.
    İbrahim Hakkı olanları büyük bir memnuniyetle izlemektedir. Organ yapılarındaki "orta" oluş, yani aşırı olmayış hep iyi huylara işaret olarak görülmektedir; vasat boy, kumral saç, mutedil alın, mutedil diş, yuvarlak sakal vs. hep iyi huylularda görülmektedir. İbrahim Hakkı'nın 141 beyitlik bir mesnevisi olan Kıyafetname adlı ünlü eserinde bir bölüm olarak yer almaktadır. Türüyle ilgili bütün özellikleri taşıyan bu eser de, diğer kıyafetnameler gibi, insanlara doğruyu, güzeli bulmakta yardımcı olmak için yazılmıştır.
    Doç.Dr. Cevat YERDELEN

     

     

    Leyl-i Lal - 15.01.2010 - 13:59
  3. Sözümüzü İbrahim Hakkı'nın bu eserinden aldığımız birkaç beyitle tamamlayalım:


    Kim ki boyu kasir - Hilesi vardır kesin.
    Anlamı: Kimin boyu kısaysa hilesi çoktur. Kim ki saçı sarıdır - Kibr-ü gazab karıdır Anlamı: Saçı sarı olanların işi kibir ve gazaptır.
    Kim ki vasat boyludur - Akıl ü hoş huyludur Anlamı: Orta boylular akıllı ve güzel huylu olurlar.
    Her yiri evsat olan - Dilber olur bi-güman Anlamı: Her yeri vasat olan şüphesiz ki çok güzel olur.



    *******


    GAZEL

    Merhaba ey aşk-ı bâki meraba
    Pür vefasın, pür vefasın, pür vefa

    Gel salın gönlümde ey can-ı cihan
    Dil-rübasın, dil-rübasın, dil-rüba

    Çarh-ı dilde mihr ü nahımsın benim
    Mehlikasın, mehlikasın, mehlika

    Ol ahir yâr-ı garımsın benim
    Can-fezasın, can-fezasın, can-feza

    Mübteda-yi cümle eşyaya yayan
    Müntehasın, müntehasın, münteha

    Senden oldu har, gül hem bak zer
    Kimyasın, kimyasın, kimya

    Vasıl eylersin kulu Mevlasına
    Reh-nümâsın, reh-nümâsın, reh-nümâ

    Halktan bîgane olmuş aşıkına
    Âşinasın, âşinasın, âşina

    Hakkı Hakk'dan gafil olmasın müdam
    Pür-safasın, pür-safasın, pür-safa


    VASFEDEMEM GÖNÜL SENİ

    Vasf-ı lisan seninledir
    Vasfedemem gönül seni
    Nutk-u beyan seninledir
    Vasfedemem gönül seni

    Her hünerin kemalisin,
    Her güzelin cemalisin
    Hüsn ile an seninledir,
    Vasfedemem gönül seni

    Şevk-u talep ki sendedir,
    Zevk-ü tarap ki sendedir
    Aşk ile can seninledir,
    Vasfedemem gönül seni

    Olmasa kibr ile riya,
    Sensin ol beyt-i Kibriya
    Genc-i nihan seninledir
    Vasfedemem gönül seni

    Bilmedi kimse cevherin,
    Âleme doldu kevserin
    Zevk-ı cihan seninledir,
    Vasfedemem gönül seni

    Hükmüne Hakkı bendedir,
    Cam seninle zindedir,
    Cümle cihan seninledir
    Vasfedemem gönül seni

    İSTERİM - İLAHİNÂME'DEN

    Ey çenk, perdelerde sipihanı isterim
    Ey mutrip, ol terane-i suzanı isterim

    Hoş perde-i ırak ile uşşaka zevk ver,
    Kim rast, buseliğe hoş elhanı isterim

    Aşk ehlinin şahadetidir il-i musiki,
    Çün müminim şahadet-ü imanı isterim.

    Aşkın cemali aksidir insanda hüsnü an
    Didar-ı aşkı görmiye hubanı isterim

    Ey Hakkı, Çünkü can-ı cihan aşk-ı pek imiş,
    Candan o nur dide-i ayanı isterim.

    SU KASİDESİ

    Su vadi-i hayretde her seng ile ceng eyler
    Deryasına vuslatda aheng-i peleng eyler

    Su alçağa meyi eyler, hoş savtla hoş söyler,
    Reftarına bak neyler şan şive-i leng eyler

    Su havza kudüm eyler, şevkiyle hücum eyler
    Hem nağme-i Rum eyler, hem raks-ı Freng eyler

    Su 'ayn-ı necat olmuş, eşyaya hayat bulmuş,
    Bel 'azb-ı Furat olmuş ol zevk-i neheng eyler

    Su teşnesi her hasta olmuş, ana dil beste,
    Uşşakına peyvetse, hoş naz u direng eyler

    Su teşnesini bulsa, hoş berd-ü selam olsa
    Yangun yürege tolsa, ol nara ne reng eyler?

    Hakkı, su gibi getsin, derya-yı dile yetsin
    Koy bahr ile fahretsin, barandan o neng eyler

    Numan KÜLEKÇi
    Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

    SU KASİDESİ'NİN TAHLİLİ

    Fi Medhi'l-ma

    Me'ulü Mefa'ilün Mef'ulü Mefaulün

    1-Su vadi-i hayretde her seng ile ceng eyler
    Deryasına vuslatda aheng-i peleng eyler

    Fi Medhi'l-ma (a): Suyun övgüsüne dair. senf (a) : taş peleng (a) : kaplan

    1- Su, hayret vadisinde her taş ile cenk eder.
    Deryasına kavuşmada kaplan gibi hareket eder.

    Bu gazel de İbrahim Hakkı'nın diğer şiirlerinde olduğu gibi tasavvufi manada söylenmiştir. Seyr-i -ülük yoluna girıniş olan salık açık istiare yoluyla suya, yine ayni yolla İlahi sevgili de deryaya benzet¬ miştir. su (Salik) hayret vadisinde taşlarla vuruşa "uruşa deryaya (ilahi sevgiliye) ulaşabilmek için tıpkı
    ir kaplan çevikliğiyle akmaktadır. Hayret, tasavvufta binr makamdır. Bu makarnda salik kalbine gelen :ecelliler sebebiyle düşünemez ve muhakeme edemez
    ir hale gelir.Hakk'ın tecellilerini temeşada hayret ve hayranlığa düşer. İşte su (salik) da bu vadide, teşhis -an(atıyla avının peşinde çevik ve acele ile ne . 'aptığım bilmeyen kaplana benzetilmektedir.

    2. Su alçağa meyi eyler hoş savtla hoş söyler
    Reftarına bak neyler şan şive-i leng eyler

    şavt (a) : Ses, sada - bağırına, haykırına, çığlık. reftar (a) : gidiş, yürüyüş, hareket san (a): sanki, rüya
    şive-i leng (a) : topal, aksak yürüyüşlü.

    2- Su alçağa meyl eder. Güzel sesle söyler.
    Yürüyüşüne bak, sanırsın ağır aksak biri gibi hareket ediyor.

    Birinci beyitteki tahayyül yine devam etmektedir. Suyun taştan taşa atlayarak alçağa meyletmesi, -alikin nefsini Hakk'ın huzurunda kulluk mevkiine ~oyması, halka karşı şefkatli olması, kibirli ve gurur . u olmamamsı ve karşısında eğilmesidir. Suyun taştan taşa atlayarak, aşağılara akması, norınal bir durum¬ dur. Şair bunu değişik bir sebebe bağlayarak hüsn-i tahlil sanatı yapmıştır. Su ayrıca aksak bir kimseye benzetilerk teşhis yapılmıştır. Beyit Fuzuli'nin
    ağıdaki beyitini hatırlatmaktadır.
    Hak-i Payine yetem der ömürlerdir muttasıl Başını daşdan daşa urup ge zer avare su

    3- Su havza kudüm eyler şevkiyle hücum eyler
    Hem nağme-i Rum eyler hem raksoı fireng eyler

    Kudum(a) : Uzak bir yoldan, uzak bir yerden gelme. Ayak basma
    havza (a) : açık ve düz olan deniz kıyısı raks (a) : sıçrayarak oynama, dans etme Rum (a) : Anadolu

    Su, deniz kıyısına ulaşır ayak basar. Sevinç ve arzuyla hücum eder. Hem Adanolunun nağmelerini söyler, hem de Avrupalı gibi dans eder. Bu beyitte de kanaatimizce, suyun hem Anadolunun nağmelerini söylemesi, hem de Avrupalı gibi dans etmesiyle, Hak yoluna giren gönlün milliyetinden, muhitinden söz edilmemesi gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Bu beyitte bize Mevlana'mn şu çok meşhur olmuş Farsça rubaisini hatırlatıyor.
    Sen gel ne olursan ol yine gel
    Kafir, ateşperest, putpereset ne olursan yine gel Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tevbeni bozmuş olsan yine gel.

    4.Su'ayn-ı nedıt olmuş eşyaya hayat olmuş,
    Bel 'azb-i Furat olmuş ol zevk-i neheng eyler

    ayn (a): bir şeyin tıpkısı - aslı - pınar necat (a) : kurtuluş bel (a): belki
    'azb-i Furat (a) : Fıratın tadı (çok tatlı ve susu¬ zluğu kesen) neheng (f) : timsah

    4- Su her şeyin hayatı ve kurtuluş kaynağı olmuş.
    Belki çok tatlı ve susuzluğu kesen olmuş, timsah zevki yapıyor.

    Yukarıdaki beyitlerde görülen tahayyül bu beyitte değişmiştir. Su'yu burada Hakka ve İslamiyet olarak müteala etmek gerekir kanaatindeyim. Beyitte geçen "azb-i fürat" ile nakıs bir iktibas yapılmıştır. Kur'an'da iki surede geçmektedir. Fatır suresi 35/15 İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar).
    Hepsinden de taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün." Tefsirlerde bu ayet ile ilgili suyu tatlı ve acı olan iki deniz birbirine nasıl eşit değilse, inananla inanmayan de birbirine eşit değildir. Şeklinde bir açıklama yapılmaktadır.

    İkinci sure ise Furkan suresi 25/53 "Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerinin ki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel aşılmaz bir sınır koyan O'dur Bu ayetle ilgili olarak da değişik tefsirler vardır. 1) Maksat, denize karışan nehir ve onun karıştığı denizdir. Denizi yarıp arasında fersahlarca akıp gittiği halde, nehri n suyunun tadı bozulmamaktadır. 2) Maksat mü'minlerle kafirlerdir. tatlı su mü'minlerdir, acı su kafirleri sembolize etmektedir. Dünyada yan yana fakat birbirlerine karışmadan yaşadıklarına işaret edilmektedir.

    5. Su teşnesi her hasta olmuş ana dil-beste
    Uşşakına peyveste hoş naz u direng olmuş

    teşne (f): susamış-çok istekli dil-beste (f): gönül bağlamış aşık, Uşşaak (f): aşıklar Peyveste (f): Bekleme, gecikme, tutma, istirahat

    5. Susamış (ona istekli) olan her hasta onun aşığı olmuş aşıklarına ulaşmakta nazlı ve yavaş olmuş.

    Bu beyitte de su, 4. beyitte görüldüğü üzre ele alınmalıdır. Su Hakk'tır İslamiyet'tir.
    Naz'ın tasavvufi tanımı ise şöyle yapılmaktadır.
    "Sevgilinin derdi ve mahzun aşıkına güç vermesi, ona cilve yapması, bilmezlikten gelmesi" Naz ehli yüce Mevla ile gayet samimi, her türlü kayıttan uzak sohbet eder ve onu içlerini dökerler. Mesela bu hal içinde Yunus Allah'a şöyle seslenir:

    Sen temaşa kılasın ben hod yanam
    Haşa li' llah senden ey Rabba'l-enam

    İbrahim hakkı'nın bu gibi bazı beyitlerin de böyle bir eda sezilmektedir.

    6. Su teşnesini bulsa hoş berd ü selam olsa
    Yangun yürege tolsa ol nara ne reng eyler

    berd (a) : Soğuk reng (f): renk-suret-şekil-hiyle, oyun

    6. Su kendisine karşı çok istekli olanı bulsa, ona hoş bir soğukluk ve esenlikle yaklaşsa yanan yüreklere dolsa, o ateşi (yanan yöreği) ne şekle sokar.
    B u beyitte de İbrahim Hakkı "berd ü selam" ile Enbiya Süresi 21/69 ayete "Eyateş! ibrahim için serinlik ve esenlik ol. dedik. "Telmih de bulunmuştur. Hz. İbrahim Nemrud tarafından ateşe atıldığı zaman cebrail, onu havada tutmuş ve dileğini sormuş O da Ben Allah'ın kuluyum dileğim O'nadır sana değil. Allah ne dilerse yapsın.
    "Demiştir. Allah da onu dost edinmiş ve adı Halilullah olmuştur. Kanaatimce İbrahim Hakkı "Su teşnihesini bulsa" diyerek Hakk'ın Hz.
    İbrahim 'in yüreğinde bulduğu istek ve bağlılığı "Nara ne reng eyler" diyerek de Allah'ın onu dost edinmesini ve narı gülbahçesi haline getirmesini kasdetmiştir.

    7. Hakki su gibi getsin derya'yı dile yetsin
    Koy bahr ile fahr etsin barandan o neng eyler

    derya-yı dil (f) : gönül deryası bahr (a) : deniz Fahr (a) : Övünmek Baran (f): Yağmur Neng (a) : ayıp, utanma, ar-şöhret, ün

    7. Hakkı su gibi akıp, gönül deryasına ulaşsın.
    Bırak deniz ile övünsün ve yağmurdan üne kavuşsun.

    İbrahim Hakkı ilk beyitlerde salike benzettiği su gibi olmak isteğini dile getiriyor. su gibi olup denize ulaşmak, yani Hakk'a kavuşup övünmek arzusundadır.
    Baran ise tasavvufi yönden, Allah'ın rahme ve feyzi manasınadır ki, herkes kabiliyeti nisbetinde bundan nasibini alır. Şair bu feyzle ünlü olmak buna kavuşmak dileğindedir. Ancak neng kelimesini utanma manasına alacak olursak bL sefer de İbrahim Hakkı Hakk'ın rahmetinden,
    feyzinden tam anlamıyla faydalanamayarak denize ulaşmamak korkusunu dile getirmiş olabilir.

    OLMUŞUZ

    Katreyiz alemde ilkin dilde derya olmuşuz
    Cevheriz dehrin bisatı üzre yekta olmuşuz

    Seyrimiz sahra-yı dildir gayri yerden fariğız
    Kendi sahramızda seyyahız ki sahra olmuşuz

    Berkımızla yakmışız biz hod-nümalık perdesin
    Gayreden pinhanız amma dilde peyda olmuşuz

    Biz bu bahr-ı aşk-ı bı-ka'rın müselsel mevciyiz
    Gerçi zencîriz veli biz metn-i derya olmuşuz

    Kimseyi incitmek incinmek değildir şanımız
    Yar-ı gâr-ı cümleyiz şefkatle gûyâ olmuşuz

    İnciden nadana hem dôstuz du'alar eyleriz
    Kim kamudan biz bize mahv-ı temaşa olmuşuz

    Aşıkız misl-i Züleyha dilberiz Yusuf gibi
    Biz bizi sevmekte Hakkı ferd ü tenha olmuşuz





    T E F V İ Z N A M E

    Hak şerleri hayreyler,
    Zannetme ki gayreyler,
    Arif onu seyreyler;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler...


    Sen Hakk'a tevekkül kıl,
    Tefvhiz et ve rahat bul,
    Sabreyle ve razı ol;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Kalbin O'na berk eyle,
    Tedbirini terk eyle,
    Takdirini derk eyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hallâk-ı Rahim O'dur,
    Rezzâk-ı Kerim O'dur,
    Fe�âl-i Hakim O'dur;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Bil kat-ı hacâtı,
    Kıl O'na münacâtı,
    Terk eyle murâdâtı;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Bir işi murâd etme,
    Olduysa inâd etme,
    Hak�dandır o reddetme;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hakk'ın olacak işler,
    Boştur gâm-u teşvişler,
    Ol hikmetini işler;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hep işleri fâiktir,
    Birbirine lâyıktır,
    Neylerse muvâfıktır;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Dilde gamı dûr eyle,
    Rabbinle huzur eyle,
    Tefviz-i umûr eyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Sen adli zulüm sanma
    Teslim ol oda yanma,
    Sabret, sakın usanma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Deme şu niçin şöyle,
    Bak sonuna sabr eyle,
    Yerincedir ol öyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hiç kimseye hor bakma,
    İncitme gönül yıkma,
    Sen nefsine yan çıkma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Mü�min işi renk olmaz,
    Akıl huyu cenk olmaz,
    Arif dili tenk olmaz;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hoş sabr-ı Cemilindir,
    Takdir-i Kefilindir,
    Allah ki Vekilimdir;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Her dilde O'nun adı,
    Her canda O'nun yâdı,
    Her kuladır imdâdı;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Nâçâr kalacak yerde,
    Nâgâh eder ol perde,
    Dermân eder ol derde;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Her kuluna her anda,
    Gâh kahr-û gâh ihsânda,
    Her anda O bir şanda;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Gâh Mu�ti û gâh Mâni
    Gâh Darr ü gâh Nâfi
    Gâh Hâfizu gâh Râfi.
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Gâh âbdin eder ârif,
    Gâh eymenü gâh hâif,
    Her kalbin O'dur Sârif;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Gâh kalbini boş eyler,
    Gâh hulkunu hoş eyler,
    Gâh aşka duş eyler;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Gâh sâde ve gâh rengin,
    Gâh tabun eder rengin,
    Gâh hürrem gâh gamgin;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Az ye, az uyu, az iç,
    Ten mezbelesinden geç,
    Dil gülşenine gel göç;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Bu nass ile yorulma,
    Nefsinle dahi kalma,
    Kalbinde irab olma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Geçmişle geri kalma,
    Müstakbele hem dalma,
    Hal ile dahi olma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Her dem anı zikreyle,
    Zirekliği koy şöyle,
    Hayrân-ı Hakk ol şöyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Gel hayrete dal bir yol,
    Kendin unut O'nu bul,
    Koy gafleti hazır ol;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Her sözde nasihat var,
    Her nesnede ziynet var,
    Her işte ganimet var;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Hep rumzu işarettir,
    Hep gamz ve beşâdettir,
    Hep ayn-ı inayettir;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Her söyleyeni dinle,
    Ol söyleteni anla,
    Hoş eyle kabul canla;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Bil elsine-i halkı,
    Eklâm-ı Hakk ey Hakkı,
    Öğren edeb-u hulkû;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.


    Vallahi güzel etmiş,
    Billahi güzel etmiş,
    Tallahi güzel etmiş;
    Allah görelim netmiş
    Netmişse güzel etmiş.


    Yine öyle *


    Dünya hayatının adeti, gereğidir bu, bazan hoş bazan acı.

    Hak âşığının gereğidir ebedi aşk devleti.
    Ömrümüzün gündüz ve gecesinin sebebi: ak ve karardır.

    Aşığın tek isteği ilahi nuru bulmaktır.
    Bil ki Leyla ve Mecnun'u ile ikisi de sendedir.
    Aşka aynasın. Hele sen bu keçeden örtüyü bırak.
    Can, alemi, safa denizidir. Beden sureti ona köpüktür.
    Ay bulanıktır, bu dalganın bir çekme ve uzatma hareketi idi.

    Çünkü, bu canlar bir olur. Akisler (yansı) o, aslı bulur.

    Denizine her dalga geldikçe küçük gözü açılmış olur.
    Bütün köpük su olsa gerek, ya sahili bulsa gerek.
    Çünkü o Ehad (tek) denizi, iki renkle bir olmaz.
    Dalganın inkar edişi kalmazsa o, ilahi nuru seyreder.
    Hakkı! Ehadi (biri) bildikten sonra sayıyı hiç sayarsın.



    Yine öyle



    Eğer meyhaneler ilmi senin nefsinle arkadaş oldu ise.
    Bu ilim ve hüner bütün hallerinde heves ve istek oldu.
    O görünmeyen uçucu sana eğer gölge bıraktıysa,
    Cihanın Anka Kuşu, senin görüşünde bir sinek gibi oldu.

    Eğer sabah mutluluğu, sana bir ikmal, şans gösterdiyse,
    Ya niçin eteğin her gece bekçisinin çekişme konusu oldu.

    Eğer car ve gönülden ve sadakatla, içtenlikle dinledinse,

    Aşıkların sözünden sana bir harf kafi geldi, yetti..
    Herkes, ölen gitti, hiç kimse geri gelmedi der.
    Gelmiş olan kimse, görür ki zatında kişi olmuş.
    Şiddetli esen ölüm alevi, ruhları titretti.

    O titreme değil, ruhun alındığının belirtisi oldu

    Ey Hakkı! Cimri olma, huyunu, tabiatını değiştir

    O Bakî, ebedî şerbet niçin çerçöp oldu


    AŞKNÂME



    Aşk gizli iken aşikar (açık) oldu.
    Bütün canlar ona av oldu.
    Çünkü aşk, perdeden dışa geldi,
    Arslanlar ona boyun eğdi.
    Aşk, eserlerini ortaya çıkardı.
    Cenab-ı Hak onlara değer verdi.
    Aşk adem oğlu tarafından beğenilmiştir.
    Alemin gülü ve gül bahçesi olmuştur.
    Aşk, hangi gönülde yerleşse.

    Allah'tan gayrısını orada bırakmaz hepsini yakar.

    Çünkü aşk, kalbe perdeyi açar.
    Sevap ve günahın ne olduğunu asla bilmez.
    Aşk, insanı deli eder.
    Gafletle unutkanlığı yok eder.
    Aşk, her kime iyilik ederse.
    Bütün iş ve hallerinde onu korur.
    Aşk, insan kuşunun avcısıdır.
    Bir de her türlü perişanlığın toplamıdır.

    Bağımsız nur ve ateş aşktır.
    Hür insanı köle eden aşktır.
    Aşk müslümanı sapık yapar.
    Sonra iman dudağını verir.
    Aşk, gözden gönülden gizlidir.
    O, daima can içinde candır.
    Aşk, her kime dost olursa,
    Sevgili zata varmaya, yol gösterici olur.

    Aşk, gönül nurudur hem de ateşle arzudur.

    Aşık olmayan hiç zevk bulamaz. '
    Aşk, canın en yetkili doktorudur.
    Bazan sevgili bazan sevenidir.
    Aşk, gönül yüzünde yerleşmiş oldu.
    Aşık olana korku yoktur.
    Aşk, can ve gönlün mihrabıdır.
    Bedenin kıblesi ise su' ve topraktır.
    Aşk. gönül boşluğunda sevgilidir.
    ,-, Bilmeyen halk içinde arayıcıdır.
    Şah ve mutlu bir şans aşktır.
    Hem de sonu sena edilir, övülü olur.
    Aşk, Kaf dağının Anka kuşu olmuş.

    Her bakımdan çok dikkatli bir inceleyici olmuş.
    " Aşk, parlak bir ay ve güneştir.
    O, gül ve şaraptır, bağ ve bostandır.
    Aşk, yere sığmayan iri, doğan kuşudur.
    Yıkılış ve yok oluş sırrının kapalı güzel sözüdür.
    Aşk, gönül tahtı üzerinde oturan bir sultandır.
    Karıncaya hükmeden Süleyman gibidir.
    Aşk sultanı ev bark bilmez

    Kurtulmuş, serbest olmuş, isim, şan ve şöhret bilmez

    Aşk, üstaddır ve her fennin bilgindir.
    Aşıkların kalbi, onunla aydındır.
    Aşk, ilim ve irfan madeni, kaynağıdır.
    Her gözün nuru ve her canın canıdır.
    Aşk, erganun çalgısı gibi olmuş. ,
    Bütün ilimlerle birlikte türlü fenlere sahip olmuş.
    Aşk, akıl ve iman nurudur.
    İslam'ın sırrıdır, güzellik ve verisidir.
    Aşk, gerçek tevhid (Allah'ı birleme anma) olmuştur.
    Aşık canının alıştırıcısı, oyalayıcısı olmuştur.
    Aşıkın gizli ve açık isteği aşktır.
    Her nebi ve velinin maksadı, gayesi odur.
    Şibli ile Hallac'ın sırrı aşktır.
    Bütün sevinçlerin başına taç olmuştur.
    Adem ile Havva'nın güzelliği aşktır.,
    Me'va cenneti, gerçek yeri otura.gıdır. .
    Aşk, cennetler ve güzel gözlü huri (Cenet kızı)ler olmuş.

    Kevser (Cennette bir nehir), süt ve bal olmuş.
    Aşk, en büyük felekin binasıdır.
    O, külli akıl ve ruh-i ekremdir. (İkram, ihsan eden)
    Aşk, peygamberlerin miracı olmuştur.
    Velilerin tacı ve değerli hediyeleri olmuştur.
    Aşk, gönülde ilahi bir sırdır.
    Allah'ın has, öz nuru ve rahmetidir.
    Aşk, nurdur ve nurların kaynağıdır.
    O, hem sırdır ve hem de sırların madeni.( kaynağı)dir.
    Aşk, arş ve ferş ve levh-ü-kalem oldu.
    Dert ve üzüntü onunla şifa buldu, iyileşti.
    Allah'tan başka bir'ilah olmadığının sırrı aşktır.
    Tevhid (birleme) denizi ve birliğini isbat eden bütün deliller aşktır .
    Aşk, tatlı, hoş bir suyun pınarı olmuş.
    Her gönül ona açık yol olmuş.
    Aşk, Kuran sırrının tefsiri (açıklama)dır.
    Bütün güçlükler onunla kolayca çözülür.
    Aşık, açılacak her kapının anahtarı olmuş.
    Aklın, kalbin ve ruhun alıştırıcısı, oyalayıcısı olmuş.
    Aşkı, ayın, şin ve kaf'sız anla.
    Asıl o'dur sen aklı, boş laf anla.
    .Aşk, gerçek hac ve zekat oldu.
    Susamış gönüllerde hayat suyu olmuş.
    Namaz ve orucun lezzetini veren aşktır.
    Her an özüne naz ve niyaz (nazlanma ve yalvarıp isteme) eyler.
    Aşk, iç ve dış güzelliğin aynası olmuş
    İlahi gizliliklerin sırrı (gizliliği) olmuş.
    Aşk, zatına son yok.
    Sıfatına da başlangıç yok.
    Aşk, hem bilen hem de bilinen oldu.
    Kendi, hem öven hem de övünen oldu.
    Aşk, yazılmaz ve anlatılmaz olmuş.
    Aşkı vasıflandıran dilsiz olmuş.
    Aşk, yok olmayan sonsuz olmuş.
    Sıfatı, tam, eksiksiz fazilet olmuş.
    Belki eşyanın mucidi (bulanı) aşktır.
    Hepsi nurundan var oldular, ortaya çıktılar.

    Aşk, her iki alemin yapısıdır.
    İnsan ruhunun temiz, pak cevheridir.
    Aşk, kendisiyle aşk tutuklusu olmuş.
    Kendi güzelliğine çok istekli olmuş.
    Aşk, kadın, oğullar ve kızlar bilmez.
    Kötülükleri, hep iyilik yapar.
    Aşk, kendine, kınama sorusu sorar.
    Sorduğu soruların cevabını, yine kendisi verir.
    Allah'ı vasfetme aşkı sonsuzdur.
    Çünkü sıfatlarının sayısı, had ve hesabı yoktur.
    Aşk için yüz bin isim olmuş.

    Bütün eşyada has ve özel olmuş.

    Temiz aşk için asla ayıplanma olmaz

    Görünen ve görünmeyen hepsi onun için birdir, eşittir

    Asıl ve kök, varlık aşktır

    Kısaca her şey aşktan var oldu

    Aşk için yakınlık ve uzaklık birdir

    Ve onlar şimdi olduğu gibidir

    Aşk, hem evvel oldu hem son

    Hepsinden içli oldu hem dışta göründü

    Gerçekten hepsi aşktır, aşk

    Hakkı! Bu sözlerin hepsi haktır, tasdik et....



    ==================



    *Yukarıdaki şiirler, Divan adlı eserinden alınmıştır.



    ================



    UYUMA

    Aziz başın içün gece yar içün uyuma
    Uğurla leyli felekten şikar içün uyuma

    Çün uyudun nice bin gece nefs hazzı içün
    Bir iki şeb ne olur yar-ı gar içün uyuma

    Latif yar ki hergiz uyumaz anın ile
    Huzur edip geceler ol nigar içün uyuma

    Helal olur mu ağır uyku hasta sahibine
    Terahhum eyle bu kalb-i figar içün uyuma

    Hûda dedi ki benim aşıkım gece uyumaz
    Haya edersen eğer şeb o âr içün uyuma

    işitmedin mi ki şeb kam alır kamu uşşak
    Bu aşk-ı padişeh-i kâm-kar içün uyuma

    Hezar kerre dedim Hakkı Hakk'a gel geceler
    Yoğ olduğun bilesin ta o var içün uyuma

     

     

    Leyl-i Lal - 15.01.2010 - 14:00



Benzer Konular

  1. Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi ve Marifetname
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12.06.2010, 00:48
  2. Marifetname'den
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.11.2009, 21:38
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 23.07.2009, 15:19
  4. EĞİTİM HAKKI ( EĞİTİM KIZLARINDA HAKKI)
    Konuyu Açan: CA-CHALLENGE, Forum: Güncel Sorunlar Ve Hayat.
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 30.06.2008, 00:46
  5. ibrahim hakkı hazretleri
    Konuyu Açan: ByMeGa, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj : 28.12.2007, 19:58

copyright

Soru Cevap

grafimx