Anneler Günü İle İlgili Kompozisyon Örnekleri

  1. anneler günü ile ilgili mektup örneği - anneler günü mesajları - annelerle ilgili güzel sözler - anneler günü kutlaması - anneler günü yazıları




    Canım Anneme Mektup
    Sevgili anneciğim;

    Sana bu mektubu sevgimi söylemek için yazıyorum. Ama bu sevgimi ne söyleyebilirim nede yazabilirim. Zaten sevgi ne söylenir nede yazılır, sevgi sadece gösterilir. Sen de bana kimsenin göstermediği ve gösteremeyeceği öyle bir sevgi gösterdin ki bu sevgi ne biter nede tükenir.
    Sen bana hem arkadaş hem de sırdaş oldun. Üzgün olduğumda dertlerimi, mutlu olduğumda ise sevincimi benimle paylaştın. Sen üzülünce; sanki duyguların aksediyor kalbime ve bende üzülüyorum. Zaten sen mutsuz olduğunda ben nasıl mutlu olurum?
    Eğer seni üzdüğüm bir gün senden özür dilemeden yatarsam, o gece çok zor geçiyor. Ya annem olmasaydı ne olurdu diye geçiveriyor aklımdan… İşte o zaman çok ağlıyorum anne. Kendi kendime söz veriyorum seni bir daha üzmeyeceğim diye ama aklımdan çıkıveriyor bazen verdiğim sözler.
    Allah’a çok dua ediyorum, annemi başımdan eksik etme diye. Çünkü sen olmadan ben ne olurum bilmiyorum…
    Artık büyüyorum beni kucağına alıp sevmesen de beni içinden çok sevdiğini biliyorum. Seni anlatılamayacak şekilde çok seviyorum.
    Her evlat aynı duyguyu hisseder mi bilmiyorum ama sen bana çok sıcak geliyorsun sanki senin sevgin ile ısınıyorum.
    Seni üzdüğüm zaman sanki gözlerin yaşarıyor işte o anda zamanı geri almak istiyorum, çok üzülüyorum anne çok! Benim için çok değerlisin anne. Bu mektubu yazdıktan sonra karar verdim ve bu kararımı unutmamaya da karar verdim.
    Sevgim o kadar büyük ki anne, cümleler yetmiyor sevgimi taşımaya, ağır geliyor kelimelere, taşıyamıyorlar sevgimi. Büyük sevgimi taşımaları için büyük harfler kullanıyorum;

    ANNE SENİ ÇOK SEVİYORUM…

     

     

    Ay Kız - 11.05.2012 - 08:46
  2. anneye mektup kompozisyon ödevi - anneler günü mesajları - anneye güzel sözler - anneler günü kutlama mesajları - annelere yazı örnekleri






    Anneye mektup, canım anneme yazdığım mektup



    Anneciğime ithafen…



    Şimdi oturup düşününce anlıyorum ki; Renk cümbüşü halindeki geçmişin siyah-beyaz kareleriyiz biz. Ve ebruli desenlerin tozpembe hayallerini yaşadık yıllarca… Saçları ak, alnı ak, gönlü berrak anneciğim. Birgün gelecek yavrucağım, bir gün gelecek ve beni çok iyi anlayacaksın derdin ya, işte o gün, bu gün oldu ve şimdi ne demek istediğini gayet iyi anlıyorum… Aynı da senin gibi oldum desem inanır mısın? Aklımın ermediği zamanlarda bizler için taşıdığın endişeyi artık bana emanet edilen ufak bir beden için taşıyorum. Şimdilik o da beni anlamıyor ama adı annelik ya daha ne olsun? Tüm duyguları aranjman etmedikten sonra ne anlamı kalır değil mi?

    Sevgi emek ister, sabır ister, fedakarlık ister sözü bir aşkın tarifi değilmiş, öğrendim ve haykırıyorum tam tamına senin tarifin anneciğim… Nitekim senin yüreğinle büyük bir özveri ve sabırla suladığın tomurcuk iken, şimdi goncagül oluverdim de bende yüreğimin sızısı ile besliyorum tomurcuğumu.

    Sana göre en tatlısından dünya meyvesiyken ben, onu besleyen toprak ve deren bahçıvan oldun sen… Hayat seninle daha bir tatlı, daha bir güvenilir ve daha bir kolay oluyor annem. Küçücük ama dört kişilik ailemize yeten evimizin belki de her bir santimetresine imzasını atan yalnızca sen oldun. Oturma odamızın bir çekyatına birimiz, öbür çekyatına da diğerimiz kaygısızca uzanırken, senin halının üzerine kurulup kendine yer edinmelerin aklıma geliyor da; şimdi evime geldiğinde baş köşeleri göstermem belkide affettirme çabamdan olsa gerek… Bilmiyorum anne, evimin kapısından içeri girmenle anneciğim diye boynuna atılmam, elinden tutup odanın kapısına kadar sana refakat etmem misafirperverliğimin mi yoksa utancımın mı göstergesi…

    Biliyor musun annem? Evladım için bir hatırat tutuyorum. İlk yaşanmışlıklarını an be an kaydediyorum o deftere… İlk gülüşü, ilk emeklemesi, ilk adımları… hepsini ama hepsini kaydediyorum ki; yarın açıp okuduğunda benim onu nasılda sevgi ile ve yanımda olmasına rağmen nasıl büyük bir özlemle büyüttüğümü görsün diye… Ne garip değil mi? Bunu uman ben, anne olmadan senin bu gayret ve özverinin hiç farkına varamadım. Oysa emekle dediğinde; sıcacık, anne kokan sinenden ayrılmak nasıl da ağır gelmişti kimbilir. Bu ağırlıkla süründüm evvela, dahasın da emekledim… Her emeklememin sonu yine sana varsın istedim belki de… Ve bir gün yine, o kopmak istemediğim sineni gere gere kollarını açtın ve “hadi cennet kokulum gel annene” demenle, geri dönüş umuduyla ilk adımlarımı yine sana attım tekrar tekrar… O zamandan belliydi galiba nereye gidersem gideyim, bedenen olmasa dahi yüreğimin adımları sana dönüş yolundan vaz geçmiyor.

    Ve zaman akıp gitti, akrep yelkovanı, yelkovan zamanı kovaladı durdu da, ilk önlüğümü geçiriverdi sırtıma. Sınıfıma bırakıp, kapıdan son defa el sallayışın geldi şimdi gözlerimin önüne. Hayata atıldım güya… Ama ben öylesine alışmıştım ki senin hayatım olduğun fikrine ve sana atılmaya… İnsanoğluyuz ya annem, nelere alışmıyor bu yılların nasırlaştırdığı yürekler… Okudum, öğrendim… yazmaya ilk anne kelimesinden başladım ve çizdiğim ilk resim ellerimden tutmuş çiçekler arasında gülücükler saçan sendin…

    Seneler kah gönlümüzün bam telini okşarken, kah duygularımıza çimdik atarken, o gün geldi de ben “gidiyorum” dedim… Nereye soruna karşılık; Anne olmaya… Senin gibi “anne olmaya”… Ne diyebilirdin ki “sen mutlu ol yeterden başka”? Bir ömrü bunun için feda etmemiş miydin? Kundağımın bir ucuna kıvrılıp sabahlamaların, gözyaşlarımla hayatını karartmaların, bir tebessümümle attığın kahkahaların, heyecanların hatta bağırıp çağırmaların… Hepsi mutluluğum için değimliydi? Sustun ve gözümdeki kararlılıkla, cesaretlendin ve rüzgara salıverdin dalındaki yaprağını…

    Bembeyaz gelinliğimi sırtımda gördüğünde neler geçti kim bilir o tertemiz aklından? Benim için işlediğin ilk bembeyaz kundak mı, imkansızlıktan dolayı hazırını alamayıp ta kendi diktiğin bembeyaz eteklerim mi yoksa önlüğüm için ördüğün bembeyaz yakalarım mı? Ya da hepsi…

    Gözyaşlarınla suladığın, koklamaya dahi kıyamadığın gülün dalından koparılıp alınıyordu işte… Kalbinin atışları dışarıdan belli olur gibi, yüreciğinin kanı gözlerinden gelir gibi yolculadın, damadına bin bir nasihatle “Önce Allah’a sonra sana emanet…”

    Şimdi bende kendi yuvamın annesiyim. Aklımda; sen, yaptıkların, yaşattıkların ve illaki kayıtsız-şartsız sevgin. Bana da emanet canlar var artık… Yemek yapmaya üşenemiyorum, dağ gibi ütüleri üzerine yığacağım kimsem yok. Başım ağrıdığında ilacımı alıp, ilgi bekleyen yavrumla meşgul olmaktan başka yapacak bir şeyim yok… İşten kaytaramıyorum anlayacağın. Elime aldığım her iş, bana seni hatırlatıyor da o günlerin kıymetini daha fazla bilmeliydim diye hayıflanmaktan kendimi alamıyorum. İtiraf ediyorum…

    Olsun varsın; Senin dualarında olduğumu bilmek, halen benim için endişelendiğini ve kalbinin bir köşesinde taht kurduğumu bilmek yeterli bana…

    Bir gün sana geleceğim anne, yolun sonunda kollarını açmış yine sana adım atmamı bekle… Beni sımsıkı kucakla, nasılsın deme, sadece başımı göğsüne daya ve sadece beni sevdiğini söyle… Ben de cennet kokunu ciğerlerime çekeyim sinesiye… Seni çok seviyorum ANNE…

     

     

    Ay Kız - 11.05.2012 - 09:04
  3. annelerle ilgili kompozisyon sunumu - annelere sözler mesajlar - annelerle ilgili deneme yazısı - anneler günü kutlama mesajları - deneme örnekleri





    EN KUTSAL SÖZCÜK

    Gökşen Özden Keskin
    Biliyorum ki, benim endişelerimi çocuklarım anlamayacak. Onları çok sıktığımı, bunalttığımı, endişelerimin yersiz olduğunu söyleyecekler. Yanlışlar yapa yapa doğruları öğrenecekler. Belki doğrulara ulaşana kadar beni üzecekler. Ama ne olursa olsun, onlar benim çocuklarım ve onları hep seveceğim. İnanıyorum ki onlar da çocukları olduğunda beni daha iyi anlayacaklar ve bana hak verecekler.

    “Anne” sözcüğü herhalde dünyadaki en kutsal sözcüktür. Bir kadının, uğruna her şeyini vermek isteyeceği tek sözcüktür.

    “Anne”; fedakârlık demek, hoşgörü demek, sabır demek, en önemlisi de bir başkası için gözünü kırpmadan hayatını feda etmek demek. Kim bir başkası için canını verir? Tabii ki sadece bir anne, evlatları için böyle bir şey yapar.

    “Anne”; sevgiyi ilmek ilmek işlemek demek, tertemiz bir sayfayı en güzel bilgilerle doldurup savunmasız yavruları hayata hazırlamak demek. Siz, ona ne kadar eziyet de etseniz affeden demek.

    Anneliği sözcüklere sığdırmak o kadar zor ki…Çünkü annelik anlatılmaz, yaşanır.
    İnsan, çocuk sahibi olana kadar maalesef annesinin değerini tam olarak bilemiyor. Ama çocuk sahibi oldu mu, annesinin, kendisinin üzerine niye o kadar fazla titrediğini daha iyi anlıyor. İster yedi yaşında olun, ister kırk yaşında olun, anneniz her zaman sizin için endişelenir. Çünkü siz, annenizin bu dünyadaki en değerli hazinesisiniz. Ne parada ne pulda, onun hiçbir şeyde gözü yoktur. Onun tek düşüncesi sizin sağlıklı ve mutlu olmanız, bu hayatta güzel işlerle uğraşıp başarılı olmanızdır.

    Anne, evlatlarına tutkulu bir aşkla bağlıdır. “Aşkın ömrü var, birkaç yıl sonra biter” derler. Ama annelerin aşkı ölene kadar hiç bitmez. Hatta öyle ki, anneniz ölmüş olsa bile onun, sizi her zaman koruyup kolladığını hissederseniz. Bu yüzden sahip olduğumuz en büyük hazinemizin, annemizin değerini o, hayattayken bilelim. Çünkü hayattayken annenizin değerini bilmediyseniz, öldükten sonra mezarını her gün ziyaret de etseniz, çiçekler de götürseniz hiçbir anlamı yok.

    Annelerin değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Öksüz bir çocuğa dünyaları da verseniz, hiçbir şey onun annesinin yerini dolduramaz. Atalarımız, “Ana gibi yâr olmaz; ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar…” gibi çeşitli sözlerle annelerin değerini ne de güzel anlatmıştır.

    Ben de bir evladım, ben de bir anneyim. Annemin endişelerini, şimdi ben kendi çocuklarım için taşıyorum. Ve annemi şimdi daha çok anlıyorum. Keşke diyorum, annemin değerini çocukluğumda, gençliğimde daha fazla bilseydim. Onun endişelerinin yersiz olmadığını anlasaydım ve bu endişeleri için annemi üzmeseydim. Şimdi ben de bir anneyim ve annemi daha iyi anlıyorum. Ne mutlu bana ki annem hayatta ve ona sarılıp seni seviyorum, diyebiliyorum; onu öpüp koklayabiliyorum Ve biliyorum ki anneler, bizim bu dünyadaki koruyucu meleklerimizdir. Ne mutlu bana ki annemin kanatları altındayım.

    Biliyorum ki, benim endişelerimi de çocuklarım anlamayacak. Onları çok sıktığımı, bunalttığımı, endişelerimin yersiz olduğunu söyleyecekler. Yanlışlar yapa yapa doğruları öğrenecekler. Belki doğrulara ulaşana kadar beni üzecekler. Ama ne olursa olsun, onlar benim çocuklarım ve onları hep seveceğim. İnanıyorum ki onlar da çocukları olduğunda beni daha iyi anlayacaklar ve bana hak verecekler.

    Et tırnaktan nasıl ayrılmazsa bir anne de evladından ayrılamaz. Annenizden uzakta yaşıyor olabilirsiniz ya da onun dizinin dibinde de olabilirsiniz. Önemli olan araya aşılamaz mesafeleri, siz koymayın. Bir telefonunuz, bir ziyaretiniz onun için en büyük mutluluktur. Herhalde böyle bir mutluluğu da annenize çok görmezsiniz. Belki bugüne kadar annenizi üzmüş, onu ihmal etmiş olabilirsiniz. Ama hiçbir şey için çok geç değil. Kışı, yaza çevirmek sizin elinizde. Annenizi, baharda dalları çiçeklerle dolup bir gelin gibi salınan ağaca çevirebilirsiniz.

    Bu dünyada her şeyin bedelini ödeyebilirsiniz. Ancak annelerin hakkını hiçbir şeyle ödeyemezsiniz. Annelerimiz için ne yapsak az, ne söylesek boş. Anneliği sözcüklere sığdırmak o kadar zor ki… Çünkü annelik anlatılmaz, yaşanır.

     

     

    Ay Kız - 11.05.2012 - 09:21
  4. anneler gününe dair yazılar - annelerin önemi - en kutsal varlık anne - anneler günü anlam ve önemi





    Anneler Günü

    Hayat başıma papatyalarla işlenmiş bir taç taktı… Papatyaların her birinde sevgi var, emek var, şefkat ve süt kokusu var…
    Anne, bu tacın adı. Papatyalarla süslü, gülücüklerle birbirine tutunmuş, kollayan, koruyan en kıymetli hazine; anne…

    Ben ilk doğduğumda kim bilir benim için neler hayal ettin? Önce pembe elbise mi giydirecektin, yoksa kırmızı mı? Kimler beni görmeye geldiğinde önce maşallah demelerini isteyecektin? Acaba verdiğin sütle doyacak mıydım, yoksa istemeden de olsa ağlatacak mıydın beni?

    Mutluydun. Artık üç kişi olmuştuk şu koca dünyada. Benimle birlikte aile kavramı tamamlanmış oldu, neşe getirdim dünyana. Gündüzlerin benimdi de, gecelerinden de rüyalarını çaldım. Neydi artık senin için en önemlisi? Anne olmuştun artık. En kıymetli, en yüce sıfat… Daha da olgundun artık. Başına kötü bir şey geldiğinde sadece kendini değil, yavrunu da düşünecektin bundan sonra.

    Hayattım ben anne. Hava, su, kaderin çizgisi, gözlerinin feriydim… Zamanı hiç durduramadık. Bir yandan, hadi büyü artık be yavrum derken, yüreğinin diğer yarısı hep çocuk kalayım istemedi mi? Kelimeleri hep yarım söylesem, her anne dediğimde dünyalar senin olsa, hep böyle masum kalsa, hayat onu incitmese, demedin mi?

    Çocukluğum sadece o rengi atmış fotoğraflarda kaldı artık. Bakıp bakıp, aman ne de tatlıymış, dediğin, her hareketimi o küçük karelere sığdırmaya çalıştığın fotoğraflarda kaldı çocukluğum… Büyüdüm ben anne.
    Zaman neye inat bu kadar hızlı ilerliyor ki? Alıp veremediği ne bizimle? Hayatı görür gibiyim artık önümde. Gözlerimi dört açmam gerekiyor, düşmemek, savrulmamak için. Bazen düşsem ne olur, diyorum; ben zaten en büyük güzelliği senden görmüşüm, hayat senin kollarında başlamış ya, başladığım yere geri dönerim, diyorum, kollarına, dizlerine…

    Aklıma en kötüsü de gelmiyor değil. Ya sen olmasan? O zaman dünya yıkılmış, ben olmamışım çok mu? Sen yoksan anne; hayat ne olur, gülümsemek ne demek, bilebilir miyim o zaman? Benim için acı olur hayatın diğer adı. Çırpınırım, kalkamam ayağa, hissedemem güneşi, göremem yıldızları…

    Annem… İyi ki varsın. Zaman zaman dünyanın en kötüsü bile ilan etsem seni, senden nefret ediyorum diye bağırıp seni yaralasam da bazen, iyi ki benim annemsin. Arkadaşım, sırdaşım, övünç kaynağım, akıl hocam. Bazen ne kadar da hoşuna gidiyor değil mi; senin yapma dediğin bir şeyi yaptığım, ardından da pişman olup, sen haklı çıktığında sana mahcup mahcup baktığımda. Dediklerin hep doğru çıkıyor anne. Evet, sen her şeyin en iyisini bilirsin…

    Hani hep diyorum ya sana, çocuğum olduğunda bunların hiç birini yapmayacağım, onun istediği her şeyi alacağım, istediği yere göndereceğim; diye. Yalan anne. Ben kardeşime bile karışırken, endişe ederken, kendi evladımı öyle bırakabilir miyim rahatça. Hepsi bir inat sadece. Nereden bileyim şimdi ben? Anne değilim ki. Düşünemem bir elma nasıl paylaştırılır dörde beşe. Anne olunca ben de anlarım herhalde.

    Bugün senin günün hayatımın anlamı, yaşam kaynağım, gün ışığım… Bugün tüm kanatsız meleklerin günü. İyi ki sen varsın, iyi ki Ali’nin Ayşe’nin de anneleri var. Ellerimi tutardın minicikken ya… İşte şimdi o eller sana, seni anlatıyor. Sevgiyi, hayatı anlatıyor bu satırları yazarken. Sana teşekkür ediyor…
    Başkası bir şey yerken ben hiç imrenerek bakmadım, en güzel oyuncakların hepsi bende de vardı. Yemeklerimi hiç soğuk yemedim, hastalanınca hep iyileşeceğimi bildim. Yorulduğumu fark ettiğimde hiç korkmadım, sırtımı sana yasladım, nefes aldım, dinlendim.

    Seni seviyorum. Bana tüm kattıkların, öğrettiklerin, kazandırdıkların için… Yaşattıkların ve yaşatacakların için sonsuz teşekkürler. Anne dedim ya ben sana; en değerli hazine olsun, o da başımın üstüne taç olsun!

     

     

    Ay Kız - 11.05.2012 - 09:44
  5. asker mektubu - askerden anneye mektup - asker mektup örneği - anneler gününe ait mektup örnekleri





    KURŞUNLAR
    EVLATLARI BULUR,
    VURULAN
    HEP ANALAR OLUR...
    Kompozisyonu yazan:

    Mustafa CAN GÜNDER
    Gaziemir Kipa 10. Yıl Anadolu Lisesi
    Ortaöğretim Mektup 1.





    ANNEM,

    Sıcak bir gündü hem de çok sıcak. Havanın ne kadar sıcak olduğunu anlatmak için kullanılan bütün kelimeler boşa söylenmişti sanki bu güne kadar... Doğa, olacakları haber vermeye çalışıyordu, tüm gücünü kullanıyordu da insanoğlu anlamıyordu.
    Çok uzaklardaydım. Doğduğum yerden ,yaşadığım yerden çok uzaklarda. Asker ocağında gün
    dolduruyordum. Asker ocağı rahat değildi, baba ocağı kadar .Zorlanıyordum annem, yoruluyordum.
    O gün komutan:“Emir gelirse, yarın öğleden sonra dağa çıkabiliriz. Hazırlanın, sevdiklerinizi arayın, doya doya sohbet edin.” demişti.Yaşamıştım bu anı birkaç kez daha. Bu sefer farklı hissediyordum geçmişte yaşadıklarımdan, hissettiklerimden. Hâlâ çınlıyordu o kelimeler kulaklarımda, hâlâ zihnimi bulandırıyordu kahrolası o sözcükler. Sanki komutan “Vedalaşın.” diyordu sevdiklerinizle,
    sevdiceğinizle. “Vedalaşın gözü yaşlı analarınızla.”
    Herkes susuyordu. Kimse konuşmuyordu.
    Bu sessizlik de neydi ya Rabbim! Ölmekten mi korkuyorduk? “Korkmayın” demek istiyordum arkadaşlarıma; fakat ben de korkuyordum. Annemden babamdan, sevdiklerimden ayrılmaktan korkuyordum, kardeşimin ilklerini görememe ihtimalinden korkuyordum. Hep hayalini kurduğum yerlere gidememekten korkuyorum, yeni şarkıları dinleyememe olasılığından, okuduğum kitabı bitirememekten korkuyordum.
    Hatırlıyor musun annem,seni aramıştım uzun uzun konuşmuştuk. Konuşmanın sonunda “Hakkını helal et.” demiştim, sen de beni susturmuştun ağlayarak.
    Savaşlar var anne, insanların kendi cehaletleriyle saf tuttukları. Annem burada hava o kadar sıcak ki cehennem bile bu kadar sıcak değildir.
    Burada güneş yok, burada küçük insanların büyük gölgeleri güneşi kapatıyor. Terör, bomba, kin, nefret, barut kokusu; buradaki dünya bu kadar annem. Burada savaş var anne, savaş... Komutan bir şeyler söylüyordu, ben ise sadece bakıyordum.Kendimi toparlamalıydım. Bunu kendim için değil vatanım milletim için yapmalıydım. Kardeşim için, kardeşim gibi okuyanlar için yapmalıydım.
    Çıkmıştık yola öğleden sonra, kiminin dilinde iyi şanslar kiminin dilinde Kur’an’dan ayetler.
    Yürümüştük kilometrelerce ,yürümüştük yalçın bozkırlarda,kurak vadilerde cesurca...Yeşili bulanık bir gölün kenarında mola vermiştik biraz soluklanalım diye...Gölün kenarındaydım,kuşlar ötüyordu, fakat bu kuşların ötüşü neşeli gelmiyordu bize sanki feryatlarını duyurmaya çalışıyorlardı. “Gidin buradan, gidin bu cehennemden.” diye bağırıyordu. Henüz düşünmekten korktuğum olay gerçekleşmemişti, diye düşünürken kelimelerle anlatamayacağım bir gümbürtü koptu. İlk defa bu kadar güçlü bir ses duymuştum. (Belki de son olacaktı.) İşte o an anlamıştım ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiyi. İlk defa hissetmiştim öleceğimi.
    Birisi beni kolumdan çekti, kendime geldim. Artık ben de savaşın bir parçasıydım, ben de oynuyordum bu yüreği nasır tutmuşların oyununu. Savaşırken zaman duruyor anne. Türklüğünü hissediyorsun Çanakkale’de, Sakarya’da, Antep’te, Aydın’da atalarımızın hissetiklerini.
    Ne zaman sonra, neden sonra gözlerimi yavaşça açtım, her yer zifi ri karanlıktı. Buraya nasıl
    gelmiştim, burası neresi bilmiyordum; ama güvende değildim onu biliyordum. Gözlerim alışınca karanlığa bu ateşten bataklıkta tek olmadığımı anlamıştım. Ayağa kalkmaya çalıştım; fakat yaralanmıştım.
    Üşüyordum annem. Devamlı içeri etten robotlar giriyor, arkadaşlarımı bir bir götürüyorlar. Korkmuyorum, sıra bana da gelecek diye; ama biliyorum sıranın bana da geleceğini. Tek korkum vatana ne olacağı.
    Bu mektubumla bu karanlık yerleri, bu pislik yuvasını biraz da olsa aydınlatabilirim belki. Karanlığa ince de olsa bir ışık tutabilirim belki.
    Annem, bir tanem; hayatımın anlamı, çok akıtma o güzel gözyaşını. Üzme, bitirme kendini acıtma canını. Senin için ne desem azdır annem. Hayatımın tek kadını, benim kaderim bir gün
    daha yaşamak olacak belki; ama kaderim belli. Hakkını helal et kınalı kuzuna annem, hakkını helal et.
    Babam, tutma yaşlarını, akıt; ama yine de dik dur bağır çağır, belki biri duyar feryadını sen de hakkını helal et babam.
    Bir tanem, kardeşim, daha çok küçüksün. Yeni bir hayat var önünde. Kendini bil bu hayatta, oku sen de, kaleminle savaş bu cehaletle. Unutma ki çalışan kalemler olursa korkup kaçan cehalet olur. Canın çok yanmasına rağmen dik dur!
    Karabağ, Azerbaycan ,Kafkasya Bosna, Irak... Her yerde savaş, terör ve şehitler var. Sen de diyorsan “Dursun artık akan bu kan.” Kardeşin kardeşi vurması bizde haram.

    “Bağır bağırabildiğin kadar.
    Vatanına giren düşmansa,
    Onu öldürmek haktır.
    Kardeşin kardeşi öldürmesi,
    Bu topraklarda yasaktır...”


    Mustafa CAN GÜNDER
    Gaziemir Kipa 10. Yıl Anadolu Lisesi
    Ortaöğretim Mektup 1.

     

     

    Ay Kız - 11.05.2012 - 10:27



Benzer Konular

  1. Anneler Günü İle İlgili Şiirler
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 07.05.2011, 17:55
  2. Anneler Günü İle İlgili Resimler
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Her Telden Resimler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 05.05.2011, 15:26
  3. Sunum Örnekleri - Anneler Günü
    Konuyu Açan: dumanalti, Forum: Office Dersleri ve Destek.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 08.05.2010, 17:28
  4. Öğretmenler Günü ile İlgili Kompozisyon
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: İlköğretim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.02.2010, 12:02
  5. Anneler Günü İle İlgili Hareketli Gifler
    Konuyu Açan: sevgi, Forum: Hareketli Gifler.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 11.05.2009, 21:51

copyright

Soru Cevap

grafimx