REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Mevlid-i Şerif - Mevlidi Şerif Sözleri

  1. Yazan: Leyl-i Lal
    Leyl-i Lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    Mevlidi Şerif Sözleri - Mevlid Sözleri - Mevlid-i Şerif



    Register

    Vesiletü'n - Necat Kurtuluş Vesilesi






    Vesiletü'n-Necat (Kurtuluş Vesilesi)

    Halk arasında Mevlid (Mevlit, Mevlüd, Mevlüt olarak da kullanılır) olarak bilinen bir şiirdir. Süleyman Çelebi tarafından yazılmış olan ve asıl adı "Vesiletünnecat" olan bu şiirin konusu Hz. Muhammed'i övmektir. Mesnevi türündendir, "failatun failatun failun" vezninde yazılmıştır.300'e yakın beyitten oluşmaktadır.

    Hz. Muhammed'in doğum günü, 12 Rebiülevvel'dir. İslam dünyası her yıl bu günü "Mevlid Kandili" olarak kutlar. Mevlid geleneği, yüzyıllardır sürmektedir. Kandiller dışında; çocuk 40'ını çıkınca, bir Müslümanın vefatının 40. gününde, adaklarda, evlenme töreninde, hacıların dönüşünde, sünnet merasiminde, asker uğurlamada mevlid okuma geleneği vardır.

    Bu mevlidlerde Süleyman Çelebi'nin Vesiletünnecat'ı (Kurtuluş Vesilesi) (1402) okunur. Mevlid günleri oruç tutma, geceleri ilahi, dua, vaaz, kıraatle kutlama yaygındır.[1]
    Süleyman Çelebi

    Süleyman Çelebi 1409'da Mevlid mesnevisini yazarak Türk kültürünün önemli parçalarından mevlid törenlerinin mimarı olmuş şair. Orhan Gazi döneminde Bursa'da doğmuştur. Gençliğinde iyi bir eğitim alarak bilgili tavırlarıyla Padişah Yıldırım Beyazid'in dikkatini çekmiş ve yapımı 1399'da tamamlanan Ulu Cami'ye imam olarak atanmıştır. Doğum tarihinin 1351, ölüm tarihinin ise 1422 olduğu sanılıyor. Mezarı Bursa'da Çekirge yolu üzerindedir.

    Mevlid (Vesiletün Necat), Hz. Muhammed'in doğumunu ve hayatını konu edinen ve çeşitli törenlerde okunan besteli dini eserdir. Kelime anlamı, "doğum zamanı"dır. Ahmet Ateş, "Vesiletün Necat"ı 1954'de yayımlamıştır (TDK Yayınları). Mevlid,:dînî edebiyatımızın şaheseri olan Mevlid'in asıl adı ,"Vesilet'ün Necat" (Kurtuluş Vesilesi)tır.Şair Ziya Paşa, "Harabet Önsöz"ünde bu eseri:

    «Bilmem ne sühendir ol sühenler Aşüfte olur hep işidenler Dört yüz seneden beri efazıl Bir söz demedi ona mümasil.»

    gibi mısralarla övmüştür.[2]



    Register

    Resulullahın nuru


    Hak teâlâ yaratınca Âdem’i,
    Âdem’le süsledi bütün âlemi.

    Mustafa nurunu alnına koydu,
    Habibimin nuru, bil bu nur dedi.

    Kıldı o nur, onun alnında karar,
    Kaldı onun ile nice zamanlar.

    Daha sonra Havva alnına geçti,
    Ondan oğlu Şit’e bu nur nakletti.

    Erdi İbrahim’e, İsmail’e hem,
    Söz uzayıp gider, hepsini dersem.

    Doğunca O rahmeten lil-alemin,
    Vardı nur onda karar etti hemin.


    Doğumu

    Âmine hatundur onun annesi,
    O sedeften doğdu O dürdanesi.

    Rebiulevvel ayının nicesi,
    On ikinci pazartesi gecesi.

    O gece ki doğdu, O hayr-ul beşer,
    Annesi onda neler gördü neler.

    Dedi gördüm, O Habib’in annesi,
    Bir acep nur ki, güneş pervanesi.

    Fırlayıp evimden çıktı nagehan,
    Göklere dek nur ile doldu cihan.

    Gökler açıldı, yok oldu karanlık,
    Üç melek gördüm, elinde üç ışık.

    Biri doğu biri batıda onun,
    Biri damında, dikildi Kâbe’nin.

    İndiler göklerden melekler saf saf,
    Kâbe gibi kılındı evim tavaf.

    Yarılıp çıktı duvardan nagehan,
    Geldi üç huri bana oldu ayan.

    Bu hususta derler o üç dilberin,
    Asiye’ydi biri o mehpeykerin.

    Biri Meryem hatun idi aşikâr,
    Birisi hem hurilerden bir nigâr.

    Çevre yanıma gelip oturdular,
    Mustafa’yı birbirine muştular.

    Dediler oğlun gibi hiçbir oğul,
    Yaratılalı cihan, gelmiş değil.

    Bu senin oğlun gibi kadri cemil,
    Bir anaya vermemiştir O Celil.

    Ulu devlet buldun, ey Âmine sen,
    Doğacaktır senden O hulk-i hasen

    Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır,
    Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır.

    Bir adı Mahmud, bir adı Ahmed’dir,
    Varlığı cümle âleme rahmettir.

    Âmine eder vakit oldu tamam,
    Ki vücuda gele O hayr-ül enam.

    Susadım gayet hararetten katı,
    Sundular bir cam dolusu şerbeti.

    Şerbeti karşımda tuttu huriler,
    Bunu Rabbimiz gönderdi dediler.

    Kardan ak idi ve hem soğuk idi,
    Lezzeti dahi şekerde yok idi.

    İçtim onu oldu, cismim nura gark,
    Edemedim kendimi ben nurdan fark.

    Geldi bir ak kuş kanadıyla revan,
    Arkamı sıvadı kuvvetle heman.

    Doğdu o saatte O sultan-ı din,
    Nura gark oldu, semavat ü zemin.

    Kim olmak isterse ateşten necat,
    Aşk ile, şevk ile etsin salevat!

    Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah!
    Essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah!
    Essalatü vesselamü aleyke ya Seyyidel-evveline vel-âhirin.

    Mahlûkatın hepsi sevindi o an,
    Dirilip âlem yeniden buldu can.

    Kâinattaki her şey edip seda,
    Çağrışarak dediler ki, merhaba!

    Merhaba, ey âl-i sultan merhaba!
    Merhaba, ey kân-i irfan merhaba!

    Merhaba, ey sırr-ı furkan merhaba!
    Merhaba, ey derde derman merhaba!

    Merhaba, ey rahmeten lil-âlemin!
    Merhaba, sensin şefial müznibin!

    Bütün dertlilerin dermanı sensin,
    Cümle âlemlerin sultanı sensin.

    Çünkü nurun ruşen etti âlemi,
    Gül cemalin gülşen etti âlemi.

    Âmine hatun artmış idi hayreti,
    Bir zaman aklı gidip geldi geri.

    Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok,
    Görmedi oğlunu yalvarırdı çok.

    Bir an şöyle düşünceye dalmıştı,
    Huriler onu götürdü sanmıştı.

    Dört tarafa bakıp edince nazar,
    Gördü ki bir köşede hayrül-beşer.

    O ulu, Kâbe’ye karşı duruyor,
    Yüzün yere koymuş secde ediyor.

    Secdede diliyle tahmid ediyor,
    Kaldırmış parmağın tevhid ediyor.

    Dudaklar kıpırdardı, söylerdi kelâm
    Anlayamazdım, ne derdi o hümam

    Kulağım ağzına verdim, dinledim,
    Söylediği sözü o an anladım.

    Derdi ki, ya Rab yüzüm tuttum sana,
    Ya İlahi ümmetimi ver bana!

    Ümmetim dedi sana, O Mustafa,
    Ver salevat sen de ona, bul safa.

    Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah!
    Essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah!
    Essalatü vesselamü aleyke ya Seyyidel-evveline vel-âhirin.


    Miraca gitmesi

    Dinle miracını o şahın ayan,
    Âşıksan aşk ateşine durma yan!

    Pazartesi gecesi gerçek haber,
    Leyle-i kadirdi o gece meğer.

    O mübarek bahtı, o kadri yüce,
    Ümmühanin evine vardı gece.

    Orda iken nagehan o yüzü ak,
    Cebrail Cennete git dedi Hak.

    Bir sırmalı taç ve bir hulle kemer,
    Hem dahi al bir burak-ı muteber.

    Habibime ilet de, ona binsin!
    Arşımı seyreylesin, beni görsün!

    Cebrail cennete olunca revan,
    Gördü ki, kırk Burak otluyor o an.

    İçlerinden bir Burak ağlar katı,
    Yiyip, içmez, kalmamış hiç takati.

    Gözlerinden yaşlar eylemiş revan,
    Ciğerini dertle etmiş perişan.

    Dedi Cebrail, niçin ağlıyorsun?
    Hüzünle ciğerini dağlıyorsun?

    Arkadaşların yiyip içip gezer,
    Sen inliyorsun, canını ne üzer?

    Dedi, kırk bin yıl vardır ki ya emin,
    Aşktır bana yemek ve içmek hemin,

    Nagehan bir ses işitti kulağım,
    O zamandan bilemem sağı solum.

    Nedense yüksek sesle bağırdılar,
    Ya Muhammed diyerek çağırdılar.

    O andan beri bilemem, n’olmuşam,
    O adın ismine âşık olmuşam.

    Yüreğim içinde eridi yağım,
    Âşık oldu görmeden bu kulağım.

    Cenneti başıma bu aşk, dar eder,
    Gece gündüz işlerimi zâr eder.

    Gerçi cennet içinde duruyorum,
    Hep cehennem azabı görüyorum.

    Hazret-i Cebrail der ki, ey Burak,
    Ağlama hep, verdi muradını Hak.

    Bir kimsede, aşkın nişanı olur,
    Akıbet maşuk, er geç onu görür.

    Gel beri maşukuna götüreyim,
    Yarana merhem vurup bitireyim.

    Aldı Cebrail Burak’ı o zaman,
    Resulullaha ulaştırdı o an.

    Hak selam etti sana ey Mustafa,
    Ki mübarek hatırın bulsun safa.

    Buyurdu gelsin misafirim olsun,
    Arşımı seyreylesin, beni görsün!

    Bu gece zahir olur esrar-ı Hak,
    Gösterecektir sana didar-ı Hak.

    Zemzemle doldu bütün âlem o an,
    Arşa varır dediler Fahr-i Cihan.

    Hem sekiz cennet kapısı açtılar,
    Âlemin üstüne rahmet saçtılar.

    Gel gidelim Hazrete, ya Mustafa!
    Şu anda bekliyor eshab-ı safa!

    Sana cennetten getirdim bir Burak,
    Davet-i Rahmandır edesin idrak.

    Çekti o anda Burak’ı Cebrail,
    Önüne düştü ona oldu delil.

    Göz açıp kapamadan Kudüs’e vardı,
    Etrafını bütün nebiler sardı.

    Enbiya ervahı karşı geldiler,
    Mustafa’ya izzet ikram kıldılar.

    Geçerek mihraba O hayr-ül-enam,
    Enbiya ervahına oldu imam.

    Gece durmadı yola oldu revan,
    Bütün göklerden geçip etti seyran.

    Her birinde türlü hikmetler gördü,
    Cebrail’le varıp Sidre’ye erdi.

    Cebrail’in durağıdır o makam,
    Yerle gök ta ki tutalıdan nizam.

    Gelip Cebrail makamında durdu
    Rahmeten lil-âlemin ona sordu:

    Bilemem, bu yolları ben nideyim,
    Burada garibim, nere gideyim?

    Cebrail dedi, sen ki Habibsin,
    Sanma bu yerlerde öyle garipsin,

    Burada bitti benim seyrangâhım,
    İlerisinden dahi yok âgâhım.

    Eğer geçsem zerre kadar ileri,
    Yanarım hemen ey Hakkın serveri.

    Dedi Cebrail’e o şah-ı cihan:
    O halde sen yerinde kal bir zaman.

    Söyleşirken Cebrail ile kelam,
    Geldi Refref önüne, verdi selam.

    Aldı o şah-ı cihanı o zaman,
    Sidre’ye giderek getirdi heman.

    Gördü gök ehli ibadette hepsi,
    Her biri bir türlü taatte hepsi.

    Hep gök ehli cümle karşı geldiler,
    Mustafa’ya izzet ikram kıldılar.

    Merhaba ya Muhammed dediler,
    Ey şefaat kân-ı Ahmed dediler.

    Her biri kutladı miracını,
    Dediler giydin saadet tacını.

    Yürü artık meydan senin bu gece,
    Sultan ile sohbet senin bu gece.

    Hepsi ile görüşüp geçti öte,
    Varıp erişti O ulu hazrete.

    Rabbimiz harfsiz, kelimesiz ve sessiz
    Konuştu Mustafa ile şüphesiz.

    Dedi ki mahbub-u matlubun benim,
    Sevdiğin can ile mabudun benim.

    Gece gündüz durmayıp istiyordun,
    Bir kez görsem cemalini diyordun.

    Gel Habibim sana âşık oldum ben,
    Cümle halkı sana köle kıldım ben.

    Ne muradın var ise kılam reva,
    Eyleyem bir derde bin türlü deva.

    Mustafa dedi ya Rabbel-âlemin.
    Ey affı ve hediyesi çok kerim,

    O zayıf ümmetimin hali ne ola,
    Hazretine nice onlar yol bula?

    Ya İlahi hazretinden hacetim,
    Şu dur ki, ola en makbul ümmetim.

    Hak tealadan duyuldu bir nida,
    Ya Habibim ben sana kıldım atâ.

    Ümmetini sana verdim ey Habib,
    Cennetimi onlara kıldım nasib.

    Ey Habibim nedir, o ki diledin,
    Bir avuç toprağa minnet eyledin.

    Zatıma ayna edindim zatını,
    Beraber yazdım adımla adını.

    Ya Habibim anlıyorum ben seni,
    Görmeğe hiç doyamazsın sen beni.

    Tez varıp davet et kullarımı,
    Ta gelip de göreler didarımı.

    Göz açıp kapamadan Fahri cihan,
    Ümmühanın evine geldi heman.

    Her ne gelmişse Mirac’da başına,
    Cümlesin haber verdi eshabına.

    Dediler ey kıble-i İslam-ı din,
    Kutlu olsun sana Mirac-ı güzin.

    Hepimiz kullarız, sen ise şahsın,
    Gönlümüzde daim parlayan mahsın.

    Bize, ümmet olmak devleti yeter,
    Müslüman olmanın izzeti yeter.


    Süleyman Celebi


    Kelimeler:

    Ebter: Güdük, neticesiz, kısır
    Mütemadiyen: Devamlı
    Felek: Gök
    Rahmeten lil-âlemin: Âlemlere rahmet olan Resulullah
    Necat: Kurtuluş
    Dürdane: İnci
    Hayrülbeşer: İnsanların en iyisi
    Nagehan: Hemen
    Dilber: Güzel
    Mehpeyker: Ay yüzlü
    Nigâr: Güzel yüzlü sevgili
    Muştu: Müjde
    Hulk-i hasen: Güzel ahlak
    İlm-i ledün: Bâtın ilmi
    Kân: Menba, kaynak
    Şefi-ül-müznibin: Günahlara şefaatçısı
    Revan: Akan, uçan
    Heman: Hemen
    Semavat ü zemin: Yer ve gökler
    Furkan: Kur’an-ı kerim
    Ruşen: Parlak aydın
    Gülşen: Gül bahçesi
    Tahmid: Hamd
    Tevhid: La ilahe illallah demek
    Hümam: Himmetli
    Hulle: Cennet elbisesi
    Burak: Resulullahı miraca götüren hayvan
    Burak-ı muteber: Uygun bir burak
    Hayrülenam: İnsanlarını en iyisi
    Seyrangah: Gezme yeri
    Agâh: Haberdar
    Mahbub: Sevilen
    Matlub: İstek
    Rabbelâlemin: Âlemlerin rabbi
    Hacet: İstek
    Atâ: Hediye
    Güzin: Seçilmiş, beğenilmiş
    Mah: Gökteki ay, mahveden, peygamberlik nuru. Küfür karanlıklarını mahvettiğinden, Resulullah’a mah da denmiştir


    Mevlidi Serif Dinle




    Register name="movie" value="http://www.youtube.com/v/dnpraud-RwE" />


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: Leyl-i Lal
    Leyl-i Lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    mevlidi şerif sözleri



    MÜNACAAT
    Münacat Bahri

    Yâ İlâhî, ol Muhammed hakkı çün
    Ol şefâat kân-ı Ahmed hakkı çün

    Sidrevü arş-î muallâ hakkı çün
    Ol süluk-i seyr-i âlâ hakkı çün

    Ol gece söyleşîlen söz hakkı çün
    Ol gece Hakk'ı gören göz hakkı çün

    Sırr-ı fürkân nûr-i âzam hakkı çün
    Kuds ü Kâbe Merve Zemzem hakkı çün

    Gözü yâşı hakkı çün âşıkların
    Bağrı bâşı hakkı çün sâdıkların

    Aşk odundan ciğeri püryân içün
    Derd ile kan ağlayan giryan içün

    Sıdk ile yolundan kâim kul içün
    Hazretine doğru vâran yol içün

    Şol zaman kim müddet-i ömrü hayât
    Âhir ola ere hengâm-i memât

    Yâ İlâhi, saklagıl îmânımız
    Verelim îman ile tâ cânımız

    Biz günâhkâr âsî mürîm kulları
    Yarlıgâyüb kıl günâhlardan berî

    Kabrimiz imân ile pür-nûr kıl
    Mûnisi ğilmân ile hem-hûr kıl

    Hem dahî mîzânımız eyle sakîl
    Cennete girmeğe lütfun kıl delîl

    Mustafa'ya hem civâr et, yâ Kerîm
    Cennetü'l-firdevs içinde, yâ Rahim

    Lutf ile göster bize didârını
    Nimetinle topla-gıl kullarını

    Afvedüb isyânımız kıl rahmeti
    Ol habîbin yûzü sûyû hörmeti

    Sâna lâyık kullarınla hemdem et
    Ehl-i derdin sohbetine mahrem et

    Hem Süleymân-ı fakîre rahmet et
    Yoldaşın îmân makâmın cennet et

    Yâ İlâhi, kılma bizi dâllîn
    Bu dûâya cümleniz deyin âmîn

    Ümmetinden râzı olsun ol muîn
    Rahmetullâhi aleyhim ecmâin.


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Mevlidi Şerif Sözleri
    Konuyu Açan: Sarsın, Forum: Hikayeler Menkibeler İslami Şiirler.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 21.01.2013, 19:14
  2. mevlidi şerif
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 17.01.2011, 15:37
  3. Mevlid-i Şerif Gecesi - Mevlüt Kandili Sözleri
    Konuyu Açan: Gül_yarasi, Forum: Hikayeler Menkibeler İslami Şiirler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04.09.2010, 12:49
  4. Mevlidi Şerif Sözleri
    Konuyu Açan: dumanalti, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 25.02.2010, 13:42
  5. Mevlidi Şerif Sözleri
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.09.2009, 10:42

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx