Diyabet (Şeker Hastalığı)






  1. Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
    Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.


    Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
    Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.


    Tip 1 Diyabet
    Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10'unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42'sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.


    Tip 2 Diyabet
    Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.


    Diyabetin bulguları nelerdir?
    Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.

    Diyabet tanısı nasıl konur?
    Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:


    Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,
    En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.

    Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.

    Gizli şeker nedir?
    Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.




    DipNOT : Ç(Alıntıdır...)





    http://www.main-board.eu

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:01
  2. Diabet ve Diyet

    Uzm.Dyt. Şeniz Ilgaz
    Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü

    Diabette Beslenme Tedavisinin Temel Hedefleri
    Diabetikler İçin Temel Beslenme Önerileri Nelerdir ?
    Vitamin ve Minerallerin Zengin Olarak Bulunduğu Besinler
    Diabetik Bir Kişinin Tüketmemesi Gereken Besinler Nelerdir?
    Beslenme, diabet tedavisinin başarıya ulaşmasında ve diabetli hastanın bakımında en önemli faktörlerden birisidir.
    Diabette Beslenme Tedavisinin Temel Hedefleri ;

    · İnsülin veya ağızdan alınan hipoglisemik ilaçlar ve fiziksel aktivite ile kan glukoz düzeyini normale indirmek ve bu düzeyi korumak
    Kan lipitlerinin yükselmesini önlemek
    Şeker hastalığı nedeni ile oluşabilecek diğer hastalıkları önlemek ve tedavi etmek
    Yaşam kalitesini arttırmaktır.

    Diabetik diyeti , diyetin temel ilkeleri aynı olsa da kişiye özeldir. Çünkü, her kişinin beslenmesini etkileyen temel özellikler (Boy uzunluğu, vücut ağırlığı, ideal ağırlık, fiziksel aktivite, sosyo-ekonomik düzey, kan şekeri oranı, verilen ilaç ya da insülin tadavisi gibi) birbirinden farklıdır.

    Diabet diyeti her hasta için özel olarak bir diyetisyen tarafından hazırlanmalı, bir diabetik de sadece kendisi için özel hazırlanan diyeti uygulamalıdır.


    Daha sonra da sıkça söz edeceğimiz besin grupları nelerdir onları tanıyalım ;

    · Süt Grubu
    Süt, yoğurt, ayran
    · Et Grubu
    Peynir, yumurta, tavuk, balık, dana eti vb.
    · Ekmek Grubu
    Tahıllar, kurubaklagiller, kestane, patates vb.
    · Sebze Grubu
    Domates, marul, taze fasulye, havuç vb.
    · Meyve Grubu
    Muz, karpuz, üzüm, elma vb.
    · Yağ Grubu
    Zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlar, zeytin, fındık, fıstık vb.

    Diabetikler İçin Temel Beslenme Önerileri Nelerdir ?

    1. Enerji Gereksinimi ile İlgili
    Eğer diabetik kişinin vücut ağırlığı olması gerekenden fazla ise kilo vermelidir.
    Bunu sağlamak için, uzun süreli ve kalıcı bir şekilde kilo vermesi gerekir.
    Çok düşük kalorili diyetler, kan glukoz düzeyinin aşırı düşmesine sebep olacağından uygulanmamalıdır.
    Her hafta aynı kıyafetle ve aynı saatte tartılarak vücut ağırlığı kontrol edilmelidir.

    2. Öğünlerin Düzenlenmesi İle İlgili
    Kan glukoz düzeyinin normal sınırlarda tutulması için öğün sıklığı ve sayısı önemlidir. Besinlerin 3 ana 3 ara öğünde tüketilmesi en uygun olanıdır. Böylelikle insülin kullanımı daha dengeli olacak ve insüline olan gereksinme azalacaktır.
    3 ana öğünde (sabah, öğle, akşam) mutlaka ekmek, et, sebze grubundan besinler tüketilmelidir. Buna ek olarak meyve ve süt grubu da katılabilir. Özellikle de antidiyabetik ilaç ya da insülin alan hastalar için ara öğünler bu tadavilerin etkisini karşılayacak enerjiyi almak önemli olduğundan gereklidir.
    Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi gerekir. Böylece kişi, hipoglisemi ya da hiperglisemi gibi komplikasyonlardan korunur.

    3. Karbonhidratlar İle İlgili
    Enerji oluşumunda kullanılan en önemli besin ögesi karbonhidratlardır. Karbonhidratlar, tüm bitkisel kaynaklı besinlerde ve hayvansal kaynaklı besinlerden de süt ve bazı süt ürünlerinde bulunur. Hepsi yapılarına göre farklılıklar gösterir.
    En basit yapılı ve vücutta en çabuk kana karışan karbonhidrat glukozdur. Çay şekeri olarak bilinen sukroz, glukozdan sonra en çabuk kana karışan türdür. Meyvelerde bulunan fruktoz (meyve şekeri) glukoz gibi basit yapılıdır. Meyvenin yapısındaki posa nedeni ile kana geçişi glukoza oranla daha yavaştır. Bulgur, pirinç vb. tahıllar ; nohut, mercimek vb. kurubaklagillerde ve sebzelerde bulunan nişasta ise daha karmaşık yapıdadır, daha yavaş sindirilen dolayısı ile kana en yavaş geçen karbonhidrat türüdür. Bu olumlu özelliklerinden dolayı, karmaşık yapıdaki karbonhidratların diyetle basit karbonhidratlara göre daha fazla tüketilmesi gerekir.

    4. Yağlar İle İlgili
    Diabetik kişilerin koroner kalp hastalıklara yakalanma riskleri daha fazla olduğundan tüketilen yağ miktarı ve türü önemlidir.
    Yağ alımını azaltmak için içersinde et bulunan yemeklere pişirirken yağ eklenmemesi, kızartmalar ve kavurmalar yerine ızgara, fırında pişirme ve haşlamaların tercih edilmesi, salatalara yağ eklenmemesi gereklidir. Salatadan alınacak vitamin ve minerallerin vücutta kullanılması için yemeklerden alınan yağ yeterlidir.
    Yemekleri hazırlarken margarin, tereyağ yerine zeytinyağı ve diğer sıvı yağlar(mısır özü, ayçiçek yağı, soya yağı gibi) tercih edilmelidir.
    Kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmeli, eğer kırmızı et tercih edilecekse yağsız kısımları alınmalıdır.
    Kolesterolu yoğun besinler fazla tüketilmemelidir. Kolesterolün yoğun olarak bulunduğu besinler : yumurta, sakatatlar, tereyağı, yağlı peynirler ve kırmızı ettir. Haftada 2 yumurtadan fazlası yenilmemelidir.

    5. Posa İle İlgili
    Tüketilen besinler posa yönünden yeterli olmalıdır.
    Özellikle suda çözülebilir posa olarak adlandırılan meyve, sebze, kurubaklagiller, yulaf kan glukoz düzeyini daha çok düşürdüğü için tercih edilmelidir.
    Pirinç yerine bulgur, çorba yerine aynı besine ait meyveler kabuklu tüketilmelidir.
    Besinler un formundan çok taneli tüketilmelidir.

    6. Vitamin ve Minerallerle İlgili
    Özellikle E, C ve B grubu vitaminler ile Selenyum, Çinko ve Krom minerallerinin diabetikler için olumlu etkileri vardır.
    Hergün taze sebze ve meyve, tahı ve et grubundan tüketilirse yetersizlik oluşmaz. Özellikle her öğünde C vitamin kaynağı besinlerin alınması gereklidir. Kromun yeterli alınabilmesi için de mayalanmadan yapılan yufka yerine mayalı ekmek tüketilmelidir.
    B grubu vitaminler preparat olarak alınması önerilir.

    Vitamin ve Minerallerin Zengin Olarak Bulunduğu Besinler
    E vitamini : Yeşil yapraklı bitkiler, yağlı tohumlar ve bunlardan elde edilen yağlar, fındık ve fıstık gibi sert kabuklu meyveler, tahıl taneleri ve kurubaklagiller
    C vitamin : Yeşil sebzeler, kuşburnu, turunçgiller, çilek, domates
    Selenyum : Deniz ürünleri, böbrek, yürek ve diğer etler
    Çinko : Karaciğer, badem içi, ceviz, buğday, bulgur
    Krom : Sakatatlar, saflaştırılmamış tahıl ürünleri ve baharat

    Diabetik Bir Kişinin Tüketmemesi Gereken Besinler Nelerdir?
    - Şeker ve şekerli tatlılar(reçel, bal, pekmez, çikolata, kurabiye, kek ve pastalar)
    - Tereyağı, margarin, iç yağı, kaymak, krema
    - Salam, sosis, sucuk, pastırma
    - Sakatatlar(karaciğer, beyin, dalak, işkembe vb.)
    - Kızartılmış ve kavrulmuş besinler
    - İçeriğini bilmediğiniz hazır gıdalar

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:02


  3. Şeker Hastalığı ve Göz

    Hazırlayan: Dr. Ahmet Karakurt
    Ankara Numune Hastanesi Göz Kliniği

    Şeker hastalığı görmeyi bozabilir
    Şeker hastalarının vücudu, şekeri uygun şekilde kullanamaz ve depolayamaz. Yüksek kan-şeker seviyeleri gözün arkasında bulunan ve görmeyi gerçekleştiren sinir tabakasındaki kan damarlarını hasara uğratabilir. Gözün sinir tabakasında meydana gelen bu tip hasara diabetik retinopati denir.

    Diabetik retinopati tipleri
    İki tip diabetik retinopati vardır: Proliferatif olmayan ve proliferatif olan diabetik retinopati.

    Proliferatif olmayan diabetik retinopati, diabetik retinopatinin erken bir dönemini gösterir ve başlangıç retinopati olarak da bilinir. Bu evrede gözün sinir tabakasındaki küçük kan damarlarından kan veya sıvı sızıntısı meydana gelir. Sızan sıvı, sinir tabakasının şişmesine ve eksuda ismi verilen depozitlerin oluşmasına yol açar.
    Pekçok şeker hastasında genellikle görmeyi etkilemeyen hafif başlangıç diabetik retinopati bulunur. Görme azalması varsa genellikle maküla ödemi ve/veya maküla iskemisine bağlıdır.

    Maküla ödemi, gözün keskin görme bölgesi olup sarı leke diye bilinen ve sinir tabakasının merkezinde bulunan maküla isimli küçük bölgenin şişmesi veya kalınlaşmasıdır. Şişme, sinir tabakasının kan damarlarının sızıntı yapması sonucu olur. Bu durum şeker hastalarındaki görme kaybının en sık sebebidir. Görme kaybı hafif veya ağır olabilir, fakat en ağır olgularda bile çevresel görme işlevini sürdürür.

    Makula iskemisi, küçük kan damarları tıkandığında meydana gelir. Maküla, normal çalışmasını sürdürecek ölçüde kanla beslenemediği için görme bulanıklaşır.
    Göz siniri veya sinir tabakası (retina ) üzerinde anormal yeni damarlar oluşmaya başladığında (neovaskülarizasyon) proliferatif diabetik retinopati adını alır. Proliferatif diabetik retinopatinin ana sebebi çok sayıda retina kan damarının tıkanması ve retinanın yeterince beslenememesidir. Bu duruma, retina, yeni damar oluşumu ve bunlar aracılığı ile beslenmesini sürdürmek şeklinde cevap verir.

    Fakat bu yeni anormal damarlar da normal kan akımını sağlayamazlar. Bazen bunlardan sızıntı ve kanama olur ve bunlara skar dokusu eşlik eder, böylece retinada kırışıklıklar ve dekolman meydana gelir.

    Proliferatif diabetik retinopatide görme kaybı daha ağır seyreder, çünki merkezi ve çevresel görme birlikte etkilenir. Bunlara engel olmanın en iyi yolu erken dönemde lazer tedavisidir.
    Proliferatif diabetik retinopati aşağıdaki nedenlerle görme kaybına yol açar:

    Vitre kanaması: Vitre, gözün içini dolduran jel tarzındaki maddeye denir. Hassas yeni damarlar vitre içine kanama yapabilir. Kanama küçükse, hasta sadece birkaç karanlık ve hareketli nokta görür. Büyük bir kanama görüşü tamamen kapatabilir.
    Kanın miktarına göre çekilmesi günler, aylar veya yıllar sürebilir. Yeterli bir zaman içinde kan çekilmezse vitrektomi ameliyatı gerekebilir. Vitre kanaması tek başına kalıcı görme kaybı nedeni değildir. Makula hasara uğramamışsa ameliyattan sonra görme keskinliği eski seviyesine dönebilir.

    Traksiyonlu retina dekolmanı: Proliferatif diabetik retinopati oluştuğu zaman neovaskülarizasyona eşlik eden skar dokusu büzüşür ve retinayı çekerek normal pozisyonundan uzaklaştırır. Maküladaki kırışıklık çarpık görmeye neden olur. Maküla ya da retinanın büyük bir kısmı yerinden ayrıştığında daha ağır görme kaybı meydana gelebilir.

    Neovasküler glokom: Bazen retinadaki yoğun damar tıkanıklığı iris (gözün renkli kısmı) üzerinde anormal damar oluşumuna yol açar ve göz sıvısının dışa akışı engellenir. Gözdeki basınç artar ve görme sinirini ciddi ölçüde hasara uğratan neovasküler glokom adlı bir göz hastalığı meydana gelir. Erken dönemde yapılan argon lazer fotokoagulasyon neovasküler glokomu önleyecektir. Bazı durumlarda lazer yerine kryo tedavisi de yapılabilir.

    Diabetik retinopati nasıl teşhis edilir?
    Göz içindeki değişiklikleri tespit etmenin en güzel yolu iyi bir göz muayenesinden geçmektir. Göz doktorunuz, daha siz görsel problemlerin farkına varmadan ciddi bir retinopatiyi tespit edip tedavi edebilir. Göz doktoru damlalarla göz bebeğinizi büyütüp gerekli aletlerle gözünüzün içini değerlendirir.
    Doktorunuz diabetik retinopati tespit ederse, tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirmek için renkli fotoğraf çekebilir ya da floresein anjiografi (FFA) denilen özel bir ilaçlı film çektirebilir.

    Bu testte koldan sarı bir ilaç verilir. Özel bir aletle ilaç gözden geçerken gözdibi fotoğrafları çekilir. Bu test ile şeker hastalığının göze verdiği zararın boyutları anlaşılır ve tedavi konusunda yardımcı olur. Yalnız, verilen ilaç bazen mide bulantısı veya allerji yapabilir. Ayrıca film çekiminden sonraki bir-iki gün içinde hastanın idrarı ve cildi sararabilir, fakat bunlar geçici olup herhangi bir problem oluşturmazlar.

    Diabetik retinopati nasıl tedavi edilir?
    En iyi tedavi mümkün olduğu sürece retinopati gelişimini önlemektir. Kan şekeri sürekli kontrol altında tutulduğunda uzun süreli görme kaybı riski önemli ölçüde azaltılmış olur. Yüksek kan basıncı veya böbreklerle ilgili sorun varsa bunların da tedavisi gerekir.
    Argon lazer tedavisi: Makula ödemi, proliferatif diabetik retinopatisi ve neovasküler glokomu olan kişilere lazer tedavisi önerilir.
    Maküla ödemi için, sıvı sızıntısını azaltmak amacıyla lazer, maküla yakınındaki hasarlı retinaya odaklanır. Tedavinin asıl amacı daha fazla görme kaybını engellemektir. Maküla ödemine bağlı görme kaybının geri dönüşü pek olağan değildir, fakat az sayıda hastada artış olabilir. Tedavi sonrası bazı hastalar görme alanında lazer spotlarını görebilirler. Bu spotlar zamanla soluklaşır, fakat kaybolmayabilir.

    Proliferatif diabetik retinopatide lazer maküla dışındaki tüm retinaya uygulanır. Buna panretinal fotokoagulasyon denir. Böylece anormal damarlar büzüşür ve yeniden büyümeleri engellenmiş olur. Aynı zamanda vitre kanaması ve retinada büzüşme şansı azalır.
    Bazen çok sayıda lazer tedavisi gerekebilir. Lazer tedavisinde amaç mevcut görmenin devam etmesine yardımcı olmakla birlikte diabetik retinopatiyi tamamen iyileştirmez ve her zaman için de görme kaybı sürecini durduramayabilir.

    Argon lazerle tedavi için hasta normal muayene koltuğuna oturtulur. Hastanın uyutulması ya da iğne yapılmasına gerek yoktur. Sadece birkaç göz damlası uygulanabilir. Tedavi birkaç seansta yapılır ve herbir seans 10-15 dakika kadar sürer. Büyük ölçüde hastalarda kötüye gidiş engellenir. Görme alanı daralması veya hafif görme azalması dışında ciddi bir yan etkisi yoktur.

    Vitrektomi
    İleri proliferatif diabetik retinopatide vitrektomi gerekebilir. Bu bir mikrocerrahi girişimdir ve ameliyathane şartlarında yapılır. Cerrahi esnasında kanla dolu vitre alınır ve berrak bir solusyonla değiştirilir. Vitrektomiyi planlamadan önce göz hekimi kanın kendiliğinden temizlenip temizlenemeyeceğini görmek için birkaç ay bekler.
    Vitrektomi, anormal damarların alınması nedeniyle sonraki kanamaları da önler. Retina yerinden ayrılmış, yani dekole olmuş ise vitrektomi cerrahisi esnasında onarılabilir. Bu durumda cerrahinin erken yapılması gerekir, çünkü maküladaki çarpıklık veya traksiyonel retina dekolmanı kalıcı görme kaybına neden olabilir. Maküla ne kadar uzun süre kırışık veya yerinden ayrı durursa görme kaybı o denli fazla olur.

    Görme kaybı önemli ölçüde engellenebilir
    Şeker hastalığınız varsa bilmelisiniz ki günümüzde ileri tanı ve tedavi yöntemleriyle retinopati gelişen hastaların ancak az bir kısmında ciddi görme problemleri meydana gelmektedir. Görme kaybını önlemenin en iyi yolu diabetik retinopatinin erken tespitidir.
    Siz de kan şekerini düzenli kontrol ettirip düzenli göz muayenelerinden geçtiginiz takdirde görme kaybı riskinizi önemli ölçüde azaltırsınız.

    Hangi aralıklarla muayene olmalı ?
    Şeker hastalarının en az yılda iki defa gözleri genişletilerek muayeneleri yapılmalıdır. Diabetik retinopati tanısı konduğu zaman daha sık göz muayeneleri gerekebilir.
    Gebelik esnasında retinopati hızlı ilerleme gösterebileceği için diabetli gebelerin gebeliğin ilk üç ayı içinde bir göz muayenesinden geçmeleri şarttır.
    Gözlük muayenesi olacaksanız kan şekerinizin en az beş-on gün kontrol altında olması gerekir. Kan şekeri yüksekken verilen gözlükler kan şekeri normale döndüğünde uygun olmayabilir.

    Retinopati olmasa bile kan şekerindeki hızlı değişiklikler her iki gözün görmesinde oynamalar meydana getirebilir. Eğer şeker hastalığı veya hipertansiyona ek olarak aşağıdaki problemler varsa hemen göz muayenesine müracaat etmelisiniz:
    · Bir gözü etkileyen görme kaybı;
    · Birkaç günden uzun süren görme değişiklikleri;
    · Kan şekeriyle değişmeyen görme değişiklikleri.
    İlk olarak şeker hastalığı tanısı konduğunda 30 yaşında ya da daha genç iseniz tanı konduktan sonraki beş yıl içinde veya 30 yaşın üzerindeyseniz birkaç ay içinde ilk muayenenizi olunuz ve göz dibi incelemelerinizi yaptırınız.

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:02


  4. Omega-3 şeker hastalığına iyi geliyor


    Sıçanlar üzerinde gerçekleştirilen bir araştırma, Omega-3 açısından zengin vitaminlerin şeker hastalarının gözlerini koruduğunu ortaya koydu.

    Batı'da yetişkinlerde görülen görme bozukluğunun en büyük nedenlerinden biri şeker hastalığıdır. Avustralya'da Melbourne Üniversitesi'nden Algis Vingrys'in yönetiminde bir grup bilim adamı, omega-3'ün bu konuda bir yararının olup olmadığını anlamak için sıçanları omega-3 açısından zengin balık yağı veya çok az miktarda omega-3 içeren yalancı safran bitkisinin yağı ile beslediler. İnsüline bağlı diyabet hastalığını yaratmak için hayvanların yarısında insülin üreten hücreler yok edildi.

    24 hafta sonra yalancı safran yağı ile beslenen diyabetik sıçanların retinalarındaki fotoreseptör hücrelerinin ışık karşısındaki tepkileri üçte bir oranında azaldı. Bu bilim adamı, Avustralya Sinir Bilim Derneği'nin yıllık toplantısında balık yağı ile beslenen diyabetik hayvanların ışığa karşı tepkilerinin, şeker hastası olmayanlardan farklı olmadığını açıkladı.

    Diyabetin neden olduğu diğer hasarlar gibi, körlüğün başlıca sorumlusunun kan damarlarını bozan yüksek miktarda glikoz olduğu düşünülüyor. Ancak bu çalışmaya göre diyabet doğrudan ışığa-duyarlı hücreleri bozuyor. Vingrys söz konusu bölgede kan damarları yitimi olmadığını söylüyor.
    Bu bulgular omega-3'ün yararlarına bir yenisini daha ekledi. Bu konuda insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda omega-3'ün insanları kalp hastalıklarına karşı koruduğu ortaya çıkmıştı. Ancak çok miktarda alındığında omega-3'ün zararlı olduğuna ilişkin iddialar da mevcut.

    Bunun nedeni de omega-3'ün serbest radikal üreten çok güçlü bir oksidatif olması. Bazı bilim adamları ancak çok büyük miktarda alındığında omega-3'ün zarar verebileceğini söylüyor.

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:03


  5. Çocukluk Çağında Diyabet

    Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
    Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı - Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı

    Çocukluk Döneminde Diyabet ve özellikleri
    Görülme Sıklığı
    Bulguları
    Diyabet Koması
    Tedavisi
    Diyabet Eğitiminin Önemi
    Çocukluk Döneminde Diyabet ve özellikleri
    Diyabet çocukluk çağında görülen kronik hastalıkların başında gelmektedir. Bu çağdaki diyabet vakalarının %98'inden fazlasını İnsüline Bağımlı Diyabet(IDDM) vakaları oluşturur.

    Bilindiği gibi IDDM, otoimmün veya Tip 1 diyabet terimleri ile eş anlamlı kulanılmakta ve pankreas beta hücrelerinin harap olduğu kronik otoimmün bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. IDDM genetik yatkınlık zemininde çevresel (kimyasal ve/veya viral) bir faktörün tetik çekici rolüyle başlamaktadır. Genellikle pankreas beta hücrelerinin % 80'i harap olduğunda klinik diyabet bulguları ortaya çıkmaktadır. IDDM prediyabet (klinik diyabet öncesi), klinik diyabet, hastalığın iyileşmediği ancak belirtilerin kaybolduğu dönem ve kronik (süregen) diyabet olmak üzere 4 döneme ayrılarak incelenmektedir. IDDM'e neden olan immünolojik saldırının klinik diyabet bulgularından aylar-yıllar önce başladığı bilinmekte ve son yıllarda hastalığın prediyabet döneminde saptanıp tedavi edilmesi üzerine yoğunlaşılmaktadır.

    Çocukluk Döneminde Diyabet Ne Sıklıkla Görülmektedir?
    IDDM sıklığı bakımından ülkeler (bölgeler) arasında belirgin farklılıklar vardır. 15 yaş altı çocuklarda IDDM sıklığı Japonya'da 2/100.000, Finlandiya'da 43/100.000'dir. IDDM insidansı10-12 yaş (büyük pik) ve 2-3 yaş (küçük pik) arasında artmaktadır. İskandinav ülkelerindeki veriler özellikle 5 yaş altında IDDM sıklığında artma olduğunu göstermektedir. IDDM soğuk bölgelerde ve kış aylarında daha sık görülür.IDDM için ailesel bir eğilim sözkonusu olmakla birlikte bilinen bir genetik geçiş yoktur. Tek yumurta ikizlerinden birisinde IDDM varsa diğerinde olma riski %35, IDDM'li anne veya babanın çocuğunda görülme riski %6, genel popülasyondaki risk % 0.5'dir.

    Çoçukuk Döneminde Diyabetin Bulguları
    Diyabetli çocuklar genellikle diyabetin klinik semptomları olan çok idrar yapma (poliüri), çok su içme (polidipsi) ve kilo kaybı bulguları ile hekime başvururlar.Bu bulgular olduğunda genellikle tanı güçlüğü çekilmez. Bununla birlikte hastalığın akla gelmemesi veya atipik klinik bulguların görülmesi tanıda gecikmeye neden olabilir. Bazı çocuklar gürültülü bulgularla ve birkaç gün içinde gelişen diyabetik ketoasidoz tablosu ile başvurabilirler. Acil olmayan başvurudaki bulgular şunlardır:


    Daha önce idrar kaçırmayan çocuklarda enürezis (Gece işemesi) başlaması. Bu bulgu idrar yolu enfeksiyonu veya fazla su içmeye bağlanıp diyabet tanısı gözden kaçırılabilir.
    Özellikle puberte öncesi kızlarda olmak üzere vaginal kandidiyazis (mantar enfeksiyonu).
    Kusma (gastroenterite bağlanabilir)
    Kronik kilo kaybı veya büyümekte olan çocuğun yeterli kilo alamaması.
    Huzursuzluk ve okul performansında azalma.
    Tekrarlayan deri enfeksiyonları.
    Çocuklarda Diyabet Koması
    Diyabetli çocukların %50'si Diyabetik Ketoasidoz adı verilen ağır klinik bulgularla seyredebilir. Zamanında farkedilmeyen ve tedavi edilmeyen diyabetik ketoasidoz vakalarında ölüme yolaçan koma tablosu görülebilir. Çocuklarda ağır diyabetik ketoasidoz aşağıdaki bulgularla seyreder./

    Ağır dehidratasyon (vücudun susuz kalması)
    Şok (hızlı nabız atımı, tansiyon düşüklüğü, burun kulak parmak uçları vb. organlarda morarma )
    İnatçı kusma
    Vücuttaki sıvının azalmasına rağmen devam eden çok idrar yapma
    Sıvı kaybına, yağ ve kas dokusu yıkımına bağlı kilo kaybı
    Ketoasidoza bağlı yanaklarda kızarma
    Nefeste aseton kokusu
    Diyabetik ketoasidoza bağlı derin ve hızlı solunum
    Bilinç bozuklukları
    Çocukluk çağında diyabet tedavisi
    Çocukluk çağında ketoasidoz dışı IDDM tedavisi başlıca 4 bileşenden oluşmaktadır: 1. Diyabet eğitimi, 2. İnsülin yerine koyma tedavisi, 3. Beslenme planlaması ve 4. Egzersiz. Bu bölümde diyabet eğitimine kısaca değinildikten sonra insülin replasman tedavisi üzerinde durulacaktır. Bu çağdaki IDDM tedavisinin amaçları şunlardır:

    Ailenin katılımı ile çocuk/adolesan ve ailenin ihtiyaçlarını belirleyerek kişisel diyabet bakım planı hazırlanması
    Psikososyal destek
    Vücuttaki insülin ve şeker dengesinin kontrolü
    Normal büyüme ve gelişmenin sağlanması

    Bu amaçlara ulaşabilmek için diyabetli çocukların büyüme ile değişen ihtiyaçlarına duyarlı bir tedavi ekibi tarafından izlenmesi gereklidir. Uluslararası Çocuk ve Adolesan Diyabeti Birliği'nin yönergesine göre diyabet tedavi ekibi aşağıdaki kişilerden oluşmalıdır:
    Hastanın veya ailenin kendisi
    Pediatrik endokrinolog veya çocuk/adolesan diyabeti konusunda eğitilmiş pediatrist
    Diayabet eğitimcisi
    Diyetisyen
    Psikolog/sosyal hizmet uzmanı
    Diyabet Eğitiminin Önemi
    Diyabet eğitimi diyabet tedavisinin en önemli bileşenidir. Yakın zamandaki yayınlar diyabet eğitimine insülin tedavisine eşdeğer bir önem verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.Bunun nedeni diyabet bakımını, dolayısıyla metabolik kontrolün iyileştirilmesini etkileyen en önemli faktörün hastaların kendi kendine bakım becerileri olduğunun gösterilmesidir. Çok küçük yaştaki çocuklar dışındaki her yaştaki çocukların kendi yaşlarına uygun ihtiyaçları ve problemleri dikkate alınarak eğitilmeleri gereklidir. Bazen yapıldığı gibi ailenin eğitilmesi yeterli görülmemeli, diyabet bakım bilincinin küçük yaşlardan itibaren geliştirilebileceği unutulmamalıdır. Diyabetli çocuk ve aileleri için uygulanacak bir eğitimde genel olarak aşağıdaki konuların işlenmesi önerilmektedir:

    Diyabetin nedenleri
    İnsülin saklanması
    İnsülin enjeksiyon teknikleri
    Kan şekeri ölçümü
    İnsülin dozlarının ayarlanması
    Psikososyal ve aile desteği
    Hipoglisemi ve tedavisi
    Hastalıklar sırasında diyabet tedavisinin düzenlenmesi
    Yolculukta diyabet bakımı
    Diyabet ve egzersiz
    Beslenme ilkeleri
    Doğum kontrolü
    Alkol ve diyabet
    Diyabetin komplikasyonları


     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:03



  6. Diyabet ve Hipoglisemi

    Hazırlayan: Dr. Başol Canbakan
    Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı

    Hipoglisemi
    Kan şekerinin düşüklüğü ve buna bağlı olarak terleme, çarpıntı, baş dönmesi, bulanık görme, konsantrasyon güçlüğü ve koma gibi belirtilerin açığa çıkmasıdır.

    Diabetin yaşamı tehdit eden olumsuz bir sonucudur. Acil tedavisi gerekir. Özellikle uzun sürdüğünde veya çok sık olduğunda beyinde kalıcı hasar bırakabilir.

    Nedenleri
    Özellikle insülin tedavisi alan hastalarda sık görülen bir olumsuz sonuçtur. Ağızdan ilaç kullanan hastalarda da görülebilir.Uygulanan tedavi ile hastanın gıda alımı ve/veya egzersiz programı arasında bir uyumsuzluğu gösterir. Hastanın tedaviye uyumuna rağmen hipoglisemi oluyorsa tedavinin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun yanısıra gıda alımının yetersiz oluşu veya gecikmesinde, uzun süreli ve programsız egzersiz yapıldığında gözlenir. Alkol ve bazı ilaçlar da hipoglisemiye yol açabilir. Enfeksiyon hastalığı döneminde artmış insülin gereksiniminin iyileşme döneminde azalmasına rağmen insülin dozunda yeni düzenlemenin yapılmamış olması da bir diğer sebeptir.

    Tedavisi
    Hipogliseminin önlenmesi için diabet hastasının tedavisine ve yaşam biçimine çok dikkat etmesi ve hipoglisemi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Tedavinin amacı hipoglisemiye ait belirtilerin düzeltilmesi, beyin hasarına izin verilmemesi ve hipogliseminin tekrarının önlenmesidir.

    Hasta ve çevresindekiler hipoglisemiyi iyi değerlendirebilmeli, gıda alımının zamanlamasına ve miktarına, egzersiz öncesinde gıda alımına dikkat etmelidirler.

    Hipoglisemiden kuşkulanıldığında hastanın bilinci açık ve ağızdan beslenebilir durumdaysa 2 - 3 adet suda eritilmiş kesme şeker, 1 - 2 tatlı kaşığı toz şeker veya meyve suyu verilmelidir. Bu uygulama yaklaşık 2 saatlik bir düzelme sağlar. Bu süre içinde hastanın ara öğün ve esas yemek yemesi sağlanmalıdır.Aksi takdirde hipoglisemi tekrarlar.

    Ciddi hipoglisemide hastanın bilinci bulanıktır ve ağız yolu ile beslenemez. Derhal acil müdahale yapılabilecek bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Bu durumda sıklıkla damar yolu ile glukoz tedavisi uygulanır. Ayrıca daha az uygulanan bir tedavi yöntemi olmakla birlikte kan şekerini yükseltici bir hormon olan glukagon da ( damar yolu ile veya kas içine ) uygulanabilir.

    Öneriler

    Her zaman yanınızda şeker bulundurun!
    Üzerinizde şeker hastası olduğunuzu belirten ve acil durumda ulaşılmasını istediğiniz telefon numaralarının kayıtlı olduğu özel bir belge bulundurun!

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:04



  7. Şeker Hastalarında Ayak Bakımı

    Hazırlayan: Dr. Hakan Yaman
    Temizlik ve Bakım

    Hekiminiz düzenli olarak ayaklarınızı kontrol etsin!

    Sizde ayaklarınızı her gün kontrol edin! Her gün ayağınızda olabilecek kesik, çizik ve kabarcıkları inceleyin. Ayağınızın her yerine bakın, parmak aralarını da gözden geçirin.

    Ayaklarınızı temiz tutun! Her gün ayaklarınızı sabunlu su ile yıkayın. Ayaklarınızı iyice kurulayın ve nemlendirici krem sürün. Parmaklarınızın arasına fazla nemlendirici sürmeyin.

    Ayakkabılar

    Uygun çorap ve ayakkabı giyin. Dar olan ve ayağınızı sıkan ayakkabılardan kaçının. Kalın pamuklu çorap ve ayak parmaklarınıza geniş yer sunan içi yumuşak olan ayakkabıları seçin.

    Asla yalın ayak yürümeyin!

    Terli ayaklar şeker hastalarında sık görülür! Ayaklarınız çok terliyorsa, günaşırı değişik ayakkabılar giyin. Ayakkabılarınız böylece kurur. Her zaman ter emici çorap giyin. Buna karşın ayaklarınız hala aşırı terliyor ve nemliyse, hekiminize başvurun.

    Yara ve Nasırlar

    Kesikleri, çizikleri ve kabarcıkları tedavi edin. Yaralar iyileşmezse hekime başvurun! Ayağınızda kesik, çizik ve kabarcık oluşacak olursa, o bölgeyi sabunlu su ile yıkayın. Kabarcıkları patlatmayın ve üzerine antibiyotikli krem sürün. Yara iyileşmezse hekime başvurun.

    Nasırlarınızı tedavi ettirin! Birçok şeker hastasında ayağın kemiksi bölgelerinde deri kalınlaşır ve nasırlar gelişir. Asla bu deri kalınlaşmalarını ve nasırları jilet ve başka keskin araçlarla kesmeyin. Bunun için hekiminize başvurun.

    Ayaklarınızı aşırı sıcak su ya da soba ile ısıtmaya çalışmayın! Şeker hastalığı duyu sinirlerini zedeleyebileceği için ayağınızın yandığını ve zarar gördüğünü hisssetmeyebilirsiniz.

    Tırnaklar

    Tırnaklarınızı doğru kesin! Ayak tırnaklarınızı düz kesin. Tırnağınızın batmaması için yuvarlak kesmekten kaçının.

    Diğer hastalıkların ayaklara etkisi

    Dolaşımınızı iyileştirmek için çaba gösterin! Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi ve sigara ayaklarınızın sağlığını tehdit eder. Böyle sorunlarınız varsa hekiminize başvurmaktan çekinmeyin.

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:04



  8. Şeker Hastalığı ve Yolculuk
    Hazırlayan: Dr. Necdet Tamamoğulları
    Şeker hastaları yolculuk yapabilir mi?
    Şeker hastalarının yolculuk hazırlıkları
    Yolculuk sırasında

    Şeker hastaları yolculuk yapabilir mi?
    Şeker hastalığı yolculuk yapmayı engelleyen bir hastalık değildir. Yolculuk yapan ya da otomobil kullanan bir diyabetli için en önemli tehlike HİPOGLİSEMİ yani kan şekerinin normal düzeyinin altına düşmesidir. Özellikle otomobil kullanmak "ağır işler" grubunda değerlendirilmektedir. Otomobil kullanan kişi saatte ortalama 250-300 kalorilik enerji harcar. Bu yüzden yola çıkmadan önce bazı noktalara dikkat etmek gereklidir.

    Şeker hastalarının yolculuk hazırlıkları
    Uzun yola çıkmadan önce kan şeker düzeyine bakılmalı ve genel bir doktor kontrolünden geçilmelidir.
    Herhangi bir acil durumda tıbbi yardımın nerelerden alınabileceği öğrenilmelidir.
    Kişinin şeker hastası olduğunu belirten bir kimlik kartı, kolye ya da bilezik taşınmalıdır. Diyabet kimlik kartında hastayı izleyen doktorun ismi, acil bir durumda hemen ulaşılabilecek bir telefon numarası, son kullanılan ilaçlar ve dozları yer almalıdır.
    Tüm şeker hastalarının yanlarında şeker ya da çok hızlı emilen şekerli besinler (hazır meyve suyu gibi) ile çantada yedek ilaç (haplar ve insülin) ve enjektör bulundurmaları gerekir.
    Herhangi bir yaralanma olasılığına karşı steril pansuman gereçleri ve dezenfektan bir madde bulundurulmalıdır.

    Yolculuk Sırasında
    Yolculuk sırasında insülin şişelerinin aşırı soğuk ya da sıcaklarda kalmamasına dikkat edilmelidir.
    Uzun yolculuklarda, özellikle insülin kullanan hastaların, genellikle sabah alınan insülin dozunu azaltmaları; sık ve düzenli aralıklarla (örneğin 2-3 saatte bir) hafif bir şeyler atıştırmaları gerekir. Ancak, yemekler mola verilerek yenmelidir. Düzenli ve yeterli beslenme, sık sık su içme, düzenli molalar gibi noktalara dikkat edilmelidir.
    Eğer olanak varsa, cepte taşınabilen bir kan şekeri ölçüm aleti ile, sürücü ara ara kan şekerini kontrol etmelidir.
    Ne olursa olsun, gece otomobil kullanılmamalı ve alkollü içki alınmamalıdır. Alkolün yaklaşık 3-6 saat içinde kan şekerini düşürme eğilimi gösterdiği, bu durumun aşırı açlık durumuna ve kan şekeri düzeyinin düşmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
    Yolculuk normalde yapılan tedavide bir aksamaya yol açmamalı, bunun için gerekli önlemler alınmalıdır

     

     

    HaNıM aGa - 07.11.2009 - 00:05
  9. paylaşım için teşekkürler

     

     

    CA-CHALLENGE - 07.11.2009 - 19:49



Benzer Konular

  1. Şeker Hastalığı - Diyabet - Diyeti
    Konuyu Açan: AĞRAZ, Forum: Diyet.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01.11.2012, 16:55
  2. Diyabet - Şeker Hastalığı
    Konuyu Açan: AĞRAZ, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 13.10.2012, 00:18
  3. Şeker Hastalığı - Diyabet
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Hastalıklar.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 09.10.2012, 16:15
  4. Diyabet Nedir - Şeker Hastalığı Nedir
    Konuyu Açan: nuri deniz, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 30.05.2010, 12:45
  5. Şeker Hastalığı - Diyabet
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11.03.2010, 15:12

copyright

Soru Cevap