ithal Damat Ve Gelinler Buraya

  1. Eminimki aramizda cok vardir, evlenerek gelin, damat olarak gurbete cikmis arkadaslarimiz!!
    Bunlardan biride benim Büyük ümitlerle geldigim Almanyada cok kisa zamanda bir cok kötü aliskanliklar edindim SEBEBI ACIK SECIK ORTADA bu aliskanliklari edinmemdeki baslica sebeplerden biri kanimca birbirini cok iyi tanimayan ayri kültür farkliliklarinda yetismis insanlarin yapmis oldugu evliliklerden olsa gerek BEN BUNUN CAZASINI COK AGIR ÖDEDIM
    Siddetli gecimsizlik (Insani yer bitirir) birbirini anlamayan iki insan bir kadin biri erkek iste her sey burada basliyor....
    Bazen cevremizde bunun örneklerine rastladigimiz cok kez olmustur Erkek cirkindir kiloludur vs. vs. Gelin cok güzeldir almanya sevdasina yakilmistir o gelinin basi
    ayni sey erkekler icinde gecerli sanirim cevremde tam tersi durumlara rasatlamadim desem yalan olur Aslinda bu bir insanlik dramidir üzerine cok seyler yazilabilecek bir konu oldugunu düsünüyorum ben azcik paylasayim dedim paylasmak isteyenler sorusu olanlar varsa
    Buyursunlar icimizde cok var bunu biliyorum

    Bence buda kanayan bir yaradir!!

    Bakin Ne dmis Sair
    GURBET O KADAR ACIKİ
    Gurbet o kadar acı

    Ki ne varsa içimde

    Hepsi bana yabancı

    Hepsi başka biçimde



    Ne bir arzum ne emelim

    Yaralanmış bir elim

    Ben gurbette değilim

    Gurbet benim içimde

    Eriyorum gitgide

    Elveda her ümide

    Gurbet benliğimi de

    Bitirdi bir biçimde



    Ne bir arzum ne emelim

    Yaralanmış bir elim

    Ben gurbette değilim

    Gurbet benim içimde.

     

     

    MaRaBoGLu61 - 20.10.2007 - 14:09
  2. Abim güzel bir konuya değinmişsin,

    Hakikatten bu niyetle olup aslında kendini kandıran insanların çokluğu gerçekten şaşırtıcı..Aynı ilişkiyi şuan bende yaşıyorum fakat ben yaşadığım ilişkimdeki partnerime taa en başından söylemiştim,ben seni yurt dışı için bir pasaport yada garanti olarak görmüyorum diye...

    Nihayetinde şükürler olsunki güzel devam eden bi beraberliğimiz var..Eğerki allahım nasip kısmet eder ise mutlu sonu bize,ömrümüzün geri kalanını türkiyede devam ettireceğiz..


    Bu konuya yazmamın sebebi konunun bi nebzede olsa beni ilgilenmesidir teşekkur ederim özer abi..

     

     

    oLci - 20.10.2007 - 14:26
  3. wayy olci neler duyuyorum Allah mesut etsin insallah hayirlisiyla kavusursunuz

    yurtdisina zaten gelin yada damat gelmek bastan bi hata cunku farkli kulturler farkli kultur derken cogu icin konusmak istemiyorum ama buradaki yetisen gencler hala annelerinin babalarinin zamaninda turkiyedeki 1960 li 70 li yillarla cocuklarini yetistirmeleri ki cogu zaten cocuklarini yetistirmeye firsat bulamamis calismaktan cunku amac cok calisip para biriktirip tekrar memlekete donmekmis ama tabikide bu hep hayal kalmis halada oyle ustune basa basa soyluyorum her aile icin konusmadim benim gozlemledigim cevreden yola ciktim kimse ustune alinsin istemiyorum..
    Sonra oglan 19 olmadan noluyor turkiyeye goturuyorlar ve sec begen misali guzel bulduklari kizlari alip getiriyorlar iki fazla altin sahane bir dugunle basta kandiriliyor kizlar sonra buraya gelince sadece eslik gorevi degil ailenin tumune hizmet bekliyorlar senelerce ayni evde oturuyorlar izine gitme bircok seyde karara ortak oluyorlar boylelikle evlilikler catliyor tabi cocukta mecbur olucakki olmayinca zaten geri gonderilen gelinlerde taniyorum malesef aci ama gercek
    yazdiklarindan birtek konuya katilmiyorum oda gelinlerdeki almanya yada baska ulke sevdasi ben buna inanmiyorum bazen hayat oyle aci ki insan hayatini kararini sadece kacis olarak veriyor ve biseylerden uzaklasmak icin evet deyip buralara geliyor..Bununda sahidiyim cunku

     

     

    Nerqish - 20.10.2007 - 15:40
  4. aynen sana katiliyorum nergish
    sadece kendi hayatlarini ve cikarlarini
    korumak icin evlik yapanlar ne kadar mutlu
    olurlar sorusunu hic düsündülermi acaba ?



    bu arada almanya bunu bir sekilde yeni
    bir önlem ile evlilik karsisina gecemk icin yurt disindan
    gelecekler icin almanca bilmelerini simdilik
    sart kosuyor ama ilerde daha ne zorluklar
    cikaracak bilinmez

     

     

    Garip07 - 20.10.2007 - 17:01
  5. Avrupada yasamis oluptaTürkiyeden yapilan evliliklerin bir cogunda malesef zaman ilerledikce sorunlar cikabiliyor
    acikcasi davul dengi dengine vurmuyor ahh bu avrupa sevdasi ah bu para hirsi
    nelerimizi aldi götürdü

     

     

    MaRaBoGLu61 - 20.10.2007 - 21:37
  6. Guzel bir konuya degiinmissin ozer,konunun hepsini okuyunca cokta uzuldum..

    Ben bunlari yasadim cok agir decerede hemde,keske hic yasamasaydim diyorum..ve birde gercek varki cok gordum okumuslar varya bazen gercekten cok cahilmis diyorum cahilleri gorunce..okuyan bir insan nasil esine siddet oygular anlamiyorum..

    boyle bir aciyi ben yasadim burda dogup buyumeme ragmen cok aci cektim dayandim ama cok dayandim sabir ettim sabir herseyin basi diyorum..sabrimla simdiki halime geldim/

    ben hayat arkadasimi TR den getirdim,inanin bana bazen sanki ben ordan gelmisimde o burda buyumus gibi dusunuyodum..cunku gercekten onu oyle cok gelistirdimki anlatamam cok guzel secenekler sundum onune ama sunuda anladimki ordan gelenlerin kici kalkiyo malesef kendilerini birsey saniyolar..
    ama ben dayandimsa sirf bebisim icin dayandim ama sabir tasim kirildi bitti iyiki bitti diyorum belki bitisinde cok cektim ama cektigim acilarimin yerini simdi muutluluk aldi suan hayatim cok guzel hersey sukurler olsunki harika cok seviyorum ve seviliyorum

    sua evlilik konusuna gelince valla arkadaslar sakin ama sakin aldanmayan buraya buraya aldanipta gelenler hic beklemedigi kosullarla karsilasiyo ve buda husranla bitiyo..cevremde okadar insan goruyorumki ordan evlenip getirdikleri eslerini simdi kole gibi calistiriyolar begenmiyolar,aldatiyolar ve en onemliside dayak lanet olsun ya buraya diyorum..


    Benim burda cok sevdigim deger verdigim arkadasim halen kocasindan cekiyo gitmek istedi cogu kez ama yapamadi cunku cocuklari vardi,hele burda bide kimsesi olmamasi varya insani tam bitiriyo onu gordukce yasadiklarina sahit oldukca hayata lanet olsun diyorum..hayat oyle acimasizki insani ne sekillere sokuyo.

    sunuda bastan soyluyum bazen TR,dekiler burdan gidenleri cok zengin felan sanirlar ama kimse aldanmasin bence ordakiler burdan daha guzel ve rahat bir hayat yasiyo ben ISTANBUL,a gidince ordaki hayati gorunce biz ne hayat yasiyoruz diyorum cunku onlarin yasantisi bizlerden cok ama cok guzel..aldanmayin arkadaslar avrupaya aldanmayin burasi berbat

     

     

    CADIKIZ - 20.10.2007 - 23:50
  7. Amerika’nın Vietnam sendromu varsa Avrupa Türklerinin de ‘ithal damat ve gelin sendromu’ var. İthal kelimesi Türkiye’den evlenerek Avrupa ülkelerine yerleşen Türkleri çevreliyor. Mevzunun kahramanları durumlarını o kadar kanıksamış ki Essen’de İthal Damatlar Derneği bile var. Zannettiğiniz gibi değil; dernek damatlara sahip çıkmak için kurulmamış. Kafe gibi bir yer. İçeride Türkler iskambil kağıdı ve bilardo oynuyor. Her toplumsal sorunda olduğu gibi böyle bir problemin ortaya çıkmasında birçok sebep sayılabilir.

    Bir kere ithal olma yolunu her iki taraf açısından cazip kılan faktörler var: Almanya’ya birinci neslin gitmesinin üzerinden 40 yıldan fazla geçti. Orada doğup büyümüş birçok genç var. Anne ve babalar mürüvvetini görecekleri çocuklarının yurtdışında büyümüş birisi ile evlenmelerine rıza göstermiyor.
    Kızlar, Türk erkeklerinin Almanlaştığını düşünerek, erkekler de kızların serbest yetiştiği ve Türk örf ve adetlerine uymadıkları düşüncesi ile Türkiye’den evlenmek istiyor. Hakiki Türk arıyorlar! Hamuru Anadolu toprağı ile yoğrulmuş halis muhlis Türk çocukları hem kızlar hem de erkekler için çok cazip geliyor.

    Böyle bir talebe Türkiye’den de olumlu cevap verecek birçok kişi var. Ekonomik şartlar ortada; gelir dağılımı bozukluğu, düşük ücretler ve tehlikeli boyuta gelen işsizlik. Özellikle erkekler açısından yurtdışından birisi ile evlenmek ‘kurtuluş’ anlamına geliyor. Sokaklarda ve kahve köşelerinde işsiz güçsüz dolaşmaktansa taşı toprağı altın bir Avrupa ülkesine gitmek daha akıllıca bir tercih. Her iki taraf da aynı noktada çabucak birleştiği için sorunsuz ve Euro’lu hayallerle bezenmiş bir evlilik hemen başlıyor. Çok geçmeden toz pembe rüyalar yerini hayatın acı gerçeklerine bırakıyor.

    Dil sorunu, iş sorunu, kaynana sorunu, kayınvalide sorunu, arkadaş sorunu ve bir de bunlara —Almanya’ya mahsus— Türk olma sorunu ekleniyor. Kız kendisi ile parası ya da yurtdışına çıkmak için evlenilmesini aşamıyor ve sürekli bu sorunu gündemde tutuyor. 21 yaşındaki genç kızlar sırf yurtdışında olduğu için 40 yaşın üstündeki kişilerle evlendiriliyor. Bazı kayınpederler kızını verdiği genci satın almış gibi kabul ederek çalışıp kazandığı parayı bile kendisine getirmesini isteyecek kadar işi ileri götürebiliyor.

    Çok iyi bir üniversitede okuyup mezun olmuş bir genç sırf yurtdışına çıkmak için kültürel bakımdan uyuşamayacağı alelade bir kız ile evlenebiliyor. Ve daha nice komplikasyonlar. Ben bu tip sorunlar yaşamadım diyen ithal damatlarımızdan biri bakın neler anlatıyor: “Benim eşim anlayışlı idi. Sigara harçlığımı bile cebime benden habersiz koyardı. Kayınpederim de hiç üstüme gelmedi. Fakat buna rağmen çok zorlandım. 6 ay boş oturduktan sonra gözümü karartıp her türlü tehlikesine rağmen bir süre kaçak çalıştım.”

    Aslında Almanya’ya sonradan gidenler ilk gidenlere göre daha avantajlı bir konumdalar ve gerekli altyapıyı almaları halinde Avrupa’da yerlerde sürünen Türk imajının değişmesine öncülük edebilirler.

    Nitekim dış Türklerin müteşebbis gücünü ve sosyal faaliyetlere ağırlık veren kesimini yine ithal dediğimiz insanlarımız oluşturuyor. Bu sebeple ithal damat ve gelinlerin yaşadığı sorunları çözüm odaklı incelemek zorunlu hale geliyor. Almanya’ya giden birinci nesil gibi evlilik vasıtası ile burada olanlar da Almanca’yı öğrenmemekte ısrarlı. Daha ziyade vasıfsız elemanların bulunduğu müesseselerde çalıştıkları için işyerinde Almanca konuşmaya ihtiyaç duymuyorlar.

    Sadece Alman şeflerinin verdiği emirleri anlasalar kâfi. Bir de Almanlar Türklere yukarıdan baktığı ve doğru dürüst muhatap kabul etmediği için Türkler içlerine çekilerek dil öğrenmeyi ikinci plana itiyorlar. Kasap, manav, market, tıraş oldukları berber, oyun oynamak için gittikleri kafeler Türklerin olunca, Almanlarla muhatap olmadan pekala yaşamak mümkün olabiliyor. Yabancı dil öğrenmeden yaşayabileceğiniz tek Avrupa ülkesi Almanya. Yani oluşturulan Türk gettoları bu dili öğrenmemenin en belirgin sebeplerinin başında geliyor.

    Tek tük Almanca kurslarına gidenler var. Fakat bunlar da istikrarlı olmuyor ve hem 350—400 Euro’luk yüksek aylık ücretleri hem de öğrenememenin verdiği sıkılma ile çabucak bırakılıyor. Dil öğrenemeyen Türkler Alman toplumuna entegre olamadıkları için yaptıkları işler de buna göre küçük işler oluyor. Ya bir lokanta ya da fabrikada ağır işlerde çalışma dışında başka alternatifi yok. Kültürü ve cesareti ne olursa olsun küçük düşünmek zorunda kalıyor. Almanya’ya öğrenci olarak gelip evlenerek Münih’te yaşamaya başlayan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu Sait Yüksel, ithal damatların yaşadığı en büyük sıkıntıyı yabancılık sendromu olarak açıklıyor. Dil öğrenemedikleri için gettolarda yaşamayı tercih eden Türklerin, diğer ailevi sorunlar da eklenince hayatının cehenneme döndüğüne ve bu sebeple birçok aile dramının yaşandığına dikkat çeken Sait Yüksel, “Almanya’ya gelecek Türklerin dil problemini halletmeleri gerekiyor. Aksi takdirde burada sadece para kazanırlar ama mutlu olamazlar” diyor. Pamukkale Seyahat Acentesi’nin sahibi olan Yüksel, sonradan gelenlerin buraya adapte olmalarının yıllar aldığına işaret edip, dil öğrenerek saygın bir işyeri kurmasına rağmen hâlâ ‘yabancılık’ psikolojisinden sıyrılamadığına değiniyor. Buraya ithal olarak gelenlerin yaşadığı sosyal dramlar, aile içi özel sıkıntıları da kapsadığı için doğal olarak herkes Sait Yüksel kadar cesur davranamıyor. Burada ele aldığımız konuları anlatanların isimleri bu açıdan mahfuz kalıyor.

    İthal damatlar öncü rolde
    Evlenerek Almanya’ya gelenler her türlü sıkıntılarına rağmen oradaki diğer Türklerin de sosyal ve ekonomik hayatın içinde yer almasının öncüsü olmuşlar. Şahinler Holding’in sahibi Kemal Şahin ve Öger Tur’un sahibi Mehmet Öğer bunlardan sadece ikisi. Büyüklü küçüklü işletmeler açan Türklerin önemli bir kısmı sonradan gelenler. Gelenlerin arasında lise ve üniversite mezunlarının fazlalığı dikkat çekiyor. Öğretmen, doktor, mühendis, işletmeci ve avukat gibi meslekleri olan birçok Türk var Avrupa’da. Fabrikalarda işçi olarak çalışan ilk gurbetçiler değişim ve Alman toplumuna entegre olma konusunda başarısız olmuşlar. Bir de Türkiye’den Almanya’ya eğitim amacıyla gelenler var. Dil problemi olmayan bu Türklerin önemli bir kısmı bir şekilde evlenerek Avrupa’da kalıyor.

    İki yıl çalışmak yasak
    İthal erkekler Alman kanunlarına göre iki yıl sigortalı olarak çalışamıyor. Eskiden bu süre 5 yıl idi. Dil bilmeyen, evinden dışarıya çıkamayan, hanımının kazandığı para ile idare etmek zorunda kalan Türkler zamanla ciddi ve onulmaz bir psikolojik çöküntüye uğruyor. Örf ve adetlerin de etkisi ile kendilerini eşine ve akrabalarına karşı ezik hissediyor. Karşı taraftan da yeterli anlayışı görmemeleri halinde bu durum çözümsüz aile içi kavgalara dönüşüyor. Bu yüzden şiddet uygulamalarına, psikolojik sorunlardan dolayı hastaneye düşme durumlarına hatta intihar hadiselerine bile rastlanıyor. Bazı evliliklerde damat ya da gelin, kaynana ve kayınpederi ile aynı evde yaşıyor. Yukarıda anlattığımız sorunlara diğer aile fertlerinin dahil olması halinde sıkıntı daha da büyüyor. Eşi ile boşanma noktasına gelmiş birisi, “Eşimle Türkiye’de mutluydum. Mecburi hizmet için Doğu’ya gittim, burada bile ailevi sorun yaşamadım. Almanya’ya gelip kayınpederimle birlikte yaşamaya başlayınca o kadar kanlı bıçaklı olmuştuk ki sokakta birbirimizi görsek yolumuzu değiştiriyorduk. Zorunlu hallerde bir araya gelmenin dışında hiçbir müşterek noktamız yoktu. Evliliğimizi nerede ise bitirecektik. Mekan değişikliğini denedim. Eşim ailesinin etkisinden çıkınca herşey normale dönmeye başladı” diyor. Bir gözlem de şu; ailesinin tesiri ile boşanan bayanlar daha sonra yaşadıklarını sakin bir şekilde düşününce ciddi pişmanlık içine giriyor.

    Üniversite mezununda artış
    Sonradan gelenler arasında eskiye oranla üniversite mezunlarının sayısında çok büyük bir artış var. Doktor, öğretmen ve mühendis gibi bildik mesleklerin dışında işini bırakıp gelen kaymakama bile rastlayabiliyorsunuz. Kızını evlendirecek olan kişi bir açıdan üstün bir noktada olduğu için damadını en eğitimli kesimden seçiyor. Mecburi hizmet, askerlik ve işsizlik gibi sebeplerle de diğer kesim rıza gösteriyor ve evlilik gerçekleşiyor. Bir insanın eğitiminin maliyeti hesaplandığında önemli bir beyin göçü demek bu. Bu eğitimli insanlar Avrupa’ya geldiğinde mesleklerine uygun işlerde çalışmıyorlar. Örneğin tren istasyonunda temizlikçilik yapan öğretmene, küçük bir restoranın kasasını bekleyen kaymakama ya da garsonluk yapan doktora rastlayabiliyorsunuz. Kaybolup giden eğitimli bir kesim. Ne Almanya’daki Türklerin ne de Türkiye’nin böyle bir insan israfına tahammülü var. Nitelikli Türk lobisinin en önemli ayağı olabilecek bu insanlara sahip çıkılması gerekiyor. Bunun için geliştirilmiş projeler var fakat gerekli fon sağlanamadığı için bir türlü hayata geçirilemiyor: Evlenerek gelenlere geldikleri andan itibaren ne ile karşılaşacaklarına dönük seminerler verilmeli. Aynı yoldan geçmiş ithal damat ve gelinlerin tecrübeleri dinletilmeli. Dil sorunu, aile sorunu, çalışma sorunu ve yabancılık sendromunun nasıl aşılacağı en ince ayrıntılarına varıncaya kadar anlatılmalı. Böyle olunca yaşanılan kültür şokunu daha kısa sürede ve yara almadan aşma imkanı olur. Bu tip bir rehabilitasyonun Türkiye’ye kesin dönüş yapanlara da uygulanması isteniyor.

    2002 yılında 19 bin Türk evlenmiş
    Yapılan bir araştırmaya göre; evlilik yolu ile Almanya’ya gelen Türklerin oranı Almanya’daki Türk evliliklerinin %60’ını teşkil ediyor. Resmi rakamlar 1998—99 ve 2000’de Türkiye’den evlenerek gelenlerin sayısının yılda 16 bin 500 civarlarında olduğunu, 2001 yılında 18 bin kişiye, 2002 yılında da 19 bin kişiye çıktığını gösteriyor. Evliliklerde bayanların oranı yüzde 55, erkeklerin oranı yüzde 45. Çocuklarını Anadolu terbiyesi görmüş ve Almanya’da yetişip kafası karışan nesilden olmayan birisi ile evlendirmek ilk başlarda çok hoşlarına gidiyor. 1500 kişiyle yapılan mülakat sonucuna göre; Türkiye’den gelenlerde açıkça söylemeseler de ekonomik boyut ön plana çıkıyor. Almanya’dakiler de hakiki Türk olarak Türkiye’dekileri görüyor. Bayanlar arasında erkeklere özgü adapte sorunları pek yaşanmamakla birlikte hiç olmuyor anlamına da gelmiyor. Erkekler ise eşine bağımlı ve borçlu olduğu için daha ciddi sorunlar yaşıyor. Yakın akraba evlilikleri daha ön planda. Gelenlerin eğitim seviyesi açısından büyük bir uçurum var. Yüzde 59’u ilkokul, yüzde 30’u lise mezunu ve yüzde 11’i üniversite mezunu.

    Almanya ile yine Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hollanda ve Belçika Türkiye’den evlilik yolu ile sürekli bir akım olduğu için bu olaya sıcak bakmıyor. Zorlaştırıcı hükümler getirme yönünde bir gayretin içindeler. Hollanda geçen yıl çıkan bir yasayla bu ülkede yaşamakta olan yabancı kökenlilerin, ülkelerinden getirecekleri gelin veya damatların uyum kurslarından geçmesini zorunlu hale getirdi. Bu iş için ödenmesi gereken para 6600 Euro. Başarılı olanlara bu paranın yarısı geri verilecek. Fakat başarısız olanların sınır dışı edilme tehlikesi var. Bir de Hollandalılar Türklerin akraba evliliğine kafayı takmış durumdalar. Hem doğacak çocukların sağlığı hem de aile içi zina olarak gördükleri bu uygulamayı engelleyebilmek için parlamento seviyesinde yasa çıkartmaya çalışıyorlar.

    Halbuki Türkiye’de evlilik öncesinde yapılan kan testleri bazı sorunların çıkabileceği noktasında bilgi sağlıyor. Yaşadığı sıkıntılardan dolayı her gün kendisine ‘Buraya gelmeye değer miydi?” diye sorduğunu söyleyen bir Türk, Almanya’ya gelmek isteyenler için bizim vasıtamızla bir mesaj vermek istiyor: “Ne olur Türkiye’den Almanya’ya gelmesinler. Yalvarıyorum. Almanya’ya gelerek hayatlarını mahvetmesinler.”

    Said Yüksel: En önemli sorun dil öğrenmemek
    Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Almanya’ya öğrenci olarak geldim. Sonra evlenerek Münih’te yaşamaya başladım. Bu tecrübeyi yaşamış birisi olarak söylüyorum, ithal damatların yaşadığı en büyük sıkıntı yabancılık sendromu. Dil öğrenemedikleri için gettolarda yaşamayı tercih ediyorlar. Diğer ailevi sorunlar da eklenince hayat birçokları için cehenneme dönüyor. Bu sebeple yaşanan bildiğimiz birçok aile dramı var. Almanya’ya gelecek Türklerin dil problemini halletmeleri gerekiyor.

    Aksi takdtirde burada sadece para kazanırlar ama mutlu olamazlar. Sonradan gelenlerin buraya adapte olmaları yıllar alıyor. Ben dahi dil öğrenip, itibar gören bir işyeri kurmama rağmen hâlâ ‘yabancılık’ psikolojisinden sıyrılamadım. Dil öğrenemeyen Türkler Alman toplumuna entegre olamadıkları için yaptıkları işler de buna göre küçük işler oluyor. Ya bir lokanta ya da fabrikada ağır işlerde çalışma dışında başka alternatifi yok. Kültürü ve cesareti ne olursa olsun küçük düşünmek zorunda kalıyor.

    Uzmanlar, görücü usulü evlenerek Almanya`ya sonradan gelen eşlerin içinde bulundukları psikolojik buhranı ele aldılar
    MÜNİH- Avrupa`daki Türk psikiyatri uzmanları her yıl geleneksel olarak Avrupa`nın herhangi bir kentinde bir araya gelip fikir alışverişinde bulunuyorlar.

    Bu sene Münih`te gerçekleştirilen toplantıya İsviçre, Frankfurt, Köln, Berlin, Düsseldorf, Avusturya, Viyana ve Hamburg`dan katılan psikiyatri uzmanları, halk dilinde `ithal damat veya gelin` olarak adlandırılan evliliği masaya yatırdılar.

    Genç yaşta aileleri tarafından görücü usulü ile evlenen çiftlerin günümüzde hala yaşanması ve bu evliliklerde ileriki zamanlarda sorunlar çıkmasına değinen uzmanlar, evliliğin bir fonksiyon haline getirilmemesi gerektiğini ve farklı kültür içinde yetişen gençlerin evlendirilmemesini savundular.

    Türkiye`de ailenin çok önemli bir yere sahip olduğunu belirten psikiyatri uzmanları, ailesini yakından tanıyan ve iyi olduklarını gözlemleyen ebeveynlerin, çocuklarını o ailenin çocuğuyla evlendirdiğini ve sonunda mutsuz ya da sonunda boşanmaya varacak kadar ciddi boyutlar taşıyan problemlerle gençleri karşı karşıya bıraktıklarını belirttiler. Toplantıyı yöneten ve Münih`ten katılan Dr. Lidwina Genovich-Unterberger konuşmasında; Şu anki evliliklerde çiftler ne yazık ki sevgiyi yaşamıyorlar.

    Birbirini tanımadan evlendirilen gençlerde de yazık ki fikir ve kültür çatışmaları yaşanıyor. Geleneksel aile ve çekirdek aile kültürünü yaşatmak çok güzel ama bilhassa kız çocuklarımıza bir gelecek vermeden, eğitimlerini tamamlayıp kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamadan evlendirmek onları mutsuzluğa itebiliyor dedi.

    Duygusal boyut

    Uzmanlar sonrada Almanya`ya gelen eşlerin ciddi bunalım ve kimlik sorunu yaşadıklarını hatırlatarak, sevgi ve aşk duygularını köreltmektense duygusal boyutun gençlere aşılanması gerektiğini konusunda hemfikir oldular.

    Avrupa`nın çeşitli kentlerinde terapi veren uzmanlar bilhassa Almanya`nın içinde bulunduğu ekonomik buhran nedeniyle sonradan Almanya`ya göçen eşlerin yaşadıkları psikolojik sorunları ancak uzmanlara başvurarak atlatabileceklerini söylediler.
    “Avrupa’nın sosyal haklarından yararlanmak pek çoğunun gelmeden önceki hayalidir. Dil öğrenmek, iş bulmak, okula devam etmek, ehliyet alıp kimseye bağımlı olmadan yaşamını sürdürmek gibi... Oysa hiç bilmedikleri bir ülkeye geldiklerinde hayat onlar için çok başka olmaktadır.”
    Evlilik yoluyla Almanya’ya gelen ve eşleriyle, onların aileleriyle uyum sağlayamadıkları için ayrılan gençlerin yaşadıkları, anlattıkları romanlara sığmayacak kadar çok. Sohbet esnasında ne kadar anlatsalar da fotoğraflarının ve isimlerinin gazeteye çıkmasına soğuk bakıyorlar.

    İthal damat ve gelinler konuşuyor

    Ankaralı K.İ., 1994 yılında bir akrabasının kızıyla evlenerek Almanya’ya gelmiş. O kendisini sorun yaşayan ve sonunda ayrılan diğer damatlara karşı biraz daha şanslı görüyor ve ‘en azından evliliğimi kurtardım’ diyor.

    Ailesinin en küçük oğlu olan ve Almanya’ya eşinin ailesinin evine ‘iç güveyi’ gibi gelen K.İ., çalışma izni olmadığı için ilk aylarda evden dışarı pek adım atamıyor.

    İşçi olan ve iyi para kazanan kayınbabası ve kayınvalidesi kızlarını o kadar el bebek, gül bebek, marka düşkünü büyütmüşler ki K.İ., eşinin davranışlarına bir türlü uyum sağlayamıyor. “İlk dönemlerde evliliği sanki bir oyun olarak görüyordu. Ben evde otururken, o hala arkadaşlarıyla gezmeye gidiyordu. Karşı çıktığımda kayınvalidem üzerime yürüyor ‘seni biz getirttik, her şeyin bizim elimizde sesini kes’ diye bağırıyordu” diyor. K.İ. derin derin iç çekerek, kayınvalidesinin kendisini dövmeye kalktığı anlar bile olduğunu anlatıyor.

    Kayınbabasının ona Düsseldorf sebze halinde kaçak olarak iş bulmasıyla evden çıkabilen K.İ, bunu bir kurtuluş olarak görüyor. Zamanla eşiyle arasındaki tartışmalar büyüyünce ve eşinin ailesinin baskılarına dayanamayınca K.İ., Türkiye’deki babasını arıyor ve zor durmda olduğunu, geri dönmek istediğini söylüyor.

    Babasının Almanya’ya gelerek kendi evlerini ayırdığını ve evliliklerini kurtardığını söyleyen K.İ. gülerek, “tabii herkesin babası benimki gibi çıkıp gelemiyor” diyor.

    Evlilikler genellikle boşanmayla sonuçlanıyor

    Denizli’li Ramazan A., Almanya’da doğup büyümüş bir işçi çocuğu. 24 yaşında olmasına rağmen fiziki ve akli gelişimi yavaş olan Ramazan, babasının sayesinde bir fabrikada çalışıyor. İki yıl önce Denizli’de kendi deyimiyle ‘çok fakir bir ailenin kızı’ dediği eşiyle evlenip onu Almanya’ya getiren Ramazan’ın evlilikleri daha ikinci yılına girmeden sona ermiş.

    Çocuklarının durumunu bile bile evlendiren aile ise ‘fakir’ diye acıyarak aldıkları uzun boylu güzel gelinlerini ilk başlarda evden dışarı adım attırmıyorlar. Ramazan’ın çocuğu olmuyor ve gelinlerine toz kondurmayan aile, oğullarının eşiyle anlaşamaması ve adeta onu hiç yanına almayacak duruma gelmesi üzerine gelinlerine baskı yapmaya, kötülemeye başlıyorlar.

    Ramazan sohbet esnasında eşinden ‘..... kızın biraz gözü açıldı parayı gördü kudurdu’ diye bahsediyor.

    Nitekim baskı ve dayatmaların sonunda Ramazan’ın ailesi gelinlerini gerisin geri babasının evine Türkiye’ye gönderiyor.

    Evlilikte aile etkili

    Başka bir örnek. Damat ithal, Türkiye’de üniversite mezunu. Avrupa’da önce iş bulmakta zorlanıyor. Kayınpeder aynı kültür birikimine sahip değil, ama damadına göre para durumu daha iyi olduğu için ve tek ölçüsü para olduğu için damadını adam yerine koymuyor. v“Bayan A, İstanbullu, maddi durumu iyi olan bir aileden geliyor. İstanbul’un merkezi semtlerinden birisinde yaşıyor. Komşusunun aracı olması ile eşiyle tanışıyor. Bayan A. geniş ve modern bir çevrede yetişiyor. Annesini 15 yaşındayken kaybediyor. Kendisini ve diğer 4 kardeşini babası tek başına yetiştiriyor. Kısa bir sürede eşiyle tanışıyor, anlaşıyor ve evleniyor.

    Almanya’da küçük bir köyde yaşıyor. İlk yıl eşiyle ciddi sorunlar çıkıyor. Ayrıca kayınvalidesi ile önemli sorunlar yaşıyor. Eşi ailesine karşı çok hassas. Ailesine karşı gelemiyor ve annesine karşı eşini koruyamıyor. Genç kadın somatik semptomlar gösteriyor. Kalbi sıkışıyor, kolları uyuşuyor. Üç farklı kalp doktoruna gidiyor ama hiçbir şeyi yok. En sonunda aile doktoru tarafından psikiyatri kliniğine gönderiliyor. 3 yıldır Almanya’da yaşamasına rağmen hiç Almanca bilmiyor. Bir süre evden güç bela izin alarak Almanca kursuna gitmiş ama hamile kalınca bırakmış. Hastaneye geldiğinde hafif depresif semptomlar gösteriyordu. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Tüm günü uyuyarak geçiriyordu. 6 hafta seanslara devam etti. Seansların sonunda kendine güveni geldi. Planlar yapmaya başladı. Hayatının sorumluluğunu eline aldı.” Serap Çileli adlı bir Türk kızının, konuyu geniş bir biçimde ele alan ve “Biz Sizin Kızınızız, Namusunuz Değiliz” isimli Almanca kitabı bu tür olayları işlediği için büyük bir ilgi topladı. Alman basını Çileli’ye ve kitabına çok geniş yer ayırdı.

    Serap Çileli, ailesi tarafından hiç sevmediği biriyle nasıl zorla evlendirildiğini ve yaşadığı bunalımları dile getirdiği kitabında, babasının kendisini, “aile şerefimize leke sürersen seni öldürürüm” diye tehdit ettiğini ve “her gecesi ruhuna ve vücuduna tecavüzlerle dolu geçen bu evliliğe 8 sene dayanmak zorunda kaldığını” anlatıyor.

    Hayaller yıkılıyor

    İthal evlilikler ve uyum sorunları konusunda birçok Türk kökenli hastaları olan Almanya’da psikolog olarak çalışmalar yürüten Pınar Burcu Güneş, bir yazısında, hastalarıyla yaptıkları birçok mülakatta, bu yolla evlilik yapanların bir çoğunun daha evliliklerinin başında ciddi problemler yaşadığını belirtiyor.

    Genellikle uzun süredir Almanya’da yaşan tarafın, Avrupa’da yeni bir yaşama başlattığı eşinin ne sorunu olduğunu anlayamadığını söyleyen Güneş yazısında, gözlemlerini şöyle aktarıyor:

    “Onun için her şey yolundadır. Evinde, eşinin istediği her şeyi vardır, istediği zaman işinden izin alıp, dil bilmediği için doktora götürür, her yere gezmeye götürür. Oysa esas sorun çoktur. Yeni gelinen bir ülkede yaşamak tam da yeni bir yaşam biçimi olan evlilikle bir araya gelir ve kişiler için yoğun stresli bir dönem olur. Özellikle kadınlar için bu dönem daha da sıkıntılı geçebiliyor. Çoğunluğu kırsal kesimden geliyor olduğu için hala yıllar önce göç ettikleri ülkedeki geleneklerini devam ettirirler. Kayınvalide yaşlandıkça evde daha çok söz sahibi olmaya başlar. Genellikle yeni gelen gelin evde kayınvalidesi ve kayınpederi ile yaşar. Kendilerine bir yatak odası verilir. Çoğunluka evde herkes çalışıyor olduğunda yeni gelen geline bütün ev işleri yüklenir. Oysa ülkelerinde, mutlu bir yuva hayaliyle gelen bu genç kadınlar ne hayallerle buralarla gelmişlerdir. Avrupa’nın eğitim hizmetlerinden yararlanmak pek çoğunun gelmeden önceki hayalidir. Dil öğrenmek, iş bulmak, okula devam etmek, ehliyet alıp kimseye bağımlı olmadan yaşamını sürdürmek gibi... Oysa geldiklerinde hayat onlar için çok başka olmaktadır. Evde herkes çalışıyor olduğundan işler yeni gelinlerin üstüne düşmektedir. Almanya’da çalışma yaşamı yoğun olduğundan genellikle eş sabahın dördü, beşi gibi evden çıkmakta ve ancak eve öğleden sonra gelebilmektedir. Genelliklede anavatandaki geleneksel yaşantı sürdürülüyor olduğundan, erkek vaktinin pek çoğunu dışarıda kahvede veya arkadaşlarıyla birlikte geçirir. Kadın günden güne sıkılır durur. Hem eşi evde yoktur, hem dilini anlayamadığı bir ülkededir. Televizyonu açar dili anlamaz. Komşuluk ilişkileri de farklıdır. Herkes tüm gün boyunca iştedir. Sabah erken kalkıldığı için gece de erken yatılır. Haftasonları evin alışverşi yapılır.

    Kadın günden güne sıkılır, konuşacak paylaşacak kimsesi yoktur. Yeni yeni tanımaya başladığı eşi sürekli olarak ev dışındadır. Kendisini yalnız kalmış hisseder. Kimi zaman evlerde ciddi şekilde ‘kayınvalide baskısı’ da görülebilir. Evin tüm hakimiyetine sahip olan kayınvalide, eve yeni gelen gelinin yaşamından da sorunludur. Birçok aile gelininin Almanca öğrenmesine, işe girmesine karşıdır. Hatta bazı evlerde kadının tek başına evden bile çıkması yasaktır. Yeni gelin, ancak eşi veya kayınvalidesi ile dışarı çıkabilir. Bunun dışında başka bir şey yapması yasaklanmıştır. Türkiye’den bin bir umutlarla gelen genç kadın tam bir şok içinde ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır.

    Geleneksel aile devam ettirildiğinden erkek karısına bu kadar hor davranan anneye bir şey diyemez. Yeni gelen genç kadın, hem dil bilmediğinden hem de Almanya’daki haklarını bilmediğinden sesini çıkaramaz. Ancak bu kadar stres yaşayan vücut, öfkenin diline tercüman olur. Pek çok ağrı, sızı hissedilir ama hiçbirisinin de altında fizyolojik bir soruna rastlanamaz.”

    Pek çok yeni gelinin, kendilerine eğitim ve dil öğrenme imkanlarının, çalışma imkanlarının kısıtlanmasının veya tamamen yasaklanmasının sebebinin, kadınların Almanya’daki haklarının farkına varmasını önlemek olarak ifade etiklerini belirten Burcu Güneş, Alman kanunlarının mağdur olan kadına pek çok imkan tanıdığını, Kadın Sığınma Evi’nden tutunda, devlet tarafından para yardımı yapılmasına kadar pek çok destek verildiğini ekliyor.

    Yeni yaşama uyum sağlanamıyor

    Erkeklerde de durumun pek farklı olmadığını sözlerine ekleyen Güneş, psikolojik tedavi merkezlerine başvuranların durumlarının pek iç açıcı omadığını söylüyor. “Onlar da genellikle birkaç haftadır tanıdıkları bir kadının peşinden dilini, kültürünü ve yaşam tarzını bilmedikleri bir ülkeye gelirler. Almanya’ya uyum sağlamak ve eşlerine alışmak onlar için de zordur” diyen Psikolog Güneş, “erkeklerin evlendikleri bayanla ilişkilerinin, evlenmeden önceki gibi olmaması, evlilik sorunlarının çıkması, yeni alışmaya başladıkları ülkede onlara da zor gelebilmektedir. Hem iş bulmakta zorlanırlar hem de yeni ülkeye alışmakta. Evlilik kurumu daha ilk günlerden itibaren çatırdamaya başlar” diyor. Türkiye’den gelen genç kadın veya erkeklerin evlendikleri kişinin ailelerini ilk günlerde yadırgadıklarını belirten Güneş, devamla “bunca yıl Avrupa’da yaşayıpta nasıl bu kadar geleneksel olunabildiğini sorgular. Eşinin daha önceki alışık olmadığı alışkanlıklarını anlamaya çalışır. Bu dönemdeki sorunlar sırasında Almanya’da yaşayan taraf oturum alıp Almanya’da yaşamayı eşine karşı bir koz olarak kullanabiliyor” dedi.

    Almanya’daki haklarını bilmeyen kadınların çoğu zaman ya ülkesine kaçıp geri dönmeyi ya da kendisine zarar vermeyi düşündüklerini söyleyen Güneş, yine de Almanya’da oturum alabilmek için en az iki sene evli kalınması gerektiğini, evliliğinin ilk aylarında sorunlar yaşamaya başlayan pek çok kişinin Almanya’dan gitmek istemediği için oturum konusunda ciddi sorunlar yaşamakta olduklarını ve kendilerine başvuranların genellikle oturum alabilmek için yapılması gerekenler, eğer hemen çocuk sahibi olunduysa ve çocuk Alman vatandaşıysa, çocuğun kimde kalacağı sorunları vb. konularda yardım istediklerini belirtiyor.

    ‘İthal evlilikler’in hepsi yukarıda ki örneklerde belirttiğimiz gibi sorunlar ve dramatik sonlarla bitmiyor. Ama özellikle Türkiyeli ailelerin Almanya’daki durumuna, burada bile devameden töre cinayetleri, boşanmalar, aile faciaları ve yıkımların azımsanmayacak derecede olduğunu gözönüne aldığımızda, bu konuda başta aileler olmak üzere, Türkiyeli sivil toplum örgütleri ve kuruluşlar tarafından ciddi olarak ele alınması, projeler üretilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Yıkıma uğrayan her ailede en büyük tahribatı yine masum çocuklar çekiyor. Özellikle yeni yetişen jenerasyonda artık ithal vb. diye tabir ettiğimiz zorla evliliklerin yürümediği açık bir şekilde görülüyor. Bu nedenle aileler çocuklarını istemedikleri kimselerle, tanıdık, akraba vb. yaklaşımlarla evlendirme yoluna gitmemeli, onların tercihlerini belirlemede yardımcı olmalı, baskı ve zor yerine onları dinlemeli ve başta eğitimleri, gelecekleri olmak üzere yönlendirmelidirler. Kendi kültürlerinden kopmadan ama içinde yaşadıkları topluma da, kendi kimlik ve kültürleriyle uyum sağlayarak, giderek kaybolan yeni kuşaklara sahip çıkabilir, onların geleceklerini mutlu bir şekilde kurmalarına yardımcı olabiliriz.

    KISMEN ALINTIDIR

     

     

    KardeLen - 21.10.2007 - 00:13
  8. cok zor bi evlilik

     

     

    kv_1903 - 28.10.2007 - 23:21
  9. Alıntı oLci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Abim güzel bir konuya değinmişsin,

    Hakikatten bu niyetle olup aslında kendini kandıran insanların çokluğu gerçekten şaşırtıcı..Aynı ilişkiyi şuan bende yaşıyorum fakat ben yaşadığım ilişkimdeki partnerime taa en başından söylemiştim,ben seni yurt dışı için bir pasaport yada garanti olarak görmüyorum diye...

    Nihayetinde şükürler olsunki güzel devam eden bi beraberliğimiz var..Eğerki allahım nasip kısmet eder ise mutlu sonu bize,ömrümüzün geri kalanını türkiyede devam ettireceğiz..


    Bu konuya yazmamın sebebi konunun bi nebzede olsa beni ilgilenmesidir teşekkur ederim özer abi..
    tebrikederim ama sakın ayrı kültür diye korkma aranızda dağ gibi sevgi varsa o ayrı kültür tek kültür olur. örneğin annem alman babamda türk...

     

     

    VULKAN - 31.10.2007 - 01:21



Benzer Konular

  1. Gelinler
    Konuyu Açan: CiCeGiM, Forum: Bayan Dedikodu Cafesi.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 06.02.2010, 17:19
  2. Avrupa'da Ithal Damat Ve Gelin Sendromu
    Konuyu Açan: CiCeGiM, Forum: Güncel Sorunlar Ve Hayat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02.01.2010, 15:25
  3. Bu gelinler ne yapıyor
    Konuyu Açan: ultimatom, Forum: Ilginç Ve Komik Resimler.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 27.10.2009, 16:25
  4. Şapkalı Gelinler
    Konuyu Açan: SU-PERISI, Forum: Evlilik Hazırlığı.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 16.05.2009, 20:14
  5. gelinler
    Konuyu Açan: angel_beril, Forum: Her Telden Resimler.
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj : 14.10.2005, 02:28

copyright

Soru Cevap