REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Kötü Alışkanlıklar

  1. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    kötü alışkanlıklar ile mücadele - kötü huylar - zararlı alışkanlıklar - tembel insan -


    KÖTÜ HUYLAR
    ister istemez günlük hayatımızda çeşitli alışkamlıklar ediniyoruz.bu alışkanlıklarımızıda malesef üzücü olayların sonunda -
    fark kediyoruz ve tedbir gerektiren hareketler oldugu için ancak tedibr almakla başede biliyoruz
    bazende tedbir bile alamıyoruz çünkü çok geç olabilyor
    bu alışkanlıklar her geçen gün bizim iyi olan huylarımızı ve insan olarak doguştan sahip olduguuz özellikleride -
    bir bir yitirmemize sebeb olabiliyor ben başlıaca şöyle sıraladım..
    1- Kibirlenmek
    2- Ucub (Kendini beğenmek)
    3- Kıskançlık
    4- Lanet etmek
    5- Söz, göz ve işaretle alay etmek
    6- Laf taşımak, ara açmak
    7- Dargın durmak
    8- Kin beslemek
    9- Gazab (öfkelenmek, kızmak)
    10- Dünyaya karşı hırs ve tam'a içinde olmak
    11- Tul-i emel (Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmak)
    12- Buhl (Cimrilik)
    13- Riya (Gösteriş yapmak)
    14- Beğenilmeyi ve öğülmeyi sevmek
    15- Gaflet
    16- Gurur
    17- Sabırsızlık
    18- Özrü kabul etmemek
    19- Başkasını aşağı görmek
    20- Su-i zan
    21- İnatçılık
    22- Beddua etmek
    23- Müslüman kardeşine kötü lakap takmak
    24- Bencillik
    25- Selam vermeyip, selam almamak
    26- Acelecilik
    27- Kalp kırmak
    28- Emanete ihanet etmek
    29- Dua etmemek
    30- Kahkaha ile gülmek
    31- İsraf etmek
    32- İsyankar olmak
    33- Çok yemek
    34- Çok konuşmak
    35- Çok uyumak
    36- İyiliği başa kakmak
    37- Cahillikte ısrar etmek
    38- Vaz-u nasihat dinlememek
    39- Nankör olmak
    40- İyiliği başa kakmak
    41- Çarşı-pazarda yüksek sesle konuşmak
    42- Tembellik
    43- Merhametsizlik
    44- Boş konuşmak
    45- Kaba konuşmak
    46- Hataların söylenmesinden hoşlamamak
    47- Kötülük gördüğünde engellememek
    48- Çok özür dilemek
    49- Çok yemin etmek
    50- Çok şaka yapmak
    51- Başkalarını güldürmek için mizah yapmak
    52- Mü'min kardeşini sevmemek
    53- Kendi kusurlarını görmeyip, başkalarının kusurlarını araştırmak
    54- Borcunu ödememek
    55- Münakaşa etmek, tartışmak
    56- Talebenin hocasına itaat etmemesi gıybet etmesi
    57- Misafir istememek
    58- Kimse ile geçinmemek


    sigara ve madde bagımlılıgını eklemedim bu listeye ve hatta küfürü..
    siz gerisini düşünün artık


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yalancı İnsanın Belli Özellikleri
    Yalancılığı alışkanlık haline getiren insanların bir kısmı yalanları deşifre edildiğinde, bundan dolayı bir utanma hissetmezler. Hatta başka yalanlara başvurarak, bir önceki yalanlarını kendilerince kurtarmaya çalışırlar. Oysa, bir mümin şeytana uyup, hata ile yalan söylemiş olsa bile bundan dolayı utanç duyar, yüzü kızarır, hemen tevbe ederek Register 'ın kendisini bağışlamasını diler ve doğruları söyler.

    Din ahlakını yaşamayan insanların önemli bir kısmı, hangi kesimden olursa olsun zaman zaman yalana başvurabilmektedir. İnsanların neden yalan söylediklerine bakıldığında ise genellikle birbirine benzer gerekçeler ortaya çıkmaktadır. Örneğin bu insanlardan;

    Bazıları insanlara gösteriş yapmak için,

    Bazıları kibir ve gururundan,

    Bazıları insanlara kendilerince şirin görünmek için,

    Bazıları bir çıkar sağlamak için,

    Bazıları birilerinden veya bir durumdan kurtulmak için,

    Bazıları ise bir başkasına iftira atmak için yalan söyler.






  3. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    -kin beslemek

    başkasından nefret etmek, ona karşı kin beslemektir. Kendine nasihat verene kin beslemek haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir. Halbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için, ona karşı kibirlenir. Tevazu gösterilmesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verse de, özür dilemez.
  4. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Madde bağımlılığı;kelime anlamı olarak,kişinin,keyif verici diye tabir edilen ve santral sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkiye sahip(ki bu etki genellikle , sebepsiz yere neşe,mutluluk şeklindedir) olan , sentetik-yarı sentetik ya da doğal maddeleri, iradesi dışında kullanma ihtiyacı hissetmesidir.
    Madde bağımlılığı , kişinin sosyal uyumluluğu ve fiziksel-ruhsal sağlığını bozmasından dolayı sakıncalı bir durumdur.
    Madde bağımlısı olan kişiler genellikle, ilk kullanışlarında , kullandıkları maddenin bağımlılık yapmayacağını,sadece deneme amaçlı kullandıklarını söylerler. Ancak sanıldığının aksine, bu tür keyif vericiler, ilk kullanımda bile bağımlılık yapma potansiyeline sahiptirler.
    Günümüzde madde bağımlılığının en sık görüleni, şüphesiz sigara bağımlılığıdır. Alkol bağımlılığı da hemen ardından gelmektedir. Ancak bunların yanında, madde bağımlılığının, aşağıdaki sayacağım maddeleri ve daha fazlasını kapsayan geniş bir spektrumu mevcuttur:
    -esrar
    -uçucu maddeler (bally, derbi vb…)
    -eroin
    -morfin
    -ketamin
    -amfetamin
    -steroidler
    -kokain
    -ecstasy
    -LSD
    -ritalin
    Bunların bir kısmı, tıpta , çeşitli alanlarda kullanılmaktadır.
    Madde bağımlısı olan kişi , yavaş yavaş kendini çevreden soyutlamaya,daha fazla yalnız vakit geçirmeye başlar. Okul başarısında/mesleki kariyerinde belirgin bir duraklama ,ileriki dönemlerde gerileme ortaya çıkar. Çabuk sinirlenip,üzülme gibi duygu durum dengesizlikleri görülmeye başlar. Dikkat dağınıklığı oluşur. Bağımlı kişi, ilaç bağımlısı olduğunu reddeder. oysa, kullandığı madde kesildiğinde ya da dozu azaltıldığında “yoksunluk sendromu” denilen durum ortaya çıkmaktadır. bu durumdaki kişinin, bağımlısı olduğu maddeyi ele geçirmek için yapamayacağı şey yoktur. Yoksunluk sendromu denilen durum, bir çeşit kriz olarak da tabir edilebilir. Kişide ilk önce soğuk terleme ,ardından titremeler ortaya çıkar. Kalp atımında hızlanma , tansiyon yükselmesi görülür. Kişi hala daha maddeye ulaşamadıysa sinirlilik, saldırgan davranışlarda bulunma başlar. Kullanılan maddeye göre değişmekle birlikte daha da ilerisinde, konvülziyon denilen istemsiz kasılmalar, görsel ve işitsel halüsinasyonlar olaya katılır. Bu durumda kişiye tıbbi müdahalede bulunmak gerekmektedir. Çünkü daha ileri aşamada kişi hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
    Madde bağımlısı kişi, kullandığı maddenin dozunu başlangıç dozuna göre , gitgide arttırır. En sonunda öyle bir raddeye gelir ki , aldığı doz ,kişinin ölümüne neden olur. Ancak kişi , bu dozu alırken, ölmeyi planlaMAmaktadır. Tüm uyuşturucu bağımlılarının varacağı kaçınılmaz son, tedavi edilmedikleri taktirde budur.
    Kimi maddeler fiziksel, kimileri ise ruhsal bağımlılık yapar. Fakat ister fiziksel, ister ruhsal bağımlılık olsun , her türlü madde bağımlılığı tedavi edilmelidir ve madde bağımlılığının tedavisi ayaktan mümkün değildir. Kişinin , bağımlılık konusunda uzman bir merkezde , 24 st. gözetim altında tedavi edilmesi gerekir. Ancak ,herhangi bir madde bağımlılığından ötürü tedavi edilmiş bir kişi, tamamen iyileşemez. Bağımlısı olduğu madde ile karşılaşmadığı sürece ,iyi olan kişinin , bu maddeyi, tedaviden sonra, bir kez kullanması, eski bağımlılığına ve eski şiddetiyle geri dönmesine neden olur. Bu durumda kişinin iradesini kullanıp, tedavi sonrasında maddeyi kesinlikle kullanmaması gerekmektedir ve kişiye, buna yönelik telkin yolu ile bilgi verilmelidir.
    Görüldüğü gibi madde bağımlılığı , tamamen iyileşebilen bir hastalıktan ziyade , kişinin peşini bırakmayan önemli bir sorundur, fakat hiç kimse, kendisi istemeden böyle bir durumla karşı karşıya kalmaz.
  5. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    aşk kötü bir şeymmi - aşk neye göre deger kazanır - aşkın halleri - kötü hisler



    Aşk kimine göre mükemmel birşeydir ama yaşamayan bu dertle nereden bilecektir

    artık koşmaktan sıkılmış bünyenin sarfettiği cümle. aslında aşk güzel birşeydir fakat yaşayabiline. elini başka bir el ile ısıtabilene, iyi geceleri duvarlara değilde içinizi yakan bir çift göze diyebilene, efkarlanıp arka arkaya sigara yakmayana aşk güzeldir.
    Misal, aşık olmak size acı vermez aslında. En güzel şiirlerinizi, yazılarınızı bu duygu ile kaleme alırsınız. Hayata tutunacak 'belki' diye bir kelimeniz ana felsefeniz olur. Bir gün diyerek her gece yatağa girerken içiniz acımaz aşık olduğunuzdan. Fakat aşık olduğunuz sizin binbir umutla kurduğunuz dünyanızı yıkıncaya dek. Neden platonik aşklar hep hüsranla biter? Hiç mutlu sonla bitmez? bu gibi sorulara cevap ararsınız ama bulamassınız sonuçta bu bir adet gibi birşey olmuş, bu kuralı sizmi bozacaksınız?sanmam. Halbuki size bir çift güzel kelam etse ne kadar mutlu olursunuz bir çocuğun şeker yediği andaki mutluluğu yaşarsınız. şeker biter mutlulukta biter aynı aşık olduğunuzun yüreğinize basa basa gitmesi gibi. karşınızdaki size bir gram bile değer vermiyorsa aşk kötüdür. siz kendi kendinize 'bu kadar mı acımasız oldun sen vicdansız hiç mi kalbin yok' derken o çoktan başka iş ile meşguldur.
  6. Yazan: sıgınak
    sıgınak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    kötü alışkanlıklar ile mücadele - egitime ayrılan harcirat - devlet yaptırım politikaları - alkol ve madde bagımlılıgı ile mücadele


    “BALEYE MİLYARLAR BİZE KURŞUNLAR”
    Konu hakkında görüştüğümüz Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selehattin Kaptanağası, Yeşilay tarafından bastırılarak dağıtılan broşürlerin kırma masraflarından bile tasarruf ederek daha çok broşür hazırlamaya çalıştıklarını söyledi. “Eskiden dokümanlarımızı parasız dağıtırdık” diyen Kaptanağası, “Şimdi ise bunların bir kısmını parayla dağıtmaya mecburuz. Oysa opera ve baleye 1 trilyonu gözünü kapatarak veren devlet, Yeşilay’a bir kuruş vermemektedir. Yüzbinlerce genç, bilinçli veya bilinçsizce, bu kötü alışkanlıkların kucağına itilmektedir” şeklinde konuştu.
    Yeşilay Cemiyeti devletin bu tutumunu, “Baleye, tiyatroya milyarlar bize kurşunlar” şeklinde nitelendiriyor.
    TÜRKİYE’DE SOYKIRIM VAR
    5 Mart 1920’de Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman tarafından kurulan Yeşilay Cemiyeti, yaşanan tüm maddi sıkıntılara rağmen çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Cemiyet Genel Başkanı Kaptanağası, yaptığı hizmetler hakkında da bilgi vererek, “Yüzbinlerce broşür bastırdık ve dağıttık. Bir sene içerisinde 250 adet seminer ve konferans düzenleyerek toplumu ve özellikle öğrencilerimizi aydınlatmaya çalıştık. Konu hakkında onlarca basın toplantısı düzenledik. Ve bize müracaat eden her okula Cemiyetimiz Genel Merkezi’nde konferans verip, video gösterileri sunarak öğrencilerimizden gelen soruları da cevaplandırdık. Bir derneğin bu çizgideki hizmetini küçümsemek insafla bağdaştırılamaz kanaatindeyiz” dedi.
    TÜRKİYE’DE SOYKIRIM VAR
    Sigara ve alkol kullanımı neticesinde binlerce insanın hayatını kaybettiğine dikkat çeken Kaptanağası, Türkiye’de bu yolla bir soykırımın yaşandığını, temelinde de uyuşturucu kültürünün bulunduğunu söyledi. Kaptanağası, “Operaya 470 milyarı, birçok kilise onarımına milyarları gözünü kırpmadan veren devletimiz, buralara verdiklerinden yüzde 1 veya binde 1 ayırıp Yeşilay’a verebilse, dağıttığımız dokümanın rakamı milyonlara çıkacak, belki de yüzlerce gencimiz bu kötü alışkanlıklarla tanışmadan uyarılacak, kurtarılacak” dedi.
    MALİYE BAKANLIĞI’NA MEKTUP
    Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selehattin Kaptanağası, konuyu devlet büyüklerine iletme gayretinde olduklarını ve Maliye Bakanlığı’na da bu konuda bir mektup gönderdiklerini hatırlattı.
    KURUŞ YARDIM YOK
    Dağıtılan broşürlerin kırma masraflarından bile tasarruf ederek daha çok broşür hazırlamaya çalıştıklarını söyleyen Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selahattin Kaptanağası, “Eskiden dokümanlarımızı parasız dağıtırdık. Şimdi ise bunların bir kısmını parayla dağıtmaya mecburuz. Opera ve baleye 1 trilyonu gözünü kapatarak veren devlet, Yeşilay’a bir kuruş vermemektedir. Yüzbinlerce genç, bilinçli veya bilinçsizce, bu kötü alışkanlıkların kucağına itilmektedir” dedi.
    BÜYÜK ÇELİŞKİ
    Beşikten mezara, doğru dürüst eğitimin olmadığı bir ülkede alkol, uyuşturucu ve sigara benzeri kötü alışkanlıkları önlemek için çırpınan Yeşilay Cemiyeti gibi hayır kuruluşlarının desteklenmesi büyük bir zaruret. Devletin böyle kuruluşları baş tâcı edip, en az opera ve baleye ayırdığı para kadar bir meblağı, o korkunç tahribatı durdurmaya harcaması gerekiyor. Sonunda zarar gören hem devlet, hem millet, hem de bütün ülke oluyor.
    Çok büyük çelişkilerin yaşandığı bir ülkedeyiz. Alkol, uyuşturucu, sigara gibi kötü alışkanlıklar yüzünden yılda trilyonlarca lira tutarında maddî zarar meydana geliyor. Bunun yanında ortaya çıkan manevî kayıpları rakamlara sığdırmak mümkün değil. Sadece basına intikal etmiş vak’aları inceleseniz, tüyleriniz ürperir. Alkol yüzünden, evet sadece alkol yüzünden meydana gelen trafik kazalarını, cinayetleri, intiharları, yaralanmaları, kalıcı sakatlıkları kaydetseniz derin bir “Eyvah!” çekersiniz. Bütün bunların temelinde eğitimsizliğin yattığını esefle görürsünüz.
    Kafayı çekip direksiyona oturan insanı polis, ceza korkusu değil, ancak eğitim durdurabilir. Eğitim de ancak maddî imkânla olur. Alkolün kötülüğünü o insana anlatabilmenin, benimsetebilmenin tek yolu eğitim değil mi? Sigara yüzünden kül olup giden o güzelim beden sıhhati bir daha geri geliyor mu? Doktora, ilâca dökülen milyarlar, birçok faydalı hizmete harcansa fena mı olur?
    Beşikten mezara, doğru dürüst eğitimin olmadığı bir ülkede alkol, uyuşturucu, sigara benzeri kötü alışkanlıkları önlemek için çırpınan Yeşilay Cemiyeti gibi hayır kuruluşlarının desteklenmesi büyük bir zaruret. Devletin, böyle kuruluşları baş tâcı edip, en az opera ve baleye ayırdığı para kadar bir meblağı, o korkunç tahribatı durmaya harcaması gerekiyor. Sonunda kaybeden hem devlet, hem millet, hem bütün ülke olmuyor mu?
    O hurdahaş olmuş otomobil, millî servet değil miydi?
    O toprak olmuş veya sakat kalmış bedenler, bu ülkeye daha yıllarca hizmet etmeyecek miydi? Nice nice trilyonları kazandırmayacak mıydı? Bunları önleyecek en tesirli metod olan eğitime harcanacak paralar, opera–baleseverlere ayrılınca, trafik kazaları azalıyor mu, cinayetler önleniyor mu, sakatlıklar bitiyor mu? Heyhât!
    Eğitimdeki eksiğimiz: Psikolojik hizmetler
    Sağlıklı, başarılı ve yetkin nesillerin yetiştirilebilmesi için, eğitim sürecinde psikolojik hizmet verecek uzmanlara büyük sorumluluk düştüğü, ancak ülkemizde bu konuya gerekli önemin verilmediği belirtildi.Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Banu İnanç, yaptığı açıklamada, eğitimde başarının temel unsurunun, çağın gereği olarak öğrenci, öğretmen, aile ve yönetici ekip çalışmasını sağlamak olduğunu, bunun da rehberlik uzmanlarının işlevlerini yerine getirebilmeleriyle sağlanabileceğini bildirdi.
    Eğitimin her kademesinde psikoloji, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri konusunda akademik formasyondan geçmiş uzmanlara ihtiyaç bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. İnanç, şunları söyledi:
    "Özellikle kredili sistemin başarısı, rehberlik uzmanının varlığına bağlı. Yeterli rehberlik uzmanı olmadan bu sistemde başarı sağlamak mümkün değil. Eğitim sistemimiz kağıt üzerinde çok başarılı, uygulamada ise meseleler içinde bocalıyor.
    Gelişmiş ülkeler, bu konuya özel bir önem veriyor. Ülkemizde ise bu alanda eğitim veren üniversitelerden mezun olan insanlar ya çeşitli problemler sebebiyle görevlerini yerine getiremiyor ya da başka okul mezunlarının bu alandaki görevlere atanmaları sebebiyle işsiz kalıyorlar. Oysa, rehberlik hizmeti vermek, psikolojik danışmanlık yapmak, uzmanlık isteyen özel bir konudur. İşin ehline bırakılmalıdır."
    SON SÖZ UZMANIN OLMALI
    Doç. Dr. İnanç, rehberlik uzmanları ya da diğer adıyla "okul psikologları"nın, öğrencilerinin yönlendirilmesi, karakterini geliştirmesi, başarısının artması yanında, kötü alışkanlıkları önleme, hatta ailelerin çocuklarını tanımalarına yardımcı olma ve öğretmen ile yöneticilerin "işlerini hafifletme" gibi önemli işlevlerinin bulunduğunu vurguladı.
    "Eğitimin her aşamasında rehberlik uzmanına ihtiyaç vardır. Bu, çağdaş eğitimin, çağdaş yöntemin bir gereğidir" diyen Doç. Dr. Banu İnanç, şöyle devam etti:
    "Öğrencinin yönlendirilmesi, kendisinin merkez olduğu bir ekip çalışması ile sağlanmalıdır. Ancak, yönlendirmede son söz, rehberlik uzmanının olmalıdır. Çünkü, aldığı özel eğitim, gözlemler ve gerçekleştirdiği testler sayesinde çocuğun ilgi ve yeteneği konusunda bir yargıya varabilecek en yetkin kişi odur."
    Rehberlik uzmanlarının vazifelerini yerine getirebilmeleri için, gerekli imkanların meydana getirilmesi konusuna da dikkat çeken Doç. Dr. İnanç, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler arasında "daha ciddi bir koordinasyon" sağlanması gerektiğini, eğitimin geliştirilmesi ve meselelerin çözümlenmesinde bunun zorunlu olduğunu kaydetti.
    Kötü alışkanlığın sonu verem
    Kötü alışkanlıkların başlamasında yataklık eden kafe türü, kapalı mekânların verem hastalığının başgöstermesine sebebiyet verdiğini belirten İç Hastalıkları Mütehassısı Dr. Osman Gök, hastalığın ortaya çıkmasında ve topluma yayılmasında bu tür mekânların büyük rolü olduğunu kaydetti.Veremin ilk kez 16. yüzyılda salgın olarak İngiltere'de başladığını, oradan Avrupa'ya, daha sonra da Doğu Avrupa ve Kuzey Amerika'ya yayılarak büyük salgınlara sebep olduğunu ve ülkemizde ise 1910'lu yıllarda görülmeye başladığını söyleyen Dr. Osman Gök, "İnsanların içki içmesi, uyuşturucu kullanması ve bunun gibi uygulamalarla vücudu dirençsiz bırakması yüzünden verem etkisini gösterir. İşte bu yüzden veren hastalığı ne kadar mikrobik olsa da, hastalığın etkisini göstermesinde kötü alışkanlıkların, kapalı ve havasız yerlerde uzun süre kalmanın büyük etkisi var. Bütün bu saydığımız kötü alışkanlıklarla birlikte, günlük stresler, yeterli beslenememe, uyuyan hastalığın tekrar alevlenmesine sebep oluyor" dedi.
    DİNİMİZ VEREME GEÇİT VERMİYOR
    Dinini tam olarak yaşamaya çalışanların büyük çoğunluğunun veremli olmadığına dikkat çeken Dr. Osman Gök, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnançtan yoksun veya dinimizi yaşamayan insanlar, bunun getirdiği manevî boşluk yüzünden, içki, sigara türü kötü alışkanlıkların kaynağı olan kafe türü mekânlara gidiyorlar ve böylece vereme yakalanma riskleri kaçınılmaz oluyor. Halbuki İslâm dini, içki, uyuşturucu gibi alışkanlıklara yasaklama getirmiş ve böylece insanların, bu alışkanlıklardan kaynaklanan hastalıklara yakalanmamalarını sağlamıştır. Dinimizi tam olarak yaşamaya çalışan insanlar, inanç ve ibadet gibi manevî vazifelerini yapmaları, örf ve âdetlerimize göre hareket etmeleri sayesinde kötü alışkanlıklara kapılmamakta, bu tür yerlere gitmemekte ve hastalıklardan korunmaktadırlar."
    Register Kötü alışkanlıklar Nelerdir hakkinda aciklamalar Kötü alışkanlıklar Nelerdir konusunda bilgiler. Anahtar Kelimeler:Kötü alışkanlıklar ,Kötü alışkanlıklar nelerdir,kötü alışkanlıklar nasıl başlar,kötü alışkanlıklardan korunma yolları,kötü alışkanlıklardan kurtulma yolları,kötü alışkanlıklar ve zararları


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Kötü Alışkanlıklar Nasıl Başlıyor
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Güncel Sorunlar Ve Hayat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.01.2013, 19:59
  2. Ömrü Tüketen Kötü Alışkanlıklar
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02.01.2012, 15:12
  3. İyi Hissettiren Kötü Alışkanlıklar
    Konuyu Açan: Şayeste, Forum: Güncel Haberler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 23.07.2010, 22:41
  4. En yararlı kötü alışkanlıklar
    Konuyu Açan: BlueGuard53, Forum: Alternatif Tıp.
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 28.09.2009, 21:51
  5. Kötü alışkanlıklar menopozu çağırıyor
    Konuyu Açan: casper, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 07.01.2006, 14:28

copyright

Soru Cevap

grafimx