REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Çarpık Kentleşme

  1. Yazan: dumanalti
    No Avatar

    REKLAM


    İstanbulda Çarpık Kentleşme - Çarpık Kentleşmenin Nedenleri -Çarpık Kentleşme Nedir


    Çarpık kentleşme deyince; gecekondular, plansız bir şekilde yapılmış binalar, doğal çevreye zarar veren ve zamanla onu yok eden yapılaşma, sosyal tesislerin ve toplumsal yaşam alanlarının kıtlığı, sanayi bölgelerinin şehirle iç içe girmesi vb. şeyler akla gelir. Çarpık kentleşmeye karşı önlem almak isteyen belediyeler, bu sorunları ortadan kaldırmak için çabalar dururlar. Çarpık kentleşme ile savaşmak için kolları sıvayanların öncelikli hedefleri: Kalem gibi dümdüz yollar inşa etmek, dizi dizi apartmanları yan yana kondurmak ve arada yeşil alanlar, çocuk parkları inşa etmektir. Türkiye’nin tüm illerinde bu zihniyeti görmek mümkündür. Bunu görebilmek için, hemen yanınızdaki pencereden dışarıya bakmanız yeterlidir. Oysa kentleşme denilen şey, insanların başlarını sokacak evler, çalışmaları için işmerkezleri inşa etmekten çok öte bir kavramdır. Bunun adı kentleşme değil, kırsal yaşamı yoğunlaştırarak bir araya toplamak olabilir.

    Kentleri kent yapan, yüksek ve gösterişli binaları, dizi dizi siteleri, rastgele serpiştirilmiş çocuk parkları, alışveriş merkezleri değildir. Kenti kent yapan, o kentin ruhudur. “Kentin de ruhu mu olurmuş?” Elbette kentlerin de ruhları vardır. Ve ruhlarını kaybetmiş kentler, beton yığınları arasında acı çekmeye mahkum olan insanlarla istiflenmiş moloz yığınlarına benzer. Kentlerin ruhlarının yapı taşları tuğla, çimento, kum değil, kültürdür. Kentin ruhunu kaybetmesi ise toplumun özgün kültürel özeliklerinin şehirdeki yansımlarının tükenişi ile tanımlanabilir.

    Kültürün; tarih, gelenekler, dil, sanat, din, ırk vb. birçok bileşeni bulunur. Her toplumun, binlerce yıldan süzüp günümüze taşıdığı özgün kültürel bileşenleri vardır. Sokaklarda yürürken, evinizin ya da işyerinizin camından dışarı bakarken, bir parkın bankında oturup etrafı seyrederken bu bileşenlerini görebildiğiniz sürece kentin ruhundan bahsedebilirsiniz. Eğer kültürün yansımalarını, binalarda, heykellerde, sokaklarda, tapınaklarda, sinemalarda, parklarda, bahçelerde göremiyorsanız şehir ruhunu kaybetmiş demektir. Çarpık bir kentleşmenin tam göbeğinde duruyorsunuzdur. Gökdelenleriniz, kalem gibi düz ve de düzenli caddeleriniz, dizi dizi siteleriniz, işmerkezleriniz, metrolarınız, son derece çevreci ve de temiz sanayi bölgeleriniz, yemyeşil parklarınız ve bahçeleriniz kenti bu çarpıklıktan kurtarmaya, ona bir ruh kazandırmaya yetmeyecektir. Bu çarpıklığı ortadan kaldırmanın tek yolu, şehrin kültürü ile kucaklaşması ve ruhuna kavuşmasıdır.

    Peki, toplumun özgün kültürel özellikleri şehre nasıl yansır ve şehir yitirdiği ruhuna nasıl kavuşur? Bunu sağlamak sanıldığı kadar zor ve de zahmetli bir iş değil. Şehrin harcına; biraz tarih, biraz sanat, biraz sosyoloji ve biraz da yaratıcı düşünce eklemekle, şehri inşa ederken bu yapı taşlarının olmazsa olmaz olduğunu kabul etmekle işe başlamak gerekiyor. Binlerce yıldır üretegeldiğimiz mimari üslubumuzdan soyutladığımız beton yığınları yerine, tarihimizle kucaklaşan, özgün kültürel özelliklerimizi yansıtan binaları inşa etmemiz gerekiyor örneğin. Yenileşme ve değişim arzularımızı “eski olan her şey kötüdür” zihniyetinden arındırmamız gerekiyor.

    Kentin ruhu, değişim ve yenileşme adına yitirilebilir mi? Değişim, yenileşme, çağdaşlaşma tarih boyunca biriktirdiğimiz üslupları, çizgileri, ayırt edici kültürel nitelikleri çöpe atmak ya da yok saymak olarak tanımlanabilir mi? Daha somut bir şekilde ifade edecek olursak; şehrin en güzel mobilyaları olan anıtsal eserleri, binaları, gökdelenleri inşa ederken Mimar Sinan’ı yok saymak mümkün mü? İstanbul’da yaşayanlar ne demek istediğimi çok daha iyi anlıyor olmalı. Anlatmaya çalıştığım çarpıklığı, Sultanahmet’ten kalkıp Levent’e geldiğinizde çok rahat bir şekilde görebilirsiniz. Sultanahmet’te etrafınıza; Ayasofya’ya, Sultanahmet Camii’ne, Topkapı Sarayı’na, Gülhane Parkına bakın ve bir araca binerek gözlerinizi kapalı olarak Levent’e gidin. Levent’te gözlerinizi açtığınızda başka bir coğrafyada bulursunuz kendinizi. Sanki farklı kültüre sahip başka bir uygarlığın işgaline uğramıştır burası. Tarihi Yarımada’daki mimariyle, Levent’teki gökdelenler arasında en ufak bir benzerlik görülemez. Sanki bu coğrafyada yaşamamıştır ve geleceğe hiçbir miras bırakmadan göçüp gitmiştir 15 dakika uzaklıktaki Süleymaniye Külliyesi’nde uyuyan Koca Sinan.

    Bir şehrin geçmişini yok saymakla, kentin ruhunun katili olmak arasında far var mıdır? Bugün içine düştüğümüz en büyük yanılgı, çarpık kentleşme kavramını çarpıtmaktır. Bir kentin yaşayabileceği en büyük çarpıklık, kentin ruhunu yitirmesidir. Bugün içine düştüğümüz durum tam da budur aslında. Yaşadığı kentte kendi kültüründen tek bir iz bile bulamadan, her gün sabah içinde hissettiği sıkıntının kaynağının bu olduğunu bilmeden taş ve moloz yığınları arasında dolaşan bir insan topluluğuna dönüşüyoruz. Kent ruhunu yitirirken, toplumda ruh sağlığını yitiriyor olağanca hızıyla.
    Kırsal kesimdeki nüfusa artışı ve buna bağlı olarak ekonomik nedenlerle 1950li yıllarda ülkemizde kırsal kesimden büyük kentlere göçün başlaması ve şehirlerin buna hazırlıksız yakalanması çarpık kentlerin oluşmasına neden olmuştur. Çarpık kentleşmenin başlıca nedenleri aşağıdaki inşaatlardır;

    Kaçak inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat (yapı izin belgesi) alınmadan yapılan her türlü inşaat,

    Ruhsat ve eklemine aykırı inşaat; Kendi taşınmaz arsa yada arazi üzerine ruhsat almak suretiyle yapılan her tür inşaat,

    Gecekondu; Kendi taşınmaz mülkiyetinde olmayan, başkasına ait taşınmaz arsa yada arazi üzerine yapılan her türlü inşaat.

    Sosyoekonomik nedenlerle köyden kente göç serüveni ile başlayan, barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılan gecekondular günümüzde artık yerini hazine arazisi ve şahıs arazilerinde yapılmış çok katlı yapılara dönüşmüştür. Kaçak düzensiz yapılaşma kentlerde 1950�li yıllarda başlamış ve 1957 yılında 6785 sayılı İmar yasası ile başlamış olup, uygulamada görülen eksiklikler üzerine 1605 sayılı yasa ile 1972 yılında giderilmeye çalışılmıştır, ancak günün ihtiyaçlarına bu yasa da cevap veremediğinden 1985 yılında 3194 sayılı yasa yürürlüğe konmuştur. Bu yasa da yeterli olmayıp, yasalarda yapılan düzenleme ve değişiklikler, kısa süreli imar affı yasalarından çözüm olarak yerine çarpık yapılaşmayı daha da artırdığı görülmüştür.

    İstanbul�un bu duruma gelmesinde merkezî yönetimde siyasilerin, yerel yönetimlerde Belediyeler, bürokratlar, meslek odalarının olup bitene seyirci kalan toplumun her ferdinin payı vardır. Çarpık kentleşme neticesinde İstanbul�un durumuna bakılacak olursa; gecekondu yerleşim yerleri toplam yerlerin %55�e yakın bölümünü oluşturmaktadır. Buna müteakiben %20 ile düzensiz yapılaşma gelmektedir. Özetle İstanbul�un %75�i plansız ve kaçak yapılaşma şeklindedir. Düzensiz konut olanlarının ilçe toplam konut alanına göre en fazla bulunduğu ilçeler, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Esenler, Bağcılar, Kartal, Pendik ve Bahçelievler ilçeleridir. Düzenli konut alanlarının ilçe toplam konut alanlarına göre en fazla bulunduğu ilçeler; Fatih, Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş, Maltepe, Güngören ilçeleridir. Gecekondu alanlarının ilçe toplam konut alanına göre en fazla bulunduğu ilçeler Ümraniye, Kağıthane, Gaziosmanpaşa, Beykoz, Avcılar ve Eyüp ilçeleridir.

    Bugünkü duruma baktığımızda bu veriler kısmen de olsa değişmiştir. Hazine ve Belediye parsellerinde 1985 yılından önce yapılan gecekondulara önce Tapu Tahsis Belgesi, sonrasında Tapu Belgesi vermek suretiyle gecekondu olmaktan çıkarılmış olup, kaçak yapı durumu oluşmuştur.

    ÇARPIK KENTLEŞMENİN NEDENLERİ

    Kaçak yapılaşma ve gecekondulaşma sonucu oluşan çarpık kentleşmenin nedenleri aşağıdaki başlıklar altında özetlenebilir:

    Göç : 1950 ve sonrası yıllarda başta ekonomik nedenler köylerden kentlere göçler başlamıştır. Hızlı kentleşme beraberinde gecekondulaşma hareketini getirerek devletin arazileri ve orman alanları yok edilmiştir. Günümüzde de İstanbul�a saatte 18 kişi göç etmektedir.

    Genel ve Yerel Seçimler : Ülkemizde çok sık aralılarla yapılan genel ve yerel seçimler ve her seçim öncesi imar affı beklentisine neden olmuştur. Oy beklentileri nedeniyle kaçak yapılaşmaya ve gecekondulaşmaya göz yumulması, devletin mülkiyetindeki arazilerin yağmalanmasına, çevre tahribine, kentsel ve kırsal alanların, kıyılarımızın ve ormanlık alanların yok edilmesine neden olmuştur.

    İmar Affı Yasaları : Seçim dönemlerinde oy beklentileri nedeniyle siyasilerin verdikleri sözler neticesinde merkezi yönetimlerce çıkartılan Af Yasaları da kaçak yapılaşmanın artmasına neden olmuştur. Oy uğruna gecekonduculara imar affı tanınması veya tahsis belgesi dağıtımı, toprak yağmasını özendirmekte, otorite boşluğu doğurmakta, toplumsal barışı zedelemekte ve ulusal ekonominin yükünü ağırlaştırmaktadır. Ayrıca söz konusu Yasaların çıkartılması bugüne kadar Yapanın yanına kâr kaldığı anlayışının benimsenmesine, yerleşmesine neden olmuştur.


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: efegen1
    No Avatar
    çok teşekkür ederim tam bana lazım olan ödev
  3. Yazan: raingirls
    No Avatar
    çok çok tşkkürler dumanalti ... gerçi bu kadar uzun şeyi yazamam Register ama yazıcı die bişi var dimiRegister DD
  4. Yazan: yozgatlımert
    No Avatar
    teşekkür


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Çarpık Kentleşme
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: Lise.
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj : 19.12.2012, 15:25
  2. Çarpık Kentleşme
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Lise.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.05.2012, 12:44
  3. Bilinçsiz Kentleşme - Çarpık Kentleşme
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Çevre Bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02.01.2012, 23:35
  4. Çarpık Kentleşme
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Her Telden Resimler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 19.02.2011, 01:44
  5. çarpık kentleşme
    Konuyu Açan: kaptan02, Forum: Ilginç Ve Komik Resimler.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 03.05.2008, 01:56

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx