Kadın Çalışmalımı ? Çalışmamalımı ?

  1. Kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı? Yıllardır süregelen bir tartışmayı masaya yatırmak ve bu konuda söz söylemek öncelikle cesaret işi. Çünkü bir kesim, “Kadın mutlaka çalışmalı. Ekonomik özgürlüğünü eline geçirmeden kadın problemlerinin hallolması mümkün değil” derken, diğer bir kesim tam tersini söyleyerek, “Kadının çalışması ilgisiz ve sevgisiz yuvaları oluşturuyor. Üstelik erkeğin çalışma alanlarını kısıtlayarak işsizlik problemini arttırıyor” diyerek, kadının çalışmasına şiddetle karşı çıkıyor.
    Ben bu iki uçta da yer almak yerine, olaya daha farklı bir pencereden bakmak istiyorum. Öncelikle kadının çalışıp çalışmaması kendisini ilgilendiren bir tercih. Ama kadının çalışmasına karşı çıkan kesim şöyle diyebilir bu durumda: “Kadının kendi tercihi olsa bile, sonuçta bu tercih aileyi zayıflatıyor ve ilgisiz yuvalarda sevgi başka yerlerde arandığı için parçalanmış bireylerin ve ailelerin sayısı gittikçe artıyor.” Fakat parçalanmış ailelerin tek sebebi kadının çalışması mı? Çalışmayan, evinde çocuklarıyla ilgilenen, onlarla gün boyu birlikte olan ailelerin de çocuklarında ve ilişkilerinde çok ciddî problemler yok mu? Bu durumda ailelerde ve ilişkilerde yaşanan problemin kaynağını kadının çalışması olarak değerlendirmek, olayın boyutlarını görmek açısından son derece sağlıksız bir sonuç ortaya koyar ki, bu da çözüm yerine problemi daha da derinleştirir.

    Tükendikçe tükenmemek için…
    Diğer taraftan, kadının problemlerine ekonomik özgürlük çerçevesinden baktığımızda, ekonomik özgürlüğünü kazanmış, kendi ayaklarının üzerinde duran kadınların da birçok açıdan problemlerinin olduğunu söylemek mümkün. Bu kez de, hem evde, hem dışarıda çalışan kadının, rolünü yerine getirememe duygusunun ezikliğiyle ruhunun acı çektiğini ve mutsuz olduğunu görüyoruz. Çünkü toplumumuzda hâlâ kim ne derse desin, erkek ve kadın rollerinin belirli sınırlarını aşmak mümkün değil. Kocasına, çocuklarına, kendine, çevresine ve iş yerine yetmek için çırpınan kadının tükenmişlik sendromu yaşadığı bir vakıa. Ayrıca kadın da fıtraten bir müddet sonra evinde zaman geçirmek istiyor. Bu karmaşa içinde gelgitler yaşayan kadının kimlik bunalımı ve aidiyet problemi yaşadığı gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil. Dolayısıyla yarınlara ertelenen mutlulukların, bir türlü bugünü olmuyor. Sonra tükendikçe tüketen bir kadına dönüşüyor. (Tükenmek ve tüketmek kavramı, kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişki anlamında kullanılmıştır.)

    Bu evdeki kadınlar için de geçerli olan bir durum. Çünkü iki tarafın da farklı alanlarda da olsa problemi bir yerde kesişiyor. Biri evde kendini tüketiyor, diğeri de bir çok işin arasında bölünmüşlük duygusuyla kendi ruhuna ulaşamıyor.

    Çözüm yine kadında…
    Aslında problemlerin kaynağı bireysel duruşta ve kadının kendine bakışında yatıyor. Bu durumda da çalışıp çalışmamak ikinci planda kalıyor. Bir anlamda kadın bireysel anlamda kendine yüklediği anlamın yaşamındaki rolünü yerine getiriyor. Bu anlam ne kadar kadının kendini tanımlıyorsa, bulunduğu yer ne olursa olsun onu kendi sınırlarının içinde olması gereken yere koymayı da başarabiliyor. İşte bu nedenle kadının rollerini ve bu roller içindeki önceliklerini iyi belirlemesi gerekiyor.

    Sonuçta kadın her yerde çalışıyor ve üretiyor. Evinde de, tarlasında da, iş yerinde de… Nitelik, kadının gerçekten kendini keşfetmesinde ve bunu hayata aktarmasında yatıyor.

    Kadın; evlat, eş, gelin ya da anne olmadan önce bir bireydir. Zaafları, arayışları, yanlışları, doğruları, sevinçleri, üzüntüleri, kayıpları ve kazançlarıyla o da Allah’a muhatap bir kuldur. Kendi varlığını keşfetmeden de, etrafında sorumlu olduğu kişilere faydalı olması mümkün değildir. Hayattaki kendi rolünü bilirse, diğer rolleri en anlamlı yere oturtabilir. Kadının çalışması ve çalışmaması meselesinden çok önce, bu vardır. Eğer kadın birey olarak kendi varlığının bilincinde değilse, ya da rolünü tam olarak bilmiyorsa, dönüşüm olarak ne kendine, ne de etrafına faydalı olması beklenemez.

     

     

    CADIKIZ - 11.11.2007 - 21:20
  2. Çalışanların büyük bir bölümü: “Çalışmamalı, ama bu hayat şartlarında mecbur” derken, ev hanımlarının azınlık kısmı “Çalışsalar daha iyi. Hiç olmazsa ekonomik özgürlüğünü kazanırlar” türünden yorumlar yaparlar.
    Yorumlar her ne olursa olsun kadın çalışırken evet ekonomik özgürlüğünü kazanır, ama kadınlık özgürlüğünü kaybediyor. Hele bu kadın anneyse. Yükü epey ağırlaşmış bir şekilde iki büklüm yaşıyor hayatın içinde. Bir yandan ev işleri, çocukların ilgisiz sevgisiz, kreş köşelerinde büyümesi. İlgi görmeyen eş. Sürekli problem çıkaran anlayışsız kişiler derken sonuç hüsran.

    Ancak ihtiyaçlar mecburiyeti aşıp, her şey ihtiyaç olunca çalışmadan da yapamıyorlar. Kazanılan para da, yarım yamalak analık yapan, bakıcı, kreş anaokulu gibi yerlere gidip elde avuçta bir şey kalmıyor.

    Hepsinden acı sevgisiz, ilgisiz büyüyen, küçük yaşlarda psikolojisi bozulup, depresyona giren çocuklar toplumun içine girip yetişiyorlar.

    Bu konu oldukça uzun bir konu, bir başka yazıda detaylarına girmek istiyorum.

    Ancak aşağıya aldığım hikâye, çalışan bir anne ve çocuğunun yaşadığı dramı açık bir dille nazara veriyor. Keşke anneler annelik gibi bir kutsal görevi her şeyin üstünde görüp, iktisatla yaşamayı başarabilseydi...

    “Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:

    “‘Anne, biliyor musun bugün yuvada ne oldu?’

    “‘Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.’

    Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.

    “‘Sana yardım edeyim mi?’ dedi en sevimli halini takınarak. Annesi mânâlı mânâlı baktı.

    “‘Hayırdır. Bir yaramazlık filan? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten...’

    “Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır, ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni’ diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

    “‘Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.’

    ‘Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.’

    “Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan... Böyle yorgun yorgunken...

    “‘Anneciğim sen yorulma diye...’

    “‘Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lâzım. Hadi sen oyna biraz.’

    “‘Hani siz yoruluyorsunuz ya...’

    “‘Eeee.’

    “‘Ben de oynamaktan yoruluyorum.’

    “‘Ne yapayım?’

    “‘Bilmem...’

    “Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.

    “Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. ‘Mum da yok’ diye diye karıştırdı dolapları el yordamı ile.

    “Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafesi yaptı. ‘Bak deli tavşan’ diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Neden sonra ışıklar geldi.

    “Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına:

    “‘İşin bitince beni sever misin anne?’ dedi.

    “Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.”

     

     

    KardeLen - 11.11.2007 - 21:54
  3. ben bayanların çalışmasından yanayımEkonomik özgürlüğürlüklerini eline geçirmeden kadın problemlerinin hallolması mümkün değil, elindeki altın bileziktir

     

     

    DİDEM - 12.11.2007 - 20:04
  4. bencede çalışsınlarrr

     

     

    EyLüL - 12.11.2007 - 20:06
  5. merhaba nesli nasılsın hemfikiriz seninle

     

     

    DİDEM - 12.11.2007 - 20:07
  6. gerçi zor oluyo bilhassa evli bayanlar için bende çalışsınlar diyorum

     

     

    Grace - 12.11.2007 - 20:10
  7. Alıntı Grace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    gerçi zor oluyo bilhassa evli bayanlar için bende çalışsınlar diyorum

    merhaba grace , evet maalesef bazı meslekler bayanlar için zor oluyor
    mesela bankacı bir bayaniçin evlenince çalışmak zor oluyor ablam bankacıydı evlendikyen sonra işten ayrıldı ,cidden bazı işler bayanlar için yorucu ve zor oluyor

     

     

    DİDEM - 12.11.2007 - 20:13
  8. iyiyim dıdemcım ewt bundada mutabıkızsende ıyısın dımıy(:
    grace ne zaman işe alacan benı

     

     

    EyLüL - 12.11.2007 - 20:15
  9. merhaba didem aynen katılıyorum


    seni çıkmaz ayın hangi günü seç beğen alcam söz bak

     

     

    Grace - 12.11.2007 - 20:16



Benzer Konular

  1. 16 Kadın Söylüyor En Güçlü 16 Kadın Sesi Birarada 2010
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Sanatçılar Ve Yorumlar.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 07.11.2012, 13:11
  2. Kadın Gibi Yaşamak Degil Gerçek Bir Kadın olabilmek
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Kadın Evlilik Ve Aile.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 02.08.2011, 13:29
  3. 16 Kadın Söylüyor En Güçlü 16 Kadın Sesi Birarada 2010
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Albüm Kapakları.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.03.2010, 21:03
  4. Kadın hastaya kadın doktor uygulaması
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Kadın Sağlığı.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 16.04.2009, 00:05
  5. Çirkin kadın yoktur güzelleşmeyi bilmeyen kadın vardır.
    Konuyu Açan: ViVa, Forum: Her Telden Resimler.
    Cevaplar: 18
    Son Mesaj : 27.07.2008, 11:10

copyright

Soru Cevap

grafimx