REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Türkiyede Ve Anadoluda Nesli Tükenen Hayvanlar

  1. Yazan: Leyl-i Lal
    Leyl-i Lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    Anadolu’da nesli tükenen hayvanlar Hakkinda - Nesli Tükene Hayvanlar - Türkiyede Nesli Tükenen Hayvanlar




    Anadolu’dan hangi yaban hayvanlar yok oldu?

    Kaplanlar, aslanlar, filler, çitalar, parslar, yaban esekleri… Neler geldi ve neler geçti ve artik Anadolu’da yasamiyorlar. Tipki, Anadolu’da bizden önceki yüzlerce diger uygarlik gibi onlar da tarihteki yerlerini aldilar. Peki, ya sonrasi?
    Dünyada kitasal özellik gösteren, bir çok türün anavatani ve özellikle geçmisteki jeolojik ve iklimsel degisikliklerden etkilenen canlilara barinak olan Anadolu cografyasi, dünyadaki herhangi bir kara parçasindan çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. Anadolu’nun cografik konumu, topografik özllikleri ve iklim degisiklikleri nedeniyle, geçmiste ve günümüzde canlilarin bilesimini ne denli etkiledigini bilmenin yani sira, on bin yildir hüküm süren Anadolu medeniyetlerindeki sosyolojik olaylarin, hayvanlar üzerindeki etkilerini bilmek, bu topraklarin sahibi olan bizlerin kaçinilmaz görevleri arsindadir. Eger bu bilinci kazanamazsak, çok kisa bir zaman dilimi sonrasi agir suçlamalarla karsi karsiya kalacagimiz gibi, insanligin ortak mirasi olarak kabul edilen canli varliklari koruyamama nedeniyle bu zenginlik, hatta bu kara parçasi üzerindeki haklarimiz tartismaya da açilabilir.

    Çevresel degisimin nedenleri

    Iste ekolojik degisimlere yol açan olgular: Tarihsel süreç içinde durmaksizin degisken bir döngü, yeniden doguslari besleyen yok oluslar, artlarinda belirsizlik ve saskinlik…
    Bunun sonucunda yaban hayatinin bilesiminin degismeye baslamasi. Ekolojik degisimler sadece insan eliyle olmuyor. Örnegin buzul çaginin baslamasi, güneye dogru yavasça inen bir yokolus sürecidir. Bunun aksi olarak güneyli sicak havalarin kuzeye ilerlemesi kim bilir nasil olusumlara yol açti. Bunlar insan etkisiyle olmayacak degisimlerdir. Bunun yani sira insana baglanacak nedenler de var.

    Yayiliyoruz

    Özellikle savaslarda sirf zarar vermek amaciyla yakilan ormanlar, oldukça fazladir. Tarim amaçli açmalar o günlerde de vardi. Keza gereksinimi için olmayan, ama o günün insanina san, söhret kazandiran büyük yabanil hayvanlarin avlanmasi, tutsak edilmesi günümüze kadar yansiyan ekolojik degisim ve olusumlara yol açti. Bu nedenlerle yaban hayatinin bir bölümü günümüze kadar ulasmadan yokolup gitti. Yaban hayatinin insana zarari, bizim onlarin yasam alanina musallat olmamizla baglantilidir. Büyük yirticilarin insanin hedefi olmasinin bir sebebi de, yaslanan yirticiya en kolay avin silahsiz insan olmasidir. Bunun sonucu büyük yirtici hayvanlari, hem intikam amaçli hem de öyle güçlü bir yirticiyi avlamanin insana kazandiracagi seref ve sayginlik ugruna yok edilmislerdir. Günümüzden 2000 yil önce soyu tükenmis hayvanlarin yasam ortamlari, hemen hemen insan ile aynidir. Dolayisiyla insanin egemenlik alaninda yasam sansi kalmayan otoburlar tarih sahnesini en büyük ve güçlü rakibi insanogluna birakip silinip gitmislerdir. Dogada bir türün fert sayisi belli bir düzeyin altina indiginde artik neslin devamliligi tehlikeye girmis demektir.
    Etobur yirticilarin yaninda otobur yaban hayatinda da günümüze ulasmayan türleri siralarsak:

    Artik tanimadigimiz türler:

    Asya Fili (Elephas maxima asurus): M.Ö.I. Yüzyila kadar basta Firat Havzasi olmak üzere Anadolu’da yasayan en büyük hayvanimizdi. Yasama alanlarini insanlarin kendi lehlerine kullanmalari sonucu giderek yok olmuslardir. Yaban Esegi (Equus hemionus anatoliensis): 12. Yüzyil sonuna kadar bilinen ve özellikle Anadolu’ya has bir türdü. Bu savunmasiz hayvanin on bin yillik medeniyetler çatismasina sahne olan Anadolu’da 12. Yüzyila kadar yasamasi da mucizedir.

    Aslan (Panthera leo persica): Anadolu’daki son kayit 1880, Birecik’tir. Asagi Firat Havzasinda yasayan bu hayvan bu tarihten sonra bir daha görülmemistir. M.S 3. Yüzyilin basinda yazan Aelianus, Pangeus tepesinde (Trakya) ayinin yani sira aslan da bulundugunu belirtmektedir. (Hist. Animal., III, 13) Tchihatchef’e göre; Trakya’nin sert iklimi bu yörede aslan bulunmasina karsi bir kanit olarak ileri sürülemez. Çünkü, Aucher-Eloy ( Relat.d’un voyage en Asie, II. Bölüm, s. 632 ) Iran’da, Zardaku daginin hiç erimeyen karlarin hemen yaninda aslanlarla karsilasmistir.
    Ormansiz aslan olmaz. Humboldt’a gönderilen ve Zeitschr. Für allg. Erdkunde, c.II, s.42’de yayimlanan bir mektupta, Cezayir’in meshur aslan avcisi, Aures daglarinda sürekli aslan bulundugunu ve bu hayvanlarin eksi on derece altina kadar inen sicakliklara çok rahat dayandiklarini anlatiyor ve genellikle aslanin asiri sicaktan çok asiri soguga dayanabildigini ekliyor: “Yeter ki avlanabilecegi hayvan sürüleri ve ormanlar bulabilsin”. Bu konuda son derece uzman bir yargicin bu son gözlemi belki de aslanin yüzyillardir sürdürdügü garip geri çekilme hareketini, Helen ve Anadolu yarim adalarini ve Suriye’yi yavas yavas bosaltip, Ammien Marcellin zamaninda çok yaygin oldugu (XVIII, 7), Dicle ve Firat’in geçtigi ülkelerde bile artik kalmadigini açiklamaktadir. Gerçekten de bu yörelerde görülen çok büyük nüfus azalmasi ile bu olayin at basi gitmesi isi iyice içinden çikilamaz hale getiriyordu. Çünkü insanin varligi genellikle yirtici hayvanlarla bagdasmaz ve insanin bosalttigi alanlara yirtici hayvanlarin geri dönecekleri düsünülebilirdi; ama tam tersine insanin azalmasi hayvanlarinda geri çekilmesine yol açmis gibidir ve anlasilmaz olan da budur. Bu bilmece, ormanlarin yok edilmesiyle nüfus ve dolayisiyla evcil hayvan azalmasinin birlestiklerinde, aslanin eskilerin zamaninda yasadigi bir çok bölgeyi terk etmesini belirleyen ana nedenler olarak kabul edilirse, kendiliginden bir çözüme kavusur.

    Çita (Acinonyx jubatus): Asagi Firat Havzasinda 19. Yüzyila kadar yasadigi bilinmektedir. Zaman içersinde bu hayvanin beslenmesinde önemli yer tutan ceylanlarin ortadan kalkmasiyla, bölgeden çekilmeleri ve giderek yok olmalari söz konusudur.

    Kaplan (Panthera tigris virigata): Anadolu’daki son kayit 1970, Hakkari Uludere olarak saptanmistir. Türkiye, Iran, Irak üçgeninde yasamis oldugu bilinen kaplanin Dogu ve Güneydogu Anadolu’da yasamis oldugu, 1970 yilinda Hakkari ile Uludere ilçesinde Sehit Sen tarafindan vurulmus kaplanin 122 cm uzunlugundaki postu halen Ali Üstay müzesindendir. Prof. Dr. Turan Baytop’unda kaplan ile ilgili incelemesi oldugu bilinmektedir. Van yöresinde kaplan popülasyonunun incelenmesi için 1970 yilinda Kolombiya Zooloji Parki ile yazismalar yapildigi düsünülürse, Anadolu’muzda hatiri sayilir miktarda kaplanin bulunmus oldugu anlasilmaktadir. Kaplanin Siirt ve Hakkari arasindaki bölgede yakin zamanimiza kadar yasadigi, daha sonra bu bölgelerden hiçbir ihbar alinamadigi bilinmektedir. Bu durumu büyük yirticilarin zaman içersinde güneye dogru çekilmelerine baglamak mümkün olabilir.

    Pars: (Panthera pardus tulliana Valenciennes): M.Ö. 51 yilinda Roma Hükümetinin Kilikya Valisi olarak, Anadolu’nun Toros-Antitoros, Amonos daglari ile deniz arasindaki güney dogu bölgesinin idaresini verdigi, Cicero’nun Coelius’a yazdigi mektuplara göre; Afrika türlerinden farkli olan Anadolu’da canli parslarin avlanmasi çok önemli bir hal degildir. Bu avlanmalar Likya (dogu güneyin çikinti halindeki kismi), Lokonya (Toroslarla Konya arasindaki kisim) ve Kilikya’dir. Bu günde parslarin yasamis veya muhtemelen bulunacaklari yerler, bu eski eyaletlerin içindedir. Plinius gibi diger bazi yazarlar da küçük Asya’da parsin mevcut oldugunu isaret etmislerdir. Anadolu için endemik olan ve çok eski zamanlardan beri orada yasayan parsin hayvan cografyasi bakimindan önemi büyüktür.

    Tchihatcheff’in büyük seyahat kitabinda, 1850 yilinda kendi avladigi parsin resmi bulunmakta ve Panthera pardus tulliana Valenciennes adi verilen bu irkin, Küçük Asya’dan takriben Transkafkasya’ya kadar yasadigi kabul edilmektedir. Yavrulari satildi. Charles Danford’un 1875 ve 1879 yilindaki seyahatlerinden edindigi bilgilere göre; 20.11.1879’da Osmaniye yakininda Gavur daginda vurulan disi bir parsin ölçüleri: Bas ve gövde uzunlugu takriben 150 cm. Kuyruk uzunlugu 94 cm. Omuz yüksekligi 66 cm’dir. Buna ait kafatasi ile iskelet 1931’de Whittal tarafindan Karacahisar’da vurulmus bir parsin postu ile birlikte Britanya Natural History müzesindedir.1942 Yilinda Izmir ili Urla ilçesi daglik alaninda bir çoban tarafindan yavru pars yakalanmis ve Izmirli taninmis avcilardan Murat Türkmenoglu’na satilmistir. Murat Türkmenoglu tarafindan 9 ay bakilan pars büyüyünce Izmir hayvanat bahçesine armagan edilmistir. Izmir hayvanat bahçesinde gösterime sunulan esaret altindaki “zoza” adli parsin fotografi, 1946 yilinda Istanbul Üniversitesi fotografçisi Cafer Türkmen tarafindan çekilmistir. Atatürk Orman Çiftligi Ankara Hayvanat Bahçesi fil dami denilen binanin 2. Katindaki tahnit edilmis Anadolu Parsi, 1952 yilinda Aydin ili Dilek Yarimadasi Dilek daginda, Kirk basamak mevkiinde, Güzelçamli köyünde, Afyonlu Mehmet (Mehmet Karabulut) kapanla yakalamistir. Ankara Hayvanat Bahçesinde 6 yil yasamistir. Adi “Efe” olarak konmustur. Tam boyu (burun ucundan kuyruk ucuna kadar) 170,5 cm’dir. Bursa’da bile yasadi.

    Anadolu Parsinin yasadigi yerleri tespit çalismalari 1953 yilinda, Izmir’in Hinterlandinda Tire civarindaki Güme daglarindan baslayarak Aydin dagi, Efes harabeleri v.s de dahil olmak üzere genis bir sahada yapilmistir. Buna göre; Güme dagi, Aydin dagi bunlarin devami Cibe dagi, Kuyumcu dagi, Kapulu dagi, Bogazi dagi, Selatin dagi, Kartal dagi gibi dag silsilelerinde bulundugu bildirilmistir. Kusadasi, Sirince, Akçasehir, Akyurt, Hisarlik köyü, Hamzabey ve Büyük Kale gibi yerlerde de Parstan bahsedilmektedir. Bursa ilinde (Gemlik, Iznik, Karacabey, Yenisehir ve Orhangazi) ve Çanakkale çevresindeki daglik sahada da Pars yasamistir. Evvelce bu yerde Turuva bulunuyordu. Homer’in pars avi da büyük bir olasilikla burada yapilmistir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Izmir Sigacik yöresinde ve Sebinkarahisar ve Erzincan civarinda Pars görüldügü dogrulamaktadir. Selçuk-Efes arasindaki “kaplanbogazi” mevkii ismi üstünde parsin bu yörede çokça bulundugunun bir isareti sayilmaktadir. Anadolu’daki son kayit, 1974 Beypazari olarak bilinmektedir. 17 Ocak 1974 Yilinda Ankara ili Beypazari ilçesinin 5 km batisinda Bagözü köyünden Havva Köksal adli kadina saldirip, kolunu iki yerden kiran ve köy bekçisi Ahmet Çaliskan tarafindan vurulan parsa ait tahnit Ankara MTA Tabiat Tarihi Müzesinde sergilenmektedir.

    Sazlik kedisi (Felis catus Güldenstaedt): Bu türlerin önceki sayilari hakkinda bir fikir olmamasina ragmen, tarim için hizla alan kazanildigi güney illerimizde, hizla küçülüp kaybolan sazlik ve çaliliklarla beraber, bu kedilerinde hizla yok olduklari bilinen bir gerçektir.

    Ceylan (Gazella dorcas L.): Elli bes- altmis yil önce Antakya’da Belen geçidinin 7-8 km güneyine dogru gidildiginde, ormanla yaylalar arasinda rastlanmasi mümkün olan bu ender memelimiz, artik buralarda aranmakla da bulunamiyor. Not : Gazella subgutturosa Güldenstaedt (Acem gazeli, Kursakli ceylan) ise, Urfa’nin Ceylanpinar Devlet Üretme Çiftliginde korunmakta ve üretilmektedir. Çiftlik arazisi dolasildiginda bir günde 30-40’lik 8- 10 sürüye rastlamak mümkün olabilmektedir. Fakat hayvanlarin acimasica avlandiklari çiftlik disinda bir tek örnege rastlamak mümkün degildir. Arap tavsani (Allactaga williamsi laticeps Nehring) : 1938-1939 Yillarinda Ankara Gerede arasinda gece otomobille seyahat edip de 1-2 Arap tavsanina rastlamamanin olanaksiz oldugu eski avcilarca bildirilmesine karsilik, bu gün bir tekine bile rastlamak mümkün degildir.

    Sonuç olarak:

    Birkaç istisna disinda memeliler açisindan tüm olumsuzluklarin sinai süreci ile birlikte son yarim yüzyilda meydana gelmesi, insanlik açisindan hiç de affedilecek bir sonuç degildir. Insanlarimiz dogal varligimiz olan memelilerin resimlerini dahi çocuklarina gösteremez duruma gelmistir. Ekonomik sorunlarimizin öncelikli olarak gündemde tutulmasi, dogal varligimiz olan yabani memelilerimizin varligini tehlikeye düsürmemelidir. Çünkü; geç kalindiginda on binlerce yillik evrim sonucu ortaya çikmis bu varliklarimizi bir daha geri getirmek mümkün olmamaktadir. Unutulmamalidir ki ekonomik krizler asilabilir, fakat ekolojik krizler (ekokriz) sonucunda, dogal varliklarimiz insan kaynakli faaliyetlerin etkinin altinda kalarak dogal özelliklerini gün geçtikçe yitirerek tarihteki yerlerini almaktadirlar.

    Anadolu topraklarindaki haklarimizi tartismali hale getirmemek için, o topraklarda simdiye kadar yasamis ve halen yasamakta olan bütün varliklari en ince ayrintilarina kadar bilmek ve tarihsel olarak sahip çikmak, ekolojik öncelikli olarak korumak yasamsal görevlerimiz arasindadir.

    Erkan Kayaöz - Orman Yüksek Mühendisi


    Türkiyede Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar



    Türkiyede nesli tükenen memeliler arasında en ilginçleri Asya aslanı (Panthera leo persica), Asya fili (Elephas maximus), Kafkas öküzü (Bison bonasus caucasicus), Hazar kaplanı (Panthera tigris virgata), Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), ve çita Acinonyx jubatus raddei türleridir.


    Asya fili ve yaban öküzü, Anadolu'da, M.Ö 1. yüzyıl başlarına kadar yaşamışlardır. Türkiye'nin en son kaplanı 1970'de Hakkari Uludere'de, en son Anadolu parsı da yine 1970'li yıllarda vurulmuştur. Anadolu'nun batı, orta, güney ve güneydoğu bölgelerinde yaşamış olduğu bilinen aslan ise en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görülmüştür. Güneydoğu Anadolu'da yaşayan çita da 19'ncu yüzyıldan sonra bir daha görülmemiştir.
    Türkiye'de 8 kuş türü son 50 yıl içinde ortadan kaybolmuştur. Bunlardan mezgeldek, yakalı toy ve yılanboyun kuşlarının soyunun tükendiği resmen açıklanmıştır. Bunların haricinde, yeterince araştırılmadığı için soyu tükenip tükenmediği kesin olarak bilinmeyen türler vardır; bunlar kunduz, sığın ve su samurudur.


    Tehlike altında olanlar


    Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkut Kıvanç Türkiye'de önemli bir habitat tahribi hâlâ devam etmekte ve birçok hayvanların neslinin tehlike altında olduğuna dikkati çekmektedir:


    "Bilinçli bir koruma olmazsa, doğal hayat bir gün bitecek. Sivrisineğin bile korunmaya ihtiyacı var. Ama yasaklar dinlenmiyor. Bu gidişle doğa diye bir şey kalmayacak" Onsekizmart Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Doç Dr. Ali İşmen de denizlerde kirliliğin her geçen gün türleri tehdit ettiğini, Karadeniz ve Marmara'dan sonra, son zamanlarda Akdeniz'de de kirliliğin arttığına dikkati çeker.
    Yaşamın son 500 yıllık evriminde, biyosferin hiç bu kadar tahribata uğramadığını vurguluyan Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.

    Mehmet Sıkı ise bu konu hakkinda şunları söylemistir:
    "Bütün canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kesinlikle insana ihtiyacı bulunmaz, ama insanın yaşamını sürdürebilmesi için en küçük hücreliden yırtıcılara kadar bu canlılara ihtiyacı var. Eğer habitat (hayvanların yaşam ortamı) tahribatı, plansız nüfus artışı, yapılaşma, ormanların yakılması, sulak alan tahribi sürerse, birçok tür tükenme tehlikesine girer. Bir türün, dünya üzerinde ya da lokal olarak bulunduğu bölgede yok olmasının kötü sonuçlarını kimse kestiremez. Bu, yakın zamanda da ortaya çıkmaz. Örneğin bizi rahatsız eden karasinek birden ortadan kalksa, her tarafı hayvan leşleri ***ürür. Ya da baykuşların yok olduğunu düşünelim; o zaman tarla fareleri üzerindeki baskı kalkar."

    Türkiyede 8 kuş türü son 50 yıldır gözlenmezken, bunlardan 4 türün soyunun tükendiği kabul edilmiştir. Biyologlara göre, mezgeldek, yakalı toy, yılanboyun kuşlarıFlamingo ve tepeli pelikan türleri ise büyük tehlike altında bulunmaktadırlar. Bilimciler denizlerde de aynı tehlikenin devam ettigini söylemektedirler. Yunuslar ve fok, deniz alaları, işkine ve mersin balıkları, beni balığı, büyük ve küçük ayı istakozları, deniz kaplumbağaları, süngerler, pina, kırmızı yıldız, triton, denizatı, deniz kulağı, kırmızı ve siyah mercanlar, posidonai ve zostera da tükenme tehlikesi içindedirler.


    Türkiye’de Nesli Tükenen Canlılar:



    Sırtlan, büyük etoburlar, Anadolu parsı, kelaynak, toy, deniz kaplumbağaları, yırtıcı kuşlar, iç su balıkları, Türkiye’nin orkideleri, Datça hurması, mısır meyve yarasası kelebekler, yunuslar başlıklı yazılarla Anadolu da yaşam alanlarının yok olması nedeniyle nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlı türleri ele alınıyor. Anadolu’nun çok daha yüksek sayıda tehlike altındaki türü bir arada barındıran alanları kırmızı Boşluk olarak adlandırılıyor ve bu alanlar harita üzerinde gösteriliyor.
    Nesli tükenen memeliler arasında, özellikle kaplan, panter, aslan, Asya fili, yaban öküzü ve çıta, başı çekiyor. Türkiye’de kaplan türü hakkında son kayıt, 1970′de Hakkâri Uludere’deki avlama sonrasında tutuldu. Anadolu’da İ.Ö. 51 yılından beri yaşadığı bilinen parsla ilgili 1946′da İzmir’de kayda alınan fotoğraf, son örnek oldu.
    Anadolu’nun Batı, Orta, Güney ve Güneydoğu bölgelerinde 12. yüzyılın sonuna kadar yaşadığı bilinen aslan ise en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görüldü.
    Asya fili ve yaban öküzü, Anadolu’da, İ.Ö 1. yüzyıl başlarına kadar yaşadı. Güneydoğu Anadolu’da yaşayan çita ise 19. yüzyıldan sonra görülmedi.


    Facebook




    Üyelik



  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Nesli tükenen hayvanlar
    Konuyu Açan: yasminm, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 26.04.2012, 22:05
  2. Nesli Tükenen Hayvanlar
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Hayvanlar Alemi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.01.2012, 18:41
  3. Nesli Tükenen Hayvanlar
    Konuyu Açan: Garip07, Forum: Hayvanlar Alemi.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 25.09.2011, 12:47
  4. Nesli Tükenen Hayvanlar
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Hayvanlar Alemi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02.03.2011, 04:39
  5. Nesli Tükenen Hayvanlar
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 23.02.2011, 16:41

copyright

Soru Cevap

grafimx