SINIF İÇİNDE ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARI

  1. SINIF İÇİNDE ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARI


    (Öğretmen Dünyası Yıl: 20, Ekim 1999, Sayı:238, ss: 32-35) de yayınlanmıştır.
    Hasan DEMİRTAŞ*

    Sınıf, öğretmenler ve öğrencilerin eğitsel amaçlara ulaşmak için sahip oldukları bilgi ve yaşantıları paylaştıkları, yapılandırılmış ortamlardır. Öğretmenlerin sınıf içinde sergileyecekleri davranışların eğitsel amaçlara ulaşma düzeyi üzerindeki etkileri büyüktür. Bu çalışmada, öğretmenlerin sınıf içindeki davranışları ve bu davranışların eğitim-öğretim sürecine etkileri açıklanmaya çalışılmıştır.

    GİRİŞ

    Eğitim kurumunun, öğretme öğrenme ilişkisinde oluşturduğu ile eğitim mesleği öğretmenliktir. Öğretmenler öğrencilerine istenilen davranışları öğretmede ve öğrenilen davranışları pekiştirmede eğitimin ilk sorumlusu olmuşlardır. (Başaran, 1994:76). Öğretmen öğrenmeyi kılavuzlayan ve sağlayan kişidir. Öğrenme öğrencinin kendisi tarafından elde edilen bir sonuçtur ve öğrenme yaşantıları sonucunda meydana gelir. Öğretmenin görevi çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerinden yararlanarak öğrenme yaşantıları düzenlemek ve istendik davranışların öğrenci tarafından kazanılıp kazanılmadığı değerlendirmektir (Fidan, Erden, 1994:76).

    Öğrenmenin büyük ölçüde gerçekleştiği yer okul ve öğrenci-öğretmen etkileşiminin gerçekleştiği en önemli yer olan sınıftır. Sınıf öğrenciler ve öğretmenlerin eğitsel amaçlara ulaşabilmek için, kendilerinde varolan ve çeşitli iletişim araçlarıyla sağladıkları bilgi ve yaşantıları uygun bir düzenlenişle paylaştıkları ortamdır (Başar, 1994:67).

    Öğrenme-öğretme ortamında bir çok değişken yer almaktadır. Bu değişkenler; öğretmen, öğrenci, okul, program, eğitim ortamı, eğitim yönetimi, aile ve çevre olarak sıralanabilir. Bu değişkenlerden en önemlisi ve en kritik olanı öğretmendir. Çünkü etkili bir sınıf yönetimi için gerekli olan eğitim süreçlerinin düzenlenmesinden ve yürütülmesinden öğretmen sorumludur. Öğrenme ve öğretme ortamında başarı ve erişiyi etkileyen sınıf içindeki davranışlardır, sınıfın etkili yönetimidir (Aydın, 1998:17, Sönmez 1994:108).

    Ulusların, ulusal gelirlerinin önemli bir kısmını eğitime ayırdıkları bilinen bir gerçektir. Eğitime ayrılan kaynakların istenilen amaçlara ulaşmadaki rolü önemli ölçüde öğretmene bağlıdır. Başka bir ifadeyle eğitime yapılan yatırımların anlam kazanması, değerlendirilmesi okullarda sınıflarda olup bitenlere, dolayısıyla öğretmene bağlıdır.

    Öğrenme, öğretme ortamlarında eşgüdümün sağlanması bir gerekliliktir. Eşgüdümün sağlanması gereken süreç genelde öğretim, özelde öğretme sürecidir. Öğrenci gelişimini amaçlayan ve öğrenmenin başlatılması, sürdürülmesi ve gerçekleştirilmesi için düzenlenen planlı etkinliklerden oluşan bir süreç olarak tanımlanabilen öğretimin uygulayıcısı öğretmendir. Eğitimin amaçlarının gerçekleşmesi öğretme ortamında gerçekleştirdiklerine bağlıdır (Açıkgöz, 1992:1). Bu nedenle öğretmenin sınıf içindeki davranışları önem kazanmaktadır.

    Bu çalışmada öğretmenin okuldaki rolleri ve sınıf içinde sergilemek durumunda olduğu davranışlara ilişkin ipuçları önermek amaçlanmıştır.

    Okulda Ve Sınıfta Öğretmen

    Öğretmenin okuldaki rolleri eğitimdeki değişmelere ve gelişmelere paralel olarak geleneksel alandan çağcıl alana doğru gelişmektedir. Öğretmenin okuldaki geleneksel rollerine baktığımızda en önemli rolün “bilgi yayıcılık” olduğunu görmekteyiz. Okuldaki diğer rolleri disiplincilik, yargıçlık ve sırdaşlıktır (Erdem, 1998,154).

    Bu geleneksel diye nitelenebilecek roller eğitimdeki değişikliklerle, beraber değişmek durumundadır. Öğretmenler, bilgi taşıyıcı ve aktarıcı değil, bilgi kaynaklarına giden yolları gösterici, kolaylaştırıcı birer eğitim, lideri olmalıdırlar (Başar, 1994:12). Öğretmenin bilgi yayıcılıktan çok “öğrenmeyi öğretmek” rolünü oynaması, bunun için de öğrenmeyi öğretmede yeterli olması gerekmektedir (Erdem, 1998:156).

    Öğretmenin okuldaki bu rollerinin yanında sınıf içindeki davranışları, sınıf yönetimindeki yeri ve önemi üzerinde durulması gereken önemli bir boyuttur.
    Sınıf yönetimi, etkili bir eğitim ve iletişim örüntüsü gerçekleştirmek amacına dönük etkinlikleri tanımlar (Aydın, 1998:17) Öğretmen sınıfın ilişki düzeninin kurulması ve düzeltilip geliştirilmesinde yol gösterici bir liderdir, sınıf ikliminin yaratıcısıdır. O, sınıftaki yaşamın her ögesini ve anını eğitsel amaçlar yönünde planlı biçimde kullanabilmeli, sınıf bir tiyatro, öğretmende yönetmen olmalıdır (Başar, 1994:62).

    Öğrenme-öğretme ortamlarında, sınıflarda öğretmen öğrenci ilişkilerin niteliği başarıyı ve erişiyi etkileyen ilişkilerdir. Bu nedenle iyi düzenlenmeleri gerekir. Öğrenci-öğretmen ilişkisi birincil bir ilişki türüdür. Bundan dolayı birebir ve insancıl yaklaşım biçimi olan “ben-sen” ilişkisidir. “Ben-sen” ilişkisi “ben-o” veya “ben-şey” şeklinde tanımlanan iletişim patalojilerinden uzaktır (Aydın, 1998:18).

    Öğretmen sınıf ortamında sağlıklı bir öğrenci-öğretmen ilişki, kurabilmek için iyi bir iletişim ortamı ve sıcak bir sınıf iklimi, oluşturmalı, Gordon (1993:39-41), tarafından sıralanan ve kabul edilmezliğin dili olarak nitelenen iletişim engellerinden kaçınmalıdır. Bu iletişim engelleri (1) emir vermek, yönlendirmek, (2) uyarmak, gözdağı vermek, (3) ahlak dersi vermek, (4) öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek, (5) öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek, (6) yargılamak, eleştirmek, suçlamak, (7) ad takmak alay etmek, (8) yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak, (9) övmek, aynı düşüncede olmak, değerlendirme yapmak, (10) güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak, (11) soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak, (12) sözünden dönmek, oyalamak, şakacı davranmak, konuyu saptırmaktır.
    Öğrenme-öğretme sürecinin başarısını etkileyen bir başka boyut da öğretmenin, öğrencilerin sınıf içindeki tüm etkinliklere katılımını sağlayıp, sağlayamamasıdır. Öğrencilerin katılımın sağlandığı bir sınıf ortamında başarıya ulaşılmaması düşünülemez. Bu nedenle öğretmen öğrencilerin katılımın sağlamalıdır. Anderson (1991:79-82), öğrenci katılımı ve başarıda öğretmen etkililiği için şu önerilerde bulunmaktadır.
    1. Öğretmenler başarı için ölçütler koymalı, bunları öğrencilere işletmeli ve öğrencileri her türlü yaşantı ile karşılaştırmalıdır.
    2. Öğrenmenin gerektirdiği çabayı harcayan ve dikkat eden öğrenciler pekiştirilmelidir.
    3. Öğrencilerin öğrenme stratejileri geliştirmelerine yardım edilmelidir.
    4. Öğretmenler sınıfta etkileme gücünü ellerinde bulunduran durumlar yaratmalıdırlar.
    5. Ders sunumu boyunca öğretmenler öğrencilerin dikkatini ve katılımın sağlayan teknikler kullanmalıdırlar.
    6. Ödev esnasında, öğretmenler, öğrencilerin arasında dolaşmalı, onların işine yardımcı olmalıdır.
    7. Öğretmenler, jestler, gülümseyen gözler, sürekli dikkat etme gibi sözlü ve sözsüz araçlarla öğrencilere olan ilgisini onlara hissettirmelidir.
    Sınıf ortamında başarıyı etkileyen bir başka boyut, öğretmenin etkili öğretme becerilerine sahip olup olmadığıdır. Etkili öğretme becerilerine sahip bir öğretmenin öğrenmeyi gerçekleştirmesi daha kolay olacaktır. Ryan ve Cooper (1980) tarafından önerilen etkili öğretme becerileri şunlardır (Açıkgöz, 1998:97).
    1. Her biri farklı bir tür düşünme süreci geliştiren farklı tip sorular sorma yeteneği.
    2. Belli tip öğrenci davranışlarını pekiştirme yeteneği.
    3. Öğretim ortamını, öğrenci katılımını sağlayacak biçimde çeşitlendirme yeteneği.
    4. Öğrencilerin, neye dikkat ettiğini tanıma ve bunu dersi yönlendirmede kullanma yeteneği.
    5. Teknolojiden yararlanma yeteneği.
    6. Öğretim malzemesinin uygunluğunu değerlendirme yeteneği.
    7. Bir dersin ya da ünitenin hedeflerinin öğrenci davranışlarıyla tanımlaması.
    8. Öğrenme ile öğrenci yaşantısını ilişkili kılma yeteneği.
    Yukarıda sıralanan öğretme becerilerine sahip bir öğretmenin, öğretme-öğrenme ortamının en önemli değişkeni olduğunun bilincinde olarak sınıfta sergileyeceği davranışları iyi seçmesi gerekir. Bu davranışlar etkili davranışlar olmak durumundadır.
    Öğretmen, eğitim ortamında nasıl davranmalı ve neler yapmalı ki öğrenci istendik, davranışları göstersin? sorusuna yanıt olarak etkili öğretmen özellikleri ve davranışları şöyle sıralanabilir (Balcı, 1993:39-40, Karagöz vd. 1998:21-22, Sönmez, 1994: 109-113, Uğurol, 1998:340).
    1. Öğretmen, dönüt düzeltme, ipucu ve pekiştireci ilkelere uygun olarak kullanılmalıdır.
    2. Sınıf, iyi organize etmeli, öğrenci katılımını sağlamalıdır.
    3. Öğrencilerle sürekli göz iletişimi kurmalıdır.
    4. Başarıyı vurgulamalı ve tüm öğrencilerin başarısını beklemelidir.
    5. Her dersin ve ünitenin sonunda değerlendirme yapmalıdır.
    6. Öğretmen gereksiz el, kol, jest, mimik ve vücut hareketleri yapmamalıdır.
    7. Öğretmen soruları tüm sınıfa sormalıdır.
    8. Öğretmen ana dilini çok iyi bilmeli ve kullanmalıdır.
    9. Öğrencilerin bir konuyu başardıklarından-öğrendiklerinden emin olmadan bir sonraki konuya geçmemelidir.
    10. Öğretmen ses tonunu iyi kullanmalıdır.
    11. Açık ve anlaşılır yönergeler sunmalıdır.
    12. Dersi, ilgili davranışsal hedeflere eriştirecek biçimde planlamalıdır.
    13. Öğretmen derse hazırlanarak girmelidir.
    14. Öğretmen sınıfta belli bir yere çakılıp kalmamalı, aynı yerde gidip gelmemeli, kendini öğrencilere göre ayarlamalıdır.
    15. Öğretmen her türlü ödevi ve sınav kağıtlarını değerlendirdikten sonra, öğrencilere dağıtmalı, onların itirazlarını hiç kızmadan dinlemeli, hata yapmışa kabul etmeli, özür dilemelidir.
    16. Öğretmen sınav, ödev gün ve saatlerini öğrencilerle birlikte belirlemelidir.
    17. Sınıftaki bütün bireyler ve gruplarla etkileşim kurmalıdır.
    18. Öğretmen sınıfta demokratik bir ortam yaratmalıdır.
    19. Derslerini amaçlı ve düzenli biçimde sürdürmelidir.
    20. Öğrencilere uygun geri bildirimde bulunmalıdır.
    21. Olumlu davranışları pekiştirmeli, olumsuzları kontrol etmelidir.
    22. Öğretmen işe koşulan öğretme strateji, yöntem ve tekniklerini kullanırken ilkelere uymalı, sınıfını ona göre düzenlemelidir.
    23. Öğretmen, öğrenme-öğretme araç ve gereçlerini etkili biçimde kullanmalıdır.
    24. Öğretmen, konuları basitten karmaşığa, kolaydan zora, somuttan soyuta, birbirinin önkoşulu oluş özelliklerine, yakın çevre ve zamandan uzağa doğru işlemelidir.
    25. Öğretmen, özellikle okul öncesi ve ilköğretimden, eğitsel oyunlara hemen hemen her eğitim durumunda yer sermelidir.
    26. Öğretmen öğrencilerine onları sevdiğini yeri gelince belirtmelidir.
    27. Öğretmen derse zamanında girip çıkmalıdır.
    28. Öğretmen öğrencilerini tanımalı, onlara adlarıyla seslenmelidir. Sınıfta ise, “sevgili çocuklar, sevgili gençler, arkadaşlar” gibi duygusal yünü olan sözcüklerle seslenmelidir.
    29. Öğretmen, velilerle her ay toplantı yapmalı, onları bilgilendirmelidir.
    30. Öğrencilerden her dönem ya da yıl sonunda kendisini eleştirmelerini istenmelidir.
    31. Öğrencilerden gelen dönütlere duyarlı olmalı, bunlardan yararlanmalıdır.
    32. Öğretmen sınıfta bir orkestra şefi gibi davranmalıdır.
    33. Öğretmen sınıfta yanlış yapmak korkusundan uzak, rahat bir öğrenme ve iletişim

    DEMOKRATİK ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARI
    AKİF COŞKUN
    SUNUŞ
    Bu kita pçıkla bir küçük yolculuk yapalım, aynayı kendimize tutalım istedik. Öğretmenlik sürecindeki davranışlarımıza, değerlerimize, deneyimlerimize; farkında olduğumuz veya olmadığımız duygularımıza, dilimize ve bütün bunların etkisi altında yaşamını kurgulamay a çalışan öğrencilerimizdeki yansımalara doğru bir yolculuk...
    Bu yolculuk çoğunlukla size tanıdık gelebilir. Amacımız ortak bir motivasyon yaratarak yollarımızı kesiştirmek, örgütlü davranma geleneğimizi güçlendirmek.
    Hepimiz geleneksel, ezberci, otoriter ve baskıcı eğitim anlayışı ve uygulamalarının yerine; bireyin özgür, çok yönlü ve yeteneklerine uygun gelişimini sağlayan bir anlayışı savunuyoruz. Ancak bu geleneksel kalıplar öyle kolayca aşılamıyor. En yakın örnek olarak kendi değer ve davranışlarımızd a ki değişim sürecini izlediğimizde bunun ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Hatta bizler istemesek de geleneksel davranış rollerini üstleniyoruz ve ya üstlenmek zorunda kalıyoruz. Bu kalıpların kırılması ve olumlu değişim ise öncelikle örgütlü bir duruşun ya r atılması ile mümkün olacaktır.
    Öğretmen davranışlarına yönelik olarak hazırlanan bu çalışma ile öğretmenlerin eğitim sistemi içindeki yerlerinin görülmesi ve bu önemli yeri daha etkili kullanabilme amaçlanmıştır.
    Kitapçığın ilk bölümünde öğretmen tanımı ve öğretmen davranışlarına etki eden çeşitli faktörler ele alınarak davranışların oluşumunda açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Gelişen eğitim anlayışlarıyla birlikte öğretenlik mesleğinin de gelişim içinde olmasına vurgu yapılarak etkili ve nitelikli öğret m enin özelliklerinin neler olabileceği tartışmaya açılmıştır.
    Çalışmanın devamında öğretmenlik uygulama alanı olan okullar ve sınıflara doğru inilmiştir. Burada yapılmak istenen “yeni” öğretmene ait düşüncelerin, pratikteki yansımalarına yönelik somut önermeler üretmektir. Okulun demokratik bir ilişkiye büründürülmesi aktif ve renkli bir ortam haline getirilmesinde öğretmenin üzerine düşen görevlerin neler olabileceği sıralanmıştır. Bunun ardından ise, sınıf içinde öğretmen davranış ve etkinliklerine yöneli k genel açıklamalar ile özellikle yeni yöntem arayışlarına yer verilmiştir. Karşılaşılan sorunların önerilen çerçevede daha azalacağı sınıflarda öğrenci ve öğretmenlerin mutlu ve başarılı bir süreç içerisinde olabilecekleri düşünülmüştür.
    Elbe tte bu çalışmaya sonuçlanmış olarak yaklaşmamak gerektiği vurgusu yeniden yapılmalıdır. Çünkü, okuyucuların da dikkat edeceği gibi sunulanlar belirli bir sınırlılıkta ele alınmıştır. Sizlerin de benzer konularda kendinize özgü ve sorunları çözücü yaklaşımlarınızın olduğu kesindir. Farklılıkların görülmesi ve yararlanılması ancak bunların ortaya konulması ile mümkündür. O nedenle, okuyucuların çalışmaya yönelik eleştirel yaklaşımlarını iletmeleri önemlidir. Böylece hem öğretmen davranışlarına yönelik ortak v e geniş bir alan çalışmasının yaratılması başarılmış olacak hem de konuyla bağlantılı olarak karşılaşılan sorunların çözümünde adım atılacaktır.
    ÖĞRETMENİN EĞİTİMDEKİ YERİ
    Öğretmenler eğitim sisteminin önemli bir parçasını oluştururlar. Eğitim sisteminde meydana gelen değişimlere rağmen öğretmenlerin sistem içindeki vazgeçilmezliği yerini korumaktadır. Bugün yetersiz programlara, araç-gereç yokluğuna, fiziksel olanaksızlıklara rağmen eğitim sürdürülebilir. Ama öğretmensiz işleyen bir eğitimin düşünülmesi mümkün değildir.
    Bunun yanısıra gelişen teknolojik gelişmelerin eğitimde yoğun olarak kullanılmaya başlanması da eğitimin amaçlarının gerçekleşmesinde öğretmenin rolünü azaltmamıştır. Çünkü eğitim sadece kuru bilgi aktarımı değildir. Aksine eğitim insanlar arası sıcak ilişkiyle şekillenen, yaşanıp-denenerek edinilen bilgilenme ve davranışsal değişimdir. Bu anlamda öğretmenler programların yaşamsallaşmasının an a htarıdırlar.
    Öğretmenler, öğrencilerin özgürleşmesi, demokrasi bilinci kazanması, yaratıcı üretken bireyler olabilmesi ve kendilerini ifade edebilmesi gibi sosyal alana ait konularda da önemli bir işlevsellik üstlenirler, üstlenmelidirler.
    Öğretmenin eğitim sistemi içindeki yerinin önemi, bu mesleğin herkes tarafından yapılamayacağını da ortaya koyar. Eğitimin çeşitli fonksiyonlarını yerine getirmesi için nitelikli bir öğretim kadrosuna gereksinim vardır. O nedenle öğretmenliğe gereken değer verilmeli, öğ r etmen olacakların seçilmelerine, yetiştirilmelerine ve doyumlarını sağlamaya dönük sağlıklı uygulamalar yaşama geçirilmelidir. Öğretmenlerin gelişkinliklerine ve onların görevlerini isteyerek yapmalarına olanak sağlayan koşullarla, toplumsal gelişim arasındaki denge gözardı edilmemelidir.
    Peki, yapılan iş açısından önemle üzerinde durulan öğretmenlik ve öğretmen nedir? Öğretmenlik Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 43. maddesinde ".. devletin eğitim-öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini içeren özel bir ihtisas mesleğidir" şeklinde yer alırken (MEB 1993 s.13), Avrupa Konseyi'nin 1983'de yayımladığı bir raporda ise öğretmen, "çeşitli kaynakları anlamlı bir eğitim ve öğretim yaşantısına dönüştüren kişi" olarak tanımlanmıştır.
    Bizce de öğretmen, öğretme-öğrenme ilişkisi açısından gelişkin, öğrencilerin yetenekleri doğrultusunda gelişimlerine aktif olarak katılan ve öğrencilerin bağımsızlaşmalarına olumlu etkide bulunurken, aynı zamanda toplumun demokratikleşmesine katkı sunan kişidir.
    ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARINI ETKİLEYEN NEDENLER
    Öğretmen davranışlarının nedenlerini açıklayabilmek için çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalar bu davranışlar üzerinde birçok faktörün etkili olduğunu ortaya koymuştur. Öğretmen davranışlarına etki eden faktörleri şöyle bir şemayla göstermek olasıdır:
    Ülke açısından
    -Ülkenin sosyo-ekonomik, kültürel yapısı
    -Eğitime verilen önem, ayrılan pay
    -Resmi ideoloji
    Öğretmenin yaşam deneyimi açısından Öğretmen yetiştirme açısından:

    Çalışılan okulun özellikleri açısından



    Öğretmenleri ve onların okulda-sınıfta sergiledikleri davranışları elbette ki yukarıdaki şemada açıklanan faktörlerden ayrı düşünemeyiz. O nedenle öğretmeni etkileyen tüm basamaklar üzerinde dönüştürücü bir örgütsel mücadelenin yürütülmesi gerek mektedir.
    Ancak bir yandan genel mücadele sürdürülür ken diğer yandan da yaptığımız işi nasıl gerçekleştirdiğimiz üzerinde durmak ve gelişkin birer öğretmen olabilmek sorunun odak noktası olmalıdır. Kitapçığımızın konusu olan öğretmen davranışlarının incelenmesi ve olumsuz davranışlara eleştirel yaklaşımımı z , sistemi gözardı ettiğimiz yanılsamasını doğurmamalıdır.
    NİTELİKLİ VE ETKİLİ ÖĞRETMEN
    Öğrencilerin eğitsel amaçlara uygun bir şekilde yetişmelerinde öğretmenlerin önemli rolü bulunur. Eğitimin verimli gerçekleşmesini öğretmen niteliği ve etkililiğinden ayırmak mümkün değildir. Bu nedenle öğretmenlerin nitelikli olmaları beklenir. Öğretmenlerin görevlerini en iyi şekilde yerine getirip getiremediklerinin önemli göstergeleri öğrencilerdir. Öğrencinin sınıf a girişi ile ayrılışı arasındaki olumlu fark öğretmen katkısının ortaya konmasını sağlar. (Bu arada çalışma ortamı, çalışılan bölgenin özellikleri, sınıf mevcutları gibi faktörlerin öğretmen performansına etki ettiği unutulmamalıdır.)
    Öğretmenin okuldaki çalışmalarında daha etkin olması ve öğrencileriyle sağlıklı bir eğitim-öğretim gerçekleştirebilmesi onun yeterlilik düzeyi ve kişilik özellikleriyle bağlantılıdır. Öğretmenin tek başına iyi niyetli bir çaba içinde olması nitelikli bir eğitim süreci açısınd a n yeterli olamaz. Öğretmenin alanında bilgili olması, genel kültür ve mesleki açıdan yetişmiş ve sürekli gelişime açık olması gerekmektedir. Öğretmen kişisel özellikler açısından verimliliğe olumlu etki yaratacak düzeyde bulunmalıdır. Öğretmenin sahip olm a sı gereken kişisel nitelikler; samimiyet, sabır, sevecenlik, demokratiklik ve hoşgörü olmalıdır.
    Ancak bu şekilde öğrencileri öğrenme sürecinin aktif birer parçası yapmak ve çok yönlü gelişimlerini sağlamak olanaklı olur.
    Oysa bugün ülkemizde öğretmen niteliği konusunda oldukça fazla sıkıntı bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar öğretmenlerin derslerde gösterilmesi gereken davranışlar konusunda yeterli bilgilerinin bulunmadığını ortaya koymaktadır (Nas, 1991, s.366). Öğrencilerin okullarda karşılaştıkları ut a nç verici durumlar, aşağılanmaları, düzeysiz ilişkiler, sıkıntılı dersler, köreltilen yetenekler, okuldan soğuma... öğretmenin tutum ve davranışlarıyla bağlantılı düşünülebilecek konulardır.
    "Nitelikli ve etkili öğretmen" konusunda elbette ki tek tek bireyleri ele almak fazlasıyla anlamlı değildir. Öğretmen olarak yetiştirilecek kişilerin seçiminden, yetiştirilmelerine ve gelişmelerine olanak sağlanmasına kadar uzanan bir "öğretmen yetiştirme sürecinin" irdelenmesi, öğretmen doyumunu sağlayacak ortamın yar a tılması "nitelikli öğretmen" konusunda ele alınması gerekli noktalardır.
    Özetle, nitelikli ve etkili öğretmen, gerek öğretmen yetiştiren kurumların geliştirilmesi ve gerekse bireyin kendisini sürekli yenileme isteği ve çabası ile birleşerek ortaya çıkacaktır.
    Günümüz koşullarında eğitimden beklentiler ve öğrenci gereksinimlerine yanıt verme açısından nitelikli ve etkili öğretmenin özellikleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
    - İstenilen kişilik özellikleri açısından gelişkin,
    - Ekonomik, sosyal ve çevre so runlarına duyarlı,
    - Alan bilgisi ve mesleki açıdan yetkin,
    - Kültürel açıdan gelişmiş,
    - Gelişmeye açık ve kendini yenileyen,
    - Öğrencinin yetişmesine sınıf içi ve dışı etkinlikleriyle çaba harcayan,
    - İletişim yöntemlerini sağlıklı uygulayan,
    - Öğrencileri çok yönlü tanıyıp öğrenme sürecine katan,
    - Bireyin gelişme potansiyelini kabul eden.
    OKULDA ÖĞRETMEN
    Okullar eğitim sisteminin temelini oluştururlar. Çok yönlü işlevi olan, sadece okul girdileriyle kalmayıp, aile ve çevreyi de etkileyen okulların çeşitli misyonları vardır. Eğitim sisteminin yönetim kademelerinde oluşturulan program ve alınan kararlar okullarda yaşama geçer. Okulun işlevsizliği veya demokratik olmayan yapılanması bu birimin tüm parçal a rını (öğretmen, yardımcı hizmetler, öğrenci.) olumsuz olarak etkiler. Eğitim beklentilerinin gerçekleşmemesine yol açar.
    Oysa, okulların toplum yaşamının gelişmesi açısından önemli bir yeri bulunmaktadır.
    Ancak okulların farklı nedenlerden kaynaklanan işlevini yerine getirememe ve değer yitimine uğrama riski ile karşı karşıya oldukları açıktır. Okulları canlandıracak yatırımların yapılmaması, okul "lideri" olması gereken yöneticilerin yetersizlikleri ve siyasal tercihlerle atanmaları, yetersiz kişilerin öğretmen olması, okulun ticarethaneye dönüşmesi, çevre bağının kopması... gibi sorunlar hem öğrencileri yıpratmakta hem de okula güvensizlik doğurmaktadır. Öyle ki "1990'lı yıllarda İngiltere'de 5 bin aile, ABD'de 1,5 milyon aile sistemden daha iyisini kendi l erinin gerçekleştireceklerine inandıklarından çocuklarını okula göndermeyip evde eğitmektedirler." (Cumhuriyet dergi 1 Kasım 1992 Sa.345 S.10)
    Okulların etkin olmaması sonucu da yaratıcılık yeteneği gelişmemiş, kendine güvensiz, demokratik değerleri kazanamamış insanlar oluşumundaki etkilerini biliyoruz. Bu nedenle okulların demokratik ve etkili hale getirilmesinde öğretmenlere önemli görevler düşer. Genel sorunların çözümü yanında, okulların tüm işlerliğinin demokratikleştirilmesine katkı sunma çabamız b u alanın tarafımızdan doldurulması anlamına gelecektir. Yeter ki öğretmenler sorumluluklarının ve etki alanlarının genişliğinin farkına varsınlar; içinde bulundukları atıllıktan, ilgisizlikten sıyrılıp okulun tamamına bir bütün olarak sahip çıksınlar.
    Yukar ıda yapılan genel açıklamalar ardından şimdi de okullardaki genel görüntü ve demokratik öğretmenlerce yapılabileceklere birkaç örnek vermek istiyoruz:
    Öğretmenler Kurulu
    Bu kurul size neyi çağrıştırıyor? diye sorarsak, çoğumuz resmi bir zorunluluğu, yöneticilerin planlar, nöbetler, kılık-kıyafet vb. alışılagelmiş tekrarlarını ve tehditlerini; üretimsizliği, suskunluğu, bir an önce bitse de gitsek duygusunu, kendini ifade e tmek isteyenlere kızgınlığı ve genellikle fiziki eksikliklerin tamamlanmasının istendiği yerler olarak anımsarız. Öğretmenler kurulu bizim için çok anlam ifade etmez ve kurul sonucu değişen bir şey olmayacağına dair bir inanç vardır.
    Öğretmenler kuruluna yaklaşım ve katılımsızlık, kendini toplantı süresince tutulan tutanaklarda da göstermektedir. Öğretmenler kurulları esasen çalışma ilkelerinin ve işbölümünün belirlendiği, öğrenme süreci eksikliklerinin tartışıldığı toplantılar olması gerekirken, bu toplan t ıların nasıl verimsiz geçtiği hepimiz tarafından bilinmektedir.
    Oysa, öğretmenlerin gittikçe örgütsüzlüğe, yalnızlığa ve yabancılaşmaya itildiği bu dönemde öğretmenler kurullarını herkesin kendini ifade ettiği, karşılıklı etkileşimle geliştirdiği ve okulun etkin bir parçası olduğunun bilincine vardıran ortamlar olarak değerlendirmek mümkündür.
    Okullarda demokrasinin yerleştirilmesi, öğretmenler arası ortak iradenin sergilenmesi açısından öğretmenler kurulunun önemi gözardı edilmemeli, bu kurulun üzerindeki ölü toprağının atılarak canlandırılması sağlanmalıdır.
    Bu anlamda;
    - Kurul gündemi öğretmenlere önceden bildirilmeli,
    - Gündem maddeleri üzerinde öğretmenler arası ön tartışma yapılmalı,
    - Tüm öğretmenlerin görüşlerini belirtmeleri sağlanmalı,
    - Konulara v e işleyişe ilişkin öneriler üretilmeli, eksiklikler tartışılmalı, Sosyal kol ve öğrencilerle ilgili etkinliklere önem verilmeli,
    - Toplantıda gündem dışı uzatmalara engel olunmalıdır.
    Öğretmenler Arası İlişki
    Bugün öğretmenler arasındaki ilişkilerin sığ ve kapalı olduğu görülmektedir. Öğretmen odalarında konuşulan konular; öğretmenlerin kendi uygulamalarını diğer arkadaşlarından saklamaları, derslerinin izlenmesinden çekinmeleri ve ortak üretimlere yanaşmamaları yaşanan sorunların başlıcalarıdır.
    Okullarda aynı koşullarda çalışan öğretmenlerin birbirleriyle alana ait üretken bir ilişki içinde olmaları yararlıdır. Çeşitli deneyimlerin, yöntemlerin birbirine aktarılması, sorunlar karşısında dayanışma ve yapılan işten zevk alma açısından bu ilişkiler oldukça yaşamsaldır. Bu sayede öğretmenler okulu bütün olarak tanımayı, buna yönelik tavırlar geliştirmeyi, öğrenme sürecini zenginleştirmeyi ve öğrencileri bütünsellikli bir programın parçası yapmayı başarabilirler.
    Nitelikli ve etkin öğretmenler aracılığıyla öğretmenler arası ilişkinin çalışma koşullarına ve alana kaydırılması, yalnızlığı engelleyecek, desteği arttıracak, öğrencilere olumlu olarak yansıyacak, iş zevki ve verimliliğini yükseltecektir. Böylece hem öğretmenler birbirlerini ç e şitli yönleriyle tanıyacak ve etkilenecek hem de profesyonel sorumluluklarını yerine getirebileceklerdir. Öğretmenler arası işbirliği ve etkilenmenin tüm dışsal yönlendirmelerden daha etkili olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
    Okul İçi Kurumlar ve Öğretmen
    Okulun kendine ait alt örgütlenmeleri vardır. Bunları okul içi organlar diye tanımlayabiliriz. Okul-aile birliği, öğretmenler kurulu, satın alma komisyonu, öğrenci temsilcilikleri .... bu kurumlardan bazılarıdır. Sayılan bu organlara öğretmenlerin kararları alanlar olarak değil de, uyanlar ve denetleyenler olarak katılmaları istenir. Doğrusu öğretmenlerin çoğunluğunun da, ne organlar ve kararlardan haberleri vardır ne de böylesi bir ilgileri. Öğretmen içinde bulunduğu sürece ve on u n parçalarına sanki yabancılaşmış gibidir. Bu durum doğal olarak okul içi organların belli yöneticiler elinde kullanılmaları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda öğretmenlerin ilgisiz tavırları okul içi demokrasinin gelişmesine olumsuz etki etmekte dir.
    Arzu edilen, okul içi organların demokratik değerler çerçevesinde katılımcı yapılara dönüştürülmesidir. Öğretmenler ve diğer çalışanlara bunu sağlama konusunda görevler düşer. Başta okul içi organları ve işleyiş esaslarının tanınması gerekir. Daha sonra bu organ çalışmalarına görüşlerle katılma, yer alma, müdahale etme ve sonuçlarından okulun tamamının ve çevrenin olumlu etkilenmesini sağlamaya uğraşmak önemlidir.
    ÖĞRETMENİN SINIFA VE ÖĞRENCİYE BAKIŞI
    Öğretmenin sınıf ve öğrenciye bakışı onun sınıf içi davranış ve etkinliklerinin çerçevesini çizer.
    Öğretmenin sınıfta katı kuralcı olması, sınıf içi tüm kural ve ilişkileri belirme yetkisini yani "gücü" elinde tutması, sınıfta olumlu olmayan, öğrencileri tedirgin eden, soğuk bir havanın gelişmesine yol açar. Öğrenciler içlerine kapanık, katılımsız ve öğrenim süreçlerine ilgisiz bir konuma sürüklenebilir. Oysa sınıflar öğrenci ve öğretmenlerin kendilerini rahat hissettikleri ve sıcak ilişkiler i n yaşandığı yerler olmalıdır. Bu anlamda öğretmenlerin sınıfları baskı ile disipline edilecek, aktarılan bilgileri aynen alacak bir bütün halinde görmelerine dayanan geleneksel anlayıştan ve bu anlayışın kendilerine yüklediği rollerden sıyrılmaları gerekm ektedir.
    O halde sınıf ortamı öğretmen tarafından nasıl görülmeli, işlerlik nasıl düzenlenmelidir?
    - Sınıflar homojen değildir.
    - Öğrenciler çeşitli yönleriyle (duygusal, bilişsel, kültürel vs) tanınmakta, sınıf içi tüm süreçler buna uygun ayarlanmaktadır.
    - Sınıfta güce dayalı çatışmalar ve beraberinde oluşan korku-kaygılar yoktur.
    - Eşitlik hakimdir, yetkiler dağıtılmıştır.
    - Sınıf kuralları öğrencilerle birlikte alınmakta, azınlık görüşleri tartışılmaktadır.
    Sınıfa ait bu genel bakışın ardından öğrencilere yönelik algılamanın da ortaya konması yararlı olacaktır.
    Geleneksel eğitim anlayışı ve geleneksel öğretmen bakışı içinde öğrenciler şekillenmesi gerekli nesneler olarak görülürler. Öğretmenler öğrenciler için programlar hazırlar ve uygularlar. Öğrenci "boş kap" şeklinde düşünülerek olabildiğince bilgilerle yüklenir ve bu bilgileri kendinden istendiğinde geri bildirimle aktarabilirse başarılı olarak değerlendirilir. Doğal olarak öğrenci-öğretmen arasındaki il i şki de "öğretmen merkezli" yöntemler üzerinde şekillenir. Özgürleştirici olmayan bu eğitim anlayışını ve öğrencinin yerleştirildiği yeri Freire "bankacı eğitim modeli" olarak aşağıdaki şekilde ifade etmektedir:
    - Öğretmen öğretir ve öğrenciler ders alır .
    o Öğretmen her şeyi bilir, öğrenciler hiçbir şey bilmez.
    o Öğretmen düşünür, öğrenciler hakkında düşünülür .
    o Öğretmen konuşur, öğrenciler uslu uslu dinler .
    o Öğretmen disipline eder, öğrenciler disipline sokulurlar .
    o Öğretmen seçer ve seçimini uyg ular, öğrenciler buna uyarlar
    o Öğretmen yapar, öğrenciler öğretmenin eylemi yoluyla yapma yanılsamasındadırlar .
    o Öğretmen müfredatı seçer, ve (kendilerine danışılmayan) öğrenciler buna uyarlar .
    o Öğretmen bilginin otoritesini, kendi meslek otoritesiyle karıştırır ve bu otoriteyi öğrencilerin özgürlüğünün karşıtı olarak öne sürer .
    o Öğretmen öğrenme sürecinin öznesidir, öğrenciler ise sadece nesnedirler . (Freire, 1991 s.48)
    Çağdaş-demokratik eğitim anlayışı, öğretmenlerin öğrencileri algılayışları ve onlara bakışları üzerinde değişiklikler yaratmıştır.
    Nitelikli ve etkin öğretmenler öğrencileri öğrenme sürecinin nesnesi değil aksine öznesi olarak görürler. Öğrenciler bilgi depolanacak yerler olmaktan uzaklaşarak artık öğrenmeye aktif katılan, yetenekleri ölçüsünde gelişen, öğrenirken öğreten, bağımsız kişilerdir.
    Sınıf ve öğrenciye yönelik böylesi bir bakış öğretmenin davranışlarını değiştirir. Sınıfta demokrasi gelişir, öğrenci başarısı yükselir ve disiplin olayları azalır. Sınıf ve öğrencilerden beklentiler netleştiği için umutsuzluk ve hayal kırıklıkları tükenir ve nitelikli bir sınıf içi etkinlikler dizininin uygulanma şansı artar.
    SINIFTA EŞİTLİK
    Sınıflar çok farklı sosyo-ekonomik, kültürel yapılardan gelen ve farklı kavrama seviyelerinde olan öğrencilerden oluşurlar. Öğrenciler bu farklılıklarına rağmen sınıf içinde eşit bireyler olarak bulunurlar.
    Nitelikli ve etkin öğretmenler öğrencilerini bu yaklaşıma uygun olarak görür ve eşitlik ilkesine dayalı uygulamalar içinde olurlar. Ancak sınıfta eşitlik "herkese aynı davranmak" demek değildir. Aksine herkese aynı davranmak farklılıklardan kaynaklı istekleri doyurmaz, belki de eşitsizliği pekiştire b ilir. Sınıfta eşitlik;
    - Öğretmen ve öğrenciler arasında eşitlik (bilgi, deneyim ve roller farklı olsa da) olması,
    - Öğretmenin tüm öğrencilerine eşit insani değer verirken herbirine uygun yaklaşımlar geliştirmesi,
    - Öğrenme etkinliklerinin her öğrencinin seviyesine uygun gruplandırılarak uygulanması ve zamanın uygun şekilde dağıtılmasıdır.
    Yaşanılan her ortamda olduğu gibi sınıfta da öğrencilerin iç dünyalarının renklerini sunmaları, düşüncelerini açıklamaları, tartışmalara katılmaları ancak kendilerini sınıftaki diğer üyeler gibi kabul gören ve eşit haklara sahip birer üye olarak hissetmesi ile mümkündür. Eğer bu gerçekleştirilemezse öğrenci içine kapanacak, suskunluğu, pasifliği tercih edecektir.
    Bugün bazı öğretmenlerin sınıf içi davranışlarında eşitliğe uygun olmayan yaklaşımlar içinde bulundukları görülmektedir. Derslerin işlenişinde hep belirli öğrencilerin öne çıkarılması (sınıfın gözdeleriyle ders yapma), bazı öğrencilerle sağlıklı bir ilişk i oluşturulup saygılı bir dil kullanılırken, bazı öğrencilerin damgalanmış gibi hep olumsuz yaklaşımlarla karşı karşıya kalması, öğretmen otoritesinin sınıfta her an hissedilmesi bunların belli başlıcalarıdır.
    Sınıfta eşitliğin mutluluk, güven ve başarı anlamına geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
    ÖĞRETMENİN MODEL OLMASI
    Model alma, "birlikte yaşanılan ortamlarda belirli kişilerin çeşitli özelliklerinin, davranışlarının diğerlerince örnek alınması" olarak tanımlanabilir.
    Öğretmenler "öğrencilere model olma" rolünü üstlenmiş durumdadırlar. Öğrenciler, öğretmenlerinin giyim şekillerini, konuşmalarını, demokratik ya da katı tutumlarını, sorun çözme yöntemlerini, değerlerini ... kendilerine örnek alma eğilimindedirler.
    Öğretmenlerin, öğrencilerinin birer modeli olduklarını unutmamalarının eğitim amaçlarının gerçekleşmesi ve demokratik değerlerin kazanılmasında önemli bir yeri vardır. Çünkü öğrencilerdeki değişim sadece onlara söylenenler üzerinden değil, uygulamalar ve somutlaşan davranışlar üzerinden gerçekleşir. O nedenle öğretmenin söyledikleri ve davranışları arasında uyumun bulunması gerekir. Bu uyum, öğrencide öğretmene karşı belirgin bir güvenin oluşmasında ve başarısının artmasında da etkili olur.
    Öğrencilerine model olan öğretmenin öğrenciden beklentisi aynen kendisi gibi davranmasını ve taklit etmesini beklemek olmamalıdır. Öğretmen, davranışlarının genel çerçevesinin etkili olacağının bilinciyle kendini işe verme, konuşurken dili iyi kullanma, konuşan öğrenciyi dikkat l ice dinleme, kendi hatasını kabul etme, özür dileme gibi konularda örnek olmalıdır.
    Ancak, öğretmenin model olması öğrencilerle karşılaştığı ortamlarda "istenilir davranışlar gösterme" adına rol oynamaya çalışmasıyla başarılamaz. Aksine model olma, öğretmenin kişilik, yetişmişlik, iletişim becerilerine sahip olma gibi özelliklerle yani nitelikli öğretmen davranışlarıyla gerçekleşir.
    Bugün öğrenci gözünde öğretmenin model olma rolünü olumsuz olarak etkileyen ve öğrencide şaşkınlık, düş kırıklığı yaratan bir çok olayla karşılaşılmaktadır. Örneğin öğrencilerine savaş ve şiddetin zararlarını anlatırken, kendisi sınıf içinde şiddet uygulayan; sigara zararlıdır deyip, bahçe ve koridorlarda sigara içen; kitap okuyun öğüdü verirken, kendisi kitap okumayan; hataları kabul edip düzeltme gerekliliğine vurgu yapıp, kendi hatalarını hiç kabullenmeyen öğretmenler vardır. Böylesi çelişkili durumlarda öğrencilerin kendilerine en yakın kişi olan öğretmeni olumlu yönde model almasının sağlanamayacağını, güvensizliğe ve yapay d avranışlara sürüklenebileceğini unutmamak gerekir.
    SINIFTA KENDİNİ İFADE ETME, TEŞVİK, DESTEK
    o Sus, yanlış söyledin. Madem bilmiyordun...
    o Bu ne biçim resim? Karmakarışık...
    o Ne anlatıyorsun, hiç bir şey anlamadım...
    Yukarıdaki ifadeler hiç de yabancı gelmedi değil mi? Öğretmenlerin çoğunun, öğrenci gayretlerine yönelik kullandıkları, onları umutsuzluğa, pasifliğe iten yaklaşımları. Bu bölümde öğretmenlerin öğrencilerini teşvik etmelerine ve desteklemelerine yönelik açıklamalar ile teşvik ve övgü arasındaki farklılıklar ele alınacak.
    Tüm insanlar kendilerini bir şekilde ifade etme gereksinimi duyarlar. Bu ifade ediş, kişinin o anki kişisel özellikleri, yetenekleri, o andaki duygu ve ihtiyaçları üzerinde gerçekleşir. Öğrenciler de aynı şekilde kendilerinin var olduklarının ve görüldüklerinin bilincinde olmak isterler.
    Öğretmenlerin yapması gereken şey öğrencilere içinde bulundukları durumlarıyla kabul edildikleri mesajını göndermek ve onlara gelişimlerinin her basamağında güç ve kendine güven verecek bir yaklaşım geliştirmek olmalıdır. Bu yöntem teşviktir.
    Teşvik kısaca "harcanan çabaya veya yapılan işin özelliklerine odaklaşan olumlu bir cevap" * şeklinde tanımlanabilir. Teşvik edişte önemli özelliklerden biri öğrencilerin hata yapabileceklerini kabul etme ve her hata-başarısızlıkta öğrencinin yargılanmasından uzak durmadır. Çünkü hata ve başarısızlıklarıyla yargılanan öğrencide mükemmel olma anlayışı gelişecek ve o lumsuzluk halinde yılgınlık hakim olacak; yeniden deneme çabası ortadan kalkacaktır.
    Teşvikin kendine özgü bir dili vardır. Kabul eden bir sessizlik, dokunma, gülümseme, mimikler teşvik dili olarak kullanılabileceği gibi, öğrencinin yaptığı işin çeşitli aşamalarına dair söylenebilecek cümleler de etkili olur:
    - Bu resmi yapabilmek için epey uğraşmışsın...
    - Çalışmanda neleri kullandın?.
    Öğrenim hayatınıza dair yaşadıklarınızı geriye doğru giderek bir düşünün. Çeşitli uğraşılarımız, başarmaya çalıştığımız işler (ilk yazı denemelerimiz, problem çözme veya anlatımlarımız ...) içinde acaba bizi umutlandıran, çalışma gayreti içine sokan ve kendi değerlendirmemizi yine kendi sürecimiz içinde yapmamızı sağlayan sözler hangileriydi acaba? Bunlar elbette teşvik söz c üklerinden başkaları değil. Teşviği kullanan öğretmenin "en değerli başarı başkalarını geçerek değil, kendini aşarak elde edilen başarıdır" (A. Yörükoğlu) * sözünü unutmamaları gerekir.
    Bu arada teşvik ve övgü arasında ayrımlar olduğu ve ikisi arasında sıkça karıştırmalar yaşandığını anımsatmakta yarar var. Övgü bitmiş bir işe ait olumlama veya sonuca ilişkin yüceltme olarak tanımlanabilir. Övgü yapılan işin topluca görülmesi ve "otoritenin" beğenisinin ifadesi olarak ortaya çıkar.
    Teşvik ile övgü arasındaki farklarla, teşvikin kimi özellikleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
    - Teşvik: çabanın fark edilmesidir.
    Övgü ; bitirilmiş bir iş için verilen ödüldür.
    - Teşvik öğrencinin yaptığı işle kendisini değerlendirmeye yardım eder.
    Övgü ; öğrencilere başkalarının isteklerini yerine getirdiklerini söyler.
    - Teşvik; yapılan işin güçlü yönlerini vurgular. Öğrencilerin yeteneklerini farketmelerine ve kendilerini güvenli hissetmelerine yardım eder.
    Övgü ; öğrencinin yaptığı iş ile öz değerini birleştirir. Böylece yenilgi korkusu yaratır.
    - Teşvik; kabul ve saygı demektir.
    Övgü ; istediği kadar candan olsun, öğrenciye soğuk bir değer yargısı getirir.
    - Teşvik; eşit insanlar arasında bir mesajdır.
    Övgü ; hakimiyet kurmaktır. Öven kişi ö vülene yüksekten bakar.
    - Teşvik; herkese rahatça verilebilir. Çünkü herkesin teşvike ihtiyacı vardır.
    Övgü ; yapılmadığı zaman ceza yerine geçer veya çok yapılırsa ucuzlar.
    ÖĞRENCİNİN SINIF İÇİ KARAR SÜREÇLERİNE KATILIMI
    Yaşanılan her ortamın kendine özgü belirli kuralları bulunur. İnsanların davranışlarına etki eden-belirleyen kuralları tanımaları ve bunlara ait alınan kararlarda kendilerinden bir şeyler bulmaları uyumsuzlukların azalmasını sağlar.
    Sınıf ortamları, yoğunluğu nedeniyle kuralları bulunan ve işlerliği genel olarak çizilen yerler olmak durumundadır. Ancak burada önemli olan sınıfa ait kuralların kimler tarafından belirlendiği, kararların kimler tarafından alındığı; öğrenci katılımının bulu n up bulunmadığıdır.
    Bugün sınıflar geleneksel kuralları bulunan, okul yönetimleri ve öğretmenler tarafından alınan kararların uygulandığı yerler olmuştur. Genellikle bu kural ve kararlar son halleriyle öğrencilere sunulmakta ve onlardan bunlara uyulması ve uygun davranmaları beklenmektedir. Öğrenciler kuralları sorgulayamamakta, benimsemeseler bile uymak zorunda (uyuyormuş gibi davranmak zorunda) kalmaktadırlar.
    Oysa kurallar sorgulanmak için ilgili tüm tarafların kabul edebileceği bir şekle bürünmeleri, aksi halde değiştirmeleri için vardır. Kuralların sorgulanmadığı yerlerde aşağıda anlatılana benzer olayla karşılaşmak olasıdır:
    "Çift giriş kapısı bulunan bir okulda, kapıların birinde yenileme çalışmaları yapılır. Bu arada öğrenciler zarar görmesinler diye buradan giriş geçici olarak durdurulur. Ve o günden sonra hiçbir öğrenci o kapıdan içeri girmez. Taa on sekiz yıl sonra buraya gelip niçin öğrencilerin o kapıyı kullanmadıklarını soran ve işin aslını ortaya çıkaran yeni müdüre kadar....”
    Demokratik davranışlara sahip öğretmenlerin, genel konulara olduğu kadar, sınıflarına ait konularda da öğrenci düşüncelerine başvurmaları beklenmelidir. Bu anlamda geleneksel olarak dillendirilen sınıf içi kurallar öğrencilerle tartışılmalı, yapılan tüm iş ve etkinliklere a it kararların alınmasında öğrenci görüşüne başvurulmalıdır. Ortak alınan kararlara öğretmenler dahil herkes uymalı, farklı yaklaşımlar tartışmaya açılabilmelidir.
    Sınıf içi demokrasinin yerleşmesi ve öğrencilerin demokrasiyi sindirerek yaşamalarının ancak kendi katılımları ve sorgulama haklarının bulunmasıyla yaratılabileceği unutulmamalıdır.
    Belirli bölümleri birleştirilerek aşağıya alınan anketin sınıf içi süreçlerde öğrenci katılım oranlarının görülmesi ve öğretmenlerin konuya ilişkin yapabilecekleri uygulamalar açısından yararlı olacağını umuyoruz.
    Geleneksel Öğretim Uygulamaları ve Sonuçları
    Öğretmen merkezli olarak hazırlanan ve sunulan, öğrencileri katılımsızlık ve ezberciliğe doğru iten uygulamalardır. Derslerde kazandırılacak bilgi ve davranışlar öğrencilerin yaşamlarından, gereksinim ve seviyelerinden, çevre olanaklarından bağımsız olarak belirlenir. Amaç, öğrencilerin kendi özelliklerine uygun geliştirilmesi değil, öğrencilerin kendilerine aktarılan bilgi ve davranış kalıplarını aynen almaları, benimsemele ridir.
    Geleneksel yöntemlerin başarı ölçütü ise, öğrencinin kendine yüklenen bilgileri istendiğinde aynen aktarması ve beklenen davranışları göstermesidir.
    Geleneksel öğretim yöntemlerinin uygulandığı sınıflarda dikkat çeken çeşitli durumlar vardır. Ders iletişiminin büyük bölümü (%85) öğretmenin elindedir. İşleniş esasen öğretmenin anlatması (dersin %68'i öğretmen konuşmasıyla geçiyor) öğrencilerin sessizce dinlemeleri ve kendilerine soru sorulduğunda cevap vermeleri şeklinde olur. Ağırlık sözel yöntemlerd e odaklanmıştır. Derslerde öğretmenler sanki öğrenci değil de kendileri öğreniyorlarmış gibi davranırlar. Soru sorar, yine kendileri cevaplandırırlar. Uygulamaları kendileri gerçekleştirir, sonuçları yine kendileri söylerler. Öğrencilere yöneltilen sorular genellikle onların seviyelerine uygun olmayan ve kapalı uçlu (ezber yanıtlamaya dayalı, yaratıcılığa kapalı) bir şekildedir.
    Geleneksel yöntemin en belirgin özelliklerinden biri de sınıfta öğrencilerin çok az konuşmaları, hemen hemen hiç soru sormamaları, derslerin sınıf dersi şeklinde işlenerek, öğrencilerle ayrı ayrı ilgilenilmemesidir.
    Bu yöntemi uygulayan öğretmenlerin yılın başından sonuna kadar derslerin hazırlanması, uygulanması, değerlendirilmesi sırasında genellikle aynı davranış şekillerini tekrarladıkları izlenmektedir. Öğretmenin sınıfa girişi, öğrencileri selamlaması, dersi işlemesi, öğrencilere yaklaşımı ve sınıfı terk edişi aynı bunaltıcı tekrarlılıktadır.
    Uygulanan geleneksel öğretim yöntemleriyle birlikte, öğrencilerin derslerde bıkkınlık hissettiklerini ve okuldan soğuduklarını, yeteneklerini ortaya koyamadıklarını, pasifleştiklerini ve disiplin sorunlarının çoğaldığını söylemek yanlış olmaz. Bu yöntemle ortaya çıkan öğrenci ve öğretmen rolleri aşağıdaki tabloyla ortaya konabilir.
    Öğretmen Öğrenci Sonuç
    Hazırlayan, planlayan
    Anlatan
    Yapan
    Kontrol eden
    Bilgi yükleyen
    Cezalandıran, kalıba sokan Pasif
    Dinleyen
    İzleyen
    Kontrol edilen
    Yüklenen ve istenildiğinde aktaran Cezalandırılan, kalıba sokulan Öğrenci;
    - Kendini ifade edemeyen,
    - Sorgulamayan, edilgen,
    - İlgi ve yeteneklerine uygun olarak gelişemeyen,
    - Kendine güvensiz olur.

    Çağdaş Öğretim Yöntemleri ve Sonuçları
    Burada önemli olan öğrencilerin çok yönlü gelişmelerine olanak hazırlayıcı (bedensel, duygusal, akademik-sosyal) bir işlerliğin devreye sokulmasıdır. Öğrenci, öğrenme süreçlerinin tüm aşamalarının (hazırlama, planlama, uygulama, değerlendirme) bir parçası konumundadır. Öğrenilecek bilgi ve kazandırılacak davranışlar çevreye, olanaklara, öğrenc i yaşamına ve yeteneklerine-gelişimine uygun olarak belirlenir.
    Çağdaş öğretim yöntemlerinin uygulanması öğrenci merkezli olarak gerçekleşir. Yani öğrenciler kararlara katılırlar, derslere ait uygulamaları kendileri gerçekleştirirler, sınıflarda konuşur, soru sorar, tartışmalar yaratır ve yaparlar. Dersler sadece bilgi aktarımı yönüyle değil, sosyal çalışmalarla (sosyal kollar, işler....) ön plana çıkar.
    Öğretme-öğrenme süreçlerinin böylesine renklendirildiği ve öğrencilerin kendi varlıklarının bilincine ulaştıkları uygulamalar aynı zamanda öğrencilerde okul ve öğrenme sevgisi yaratır. Derslerdeki öğretmen rolünde de değişim olur. Öğretmen; düzenleyen, yol-yöntem gösteren, kendine danışıldığında açıklamalar yapan... birer organizatör rolü üstlenir.
    Sınıf içi öğretmen ve öğrenci rolleri ise aşağıdaki şekilde gerçekleşir:

    Öğretmen Öğrenci Sonuç
    Eğitim yaşantılarına rehberlik eder. Aktiftir, katılımcıdır. - Öğretmen ve öğrenciler uyumlu bir çalışma içindedirler.
    Öğrenciyi aktif tutar, öğrenci katılımını sağlar. Sürecin öznesidir. - Öğrenciler kendi yeteneklerinin farkına vararak gelişirler.
    Düzenleyicidir. Kendini kontrol eder. - Öğrenciler bağımsız ve özgür davranış gösterirler.
    Yaratıcılığa önem verir. Rahat d avranır.
    Yol göstericidir. Sorumludur.
    Üretkendir.
    Konuşan ve sorgulayandır.
    Çağdaş öğretme yöntemlerinin kullanılması, öğretmenlerin geleneksel davranış biçimlerinden uzaklaşmasına ve sınıf içi demokratik davranışlar geliştirmelerine yol açar.
    Öğrenme süreçlerinde kullanılabilecek yöntemlerden belli başlıcaları şunlardır:
    a. Sınıf tartışması
    b. Yaratıcı sanat çalışmaları
    c. Bağımsız çalışma
    d. Grupla çalışma
    e. Gözlem-deney
    f. Anlatım yöntemi
    g. Soru-yanıt yöntemi
    h. Gösterip yaptırma
    i. Problem çözme
    j. Örnek olay yöntemi
    Örnek Bir Öğretim Tekniği: YARATICI DRAMA
    Drama bir sanat eğitimi alanıdır. Sanat eğitimi güzel sanatların tüm biçim ve alanlarını içine alan, eğitim ve öğretimin tüm sorunlarıyla ilgilenebilen, okul ve okul dışı yaratıcı sanatsal etkinlikleri ve eğitim süreçlerini kapsar. Sanat eğitiminin en önemli işlevi yaratıcılığı geliştirmesidir. Yaratıcılık tüm insanların yaşamla bağ kurmaları, onu anlamaları, yorumlamaları ve değiştirmelerinde öne m li bir işlev görür.
    Yaratıcı drama, eğitimde önemli bir öğrenme yöntemi, bir iletişim alanıdır. Drama aracılığıyla olaylar arasındaki ilişkiler rahatlıkla görülebilir. Dramada insanlar bilgi ve yaşantıları üzerine hayal ettikleri bir dünyayı yaratırlar (O'Neill, Lambert 1989, 11) Drama ile birey kendini ifade edebilmenin yanı sıra, karar verme ve yaratıcı olma konularında sürekli araştırıcı ve geliştirici bir kimlik kazanır, kendisi ile barışık ve en önemlisi açık bir kimlik sahibi olur.
    Drama, öğrenme için etkili bir araç olarak kullanılabilir. Ezbere dayalı öğrencileri pasifleştiren, verilmek istenenleri bir yarıştaymışçasına üst üste yükleyen ve bunda otoriteyi baskıyı kullanan yöntemlere karşı, dramanın eğitimde uygulanmasıyla edilgenlikten kurtulan akt i f, yeniliklere açık, seçici, imgelem dünyasını daha etkili kullanan, kendini fark eden ve keşfeden öğrencilerin yetiştirilmesi mümkün olacaktır.
    Drama, eğitimde oyunla, çocuğun asıl dünyasıyla sürdürülen bir etkinlik olması açısından önem taşır. Sorunların çözülmesinde çocukların güçlüklerinin aşılmasında eğitimde drama öğretmenler ve öğrenciler arasında işlevsel bir rol üstlenir. Eğitimde dramanın yararları açısından şunlar söylenebilir:
    - Çocuğa kendini gerçekleştirmesi için kollektif çalışma ve paylaşma olanakları sunar.
    - Yeni yaşantılar kazandırır, söz dağarcığını zenginleştirir.
    - Katılımın olanaklarını yaratır.
    - Öğrencileri bağımsız düşünmeye ve yeni görüşler üretmeye sevk eder.
    - Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi, Türkçe, Yabancı Dil ve Matematik gibi derslerle sınırlanan
    çerçevenin ötesine geçerek çocuk dünyasını ve yaratıcılığını eğitim sürecine katar.
    - Çocukların kendi duygularını anlamalarına yardımcı olur.
    - Sorumluluk duyg usunu geliştirir.
    - Yaşadıkları dünyayı tanımalarına yardım eder.
    - Soyut kavramları tanımalarına yardım eder.
    Ülkemizde yeni olan yaratıcı drama alanının eğitimde kullanılmaya başlanması öğretmenlere öğrencilerine ulaşmada, onları tanımada ve geliştirmede sonsuz olanaklar sunabilecektir.
    SINIFTA KONTROL OLUŞTURMA
    Öğretmenler sınıfa girdiklerinde sorunlarla uğraşmak yerine programladıkları öğretim yaşantılarını uygulamak isterler. Ancak öğrenciler kabul edilemez, öğretmeni ve arkadaşlarını rahatsız eden, öğretim ortamını bozan davranışlar gösterirler. Temizlik ve görgü kurallarına uymama, kırıcı ve küfürlü konuşma, başkalarını rahatsız etme, işini yaparken dikkatli ve özenli olmama, dersi dinlememe, başkal a rı konuşurken konuşma, başka işlerle ilgilenme, arkadaşlarını dinlemesini veya çalışmasını engelleme, arkadaşlarına ve öğretmene kaba ve saygısız davranma; okula geç kalma, devamsızlık (H.Başar 1994 s.96) vb. istenmeyen davranışlara örnek gösterilebilir. O rtaya çıkan olumsuz davranışlar amaçlara ulaşmayı engeller, sınıf düzenini bozar ve zamanın kötü kullanılmasına neden olur. Yapılan çeşitli çalışmalar öğretmenlerin öğretme yaşantılarına ayırmaları gereken zamanın %25-40'ını disiplin sorunlarıyla uğraşara k kaybettiklerini ortaya koymuştur.
    Olumsuz davranışların ortaya çıkmasının sınıf içi ve sınıf dışı etkenleri vardır. Çocuğun aile ortamı, ekonomik olanakları, kültürel ve sosyal çevresi, fizyolojik yapısı, başarı durumu, okul ve sınıf atmosferi, öğretmen davranış ve yöntemleri bu etkenlerin başlıcalarıdır.
    Öğrencilerin sergiledikleri olumsuz davranışların altında yukarıdaki etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan onun gereksinimleri, ait olma ve kabul edilme istekleri egemendir. Bu isteklerini karşılayabilmek içinse ilgi çekmeye çalışma, direnme, güç gösterme, karşılık verme, öç alma, yetersizlik ve çaresizlik gösterme gibi davranışlara yönelirler. Yapılan olumsuz davranışlar sınıfta öğretmenin ve diğer arkadaşlarının haklarını engeller, güvenliklerini tehdit e d er. Aynı zamanda yapan kişiye de zarar verir.
    Öğretmenler disiplin sorunlarıyla karşılaştıklarında ne yapmalıdırlar? Sorunu görmezden gelerek kontrolsüz ve öğrencilerin istediklerini yaptıkları bir ortamda mı öğrenmenin gerçekleşmesini sağlamaya çalışmalıdırlar? Elbette ki hayır. Öğretmenler disiplin sorunlarının ortaya çıkmasını engelleyici ve çıktığında da ortadan kaldırıcı yöntemleri kullanmalıdırlar. Ama buna geçmeden önce kısaca geleneksel disiplin anlayışlarını ve uygulamalarını inceleyelim.
    Geleneksel Disiplin Anlayışları
    Disiplin anlayışları intikamcı disiplin (ilkel disiplin), cezalandırıcı disiplin, korku yoluyla engelleyici disiplin ... kuramları üzerinden bu günkü demokratik önleyici ve yapıcı disiplin anlayışına uzanan bir evrim geçirmiştir. Disiplin anlayışının oluşmasında içinde yaşanılan ortam ve toplumsal değerler etkili olmuştur. Öğretmenlerin disiplin sağlama anlayışları toplumsal düzeneğin bir parçası olarak düşünülmelidir.
    Geleneksel otoriter disiplin yöntemlerin i uygulayan öğretmenlerin geçmişleri incelendiğinde onlara da benzer disiplin yöntemlerinin uygulandığı görülmektedir. Bu tip öğretmenler sınıflarında karşılaştıkları disiplin sorunlarına ödül-ceza dağıtarak ve güç yoluyla üstünlük oluşturarak çözmeye çalışmaktadırlar.
    Güç ilişkilerinin dengelenmeye başladığı üst sınıflarda ise zaman zaman hoşgörülü yöntem de diyebileceğimiz ve öğrencinin çatışmayı kazandığı durumlar gözlenebilmektedir.
    Geleneksel disiplin yöntemleri sorunu ortadan kaldırmaz. Sadece sonuçlar ve görüntüler üzerinden hareket ederek olumsuz davranışın bir sonraki sefere kadar bastırılmasını sağlar. Öğrencilere uygulanan baskıcı ve güce dayanan yöntemler onları daha direngen davranmaya, kışkırtmaya, umutsuzluğa veya başarısızlığa sürükler. Öğre n ciler kendini disipline etme, demokratik yaşamı benimsemeden uzaklaşır.
    Gordon tarafından Kazan-kaybet yöntemleri olarak ifade edilen bu yöntemler ve sonuçları için aşağıdaki tablo daha açıklayıcı olacaktır.


    Kazan-Kaybet Yöntemleri



    Disiplin Sorunlarına Yaklaşım
    Olumsuz davranış ortaya çıktığında öğretmenin yapması gereken ilk şey sorunun görüntüsü ile nedenini birbirinden ayırmak olmalıdır. Aksi halde sorunun ortaya çıkış nedeni anlaşılamayacak ve etkili çözüm yöntemleri geliştirilemeyecektir. Olumsuz davranışların nedenlerini ve görüntüsünü aynanın iki yüzeyi ile açıklayabiliriz:
    Neden (Arka yüzey) Görüntü (Ön yüzey)
    Ait olma
    Kabul edilmeme
    Önemsenmeme
    Kendini ifade edememe
    Anlaşılmama Olumsuz davranış
    Gereksinimler
    Fiziksel koşullar
    Olumsuz ailesel
    ve çevresel nedenler
    Olumsuz ekonomik
    nedenler
    Sonunun çözümünde nedenlere inebilmek kadar, sorunun kime ait olduğu da çözüm yöntemlerinin belirlemesi açısından yaşamsal öneme sahiptir. Öğretmenlerin yanlış inanışlarından biri de öğrencilerin tüm davranışlarını, attığı her adımı kontrol altında tutma ve karşılaşılan sorunları öğrencinin çözemeyeceğinden hareketle kendilerinin çözmesi gerektiği anlayışıdır. Bunu yaparken de öğrencinin korunması ve yararını göz önünde tuttuklarını ifade ederler. Derslerin işlenişindeki öğretmen merkezliliği sorun çözümlerinde de görürüz. Öğretmenler iletişim engelleri ve sorun çözme yöntemlerinde dile getirdiğimiz yönte m leri kullanarak sorunları çözdüklerini sanırlar. Bu yöntemlerle öğrencilerin sorunlarını kabul etmedikleri, öğrencilerin yetersiz ve aptalca davrandıkları iletisini ileterek kendi çözümlerini kabul etmelerini isterler. Buna karşın öğrenciler duygularının, düşüncelerinin anlaşılmadığını kendilerine güvenilmediğini ve kabul edilmediklerini düşünerek öğretmenlerle iletişimi keser ve daha çok istenmeyen davranışa yönelirler.
    Davranış penceresi olarak ele alabileceğimiz ve öğrenci-öğretmen iletişiminde sorunun kime ait olduğunu gösterebileceğimiz örnek bir açıklamayı aşağıya almak istiyoruz (Gordon,1993).
    Eğer sorun; dersi, öğretmenin ve diğer öğrencilerin haklarını ve güvenliklerini engelliyor, öğretmende kızgınlık, kırılma ve engellenmişlik duyguları yaratıyorsa bu sorun öğretmene aittir. Öğretmene sorun yaratmayan ama öğrencinin hak, güvenlik ve duygularını etkileyen sorunlar ise öğrenciye aittir. Öğretmen ve öğrenciye sorun yaratmayan davranışlar ise sorun yok alanına aittir. Öğretim esas olarak sorun yok ala n ında gerçekleştirilir. Bu açıklamaları şöyle bir şema ile somutlaştırabiliriz.

    Sorun Öğrencinin Öğrenci arkadaşı teneffüste kendisini oyuna almadığı için kızgınlığını açıklar
    Sorun Yok Öğrenme bu alanda gerçekleşir.
    Sorun Öğretmenin Öğretmen ders anlatırken öğrenci sohbet ediyor.

    Bu pencerede sorun alanlarını tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Her zaman öğrenci ve öğretmen sorunları olacaktır. Etkili öğretmen öğretme-öğrenme ilişkisinde sorun yok alanını genişleterek daha çok öğrenme zamanı yaratabilmelidir.
    Sorunun kime ait olduğunu tespitle birlikte öğrenciye yönelik yaklaşım da belirlenir.
    İSTENMEYEN DAVRANIŞLARA PRATİK YAKLAŞIMLAR
    Öğretmenler sorunun sınıf içi nedenlerini ortadan kaldıran bir düzeni sınıflarına yerleştirmek zorundadır. Sınıf içi eşitlik ve karşılıklı saygının olduğu, öğrencilerin kararlara ortak edildiği, teşvikin kullanıldığı, hataların tartışıldığı ve herkesin davranışlarının sorumluluğunu aldığı bir sınıf atmosferinde sorunlar daha az ortaya çıkacaktır. Öğrencilerin kendi davranışlarının sorumluluğunu almaya yönelik tutum takınmalarına zemin hazırlayan bir tavrın etkili olacağı öğretmenler tarafından benimsenmelidir. Demokratik bir sınıf atmosferinin yaratılmasında öğretmenler aşağıda sıralanan davranışlara özen gösterirlerse sorunların aşılmasında önemli bir yol kat etmiş olurlar:
    - Karşılaşabileceğiniz davranışlara hazırlıklı olun, yaşadığınız olumlu deneyimlerden yararlanın.
    - Öğrencilere talep üzerine ilgi göstermeyin. Beklemedikleri bir anda onları görerek teşvik edin.
    - Güç çatışmasına girmeyin.
    - Olumsuz davran ışların sonuçlarının yaşanmasına izin verin (bazı durumlarda)
    - Kendi intikamınızı almaya çalışmayın. Aksine iyi ilişki kurmaya uğraşın.
    - Umutsuzluğa kapılmayın. Yıkıcı eleştiri ve acıma göstermeyin.
    - Her olumlu adımı destekleyin.
    - Olumsuz davranışlarla ilgili tartışmalar yapın.
    - Derste ve sınıf ortamında değişiklikler yapın.
    - Okulda yöneticiler ve diğer öğretmenlerle işbirliğine gidip, ortak davranışlar sergileyin.
    - Aile ile işbirliği kurun...
    Olumsuz davranışlara yaklaşımda öğretmen sınıfın eğitsel işleyişini bozmamaya, kullandıkları yöntemlerin diğer öğrencileri istenmeyen davranışlara yöneltmeyecek nitelikte olmasına da dikkat etmelidirler.
    Etkin Dinleme (Yansıtıcı Dinleme)
    Öğrencilerin onları kabul ettiğimizi ve onlara saygı duyduğumuzu hissetmeleri güvenilir bir ilişki için gereklidir. Bir sorununu paylaşmak için bize gelen öğrenciye rahat ve esnek davranarak, hissederek dinlediğimizi ve zamanımızı onlar için esirgemediğimizi sezdirerek konuşma ve kendini ifade olanağı hazırlayabiliriz. Öğrenciler yüz ifademizden, gözlerimizden, duruşumuzdan ve ses tonumuzdan onları gerçekten dinleyip dinlemediğimizi hemen fark ederler. Dinlemenin en az konuşma kadar bir sanat olduğunu bilmekte yarar var. Onları sabırla ve konuşmaya hak i m olma isteğini bastırarak dinlemek, sorunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Öğrenciler bir çok faktöre bağlı olarak iletilerini kodlayarak iletirler. Bu iletiler her zaman sizin açık şekilde anlayacağınız iletiler olmayabilir. Dersten sıkıldım diyeceği yer e belki çekindiği için "saat kaç", "zilin çalmasına kaç dakika var" diyebilir. Etkin dinleme iletiyi doğru anlamanızı sağlar.
    Etkin dinlemede öğretmen öğrencinin iletisinin ne anlama geldiğini ve hangi duyguları taşıdığını anlamaya çalışır ve anladığını kendi kelimeleriyle iletişim engeli kullanmadan, hiç bir değerlendirme, yorum yapmadan doğrulaması için geri iletir.
    Etkin dinlemede dinleyen soruna çözüm sunmaz. Yukarda da belirttiğimiz gibi öğretmenlerimiz, sorun ister öğrencinin ister kendilerinin olsun, her zaman soruna çözümler üretme zorunluluğu varmış gibi davranırlar. Etkin dinlemede sorunun sorumluluğu hep göndericide kalır ve anlaşıldığını anlayıp rahatladıktan sonra sorunu için düşünmeye başlar. Etkin dinlemeyi iyi kullandığımızda karşımızdakinin y üksek sesle düşünmesini sağlamış oluruz. Karşıdaki dış-benden iç-bene doğru geçer ve kendi çözümlerini üretmeye başlar.
    Aşağıda sunacağımız tablo etkin dinlemenin daha anlaşılır olmasına yardımcı olacaktır.
    Yansıtıcı Dinleme
    Kapalı Tepki : Öğretmen, kabul etme ve anlama isteksizliğini belirterek öğrencinin hislerine hak tanımaz.
    Açık Tepki : Öğretmen, öğrencinin hissettiklerini ve yaptıklarını kabul ettiğini belirterek onun hislerini tanır. Öğretmen anladığını gösterir. Bu tepki, öğrencinin sözleri ile yer değiştirebilir.


    Öğrencinin Sözü Kapalı Tepki Açık Tepki
    (ağlayarak) Annem Babam Ah yavrum, ne kadar kötü! Üzgün hissediyorsun. boşanıyorlar.
    Öğretmenim, Alı benden Şimdi Aliyi kenara çeker, Ali’nin kopya çekmesine kopya çekti! bu işi hallederim. kızmış görünüyorsun.
    Ortayı bitirip Liseye geçmek Evet, bazı hocalar sert ama Liseye geçiyorsun diye hem iyi gibi.. İstediğin dersi sen söyleneni yaparsan her heyecanlı hem de endişelisin, seçebiliyorsun, daha çok şey yolunda gider. çünkü bazı hoş şeyler spor var filan. Ama bazı olacak, ama katı hocalara da hocalar çok sertmiş galiba. rastlayabilirsin.
    Bu yaz kampa gidiyorum! Çok iyi-şimdi lütfen otur ve Çok heyecanlı! dersimize devam ed elim.
    Siz dünyanın en aksi Benimle nasıl böyle Bana çok kızgınsın! öğretmenisiniz! konuşabilirsin!
    Yetenek yarışmasında finale Merak etme, kazanırsın. Yarışma ile ilgili kaygıların kaldım. Yalnız, yarışma olduğunu seziyorum. gerçekten çok çetin!
    Etkin dinlemenin Sonuçları
    l. Karşıdaki dış-benden iç-bene döner.
    2. Duyguları diner, durulur.
    3. Daha objektif bakmaya başlar.
    4. Dinlenildiğini hissetmek sorunu hafifletir.
    5. Kabul edilmek ve işitilmek güvenini artırır.
    6. Kişiliği gelişir. Kendisinin önemsendiğini hisseder
    7. Kendini daha iyi ifade etmeye başlar.
    8. Güç kullanımını ortadan kaldırır.
    9. Sevgiyi ve saygıyı çoğaltır.
    İletişim Dilimiz (Sen Dili ve Ben Dili)
    Öğretmen öğrencileri yaramazlık yaptıkları, dersi dinlemedikleri kurallara uymadıkları zaman uyarır, onlara kızar ve davranışlarının kötü olduğunu vurgular. Gerekirse ceza verir. Ama öğrenciler bir süre sonra aynı davranışa devam eder. İzin almadan konuşulmaz, başkalarının sözü kesilme z , yerlere çöp atılmaz, gürültü yapılmaz, öğretmen sessizce dinlenir, kavga kötüdür vb... Sözlerimiz çoğunlukla kısa süreli etkiler yaratırlar. Bir süre sonra ise aynı sözleri tekrar etmemiz gerekir. Çünkü sürekli yargı, eleştiri, suçlama öğrencilerin kend i lerinin gerçekten öyle olduklarına inanmalarına neden olur. Her zaman eleştirilmeyi uyarılmayı beklerler. Başkalarının kendilerini düzeltmesi gerektiğine inanırlar. Kendi davranışlarının sorumluluklarını almaktan kaçarlar. Öğrencilerin kendi kendilerini kontrol etmesini sağlamak için artık alışkanlık haline getirdiğimiz geleneksel güç dilinden vazgeçmemiz gerekir. T. Gordon, bu dilde denetim, yönlendirme, cezalandırma gözdağı verme, sınırlar koyma, zorlama, kuralları hatırlatma sert olma, kınama, emir verm e , isteme sözlerinin sık sık kullanıldığını ifade ederek güç yerine işbirliğine, anlaşmaya dayanan iletişimde ise sorunu çözme, etkilenme sözleşme işbirliği yapma, ortak bir amaçta birleşme, birlikte karar verme, öğrencilerle çalışma, karşılıklı anlaşmalar yapma, gereksinimleri karşılama, tartışma yapma, bir işi sonuçlandırma vb... (Gordon, 1993, s.14) sözlerin kullanılacağını açıklar.
    Öğrenciyi olumsuz yargılayan dile "sen dili", öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getirdiği dile ise "ben dili" d enir (Gordon. 1993).
    Öğrencilere sen mesajları gönderdiğimiz zaman kendilerini kırılmış, değersiz ve kötü hissederler. Genellikle bu iletileri gönderenlerle işbirliğine girmezler. Öğrenmeye, öğretmene okula ve git gide topluma uzaklaşırlar. Kullanılan sen diline bir örnek vermek gerekirse:
    Öğretmen ders yaparken öğrenci konuşuyor ya da ilgilenmiyor... - - - Terbiyesizlik ediyorsun. Sus ve beni dinle!
    Ben mesajında ise kendi hissettiklerimiz, duygularımız kaygılarımız yer alır. Ben mesajları tek başına soruna çözüm getirmezler. Ancak sizi anlayan öğrencinin çözüme yönelme olanağını artırırlar. Ben mesajları üç öğeyi tam olarak ifade ederse öğrenciyi et kileyebilir.
    1- Davranışın tanımı
    2- Davranış karşısında sizin hissettikleriniz, duygularınız 3- Davranışın sizin üzerinizdeki somut etkisi.
    Bunu daha somutlaştırmak için bir kaç örnek verelim: Örnek 1 : Sınıfta koşturmaca var.
    - Sınıfta koştuğunuz zaman düşüp bir yerinizi sakatlayacaksınız diye çok korkuyorum.
    Örnek 2 : Yerde çöp var.
    - Yere çöp attığınız zaman kendimi kötü hissediyorum. Çünkü çöpleri her zaman ben toplamak durumunda kalıyorum.
    Ben dilini yalnızca olumsuz davranışlar yerine olumlu davranışlar içinde kullanmak sınıf iletişiminde paylaşımı çoğaltacaktır.
    Ben mesajının en önemli özelliklerinden biri öğrencinin kişiliği ile davranışını ayırmasıdır. Ben mesajında kişiliğe değil davranışa yönelinir. Öğrenci de, kişiliğine yönelmediğini anlayarak işbirliğine girer.
    Aşağıdaki tabloda ben mesajı ve yansıtıcı dinlemenin hangi durumlarda kullanıldığını örnek oluşturması açısından sunuyoruz.
    İletişim: Dinleme Ve Gönderme
    Öğretmenin, sorunun kime ait olduğunu saptadığı ve sonra yansıtıcı dinleme mi yapacağı yoksa ben-mesajı mı göndereceğine karar verdiği durumlar.
    Durum Sorun Sahibi Yansıtıcı dinleme Ben-mesajı
    Öğrenci karnesine ağlıyor. Öğrenci Çok üzgün hissediyorsun çünkü notların istediğin gibi değil.
    Öğretmen sınıfa girer havada kağıtların uçuştuğunu görür Öğretmen Sınıftan bir süre ayrılıp geri döndüğümde bunları gördüğüm zaman hayal kırıklığına uğruyorum. Çünkü sizinle, yokluğumda nasıl davranacağınız konusunda anlaştık sanıyordum.
    Öğrenci, öğretmene üzgün olduğunu çünkü bir arkadaşı ile kavga edip ona kötü bir söz söylediğini anlatır. Öğrenci Arkadaşını incittiğin için çok kötü hissettiğini görüyorum.
    Öğrenci iskemlesinde düşecek gibi oturmaktadır Öğretmen iskemlende kaykılarak oturduğunda düşüp bir yerini inciteceksin diye bayağı korkuyorum.
    Öğrenci size annesinin hastanede ve ameliyat olacağını söyler. Öğrenci Annen hakkında endişe duyuyorsun

    Geleneksel güç dili sorunları çözmüyor ve daha karmaşık hale getiriyor. Belki kişiliğimizin bir parçası haline gelmiş bu dili terketmemiz sorunların çözümüne yönelik bizim tarafımızdan atılacak önemli bir adım olacaktır. Alışılagelmiş bir şeyin yerine yen i bir şey koymanın zorluğunu biliyoruz. Ama bunu istersek başarabileceğimizi de biliyoruz. Bunun için bazı öneriler:
    - Öğrencilerinizi anlayın ve onlara kendinizi iyi anlatın.
    - Onların duygularına önem verdiğinizi gösterin.
    - Saygı ilişkisini konuşmalarınıza yerleştirin.
    - Öğrencilerin özel duygu ve anlarına mutlaka ilgi gösterin.
    - Onlara arkadaşça ve sevgiyle yaklaşın bunu ifade edin.
    - Onlara güvendiğinizi gösteren davranışlar geliştirin.
    Okul ve sınıfta sorunlarla karşılaşıldığında geleneksel tepki ve dilini değiştiren öğretmenlerin daha rahat edecekleri görülecektir. Hem böylece öğrencilerde sorumlu davranışlar geliştirecekler hem de kimsenin kaybetmediği, ortak kararlarla olumsuzlukların aşılabileceği bir ortam yaratılmış olacaktır.
    İstenmeyen davranışların ortadan kaldırılmasında yukarıda sıralanan yaklaşımlar yeterli olmayabilir. Bunlar dışında aşağıda incelenen bölümlerin de sınıf atmosferine yansıyan yönleri vardır. Konunun daha net şekilde görülebilmesi için bunların açıklanmasını gerekli görüyoruz.
    Okul Aile İlişkisi
    Öğrenciler yaşantılarıyla ilgili bir çok temel şeyi aile çevrelerinden öğrenirler. Bu ise onların davranışlarına, inançlarına, iletişim tarzlarına yansır. Okulun belirlenen amaçlarına ulaşması ve çocuğun toplumsallaşmasında (istenilen insanı yetiştirmede) okulun ve ailenin eğitim süreçlerinin birbirlerini bütünlemesi ve tutarlılık göstermesi gerekir. Bugün okul ve aile arasında ailenin ekonomik sorunlarından ve okulun v e liyi sadece bu yönlü katkıya zorlamasından, zaman sorunundan, ailenin okula yönelik bakış ve anlayışlarından, okulun onları eğitim süreçlerine katma olanakları yaratmamasından, öğretmenlerin velilere yönelik olumsuz tutumlarından vb.... kaynaklanan kopukl u klar yaşanmaktadır. Bu durumun değiştirilerek ailenin okula katkısının sağlanması gerekmektedir. Bu noktada öğretmenler gerek öğrencilerinin sorunlarının sınıf dışı etkenlerinin ortadan kaldırılmasında, gerekse demokratik bir okul işleyişini oluşturma açı s ından ailelerin eğitim süreçlerine katılımını sağlamada ve okulun topluma açılmasında işlevsel davranışlar ve etkinlikler geliştirebilirler. Geliştirmelidirler. Bunlar neler olabilir?
    - Ailenin olanaklarını, gereksinimlerini, değer ve inanışlarını tanımak.
    - Onların katılımına uygun zaman ve olanakları yaratmak (akşam toplantıları, sınıf
    etkinliklerinde görev verme, zaman zaman derslere katılma vb.).
    - Onları sadece sorun olduğunda ve para için değil, başka katkılar için de çağırmak. -
    - Çocuklarının başarıları için mektup yazmak.
    - Aileleri ziyaret ederek ev ortamlarını paylaşmak.
    - Çocukların başarılarını paylaşmak.
    - Ailelere yönelik eğitsel faaliyetler düzenlemek (Söyleşi, panel vb.)
    - Eğitim sorunlarını (okulda) içeren okul gazetesi çıkarmak.
    - S izlerin yaratıcılığınızla, çoğaltabileceğiniz çeşitli çalışmalar.
    Okul Yöneticileri
    Okul yöneticisinin eğitimin niteliğinin, kalitesinin arttırılmasında öğretmenlere destek ve yön veren, öğretmenlerin mesleki motivasyonlarını ve bağlılıklarını geliştirmek için olanaklar hazırlayan, öğretmenlerin okulda karar süreçlerine katılmasını sağlayan, onların sağlıklı ilişkiler ve çalışma koşullarında görev yapması için özen gösteren iletişim becerisi yüksek kişiler olması gerekir. Oysa çoğ u nlukla bu niteliklere bakılmaksızın ve maalesef siyasal tercihlere göre yönetici atamaları okulun gelişmesini engeller durumdadır.
    Öğrenci sorunlarının çözülmesinde ve başarının arttırılmasında nasıl ki aile ve okul işbirliği zorunlu ise yönetici ve öğretmenlerin anlayış ve uygulamalarının işbirliği içerisinde olması gerekir.
    Tüm olumsuzluklara rağmen demokratik davranışlı ve örgütlü öğretmenler mevcut durumun değiştirilmesi, geliştirilip zenginleştirilmesi açısından uygulanabilir proje ve önerilerle okul yöneticilerini bir anlamda hizmet içi eğitime zorlamak durumundadırlar.
    Yönetici (okul)-öğretmen ve aile işbirliği öğrenci sorunlarının aşılmasında en önemli üçlü saç ayağını oluştururlar. Bunu sağlamak öğretmen yükünün yarı yarıya azaltılması anlamına gele cektir.
    Ders ve Sınıf Ortamını Düzenleme
    İstenmeyen davranışlarda derse motivasyon ve ilgi eksikliği de önemli rol oynar. Öğretmenler dersi çok iyi planlayarak derse girmelidirler. Konularını, amaçlarını, araçlarını, yöntemlerini, nasıl giriş yapacaklarını, bilgilerin nasıl kazandırılıp, değerlendirmenin nasıl yapılacağını çok iyi hazırlamalıdırlar. Dersin öğrenciyi merkez alarak yürütülmesi, öğrenci ilgilerinin sıcak tutulması, onların düşünme ve eleştirmelerinin desteklenmesi ilgi çekici araç-gereçlerin kullanılması, öğretmenle öğrenci arasındaki etkili iletişim ve farklı ilgilere cevap veren bir ders... sınıfta sorunların azalmasına ve öğrencinin daha çok öğrenmeye yönelmesine neden olur. Her şeye rağmen öğretmenler çıkabilecek s orunlara ve ilgi dağılmalarına hazırlıklı olmalı, kendi yaratıcılığını kullanarak öğrenciyi tekrar derse katabilmelidir. Derse hazırlıkla birlikte sınıf da öğrenciyi derse güdüleyecek düzen ve renklilikte olmalıdır.
    Dört duvar, karatahta, rahat olmayan sıra ve masalar, hemen hiç değişmeyen, aynı monotonlukta işlenen dersler. Ezber bilgiler; sınıfların kalabalıklığı. Böylesine bir ortamda öğrencilerden sorun çıkarmamalarını beklemek bizce haksızlık gibi geliyor.
    Öğretmenler sınıf ortamlarında yapacağı değişikliklerle de kabul edilemez davranışları düzeltebilirler. Bu onların yaratıcılığına bağlıdır. Biz burada onlara ışık tutabilecek bazı önerilerde bulunmak istiyoruz.
    o Görsel ve işitsel araçlar kullanın (telev izyon izlemek, müzik dinletmek)
    o Konularla ilgili konuk konuşmacılar çağırın.
    o Kitaplığı hepsinin kullanabileceği çekicilik ve zenginliğe kavuşturun.
    o Sınıfın aydınlatılıp karartılmasında değişiklikler yapın.
    o Ayrı özel çalışmalar için köşeler oluş turun.
    o Sanat köşeleri ve tartışma bölümleri oluşturun.
    o Sinema, tiyatro, resim sergisi vb. gibi kültürel etkinleri izletin.
    o Geziler düzenleyin.
    o Sınıfları zaman zaman birleştirin.
    o Oturma düzenini değiştirin (Birbirlerini görecek şekilde).
    o S ınıfta etkili ve işleyen görev paylaşımları yapın.
    o Bazı dersleri dışarıda yapın.
    o Bireysel çalışma zamanları iyi ayarlayın.
    o Derslerde dersin ve konunun içeriğine uygun oyun ve dramaya sık sık baş vurun.
    SINIFTA İLETİŞİM
    Sınıfta eğitsel amaçlara ulaşmak için kullanılan en etkin araç, sözlü ve sözsüz iletişimdir. Öğretmenin bu iletişimde kullandığı dil öğrenci başarısını, düzeyini ve öğrencinin vereceği geri bildirimi etkiler ve belirler. Yargılayıcı, suçlayıcı dil öğrencinin kendini içe kapamasına, öğretmenle işbirliğini kesmesine neden olur. Bunun yerine betimleyici yani durumun açık olarak anlaşılmasına yarayan dil ise iletişimin gelişmesine ve güvenilir olmasına yardım eder.
    Dilin yanı sıra iletişimde göz teması, dokunma, başla onaylama, öğrenciye yakın olma, gülümseme gibi sözsüz iletilerde iletişimin oluşmasında olumlu katkıda bulunur. Öğrenciyi önemseyen, kabul eden iletişim dili onu cesaretlendirir ve rahat iletişim kurmasına yardımcı olur.
    Kısaca eğitimde iletişim tüm çabaların üzerine oturduğu asıl belirleyicidir. Sağlıklı ve etkili bir iletişim eğitim amaçlarına ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi öğrencilerin de gelişimine, değişimine önemli katkılar sunar.
    Ne yazık ki bugün kullanılan iletişim dili toplumsal yaşamımızın her alanında olduğu gibi okullarımızda da geleneksel güç ve otorite dilidir. Anlamaktan çok kabul ettirmeye ve bastırmaya yöneliktir. Susan, sormayan, öğretmenin her söylediğini yapan çocuk akıllıdır, uysaldır. Kabul ve onay görü r . Örgencilerle kurduğumuz iletişimdeki davranış ve dilimizde daha çok bu geleneksel kabul görmüş öğrenciyi yaratmaya yöneliktir.
    Yabancısı olmadığımız bu dile bazı örnekler:
    - Sesini kes ve beni dinle!
    - Şöyle yapman gerekir.
    - Daha çok çalışsaydın iyi not alabilirdin.
    - Söyle bakalım bu sefer ne yaptın?
    - Zeki çocuk! Madem bu kadar bilgilisin okula neden geliyorsun!
    - Senin sorununun ne olduğunu sana söyleyeyim.
    - Eğer bir daha böyle davranırsan....
    - Disipline gitmek istiyorsun herhalde.
    - Senin numaran kaçtı bakayım? Not defterini süsleyeyim.
    - Kendini neden evde unutmadın?
    İletişim sonsuz bir okyanus ve bizlerin yukarıda bazı örneklerini sunduğumuz iletişim dilimiz ise belki istemeden, farkında olmadan kullandığımız bu okyanusun çok küçük ve olumsuz parçaları.
    Okullarımız ve sınıflarımızda yönetici ve öğretmenlerin yanlış anlayış, inanış, değer ve tutumları öğrencilerle kopuk, yüzeysel iletişime neden olmaktadır. Her iki tarafta kendini anlatmakta güçlük çekerek ve sorunların üzerini kapatarak yaşamaktadır.
    Şöyle bir karşılaştırma bu sorunun önemini anlamamıza yardımcı olabilir:
    “Trafik ülkemizin en başta gelen sorunlarından biri. Yılda ortalama kaç trafik kazası olduğunu, bu kazalardaki maddi hasarı, ölen-yaralanan ya da sakat kalan insanları istatistiki verilerle tespit edebilir, önlemeye yönelik çözümler üretebiliriz. Ne var ki okullarımızdaki iletişim kazaları sonucu psikolojik sorunlar yaşayan, kırılan, başarısızlığa uğrayan, geleceği kararan çocuklarımızı istatistiksel v e rilerle açıklama ve önlem alma şansına sahip değiliz. Ama toplumsal yaşamda sonuçlarıyla karşılaştığımızda bunu fark edebiliyoruz.”
    Etkili bir eğitimin ve öğretimin gerçekleşmesi öğretmen ve öğrenciler arasında çok özel bir bağın yaratılmasına bağlıdır. Bu bağın kurulmasında öğretmenler ahlakçı, komutan, bilgiç, yargıç, eleştirmen rollerini bırakarak ve kendilerini değiştirip yenileme gücü göstererek öğrencilerinin kendilerini fark etmelerini, yaratıcılıklarını ortaya koymalarını sağlayabilirler.
    Şimdi iletişim, iletişimi etkileyen nedenler ve sağlıklı iletişim için ilişki ilkeleri üzerinde durarak bu süreci daha yakından anlamaya çalışalım.
    İletişim
    Kişilerarası ilişkilerde yollanan mesajların karşılıklı olarak hem alınıp hem verildiği hem de yorumlanıp sonuç çıkarıldığı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma süreci diye tanımlanabilir. İletişim sürecini aşağıdaki şekilde olduğu gibi açıklayabiliriz.

    1. DUYUYOR, GÖRÜYOR MUSUNUZ?
    2. DUYUYOR DA DİNLİYOR MUSUNUZ?
    3. DİNLİYOR DA, ANLIYOR MUSUNUZ?
    4. ANLAYIP ANLAMADIĞINIZI TEST EDİYOR MUSUNUZ?
    5. FARKLILIKLAR ARASINDA BENZERLİKLERİ GÖRÜP ALTLARINI ÇİZİYOR MUSUNUZ?
    6. HEM ALICI, HEM DE VERİCİ OLARAK MESAJ DAKİKLİĞİNİZ VAR MI?
    Biz iletişimi öğretmen-öğrenci ilişkisi açısından yorumlayıp değerlendireceğiz. Öğretmen-öğrenci iletişiminin sağlıklı olabilmesi aşağıda açıklanan ilişki ilkelerine uygun davranılması ile daha olanaklı hale gelir.
    1. Her öğrencinin kendine özgü özellikleri olduğuna inanılması: Öğrencilerin farklı özelliklerini görmeyen bir çerçeveden onlara yaklaşmak iletişimi keser.
    2. Öğrencinin kabul edilmesi : Öğrencinin olduğu gibi kabul görmesi onu anlama ve onunla iletişim kurmada ilk ve en önemli adımdır. Ancak kabul onay değildir . Öğrencinin insan olarak kabul görmesi, yaptığı yanlışlara onay anlamı taşımaz.
    3. Öğrencilerin sorunlarını çözebileceğine inanma :. Ö ğrencilerin karşılaştıkları tüm sorunları dışarıdan başkalarının çözmesi, onların öğrenm e ve sorun çözme becerilerini engeller kendilerine güveni olumsuz etkiler.
    4. İletişimde maske kullanmama: Öğrenciye açık, dürüst ve anlaşılır şekilde davranmak onda da bu yönde gelişim sağlar.
    5. Tutarlılık. Duygu, düşünce ve davranışlarda tutarlılık öğrencide aynı yönde gelişim sağlar: Çünkü öğrenciler öğretmenlerini model olarak alırlar.
    6. Kendini öğrencinin yerine koyma (Empatik anlayış): Öğretmenlerin kendilerini öğrencilerin yerine koyarak onun gibi bakabilmesi onun hissettiklerini yaşaması ve geri bildirmesi öğrencide anlaşıldığı düşüncesini yaratarak daha çok kendisini ifade etmesine yol açar.
    Bu ilişki ilkeleri öğretmen-öğrenci iletişiminin niteliğini belirler. Eğitim faaliyetlerinin çok renkli, yaratıcı ve demokratik bir hava içerisinde oluşmasına zemin hazırlar.
    İletişimi Etkileyen Nedenler
    Günlük yaşantımızda sürekli zihinsel ve bilişsel etkinlik gösteririz. Gördüklerimiz, işittiklerimiz, zihnimizde bunlara verdiğimiz anlamlar, unuttuklarımız, hatırladıklarımız kendimiz ve çevremize ilişkin geliştirdiğimiz, kalıp düşünceler, şemalar kuracağınız iletişimleri büyük ölçüde etkilerler (Ü. Dökmen- İletişim Çatışm a ları ve Empati s.72).
    Bu süreçte hepimiz özelliklerimize uygun sonuçları çıkarıp iletişimlerimizde kullanırız. Kalıplaşmış düşünceler diyebileceğimiz ve bireysel doğrularımızı içeren, bir anlamda da bireysel anayasalarımız olan düşüncelerin büyük bir bölümü karşımıza çoğunlukla iletişim engeli olarak çıkarlar. Bunlardan bazılarını şöyle açıklayabiliriz:
    Kontrol Yanılgısı: Çevre bizi kontrol ediyor. Yaptıklarımızdan çevre sorumlu veya başkalarının davranış ve duygularından biz sorumluyuz.
    Aşırı Genelleme: Te k bir davranış ve özellikten hareketle bunun herkes için her yerde geçerli olduğunu düşünme.
    Kutuplaşmış Düşünce: Ya siyah ya beyaz. Başka renkler yok.
    Zihin Okuma: Ne söyleyeceğini dinlemeden anlama, dinlememe. Ben onun ne söyleyeceğini bilirim.
    Doğruluk Abideliği : Benim seçtiğim bir kaç renk doğru diğer renkler yanlıştır.
    Etiketleme-Toptancılık: Yapılan işle yapanın kişiliğini ayıramama. Herhangi bir özellikle bütünü yargılama.
    Mutlakçılık: Edinilen bir takım kurallar asla değişmez.
    Fedakarlık: Kendi iste klerini bir yana bırakıp başkalarının istediği gibi davranma (geleceğe yatırım [Fedakarlık geleceğe yatırım olmamalı]).
    Yukarda açıklanan kalıplaşmış düşünceler ve benzerleri davranışlarımızı yönlendirir ve iletişim çatışmaları yaratır. Kültürel, fiziksel ve sosyal çevre, ihtiyaçlar, duygu algı, iletişim becerisi farklılıkları yukarıdaki düşüncelerin oluşmasını sağlayan temel faktörlerdir. Bu düşünce ve faktörler toplumsal yaşamımızda kabul görmüş klişeleşmiş bazı geleneksel düşünce kalıplarını günlük yaşa m ımıza aktararak davranışlarımızı şekillendirirler. Aşağıdaki karşılaştırma iletişimlerimizi etkileyen düşüncelerin nasıl olması gerektiği konusunda bize ışık tutabilir.
    Geleneksel Düşünceler Haklar ve Özgürlükler
    l. Kendi i htiyaçlarımızı başkalarının l. İhtiyaçlarını elde etme hakkına sahibim. ihtiyaçlarından önde tutmak Başkaları da benim isteklerimi reddetme bencilliktir. hakkına sahiptir.
    2. Yanlış yapmak utanç vericidir. Muhakkak 2. Yanlış yapma hakkına sahibim.
    duru ma uygun davranmalıyız.
    3. Fikir ve davranışlarımızda net ve 3. Fikir ve davranışlarımı değiştirme hakkına kararlı olmalıyız. sahibim.
    4. Düşünce ve duygular akılcı 4. Düşünce ve duygularımı açıklama hakkım olmayabilir. Bunları açıklamak yanlıştır vardır.
    hatta çılgınlıktır.
    5. Otorite konumundaki kişilere karşı 5. Kendi görüş ve inançlarımı oluşturma çıkmamamız, saygı göstermemiz hakkım var. Benim fikirlerime başkaları gerekir; onları dinleyip öğrenmeliyiz. saygı göstermelidir.
    6. İnsanların sözünü asla kesmemeli, 6. Karşımdakileri iyice anlamak için soru konuşurlarken soru sormamalıyız. sorma hakkına sahibim.
    7. Yardım istemek başkalarını rahatsız 7.İnsanlardan yardım ve destek istemek.
    eder hakkım var.
    8. Yaptığımız işlerde başarılı olmak 8. Başarılı olmak ya da olmamak hakkına zorundayız. sahibim.
    9. İnsanların anlattıklarını dinlemeliyiz. 9. İnsanların anlattıkları ile ilgilenme veya
    ilgilenmeme hakkına sahibim.
    10. Uyumlu olmalı, başkalarını 10. Başkalarını eleştirmek hakkımı gerekirse eleştirmemeliyiz. kullanabilirim.
    11. Kendimizi kötü hissedersek, bunu 11. Sorunlarım olduğunda sessiz kalmak kendimize saklamalıyız. hakkım olduğu kadar kendimi ortaya koyma hakkım da vardır.
    Öğretmenlerde Yanlış İnançlar:
    Öğrencilerin ekonomik, sosyal ve kültürel ortamları, kalıtım, aile içi sıralaması, model alınan büyükler, (ne yazık ki çocuklar, büyüklerin en kötü yönlerini alırlar) karşılaştıkları disiplin yöntemleri onların davranışlarında etkili olur. Öğrencilerde henüz kalıplaşmış düşünceler ve değerler yoktur.
    Bu değerleri ancak kurdukları iletişimlerle öğrenirler. Öğretmenler ise genel olarak yukarıda sıraladığımız gelenekselleşmiş ve kalıplaşmış düşünceler çerçevesinde öğrencileri ile olan iletişimlerine tipik inançlar geliştirerek yaklaşırlar.
    Bu tipik inançları, öğretmen davranışlarını ve öğrencilere etkilerini aşağıdaki tablo ile göstermeye çalışacağız:
    Öğretmenlerin İnanç ve Davranışları
    Etkisiz Özellikleri
    Öğretmenin İnancı Öğretmenin Davranışı Öğrencilere Etkileri
    Kontrol etmeliyim. İtaat talep eder. Ceza ve İsyan eder; kazanmalı veya
    ödül verir. haklı olmalıdır.
    Kazanmaya çalışır. Kendinin Endişelidir.
    haklı, öğrencinin haksız İntikam araştırır.
    o lduğunu iddia eder. Aşırı Yaşamın adaletsiz olduğuna
    korur. inanır.
    Vazgeçer.
    Kaçar, yalan söyler, çalar. Öz-
    disiplin yoktur.
    Ben üstünüm. Öğrencilere acır. Kendine acımayı ve
    Sorumluluğu üstlenir. başkalarını suçlamayı
    Aşırı korur. öğrenir .
    Kendi üstünlüğüne inanır. Başkalarını eleştirir.
    Öğrencileri aşağılar. Yaşamın adaletsiz olduğuna
    inanır.
    Bağımlı olur.
    Üstün olma ihtiyacını hisseder.
    Hakkım var. Eşitlik ve dürüstlük ile aşırı Başkalarına güvenmez.
    Bana borçlusun. ilgil enir. Yaşamın adaletsiz olduğuna
    Şartlı verir. inanır.
    Sömürüldüğünü düşünür.
    Sömürmeyi öğrenir.
    Mükemmel olmalıyım. Herkesin mükemmel Hiçbir zaman yeteri kadar iyi
    olmasını bekler. olamadığına inanır.
    Hata bulur. Mükemmeliyetçi olur.
    Başkalarının ne Umutsuz hisseder.
    düşündüğüne aşırı önem Başkalarının fikirlerine aşırı
    verir. önem verir.
    Kendi çıkarları için
    öğrencileri zorlar
    Ben önemli değilim. Gevşektir. Kendi istediğini elde etmeyi
    Kılavuz sınır çizmez. bekler.
    Öğrencilerin isteklerine Kafası karışıktır.
    boyun eğer. Başkalarının haklarına saygı
    Hayır demekten suçluluk göstermez.
    Duyar. Bencildir.


    Tabloda sonuçlarıyla gördüğümüz öğretmen inanış ve davranışlarının alternatifi olabilecek etkili özellikleri karşılaştırmanız açısından aşağıdaki tabloda sunuyoruz.

    Etkili Özellikler
    Öğretmenin İnancı Öğretmenin Davranışı Öğrencilere Etkileri
    Öğrencilerin karar Seçeneklere izin verir. Öz-güven hisseder.
    verebildiğine Teşvik eder. Çabalar.
    inanıyorum. Katkıda bulunur.
    Sorun çözen
    beceriklidir.
    Herkeste eşitliğe Öğrencilere inanır ve saygı Öz-güven, bağımsızlık,
    inanıyorum. duyar. sorumluluk hisleri gelişir.
    Bağımsızlığı teşvik eder. Karar vermeyi öğrenir .
    Seçim hakkı tanır. Kendine ve başkalarına
    Sorumluluk verir. saygı duyar.
    Öğrencilerden işbirliği Eşitliğe inanır.
    yapmalarını bekler.
    Karşılıklı saygıya Eşitliği destekler. Kendine ve başkalarına
    inanıyorum. Karşılıklı saygıyı teşvik eder. saygı duyar.
    Suçluluk hislerine destek Topluma ilgi giderek artar.
    vermemeye çalışır. Başkalarına güvenir.
    Ben insanım; mükemmel Gerçekçi standartlar koyar. İşi ile ilgilenir, kendini
    olmama cesaretine Olumlu yönlere yoğunlaşır. yüceltmeyi bir ke nara
    sahibim. Teşvik eder. bırakır.
    Kendi imajı ile ilgilenmez. Hataları, gelişme için fırsat
    Sabırlıdır. sayar.
    Yeni deneyimlere girmekten
    korkmaz.
    Başkaları için hoşgörü
    sahibidir.
    Kendim dahil herkesin Karşılıklı saygıyı teşvik eder. Sınır bilir ve kabul eder.
    önemli olduğuna Katılımı destekler. Başkalarının haklarına saygı
    inanıyorum. "Paspas" olmayı reddeder. gösterir.
    Ne zaman sınır koyacağını
    ve hayır diyeceğini bilir.

    Öğretmen-öğrenci iletişiminde öğretmenler "etkisiz özellikler" bölümünde ele alınan inanış ve değerlerin sonucu olarak öğrencilerin sorunları ile karşılaştıklarında çoğunlukla aşağıda örnekleriyle ifade edeceğimiz ve sorun halinde kullanıldıklarında öğrencide olumsuz sonuçlar yaratan ve öğrenci-öğretmen ile t işimini bozan, kısaca iletişim engelleri diyebileceğimiz yöntemlere başvururlar.
    İletişim Engelleri
    Sorun halinde iletişim engelleri olarak sıralanan bu maddeleri ve öğrencide yarattığı sonuçları şöyle sıralayabiliriz.
    1. EMRETME, YÖNETME
    "Yapman gerekir ..................", "Yapmak zorundasın................,"
    - Korku ya da aktif direnç yaratabilir;
    - Söylenenin tersini "denemeye" davet edebilir;
    - İsyankar davranışa ya da misillemeye yol açabilir;
    - Çocuğa kendini önemsiz hiss ettirir.
    2. UYARMA, TEHDİT ETME (GÖZ DAĞI VERME)
    "................... yapmazsan ................... olur", "Ya yaparsın, yoksa ..................,"
    - Korku, boyun eğme yaratabilir;
    - Söz konusu sonuçların gerçekten meydana gelip gelmeyeceğini "denemeye" y ol
    açar;
    - Gücenme, kızgınlık, isyankarlığa neden olabilir;
    - Kendine saygı duyulmadığını düşündürür.
    3. AHLAK DERSİ, VAAZ VERME
    "............... yapmalıydın", "senin sorumluluğun", ".............. şöyle yapmak gerekir"
    - Zorunluluk ya da suçluluk duyguları yaratır;
    - Çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol açabilir; (Kim demiş?)
    - Çocuğun sorumluluk duygusuna güvenilmediği izlenimi verir;
    - Onun değerlerinin önemli olmadığı hissettirir.
    4. ÖĞÜT VERME, ÇÖZÜM GETİRME, FİKİR VERME
    "Ben olsam ...................", "Neden ................... yapmıyorsun?",
    "Bence ...................", "Sana şunu önereyim..................."
    - Çocuğun kendi sorunlarını çözmekten aciz olduğunu ima eder;
    - Çocuğun sorunu bütünüyle düşünüp, değişik çözümler getirip seçenekleri denemesine engel olur;
    - Bağımlılık ya da direnme yaratabilir.
    5. MANTIK YOL UYLA INANDIRMA, TARTIŞMA
    "İşte şu nedenle hatalısın ...................", "Olaylar gösterir ki ....... ...........,"
    "Evet ama ................... ", "Gerçek şu ki .................. ,"
    - Savunucu tutumları ve karşı koymayı kışkırtır;
    - Çoğunlukla çocuğun öğretmenle iletişimi kesmesine ve artık dinlememesine yol
    açar;
    - Çocuğun kendini beceriksiz ve yetersi z hissetmesine neden olabilir;
    - Bıkkınlık ve nefret uyandırır.
    6. YARGILAMA, ELEŞTİRME, SUÇLAMA
    "Olgunca düşünmüyorsun ..................." "Sen zaten tembelsin ..................."
    - Çocuğu olumsuz bir yargıya hedef olma ya da azarlama korkusuyla iletişimi kesmesine yol açar;
    - Genellikle çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılar ("Ben kötüyüm! ") ya da karşılık verir ("Siz de daha mükemmel değilsiniz! ")
    - Benlik saygısını aşındırır.
    7. ÖVME GÖRÜŞÜNE KATILMA, TEŞHİS KOYMA
    "Çok güzel ...................""Haklısın, o öğretmen berbat birine benziyor"
    "Bence harika bir iş yapıyorsun..................."
    - Beklentilerinin çok yüksek olduğuna ima eder;
    - İstenilen davranışı yaptırabilmek için, söylenen içtenlikten yoksun bir manevra gibi algılanabilir;
    - Çocuğun öz-imgesi (kendini algılayışı) ile övgü uygun değilse çocukta kaygı yaratılabilir;
    - Alışkanlık yapar, yokluğu eleştiri olarak algılanır.
    8. AD TAKMA, GÜLÜNÇ DURUMA DÜŞÜRME
    "Koca bebek..................." "Hadi bakalım süpermen" "Geri zekalı"
    "Hadi sen de sulu göz!"
    - Çocuğun kendini değersiz hissetmesine, sevilmediği kanısına varmasına yol açabilir;
    - Çocuğun öz-imgesi üzerinde çok olumsuz etkileri olabilir;
    - Genellikle ka rşılık vermeye iteler.
    9. TAHLİL ETME, TEŞHİS, TANI KOYMA
    "Senin derdin nedir biliyor musun?" "Herhalde çok yorgunsun"
    "Aslında sen öyle demek istemiyorsun"
    - Tehdit edici, tedirgin edici olabilir ve başarısızlık duygusu uyandırabilir;
    - Çocuk kendini koru masız, kırılmış hisseder, kendisine inanılmadığı kanısına varabilir;
    - Çocuk, yanlış anlaşılma endişesi ile iletişimi keser.
    10. GÜVEN VERME, TESKİN, TESELLİ ETME
    "Aldırma ...... Boş ver. düzelir ..................." "Hadi biraz neşelen ...................
    "Zamanla kendini daha iyi hissedersin......"
    - Çocuğun kendini "anlaşılmamış" hissetmesine neden olur;
    - Kızgınlık duyguları uyandırır ("Size göre kolay tabi")
    - Çocuk genellikle mesajı "Kendini kötü hissetmen doğru değil" biçiminde algılar.
    11. İNCELEMEK, ARAŞTIRMAK, SORUŞTURMAK
    "Neden?.......Kim? ....... Sen ne yaptım? ....... Nasıl?......,"
    - Sorulan cevaplama genellikle eleştiri veya zorunlu çözüm getirdiğinden, çocuklar genellikle hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir veya yalan söylerler;
    - Sorular genellikle soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk korku ve endişeye kapılabilir;
    - Öğretmenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu, gözden kaçırabilir.
    12. KONU DEĞİŞTİRME, İŞİ ALAYA VURMA, ŞAKACI DAVRANMAK
    "Daha güzel şeylerden konuşalım .........", "Sen neden dünyayı yönetmiyorsun?"
    -Yaşamın güçlükleriyle savaşmak yerine, onlardan kaçınmak gerekli mesajını ima edebilir;
    - Çocuğa sorunlarının önemsiz, saçma ve geçersiz olduğu anlamını verebilir;
    - Çocuk bir güçlükle karşılaştığında açık davranmaktan çekinebilir;
    - Kendisi ile ilgilenilmediğini, kendisine saygı gösterilmediğini düşündürür.
    Burada özellikle şunu vurgulamakta yarar görüyoruz. Bu tür yaklaşımlar sadece çocuk önemli bir sorunla karşılaştığında iletişim engeli haline gelir. Sorun olmadığı durumlarda bu yaklaşımlar isim takma, küçük düşürme gibi yaklaşımlar dışında her zaman yardımcı olabilir, kullanılabilir.


    KAYNAKÇA
    GORDON, Thomas. Etkili Öğretmenlik Eğitimi. Ya-pa Yayınları: 1993
    TEZCAN, Mahmut. Eğitim Sosyolojisi 1996.
    FREIRE, Paulo. Ezilenlerin Pedagojisi. Ayrıntı Yayınları: 1991
    BAŞAR, Hüseyin. Sınıf Yönetimi. Pegem Yayınları, 1994.
    HESAPÇIOĞLU, Muhsin. Öğretim İlke ve Yöntemleri. Beta Yayınları: 1992
    DÖKMEN, Üstün. İletişim Çatışmaları ve Empati. Sistem Yayınları:
    ÖZER, Kadir. İletişimsizlik Becerisi Varl ık yayınları, İstanbul 1995
    ÖZER, Kadir. Duygusal Gerilimle Başedebilme/ Ben Değeri Tiryakiliği Varlık Yayınları, İstanbul 1995
    NAVARO, Leyla. Beni Duyuyor musun? Ya-pa Yayınları 1995 İstanbul
    YÖRET. Eğitim Programları
    YÖRÜKOĞLU, Atalay. Yaşadıkça Eğiti m, Nisan 1994.
    STET. ( Etkili Öğretmenlik İçin Sistemli Çalışma Eğitim Programı)
    YALIN, İbrahim; HODGES, Lovell; ÖZDEMİR, Servet. Her Yönüyle Öğretmen Olabilme. MEB Hizmetiçi Eğitim Dairesi
    YILDIRIM, Lale. İlköğretim Birinci Kademem öğretmenlerinn Demokrat ik Tutum ve D avranışlarıyla Öğrencilerin Demokratik Davranışları Arasındaki İlişki. Yayınlanmamış Y.L.T. A.Ü.S.B.F.. 1994.
    ÖZCAN, Ali Osman. Öğretmenlik Davranışları. M.Ü Atatürk Eğt. Fak. 1995.
    Özel Kültür Okulları Eğitim Araştırma-Geliştirme Merkezi Eğitimde Arayışlar 1. Sempozyumu/Eğitimde Nitelik Geliştirme, 13-14 Nisan 1991

     

     

    hicbirsey2001 - 06.01.2008 - 23:36
  2. yha bizim bi öpretmenimiz var yazılı kağıdını daıtıo sonra herkez 100 almak zorunda deil dior ve hocanın gözü önünde herkez öle bi kopya çekio ki görmeniz lazım o manzarı yha...

     

     

    by_psiko - 24.01.2008 - 00:27
  3. Ben bir öğretmen olsaydım, bir konuyu anlattıktan sonra, çocuklar içinizde konuyu anlamayan var mı? diye sormak yerine, hemen bir kaç soru ile yazılı yapardım. Çünkü insan psikolojik olarak toplum içinde ben bunu anlamadım demeye çekinebilir, insanları hele ki, kişiliği yeni oluşmaya başlayan öğrenci kesimini fazla rencide etmeden konuyu çözmekte fayda vardır diye düşünüyorum.

    Bu vesile ile kimin neyi ne kadar anladığı çıkar ortaya, o zaman direk bu öğrenciyi tespit edip, tahtada bizzat anlamadığı konuyu, ama azarlayıp kınamadan takıldığı yerde yardımcı olarak kendisine yaptırarak, hem onun hem de diğer öğrenscilerin öğrenmesini sağlar, sınıf içi başarı seviyesini de böylelikle arttırmış olurdum, tabi kendi başarı seviyemi de.

     

     

    sahra gül - 02.08.2008 - 16:27
  4. güzel bir eklenti

     

     

    senseman - 19.11.2009 - 16:09



Benzer Konular

  1. HAYALLERİM VARDI RENKLER İÇİNDE
    Konuyu Açan: talci, Forum: İlköğretim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 09.05.2010, 13:34
  2. FiFa 07 Goremedim Onlıne Oyunlar ıcınde
    Konuyu Açan: yusufemir, Forum: Online oyunlar.
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj : 20.11.2009, 15:50
  3. ÖĞRENCİLERİN OLUMSUZ DAVRANIŞLARI VE UYGULANACAK YAPTIRIMLAR
    Konuyu Açan: Sari Menekse, Forum: İlköğretim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 18.05.2008, 23:25
  4. İÇİNDE BEN OLSAYDIM
    Konuyu Açan: refik, Forum: Fıkralar.
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj : 18.12.2007, 15:57
  5. İÇ İÇİNDE
    Konuyu Açan: ykalaman, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 07.10.2004, 22:39

copyright

Soru Cevap