Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı

  1. cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı cumhuriyet dönemi hikaye örnekleri



    Milli mücadelenin kazanılmasından sonra ülkede yeni bir dönem açılmış, 29 ekim 1923’de cumhuriyet ilan edilmiştir.Ülkede bu tarihten itibaren siyasi , sosyal , ekonomik ve kültürel alanlar da köklü değişiklikler yapılmaya başlanmıştır.Mustafa Kemal Atatürkün hayata olduğu veyeni bir yapının kurulması için köklü reformlara girişildiği 1923 – 1938 yıllra arasındaki döneme inkilaplar dönemi demek de mümkündür.
    19.yüzyılda Türk edebiyatı, batılılaşma hareketine bağlı olarak roman, hikaye, tiyatro gibi yeni türlerin denenmesiyle çağdaş bir çizgiye girdi. Türk edebiyatının yönü batı düşüncesinin temel alınması sonucu değişti. Batıyla ilişkiler, aydınların bir batı dilini öğrenmeleri, batı edebiyatından yapılan çeviriler, batıdaki fikir akımları ile tanışma bir kültür ve medeniyet değişimini gündeme getirdi. Sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta meydana gelen değişiklikler edebiyata da yansımış, Cumhuriyet kuruluşuna kadar arayışlar devam etmiştir. Bu devrin bariz özelliği, estetik ve mükemmeliyet kaygısından çok fikri bir zeminde birleşen edebi arayışlardır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı adı ile anılan son devir edebiyatı , Divan edebiyatının terk edilmesinden sonra teşekkül eden Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat adlarıyla anılan edebiyat tarzları vasıtasıyla oluşturulan zemin üzerine kurulmuştur. Tanzimat edebiyatının 1860-1880 arası birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'dir. 1880-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım'dır. Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır. Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir. Tanzimatla birlikte başlayan edebiyatı, Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileştirme hareketi 1895-1900 yılları arasında çıkarılan Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmıştır. Servet-i Fünun'cu ve Edebiyat-ı Cedide'ciler denilen grup Fransız edebiyatının özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlardır. Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen, dildeki yabancı unsurları ayıklayarak sade Türkçe'ye geçiş hareketi bu devirde durmuş, Arapça ve Farsça gelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır. Topluluğun üslubu süslü ve sanatlı, ruh ve ifade tarzı ise Avrupai'dir. Şiirde geleneksel aruz vezni kullanılmakla birlikte, nazım şekilleri ve konularda büyük yenilikler yapılmıştır. Romanda tahlil ve teferruata yer verilmiş, modern kısa hikayenin ilk örnekleri bu dönemde şekillenmiştir. Bu edebiyat mensuplarının hayata bakışları karamsar ve içe dönüktür. Tanzimatçılar, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i Fünuncular ise sanat sanat içindir prensibi ile hareket etmişlerdir. Şiir, roman, hikaye, tiyatro, tenkit ve hatırat türlerinde başarılı eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en tanınmışları, şiirde Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif ; roman ve hikayede Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur. Servet-i Fünun edebiyatına katılmayarak gene, batılı anlayışla eserler verenler arasında Ahmet Rasim hatırat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpınar İstanbul'u anlatan romanları ile yeni Türk edebiyatını desteklemişlerdir.


    Cumhuriyetin ilan edildiği yıl , siyasi ve sosyal alanda olduğu gibi edebiyatımızda da yeni bir dönemin başlangıcı sayılmaktadır.Edebiyat tarihimizde Cumhuriyetin ilanından sonraki döneme Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı adı verilir.Bu dönem kendi içinde 1940 yılna kadar türk edebiyatı ve son dönem türk edebiyatı olarak ikiye ayrılır.

    Bu dönemin önemli topluluklarından biri 7 meşalecilerdir.1928’de kurulan bu topluluk,yeni bir edebiyat akımı başlatmak istemişsede başarılı olamamıştır.Topluluğun üyeleri , sabri esat siyavuşgil ,yaşar nabi , muammer lütfi , cevdet kudret , vasfi mahir kocatürk , ziya osman saba ve kenan hulisi koraydır.


    Genel özellikler :

    1- Bu dönemin yazarlarının hemen hepsi , eserlerinde sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır.
    2- Yazar ve şairlerin çoğu , anadoluya yönelmişler , eserlerinde anadoluyu işlemişlerdir.
    3- Cumhuriyetin ilk yıllarında istiklal savaşının meydana getirdiği destani ruh hali etkisini sürdürmüştür.
    4- Bu dönemdeki eserlerde halk , millet , memleket ve çağdaş medeniyet kavramlarıyla igili düşünceler geniş yer tutar.
    5- Mizah , hiciv , deneme , eleştiri ve edebiyat tarihi alanlarında önemli gelişmeler görülmiüştür.


    Döneme bir örnek :

    SEVGİLERDE

    Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen , tutuk , saygılı
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı

    Bitmeyen işler yüzünden
    Siz böyle olmasını istemezdiniz
    Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
    Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı
    Gecelerde ve yalnız
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vakit olmadı

    Behçet Necatigil


    Yazarın başlıca eserleri :

    Kapalı çarşı , çevre , eski toprak , arada , iki başına yürümek , en cam , zebra , karalar aklar , yıldızlara bakmak , kadın ve kedi , pencere .
    "HECECİLER" adıyla anılan, Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiyet dönemindeki Milliyetçilik ve Türk halkını bir araya toplama sürecinde ortaya çıkmış; yurt sevgisini dile getiren hece ölçüsüylüe şiirler yazarmışlardır. "Konuşulan güzel Türkçeyi yazı diline geçirerek yeni ve büyük davayı kazanan ve kazandıranlar" olarak nitelendirilen Hececiler; Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'lerin başlattıkları "Yeni Lisan" anlayışının etkisiyle, Osmanlıcadan arınan bir dille şiir yazamaya yöneldiler. Ulus/ulusçuluk bilincini sürekli ön planda tutmuşlardır.Beş Hececiler Hareketi, aruzla yazanlara bir tepkiydi, biçimde ve içerikte sadeliği getirdi. Bu işlevlerinden öte, bir rejimin sorunlarını da tartışmaya yönelmişlerdir.

    BEŞ HECECİLER

    HALİT FAHRİ OZANSOY

    20.yy şair ve yazarlarından Halit Fahri Ozansoy, 12 Temmuz 1891 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi)'yi bitirerek, 1916 yılında sınavla Muğla Lisesi’ne edebiyat öğretmeni oldu. İki yıl kadar Muğla ve Konya'da çalıştıktan sonra 1956 yılında emekli oluncaya kadar kırk yıl süreyle İstanbul'da pek çok okulda edebiyat öğret-menliği yaptı.
    İlk şiirleri lisede öğrenciyken Rübap (1912) ve Şebal (1912-1913) dergilerinde çıkan Halit Fahri, 1914-1918 yılları arasında adını aruz şiirleriyle duyurmuş, sonra Yeni Mecmua’da ard
    arda hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini yayımlayarak Hecenin Beş Şairi’nden biri olmuştur.
    Nedim adında 18 sayı süren haftalık bir dergi çıkarmış; kendisinin, Reşat Nuri, Faruk Nafiz, Selahattin Enis gibi şair ve yazarların ilk yazıları bu dergide yayımlanmıştı.
    Sonraki şiirleri en çok Hayat, Ayda Bir, Serveti Fünun-Uyanış (derginin yazı işleri müdürlüğünü de yapmıştır.), Çınaraltı, Varlık, Hisar dergilerinde basılmıştır.
    Eserlerinde objektif tasvirlerle sübjektif sıfatlar arasında bir denge vardır.
    Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, masal alemlerine, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına rastlanan Halit Fahri, 23 Şubat 1971 yılında seksen yaşında da vefat etmiştir.
    11 şiir kitabı, sonuncusu düz yazı 8 oyunu, 2 romanı, 3 anı kitabı olan şairin,; çeviri ve roman oyunlarının; batı edebiyatı üzerinde inceleme sayısı 50’ye yakındır.

    YUSUF ZİYA ORTAÇ

    20 yy şair ve yazarlarından Yusuf Ziya, 23 Nisan 1895 tarihinde İstanbul'da doğdu.
    Vefa İdadisi'ni bitirdikten sonra sınavla kazandığı İzmit Sultanisi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğine sonradan istambul’da yabancı okullarda devam etti.
    1946-1950 yılları arasındaki Ordu Milletvekilliği görevinden sonra Orhan Seyfi Orhon'la birlikte yayımladıkları Akbaba adlı gülmece dergisine geri döndü.
    Bir yarışmada birincilik kazanan ilk şiiri Kehkeşan dergisinde çıkmıştır; ardından Büyük Mecmua, İnci, Serveti Fünun, Şair, Türk Yurdu gibi dergilerde yazmıştır.
    Mizah, şiir ve yazılarına Diken dergisinin ilk sayılarında başladı. Diken dergisinin her sayı-
    sında (1918-1920) Çimdik imzasıyla çoğu kez ikişer manzumesi yer almış; bu türdeki çalışmalarına ölümüne kadar Akbaba Dergisi’nde devam eden Yusuf Ziya edebiyat tarihimize Hecenin Beş Şairi’nden biri olarak geçmiştir.
    Binnaz (1919) oyunu, tiyatro tarihimizde heceyle yazılmış sanat değeri üstün, başarılı ilk manzum piyes kabul edilir.
    Düz yazılarında da Türkçesi’nin sağlamlığı ve kıvraklığıyla bir üslup ustası olan Ortaç, 11 Mart 1967 tarihinde İstanbul'da kalp krizi sonucu vefat etmiştir.
    ORHAN SEYFİ ORHON
    23 Kasım 1890 doğumlu olan Orhan Seyfi Orhon Beş Hececi Şairler’in yaşça en büyüğüdür. Önce Mercan İdadisi’ ni (1909), ardından Hukuk Fakultesi’ni bitirmiş; kısa bir memurluk hayatından sonra gazetecilik ve öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Zonguldak 81946-1950) ve İstanbul (1965-1969) milletvekilliği görevlerinde bulunmuştur.
    Milliyet, Tasvir-i efkar, Cumhuriyet, Ulus, Zafer, Havadis ve Son Havadis gazatelerinde fıkra yazarlığı başta olmak üzere, çeşitli sahalarda kalem oynatan sanatçı, edebiyatımızdaki asıl ününü ve kalıcılığını şiirleriyle yakalamıştır. İlk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazan şair, bu şiirleri "Fırtına ve Kar" adlı kitabında bir araya getirerek yayınlamıştır. Daha sonra devrin şiir anlayışı gereği, hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan sanatçı, bu sahada oldukça önemli bir başarı sağlamış ve bu şiirlerini "Gönülden Sesler" ismiyle yayınlamıştır. "Gönülden Sesler" aynı zamanda, Orhan Seyfi'nin edebiyat ve sanat dünyasındaki ününü de duyuran kitaptır. Şairin edebiyat dünyasındaki kalıcılığını, hattâ yok olmamasını ve unutulmamasını sağlayan şiirler, "Gönülden Sesler"deki bu, hece ölçüsüyle yazılmış sevgi ve aşk şiirleridir.
    Sanatçı bu başarılı çıkışından sonra çeşitli nedenlerle şiirden uzaklaştır. Tekrar dönmek istediğindeyse zaman ise, artık her şey için çok geçtir. Aruz ölçüsüyle yazdığı "Kervan"daki Şiirler de, yine aruz ölçüsüyle yazdığı en son şiirleri olan "İşte Sevdiğim Dünya"daki şiirler de, gereken ilgiyi görmez. Şâir bu son denemelerinden sonra, şiiri bırakır. Hayatına çeşitli gazetelerde köşe yazarı olarak devam eder. 22 Ağustos 1972'de "Son Havadis"te köşe yazarı iken bir kalp krizi sonucu vefat eder.
    Orhan Seyfi, edebiyatımızda "Hecenin Beş Şairi"nden biri olarak, başarıyla kaleme aldığı sevgi ve aşk şiirleriyle tanınmış ve kalıcı olmuştur. Onun şiirlerinde kadın, belki de en vazgeçilmez ilham kaynağı ve hareket noktasıdır.
    Şairin şür sahasındaki bir başka başarılı cephesi de Fiske takma adıyla yazdığı mizah ve hiciv şiirleridir. Sanatçı, bu şiirlerinde çok etkili esprili bir dil kullanmış, sahasında gerçekten başarılı ürünler vermiştir.
    Şairin dili kullanmada çok hassas ve mükemmeliyetçi olduğu söylenemez. Eselerinde bireysel duyguları işlemiş, ahenkli ve zarif şiirinde sade, akıcı ve temiz bir Türkçe kullanmaya gayret etmiştir. Özellikle "Gönülden Sesler"deki şiirlerinde başarılı ve kendine has, özgün bir üslûp yakalayabilmiştir.

    ENİS BEHİÇ KORYÜREK

    11 Mart 1891, İstanbul doğumlu olan şair yüksek öğrenemini Mülkiye’de (1910-1913) yaptıktan sonra, hariciyeci olmuştur. Bükreş’te (1985), Budapeşte’de (1916-1922) konsolos katipliği ve konsolusluk yapmış, Türkiye’ye döndükten sonra adalet, iktisat ve çalışma bakanlıklarına bağlı çeşitli görevlerde çalışmıştır.
    Şiirleriyle Balkan Savaşı dönemlerinde tanınmaya başlanmıştır. Servet-i Fünun’cuların etkisiyle ilk şiirleri Şehbal (1912-1914) dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonra hece ölçüsünü, sade dili benimseyerek, Ziya Gökalp’in önderliğini yaptığı Milli Edebiyat saflarına geçmiştir. Böylece kısa zamanda aruz ölçüsünden heceye ölçüsüne dönen, Enis Behiç’in en ünlü şiirleri, milli heyecanlarla yüklü epik şiirleridir. Hamasî ve lirik şiirler yazmıştır. 1946’dan sonra ise, ikinci kitabında toplanan tasavvuf şiirlerini yazmıştır.
    Ruh çağırma gibi mistik sapmalara da yönelen Enis Behiç, 1949 yılında Ankara’da vefat etmiştir.
    FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL

    18 Mayls 1898, İstanbul doğumlu olan yazar, Tıp Fakültesi'ndeki yüksekögretimini yarıda bırakarak önce yazar sonra ögretmen oldu. Kayseri (1922), Ankara (1924-1932) ve İstanbul'da (1932-1946) edebiyat ögretmenliği, İstanbul millevekilligi (1946 - 27 Mayıs 1960) yaptı.
    Şiire Birinci Dünya Savaşı yıllarında aruzla basladı. Duygu ve düşünceyle bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle kendisine yaygın bir ün sagladı.
    Heceyle ilk şiirleri de gene 1918-1921 yılları dergilerinde çıktı. Hecenin Beş Şair’ inden biri olarak bilindikten sonra da zaman zaman aruzla yazdı. Özellikle son şiirleri hep aruzladır.
    Şair her iki vezni de ustalıkla kullanmıştır.
    Savaş yıllarından sonraki şiirleri Güneş (1927), Hayat (1926-1929) ve daha yeni dergilerde çıktı; Akbaba dergisinde Çamderviren ve Deliozan adlarıyla mizah şiirleri de yazdı.
    1933 yılında Anayurt adında haftalık bir sanat dergisi de çıkarmıştır.
    20 yüzyılın en usta şairlerinde Faruk Nafız Çamlıbel 8 Kasim 1973 ‘te Akdeniz’de bir gezideyken gemidekalp yetmezliğinden vefat etmiştir.

    “Faruk Nafız şiirini 1925-1935 yıllarında geniş kalabalığa götüren, bir bakışta anlaşılabilir olması, ilk okunuşta okurun dünyasıyla ilinti kurabilecek dış öğelerden yararlanmasıdır... Buna karşın, Yenilik Edebiyatımızın geçiş döneminde dili, tekniği ve romantik İstanbul'lu kişiliğiyle de olsa, Anadolu gerçegine açılması özellikleriyle dilimizin gelişme aşamasında yeri yadsınamaz.''

    ZAFER TÜRKÜSÜ
    Yaşamaz ölümü göze almayan
    Zafer, göz yummadan koşar da gider.
    Bayrağa kanının alı çalmayan
    Gözyaşı boşana boşana gider!
    Kazanmak istersen sen de zaferi
    Gürleyen sesinle doldur gökleri
    Zafer dedikleri kahraman peri
    Susandan kaçar da coşana gider.
    Bu yolda herkes bir ey delikanlı
    Diriler şerefli ölüler şanlı
    Yurt için döğüşen başı dumanlı
    Her zaman bu şandan, o şana gider.

    KISKANÇ
    Sakın bir söz söyleme... Yüzüme bakma sakın!
    Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.
    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
    Annen bile okşasa benim bağrım kan olur...
    Dilerim tanrıdan ki, sana açık kucaklar
    Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun;
    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
    Sana benim gözümle bakan gözler körolsun!
    “bir ömür böyle geçti”

    SON AŞIK
    Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
    Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
    Ak düşünce saçların kumral rengine
    Kollarında son aşıkın ben olacağım.
    Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
    Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
    Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ...
    O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?

    Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ...
    O gün bana yalaşırken ey ilahi yar,
    Esirgeme gözlerimden bir son buseni,

    Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
    Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
    Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!

    KAYNAK:
    Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul 1995
    Ahmet Necdet, Modern Türk Şiiri Yönelimler, Tanıklıklar, Ekim 1993
    Mehmet Kaplan, Tanzimattan Cumhuriyet’e Şiir Tahlilleri 1, İstanbul 1995
    Osman Atilla, Memleket Şiirleri, Ankara 1950
    Ümit Yaşar Oğuzcan, Şairlerden Seçmeler, İstanbul 1985

     

     

    CiCeGiM - 10.03.2010 - 14:38
  2. Cumhuriyet döneminde Türkiye hemen hemen her alanda hızlı bir çağdaşlaşma hareketine girmiş olduğundan bu dönemde ortaya çıkmış birçok edebi ve fikri hareket aynı zaman içinde varlık göstermişlerdir. Daha önce olduğu gibi bir edebi akım ömrünü tamamlayıp yerine bir başkası geçmemiştir. Birçok edebi akım varlığını günümüze kadar devam ettirmiştir. Farklı görüşte olan edebi anlayışlar Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan günüm.üze kadar varlıklarını devam ettirmiş, temsilcileriyle edebiyat ve sanat dünyasında örneklerini vermişlerdir. Bu nedenle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında gelişen edebi akımları kesin bir şekilde bir sınıflamaya sokmak biraz zor gibi gözükmektedir. Ancak biz yine de Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatını iki ana devre ve bunların alt kolları olan gruplara ayırmaya çalıştık. Cumhuriyet döneminde "edebiyat en çok; şiir, roman ve hikaye, tiyatro ve dergi gibi türlerde rağbet gördüğünden bu edebi türlerin Cumhuriyet dönemindeki gelişimini ele almaya çalıştık.
    1923-1940 arası Türk edebiyatı
    1940 sonrası Türk Edebiyatı.
    1923-1940 arası Türk Edebiyatı da kendi içinde bölümlere ayrılır: I-ŞİİR: 1) Memleket Edebiyatı: a-Folklor şairleri b-Hamasi şairleri c-Mistik şairler 2) Öz Şiir Anlayışını benimseyenler: a) Yedi Meşaleciler 3) Toplumsal Gerçekçi Şiir. II-ROMAN VE HİKA YE : A-Memleket edebiyatı çerçevesinde gelişen roman ve hikaye yazarları. B-TOPLUMSAL Gerçekçi roman ve öykü III- TİY A TRO IV-DERGİLER V-Müstakil Şahsiyetler: Mehmet Akif ERSOY, Hüseyin Rahmi GÜRPİNAR, Abdülhak Şinasi HİSAR, Yahya Kemal BEYATLI, Cahit Sıtkı T ARANCI, Sait Faik ABASIY ANIK, Ahmet Hamdi TANPINAR, Peyami Sara.
    1940 sonrası Türk Edebiyatı: I-şİİR: a) Nazım Hikmet'in Toplumsal Gerçekçi Şiir anlayışını devam ettirenler b-Garip Hareketi c) Hisarcılar ve Hisar Dergisi d) Mavi Grubu e) İkinci Yeni Hareketi, 1) 1960-2000 Arası Türk Şiiri g) 1940 Sonrası Türk Şiirinin Bazı Özgün isimleri 2- Roman a-1940 Sonrası Türk Roman ve Hikayesinin Bazı Usta Kalemleri 3- Tiyatro 4- Dergiler.
    "Türkiye'de Cumhuriyet Devri Edebiyatı bu devrin ilk yıllarında önce, İstiklal Savaşı zaferlerinin ve Cumhuriyet inkılabının yarattığı devamlı heyecanlarla beslenerek, daha çok, Anadolu'daki Türk milletinin ve Türklerin elinde kalan öz yurt topraklarının hayat ve hareketlerini terennüm etmiştir. İnönü zaferleri için Sakarya ve bilhassa Dumlupınar kahramanlıkları için şiirler yazılmış, İzmir' e giden yolların; Akdeniz'e varan kahraman koşuların heyecanları dile getirmiştir.
    "Refik Halit'in "Av Peşinde"sinden, Halide Edip'in "Ateşten Gömlek", "Vurun *****ye", "Dağa Çıkan Kurt" gibi eserlerinden, Yakup Kadri'nin Falih Rıfkı'nın bu konudaki yazılarından başlayarak; İstiklal Savaşı'nın mensur destanları, hikayeleri ve romanları yazılmıştır. "Halas" isimli romanıyla Mehmet Rauf, "Türk ilahisi isimli 'şiiriyle Süleyman Nazif gibi Servet-i Fünun sanatkarlarından başlayarak, en yeni en genç Türk şair ve muharrirlerine kadar, eli kalem tutan herkes, bu anlarda bu büyük ve enerjik Kurtuluş Savaşı için, duyduklarını, düşündüklerini söylemekte büyük bir zevk bulmuşlardır.
    "Devrin şiir ve romanı gibi tiyatro edebiyatı da Cumhuriyetin ilk on yılı boyunca; bilhassa manzum tiyatro eserleri ve manzum destanlar halinde ve yine bu heyecanın yarattığı bir milli inanışla; en uzak ve en yakın Türk fazilet ve kahramanlıklarını sahneye koyan eserler yazılır.
    "Aka Gündüz'ün "Mavi Yıldırım"ı, Faruk Nafıi'in "Akın, Kahraman, Öz Yurt" isimli tiyatroları, Behçet Kemal'in "Çoban ve Attila" isimli eserleri Yaşar Nabi'nin "Mete"si ve daha bir çok sanatkarların bu çeşit manzum tiyatroları, hep bu on yılın milli verimlerindendir. Sayı bakımından önemli bir yekun tutan bütün bu eserlerin sanat kıymeti bakımından ekseriya Türk edebiyatının birinci sınıf mahsulleri arasında yer alamayacaklarını ayrıca söylemek gerekir."
    CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK ŞİİRİ
    "Cumhuriyet Dönemi Türk şiiri, Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra yazılan şiirlere verilen addır. Burada siyasi bir durum söz konusudur. Ancak, imparatorluktan milli devlete geçiş, bütün edebiyatımıza, kültür hayatımıza ve elbette ki şiirimize de derinden tesir etmiştir.
    "Osmanlı Devleti uzun yıllar yıkılışın sancılarını çekmiş, yıkılışı. geciktirecek birtakım geçici tedbirlere başvuffi1Uş ve gelişen Avrupa karşısında büyük bir aşağılık duygusuna kapılmıştır. Bunun edebiyata yansıması ise kötümserlik şeklinde olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti ise varolma mücadelesini vermiş ve bu mücadeleyi kazanmıştır. Bunun edebiyattaki yansıması da kahramanlık ve iyimserlik şeklinde 0Imuştur."
    Cumhuriyet dönemi şiirimiz tıpkı Tanzimat sonrası yenileşme dönemi şiirimiz gibi üç gelenekle beslenmiş ve gelişmiştir. Bunlar Divan şiiri. Halk şiiri ve Batı şiiri. Batı şiiri, şairlik geleneği kadar bilgi ve kültür bakımından da son derece donanımlı olan şairler tarafından edebiyatımıza sokulur. Yahya Kemal Parnast'lardan aldığı etkileri, Ahmet Haşim ise Sembolist ve empresyonist bazı özellikleri şiirimize getirir.
    Edebiyatımızın en güçlü geleneklerinden olan Divan şiiri Tanzimat'tan sonra tamamen reddedilmekle beraber, şairlerin kalitesi yükselip zevkleri inceldikçe her dönem tekrar ele alınan bir kaynak olmuştur. Bazı sanatçıların sadece şekil ve vezin, bazılarının ise duygu ve imaj bakımından etkilendikleri Divan şiiri, 1923 'ten sonra eser veren şairler üzerinde de etkili olur. Cumhuriyet Devri Şiirinin, başlangıç yıllarında en çok etkilendiği .kaynak Halk şiiri geleneğidir. Ancak bir süre sonra Garipçiler tarafından tamamen reddedilen bu geleneğe yine bu grubun öncülerinden Orhan Veli'nin "Yol Türküleri" adlı eseri ile geri dönülür. Halk şiiri geleneğinin son dönemdeki gerçek temsilcisi Aşık Veysel'dir.
    Tanzimat'tan sonraki şiirimizde görüldüğü gibi, Cumhuriyet şiirinde de didaktik, hamasi, sosyal muhtevalı şiir anlayışını, insanın iç dünyasını da ele alan şiir anlayışı takip etmiş, sonra bu aşırı ferdiyetçiliğe yeniden bir sosyal şiir anlayışı ile mukabele edilmiştir.
    Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat hareketleri içinde bulunarak üne kavuşmuş olan yazar ve şairler, Cumhuriyet'in ilk yıllarında henüz hayattadırlar. Bunlardan Abdülhak Hamid gibi Tanzimat'tan sonraki bütün yeniliklerin içinde bulunmuş olanlar artık son eserlerini verirler. Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Yakup Kadri vb. sanatçılar ise geçmiş dönemlerde olgunlaştırmış oldukları sanat anlayışlarıyla en güzel sanat eserlerini Cumhuriyet döneminde kaleme alırlar.
    Bu dönem edebiyatının en önemli özelliklerinden biri; Milli Edebiyat hareketi sırasında ilk defa ele alınan Anadolu insanının, daha geniş açılardan bakılarak edebiyata konu yapılmasıdır.
    Memleket edebiyatı adı verilen bu yöneliş,. eski nesle mensup şair ve yazarlarla ilk eserlerini mütareke yıllarından itibaren vermeye başlayan genç sanatçılar tarafından benimsenir. Bu konuyu işleyen manzum ve mensur eserlerin en bol olduğu dönem Cumhuriyet'in ilk yıllarıdır.
    Dünyadaki ve Türkiye'deki sosyolojik değişmelerin etkisiyle Osmanlı- İslam tarihi ve kültürü ile aydınlar arasında çizilen kesin çizgi, manevi alanda boşluklar yaşayan bir aydın nesil yaratmaya başlar. Bu maddeci akıma karşı manevi değerleri ön plana çıkaran bir mistik akım oluşur. Şiirde Necip Fazıl, romanda ise Peyami Safa'nın öncülük ettiği mistisizmin yanı sıra, olgunluk dönemi eserlerini yer vermekte olan Ahmet Haşim ve Yahya Kemal' in eserlerinde Sembolizmin izleri görülür.

    MEMLEKET EDEBİYATI
    Bu şairlerin çoğu halk edebiyatı geleneğini takip ederek, yeni bir şiir oluşturmaya çalışırlar. Ziya Gökalp ve Emin Yurdakul'un yolunu izlerler. Şiirlerinde konu memlekettir, hece veznini kullanırlar ve halk şiiri nazım şekillerini tercih ederler. Sade bir dille yazıp mahalli söyleyişlere de yer verirler. Daha ziyade didaktik bir tarzları vardır. Gururlu, iradeli ve iyimser bir psikoloji ile hitabet tonunda şiirler yazarlar.

    FOLKLOR ŞAİRLERİ
    "Halk evleri vasıtasıyla gücünü ve sayısını arttıran bu tarz şiirler çoğunlukla öğretmen yazarlara aittir. Böylece halk edebiyatı ve halk kültürüne ilgi, öğretmen şairler vasıtasıyla büyük bir yaygınlık kazanmış, sonraki nesillere de geçirilmiştir. Ahmet Kutsi Tecer'in Ülkü dergisinin idaresini üstlenmesinden sonra folklora da büyük ağırlık verilir. Ahmet Kutsi Tecer'in:
    "Orda bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür"
    diye başlayan şiiri, halkçı şairlere tek bir hedef gösterir: Köy. Ancak, bu köyü konu alan şiir zevki halkevleri ve dergileri vasıtasıyla bütün ülkede yaygınlaşır. Ahmet Kutsi, köye, folklora ait bütün değerleri ortaya çıkarırken, Halk şiiri geleneğinin son büyük temsilcisini, Aşık Veysel ŞA TIROĞLU'nu keşfeder. Küçük yaşta gözlerini kaybeden şairin bütün dünyayı diğer duyularıyla idraki, köyün dar çerçevesinin ötesinde insanın ebedi özlemlerini dile getiren bu şiirler çok sevilmiş, taklit edilmiş ve halk şiiri geleneğinin ölümsüzlüğüne delil sayılmıştır. Ancak Aşık Veysel' den sonra gelen halk şairlerinde aynı gücü bulmak mümkün deği1dir."
    "Folklor malzemesini en başarılı bir şekilde şiirimizde kullanan önemli bir isim de, Ressam Bedri Rahmi EYÜBOĞLU'dur (1911*1975). O folklor ile modem sanatı coşkun bir heyecan İle hem resimde hem de şiirde birleştirerek orijinal ve başarılı örnekler vermiştir. Resimleriyle şiirleri arasında büyük bir yakınlık vardır. Renk' duygusu çok kuvvetli olan şair, hem şiirde hem resimde renk uyumuna büyük önem verir. Renklerden bahseden ve onları hayatın bin bir durumu, duyguları ve eşyalar ile birleştiren şairdir.
    "Çocukluk ve masal, hayatı değiştirme vasıtaları olarak, Bedri Rahmi'nin şiirine hakimdir. Halk sanatından, folklordan aldığı bazı unsurları da kendi orijinal imajlarıyla şiirine yerleştirerek kendi tarzını geliştirir."

    MİSTİK ŞAİRLER
    Nazım Hikmet'in başını çektiği, insanın manevi taraflarının 'ihmal edildiği Marksist şiir anlayışına karşı bir kısım şairler, insanın manevi taraflarının olduğunu savunmuşlardır. "Hareket noktası olarak Memleket edebiyatını alan şairler, görünen manzara ve insanların bir de görünmeyen iç alemlerini, ferdi duyuşlarını da anlatmak istediler. Öz Şiir peşinde gidenlerin başlangıç noktasını teşkil eden bu şairlerden Necip Fazıl, mistik ve dini bir heyecana kapılır. Felsefeyle meşguliyeti dolayısıyla aşma fikrine ulaşan, görünenin ardını araştıran ve mistik bir anlayışı geliştiren Necip Fazıl KISAKÜREK 1930 sonlarında Nazım Hikmetin tam karşısında görülür. O da Halk şiiri geleneğinden hareket etmiş, heceyi kullanmış, Batı şiiriyle kendi geleneğimizi birleştirmeye çalışmıştır. Felsefeye duyduğu merak bir çeşit mistik anlayış ve duyuşa yöneltmiştir.
    Aç kapıyı haber ver
    Ötenin ötesinden
    Diyerek ötelerin sırlarını kurcalayan şair, zaman zaman mazoşist bir ruhun ifadesi olan melo-dramatik şiirler söylemiştir.
    "Mistik akım, en orijinal örneklerinden birini Asaf Halet ÇELEBİ'nin şiirlerinde gösterir. Daha sonraları da Sezai KARAKOÇ gibi dindar şairler İkinci Yeni Akımı içinde, insanın iç dünyasının karmaşıklığını kurtaracak esrarlı gücü sızdırmaya çalışırlar.

    NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)
    Maraşlı, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1905 yılında İstanbul'da doğdu. Ailesinin yaşadığı konak hayatı nedeniyle eziklik duymadan, aile fertlerinin özel ilgisiyle yetişti. İlk öğrenimini çok düzensiz ve dağınık yaptı. Ortaöğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı. Darü'l-Fünun Felsefe bölümünde 1 yıl okudu. 1925 yılında devletin Avrupa'ya gönderdiği ilk burslu üniversite öğrencisi olarak Paris' e gitti. Dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş bankalarında memurluk ve müfettişlik yaptı. 1939 yılından itibaren Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde hocalık yaptı. 1943 yılında Büyük Doğu Mecmuası'nı çıkarmaya başladıktan sonra memuriyet görevinden ayrılarak yazı hayatına atıldı. 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti.
    Necip Fazıl hayatını üç safhaya ayırır: a- 1920-1934 genç bunalımlı şair, b- 1934-1945- mistik şair, c- 1945-1983 sabık şair.
    İlk dönem şiirlerinin çoğu Milli Mecmua ve Hayat dergilerinde yayımlanır. Şair bu dönemde bireysel sıkıntı ve patlamaları, buhranları yaşar. Ferdi bunalımlarının dışa vurmuş hali olan bu şiirlerde en çok ölüm, karanlık ve yalnızlık temaları işlenir.
    Necip Fazıl Cumhuriyet nesli şairleri içinde en trajik veya daha uygun bir ifade ile en "patetik" olanıdır. Bu bakımdan o şiirlerinde bunalımlarını anlatan son kuşak şairlerine yaklaşır. Fakat onlara hayatı boş, karanlık ve karışık gösteren ruhi sıkıntı daha ziyade sosyal sebeplere dayandığı halde "Kaldırımlar Şairi"nin ıstırabı daha çok ferdi ve metafizik bir mahiyettaşır. Necip Fazıl'ı tahrik eden, bunalımlar içinde eriten esas amil, dıştan ziyade onun kendi içindedir. O, bir mizacın şairidir. Kaldırımlarda bu mizaç en sanatkarane ifadelerinden birini bulur. Şairin kudreti, ruh haline en uygun sembol, atmosfer, ve ahengi bulabilmesindedir. Bu dönemin en güzel şiiri olan Kaldırımlar' da dış alem, iç alemin objektif karşılığını teşkil eder..
    Bu dönem şiirlerinde mustarip, arayan, bekleyen ve hiç tatmin olamayan modem insanın huzursuzluğu görülür. Kaldırımlar, Otel Odaları, Sayıklama, Bu Yağmur, Noktürn, Gel, Geçen Dakikalarım gibi şiirler bu dönemin en güzel örnekleridir.
    Necip Fazıl, 1934 yılından itibaren fikir ve manevi dünyasında geçirdiği değişiklikle, daha çok mistik ve tasavvufi bir şair kimliğini kazanır.1934 yılından sonra bağlandığı tasavvufi anlayış ve dini kaygılardan dolayı Ben ve Ötesi ve Örümcek Ağı gibi şiir kitaplarındaki birçok şiirini kabul etmez.
    "Yararlandığı mistik şiir geleneği, onun ruhunu sakinleştirmekten uzaktır. Ancak bu özelliği, Necip Fazılın şiirinin asıl cazibesini yapar. Sonraları dine yöneldikçe, Necip Fazıl başlangıçtaki bu trajik duyuşunu kaybeder.
    "Orhan OKAY, memleketçi şiir ile materyalist ideolojik şiir yanında Necip Fazılın şiiri hakkında şu değerlendirmeyi yapar: "Bu yeni ses işte o sosyal - ideolojik muhtevalı şiire bir reaksiyon gibidir. Şiirde dışa çevrilmiş olan gözler, insanın iç varlığına çekiliyor, yeni ve orijinal tesire bırakan psikolojik bir derinlik kendisini fark ettiriyordu.Kaynakwh: Cumhurİyet DÖnemİ TÜrk Edebİyati
    "Mistik, metafizik temayüller, yalnızlık, vehimler, sayıklamalarla görülen trajik karakter, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'insaf şiirinden onu uzaklaştırır. Ürpertici hayaller ile uyandırılan korku da şairin trajik cephesini besler. Bu korku ile Egzistansiyalistlerin "angoisse"i arasında bir bağ vardır. Necip . Fazıl'ın 1943 'ten sonraki şiirlerinde dini- mistik temayül artar.
    "Bizce şiir mutlak hakikati arama işidir. Eşya ve hadiselerin, bütün mantık yasaklarına rağmen en mahrem, en mahcup, en nazik ve hassas nahiyesini tutarak ve nispetlerini bularak, mutlak hakikati arama işi" diyen Necip Fazıl tıpkı Nazım Hikmet gibi geniş bir tesir alanı bulmuş, bu tesir 1960'lardan sonra "İslami dünya görüşü"ne bağlı olanlar arasında artmıştır.Kaynakwh: Cumhurİyet DÖnemİ TÜrk Edebİyati
    Şiirlerindeki mistisizm, kapalılık, trajik söyleyiş geleneğe bağlılık, şekil bakımından kusursuzluk, Necip Fazıl'ın şiir tarihimizdeki yerini sağlamlaştırır.
    Necip Fazıl, memuriyet görevinden istifa ettikten sonra, dergicilik vasıtasıyla topluma seslenmeye çalışır. Vakit dergisinde yazılar yazar, Ağaç dergisini yönetir. Büyük Doğu dergisini çıkarır. Bu dergiler fikir dünyasına toplumsal bir hareketlilik getirir. İşlenmesi ve anlatılması zor ve yasak olan yazı ve düşünceleri kaleme alır.
    Necip Fazıl,siyasi yönüyle hiç korku ve pervası olmayan bir kişidir. Onunla ancak korkusuz ve pervasızlar işlere girişebilir. Yaşadığı dönemde devamlı kendi etrafında oldukça geniş halk kitlelerini bulur. Necip Fazıl öldükten sonra, kendi döneminde gündemde olan ve ağırlık teşkil eden konular, devir ve şartlar değiştiği için gündemdeki yerini kaybeder.
    Türk edebiyatı, Türkçe'yi kullanma, akıcılık, dolgunluk ve anlam yoğunluğu bakımından Necip Fazıl'a muhtaçtır. Necip Fazıl da Ahmet Hamdi T ANPINAR gibi Fransız şiir anlayışını benimsemiş, fakat söyleyiş kıymetleriyle birleştirmek suretiyle şiirlerine daha büyük bir hayat kudreti verebilmek sırrına ulaşmıştır.
    Necip Fazı!:!9 kendi i_sine göre şiir, iki unsurdan oluşur:
    His ve fikir. Şiir bu iki unsurun terkibinden meydana gelir: Ona öre şiirde temel unsur, duygu haline gelmiş düşüncedir. Şiir hiçbir zaman bir tebliğ değildir. Şiir müşahhastan mücerrede doğru giderken duyuruculuk yoluyla manayı telkin ederek neticeye ulaşır.
    Necip Fazıl yazdığı şiirlerde şekil ve. sanatı hiçbir zaman ihmal etmez. Şiirin estetik ve fanatik değerler içinde yeni büyük bir sanat gücü ile verilmesini şart koşar. Yine ona öre'. şiirin dış yapısı olan şekil ve kalıp, yan, vezin ve kafiye gibi unsurlarla iç ya ısı o an manasında bir ahenk sağlanması şarttır. Mana şekli aşmalı, ona esir olmamalı.
    Necip Fazıl duygularına en uygun hayaller yaratmakta mahir olan bir şairdir. Onun şiirlerinde imajlar bir süs veya kelime oyunu değil, fonksiyonları olan, duyguların mahiyetini ve şiddet derecelerini ifade eden vasıtalardır.
    Necip Fazıl'a göre bütün güzel sanatlar gibi şiir de Allah'ı yani mutlak hakikati arama işidir. "Alemin namülenahi kesretinden büyük ve merkezi vahdete ulaşmak şiirin biricik gayesidir." Diyen sanatçının şiire yüklediği fonksiyon da mistik-tasavvufı bir görünümdedir.
    Necip Fazıl'ın son dönem şi.irlerinde en çok işlediği tema sonsuzluk, ebediyet ve Allah'tır. Sonsuzluğun ve ebediyetin sırrını çözdüğüne inanan Necip Fazıl'a göre, şairlik cüce işidir. "Büyük sanatkarlık" olarak gördüğü ebediyete kavuşma arzusu da onun biricik gayesi ve "meselesi"dir.
    Şiir Kitapları: Kaldırımlar, Ben ve Ötesi Örümcek Ağı, Çile ve Sonsuzluk Kervanı.

    ASAF HALET ÇELEBİ (1907-1958)
    1907. yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve örta öğrenimini Galatasaray Lisesi'nde yaptı Adliye Meslek Mektebi'ni tamamladıktan sonra Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinde katip olarak çalışmaya başladı. Osmanlı Bankası ve Denizyolları İdaresinde çalıştı. En son İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Kütüphanesinde memur olarak çalıştı. 1958 yılında öldü.
    Şiire gazel ve rubailer yazarak başlayan Asaf Halet Çelebi'nin ilk şiirleri Servet-i Fünftn, Hamle, Sokak gibi dergilerle, Gün gazetesinde yayımlanır. Şiirlerinde mistik, soyut ve egzotik unsurlar hakim olur. Hem tasavvur, hem de mistisizm onun şiirlerinde harmanlanarak, ona özgü şiirlerin ortaya çıkmasını sağlayan iki önemli unsurdur. Asaf Halet Çelebi'nin hemen hemen bütün şiirlerinde tasavvufi ve mistik eğilimler yer alır. Çocukluğunda büyüklerinden sıkça dinlediği masallar, hikayeler, doğu kültürüne ait efsaneler onun hayal dünyasında oldukça derin izler bırakır, bu izler daha sonra şair kimliğine de güçlü bir şekilde etki eder.
    Asaf Halet, kendi ruh hallerini anlattığı şiirlerinde dahi, masal ve tasavvuftan yararlanır. Sadece İslam tasavvufu değil, uzak doğu mistisizmi ve diğer ilahi dinlerin mistisizminden de yararlanır. Hayata ironik olarak baktığı şiirlerinde dahi, dinlediği masalların hayal dünyasında oluşturduğu izler görülür.
    Asaf Halet Çelebi'ye göre "şiir basmakalıp bir peyzaj, uluorta bir hikaye olmadığı gibi, neyi ifade ettiği belli olmayan bir musiki de
    değildir. Fakat şiirde bunlilrın hepsinden birer nebze bulunmak icap eder. Ancak şairin maksadı ne hikaye anlatmak, ne musiki yapmak ne de resim çizmek olmadığı için bunlar ancak dozu kaçırılmadan şiire verilebilir." Yine ona göre "şair şuuraltı ile çok temas etmesi gereken bir insandır.
    Asaf Halet şiirde vezin ve kafiyeye önem vermez, şiirde ahengi yakalamak için bunlara başvurmaz, ahengi şiirin kompozisyonunda arar.
    Asaf Halet Çelebi, yaşadığı dönem içinde hiçbir şiir akımının etkisi altında kalmadan kendine özgü şiirler yazabilmiş, diğer taraftan da taklit edilmesi oldukça zor bir şairdir. Cumhuriyet döneminde, eski şiiri oldukça iyi bilen bir sanatçı olarak mistik şiirde yenilik gerçekleştirebilen bir sanatçıdır.
    "O, ne gelmiş geçmiş tek şairdi ne de şiirleri tartışılmaz metinlerdi. O yer. yer empresyonist ama çoğunlukla realiteyi mistisizmle karıştıran irrealist söyleyişleriyle bir yandan kimi batılı şairlerle yakınlık kurarken diğer yandan da doğulu mutasavvıf
    şairlerden beslenmeyi ihmal etmeyen bir yenilikçi şairdi. Bu yönüyle Asaf Halet, birçok sanatçının geçmişinden ve doğu kültüründen kopuk bir kültürle yetişmeyi yeğlediği bir dönemde yetişmiş olmasına rağmen farklı bir kişiliğe sahiptir.
    Asaf Halet Çelebi'nin başlıca şiir kitapları şunlardır: He(l942), Lamelif (1945), Om Mani Padme Hum (1953).

    ÖZ ŞİİR ANLAYIŞI
    Cumhuriyet döneminde 1930'lu yıllara kadar memleketçi edebiyat anlayışı edebiyat ve sanat hayatında etkili olmuştur. 1930'lu yıllara doğru memleketçi edebiyata karşı sanatı ön plana alan kıpırdamalar görünmeye başlar. Bu hareketlerin ilki Öz şiiri benimseyen sanatçılardır.
    "Didaktik şiir anlayışının şiirle bir ilgisi yoktur. Bundan dolayıdır ki, ilk yılların heyecanı bitince, şairler de haklı olarak "beylik edebiyatı" diye nitelendirmeye başladıkları ve birçok kötü şairin elinde tekerlemeler halini alan, memleketi anlatan şiirlerden bıkmış, yeni yollar aramaya başlamışlardır. Batıda savaş sonrası yeni akımlar çıkmıştır. Ancak Batı savaştan çıkmış ve her şeye inancını kaybetmiş bir halde iken Dadaizm akımı orada, . inkarcılığının bütün tesirlerini yaşatmıştı. Halbuki bu tarihlerde Türkiye' de yepyeni bir yaşayış ve inanç vardı. Yeni bir yaşama mücadelesine başlarken, eski kötümser şairler bile tavır değiştirmişlerdir. Bundan dolayı ne Dadaizm ne de ondan türeyen yeni akımlar bizde yankı uyandırdı. Şairlerimiz bu akımları, akımların hızı geçtikten sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde yakaladılar.,,63 .
    Türkiye’de Cumhuriyet döneminde "sanat sanat içindir" deyip öz şiir anlayışını benimseyen ilk grup YEDİ MEŞALECİLERDİR. Şiirlerini Yedi Meşale adlı bir kitapta toplayan Muammer Lutfi, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Ziya Osman Saba ve Kenan Hulusi Korayadlı gençlerin oluşturduğu bir harekettir. Bunlar eserlerini Meşale adlı bir dergide yayınlıyor ve bunlara Ahmet Haşim de yazılar gönderiyordu. Bu grup artık Ayşe, Fatma edebiyatından bıktıklarını ilan ediyor ve ne olduğu çok da açık seçik belirtilmeyen ancak Servet/-i Fünun ve Fecr-i Ati şiir anlayışlarına yakın duran ve bunların devamı olduğunu gösteren şiirler yazıyorlardı.
    Bunlara göre şiir hiçbir fikir ve ideolojinin hizmetinde kullanılamaz Gerçek şiir, sanat için yazılan, samimi ve yenilik dolu olan şiirdir.
    Yedi Meşale'nin Mukaddimesi "Bu eser size her türlü müşkilata rağmen yalnız sanat aşkıyla çalışan birkaç gencin bir senelik edebi mahsülünü takdim ediyor" diye başlar.
    Mukaddimede gençler kendilerinin de zamanla önemsiz kalacaklarını, buna rağmen taklitçi edebiyattan kurtulmak için vazifeye atıldıklarını belirtirler. Sanat anlayışlarını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Dünün mızmız ve soluk hisleri ve Ayşe Fatma terennümleri terk edilecek. -Yalnız duygular ifade edilecek. -Şiirin konu ve temaları genişletilecek. -Yıllardır değiştire değiştire, verilen fikir ve konulardan vazgeçilecek. -Şiirde canlılık samimiyet ve yenilik esas olacak. -Gerçek bir sanat eseri meydana getirmek için şiirlerde sanat ve inceliğe dikkat edilecektir.
    "Bu önsöz, edebi bir tatminsizlik ve mevcut edebiyattan bıkış ile edebiyatın bozulduğu bittiği hakkında, hemen her devirde söylenegelen sözlere bir tepkiden ibarettir. Bu ifadelerin çoğu Abdülhak Hamid ve Recaizade Mahmut Ekrem'in şiirin hiçbir şekilde sınırlandırılmayacağını anlatan yazı ve şiirlerini andırır.,,64
    Bu şairler Türk edebiyatından Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairleri Avrupa edebiyatından da Parnas akımın etkisinde kalmışlardır. Bu hareket fazla uzun sürmez. Yedi Meşale'yi çıkaran gençlerin çoğunda şiir faaliyeti bir gençlik hevesi olarak kalır.

     

     

    CiCeGiM - 10.03.2010 - 14:40



Benzer Konular

  1. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.02.2013, 23:43
  2. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı ve Özellikleri
    Konuyu Açan: ZELAL, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.02.2013, 00:27
  3. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 29.09.2010, 00:35
  4. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Gezi Türü
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.09.2010, 05:53
  5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
    Konuyu Açan: Nehir, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.06.2009, 14:40

copyright

Soru Cevap

grafimx