Fuzuli'de Gözyasi

  1. Fuzuli'de Gözyasi Hakkinda - Dr. Bahir SELÇUK Yazilari - Fuzuli Sözleri






    FUZÛLÎ’DE GÖZYAŞI

    Dr. Bahir SELÇUK
    Malatya Fen Lisesi
    Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

    Bu çalışmada, Fuzûlî’nin Türkçe Dîvân’ı ile Leyla vü Mecnun mesnevisinde geçen ağlamak ve gözyaşı kavramları tespit edildi.
    Şairin bu kavramlara estetik bir fonksiyonun yanı sıra psiklojik, tasavvufi, dini ve sosyal bir fonksiyon yüklediği görüldü.
    Gözyaşının bu fonksiyonları izah edilmeye çalışıldı.
    Duyguların suyu diyebileceğimiz gözyaşı; ayrılık, hasret, yalnızlık, çaresizlik, sevinç gibi duyguların oluşturduğu yoğunluğunun ifadesi olarak dışa yansır.
    İnsanoğlunun tepkilerini ifadede özel bir yere sahip olan gözyaşının dini ve tasavvufî hayatta da önemli bir yer tuttuğunu görürüz.


    GİRİŞ

    Duyguların suyu diyebileceğimiz gözyaşı; ayrılık, hasret, yalnızlık, çaresizlik, sevinç gibi duyguların oluşturduğu yoğunluğunun ifadesi olarak dışa yansır. İnsanoğlunun tepkilerini ifadede özel bir yere sahip olan gözyaşının1 dini ve tasavvufî hayatta da önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Kur‘an-ı Kerim’de değişik yerlerde az gülmek, çok ağlamak tavsiye edilir. İnce ve hassas kalp övülürken,2 kaba ve duygusuz kalp taşa benzetilerek yerilir.3
    Hz. Peygamber’in sık sık ağladığı ve ağlamayı teşvik ettiği, sahabelerin de sık sık gözyaşı döktükleri bilinmektedir.4 Hz. Âdem, işlediği zelleden dolayı yeryüzüne indirilince pişmanlık gözyaşlarıyla Allah’tan af diler. Hz. Yakub, Yusuf için o kadar çok ağlar ki sonunda gözlerinden olur. Hz. Davud’un günlerce ağladığı rivayet edilir.5
    Hassas kalpliliğin ve devamlı mahzun olmanın bir bakıma düstur sayıldığı tasavvuf düşüncesine mensup ilk zahid ve mutasavvıflar arasında çok ağlama sebebiyle meşhur olmuş kimseler vardı.6
    Fuzûlî âşıkane şiirin, klasik şiirimizdeki en büyük temsilcisidir. Onun en ayırt edici vasfını, “psikolojisini bu müstesna, bu gözyaşlarıyla yoğrulmuş ve fakat hüzün ve merareti bediî bir lezzet haline yükseltmiş aşkında”7 bulabiliriz.8

    Hemen hemen bütün şiirlerinde aşkı ve aşkın hallerini coşkun bir lirizmle ifade eden şair; duyduklarını, hissettiklerini, hayal ve düşüncelerini kuvvetli bir tahsil ve ilmin neticesi olan üslubu ile yansıtmaktadır. Yaşadığı dönemdeki siyasi ve sosyal çalkantılar, hamisizlik, maddi sıkıntılar adeta şairin şiirlerine sermaye olmuştur.

    Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükûn
    Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli‘ zebûn G. 232/1

    Beşeri ve ilahi aşkın çoğu zaman iç içe olduğu Fuzûlî’de; bu coşkunluğun, hassas kalpliliğin, aşk ve aşk acısının tabii sonucu olan gözyaşı beşeri ve ilahi özellikleri kapsayacak özellikte verilmiştir.
    “Onun şiirlerinin başlıca unsurları olan aşkın acılarına tahammül etmek, elem çekmek, halkın ayıplamasına (melamet), başkalarının (ağyar) cefasına katlanmak, sabır, alçakgönüllülük, bütün bunlar tasavvufun da dayandığı esaslarıdır.”9 Bu nedenle, aşk ve ıstırap şairi olan Fuzûlî’de ağlama ve gözyaşı kavramlarının sıklıkla kullanılmasından daha tabii bir şey olmasa gerek. Klasik şiirimizdeki âşık tipinin belirgin vasıfları vardır: Zayıf bir beden, sıkıntılardan dolayı sürekli ah çekiş, sararmış bir beniz,
    hüznü yansıtan kanlı gözyaşı… Âşıklık alametlerinden sıkça bahseden
    Fuzûlî, bir beyitte söyle der:

    Tabîbâ kılmışum teşhîs derd-i ‘aşkdur derdüm
    Alâmet âh-ı serd ü rûy-ı zerd ü eşk-i âlümdür G.101/5

    Bir bakıma şiirlerini aşk ve aşkın yaşattığı hüzün üzerine bina eden şairde bu yoğunluğun ve çaresizliğin ifadesi olan ağlamak ve gözyaşının ne Şekilde ele alınıp işlendiği önem arz etmektedir. Daha önce şairin eserleri üzerine yapılan çalışmalarda bu hususa dikkat çekilmiş olsa da gözyaşı kavramının müstakil olarak incelendiği bir çalışmaya tesadüf etmediğimizden böyle bir çalışmaya teşebbüs ettik.

    Şairin, Türkçe Divan’ı10 ile Leylâ vü Mecnûn11 mesnevisini incelediğimizde karşımıza çıkan sonuç şu oldu: Gözyaşı ve ağlama (eşk, sirişk, girye, yaş, nem) kavramları şairin Türkçe divanındaki kasidelerde 19 beyitte, gazellerde 234 beyitte, diğer nazım türlerinde/Şekillerinde de 25 yerde; Leyla vü Mecnun mesnevisinde 27 beyitte geçmektedir.
    Çalışmamızda gözyaşı ve ağlamak kavramlarının daha sanatlı ve ustaca işlendiği gazel nazım türüne ağırlık verdik. Bu sebeple yer yer beşeri aşka değinsek de esas hareket noktamız şairdeki tasavvufi aşk oldu.12
    İncelememizde önce Fuzûlî’de gözyaşının estetik fonksiyonu üzerinde durup daha sonra gözyaşının; dini, tasavvufi, psikolojik ve sosyal fonksiyonlarını ele alacağız.


    A. Gözyaşının Estetik Fonksiyonu

    Gerçek âlemde yaşanan sıkıntıların ifadesi olan gözyaşı; şairin muhayyilesinde göz pınarlarından dökülen tuzlu ve ılık bir su olmaktan çıkıp zihinde görsel ve işitsel çağrışımlara yol açan bir estetik bir objeye dönüşür.13
    Mübalağa ve benzetme sanatlarının belirgin olduğu bu beyitlerde gözyaşı; çokluk, süreklilik, Şekil, kıymet ve renk ilgisi göz önünde bulundurularak işlenir. Tabii varlıkların ve kozmik unsurların sıklıkla kullanıldığı bu beyitler aynı zamanda şairin felsefi düşüncesini de yansıtır. Zira “Fuzûlî, felsefi bakımdan varlığı parçalara ayırmaz, bütün olarak kavrar ve şiirlerinde bu bütünlüğün idrakini terennüm eder. Yer göğe kalkar, gök yere indirilir.”14
    Şairin söz konusu hayallere odak noktası olan unsurları, başlıklar halinde göstermek mümkündür:


    1. Çokluk, Süreklilik İlgisi

    Şairin gözyaşı ile ilgi vurguladığı en önemli özellik çokluğudur. Değişik vesilelerle aşkını ve aşkının büyüklüğünü dile getiren şair, aşkın verdiği elemlerin bitmesini istemez. Bu denli büyük bir aşkı taşıyan şairin bir nebze de olsa sükûn bulmasını veya aşkının hararetinin azalmasını sağlayabilecek olan da normal bir gözyaşı olamaz. Bu anda şairin imdadına gözyaşının çokluğunu ve sürekliliğini ifade etmek için “deniz, deryâ, ummân, sel, mevc, bârân, tûfân, gird-âb, gird-bâd, Ceyhûn, tûāyân,” göstergeleri yetişir. Dertli âşığın gözünden sel olup akan yaşlar sevgili katında kıymet ifade etmelidir. Zaten sevenin yegâne gayesi duyarsız bir tavır takınan sevgilinin nazarını üzerine çekebilmektir:

    Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan seyle
    Yamanlıkdur işün ‘uşşāk ile yahşı mıdur böyle Mur.III/6-ab

    Âşık her an, benliğini kaplayan sevgilinin hayaliyle yaşar. Bahar mevsimi gibi coşkun ve kabına sığmayan çilekeş Âşığın feryatları gök gürültüsü; ahları, yıldırım gibidir. Yağmur yüklü bulut gibi o da gözyaşı ile doludur:

    Olmazam bir lahza bî-ra‘d-i figān ü berk-i āh
    Kanda kim seyr eylesem giryān u sūzān ebrvār K.28/29

    Aşk bir sırdır, bu sırrı ifşa etmeden taşımak gerekir. Sevgili için çekilen sıkıntıları ve dökülen yaşları başkaları bilmemelidir. Fakat böyle devasa bir derdi çekip elden gizlemek de imkânsızdır. Bunun için şair, dert ve mihnetten dolayı çöp gibi incelmiş varlığının gözyaşı girdabında kaybolmasını istemektedir. Çünkü şair, hem kınamadan hem de sevgili ile arasındaki benlikten kurtulmuş olacaktır:

    Sırrumı rüsvālıāum fāş etmeden ‘ālemlere
    Zār cismüm eşk gird-ābında pinhān olsa yeā G.153/4

    Gözyaşları bazen çağlayanlar gibi gürül gürül akar ve bu şiddetli akıştan dolayı su kabarcıkları oluşur. Gözyaşlarının her kabarcığında yüzü yansıyan kederli âşık; bu hal ile aşkeri dünyayı tutmuş bir şahtır. Aşkın verdiği sıkıntıların çokluğu ve bu sıkıntılar içindeki Âşığın tahammül etmeye çalışırken döktüğü yaşlar onu hüznün ve sıkıntının sultanı yapar:

    Her habāb-ı eşküme bir ‘aks salmiş peykerüm
    Şāh-ı mülk-i mihnetüm dutmişcihānı leşkerüm G.208/1

    Sevgilinin bakış kılıcının döktüğü kan, âşık üzerinde bir gömlek gibidir. Âşığın sel gibi yaşları bu kandan gömleği parçalar. Şair ikilem içindeki bir Âşığın psikolojisini yansıtmaktadır:

    Andanam rüsvā ki seyl-āb-ı sirişküm çāk eder
    Zahm-i tîāün kanı giydirdükçe pirāhen bana G.11/3

    Aşkın değişmez kanunu, Leyla vü Mecnun mesnevisinde de boy gösterir. Kays; Leylâ için Mecnûn olurken çektiği sıkıntılardan dolayı gözlerinden yaş eksik olmaz.
    Mecnûn, Leylâ’nın hasretiyle “nâme” gibi büklüm büklüm olmuş ve gözlerinden “hâme” gibi durmadan yaş dökmektedir. Bu haliye şair, Mecnûn’un Leylâ’dan ayrı kaldığını ve ondan haber almak istediğini ifade etmekte ve bir kağıt-kalem vasıtası ile mektup mazmunu çizmektedir:

    Hāme gibi yaş döküp dem-ā-dem
    Nāme gibi kāmetin kılup ham LM. 1809

    Şifa için Kabe’ye götürülen Mecnun, kendisiyle Kâbeyi özdeşleştirir. Zemzem Kâbe’nin gözyaşlarıdır. Böylece şair, sevgili için dökülen gözyaşının sürekliliğini belirttiği gibi aynı zamanda kutsallık ve kıymetine işaret eder:

    Göğsüne uran Hacer gibi taş
    Zemzem gibi gözden ahıtan yaş LM. 1070 der

    Çaresiz âşığın gözyaşları bazen öyle sürekli akar ki sahili olmayan bir deniz meydana gelir:

    Yaşum suyı oldı vara vara
    Bir bahr ki yok ana kenāre LM. 732

    Leyla işveli bir Şekilde gezerken Mecnun’un gözlerinden, çeşme gibi durmadan yaş dökülmektedir:

    Leylî işi ‘işve vü girişme
    Mecnūn gözi yaşı çeşme çeşme LM. 797


    2. Şekil ve Kıymet İlgisi

    Gözyaşı; sevgili için döküldüğünden ve Şekil özelliğinden dolayı, âşıkın en kıymetli varlığı olarak düşünülür. Bu nedenle “sîm, güher, sadef, hızâne, taht-i ‘āc, taht-ı revān” gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Şairdeki gözyaşı, içtenlik ifadesi olduğu için ciğer veya gönülden çıkmakta, göz sadece onun aktığı bir pencere olmaktadır. Sevgilinin dudaklarından saçılan şahvari inciye bedel âşığın da gözlerinden saçılan inci misali gözyaşları vardır. Zaten Âşığın maşuğunu elde etmek için sarf edeceği başka bir sermayesi de yoktur:

    Gözlerümden dökülen katre-i eşküm güheri
    Lebleründen saçılan lü‘lü‘-i şāhvāra fedā G.7/3

    Nisan yağmurunun damlaları istiridyenin içine düşüp zamanla inci tanesine dönüşür. Âşığın gözlerinden dökülen yaşar inci kıymetinde olunca onu barındıran gözler de sadef hükmüne geçer:

    Göz ki peykānun hayāliyle saçar her yan sirişk
    Bir sadefdür katre-i bārānı eyler dürr-i nāb G.28/6

    Aşk denizinde dolaşan dertli âşığın her dem gözünde yaşlar vardır.
    Çünkü yaş akmayan göz, içinde inci bulunmayan bir sadef gibidir:

    Girye-i zār ile hoş-hālüm ki bahr-i ‘ışkda
    Eşksüz göz bir sadefdür lü‘lü‘-i şehvārsuz G.118/5

    Sevgiliden ayrı olma, Âşığı o kadar ümitsizliğe iter ki, âşık buna bir nihayetin olmayacağını düşünür. Bu durumda çaresiz Âşığın yegâne teselli kaynağı tükenmez bir hazine olan gözyaşlarıdır:

    Nezr etmişüm firākuna kim yoh nihāyeti
    Nakd-i sirişkümi ki tükenmez hızānedür G.99/5

    Âşık, her ne kadar aşkını gizlemeye çalışsa da gözlerinden dökülen kanlı yaşlar bu sırrı ifşa eder. Şair sanatlı bir üslupla gözyaşını, kirpik kalemi ile yanak sayfasına yazılan ve gizli sırları ifşa eden bir hatta benzetir. Halk bu yazılardan Âşığın gizli sırlarına vakıf olur:

    Ruhum üzre hatt-ı sirişkümi defe‘āt ile kalem-i müjem
    Rakam etdügiyçün il okıyup bilür oldı rāz-ı nihānumı G.262/2

    Âşık, aşkı uğruna dünyasından vazgeçmiş; akıl sahiplerinin değer verdiği şeylere yüz çevirmiştir. Istırabından dolayı durmadan ah edip ağlayan Âşığın halini anlamayanlar onu kınarlar. Bu sebeple âşık, melâmet mülkünün sultanı sayar. Çünkü onun şimşek gibi çakan ahı, altın taç; inci gibi gözyaşları da fildişi bir tahttır.
    Gözyaşı, Âşığı maddi âlemin kesafetinden bir taht gibi kaldırıp yükseltir. “Biyolojik “ben”den yükseğe kalkarak manevî “ben”in daha yüksek bir mertebesine ulaşmak, gündelik ömrü yücelikten geçen yola ve ebediyetin saltanatına hazırlamak…” 15 İşte Âşığın sultanlığı bu sebepledir:

    Ey Fuzūlî ben melāmet mülkinün sultānıyum
    Berk-i āhum tāc-ı zer sîm-i sirişküm tāht-i ‘āc G.50/7

    Âşığın ayrılmaz yoldaşları olan “ah, cevr ü cefa, bela vü derd” ve bütün bunların sebep olduğu gözyaşları. Gözyaşları o kadar çok akar ki şairi bir taht-ı revan gibi yerden yükseğe kaldırır ve şairi adeta sultanlık makamına ulaştırır:

    Sirişk taht-ı revāndur bana vü āh ‘alem
    Cefā vü cevr mülāzım belā vü derd haşem Müs.II/1-ef


    3. Renk İlgisi

    Gözyaşı renk hususiyeti göz önünde bulundurularak, normal akış halini ifade eden durumlar için “sîm, sîm-âb”; kanlı akışı ifade eden durumlarda da “gül, lāle, sarāb, serer, şerāre, la‘l” kavramlarıyla ilişkilendirilir. Fuzûlî’de gözyaşı daha çok kanı çağrıştıran “gül, lale, şarap” gibi unsurlarla kullanılır. Aynı zamanda renk dilinde huzursuzluk, içsel olarak canlılık bildiren kırmızılık şairin psikolojisini de yansıtmaktadır.16
    Sözgelimi; Leyla’sını arayan Mecnun, o kadar çok ağlar ki yaş yerine gözlerinden gül renkli kanlar akar:

    Bir gün akıdup sirişk-i gül-gūn
    Necd üzre oturmişidi Mecnūn LM. 2123

    Dert diyarının başı dönmüş âşığını bulmak isteyenler için delil, dolaştığı yollar üzerine döktüğü lale renkli gözyaşlarıdır. Başı dönen ve zaman zaman gideceği istikametin dışına sapan bir âşık ve onu bulmak isteyenlere delil olacak lale renkli gözyaşları…

    Diyār-ı derd ser-gerdānıyum her kim beni ister
    Delîl-i rāh katre katre eşk-i lāle-gūnumdur G.87/2

    Sevgilinin çeşitli halleri ile âşık arasında parelellikler kurulur.
    Gümüş göğüslü sevgiliye bedel civa renkli gözyaşı döken âşık, la’l gibi kırmızı dudaklara bedel Âşığın aynı renkteki gözyaşları gibi.

    Gümüş göğüslü sevgiliden ayrılan şair, civa renkli gözyaşlarına boğulmaktadır:

    Sîm-āb-ı sirişk etdi beni āarka Fūzūli
    Tā devr cüdā kıldı büt-i sîm-berümden G.217/7

    Kanlı gözyaşları, renginden ve derinden akmayı ifade etmek için olsa gerek ciğerle irtibatlandırılır. Şair de “la‘l”e benzeyen gözyaşlarının israf derecesinde akıtılma sebebini, maden çıkarılan bir dağa benzettiği ciğere bağlar:

    Göz döker isrāf ile hūn-ābe la‘lün gūyā
    Kim ciger dāāında ol la‘lin bulupdur ma‘denin G.227/3

    Aşağıdaki beyitte şair, talihsizliğini dile getirmektedir. Aşk derdiyle iki büklüm olan Âşığın bu hali ters çevrilmiş bir şarap kadehi, dökülen gözyaşları da bu kadehten dökülen lale renkli şaraptır:

    Bezm-i ‘ışk içre sirişkümdür şarāb-ı lāle-gūn
    Kıldı āam kaddüm büküp cām-ı şarābum ser-nigūn G.229/1

    Aşk adeta bir ateştir. Hicran ateşinin de iyice alevlendirdiği Âşığın döktüğü yaşlar artık kanlı gözyaşları değil, içteki ateşten sıçrayan kıvılcımlar olarak görülmelidir:

    Gör sirişküm şeb-i hicrān dime kim kandur bu
    Zerre zerre serer-i āteş-i hicrāndur bu G.237/1
    .
    B. Gözyaşının Dini Fonksiyonu

    Fuzûlî’de ağlamak ve gözyaşı her ne kadar tasavvufî manada ele alınıp işlenmişse de bazı beyitlerde ağlamanın dini bakımdan önemine de vurgu yapılmıştır.
    Müminlerin vasıflarından biri de yumuşak kalpliliğin ifadesi olan gözyaşıdır. Hz. Peygamber’in ve İslam büyüklerinin çeşitli vesilelerle gözyaşı döktüğü vakidir. Ağlayan göze sahip olmayanın imanından şüphe edilir:

    Bende-i mü’min olan çeşm ter ü giryān olur
    Çeşmi giryān olmayan elbetde bî-imān olur G.95/1

    Şair, aşk denizinde dolaşan Âşığın gözlerinden dökülen yaşlar adeta bir inci gibidir. Zira onun müşterisi Allah’tır, diyerek ağlayanlara Hakk’ın lütfunun yetişeceğini söylemektedir:

    Gevheridür ‘ışk bahrinün Fuzūlî āb-ı çeşm
    Lîk bir gevher ki lutf-ı Hak anadur müşterî G.268/7

    Sevgili için dökülen yaşlar bu dünyada çilenin ifadesi olsa da, ahirette bunun mükâfatı alınacaktır. Gözlerinden seller akıtan âşık, ahirette buna karşılık bulamayınca gözyaşlarıyla adeta mahşer alanını sele verecektir. Çünkü dünyadayken çektiği sıkıntılara ve halkın kınamalarına aldırmayan Âşığın yegâne gayesi Hakk’ın rızasını kazanmaktır:

    Mahşeri eşküm virür seyl-āba ger rūz-i cezā
    Olmasa makbūl-ı dergāhun sirişküm gevheri G.268/6

    İslam, insanın dünyada korku ile ümit arasında olmasını salık verir. Bu hisler içindeki şair, amel defterinin günahlardan dolayı karardığını hayal etmekte ve hesap gününü düşündükçe gözlerinden kanlı yaşlar akıtmaktadır:

    Defter-i a‘mālümün hatt-ı hatādandur şiyāh
    Kan döker çeşmüm hayāl etdükçe hevl-i meşheri G.268/5


    C. Gözyaşının Tasavvufi Fonksiyonu

    Engin ve ilahi bir aşkın meydana getirdiği dalgalanmalar, ayrılık acısı, maşuğun devamlı hayal edilmesi, vahdet-kesret tezadı gibi gönül merkezli hareketlilik ve dalgalanma neticesi gözyaşı dökülmektedir. İşte ilahi aşkın bu çetin yolunda zıtlar arasında sıkışan Âşığın ıstırabını yansıtan gözyaşı, şairin muhayyilesinde değişik
    durumların ifadesi için bir anahtar olur. Âşık, Allah’ın tecelligahı olan gönlü masivadan uzak tutmaya, oraya ondan başkasını yerleştirmemeye çalışır. Baktığında her nesnede onu görmeli, yoksa o kadar ağlamalı ki gözyaşları sevgiliyi unutturan gölge hükmündeki dünyasını suya vermeli:

    Görmesem her göz açanda ol gül-i ra‘nā yüzin
    Göz yumınca eşk-i gül-gūnum dutar dünyā yüzin G.228/1

    Maddi âlemde yaşayan şair, zaman ve mekândan münezzeh Allah’ın sığdığı ve tecelli ettiği gönlü içinde taşıyan bir varlıktır.17
    Bir katre olan âşığın, içinde taşıdığı ummandan dolayı coşması, dalgalanması da son derece tabiîdir. İşte bu coşma anında göz penceresinden, aşk denizinin derinliklerinde yer alan inci misali yaşların da fışkırması tabiî görülmelidir:

    Gözlerümden dökülen katre-i eşküm güheri
    Lebleründen saçılan lü‘lü‘-i şāhvāra fedā G.7/3

    Tasavvufta ağız ve dudak; yokluk, vahdet ve fenafillâhın sembolüdür.18
    Vahdete ulaşma hevesinde olan kalbin yanışını, gözden akan kanlı yaşlar ifşa eder. Kanlı yaş, Âşığın içinde bulunduğu gerilimi yansıtan en etkin ifadedir. Aynı zamanda maddi hayatın devamlılığını ifade eden kan, kesreti ifade etmektedir.19
    Akan kanlı yaş, şairin kesretten kurtulmakta olduğunu belirtmektedir:

    Lahza lahza lebün anup edicek efgānlar
    Katre katre saçılur dîdelerümden kanlar G.67/1

    Şair, “o”nu bulma yolunda akan kanlı yaşların samimiyet ifadesi olduğunu; ikilikten, kesretten tam anlamıyla kurtulduğunu belirtmek için sık sık akan yaşların bağrından ve ciğerinden süzülüp geldiğine işaret eder. Gözyaşı, esasının su olması nedeniyle “vücudu mahvedip âlemin alâyişinden, kesretten temizleme fonksiyonu”20 ile ön plana çıkar:

    Gözüm kim baārumun kanın döker pergāle pergāle
    Dem-ā-dem ārzū-yi lâ‘l-i cānān etdüāümdendür G.103/3

    Mâşuktan bir an bile ayrı olma, kesret vadisine düşme endişesi âşığın sararmış çehresini kanlı yaşlara boyar:

    Ey firāk-ı leb-i cānān cigerüm hūn etdün
    Çihre-i zerdümi hūn-āb ile gül-gūn etdün G.166/1

    Yüz (ruhsâr, ruh, ârız, yanak), boy (kâmet, serv) da vahdet sembolüdür.21
    İçinde yaşadığı âlemin aynadaki yansıma olduğunu anlayan âşık için, her bir varlık zatıyla değil, sevgiliden haber vermesi cihetiyle değer ifade eder. Dolayısıyla ısı, ışık, hayat kaynağı olan güneş de âşığa vücûd-ı mutlak olan Allah’ın cemalini hatırlatır. Artık Âşığın gözünden güneşe bakmaktan dolayı değil, onun hatırlattığı varlığa iştiyaktan dolayı yaşlar akar. Aynı zamanda yanağın kırmızılığı, ay ve güneşin kırmızımsı görünümleri, âşığın gözünden
    akan kırmızı kanla birleşir:

    Yād-ı ruhsāriyle ol māhun gözüm kan yaş döker
    Her gören sa‘ātde hūrşîd-i cihan-ārā yüzin G.228/5

    Gül, tasavvufta kesret ise de, bunun yanında bazen Hz. Muhammed’i de hatırlatır. Maşuğun gül cemaline iştiyak duyan âşık, derdini teskin etmek için bahçeyi temaşa ederken gülü görünce sevgiliye olan hasreti daha da artmakta ve gözlerinden inci misali yaşlar saçmaktadır:

    Gālib oldı subh-dem sevk-i gül-i rūyun bana
    Seyr-i bāā etdüm ki būy-ı gül vire teşkîn ana

    Gül görüp yādunla dürr-i eşk saçdum her yana Tah., II 3-abc

    Âşık, sevdiğini düşününce gözleri yaşarmaya başlar. Bu aşamada içinde bulunduğu çalkantılı ruh halini ifadeye en uygun sembol de dalga olur. Dalgalarda güneşin yansıması gibi, âşığın gözyaşlarında da güneşlerin güneşi olan cemal-i mutlak tecelli eder:

    Hayāl-i ‘ārızun cevlān eder bu çeşm-i pür-nemde
    Nicük kim mevclenmiş suda ‘aks-i āftāb oynar G.70/2

    Zaten, âşık da samimiyet ifadesi olan gözyaşıyla sevgilinin feyzine mazhar olmak ister, bu nedenle her şeyde ona ait bir yol bulur:

    Düşmeseydi gözümün yaşına feyz-i nazarun
    Anı her servün ayaāına revān etmez idüm G.196/4

    Daha önce de belirttiğimiz gibi kan madde olduğundan sevgili uğruna dökülen yaşlar insanı kesafetten arındırır. Aynı zamanda, “Gül Hz. Muhammed’dir. Gül mevsimi devr-i Muhammedî olduğuna göre bu maddeden tecerrüd edip Hakk’a yaklaşmak ancak İslamiyet’le
    olur.”22

    Gül-i ruhsāruna karşı gözümden kanlı akar su
    Habîbüm fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı G.264/5

    Âlem, çeşitli güzellikleriyle her an dikkatleri üzerine çekmekte adeta kendisine pereştiş ettirmektedir. Âşığın nazarında sevgiliden başka her şey bir vasıta bir sebeptir. Sevgilinin vahdeti ifade eden boyu karşısında selvinin pek kıymeti yoktur. Maddi âleme ait olan serv, maddeden arınmayı ifade eden gözyaşıyla nazardan uzaklaştırılabilir:

    Kaçan kim kāmetünden ayrı seyr-i būstān etdüm
    Koparup eşk seyl-ābıyla ben servi revān etdüm G.201/1

    Şair, vahdet bilincine ermeye yönelince, gönlündeki aşk ve sevkden dolayı, içte yer bulamayan yaşlar göz penceresine yönelir:

    Cān eyledükçe meyl-i temāşā-yı kāmetün
    Göz revzenin sirişk-i revānum dutar G.72/6

    Sevgiliye duyulan iştiyak son hadde varınca çevredeki her şey kaybolmaya mahkûmdur. Kanlı gözyaşı ile maddeden arınan şair, gözyaşlarının gözü örtmesi ile de adeta geceye ait olur. Ay da ancak geceleri ortaya çıkar. Gece bir bakıma kesret tabakasının siyaha büründüğü, âşıkla mâşuk arasındaki “gayr”ın da muvakkaten el ayak çektiği bir zaman dilimidir:

    Perde çek çehreme hicrān güni ey kanlı sirişk
    Ki gözüm görmeye ol māh-likādan āayrı G.273/3

    Yanak veya yüz vahdetin sembolü olunca, bunların üzerini kapatan veya değişik nedenlerle dikkatleri üzerlerine çeken saç ve saçın değişik biçimleri (kâkül, turra), hat (ayvatüyleri), göz ve gözden çıkan bakış, gamze (yan bakış), tasavvufta küfr ve kesret sembolüdür.23
    Kesret âlemindeki geçici güzellikler insanın başını döndürür. Fakat bunun yanında kesret perdesi altında göz kırpan vahdet de âşığı kendisine çağırır. Bu ikilem içerisindeki âşığın, çaresizlik halini yansıtmaya ağlama eylemi koşacaktır:

    Benüm kim bir leb-i handān içün giryānlıāum vardur
    Perîşān turralar devrinde ser-gerdānlıāum vardur G.92/1

    Tasavvufta hayret veya hayranlık Allah’ın yaratıcılığına, hikmetine karşı duyulan en son duygu mertebesidir ki ifadeye sığmaz. Orada ancak susulur ve o hal yaşanır.24
    Hak Âşığının, kâinatta değişik suretlerde tecelli eden Allah’ın sanatını gördükçe ve derk ettikçe, hayreti artar:

    Dutagör göz yolın ey eşk kim temkînüm eksikdür
    Bu sūret-hānenün gördükçe nakşın hayretüm artar G.71/3


    D. Gözyaşının Psikolojik Fonksiyonu

    Tasavvufa göre insan, Mevlana’nın ney sembolüyle ölümsüzleştirdiği gibi, asıl vatanından koparılarak gurbete gönderilmiştir. Bu nedenle geldiği yerin farkında olan insan geldiği yere ve sahibine karşı iştiyak duyar. Âşığın vatan özlemi, gözyaşlarıyla kendisini hissettirir:

    N’ola aālarsa Fuzūlî ravza-i kūyun anup
    Lā-cerem giryān olur kılgaç vatan yādın āarîb G.34/7

    Âşığın yegâne gayesi maşuğuna kavuşmaktır. Gönül aynasında kesafet varsa ya da sevgili seveni deniyorsa, âşık tarifsiz bir halet-i ruhiye içerisine girer. “Mesafesiz bir yakınlık, ama Allah oluş ile kul oluş hallerinin gerektirdiği kadar da sonsuzcasına bir firak... Ya da mutlakla nisbî olanın, bir yandan cem‘ hali, ama tam bu anda da iftirak durumu...”25,
    Âşığın içinde bulunduğu dramatik hali daha açık bir biçimde yansıtır.
    Canın canandan “iftirak”ının uzun sürmesi -yıllanmış şarabın keşkin olması gibi- hüznün derecesini arttıracak ve gözyaşı da bu hüznü yansıtacaktır:

    Artırur eyyām-ı hicrānun sirişküm hiddetin
    Müddet-i eyyām mey keyfiyyetin eyler füzūn G.229/3

    Gözyaşı, Âşığın mâşuktan ayrı kaldığı an saçtığı tükenmez bir hazinedir. Sevilen “mutlak varlık” olunca, onun yolunda dökülecek yaşlar da onun büyüklüğü nispetinde olacaktır:

    Nezr etmışüm firākuna kim yoh nihāyeti
    Nakd-i sirişkümi ki tükenmez hızānedür G.99/5

    Çiftçi, ürün elde etmek için nasıl ki tohumu ekip sabırla sonucu bekliyorsa, āşık da sevgilisine kavuşmak için gözyaşı dökmek ve semeresini almak için sabırla beklemek zorundadır:

    Döküp eşk kūyunda vaslın diler dil
    Saçar nef‘ için dāne topraāa hāris G.47/6

    Vuslat perdesini aralayamamış âşık, tam anlamıyla kesretin kesafetinden kurtulamamıştır. Bu nedenle vuslat için, kesretten kurtulma alameti olan kanlı gözyaşının dökülmesi gerekmektedir.
    Âşığın maşuğuna kavuşabilmesi için geldiği yerdeki saflığı kazanması
    ve sürdürmesi lazımdır:

    Vaslından ayrı n’ola dökilse kanum gül gül
    Ben gülbün-i firākum bu fasldur bahārum G.192/4

    Sevgilinin dışındaki her şey -masiva-, canı canandan ayıran kesret olduğuna göre âşık, hem hariçteki alakalardan hem de kendi benliğinden kurtulmak zorundadır. Ağlayan gözden akan kanlı yaşlar, Âşığı maddeden arındırdığı gibi arınan şairin gözünde diğer kesret tabakası da önemini yitirmiş olmaktadır:

    Hūn-ābe döküp dide-i giryānumdan
    Sensiz boyadum yer yüzin öz kanumdan Rüb.64/ab

    İnsanoğlunun doğuştan itibaren tanıştığı ve acziyetinin ifadesi olan gözyaşı, bedenen ve ruhen rahatlama ve sükûnet bulma demektir. Gözyaşları ya Âşığın içinde bulunduğu çalkantılı durumu ya da sembolik olarak maddeden arınmakta olduğunu gösterir:

    Teşkîn bulur cigerde harāret sirişk ile
    Sūz-ı dil ile sînede rāhat olur füzūn G.231/3

    Ağlamanın gamla dolu gönlünü açacağını, gözyaşı dökmenin de kanla dolu gönlünü boşaltacağını söyleyen şair, ağlama ve gözyaşı dökmenin de temel gerekçesini açıklamaktadır:

    Giryedür her dem açan āamdan dutılmişgönlümi
    Eşkdür hāli kılan kan ile dolmişgönlümi G.288/1

    Gözyaşı –ılık olması gerçeğinden hareketle- gönlün ateşini yansıttığı için âşık yaş dökerek muvakkaten rahatlasa da, dökülen yaşların yaş kuru ayrımı yapmadan her şeyi yakabileceği gözden ırak tutulmamalıdır. Aslında yaş ve kuru, maddi âleme aidiyeti ifade etmektedir. Gönül mahbub-ı hakikinin tecelli yeridir. Böylesine büyük aşk, bir Âşığın gönlüne sığsa kesret âlemini de ortadan kaldırır:

    Demen gözyaşı ile def‘ olur ‘ışk āteşi tenden
    Bu od her yere düşse fark kılmaz kurısın yaşın G.225/3

    Gözyaşı hasret ateşini teskin etme gibi bir fonksiyonu icra etse de Su Kasidesi’nde, Hz. Peygamber’e aşk ve iştiyak neticesi dökülen gözyaşının, gönüldeki ateşi teskin edemeyeceği belirtilir:

    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
    Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çāre su K.3/1

    Âşığın zayıf bedeni, gözden akan yaşların oluşturduğu dalgaların etkisiyle çer çöp gibi sürüklenip durmaktadır. Bu, şairin hem ruhen yükseldiğini hem de maddeten zayıflayıp bedenen olgunlaştığını belirtmektedir:

    Eşk mevci gezdürür her yan tenüm hāsākini
    Mümkin olmaz eşk tahrîkiyle teşkînüm benüm G.206/4


    E. Gözyaşının Sosyal Fonksiyonu

    Âşık, halk içinde Hak’la beraber olmak zorundadır. Fakat kalp akla galip geldiği için taşkın ruh halini dizginleyemeyen Âşığın gözlerinden yaşlar boşanmaya başlar. Âşığın iç dünyasını bilmeyenler onun bu davranışlarından dolayı kınamaya ve dışlamaya başlarlar.
    Çünkü onlar sadece zahire bakarlar, Âşığın gönlünde kopan fırtınaların
    farkında değildirler:

    Dostlar kan yaş döküp kıldı beni rüsvā-yı halk
    Veh ki düşmen çıkdı āhir dide-i pür-hūn bana G.13/4

    Âşığın iç âleminin dışa yansıması olan gözyaşı şu Şekilde tasavvur edilir. Yanaklar bir sayfa, kirpikler kalem, kanlı gözyaşları da hat olur. Şair, iç âlemindeki çalkantıları gizlemeye çalışsa da halk, Âşığın yüzünden gizli sırrını okur:

    Ruhum üzre hatt-ı sirişkümi defe‘āt ile kalem-i müjem
    Rakam etdügiyçün il okıyup bilür oldı rāz-ı nihānumı G.262/2

    Aşkın verdiği elemden gözüne uyku girmeyen, sabaha kadar yıldızları sayan ve gözyaşı döken Âşığın halini gaflet uykusunda olanların/gafil gözlerin bilmesine imkân yoktur:

    Gözi yaşlılarun hālin ne bilsün merdüm-i āāfil
    Kevākib seyrini seb-tā-seher bîdār olandan sor G.84/3

    Âşık, gaflet uykusundakilere sırrını vermektense zayıf bedeninin, döktüğü gözyaşlarının meydana getirdiği girdapta kaybolmasından yanadır. Bu hal ile hem kınanmaktan kurtulacak hem de maddi varlığından arınacaktır:

    Sırrumı rüsvālıāum fāş etmeden ‘ālemlere
    Zār cismüm eşk gird-ābında pinhān olsa yeā G.153/4

    Âşık aşkın hallerine razı olduğu için kınamalar, Âşığı yolundan
    döndürmez. Gözyaşının etkisi karşısındaki kınama okları Âşığın
    nazarında birer çöpten farksızdır:

    Fuzūlî virmedi ta‘n okları göz yaşına teşkîn
    Önin bend etmek olmaz hār ü hāsāk ile Ceyhūn’dur G.90/7

    Aşk ihtiyarı elden alır. Bu nedenle âşık, kendi rızasıyla aşka düşmediği için istese de ondan kurtulamaz. Onu kınayanların da gün gelip aynı dertten muzdarip olmaları isten bile değildir:

    Ol ki her sa‘āt gülerdi çeşm-i giryānum görüp
    Aālar oldı hālüme bî-rahm cānānum görüp G.36/1

    Aşka meyleden gafiller gözyaşını alelade bir su sanırlar. Hâlbuki o Âşığın maddi varlığını parça parça edip adeta göz penceresinden dışarı atılan ciğer kanıdır:

    Kıl sevāb ey göz döküp kan vākıf et āāfilleri
    Meyl edenler ‘ışka bilsünler ciger kan olduāın G.222/3


    SONUÇ

    Fuzûlî, klasik şiirimizde önemli bir yer tutan aşk kavramını kuvvetli üslubu ile mükemmel bir Şekilde mısralara döken, verdiği tüm sıkıntılara rağmen aşkı hayat felsefesi haline getiren bir şairdir.
    Mesnevi’de Kays’ı Mecnun edip Leyla’dan Mevla’ya ulaştıran şair, divanında da bunu kendi sahsında gerçekleştirmeye çalışır. Bu geçişi ve yükselişi sağlayan en dinamik ve etkin güç aşktır. İste aşk, bu büyük inkılâbı gerçekleştirirken Âşığın maddi ve manevi âleminde meydana gelen değişiklikler, dalgalanmalar gözyaşı ile kendisini gösterir. Fuzûlî, gözyaşını anlamlandırırken aşkın bu seyriyle irtibatlandırır ve gözyaşı değişik fonksiyonlarla ve çağrışımlarla okuyan/dinleyene yansır.
    Yaşadığı yer ve yetiştiği dönemin olumsuzlukları, ilim ve irfanına rağmen yeterli ilgiye mazhar olamama, istediği halde bulunduğu yerin dışına çıkamama gibi problemlerin de şairin ruh dünyasını derinden etkilediğini düşünürsek gözyaşlarından bu kadar sık bahseden şairin psikolojisini daha iyi anlamış oluruz. Bir bakıma şair, içinde kopan fırtınaları ve elemleri, engin bir aşkın çilesini çeken bir Âşığın gözüyle estetik bir biçimde sanatına yansıtmıştır.
    Fuzûlî’de ağlama ve gözyaşı basit biyolojik bir olgudan ziyade; psikolojik, tasavvufi, dini ve sosyal özellikleri sebebiyle tasvir ve mecazlara konu olmuş, farklı hayallere kapı aralayan bir obje olmuştur. Gözyaşı Âşığın çaresizliğini, yalnızlığını, ayrılığını ve hüznünü ifade ettiği gibi aynı zamanda bütün bu menfi duygularla dolu çilekeş Âşığın geçici de olsa boşalması, sükûnete ermesini de ifade etmektedir. Yine, tasavvufi açıdan düşünecek olursak ciğerlerden gelen kanlı gözyaşı da, sevenle sevilen arasındaki en büyük engel olan “ben”in kalkmakta, gönlün ve ruhun da
    kanatlanmakta olduğunu yansıtır.
    Çoğu zaman kanlı ve taşkın gözyaşları döken ve hüznü kendisine şiar edinen Fuzûlî’de sevinç gözyaşlarına rastlayamayız.
    Çünkü o, bu dünyanın zevk ve eğlence mekânı değil, ayrılık ve dert diyarı olduğu görüşündedir. Yine bazı beyitlerde de samimi ve hassas kalpli bir müminin; pişmanlık ve Allah korkusuyla dökülen gözyaşlarına şahit oluruz.
    Fuzûli, engin ve çetin bir aşkın döktürdüğü yaşları, aşkın çeşitli özellikleri doğrultusunda gerçek ve daha çok sembolik anlamda ele alıp işleyerek ona estetik bir boyut kazandırmıştır.

     

     

    Leyl-i Lal - 11.01.2010 - 13:56



Benzer Konular

  1. Şair Fuzuli - Fuzuli Eserleri
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: Edebiyat.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 25.04.2010, 01:09
  2. Aşk Hamalı-Gözyasi Geceleri
    Konuyu Açan: Leyl-i Lal, Forum: İslami Multimedia.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04.01.2010, 02:34
  3. gözyasi
    Konuyu Açan: LEVIN_AYLIN, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 11.06.2005, 17:22
  4. GöZYaSi
    Konuyu Açan: YaSeMiNCe, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj : 17.05.2005, 06:13
  5. Iki Damla Gözyasi
    Konuyu Açan: MAIN-ASLI, Forum: Derin Duygular.
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj : 05.04.2005, 23:00

copyright

Soru Cevap