REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Ekolojik Döngülere İnsan Müdahaleleri

  1. Yazan: Ay Kız
    Ay Kız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    doğal kaynaklarımızı korumak için neler yapmalıyız - insanlar doğayı nasıl değiştirir - ekolojik dengeler - ekoloji - çevre sorunları




    EKOLOJİK DÖNGÜLERE İNSAN MÜDAHALELERİ KONUYA BAŞLARKEN


    SUÇLUYUZ! Hep kendimizi düşündük. Soludugumuz hava eskisi kadar temiz değil. Zararlı atıklar üreterek çevreyi kirlettik. Gerekli önlemleri almadık, ekolojik döngüleri bozduk. Bazı bitki ve hayvan türlerini yok ettik. Su rezervlerini kirlettik ve azalttık. Her tarafa betonlar diktik. Çok geç olmadan önlemler almalıyız..

    1. Tarımda Su Kullanımının Su Döngüsüne Etkileri

    Sulamalı tarımın yaygınlaşması ile akarsular, sulak alanlar ve yer altındaki sulardan yararlanma artmıştır. Bu durum, su kaynaklarının
    potansiyelini zorlamaya başlamıştır.

    2. Kentleşme ve Nüfus Artışının Su Döngüsüne Etkileri

    Hızlı nüfus artışı ve kentleşme ile birlikte içme ve kullanma suyu temin etmek için akarsulardan, göllerden, yer altı sularından giderek daha fazla miktarda su kullanılmaya başlanmıştır. Kentleşme ve nüfus artışının su döngüsüne etkilerini inceleyelim.

    3. Betonlaşmanın Yer Altı Su Seviyesine Etkisi

    Kentleşme ile beraber geniş bir alanın betonlaşması, yer altına sızan suların miktarını azaltarak yer altı suyunun beslenmesine engel olmaktadır. Yağışlar da toprak tarafından emilemediği için şehir, sel tehdidi ile karşı karşıya kalmaktadır. Betonlaşma hızını göstermek için Çin iyi bir örnektir. Çin’in 1949 yılında 130 olan kent sayısı 2000 yılında 600’ün üzerine çıkmıştır. Bu yüzden beton alanlar, genişleyerek su döngüsünün bozulmasına neden olmuştur. Evsel kullanım ve sanayi için yıllık su talebinin 1983-2015 arasında 9135 km3 artacağı tahmin
    edilmektedir.

    4. Aşırı Kullanımın Yer Altı Su Seviyesine Etkisi

    İnsanlar gereksinimlerini karşılayabilmek için yer altı sularını aşırı miktarda tüketirler. Bu yüzden özellikle şehirlerde yer altı su seviyesi düşer


    5. Yer Altı Sularına Deniz Suyunun Karışması

    Deniz kıyılarında yer alan şehirlerde yer altı suyunun aşırı kullanılmasıyla yer altı suyuna tuzlu su karışır.

    6. Sanayide Su Kullanımının Su Döngüsüne Etkileri

    Sanayi işletmeleri kurulurken su gereksinimi göz önünde bulundurulmalıdır. Sanayide su kullanımı dünyada tüketilen su miktarının % 25’ini oluşturur. Bu oran sanayileşmiş ülkelerde % 50 ile % 80 arasındadır. Sanayide su kullanımı ile tarımda su kullanımı arasında geri kazanma bakımından farklılıklar vardır. Tarımda kullanılan suyun % 60 oranında kayba uğradığı belirlenmiştir. Hâlbuki sanayide kullanılan suyun
    çok az miktarı gerçekte tüketilir. Geri kalan su soğutma, işleme ve diğer aktivetelerde kullanılır. Örneğin, bir ton çelik üretimi için gerekli olan su, 280 tondur. Ancak kullanılan suyun yaklaşık 266 tonu geri kazanma ile yeniden kullanılabilmektedir. Bu, aynı zamanda çevre koruma için büyük bir kazançtır. Sanayide kullanılan suyun kimyasal özelliklerinde ve ısısında bir takım değişiklikler olmaktadır. Atık sular sıcak ise akarsu, göl veya denize karıştığı yerde ortamın sıcaklığını değiştirerek bitki ve hayvanların ölmesine ve zararlı türlerin üremesine yol açabilmektedir.
    Sanayiden kaynaklanan kimyasal atıkların denizlere, göllere ve yer altı sularına karışması binlerce canlının yaşadığı bu ortamlara zarar vermektedir

    7. Baraj ve Kanalların Su Döngüsüne Etkileri

    İnsanlar akarsulardan çeşitli amaçlarla (içme, kullanma, sulama suyu, enerji sağlama ve taşkınları kontrol etmek için) faydalanabilmek için barajlar yapmışlardır. Bugün üzerinde baraj bulunmayan çok az akarsu vardır. Dünya nehirleri üzerinde kurulan barajların sayısı 1950 yılında 5270 iken 1985’te 36.562’ye yükselmiştir. Baraj yapılarak yeryüzüne düşen yağışın akarsular aracılığı ile göllere ve denizlere ulaşması kısıtlanmıştır. Yanlış planlama ile yapılan barajlar nedeniyle akarsuyun aşağı kesimi susuz kalmakta ve buralarda yaşayan canlılar yok olmaktadır. Baraj gölü altında kalacak akarsu kısımlarındaki balık ve diğer su canlılarının yumurtladıkları ve yaşadıkları yuvalar tahrip olmaktadır.
    Barajların yapılması ile birlikte daha önce akarsularca denize taşınan organik atık ve silisler buralarda birikmeye başlar. Böylece denize ve göle ulaşan tatlı su miktarı ve mineral oranı azalır.

    8. Sulak Alanları Kurutmanın Su Döngüsüne Etkileri

    Bataklıklar insanlık tarihi boyunca gereksiz görülmüş ve kurutulmaya çalışılmıştır. Hâlbuki bataklık alanları ekosistemin çok önemli bir parçasıdır.
    Sulak alanlar, biyolojik çeşitlilğin ve ekolojik dengenin korunması ve devamlılığının sağlanması yönünden büyük öneme sahiptir. Sulak alanlar, yer altı suyunun gelir ve gider bütçesini dengeleyerek taşkınların etkisini azaltarak bölgenin su rejimini düzenler. Sulak alanlar, bulundukları çevrenin nem oranını yükselterek başta yağış ve sıcaklık gibi iklim elemanları üzerinde olumlu etki yapar. Bu alanlar; tortulları, besin maddelerini ve zehirli maddeleri tutarak su kalitesini yükseltir. Sulak alanlar aynı zamanda tropik ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Bu nedenle sulak alanlar gerek ekolojik değeri gerekse ticari değeri yüksek değişik türden binlerce canlının yaşamasına olanak sağlar. Sulak alanlar, tüm dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilmektedir. İnsanlar, sulak alanları kurutarak bu dengeyi altüst etmektedirler

    9. Bitki Örtüsü Tahribinin Su Döngüsüne Etkileri

    Bitki örtüsü, yağmur sularının toprak içine sızan miktarını artırır ve orada depolanmasını sağlar. Böylece yüzeysel akışa geçen suların hızını ve miktarını azaltarak sel oluşumunu önler, akarsu rejimini düzenler. Sonuçta yağmur sularının büyük bir kısmının yüzeysel akışlarla denize gitmesi engellenmiş olur Bitki örtüsünün tahribi ile yağmur suları yeterince emilemediğinden yüzeysel akışa geçer ve bu yüzden yer altı suyu yeterli oranda beslenemez. Bu sular, akarsu ve göllerin seviyelerini yükselterek sel ve taşkınlara neden olur. Bitki örtüsünün tahrip olduğu yerlerde atmosfere terleme ile verilen su oranı da düşer

    B. KARBON DÖNGÜSÜNE İNSAN MÜDAHALELERİ

    Karbon, atmosferin normal bileşenlerindendir. Karbon, belirli oranlarda atmosfer için kirletici sayılmaz ve son zamanlara kadar da bir hava kirleticisi olarak düşünülmemiştir. Karbon, fotosentez olayı ve solunum vasıtasıyla hava, su, bitki hayvan ve insan hayatı arasında devamlı dolaşmaktadır. Karbon miktarı kendi içinde bir dengeye sahiptir. İnsanların çeşitli aktiveteleri sonucu (sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı vb.) karbon dengesi bozulmuştur. Atmosferdeki karbonun %90’ı doğal kaynaklardan özellikle de bataklık gazından (metan) geri kalan %10’luk bölümü ise insan tarafından atmosfere bırakılır.

    Dünya ölçüsünde düşünüldüğünde insan tarafından doğaya verilen karbon miktarı önemsiz ise de büyük şehirlerin atmosferindeki
    karbonmonoksidin %95-%98 insan faaliyeti sonucu olması dikkat çekicidir. Doğal kaynaklardan gelen karbon dioksit (CO2) bütün atmosfere
    dağılır ve seyrelir. Hâlbuki antropojenik kaynaklardan gelen karbon monoksit (CO) çok dar bir bölgede oluşur. Havayla fazla seyrelmez. Bu yüzden özellikle şehirlerin ve sanayinin olduğu yerlerde karbonmonoksit, normal konsantrasyonun 100 katına kadar çıkabilmektedir. Şehirleşme ve sanayileşmenin giderek artmakta olduğu düşünülürse atmosferdeki karbon üzerindeki insan etkisinin de giderek artacağı açıktır.
    Şehirlerde karbonmonoksit seviyeleri dünya ortalamasından 50-100 kat daha büyük olabilir.

    Dünyamız insan faaliyetleri sonucunda büyük bir tehdit altındadır. Gelişen ve değişen teknolojik olaylar çevresel kirlenmeyi de beraberinde getirmiştir. Bu açıklamalardan ve yukarıdaki fotoğraflardan hareketle;

    1. Fotoğraflarda hangi sorunlar görülmektedir? Söyleyiniz
    2. Tespit ettiğiniz sorunlardan yola çıkarak bunlara neden olan insan faaliyetlerinin neler olduğunu
    söyleyiniz.

    KÜRESEL ÇEVRE SORUNLARININ YAYILIŞI

    Dünyamız, milyarlarca yıldır kendisini yenileyebilen mükemmel bir sisteme sahiptir. Ancak bu sistem bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadır. Tehlikenin adı ise "insan etkinlikleri"dir. İnsan hem yenilenebilir hem de yenilenemeyen kaynakları hızla tüketen, doğal çevrimin üstesinden gelmekte zorlandığı hızda ve türde atıklar üreten bir canlı olarak bu çevrimi aksatmaktadır. Özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler, çevresel değerlerin tahribini hızlandırmıştır. Ozon tabakasının seyrelmesi, tabiattaki biyolojik zenginliğin yok olması, iklim değişiklikleri, asit yağmurları, erozyon, çölleşme, deniz ve okyanusların kirlenmesi gibi sorunlar küresel bir boyut kazanmıştır. Bu nedenle çevre kirliliği sadece insanın fiziki yapısı ve ruh sağlığını değil medeniyet ve kültür varlıklarını da tehdit etmektedir. Küresel çevre sorunları hem zengin ve gelişmiş ülkeleri hem de gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri etkilemektedir.

    1.Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

    a. Küresel Isınma Nedir?
    Günümüzde çevre alanındaki temel sorunların başında küresel ısınma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan olumsuz etkiler gelmektedir. Küresel ısınma, insanların çeşitli aktiviteleri sonucunda meydana gelen ve sera gazları olarak nitelenen bazı gazların atmosferde yoğun şekilde artmasıyla yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ile yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artma sürecidir.

    Sera Etkisi
    Dünyayı dev bir sera gibi düşününüz. Seranın cam çatısını da karbon gazları olarak hayal ediniz. Nasıl ki cam güneş ışığını seranın içine geçirip ısının dışarı çıkmasını önlüyorsa yeryüzünün çevresini saran atmosferde giderek yoğun bir katman oluşturan karbon gazları da güneş ışığını dünyaya geçirirken ısıyı dışarı bırakmayarak dünyamızın giderek ısınmasına neden olmaktadır.

    Dünya’nın Örtüsü Neden Kalınlaştı?
    CO2 ve diğer sera gazları, dünyanın ortalama sıcaklığın yaklaşık 15 oC düzeyinde kalmasını sağlar. Ama fosil yakıtların tüketilmesi ve orman alanlarının yok edilmesi sonucunda 1750 yılından bu yana atmosferdeki CO2 birikimi %30, CH4 birikimi % 150, N2O birikimi % 17 oranında artmıştır. Dünyada sera etkisi yaratan çevre sorunlarının %46'sı enerji tüketimi, %24'ü sanayi faaliyetleri, %18'i ormansızlaşma, %9'u tarım ve %3'ü de diğer kaynakların yarattığı emisyonlar nedeniyle oluşmaktadır. Küresel ısınma ve iklim değişimi birbirini tetiklemektedir. Buna bağlı olarak meydana gelebilecek felaketler zinciri;

    Buzulların erimesi, deniz suyu seviyesinin 60 cm kadar yükselmesi, taşkınlar,

    Kıyı kesimlerde toprak kaybı,

    Temiz su kaynaklarının denize karışması ve su sorunu,

    Yüksek sıcaklık artışıyla görülen aşırı buharlaşma ve kuraklık,

    Yangınlar,

    Göl ve ırmak sularında %20'lik azalma, bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türlerinin
    yok olması ya da azalması,

    Bazı bölgelerde aşırı ısınma nedeniyle virüs türlerinde değişiklik olması ve salgın hastalıkların gelişmesi, oluşacak göç dalgasıyla yerel ve global ölçekte taşıma kapasitesinin aşılması ve bunun sonucunda sorunların yaygınlaşması şeklinde seyredeceği ileri sürülmektedir.

    Türkiye için geliştirilmiş iklim modellerine göre küresel ısınma sonucu ülkemizde beklenen en önemli tehlike, su sorunudur. Bunun yanı sıra tarım ve orman ürünlerinde azalışa, su kaynaklarının tükenmesi sonucu enerji sıkıntısına, kıyı kesimlerden iç kısımlara doğru nüfus hareketine neden olması beklenmektedir. Son yıllarda ülkemizdeki ağaç kurumalarındaki hızlı artışın ve zararlı böcek salgınlarının çoğalmasının asıl nedeni kuraklıktır.

    Yandaki grafikte belli dönemlere ait dünya sıcaklık ortalaması ve dünyadaki karbon dioksit oranları verilmiştir. Grafikten hareketle aşağıdaki soruları cevaplayınız.

    Atmosferdeki karbon dioksit oranındaki artışın nedenlerini söyleyiniz.

    Atmosferdeki karbon dioksit artışın sonuçları nelerdir?

    Hangi yakıtların kullanımında karbon dioksit oranı artar?

    İki grafik arasındaki ilişki ve paralelliği açıklayınız?

    b. Küresel Isınmanın Etkileri

    1960'ların sonlarından bu yana Kuzey Yarımküre'de kar örtüsünde %10'luk bir azalma olmuştur. Orta ve daha yukarı enlemlerde göl ve nehirlerin yıllık buzla kaplı kalma sürelerinde yaklaşık iki haftalık bir kısalma gerçekleşmiştir. XX. yüzyıl boyunca dağ buzullarında büyük çapta zirveye doğru çekilmeler yaşanmıştır. Önümüzdeki süreçte de okyanusların ısınmasıyla birlikte dağ buzullarının ve kutuplardaki buz örtüsünün erimeye devam etmesi beklenmekte ve deniz seviyelerinin de 90-100 cm yükseleceği tahmin edilmektedir. XX. yüzyıl boyunca deniz
    seviyelerinde 10-25 cm bir artış olduğu saptanmıştır. Sibirya'nın batısında 11 bin yıldır donmuş bulunan ve yaklaşık Fransa ve Almanya büyüklüğündeki turbalıklar, küresel ısınmanın etkisiyle 3-4 yıldır erimeye başladı. Son 40 yıl içinde bu yörede 3 oC’luk bir sıcaklık artışı görüldü. Artık geri dönüşü olmayan bu erime olayının sonucunda atmosfere milyarlarca ton metan gazı dâhil olacak. CO2 gazından 20 kat daha fazla ısı tutabilme özelliği olan CH4 gazının bu düzeyde atmosfere salınımı, küresel ısınma hızını ve şiddetini bugüne kadar yapılan tahminlerin üzerinde arttıracaktır.
    Deniz seviyesinde görülecek yükselme, birçok kıyı bölgesi yerleşimini olumsuz yönde etkileyecektir. Örneğin, deniz seviyesinde meydana gelecek 100 cm'lik bir artışla Hollanda'nın %6'sı, Bangladeş'in %17,5'i ve birçok adanın ya tümü ya da büyük bölümü sular altında kalacaktır. Denizlerdeki yükselme kıyı ekosistemlerinde büyük değişiklikler yaratacak, denizlere yakın alçak düzlüklerde yeni bataklıklar meydana gelecektir. Denizlerin karalar üzerinde ilerlemesi ile oluşacak arazi kayıplarının yanında kıyı erozyonlarında da artışlar görülecektir. Mevsimler bazı bölgelerde daha uzun; kış ve gece sıcaklıkları, yaz ve gündüz sıcaklıklarından daha fazla artma eğiliminde olacaktır. Isınan bir dünyada sıcak
    stresinden dolayı daha çok insan ölecek, tropik bölge hastalıkları serin iklim bölgelerine doğru yayılma gösterecektir.
    Isınmayla birlikte okyanus ve denizlerden daha fazla su buharlaşacak ve dünya daha rutubetli olacaktır. Bunun sonucunda yağışlar artacaktır. Kıtalar üzerine düşen yağış miktarı son yüzyıl içerisinde %1'lik bir artış göstermiştir. Gücünü suyun buharlaşmasından alan kasırgalar, muhtemelen daha da güçlenecektir. El Nino kasırgası önceki yüz yıllık periyotla karşılaştırıldığında son 20-30 yıllık süreçte daha sık, uzun süreli ve şiddetli görülmeye başlanmıştır. 1991 Mayıs ayında Bangaldeş'te "Adsız Siklon" 1993 Mart ayında Kuzey Amerika'da "Kış Fırtınası"
    ve 2004 yılı boyunca ABD'de 1727 kasırga olayı yaşanmıştır. Sert ve devamlı rüzgârlar, suyun topraktan daha hızlı bir şekilde buharlaşmasına
    yol açacak, bu da bazı bölgelerin eskisinden daha da kurak olmasına neden olacaktır. XX. yüzyıl boyunca orta ve daha yukarı enlemlerdeki kıtalar üzerine düşen yağışta %5-10 artış saptanmıştır. Yoğun yağış sıklığında da %2-4'lük artış (24 saatte 50 mm) görülmüştür. Buna karşılık subtropikal alanlardaki karalara düşen yağışta %3'lük azalma olmuştur. Özellikle Kuzey ve Batı Afrika ve Akdeniz ülkelerinin bazılarında düşük yağışlar görülmüştür. Son 10 yılda Asya ve Afrika gibi bazı kıtalarda kuraklık ve sıcaklık şiddetini artırmıştır.
    Küresel iklim değişimi, karalara ve sulara ait tüm ekosistemlerde şimdiden tahmin edilmesi çok güç olan dengesizlikler meydana getirecektir. Canlı ve cansız çevrenin doğal dengesi bozulacak bu da canlıların temel yaşam süreçlerinden olan ekolojik çevrimleri etkileyecektir. Tüm canlılar için temel ekolojik yaşam koşulları ortadan kalkacaktır. Örneğin, bitkisel planktonların zarar görmesiyle dünya oksijen üretiminin % 50 ile %60'ını sağlayan bu kaynağın verimi ve üretim gücü ciddi anlamda düşecektir.

    Asit Yağmuru Nedir?

    Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve termik santrallerdeki faaliyetler sonucunda hava kirlenmekte ve kükürt dioksit, azot oksit, partikül madde ve hidrokarbon çevreye yayılmaktadır. Havada 2-7 gün asılı kalabilen bu kirleticiler, su partikülleri ile tepkimeye girerek asit meydana getirmekte ve yağmurlarla birleşerek yeryüzüne asit yağmurları olarak inmektedir.


    Asit Yağmurlarının Etkileri

    Asit yağmurları, hayvan ve bitkiler gibi canlı varlıklara zarar vermekle kalmaz taşınmaz kültür varlıklarını da olumsuz yönde etkiler. Örneğin kent içi ya da kent dışındaki tarihî binalar, açık hava müzeleri, binlerce yıllık antik kentlere ait yapılar veya Nemrut Dağı’nda olduğu gibi taş anıtlar asit yağmurlarıylayıpranmakta ve dağılmaktadır.
    Asit yağmurlarının en büyük etkisi ormanlar üzerinde görülmektedir. Asidik yağışlar, ağaçların yapraklarındaki büyüme ve gelişmeyi
    engellemektedir. Yeryüzüne inen asit yağmurları, suya ve toprağa geçerek bunların yapılarını değiştirmekte böylece toprak ve suyla ilişkide olan canlılar zarar görmektedir. Havadaki karbon tozları, katı parçacıklar, karbon monoksit, kükürt dioksit, doymamış hidrokarbonlar, aldehitler ve diğer kanserojen maddeler insanlarda solunum yolları hastalıkları, nefes darlığı, akciğer kanseri gibi çeşitli hastalıklara yol açar.
    Asit yağmurları, göl ve akarsularda asit dengesini bozarak tüm canlıları etkilemekte hatta bazı türlerin ölümüne yol açmaktadır.Balıklar sudaki asitlik değişimine çok duyarlı oldukları için böyle sularda yaşayamazlar.Baltık ülkelerindeki göller, İngiltere'deki ağır sanayi bölgelerinden kaynaklanan asit yağmurları ile asitleşmiş ve bu göllerde birçok balık türü yok olmuştur.

    2. Ozon Seyrelmesi

    Atmosferdeki ozon gazı için çok hassas bir denge söz konusudur. Ozon gazı, atmosferin üst katmanlarında bir tabaka oluşturarak güneşten gelen öldürücü ışınları filtre eder. Bu sayede yeryüzüne ulaşabilen zararlı ışın miktarı canlı varlıklar için yararlı bir şekle dönüşür. Ancak bu gaz tabakasının seyrelmesi ya da delinmesi söz konusu olduğunda kendisinden beklenen işlevleri yerine getiremez ve güneş ışınları
    canlılar için gerçek bir tehlike hâline gelir.
    Bunun yanı sıra güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzoz gazları, kirli havadaki duman bulutlarında ozon ve azot dioksit
    oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir ozon kirliliği meydana gelmektedir. Son yıllarda dünyamızdaki en önemli çevre sorunlarının başında ozon kirliliği ile ozon tabakasındaki seyrelmeler ve delinmeler gelmektedir.
    Ozon bir sera gazı olduğu için ozon değişimi ve iklim değişikliği arasında önemli bağ vardır. Geçtiğimiz 10 yıllık periyotlarda meydana gelen stratosferik ozon seyrelmesi ve küresel troposferik ozondaki artışlar, iklim değişikliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

    3. Orman Tahribi

    Ormanlar, sahip oldukları biyolojik çeşitlilikle yeryüzündeki en değerli ekosistemler arasındadır. Ormanlar, ham madde kaynağı olması dışında tüm canlıların yaşamında önemli yeri olan ekolojik süreçler bakımından da büyük değerlere sahiptir. Ormanlar, tarihin hiçbir döneminde, son yüzyıl içinde yaşadığı gibi bir yok olma sürecine girmemiştir. Bu yok olma sürecinin en önemli sebebi insan faaliyetleridir. Bunlar arasında
    sürdürülebilir olmayan odun üretimi, yapılaşma, yangınlar, aşırı otlatma, tarım alanı açma gibi faaliyetler vardır. Bugün üç milyar hektar orman alanı yeryüzünden silinmiştir. Son yıllarda dünya genelinde ormanların sağlık durumu bozulmuş ve biyolojik çeşitlilikte önemli kayıplar yaşanmıştır.
    Uygun şekilde ve uygun yerlerde yapılmayan ağaçlandırma çalışmaları da doğal çevre üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir.
    Ormancılık dışı etkinliklerinin yol açtığı hava kirliliği yüzünden ormanlar yok olmaktadır. Yatağan'da kurulan termik santralin sebep olduğu kirlilik sonucu çevredeki ormanlar kurumuştur. Ormanlar için bir diğer önemli tehdit, yangınlardır. Orman yangınları, bitkiler ve diğer canlıların ölümüne neden olarak inanılmaz boyutlarda ekolojik yıkımlarla sonuçlanmaktadır. İstatistiklere göre orman yangınlarının hemen hemen tamamı insan kaynaklıdır.

    ÇEVRE SORUNLARININ YAYILMA SÜRECİ

    Çevre kirliliği, özellikle 1800'lü yılların başlarında petrol ve petrol türevlerinin yaygın olarak kullanılmaya başlanmasıyla büyük bir ivme
    kazanmıştır. Petrol ürünleri gerek enerji için yakıt olarak kullanımı gerekse birçok temel malzeme üretimi için ham madde özelliğinde olması ve bu malzemelerin (plastik, katran, ağır yağlar, sentetik kauçuk vb.) büyük bir süratle üretilip çevreye saçılması nedeniyle çevre kirliliğini büyük ölçüde etkilemiştir.
    Çevre sorunları ilk kez II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıktığında bunların sanayileşmenin bir sonucu olduğu ve sadece bulundukları bölgeleri ilgilendirdiği sanılıyordu. Bu yüzden çevre sorunlarıyla ilgili çözüm ve bilinç de bölgesel ve mahalli olarak düşünülüyordu. Çevre sorunlarının ortaya çıktığı bölge/bölgelerde yaşamayan insanlar, bu sorunlara ilgi duymadıkları gibi çözümü konusunda da bir endişe taşımıyorlardı.
    Çevre sorunlarının insanlık üzerindeki etkilerinin tam olarak anlaşılması son yirmi yılda meydana geldi. Daha önceleri su ve hava kirlenmesi olarak görülen ve daha çok sanayi bölgelerinde rastlanan çevre sorunlarının toksik atıklardan ozon tabakasının incelmesine, tabiattaki biyolojik zenginliğin yok olmasına yani bazı canlı türlerinin bir daha var olmamak üzere yok olmasına, iklim değişikliklerine, deniz ve okyanusların kirlenmesine kadar uzandığı görülmüştür. Şimdi bu sorunların temel niteliğine dikkat çekmek istiyoruz. Zira bu sorunların bazıları global iken bir kısmı bölgesel ve diğer bir kısmı ise mahalli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.


    Facebook




    Üyelik



  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Ekolojik Mobilya
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Ev Dekoru.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07.09.2012, 12:02
  2. Ekolojik Denge
    Konuyu Açan: Kayıtsız Üye, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 13.05.2012, 21:42
  3. Ekolojik Psikoloji
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Lise.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 27.02.2011, 03:01
  4. Ekolojik Genetik
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Çevre Bilimi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06.08.2010, 17:58
  5. Ekolojik Beslenme
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Sağlık Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10.05.2010, 17:32

copyright

Soru Cevap

grafimx