REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Bitkiler Hakkında - Bitkilerde Solunum ve Boşaltım

  1. Yazan: Leyl-i Lal
    Leyl-i Lal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    bitkiler nasıl solunum ve boşaltım yaparlar - bitkilerde solunum ve boşaltım - bitkiler nasıl solunum ve boşaltım yaparlar bilgi



    Bitkiler Alm. Pflazen (f), Fr. plante (f), İng. plants. Bulunduğu yere daha çok kökleriyle tutunarak gelişen (planktonlar hariç) ve üreyerek hayat süresini tamamladıktan sonra kuruyup ölen yosun,
    suda yetişen bitkilere verilen ad

    mantar, otsu veya ağaçsı yapıdaki canlı varlıklar.
    Mantar, klorofil taşımayan organizma. Sınıflandırmada bitkiler alemi içinde ele alınmaları bilim adamları arasında uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. Başka bitkilerin üzerinde parazit olarak, ölü bitkilerin üzerinde çürükçül (saprofit) veya başka canlılar ile simbiyotik bir yaşam sürdürürler. Mantarların üremesi sporlar yoluyla gerçekleşir.

    Canlılar (bionta),
    Canlı, canı olan, diri, yaşayan: ortak özelliklere sahip maddelere verilen isimdir. Bunlar "yaşam" denilen ve nasıl oluştuğu hala çözülemeyen gizin temel öğesidir.

    hayvanlar ve bitkiler alemi olmak üzere iki grupta incelenirler.

    Bitki,
    Hayvanlar genellikle yer değiştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, içgüdüleriyle hareket eden akıldan yoksun canlılar. Bugün bir milyona yakın hayvan türü bilinmektedir. Amip gibi gözle görülemeyecek kadar küçüklerinin yanısıra fil ve balina gibi dev yapılı olanları da mevcuttur. Çevremizde hergün kaşılaştığımız kedi, köpek, at ve kuşlar, hep omurgalı canlılardır.

    fotosentezle beslenme, embriyon dokularının bireyin bütün yaşamı boyunca etkinliğini sürdürdüğü sınırsız büyüme özelliği, hücre çeperlerinin selülozlu ve görece sert oluşu, yer değiştirmeyi sağlayacak organların yokluğu nedeniyle yaşamını bulunduğu yere bağlı olarak sürdürme, duyu ve sinir sistemlerinin bulunmayışı gibi temel özelliklerle tanımlanan yaşam biçimi.

    Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar. Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye
    Fotosentez yeşil bitkilerin ışıkta, çok basit bileşiklerden (karbondioksit, su, nitratlar) karmaşık yapılı organik moleküller (protitler, glüsitler, lipitler) yapması. Güneş'ten gelerek üzerinde yaşadığımız gezegene çarpan ışık enerjisinin bir kısmı yansır (Mars'tan bakılsa Dünya da aydınlık görünür), bir kısmı emilir, ısıya dönüşür, bir kısmı da suyu buharlaştırmaya yarar (bulutların oluşu). Yalnız bu enerjinin klorofilli bitkilerin üzerine (meselâ ağaçların yapraklarına) düşen çok küçük

    bitki örtüsü denir.


    Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir. Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna
    Bir bölgedeki bitki listesidir. Bir bölgede yetişen bitkilerin hepsi, bitki örtüsü.

    vejetasyon denir. Bunlar 4 sınıftır:


    Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur, subtropikal, orta kuşak, sert yapraklı, iğne yapraklı, kışın yaprak dökenler, muson ormanları, tropikal kuru, mangrov, galeri, bataklık),
    Orman ağaç, flora ve hayvanî canlılar topluluğu. Orman; belirli yükseklikteki ve büyüklükteki ağaçlar, çalı, otsu bitkiler, mantarlar, mikroorganizmalar ve çeşitli hayvanlarla, toprağın birlikte meydana getirdiği, aynı zamanda topluma çeşitli faydalar sağlayan bir servettir. Kendisini meydana getiren bireylerin uzun yıllar karşılıklı etkileri sonucu yerleşmiş, biyolojik bir dengeye sahiptir. Bu denge ormanların sağlığı ve varlığı için şarttır. Bu denge olmadıkça, ormanların sağlığı ve var

    Çalılar (maki, garig, psödomaki), otlar (savan, step, çöl),
    Dünya vegetasyonunda kültür bitkilerine zararlarından dolayı istenmeyen ve yüksek rekabet gücüne sâhip olan bitkiler. Bağların, bahçelerin, tarlaların, işlenmiş olsun veya olmasın hiç farketmeden çok çeşitli bitkilerle örtüldüğü görülür.

    tundra. Bitkilerin yetişmesini etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım), arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler(insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir.

    Bitkiler, fotosentezle
    Kuzey ülkelerinde rastlanan, yapısına likenlerin de katıldığı bodur ot toplulukları. Ilıman kuşağın kuzeyinden kutuplara doğru yaklaşıldıkça ormanların yerini, bodur çalılar ile karayosunları ve likenlerden meydana gelen tundralar alır. Tundralar yılın dörtte üçünden uzun bir süre karlarla örtülü kalır.

    ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler.

    Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur.
    Ekoloji, BÎYOEKOLOJİ veya BİYONOMÎK olarak da bilinir, canlılar ile onları çevreleyen canlı ve cansız ortam arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalı. Canlıları birey, türdeş topluluk ve karma topluluk düzeyinde ele alır.

    2004 itibariyle 287.655 bitki


    türü tanımlanmıştır. Bunlardan 258.650'si
    Tür, ortak özellikler taşıyan ve kendi aralarında döllenerek üreyebilen akraba canlıları içeren biyolojik grup.

    çiçekli bitkilerden, 15,000'i de
    Çiçekli bitkiler (Phanerogamea); Alm. Phanerogamen, Blütenpflanzen, Fr. Phanerogames (pl.), İng. Phanerogamia plants. Erkek ve dişi organların açıkça gelişmiş olduğu ve bir tohum teşekkülü görülen bitkilere verilen ad. Tohumlu-çiçekli bitkiler (Spermatophyta) olarak da bilinirler. Açık tohumlular (Gymnospermea) ve kapalı tohumlular (Angiosperea) olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Bu tür bitkiler, bitkilerin en gelişkin olanlarıdır. Boyları birbirinden far

    yosunlardan olarak tanımlanmıştır. Bitkiler genelde
    suda yetişen bitkilere verilen adototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini



    güneş ışığından alırlar. Birçok bitki
    Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.

    kloroplastları sayesinde
    Kloroplast, fotosentezin gerçekleştiği sitoplazmik organeldir. Çift katmanlı zarla çevrilidir. İç katman fotosentez pigmentleri enzimleriyle klorofil içeren yassı keseciklere dönüşmüştür. DNA içeren kloroplastlar, bağımsız işlev gören ve kendi kendine çoğalan bir yapıdır.

    fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki
    Fotosentez yeşil bitkilerin ışıkta, çok basit bileşiklerden (karbondioksit, su, nitratlar) karmaşık yapılı organik moleküller (protitler, glüsitler, lipitler) yapması. Güneş'ten gelerek üzerinde yaşadığımız gezegene çarpan ışık enerjisinin bir kısmı yansır (Mars'tan bakılsa Dünya da aydınlık görünür), bir kısmı emilir, ısıya dönüşür, bir kısmı da suyu buharlaştırmaya yarar (bulutların oluşu). Yalnız bu enerjinin klorofilli bitkilerin üzerine (meselâ ağaçların yapraklarına) düşen çok küçük

    hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir.

    Bitkiler, yeryüzünde çok geniş alanlar kaplar. Yapılan hesaplara göre yeryüzünün bitki örtüsünü meydana getiren organizmalar topluca 2500 km3lük bir hacim (bir kenarı 13.5 km olan küp) kaplamaktadır. Buna karşılık hayvanlar ise 4.5 km3lük bir hacim içine sığabilmektedirler. Dolayısıyla bitkisel organizmalar hacim bakımından hayvansal organizmaların 555 katı yer kaplar.

    Kara bitkileri tropik ormanlarda, toprak yüzeyinden itibaren 50 metreyi aşan kalınlıkta bir örtü meydana getirirler. Orman şartlarının elverişli olmadığı bölgelerde bu örtünün kalınlığı birkaç desimetre, hatta birkaç santimetreye kadar daralır. Bitkisel hayatın toprak yüzeyinin derinlerine inişi de sınırlıdır. İyi havalandırılan topraklarda bu birkaç metreyi bulur. Denizlerde ise ototrof (kendi beslek) bitkiler, 100-200 metreden derine inemezler. Buna karşılık 3000 metreden derinlerde heterotrof (adrı beslek) olarak yaşayan bitkisel planktonlara rastlanır.

    Bitki ve hayvanları birbirinden ayırmak kolayca mümkündür. Ancak bitkiler ve hayvanlar aleminin alt kademelerine doğru inildikçe ve bilhassa ilkel yapılı olan canlılarda farklar azalır. Tek hücreli küçük plankton organizmaları içine alan kamçılılar (flagellatae) grubunda hayvan ve bitki olarak kesin şekilde ayırt edemediğimiz canlılar bulunmaktadır. Dolayısıyle klorofil ihtiva eden ve ototrof (kendi besinini kendi yapan, kendi beslek) olan kamçılılar bitkiler alemine klorofil ihtiva etmeyen ve heterotrof (besinini dışardan alan, adrı beslek) olarak beslenen formları ise hayvanlar alemine dahil olunurlar.

    Bitkiler ve hayvanlar arasındaki farklar

    Bitkiler ve hayvanlar arasındaki belli başlı farklar şöyle sıralanabilir:

    1. Genellikle bir bitki bulunduğu yere bağlıdır ve yer değiştirmez. Hayvanlar serbestçe hareket edebilirler. Fakat hayvanlarda, süngerler, mercanlar gibi sabit canlılar, ilkel bitkilerde de su yosunları, bakteriler gibi hareketli organizmalar vardır.

    2. Bitkiler ihtiva ettikleri klorofil maddesinin yardımıyle CO2 asimilasyonu (özümleme) yapar ve güneş ışığından da faydalanarak inorganik maddelerden organik maddeler imal ederler. Yani ototrofturlar. Hayvanlar ise klorofil ihtiva etmediklerinden, özümleme yapamazlar. Ancak bitkiler aleminde de bakteriler, mantarlar, parazit ve saprofitler (çürükçül) gibi klorofil ihtiva etmeyen heterotrof organizmalar vardır. Bitkilere zarar veren canavarotu (Orabanche), küsküt (Cuscuta) önemli parazit bitkilerdir.

    3. Bitki hücresi genellikle selüloz çeperden yapılmıştır. Hayvan hücrelerinde böyle bir çeper yoktur.

    4. Bitkiler bölünür. Meristematik hücreleri sayesinde daima yeni dokular meydana getirip, süresiz gelişme kabiliyetleri vardır. Buna karşılık hayvanlarda büyüme ve gelişme sınırlıdır ve belirli bir devre sonra durur.

    5. Bitkilerde besinler genellikle yüzeyleri tarafından erimiş halde osmoz olayı yoluyla alınır. Buna karşılık hayvanlar besinlerini bir ağız vasıtasıyla alırlar ve iç kısımlarında sindirirler.

    6. Bitkilerin sinir sistemi yoktur. Uyartıların iletim yolu, plazma ve hormonlar vasıtası iledir. Hayvanlar aleminde ilkel formlar hariç bir sinir sistemi vardır. Gerek hayvan gerek bitkilerin müşterek özelliği ise hücrelerden meydana gelmiş olmalarıdır. Hücrenin ana maddesini ise protoplazma teşkil eder.

    Gelişmiş bitkiler, görev ve yapıları farklı kök, gövde ve yaprak gibi kısımlarından meydana gelmektedir. İlkel bitkilerde ise su yosunlarında olduğu gibi bu kısımlara rastlanmaz ve yapıları tal adı verilen hücre topluluklarından meydana gelmiştir. Bir yere de genellikle rizoit adı verilen kökçükleri ile tutunurlar. Gelişmiş bitkilerde olduğu gibi farklılaşmış bir iletim sistemi de ihtiva etmezler.

    Gelişmiş bitkileri bulunduğu yere kök adı verilen bir toprak altı organı tesbit eder. Kökler topraktan su ve suda erimiş halde bulunan tuzları alarak gövdeye iletirler. Kökler besin maddesi biriktirmek sureti ile depo organı vazifesi de görürler. Bitkiler aleminde en basit kök teşekkülü, eğrelti otunda görülür. Karayosunlarında ise köke benzer uzantılar, rizoit (köksü) adını alır.

    Kökün başlıca özelliği, klorofilsiz olması ve yaprak taşımamasıdır. Tohumdan meydana gelen kök, ana kök adını alır. Ana kökten çıkan köklere de yan kök denir.

    Gerek ana kök, gerek yan köklerin ucunda kaliptra (yüksük) bulunur ve kökün ucundaki büyüme hücrelerini korur. Kökün ucunun biraz yukarısında emici tüyler sıralanır.

    Kökler bazı bitkilerde tutunma ve su emme işi yapabilmek için derinlere kadar inerler. Kurak yerlerde yetişen bitkilerden yoncanın (Medicago) kökleri 18 m, ılgın (Tamarix)ın 30 m, devedikeni (Alhani) nin ise 30-40 metreye kadar indiği görülür.

    Bitkinin toprak üstünde yükselen kısmı genel olarak gövde adını alır. Gövde, esas-ana gövde, dal ve yapraklardan meydana gelir. Bitkiler aleminde en basit gövdeye yapraklı karayosunlarında (Musci) rastlanır. İletim demetleri taşıyan tipik gövde ancak eğreltilerde (Pteridophyta) görülür. Tohumlu bitkilerde ise daha ileri bir gelişme gözlenir.

    Gövde genel olarak uçtan büyür. Büyüme, yaprak taslakları tarafından örtülmüş halde bulunan vejetasyon konisi tarafından sağlanır. Gövdenin uzamakta olan ucu, birbiri üzerine katlanmış yapraklardan ibaret olan tomurcuklarla örtülmüş ve bu suretle dış tesirlere karşı korunmuş bulunmaktadır.

    Yaprakların gövdeye bağlandığı yere düğüm (nod) ve bu düğümler arasındaki uzun yapraksız kısımlara da düğümlar arası (internod) denir. Yan dallar ve yapraklar daima düğümlerde meydana gelir.

    Karanlıkta yetişen bitkilerde klorofil maddesi teşekkül etmediğinden, bitkiler sarımtrak renkte olurlar. Böyle bitkilere etiyole olmuş denir.

    Gövdeden çıkan dallar, bazan kısa bir uzama devresinden sonra gelişmeden kalırlar. Melez, sedir ve çamda iğne yapraklar, kısa sürgün olan bu dallar üzerinden çıkarlar.

    Uzamalarına devam eden dallar ise uzun sürgünler meydana getirirler. Köknar ve ladinde durum böyledir. Gövdeler görevlerine ve yaşama çevrelerine bağlı olarak, bazı değişiklikler gösterir. Bu farklılıklara gövde metamorfozları denir. Soğan, yumru (patates), çilekteki sürünücü gövdeler (stalon) ve diken gövdeler (ateş dikeni, glediçya) gibi.

    Bitkilerin fotosentez ödevini üzerine almış önemli bir organı da yapraktır. Bazı bitkelerde az gelişmiş halde olsalar dahi daima mevcutturlar. Işıktan faydalanabilmek, kolaylıkla gaz alıp vermek, su ve su buharı kaybedebilmek için kitlesine göre yüzeyi fazla veya az geniş yassı diken veya iğne şeklinde, klorofilce zengin ve iletim dokusu bir ağ gibi her tarafına yayılmış organlardır.

    Bir yaprak ekseriya 3 kısma ayrılır:

    1. Yaprak ayası (lamina),

    2. Yaprak sapı (petiyol),

    3. Yaprak tabanı (bazis).

    Yapraklar da bitki üzerinde bulundukları yere göre değişik şekiller aldıkları gibi, bulundukları ortama göre de farklılıklar gösterir. Etli yapraklar (damkoruğu), depo yapraklar (soğan), sülük yapraklar (bezelye), farklılık gösteren yapraklardır.

    Bitkilerin Yapısı

    </p><p>Bitki türleri

    Bitki türleri
    Bütün organizmalarda olduğu gibi, bitkilerin de taze ağırlıklarının büyük bir kısmını su teşkil eder. Su muhteviyatı, gelişmiş bitkilerin yapraklarında % 80-90, bazı sulu meyvelerde % 95'e kadar yükselir. Buna karşılık odunda % 50, tohumlarda ise % 13-14'e kadar düşer. Bitkinin kuru maddesi organik ve inorganik bileşiklerden ibarettir. İnorganik bileşikler organiklere nazaran azdır.

    Bitkideki inorganik maddeler karbon, hidrojen, oksijen, fosfor, azot, kükürt, sodyum, potasyum, kalsiyum, mağnezyum, demir gibi elementlerden ibarettir. Bir bitkinin gelişmesi için hangi elementlerin gerekli olduğunu, herhangi bir elementin noksanlığının bitkinin gelişmesine nasıl etki ettiğini veya hangi hastalık arazlarına yol açtığını anlamak üzere su kültürü metodu kullanılmaktadır. Toprakta bulunan bu inorganik tuzların saf su içinde belli oranlarda eritilmesiyle sıvı bir besin ortamı hazırlanır. Böyle bir ortamın elde edilmesi için Knop ve Von der Crone reçeteler hazırlamışlardır.

    Bitkilerin Büyüme ve Gelişmeleri

    Büyümeyi canlı hücrede hacim artması olarak tarif edebiliriz. Farklı büyümeler sonucu bitkilerde dış ve iç şeklin kazanılmasına morfogenez denir. Aslında normal şartlar altında büyüme de bitkilerin şeklini değiştirmektedir.

    Çok hücrelilerin gelişmesi, hücre çoğalmasını ve hücrenin büyümesini gerektirir. Yeni husule gelen hücrelerin büyümesini farklılaşma izler. Yani hücreler bir iş bölümü yaparlar. Bu da dokuların ve organların şekil almasıyla sonuçlanır. Büyüme ve gelişme esas itibariyle ferdin genotipi (genetik yapısı) tarafından kontrol edilmekte, fakat ona dış şartlar da etki etmektedir.

    Bitkilerin Üremeleri

    Bütün canlıların başlıca özelliklerinden biri de kendilerine şekil ve fonksiyon bakımından benzeyen fertler bırakmaları yani üremeleridir. Bu esas fertten ayrılan üreme hücrelerinin veya çokhücreli parçaların gelişerek yeni fertler hasıl etmeleri ile olur.

    Canlılarda üreme başlıca iki tarzdadır: Eşeysiz üreme (Aseksüel üreme), eşeyli üreme (Seksüel üreme).

    1. Eşeysiz üreme: Bitkiden ayrılan tek hücreler veya çok hücreli kısımlar, harhangi bir tarzda birleşmeye lüzum göstermeden gelişerek yeni fertler verirler. Tek hücrelilerde hücre bölünmesi (enine-boyuna), tomurcuklanma veya sporlanma; çok hücrelilerde serbest hale geçen münferit hücreler veya fazla hücreli organlar ile olur.

    Eşeysiz üreme iki kısma ayrılır:

    a) Sporlu üreme: Üreme, bitkiden ayrılan ve gelişerek doğrudan doğruya bir bitki (fert) verme yeteneğinde olan eşeysiz üreme hücreleri (sporlar) ile olur.

    b) Vegatif üreme: Üreme basit hücre bölünmeleri veya ana bitkiden ayrılan ve bağımsız fertler halinde gelişen vegatif kısımlarla (bitkinin üremeye müteallik olmayan dal, kök, yaprak gibi kısımları) olur.

    2. Eşeyli üreme: Aynı veya farklı iki fertten hasıl olan, cinsiyet bakımından farklı iki üreme hücresi veya nukleusun yani çekirdeğin birleşip gelişmesiyle olur. Eşeyli üreme hücreleri gamet; iki gametin birleşmesi olayı (döllenme) neticesinde hasıl olan hücre veya nukleus (çekirdek) zigot adını alır.

    Gametler çeperi bulunmayan çıplak hücrelerdir ve tek başına gelişip yeni birer bitki (fert) haline gelmezler. Buna karşılık eşeysiz üremede sporların birleşmeye lüzum göstermeden çimlenerek doğrudan doğruya yeni bir bitki meydana getirmekte oldukları görülür.

    Gametleri meydana getiren fertlere veya döllere gametofit denir. İçinde gametlerin teşekkül ettiği hücre veya hücre toplulukları ise gametang (gamet kesesi) adını alırlar. Mayoz bölümesi sonunda meydana gelen gametlere de kısaca gon denir. Eşeyli üremede görülen tipler şunlardır: Avtogami, izogami, anizogami, ovagami, gamatongiyogami, somatogami.

    Çiçekli (tohumlu) bitkelerde üreme organı çiçektir.
    Hücre, canlının canlılık özelliklerini taşıyan, yapı ve görev bakımından en küçük parçasıdır. Hücreye göze de denilebilir. Atomların molekülleri, moleküllerin makromolekülleri, makromoleküllerin makromoleküler yapıları oluşturmasıyla, dokuların en küçük yapı taşları olan ve yaşamın tüm özelliklerini sergileyen hücreler oluşmaktadır. Genel olarak tüm hücreler temelde aynı yapıya sahiptirler. Fakat bulundukları dokuya ve dolayısıyla fonksiyonlara bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.

    Döllenme (tozlaşma) ve meyva oluşumu burada meydana gelir. Bitkinin tozlaşması çeşitli şekillerde olmaktadır. Bu da dış kuvvetlerin yardımıyle (mesela rüzgarla, suyla, hayvanlarla kuş- karınca-memeli havyanlar ve insanlar veya kendiliğinden tohumları, çevreye saçarak) olur.

    Bitkilerde Yaşama ve Geçinme Şekilleri

    Yaşama ve geçinme şekli bakımından bitkileri bir kaç gruba ayırmak mümkündür:

    Ototrof bitkiler: Kökleri ile veya kök ödevini görebilen organları sayesinde yaşadığı ortamdan ham besin suyunu alabilen bütün yeşil bitkiler, fotosentez ile kendileri ve diğer canlılar için gerekli organik bileşikleri yaparlar. Bu olaya ototrofluk, böyle bitkilere ototrof bitkiler denir.

    Parazit bitkiler: Birçok bitkiler beslenmeleri için gerekli besinleri başka bitkilerden alırlar. Küçük kök veya çekmene benzeyen özel uzantılarıyla kendilerini bazı bitkilere tesbit ederek besinlerini emerler. Böyle bitkilere “asalak” veya “parazit bitkiler”, sömürdükleri bitkiye de “konak” denir. Mesela, canavar otu (Orabanche), küskuta (Cuscuta), ökse otu (Viscum) parazit bitkilerdir. Ökse otu, yapraklarıyla fotosentez de yaptığından yarı parazit kabul edilir.

    Simbiyont bitkiler: Simbiosis ortak yaşama demektir. Böyle bir halde farklı türlere ait iki fert bir birlik halinde yaşamaktadır. Bazı bakımlardan birbirlerine fayda sağlar. Simbiyont bitkilere en iyi örnek olarak alg ve mantar birliğinden meydana gelen likenleri verebiliriz.

    Saprofit (Çürükçül) bitkiler: Saprofitlik heterotrofluğun (adrı beslek) bir çeşididir. Bakteriler ve mantarlar arasında saprofit yaşayanlar pek çoktur. Ekmek, peynir gibi besin maddeleri üzerinde küf yaparak gelişen Penicillium ve Aspergillus saprofit mantarlardır. Bunlar hayatlarını sürdürmek için hayvan veya bitki ölüleri, yahut canlıların boşaltım maddelerinden yararlanırlar. Enzimler hasıl ederek üzerinde yaşadıkları bileşikleri, hücrelerine alabilecekleri ufak moleküllere çevirirler veya bu çevirmelerden hasıl olan enerjiyi kullanırlar. Böyle canlılar devamlı olarak ölü organizmaları kokuşturur ve ayrıştırırlar. Ölmüş veya kokuşmuş organik maddeler üzerinde yaşayan saprofit bitkilere “çürükçül bitkiler” de denir. Saprofitler, salgılarıyla organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürürler. Tarla mantarı, küfler ve bazı bakteriler saprofittir.

    Böcek yiyen (Böcekçil-insektivor) bitkiler: Bu bitkiler diğer yeşil bitkiler gibi fotosentez yaparlar. Toprakta bulunan inorganik azot bileşiklerini alarak kullanırlar. Topraktaki azot bileşikleri ihtiyaca yetmediği zaman da, ufak böcekleri yakalayarak sindirim özsuları ile eritir ve onun organik azot birleşiklerinden faydalanırlar.

    Yani böcek kapan bitkiler, bu yolu bir emniyet olarak kullanmaktadırlar.

    Böcekçil bitkilerde böceklerin yakalanması için yaprakları özel değişikliklere uğramış, bitkinin cinsine göre fark gösteren kapan tertibatları meydana gelmiştir. Nepenthes'te bu kapan ibrik şeklindedir. Bu ibriğin ağzında dolaşırken kayarak dibine düşen böcekler, oradaki sıvı içinde boğulurlar ve ibriğin içini döşeyen bez hücrelerinin salgısı olan protein enzimlerinin etkisiyle eritilir ve sonra emilirler.

    Drosera'da yaprak kenarları tentakül denen saplı bezlerle donanmıştır. Bezler yapışkan bir sıvı salarlar. Kokulu maddelerle cezbedilen böcekler bu sıvıya dokununca yapışırlar. Etraftaki tentaküller üzerine kapanır ve böcek hapsolur, sonra gene sindirim özsuları ile eritilerek emilir. Geride sadece kitin örtü kalır.

    Dionea'da yaprağın orta damarı bir menteşe ödevini görür. Onun etrafında yaprağın iki yarısı üst üste kapanır ve kenardaki dişler birbirine girer. Bunu böceğin eritilme ve emilme işlemleri izler.

    Bitkilerin Sınıflandırılması

    Bitkilerin sınıflandırılmaları sistematikçiler tarafından farklı farklı ele alınmaktaysa da genel olarak çiçekli (tohumlu) ve çiçeksiz (tohumsuz) bitkiler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bunun yanında her iki grubu ihtiva etmek üzere bitkiler alemi 7 bölüme ayrılarak incelenebilmektedir: 1) Bölünür bitkiler (bakteriler, virüsler, mavi-yeşil algler), 2) Su yosunları (algler), 3) Mantarlar (fungi), 4) Karayosunları, 5) Likenler, 6) Eğreltiler, 7) Tohumlu (çiçekli) bitkiler

    Bunlar da kendi aralarında sınıflara, takım veya familyalara ayrılmaktadır.

    Bitkiler, tohumsuz bitkiler (Cryptogamae) ve tohumlu bitkiler (Spermatophyta) olmak üzere iki büyük gruba ayrılır:

    fotosentez yaparak

    Çiçeksiz Bitkiler
    Tohumsuz bitkiler, ilkel bir gruptur ve
    İki çekirdeğin ve çoğunlukla iki bütün hücrenin birleşmesi anlamına gelir. Dişi eşey hücresi yumurta, erkek eşey hücresi spermle döllenir ya da partenogenetik olarak uyarılır. Yumurta, spermleri kendine çekmek için bazı özel kimyasallar salgılar. Yumurtanın mukopolisakkrit dış kısmının salgıladığı bu kimyasala Fertilizin denir.

    sporla çoğalırlar. Bu bitkilerin çoğu
    Spor, belirli ölçüde fiziksel güç ve beceri gerektiren yarışmalı ve eğlenceli etkinlikler. Önceleri spor kavramı, boş zamanlan değerlendirmeye yönelik balıkçılık, avcılık ve atıcılık gibi açık hava etkinliklerini, belirlenmiş kurallara göre bireyler ya da takımlar arasında yapılan düzenli atletik yarışmalardan ayırmak için kullanılırdı.

    kök,
    Kök Kara hayatına uymuş olan gelişmiş bitkilerde, genel olarak toprak içerisine doğru büyüyen bir toprak altı organı. Görevi, bitkiyi toprağa bağlamak, topraktan su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzları (anorganik maddeleri) emerek gövdeye iletmektir. Kökler, besin maddeleri biriktirmek suretiyle depo organı vazifesini de görürler. Her ne kadar kök toprak içerisinde bulunuyorsa da, bazı bitkilerin kökleri hava veya su içinde de gelişebilir. Havada gelişen köklere hava kökleri, sud
    z
    gövde,
    Gövde: insan vücudu bölümü.

    yaprak ve
    Yaprak, bitkilerde fotosentez, transprasyon ve solunumun gerçekleştiği temel organlardır. Gövde ve yan dalların üzerindeki boğumlardan çıkan ve büyümesi sınırlı olan yapılardır.

    çiçek gibi organ farklılaşmalarını belirgin olarak göstermezler. Bitkinin tümü aynı yapıda, yapraksı ya da şeritsidir ve bu yapıya "tallus" denir. Talluslu tüm bitkilere "Thallophyta" denilmektedir. Daha gelişmiş olan ve organ farklılaşmaları gösteren bitkilere ise "Kormophyta", bu tip yapıyı da "kormus" denir.

    Çiçek, bitkilerde üremeyi sağlayan organları taşıyan yapı. Bir çiçek, 4 kısımdan oluşur.



    karayosunları (Bryophyta),
    Karayosunları Nemli topraklarda, kayalar, duvarlar, ağaçlar üstünde, bataklıklarda, bazan su içerisinde yetişen yeşil bitkiler. Bulundukları ortamda yeşil yumuşak halı gibi bir örtü meydana getirirler. Genellikle suyu severler, kuraklığa aylarca tahammül eden cinsleri de vardır.

    Karayosunlarının, iletim demeti taşımayan ilkel bir gövdesi vardır. Gövde basit veya dallanmıştır. Gövdenin bütün etrafı üzerinde sık dizilişli küçük ve damarsız yapraklar bulunur. Erkek ve dişi organları ana g

    ciğerotları,


    boynuzotları,

    .
    yapraklı karayosunları ve vasküler bitkileri (fosil türler ve


    .
    eğreltiotları gibi) içeren gruptur.

    Tohumlu bitkiler (Çiçekli Bitkiler)

    Tohumlu bitkiler bulundurdukları "
    Eğreltiotları Alm. Farn (m), Farnkraut (n), Fr. Fougére (f), İng. Fern. Eğreltiler şubesinden gerçek eğreltiler sınıfı. Bu sınıfta bulunan 170 cins, 9000 tür bitki yaklaşık olarak dünyanın her tarafına yayılmıştır. Türlerinin çoğunluğu tropik bölgelerde yetişmektedir. Eğreltiotlarının birkaç santimetre büyüklükte olanlardan, ağaç şekline kadar çeşitleri vardır. Bugün yaşayanların çoğunluğu, çok yıllık otsu bitkilerdir. Bunların toprağın yüzeyine yakın, o
    tohum"la tohumsuz bitkilerden ayrılırlar. Üreme ve yayılma organı olan tohum, iki şekilde oluşturulabilir ve tohumlu bitkiler buna göre iki büyük bölüme ayrılır:

    # : Açık Tohumlu Bitkiler - Gymnospermae: Tohum taslakları, meyva yaprakları tarafından örtülmeden açıkta tohum meydana getiren bitkiler.

    Açık tohumlu bitkileri genellikle ağaçlar ya da ağaççık formundaki odunsu bitkiler oluşturur. Genellikle herdem yeşil olup, yaprakları çoğunlukla iğnemsi, şekilde bu yüzden de, kuraklığa dayanıklıdırlar.

    :
    # Kapalı Tohumlu Bitkiler - Angiospermae Tohum taslakları, meyva yapraklarının birleşmesiyle oluşan odacık içinde kapalı olarak tohum geliştiren bitkiler.

    Kapalı tohumlular, açık tohumlulara göre daha gelişmişlerdir. Genellikle otsu, odunsu ve çalı formunda olurlar. Çoğunun kültürü yapılır ve ekonomik önemleri vardır. Kapalı tohumlular, iki çenekliler (Magnoliopsida, Dicotyledoneae) ve bir çenekliler (Liliopsida, Monocotyledoneae) olmak üzere 2 sınıfa ayrılır.

    Bitkiler Nasıl Büyür – Bitki Yaşamının Biyolojisi -



    Bitkiler etkileyicidir, özellikle nasıl büyüdüklerini merak ettiğinizde.
    Toprak üstünde ve su altında 350.000′den fazla bitki çeşidi vardır.
    Bunların her birinin büyümek için zalim koşullara karşı dayanması gerekir,
    ve kanyon yamaçlarına tünemiş veya eski kaldırımlardan yollarını açmış bitkileri
    gördüğünüzde bitkilerin büyümek için ne kadar inatçı olduklarını anlayabilirsiniz. Hayatta
    kalmak ve yayılmak için istekleri çok yoğundur!

    Bitkiler çiçekleri, ağaçları,
    fundaları, çalıları, otları, yosunları, asmaları, deniz yosunlarını ve yeşil algleri
    içerir. Bunların birçok ortak yanı vardır. Hayatta kalmak için doğaya
    ve diğer canlıların içeriklerine bağlıdırlar. Yaşamak için gün ışığına (derin
    deniz bitkileri hariç), suya, havaya, arılara ve böceklere, toprağa, hayvanlara
    ve ateşe ihtiyaç duyarlar. Bazı çam ağaçları sadece büyük bir
    yangından sonra tohumlarını bırakırlar; kozalakları ve tohumları açması için ısıya
    ihtiyaç duyarlar.

    Bazı sualtı bitkileri gıdalarını sudan temin ederler, ve
    gün ışığı olmadan hayatta kalırlar. Hidroponik büyümede, bitkiler toprak yerine
    sadece suda yetişirler ve kök büyümesini gözlemleyebilirsiniz. Suyun gerekli gıdaları
    barındırması gerekir, ya da gelişmesi için gerekli bitki besini sonradan
    katılabilir.

    Bitkilerin nasıl büyüdüğü sorusuna cevap vermek için, yayılmalarına bakmalısınız.
    Bazı bitkiler hem erkek hem de dişi organlara sahiptir, bazıları
    değildir, ama hepsi de döllenme ve tozlaşma için rüzgara, havaya,
    hayvanlara, arılara ve böceklere bağlıdırlar. Diğerleri tohumlar ve yumrular gönderirler
    veya çiçek soğanı, maceracı goncalar gönderirler ve bunlar toprakta yeni
    yerlere yeni bitkileri taşırlar. Insanlar da bitkileri aşılayarak çapraz türleme
    ve eski bitkilerin yeniden büyümesi konusunda yardımcı olurlar.

    Tohumlar olan
    bitkiler, bir besin stoğuna ve yavru bitki embriyosuna sahip küçük
    paketler oluştururlar (tohum), döllenmiş yumurtaya benzer, ve tohumun üzerinde koruyucu
    bir tabaka vardır. Tozlaşma sırasında döllendiğinde, çiçek öldükten sonra tohum
    gelişmeye başlar. Çiçek, döllenme için gerekli erkek ve/veya dişi organları
    bünyesinde barındırır. Bu da tohum veya tohum içeren meyve haline
    gelir.

    Tohum toprağa düşer ve tohum kabuğu filizlenme için kök
    ve kök saçakları tarafından yeterince açılıncaya kadar nemle yumuşamaya başlar,
    ve bitkinin tepesi ısı ve ışığa doğru büyümeye başlar. Bu
    tohumlanan bitkidir. Kökler daha fazla nem bulabilmek için aşağıya doğru,
    tepe kısmı da besin ve enerji bulabilmek için yukarıya doğru
    büyür.

    Bitki besini sudan ve topraktan gelir. Bitkiler besin ve
    enerjiyi fotosentez aracılığıyla gün ışığından alırlar ve solunumu da yaprakları
    aracılığıyla yaparlar (ozmos). Gündüz vakti havadan karbondioksit alırlar ve gece
    de oksijen verirler. Doğru mineralleri topraktan almak bitkiler için önemlidir.
    Neyse ki, toprak ana birçok durumda olduğu gibi bitki yetişmesinde
    de mükemmel çalışmaktadır.

    Doğanın mükemmel ve dengede olması için gerekenlere
    bakıp bitkilerin nasıl büyüdüğü sorusuna cevap verdiğinizde, etkileyici bir düşüncedir,
    ve mucizevi bir süreçtir.

    Bitkilerde Boşaltım



    Bitkilerde özelleşmiş bir boşaltım sistemi yoktur.Boşaltım, su yosunları ilediğer su bitkilerinde doğrudan difüzyonla olur.Gelişmiş yapılı bitkilerde vücudun farklı kısımlarındaki değişik yapılar boşaltımı sağlar.
    a)Stoma’ların Rolü: Kara bitkilerinde, bitki bünyesindeki karbondioksit moleküller halde, suyun fazlası da terleme ile buhar halinde stomalardan dışarı atılr.Ortamda yeterli ışık bulunduğu zamanlarda bitkiler boşaltım artığı olarak oksijen oluşturur ve bunu da stomaları ile atarlar.
    b)Hidatod’ların Rolü:Fasülye, arslan pençesi gibi bitkiler ve otlarda stoma ile atılamayan fazla su, yaprakların kenarla bulunan hidatod (su savağı) isimli özel yapılarla damla halinde dışarı verilir. Bu olaya damlama (gutasyon) denir. Damlama olayı için bitkinin çok su alması ve havanın su buharı ile doymuş olması gerekir.Böyle özel durumlarda dışarı verilen su miktarı, terleme ile verilen sudan daha azdır. Damlama sıcak ve nemli gecelerde, sabahın erken saatlerinde yaprakların uçlarında görülür. Bunların çiy ile bir ilgisi yoktur. Damlama olayında, su bitkiden dışarı çıkarken bir kısmı tuzları da beraberinde taşır.Yaprak üstündeki su damlaması buharlaşınca geride tuz kalır. Böylece, damlama ile bitkiden bir miktar tuz da alınmış olur.
    c)Köklerde Boşaltım:Karbondioksit ve karmaşık yapılı organik maddeleri kökleri ile dışarı atabilen bitkiler de vardır. Bir kısım bitkiler ise, inorganik tuzları kökleriyle toprağa boşaltırlar.
    d)Yaprak Dökümünün Boşaltıma Katkısı:Bitkiler metabolizma ile meydana gelen bazı zehirli maddeleri, inorganik tuzlarla birleştirerek çözünmeyen kristaller şeklinde zararsız hale getirilebilir.Mesela kalsiyum tuzlarının çok fazla bulunduğu topraklarda yetişen bitkiler, fazla kalsiyumu gövde ve yaprak gibi organlarından oksalat, duruz , rafit ve sistolit kristalleri halinde biriktirirlet.Yaprağın dökülmesiyle bunlar bitki bünyesinden atılmış olur.Bitkilerde yaprak dökülmesi; iklime bağlı olarak Sonbahar’da sıcaklık ve ışığın azalmasında dolayı, diğer zamanlarda ise, sıcaklığın fazlalığından veya soğuktan,ışığın yetersizliğinden, suyun azlığından kaynaklanabilir.baktabul
    e)Kovucuklarda Boşaltım:Bitkilerin gövdelerinde, koruyucu doku olarak epidermisin yerini periderm almıştır.Epidermisteki stomalar da bozularak kovucuk (lentisel) haline gelmiştir.Lentiseller karbondioksit ile beraber az miktarda da su atarlar.Metabolizma sonucu oluşan bazı maddeler ise dış ortama atılamayıp, salgı dokusu veya salgı hücrelerinde (süt kanalları, reçine kanalları ve salgı tüyleri) biriktirip saklanırlar. Böylece diğer dokulara zararlı etki yapması önlenmiş olur.


    Facebook




    Üyelik



  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Bitkilerde Boşaltım Nasıl Olur
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 19.04.2012, 15:18
  2. Hayvanlarda ve Bitkilerde Boşaltım
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08.10.2011, 17:38
  3. Bitkilerde Sindirim ve Boşaltım
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07.10.2011, 01:16
  4. Hayvanlarda ve Bitkilerde Boşaltım
    Konuyu Açan: BiR-DOST, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01.09.2011, 22:56
  5. bitkiler nasıl solunum ve boşaltım yaparlar
    Konuyu Açan: muyoveben, Forum: Soru - Cevap.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 05.01.2011, 20:34

copyright

Soru Cevap

grafimx