Bilecik Söğüt İlçesi



  1. Söğüt

    TÜRKLERDEN ÖNCE SÖĞÜT

    Yörenin ilk yerleşenleri kimlerdir? Bu bölgeye nereden ve ne zaman göç etmişlerdir, varlıklarını hangi yüzyıldan beri koruya gelmişlerdir? Bu durum, yazılı tarih öncesi dönemlerinden yeterince aydınlatılmamıştır olması nedeniyle kesin olarak bilinmemektedir. Ancak tarihte Anadolu Avrupa ile Asya ve Orta – Doğu Arasında tabii bir köprü görevini üstlenmiştir. Bu önemli jeo-politik konumu nedeniyle Anadolu’nun her köşesi, ilkçağlardan bu yana hareketli ve zengin bir tarihe sahiptir. Özellikle günümüzde Marmara Bölgesi olarak isimlendirdiğimiz Söğüt’ün de doğu sınırında bulunduğu bölge bir çok çekişmeye sahne olmuş, çeşitli uygarlıkların etkisi altında kalmıştır. Bu nedenle Söğüt tarihinin bu ilk devirlerine ait bilgiler için, genelde Bilecik ve Marmara Bölgesi tarihiyle birlikte ele alınmalıdır.

    Marmara Bölgesine özellikle bu bölgenin Kocaeli Yarımadası denilen kısmına ilk iskanlar M.Ö.700’lerde başlamıştır. Bu tarihlerde bölgeye, kökenleri Frygler’e, Bebriykler’e ve Asya Thrakları’na dayandırılan Bithynler gelmeye başlamıştır. Bithynler’in bölgeye yerleşmesinden dolayı burası Bithynia adını almıştır. “ Kelt istilalarını izleyen yıllardan sonra M.Ö. 280 yılından itibaren Pontus, Kapadokya ile birlikte Bithynia’da bir zamanlar Pers Krallığı’na bağlı Prensliklerle birlikte bağımsızlığını ilan eder. Bu olayda İskender’in Pers ülkesini istilası da önemli rol oynamıştır. Yaklaşık olarak M.Ö. 279-74 yılları arasında bağımsızlığını sürdüren Bithynia M.Ö. 73’de Roma egemenliğine girmiş, M.Ö. 63’den itibaren de Pontus ile birleştirilerek Pontus et Bithynia adıyla bir Roma eyaleti olmuştur.

    Böylece ilk çağlarda Bithynia bölgesi önemli yerleşim yerlerinden birisi olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Bölgede pek çok şehirler kurulmuştur. Bunlar arasında en önemlileri şunlardır;

    Nikomedin (İzmit), Nikaia (İznik), Prusa (Bursa), Kics (Gemlik), Khalkedon (Kadıköy-İstanbul), Bthyinion (Bolu) ve Belokoma (Bilecik) ‘dir. Bu arada Söğüt’ünde Nikaia (İznik) Doryleion (Eskişehir), Katidon (Kütahya) yolu üzerinde kurulmuş olan bir kasaba olduğu tahmin edilmektedir. Bu tahmin, sözü edilen yol üzerinde, Bithynia’nın güney doğusundaki Nikaia (İznik)’ya bağlı piskoposluklardan biri olan Gordosebra’nın Söğüt’te bulunabileceği olasılığından kaynaklanmaktadır.


    Söğüt, “ Kuruluş itibariyle ana yol üstü kasabası niteliğini uzun süre devam ettirmiştir. Mudanya-Bursa’dan ve Gemlik iskelesinden gelerek Konya ‘ya doğru uzanan tarihi şose Söğüt’ün içinden geçmiştir. Özellikle İstanbul’un Türkler tarafından alınmasında sonra Mekke’ye Söğüt’e uğranılarak gidilmiş, bu nedenle de yola “ Hacılar Yolu” adı verilmiştir. Bu yolun kalıntılarına işaret olarak Söğüt’ün güneyindeki mezarlık bölgesi ile kuzeyindeki Küsnük mevkiindeki yol kalıntıları göstermektedir.

    Taylan Akkayan ve Mehmet H. Aydın’ın da belirttikleri gibi “Söğüt’ün tarih sahnesindeki parlak günleri 13. Yüzyılın sonlarında başlar. Doğudan gelen küçük bir grup Türk ve bu küçük kasabada, Asya-Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılan, XX.yüzyıl başlarına dek yaşayacak olan Osmanlı Devleti’nin ilk nüvesini biçimlendiririler. Böylece Söğüt tarihi, Osmanlı’nın etnik kökeni ile birlikte ele alınır. Hemen tüm kaynaklar Söğüt’e dolaylı yoldan, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun açıklanması sırasında değinirler. Bu nedenle Söğüt’ün Osmanlı Dönemi içindeki tarihi ancak bu devletin kuruluş tarihiyle birlikte incelenebilmektedir.



    ERTUĞRUL GAZİ DEVRİNDE SÖĞÜT


    Ertuğrul Gazi aşireti ile bu bölgeye 13. Yüzyılda gelmiştir. Kayı aşiretinin menşei olan Oğuz Han’ın soy kütüğü, Reşideddin’in Oğuzname’sinde, Nuh Peygamber’in oğlu Yafes’e (Olcayto) dayandırılır. Oğuz Han’dan sonra altı oğlu iki kolu oluşturmaktadır. Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Bozok kolunu, Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han ise Üçok kolunu oluşturur. Oğuz Han’ın her oğlundan gelen soylar da, toplam 24 Oğuz boyunu meydana getirir. Sağlam anlamına gelen mensup dört boydan biridir.

    Kayı Aşireti, Moğol istilası nedeni ile kendine yeni bir yurt bulmak için, Horasan’ın Merv şehri yakınındaki, Mahan bölgesinden, Süleyman Şah (Gündüz Bey ) ( Ertuğrul Gazi’nin babasının adı birçok kaynakta Süleyman Şah olarak geçmektedir. Uzun süre tartışmaya sebep olan bu konu üzerinde “ Osman b.Ertuğrul b.Gündüz “ ibaresinin yazılı olduğu, Osman Bey’e ait bir sikkenin bulunmasıyla, tarihçiler kesinliğe kavuştuğunu savunmaktadır. ) komutasında gelerek Anadolu’ya girdi. Önce Ahlat-Van Gölü civarında iki yıl ikamet edip, 1221 yılına doğru Erzincan’a, oradan da Halep’e geçtiler. Atının üzerinde Fırat Nehri’ne giren (Gündüz Bey) Süleyman Şah boğulmuş ve aşiret başsızlaşmıştır. Obanın içinde bulunan Kayı dışındaki Oğuz boyları, Suriye’ye gitti. Gündüz Bey’in dört oğlundan Gündoğdu Bey ve Sungur Tekin, aşiretin çoğunu toplayıp Orta Asya’ya geri döndü.

    Diğer iki kardeş Dündar Bey,Ertuğrul Bey ve anneleri Hayme Ana, (Çadıranası, Çadır büyüğü anlamına gelir.) 400 çadırlık aşiretle ortada kalınca, Anadolu Selçuklu Sultanı, Alaaddin Keykubat’tan yurt istemişler ve kendilerine Ankara yakınlarındaki Karacadağ yaylası verilmiştir. Karacadağ’a doğru yol alınırken Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen’de Harzemşahlar’la savaşan ve Anadolu Selçuklu ordusuna yardım edip, savaşın kazanılmasında rol oynamışlar ve Anadolu Selçuklu Sultanı’nın takdirini kazanmışlardır.

    O yıl Moğol ordusu Sivas’a doğru ilerlemekte idi. Nihayet Selçuklularla Moğol ordusu Sivas’ın Hafikkale civarında savaşa tutuştular. Ertuğrul bu harbi duyar duymaz kuvvetlerini alarak o tarafa gitti. Bir dağın yamacında iki ordunun çarpıştığını seyrettiler. Bunlardan bir taraf yenilmek üzere, diğer taraf da galip gelmekte idi. Bunu gören Ertuğrul Gazi maiyetindeki Koç yiğitlerine dedi ki:

    Yiğitlerim hangi tarafı tutalım ?

    Bu soru üzerine kardeşi Dündür (Dündar Bey ) :
    Galip tarafa geçelim... Onların zafer ganimetlerinden istifade ederiz.dedi.

    Ertuğrul kaşlarını çatarak:
    Türkün şanına, ancak mağlup olanlara yardım etmek düşer.
    Galibe yardım etmek ise insana ne şeref kazandırır, ne de mal.. dedi.

    Derhal mağluplara yardıma karar verildi. Kayı yiğitleri dağdan bir çığ gibi harp meydanına daldılar. Kılıçlar oynadı, oklar çekildi, kavga yeniden kızıştı. Çok geçmeden galipler mağlup duruma düştüler. Meğer ilk mağlup olanlar Selçuklular imiş. Bunları kısa bir zamanda galip bir duruma geçtiler, Moğollar ise perişan bir halde kaçtılar.


    Kayıların bu yardımlarından Sultan Alaeddin çok memnun oldu. Kayı aşiretinin beyi olarak Ertuğrul’u tanıdı. Sultan Alaeddin. Ertuğrul Gazi’yi, Bizans hududuna uçbeyi tayin etti. Kayı kabilesine Söğüt kasabasını kışlak, Domaniç yaylasını da yaylak olarak verdi. Ertuğrul Gazi, Karacadağ’dan Kayı aşiretini alarak Söğüt’e geldi.

    Ertuğrul Gazi, çok geçmeden, maiyetindeki kılıç erleri ile Bizanslılarla savaşa girişti. Bizanslılara ait, Sultanönü bölgesi ile Karacahisar’ı fethetti. Bu zaferleri duyan Anadolu’nun muhtelif bölgelerindeki kılıç erleri, Ertuğrul’un etrafında toplandılar. Hudut boyu serdengeçti akıncılarla doldu.


    Ertuğrul’un değerli kumandanları şunlardı: Akçakoca, Konuralp, Turgut Alp, Saltuk Alp, Aykut Alp, Samsa Çavuş, Hasan Alp, Karamürsel, Akbaş, Kocaoğlan... Bu kumandanlar kuvvetleri ile gece–gündüz demeden Bizans’a doğru akınlarına devam ettiler.

    Ertuğrul Gazi, bir gece bir rüya gördü. Rüyada, “göbeğinden bir pınar fışkırdı... Bu çıkan sular çoğalarak bir deniz halini aldı... Bu deniz, bütün dünyayı kapladı...”.

    Senin bir oğlun olacak; bu oğul bir devlet kurup, saltanatı ile dünyayı sarsacaktır.... dedi.


    Nitekim o yıl içinde Ertuğrul’un karısı Hayme Ana, bir oğlan çocuk doğurdu. Bu çocuğun adını Otman koydular. Sonradan Otman, “Osman” adı ile anıldı. Ertuğrul’un diğer oğulları Sarubalı ile Gündüz Alp’tir. Küçük Osman, Söğüt kasabasında kılıç erleri arasında büyüdü. Beş yaşına geldiği zaman, bir gün babası onu, Konya’ya beraberinde götürdü. O gün Hazret-i Mevlânâ’yı ziyarete gittiler. Lakin o gün Mevlânâ pek üzgündü. Ertuğrul’u ve yanındaki oğlunu görünce şöyle deki:

    Sultan Alaeddin, Baba İshak’ı kendine baba yaptıysa, ben de bu küçüğü kendime evlat edindim.

    Mevlânâ; Osman’ı sevdi ve ona hayır duada bulundu. Ravzatü’l-Ebrar adlı tarihte, Ertuğrul hakkında şu malumat yazılıdır:

    Ertuğrul Gazi, Söğüt’te oturuyordu. Bir gün köyleri dolaşmaya çıkmıştı. Akşam olunca İtburnu köyünde bulunan ulemâdan bir zâtın evinde misafir kaldı. Ev sahibi Ertuğrul’a fazlaca ikramda bulundu. Ertuğrul, gece yatacağı zaman rafta bulunan bir kitabı görüp, sordu:

    Bu kitap nedir ? Diye sordu.

    Ev sahibi:

    Bu kitap, Allah (c.c.) tarafından Hazret-i Muhammed vasıtası ile, insanlara doğru yolu göstermek üzere gönderilen Kur’an-ı Kerîm’dir...dedi ve odadan çıkıp gitti.

    Ertuğrul, serilmiş yatağa yatmayıp, Kur’an-ı Kerim’in önünde el bağlayıp, sabaha kadar ayakta durdu. Ancak güneş doğarken yatağa girdi. Uyur uyumaz bir rüya gördü. Rüyasında bir pîr ona:

    Sen, Tanrı sözü olan Kur’an-ı Kerîm’e halis bir kalp ile saygı gösterdin; bunun için sana mükafat olarak evlat ve torunlarına padişahlık verildi. Bütün neslin aziz olsun... dedi.

    Ertuğrul, bu sözlerin dehşetinden uyandı. Ev sahibine de bu rüyasını anlattı. Osmanlı Devletinin Kuruluşu adlı bir eser yazan İngiliz tarihçisi Gibbons, bu hadiseyi ele alarak, Ertuğrul Gazi’nin Müslüman olmayıp, Şaman dininde olduğunu yazmaktadır. Halbuki bu fikir yanlıştır.

    Ertuğrul Gazi, hudut boyunda Bizanslılarla durmadan savaştı. Fakat kılıcının hakkı olarak kazandığı bu yerleri Selçuk Sultanına verdi.

    Ertuğrul Gazi, bu savaşları ile Osmanlı Devletinin arsasını hazırlamıştı. Ertuğrul, artık iyice ihtiyarlamış, işlerini büyük oğlu Gündüz Alp’e bırakmıştı. Küçük oğlu Osman da, serhat boylarında düşmanlarla çarpışmakta idi.

    Bazı kaynaklarda da Söğüt’ün Ertuğrul Gazi’ye veriliş tarihi olarak 1270 yılını vermektedir. Bu tarih tartışma konusu olmakla birlikte kesin olan bir şey vardır. O da “ OSMANLI DEVLETİ’NİN TEMELLERİNİN SÖĞÜT’TE ATILMIŞ OLMASIDIR” Zira, Ertuğrul Gazi 1281 yılında 90 yaşında vefat ettiğinde, Osmanlıların bölgeye kararlı olarak yerleştiklerinin bir kanıtı olarak Söğüt’e gömülmüştür.



    OSMAN GAZİ DEVRİNDE SÖĞÜT


    Ertuğrul Gazi’nin ölümünden önce, 1255 yılında Söğüt’te doğan, en küçük oğlu Osman Bey idareyi elini almıştı.

    Osman Gazi, ilk evliliğini 1280 civarında, Selçuklu vezirlerinden Ömer Abülaziz’in kızı, Mal Hatun’la yapmıştır. Sultan Orhan Gazi, bu hanımdan doğmuştur.

    Osman Bey, Eskişehir yakınındaki İtburnu Köyü’nde oturan Ahi Şeyh’i Edebali’ye uğrayıp sohbetlerinde bulunmaktan çok hoşlanırdı.


    Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu olan Şeyh Edebali, 1208 yılında Horasan’ın Merv şehrinde doğmuş, Şam’da tahsilini tamamlayıp, Adana ve Karaman’da bulunduktan sonra Eskişehir yakınındaki İtburnu Köyü’ne yerleşmiştir. Osman Gazi’nin 1301 yılında idareyi beş eyalete ayırınca Şeyh Edebali’yi Bilecik’e yerleştirmiştir. 120 yıl yaşayan Edebali, 1328 yılında Bilecik’te ölmüştür. Mevlüt-ü Şerifin şairi Süleyman Çelebi Şeyh Edebali’nin torunudur. Orhan Gazi tarafından yapılan türbesi, eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadideki bir tepenin üzerindedir. Eskiden kubbeli olan çatısı, 1921 Yunan işgalinde tahrip edildiği için bu gün çatı ile örtülüdür. Bir salon iki ayrı odadan oluşan türbede büyük oda mihraplı bir mescit, diğer odalar sohbethane ve misafirhane olarak kullanılmakta idi. Şeyh Edebali ve yakınlarının yattığı dikdörtgen bölümde 7 büyük, 4 küçük sanduka vardır. Mal Hatun’un taş malzeme ile inşa edilmiş türbesi ise bahçededir.

    Osman Gazi, büyük bir şöhrete sahip olan Şeyh Edebali’nin kızı Rabia Bala Hatun’u sevdi. Bir beyzadeye kızını vermeyeceğini ileri süren Şeyh Edebali, Osman Gazi’nin gördüğü bir rüya üzerine, Osman Bey’le Bala Hatun’un nikahlanmasına izin verdi. (Bu evlilikten Şehzade Alaaddin doğdu) Osman Gazi’nin gördüğü rüya şöyledir; Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkarak doğan bir ay, Osman Bey’in göğsüne girer Işığın indiği yerde bir ağaç fidesi çıkar ve ulu bir ağaç olup, tüm dünyayı kaplar. Sabah rüyayı yorumlayan Şeyh Edebali, Osman Bey’e ve nesline padişahlık verildiği müjdeler.Olayın tek şahidi,Şeyh Edebali’nin müridi ve Osman Gazi’nin sancaktarı Kumral Abdal’dır. Osman Gazi bu müjde karşılığında Kumral Abdal’a kılıç, tas ve Bozüyük-İçköy ‘deki araziyi verir. 1288 yılında ölen Kumral Abdal Osman Gazi’nin hükümdarlığını görememiştir.

    Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’den beyliği aldıktan sonra topraklarını genişletmeye başlamış, özellikle Bizans tekfurlarıyla sürekli savaşmıştır.

    Yazılı kaynaklarda 1284, 1285,1287 ve 1288 yılları tarih olarak belirtilen Ekizce Savaşı, Karacahisar (Eskişehir), Lefke (Osmaneli), Belekoma (Bilecik), Yarhisar (Bilecik’in İlyasbey köyü) tekfurları ile Kayı Aşireti arasında geçmiştir. Filatos komutasındaki müttefik Bizans ordusu İnegöl’den, Kayı aşireti Domaniç’ten yola çıktı. Kayı Aşireti’nin galibiyeti ile sona eren çatışmada Osman Bey’in ağabeyi Saru Batu (Savcı Bey) şehit düştü.

    1288 veya 1290 yılında “Karacahisar Kalesi” ele geçirildi. Buradaki Bizans kilisesi camiye çevrilerek, Osmanlı’nın devlet olduğunu resmileştiren hutbeyi okudu.

    1299 yılında Bilecik ve Yarhisar’ı fethetti. Yarhisar tekfurunun oğlu ile Bilecik tekfurunun kızı Holofira’nın Çakırpınarı’nda yapılacak düğününe Osman Gazi’de davet edilmiştir. Osman Gazi arkadaşı, Harmankaya tekfuru Mihal’in kendisine kurulan pusuyu haber vermesi ile kurtulmuştur. Osman Bey’in güvenini ve dostluğunu kazanan, Mihal Gazi adıyla zikrettiğimiz, Harmankaya tekfuru Mihail, gördüğü rüya üzerine 1313 yılında Abdullah adını alarak müslüman olmuştur. Osmanlı ordusunda kumandanlık yapmış, Osman Gazi ile birlikte Akhisar, Geyve, Mekece ve Osmaneli kalelerini fethetmiştir. Türbesi İnhisar ilçesine bağlı Harman Köy’dedir.

    Çakırpınarı’ndaki düğüne kadın kılığına girmiş cengaverleri ile giden Osman Gazi, çıkan çatışma sonucunda galip gelmiş, Bilecik tekfurunun kızı Holofira ise Orhan Gazi ile nikahlanarak Nilüfer Hatun adını almıştır.

    Osman Gazi 1301 yılında Yenişehir’i fethederek saltanat merkezini buraya nakletti ve devleti beş idari bölgeye ayırdı. Eskişehir’i ağabeyi Gündüz Bey’e, Sultanönü’nü oğlu Orhan Bey’e, Yarhisar’ı Hasan Alp’e, Bilecik’i Şeyh Edebali’ye, İnönü’yü Turgut Alp’e verdi.

    1301 yılındaki Koyunhisar ve 1306 yılındaki Dimboz savaşlarında Bizanslıları yendi.

    1317 yılına kadar savaşlara katıldı. Bu tarihten sonra, seferlere oğlu Orhan Gazi çıktı. Osman Gazi yedi yıldır çektiği Nikris (Gud) hastalığından 1324 yılında, 66 yaşında iken, Bilecik’te öldü. Çok arzu ettiği Bursa’nın alınışını göremedi. 1326 yılında Orhan Gazi Bursa’yı alınca babasının mezarını Söğüt’ten Bursa’ya taşıdı. Bursa alınınca başkent oldu.

    Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye kendisini Bursa’daki gümüşlü kümbete gömmesini istemiş ve şöyle vasiyet etmiştir; “ Bir nasihatım da şudur; Bir kimse sana Hak Teala’nın buyurmadığı sözler söylerse, sen onları kabul etme, Allah buyruğundan başka iş işleme. Bilmediklerini şeriat alimlerinden sor, soruştur, gerçekten bilmedikçe bir işe başlama ve de sana itaatli olanları hoş tut, hizmet edenlerine de nimetini, ihsanını eksik etme. Zira insan, gördüğü ihsanın kuludur.

    Söğüt, kısacası Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti rolünü oynamıştır. Ancak
    Söğüt’ün bu rolü uzun sürmedi. Zira Bursa’nın fethi üzerine, Osmanlı’nın başkenti Bursa olmuştur. Söğüt de Sultanönü Sancağı’na bağlı bir nahiye merkezi oldu.

    Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna ev sahipliği yapmış olan Söğüt, devletin büyümesiye birlikte, özellikle Bursa’nın fethi ve Balkanlara açıldıktan sonra ihmal edilmiştir. Bu cümleden olarak, 1648’lerde hala bir nahiye merkezidir. Ancak bu defa Bursa Sancağı’nın Lefke (Osmaneli) kazasının nahiyelerinden biridir. Nüfusu ise, yaklaşık 700 hane kadardır. 19. Yüzyılda Söğüt kaza merkezi haline getirerek, Hüdavendigar (Bursa) vilayetinin Ertuğrul (Bilecik) Sancağı'’na bağlanmıştır.



    YUNAN İŞGALİ


    Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ; Bilecik,Yenişehir, Göynük, Nallıhan, Mudurnu, Eskişehir, Kütahya, Mihalıççık, Simav, Gediz, Uşak, Sivrihisar Sancak ve kazalarıyla Osmaneli, Taraklı, Küplü, Emet, Pazarcık, Tavşanlı, Seyitgazi nahiye, Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine 9/10 Temmuz 1336 (1920) tarihli ve 219 numaralı şu tamimi göndermiştir:

    “ Müdafaasızlık, daha doğrusu müdafaa-i vatan uğruna iras-ı kesel edecek mahirane teivikat yüzünden Yunan gibi sefil bir düşman, Soma-Akhisar cephesinden Bursa Yenişehir’e kollarını sallayarak ve karşısında bir Müslüman Türk erkeği görmeyerek geldi.Geçtiği topraklarda çiğnediği şühedanın mezarları rezil ettiği Müslüman ırzı bizi hala utandırmayacak mı? Düşmanı karşılamak, evlatlarımızı düşmana karşı sevketmek zamanı ne vakittir? Kaçanlar buralara kadar geldi. Biz de bu firarilerle nereye kadar kaçalım? Bizde beraber kaçarsak, buraya kadar gelen düşman kaçtığımız yerlere gelemeyecek mi? Vatanı namusu mezarı mı emanet edeceğiz? Önünden kaçtığımız düşmanın kuvvet ve kıymeti nedir? Bu Müslüman yurdun de bu sefil düşmana karşı koyacak, ırzına, dinine, toprağına kitabına sadık, ecdadına layık evladı kalmadı mı? Tüfeği olmayanın orak ve baltası da mı yoktur? Ecdadının lanetine muhatap kalmayı Söğüt halkı asla kabul etmeyecektir. İmkan her nereye kadar müsaitse, erkek, dişi genç, ihtiyar düşman karşısına gideceğiz. Sizlerde Müslüman Türk kanını, din ve namus hissiyatınızı bizimle beraber çalışmaya, her fikri, her nifakı bugün için terk etmeye rizay-i teşebbüsatınıza dair cevabınızı bekleyerek evlatlarımızı cepheye göndermek üzere, sözümüze burada hitam veririz. “



    SÖĞÜT VE ÇEVRESİNİN İŞGALİ

    Belirtilen tarihi idealini gerçekleştirmek gayesiyle, her siyasi buhrandan
    Faydalanmasını bilen Yunanistan için I. Dünya Savaşı iyi bir fırsattı. Zaten savaşın devam ettiği günlerde itilaf Devletleri’nin de Yunan ordusuna olan ihtiyaçları artmıştı. Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı Lord E. Edward Grey 11 Ocak 1915 tarihinde Yunanistan yöneticilerine bir teklifte bulundu. İngiliz Bakan bu tekliflerinde, Sırbistan’a yardım şartıyla Anadolu kıyılarından hatırı sayılır bir kısmın Yunanistan’a bağışlanabileceğini dair söz verdi.


    İngiltere 12 Nisan’da müttefikleri adına “ Yunanistan’a, Türklere karşı savaşa katılma bedeli olarak Ocak’ta vaad edilen Aydın vilayeti dahilindeki araziyi garanti etmeye hazır olduklarını “ bildirdi.

    Yunanistan Başbakanı Venizelos hemen savaşa girmek taraftarıydı. Ancak Almanya taraftarı olan Kral Kostantin savaşa girmekte çekingen davranıyordu. Bu durum Yunanistan iç politikasında bir buhran bile doğurmuştu. Sonunda yönetimi ele geçirmeyi başaran Venizelos, 11 Haziran 1917’de Yunanistan’ı savaşa soktu.

    Bu şekilde Yunanistan, İtilaf Devletleri yanında savaşa girmenin karşılığı olarak, daha önce hayal etmiş oldukları toprakları kazanacaktı. Bu arada Yunan Başbakanı ülkesini savaşa sokarak vaat edilen tazminata hak kazanmıştı. Nitekim İzmir ve çevresinde İtilaf Devletleri’nin emniyet ve selametlerini tehdit edici hiçbir olay olmamasına rağmen, Mondros Mütarekesi’nin 7. Maddesine dayanak gösterilerek 15 Mayıs 1919’da Yunan askerinin İzmir’e çıkması sağlandı.

    Ancak Yunanistan, İzmir ve çevresiyle yetinmeyerek işgallerini Ege Bölgesi içlerine doğru genişletti. İzmir ve çevresinden sonra Aydın, Nazilli Menemen, Bergama, Manisa, Uşak, Afyon, Eskişehir, Kütahya, Balıkesir, Bursa ve Batı Trakya’da Yunan güçlerince işgal edildi. Ayrıca çalışma alanı olarak seçilen Söğüt ve çevresine de Yunan askeri girmeyi başardı. Yöremiz toprakları 8-11 Ocak 1921 arası üç gün, 24 Mart-1 Nisan 1921 arası sekiz gün, 12 Temmuz 1921-6 Eylül 1922 arası da onüç ay yirmibeş gün olmak üzere düşman işgalinde kalmıştır.



    SÖĞÜT VE ÇEVRESİNDE Yunan MEZALİMİ


    İzmir’e ayak bastıkları ilk gün, yirmisi subay olmak üzere şehrin ileri gelen bazı kişilerini şehit eden Yunanlılar, hemen sonraki günlerde de bu cinayetlerini devam ettirerek pek çok masum kişiyi öldürdüler. Türk evlerine hücum ile ırz, mal, gasp ve tecavüzlerine kalkıştılar. 11 Eylül 1919’da İzmir’de yangın çıkardılar. Daha sonra aynı zulümleri, işgal ettikleri diğer yerlerde devam ettirdiler.




    Yunanlılar ikinci işgalleri ( 24 Mart – 1 Nisan 1921 ) esnasında özellikle II. İnönü yenilgisinden sonra geri çekilirken Söğüt’ün merkezinde ve köylerinde çok insanlık dışı davranışlarda bulunmuşlardır. Söğüt halkının ileri gelenlerince hazırlanan 10 Nisan 1921 tarihli raporda, bu Yunan mezalimi özetle şöyle belirtilmektedir.



    1. Paşaağaların Dursun Hanım ile Cami-i Kebir Mahallesi’nden Tahsildar Mehmet Efendi’nin validesi Hatice Hanım süngülemek suretiyle öldürülmüşlerdir. Dursun Hanım’ın feryadına karşı kahkahalarla gülerek eğlenmişlerdir. Yine Cami-i Kebir Mahallesi’nden Hacı Efendi’nin onüç yaşındaki kızının bakirini izale (tecavüz) ederek beraberlerinde götürmüşlerdir. Aynı mahalleden Şaheste Hanım ile Çimenlik Mahallesi’nden Emirlerin İbrahim’i birçok işkenceyle feci şekilde öldürerek, her ikisininde evlerini yakmışlardır.

    2. Çimenlik Mahallesi’nden Kasap Hacı Emin, Hıfzıhüseyin Mahallesi’nden eski Tahrirat Katibi Mustafa Efendi, Cami-i Kebir Mahallesi’nden de Kızıloğlu Rüştü düşman tarafından alınıp götürüldüğü tesbit edilemediğinden, yaşayıp yaşamadıkları bilinmemektedir. Aşcı Ahmet Çavuş, dövülmek suretiyle öldürülmüş ve cesedi yakılmıştır.

    3. Sekizyüz kadar Müslüman evi yakılmış ve eşyaları da yağma edilmiştir.

    4. Üç Camii, üç Mescit, iki Medrese,Bir Dergah-ı şerifle birlikte içerisine
    40 erkek ile 60 kadın doldurmak suretiyle Cami-i Kebir (Büyük Cami) yakılmıştır. Caminin taştan yapılmış olması sebebiyle mazlumlar büyük bir faciadan hayatlarını kurtarmışlardır. Mebus Halil Efendi’nin babası İbrahim Efendi feci şekilde dövülerek parası alınmıştır.


    5. Ertuğrul Gazi Hazretleri’nin türbesi üzerindeki sanduka kırılmak suretiyle kaldırılmış ve mübarek mezarı kazılmıştır. Ayrıca, üzerinde asılı lamba kırılmış, bu billur parçalarından haç işareti yapılmıştır. Bu arada Kur’an-ı Kerim’ler yırtılarak ayaklar altında çiğnenmiş, özetle türbenin içerisine çeşitli pislik dökülmüş ve bu vahşeti yazmak kalemin gücü yetmeyeceğinden gözle görülerek alamamak ve Yunan vahşetine karşı lanetler yağdırmamak kabil değildir.

    6. Türbenin etrafında bulunan binaların hepsi yakılmıştır. Bu arada Ertuğrul Gazi Hazretleri’nin zevc-i muhteremlerinin (saygıdeğer eşlerinin) kabri üzerindeki demir parmaklık tahrip edilerek kabri kazılmış ve birçok yerlerine haç işareti dikilmiştir. Ayrıca Osman Gazi Hazretleri’nin vefat ettiği mahalli gösterir abide yıkılmış ve etrafında kalemin yazamayacağı çeşitli pislikler dökülmüştür. Türbede bir Müslüman kadının ırzına geçilmiş ve memeleri kesilmek suretiyle orada öldürülmüştür.

    7. Söğüt’ün merkezinde 350’yi aşkın han, dükkan ve fırın eşyaları ile birlikte yakılmıştır. Bu arada kutsal yapılar, (Müslümanların sığınakları olan evler) da eşyalarıyla beraber yakıldığı gibi tahliye sırasında kaçamayan mazlum Müslümanların bir kısmı öldürülmekle, genç kızların bikrini izale olunarak beraberlerinde götürmüşlerdir.
    Kasabadaki Müslümanların hepsinin mal ve mülkü zaptedilmiş, kendileri de darp, hakaret ve çeşitli işkence edilmek suretiyle zulme uğramışlardır. Kura katibi Osman Efendi, Sabık Tahsildar Niyazi Efendi ile Hacı Sait Efendi’nin Mehmet Efendi gibi ileri gelenlerle eski muallimlerden Emin Turgut Efendi boğulma tehlikesi geçirmişlerdir. Evler Yunanlılar tarafından karpit dökmek suretiyle kasten yakılmıştır.
    61’inci Tümen Komutanı Albay İzzettin Bey’in Garp Cephesi Komutanlığı’na gönderdiği 15 Nisan 1921 tarihli raporun da Yunan Mezalimi şu tüyler ürpertici cümlelerle dile getirmektedir.

    Söğüt, Yeniköy, Sırhoca, Aşağıköy, Akçapınar, Karabayır köylerinde düşman yangınlar çıkartmış, Yeniköy kamilen yakılmış, diğer köylerde pek az hane kalmıştır. Söğüt Ertuğrul Gazi Türbesi’nin şimdiki görüntüsü pek acı vericidir. İstilaya uğrayan köylerin harp bölgesi haricine çıkaramadıkları hemen bilumum hayvanatı, düşman tarafından sürülüp götürülmüş veya yedirilmiştir. Hububat ve yiyecekler de tamamen yağma edilmiştir. Camilerden aldıkları Kuran-ı Kerimleri yırtıp abdesthanelere atmış ve pisletmişlerdir. Yerli Rumlar’ın iştirakleriyle eşyalar yağma edilmiş paraları üzerlerinden alınmış, Söğüt’ten Şahine Kadın, Fabrikatör Sabri Efendi’nin büyük validesi Dursun, Tahsildar Mahmut Efendi’nin validesi Hatice Hanımlar birçok işkence ile şehit edilmişler ve üç kadını Söğüt Kasabası yangınında yakmışlardır. Hacı..... evlatlığı onüç yaşlarında ....’nın bikrini izale etmişler (kızlığının bozmuşlar) ve beraberlerinde götürmüşlerdir. Söğüt erkeklerinden Ahmet Çavuş, Emirlerin İbrahim darp tesiriyle (dövülerek) şehir düşmüşler, Sabık Tahrirat Katibi Mustafa, Kasap Hacı Emin ve Kızıloğlu Rüştü de düşman tarafından götürülmüşlerdir. Ertuğrul Gazi Türbesi’nde bir Müslüman kadını tecavüz edildikten sonra memeleri kesilerek şehit edilmiştir. Zeyve köyünden civar ormanlarında saklanan kadınları saklandıkları yerde yakalanarak kötü uygunsuz işler yapmışlar, Yeniköy ’den hasta ve sakat olduklarından çıkamamış olan Şeyh Ahmet oğlu Ali Molla, Halil oğlu Ali Ağalarla ve Alilerin Mustafa validesi Fatma kadın gayet feci bir suretle şehit edilmişler ve naaşları köyde bulunmuştur. Söğüt’ün Buriçak (Borcak) köyünden Kargacıoğullarından Kamil para için revolver ile beyni parçalanarak şehit edilmiştir.


    Yukarıda belirtilenlerden başka Söğüt köylerinde görülen Yunan zulmünden tespit edebildiklerimiz köyler şöyledir.

    Borcak Köyü

    Bu köy halkından kırkbeş yaşlarında Karaağaçoğullarından Süleyman oğlu oğlu Kamil parasına tamahen şehit edilmiştir. Fehimak Ali de sopa ile dövülerek işkenceye maruz kalmıştır.

    Hayriye Köyü

    Köy harp dahilinde kaldığı için bütün evler yıkılmıştır. Hayvanlar düşman gelmeden önce kaçırıldığı için Yunanlılar sadece dört hayvan alabilmişlerdir. Bununla beraber, caminin halı ve kilimleriyle, evlerde buldukları diğer eşyayı yağma etmişlerdir.

    Savcıbey (Aktaş) Köyü

    Köy düşman işgalinden önce boşaltıldığı için can ve mal kaybı olmamıştır. Bununla
    beraber köylünün bir hayli eşyası zarar görmüştür.

    Kamuranteke (Doruk) Köyü

    Köyde 25 ev Yunanlılar tarafından yakılmıştır. Bu arada eşya ve zahire de gasbetmişlerdir. Hayvan ve insan zayiatı yoktur.

    Hamitabat Köyü

    Düşman işgalinden önce, hayvanlarını ve kıymetli eşyalarını Sakarya’nın öbür tarafına naklettiklerinden pek fazla zayiat olmamıştır. Köyde kalanlar Yunanlıların hakaret ve işkencelerine maruz kalmışlardır. Her gün köye gelen Yunan askerine tavuk ve yumurta vermek zorunda bırakılmış ve böylece evlerini yakılmaktan kurtarmışlardır. Bu arada daha fazla işkence görmemek için zaman zaman aralarında para toplayarak Yunan askerine vermek zorunda kalmışlardır.

    Küre Köyü

    Köy düşman kuvvetlerinin ayağı altında kalmıştır. Yunan askerleri köyün ileri gelenlerinden Muhtar Halil Ağa, Hatip Hüseyin Efendi, Emekli Yüzbaşı Hüseyin Efendi, Hafız Ahmet Efendi adlarındaki kişilere tehdit ve hakaret etmek suretiyle para almışlardır. Nitekim 27 Mart 1921'’e köye gelen Yunan askerleri köylüden 200 lira para istemişlerdir. Köylüler “bu köy fakir bir köydür.
    Bu kadar para bulamayız deyince köy yanındaki iki evi kundaklamak kalkmışlar hatta ateşe vermişlerdir.” Köylü istedikleri parayı vermek suretiyle kurtulmuştur. Bu arada köyden tavuk ve yumurta da almışlardır.

    Sırhoca Köyü

    25 Mart 1921’de köye gelen Yunan askerleri 70 haneden ibaret olan köyün camisi ile, 48 hanesini ve okulunu eşyalarıyla beraber yerle bir etmişlerdir. Ayrıca köy halkından Bayraktaroğlu Ali, Hacı Hayri’nin Mehmet, Koca Ali’nin Süleyman ve Sarı Hasan’ın Abdullah’a ait çok sayıda hayvanı gasbetmişlerdir. Köy ahalisi daha önce tedbir aldığından ırz ve namuslarını korumuşlardır.

    Hamidiye Köyü


    Yunan askerleri, bu köyden 14 kişiyi çeşitli işkencelerle şehit etmiştir. Köyde bulunan çok sayıda hayvanı gasbetmişlerdir. Ambarlarda buldukları zahireyide almışlardır. Verdikleri zararın değeri 126200 lira civarındadır.

    Zeyve (Dereboyu) Köyü

    Köy heyetinin 10 Nisan 1921 tarihli tutanağına göre Yunanlıların burada işledikleri insanlık dışı fiilleri şöyledir;

    1. Halkı 25 Mart 1921 günü köy camiine toplayarak şimdi hepinizi yakacağız, para çıkarınız tehdidiyle bütün halk soyulmuş, göze dokunur elbiseleri gasp edilmiştir.

    2. Bütün evlere girilerek kıymetli eşyalar yağma edilmiştir. Bu arada camiinin kilimleri de alınmıştır. Derelere kaçırılan hayvanlar dahi toplanarak Söğüt’e nakledilmiştir.

    3. Dağlara, ağaçlıklar arasına kaçan köylü kadınlarının bir kısmı basılarak ırz ve namuslarına tecavüzatta bulunulmuştur.

    4. Köyün bütün hububatı yağma edilmiştir. Yiyecek hiçbir şey bırakmamışlardır. Gidecekleri gün taşıyamadıkları un, makarna, erişte gibi yiyecekleri çamur ve kül içine atmışlar, içlerine pislik karıştırmak suretiyle yenmez hale getirmişlerdir.

    5. Köyde keçi, koyun, öküz, tavuk, horoz vs. hiçbir hayvan bırakmamışlardır.

    6. Köyde kalanlardan dayak yememiş işkence görmemiş kimse yoktur. Yetmişlik ihtiyar Kara Hasanoğlu Ahmet Ağa’nın sırtı kanlar içindedir. Kara Mehmet oğlu Mustafa’nın kafasında da ayrıca yara vardır.

    7. Köyden İsmail, İbrahim Çolak oğlu İbrahim Çavuş ve Kara Ali oğlu Hasan’ı beraberlerinde götürmüşlerdir. Ne yaptıkları malum değildir.


    Sönmez Köyü

    Söğüt’ün işgalinden üç gün sonra yerli Rumların kılavuzluğunda köye gelen Yunan askerleri; 127 inek, 65 öküz, 18 beygir, 20 merkep, 90 koyun-keçi, hesapsız tavuk, yumurta toplamışlardır. Bu arada ambardaki zahireyi, caminin kilimleri, köyde bulunan arabaları gasbetmişlerdir. Köyde dayak yemeyen kalmamıştır. Kesmeye yatırdıkları Hacı Mehmet Ağa’dan 210, Hacı Hüseyin Ağa’dan 30 lira almışlardır.


    Kızılsaray Köyü

    Düşman gelmeden önce köy boşaltılmıştır. Köyde kalan iki kadından birisi kolundan süngülenmiştir. Köyde buldukları hayvanları gasbetmişlerdir. Caminin kilimleri almışlar, Kur’an-ı Kerim’leri tuvalete atmışlar ve köyden üç kızın bikrini izale etmişlerdir.


    İnhisar Köyü


    Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşiv’ inde Yunanlılar İnhisar Köyü’nde yaptıkları vahşet ve zulümleri ile ilgili bir belgeye rastlayamadık. Ancak İnhisar halkından Hasan Uysal bu konuda şu bilgileri vermiştir.
    “ Yunan askerleri köyümüzde çok zulüm yaptı. Köyün 95 evini ateşe verdiler. Biz kaçtık. Köyümüzün genç kızlarından ve kadınlarından pek çoğuna tecavüz ettiler. Yine köyümüzden onların bu çirkin fiiline karşı çıkmak isteyen 5 kişiyi öldürdüler. Ayrıca köyümüzün ileri gelenlerinden birinin kızını da beraberlerinde götürdüler.
    Yunan’ın köyümüzdeki zulmüne Ermeniler yardımcı olmuştur. Tavuk gibi uysal yaşayan Ermeniler, Yunan gelince hepsi horoz oldular. Karıları kızları birer efe olup çıktılar. Aynı şekilde Rumlar da.

    Yunan gelince Ermeni ve Rumlar, gavurluklarını gösterdiler. Bu civarda Ermeni ve Rumlar, Yunan askerlerine rehberlik yaptı. Kim zengin, kimin kızı var, kimin karısı güzel, Türkler ne yapıyor? Bu gibi bilgileri, Yunan askerine hep onlar ulaştırdılar.Onların yardımlarıyla köyümüzde soyulmadık ev kalmadı”

    Yunan İşgalinde son söz olarak diyebiliriz ki;

    Söğüt ve çevresi halkı Yunan işgalinin ağır faciasını yürekleri parçalanarak görmüştür. Bununla beraber, yedisinden-yetmişine kadın-erkek, zengin-fakir milli duygusu yüksek bütün yöre halkı Milli Mücadele’de yer almışlardır. Ayrıca, Söğüt’lüler vatanın kurtuluşu için hiçbir fedakarlıktan çekinmemişler, maddi-manevi bütün imkanlarını seferber etmişlerdir.



    MİLLİ MÜCADELE’DE SÖĞÜT

    Kurtuluş savaşımızın başlarında İttihat ve Terakki Fırkası kendini feshetmişti. Onun yerini almak için kurulan Teceddüt Fırkası aktif bir rol oynayamıyordu. Bununla birlikte ülkenin en güzide gücünü İttihatçılar oluşturuyordu. Ancak ittihatçıların baskısından kurtulan muhalefet 1919 yılı Ocak ayında Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı yeniden kurmuşlardı.

    İlk defa 21 Kasım 1919 tarihinde kurulan Hürriyet ve İtilaf Partisi, İttihat ve Terakki’nin iktidarı tam olarak ele almasından sonra hiçbir varlık gösteremeyerek atıl bir vaziyette kalmıştı.

    Mondoros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrası gelişmelerden faydalanarak faaliyete geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Milli Mücadele’ye karşı idi. Bundan dolayı Anadolu harekatına karşı olanlar ile azınlıklar bu partini çatısı altında toplandı. Yine partinin İslami görüşleri savunması ve özellikle kurucuları arasında Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi bir din adamının bulunması, partinin yer yer Anadolu’da da desteklenmesini sağladı. Ayrıca Hürriyet ve İtilaf Fırkası, mütareke yıllarında “İngiliz
    Himayeciliği” görüşünü benimseyerek İngiliz Muhipler Cemiyeti ile de işbirliği yaptı.
    İngilizlerin de desteğini alan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, kısaca Milli Mücadele’ye karşıydı. Buna karşılık İttihat ve Terakki Fırkası Anadolu harekatı yanında yer almıştı.
    Ülkenin ileri gelen askeri ve sivil yöneticileri ile eşraf bu iki parti arasında bölünmüştü.


    Bu durum, hiç kuşkusuz Söğüt ve çevresini de etkilemiştir. Şöyle ki Milli Mücadele’nin ilk günlerinde giriş kısmında da denildiği gibi Söğüt bir kaza merkezi olup, Ertuğrul (Bilecik) Mutasarrıflığına bağlıydı. Vilayetine bağlıydı. Bursa Valisi ise, Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensubu Gümülcineli İsmail Bey idi. 13 Mart 1919 tarihinde Valilik makamına oturan İsmail Bey’in ilk icraatı, Milli Mücadele’ye ve bu amaçla yapılan hazırlıklara karşı çıkmak oldu. Bu cümleden olarak gizlice yaptırdığı soruşturmalarda Milli Mücadele yanlılarını, bu arada örgütlenmeye çalışan genç subay ve aydınları saptıyor, bunları çeşitli bahanelerle kent dışına sürüyordu.

    Böyle bir ortamda, Osmanlı Devleti’nin ilk başkentine yakışır bir şekilde davranan vatansever Söğüt’lüler aşağıda da değinileceği üzere milli harekatın en ön saflarında yer almışlardır.



    İZMİR’İN İŞGALİNE SÖĞÜT’LÜLERİN TEPKİSİ

    İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberinin Söğüt’e ulaşması halkı üzüntüye sevk etti. Olaydan fazlasıyla üzüntü duyan Söğüt’ün yurtsever halkı 15 Mayıs 1919’da çeşitli makamlara ve İtilaf Devletleri temsilcilerine protesto telgrafları gönderdiler.

    Bu telgraflara arzu edilen cevabın gelmemesi ve olaydan dolayı devam etmekte olan galeyanın durmaması üzerine 21 Mayıs 1919’da bir protesto telgrafı daha ilgili makamlara gönderildi. Belediye Reisi Kamil imzasıyla bir sureti de İstanbul hükümetine gönderilen bu telgrafta şöyle deniliyordu;


    “ Üzücü İzmir hadisesinden dolayı kaza halkının galeyanını altı gün evvel İtilaf Devletleri’nin temsilcilerine arz etmiştik. Şimdiye kadar sükuneti sağlayacak bir haber alamadık.Köylerden merkeze toplanan ahali heyecan içinde “Hükümet-i müttefikamızın” emir ve açıklamalarını beklemektedir.”



    DİN ADAMLARININ ÇALIŞMALARI

    Söğüt Müftüsü Mustafa Lütfi Efendi (Kileci)

    1866 (1282)’da Söğüt kazasının Hüseyin Efendi mahallesinde doğdu. Kilecizade İsmail Efendi’nin oğludur. İlk öğrenimini Söğüt Sıbyan Mektebi’nde, orta öğrenimini de yine Söğüt Rüştiye’sinde yaptı. Daha sonra İstanbul’a gitti. Fatih Dersiamlarından Ünyeli Hacı Hafız İbrahim Efendi’nin tedrisine (ders halkasına) katıldı. Ocak 1906’da müderrislik icazeti aldı.


    Öğrenimi sonrasında, Söğüt Mahkeme-i Şer-iye Katipliği ve Söğüt Eytam Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Bu arada Söğüt Maliye Sandık Eminliği görevini de yürüttü. 15 Ağustos 1911’de Söğüt Müftülüğü’ne tayin edildi.

    Müftü Mustafa Efendi, Bursa valilerinin ve özellikle Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin menfi tutum ve bu yöndeki baskılarına rağmen, Milli Mücadele’nin ilk günlerinde ulusal harekat yanında yer aldı. O cami kürsülerinde, meydanlarda düzenlenen mitinglerde Milli Mücadele’nin hedef ve amaçlarını Söğüt halkına anlatmıştır. Bir defasında cami kürsüsünde ayağa kalkarak;


    Ey cemaat, Ey Söğüt’lüler !

    “Siz herhalde kadınlarınızı, kızlarınızı Yunan Gavuruna peşkeş çekmek istiyorsunuz” gibi sert sözlerle Söğüt halkının milli duygularını galeyana getirmeye çalışmıştır. Onun bu yöndeki çalışmalarında daha sonra milletvekili de olan Halil Efendi, Hakim Cavit Bey gibi Söğüt halkının ileri gelenleri de yardımcı olmuştur.

    Ayrıca aşağıda daha ayrıntılı olarak belirtileceği gibi, Müftü Mustafa Efendi Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş ve faaliyetlerinde görev aldı. Bu arada gönüllülerden oluşan Söğüt Milli Gündüzbey Taburu’na komuta etti. Bu arada Ankara Fetvası’nı Söğüt Müftüsü olarak, tastikledi.

    İstiklal madalyası sahibi olan Mustafa Lütfi Efendi (Kileci), Söğüt Müftüsü iken 26 Temmuz 1928 tarihinde vefat etmiştir. Soyadı olan KİLECİ Söğüt’te bir Sokağa verilerek ölümsüzleştirilmiştir.

    Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin İstifası ve Tepkileri

    Söğüt’lülerin Tepkisi ;

    Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafı üzerine, yeni hükümetin milli isteklere uygun nitelikte kurulması için Söğüt halkı da faaliyete geçti. Bu cümleden olarak, halk adına Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Abdullah imzasıyla Meclis-i Mebusan’a telgraf gönderilmiştir.

    6 Mart 1920 tarihli telgrafta; Kanun-ı Esasi’nin hükümlerine uygun olarak ve vatanın selametini temin edecek tarafsız bir hükümetin kurulması istendikten sonra şöyle deniliyordu;

    “ İtilaf Devletlerinin memleketimizin geleceği hakkında karar almak üzere bulundukları şu nazik zamanda hükümetimizin ansızın istifasının meydana gelişini üzüntü ve hayretle öğrendik. Milli Meclisimizin güvenini kazanamayan bir hükümetin işbaşına geçmesi içeride nifak ve düşmanlığı başlatacağından asla izin vermeyeceğimizi arz eyleriz. Ayrıca Kanun-ı Esasi’nin hükümlerine uygun olarak vatanımızın selametini sağlayacak tarafsız bir hükümetin kurulmasını talep eyleriz.”



    MİLLİ TEŞKİLATLANMA

    Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Kuruluşu ;

    Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında başlayan İtilaf işgalleri özellikle İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgali Türk halkı tarafından nefretle karşılanmış, yurdun her tarafında milli cemiyetler ve Kuva-yı Milliye teşkilatları kurulmuştur. Bu arada Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Saderet Makamına, işgallerin kaldırılması yolunda girişimlerde bulunulması için çok sayıda telgraflar çekilmişti. Başka bir ifadeyle, Yunan askerinin İzmir’e ayak basması, Türk halkını süratli bir şekilde teşkilatlandırdı. Henüz daha İzmir’in Yunanlılar’a verileceğinin duyulması üzerine, İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti, 17. Kolordu Komutanı ve Vali Nurettin Paşa’nın da yardımıyla 17-19 Mart 1919 tarihleri arasında İzmir’de bir kongre toplandı. Bu kongreyi 1.( 28 Haziran–12 Temmuz 1919)

    Balıkesir Kongreleriyle, Nazilli (6-9 Ağustos 1919) ve Alaşehir (16-25 Ağustos) kongreleri izledi.

    Bu faaliyetlerinde tesiriyle Söğüt’te milli örgütlenmeye gidilmiştir. Ancak çalışmamızda, buradaki ilk milli örgütlenmenin ne zaman faaliyete geçirildiğini tespit edemedik.


    Bu yazının “Söğüt Kazası Hareket-i Milliye Redd-i İlhak Heyeti ve Belde-i Belediye Riyaseti” hitabıyla başlaması Söğüt’te Ekim 1919 tarihinden önce milli örgütün bulunduğunu göstermektedir. Kuruluş tarihini tespit edemediğimiz bu milli örgütün adının da “Redd-i İlhak” Cemiyeti olması muhtemeldir. Zira 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasında toplanan II. Balıkesir kongresinde; “ Redd-i İlhak” cemiyetlerinin isimlerinin fiili mukavemetin başladığını göstermek üzere, “Hareket-i Miilile Redd-i İlhak” olması kararlaştırılmıştır. Bu karara uyularak, “ Söğüt Redd-i İlhak Cemiyeti’nin ismi “ Hareket-i Milliye Redd-i İlhak olarak değiştirilmesi muhtemeldir.

    Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Faaliyetleri ;

    Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı arşivinde bulunan karar defterine göre, Milli Mücadele’de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Cemiyetin faaliyetleri ve aynı zamanda çalışmaları hakkında bir fikir vermesi için söz konusu defterdeki kararları özetle sunmayı uygun bulduk.


    15-16 Kasım 1919 tarihinde yapılan ilk toplantısında Cemiyet idare heyeti sekiz karar almıştır. Bu kararlar şunlardır;

    1. Karar: Seçim yapılmıştır. Seçim sonunda Abdullah Efendi cemiyetin başkanlığına getirilmiştir. Ayrıca Halil Efendi de 800 kuruş maaşla katip olarak görevlendirilmiştir.

    2. Karar: Halk tarafından yapılan yardımları toplamak, aylık-gelir-gider işlerini yürütmek üzere, Belediye Katibi Hayri Efendi’nin 800 kuruş maaşla cemiyet emrinde görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır.

    3. Karar: Daha önce “ Geçici Heyet” tarafından halktan alınmakta olan yardım listesinin kabul edilmesi ve bunların aylık gelir ibra edilmekle beraber cetvellerin yeniden tetkikine karar verilmiştir.

    4. Karar: Kazaya bağlı nahiyeler konum ve mevkilerine göre üç kısma ayrılarak, kaza merkezi ile birlikte bu yerlerin asayişinin temini için 30 kişilik bir müfrezenin kurulması kararı alınmıştır. Ayrıca bu müfrezenin çalışmalarını denetlemek üzere bir müfettiş tayin edilmesi kararlaştırıldı.

    5. Karar: Kazada kullanılacak müfettiş ve kolbaşıları 40, Süvarilere 30 ve piyadelere de 20 lira olmak üzere aylık maaş verilmesi kararlaştırılmıştır.

    6. Karar: Haftada Pazar, Salı ve Perşembe günleri olmak üzere üç gün heyet üyelerinin toplanılmasına, kararların ekseriyetle alınmasına ve yedi kişilik heyet üyelerinin en az dördünün kasabada bulunmasıyla toplantıların yapılmasına karar verilmiştir.

    7. Karar: 4 No’lu karar gereğince, İnönü ve Bozüyük deki müfrezeleri denetlemek üzere, azadan Halil Efendinin buralara gitmesi kararlaştırılmıştır.

    8. Karar: Geçici Heyet tarafından teklif ve tertip edilen müfrezelere 5 No’lu karar gereğince aylık ücret ödenmesi karara bağlanmıştır.

    25 Kasım 1919 tarihinde yapılan 2. Toplantıda 9. Ve 10. Kararlar alınmıştır.

    9. Karar: Söğüt Merkez mıntıkasındaki istihdam edilen kişilerin istifa etmeleriyle yerlerine alınan üç kişiyle ilgilidir.

    10. Karar: Söğüt merkezinde görev yapan müfrezenin personeli ve hayvanları için aylık 300 kuruş kira ile bir bina temin edilmesiyle ilgilidir.

    30 Kasım 1919’da yapılan 3. Toplantıda 11.,12.,13.,14. Ve 15. Kararlar alınmıştır. Bu kararlar da şöyledir;

    11. Karar: Eskişehir’e bağlı Demirciler köyünden bir kişinin Söğüt ilçesi hudutları içerisinde hırsızlık yapmasıyla ilgilidir. Hırsızlık yapan kişinin, müfrezeler vasıtasıyla Söğüt’e getirilerek tahkikatın yapılması kararlaştırılmıştır.

    12. Karar: Söğüt'e bağlı Hisarcık'tan Sağır Mehmet ve Ali tara fından yapılanşikayetlerin tetkik edilerek gereğinin yapılması ile ilgilidir.

    13. Karar: İnönü nahiyesi merkez telgraf ve telefonu ile haberleşmenin yapılmaması üzerine, 4 no’lu karar gereğince, orada bulunmakta olan 9 kişinin Süvari müfrezesine ilaveten 1100 kuruş aylıkla bir kişinin daha görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır.

    14. Karar: Bozüyük nahiyesine giden heyet azası Halil Efendi’nin 1200 kuruşluk masrafının sandıktan ödenmesiyle ilgilidir.

    15. Karar: Milli Hareket için halktan toplanan yardımlardan gerek cepheye ve gerekse göçmenlere daha fazla yardım yapabilmek için heyetlerin aylık harcamalarında tasarrufa gitmeleri kararlaştırılmıştır. Bu cümleden olarak; Söğüt Merkez için, 48500 kuruş, Bozüyük nahiyesi için 61800 kuruş, İnönü nahiyesi için, 35100 kuruş ve Mihalgazi nahiyesi için de, 9800 kuruş aylık gider uygun bulunmuştur.

    Söğüt’te gerek mahalli asayişin temini, gerekse cephede düşmanla çarpışmak Üzere, gönüllülerden müfrezeler teşkil edilmiştir. Bu cümleden alarak Söğüt’te teşkil edilen ilk müfreze, kaza merkezini ve kendisine bağlı nahiye merkezlerinin can güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiş silahlı 39 kişilik bir kuvvettir. Söğüt Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin 4 no’lu kararı gereğince teşkil edilen bu müfreze, kaza merkezi ile tabii konum ve mevkilerine göre tesbit edilmiş üç nahiye merkezinin asayişinden sorumluydu. Bu nedenle müfrezei her mıntıkaya 9 kişi olmak üzere 4’e bölünmüştü.

    Geriye kalan üç kişi ise, kaza merkezi ile nahiyeleri arasında irtibatı sağlamak üzere görevlendirilmişlerdi. Söğüt Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, 30 Kasım 1919 tarihinde aldığı karar gereğince daha önce İnönü nahiyesi merkezinde görevlendirilen 9 kişilik Süvari müfrezesine ilave irtifat neferi olmak üzere aylık 1100 kuruş maaşla bir piyade neferi daha görevlendirdi. Söğüt Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin 3 Nisan 1920’de aldığı başka kararla, müfreze yeniden düzenlendi. Buna göre; kaza merkezinde 8 süvari ve 2 piyade, Bozüyük nahiyesi merkezinde 5 süvari ve 7 piyade, Mihalgazi nahiyesi merkezine de 8 piyade bulundurulması uygun görülmüştür. Yine aynı toplantıda; Süvari kolbaşılarına 3500 kuruş, süvarilere 3000 kuruş, piyade

    Kolbaşılarına 2000,piyade neferlerine de 1160 kuruş maaş verilmesi kararlaştırılmıştır.

    Kuruluşunda müfreze, Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azası Halil Efendi tarafından sevki idare edilmiştir. Halil Efendi, zaman zaman nahiye merkezlerine de gitmek suretiyle müfrezeyi denetlemiştir.Adı geçenin bu görevi 3 Nisan 1919 tarihine

    Kadar devam etmiştir. Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti zikredilen tarihte alınan kararla , söz konusu görevi yürütmek üzere, Yüzbaşılıktan emekli Ethem Efendi’yi


    “ Süvari Reisi” ünvanıyla 3500 kuruş maaşla tayin edilmiştir.

    Müfrezede görev alanlardan tespit edebildiklerimiz ise şunlardır;

    Söğüt merkezinde görev yapanlar; Halid Bey’in Mehmet (Kolbaşı) Hisarcıklı Abdullah, Kanber Osman’ın Halil, Pirinççi Mehmet, Küçük Hasan’ın Ömer, Canbulat oğlu Rıza, Hisarcıklı İbrahim ve Musa, Zeyveli Süleyman, Gökoğlu Abdi Efendi, Dudaşlı Abdullah, Hisarcıklı Hatip oğlu Mustafa, Samrılı Emin Çavuş, Kadri’nin Mehmet Köse’nin Bekir, Serkatip Mehmet’tir.

    Söğüt merkezi ile nahiyelerinde asayişi korumak üzere kurulan müfrezeden başka, cephede düşmanla çarpışmak üzere de Söğüt’te Milli müfrezeler teşkil edilmiştir. Bu müfrezeler şunlardır;


    Milli Gündüzbey Taburu

    Milli Mücadele’de yurdun pek çok yerinde olduğu gibi Söğüt’te de Haziran 1920’de Gündüzbey Taburu adıyla 400 kişilik bir müfreze teşkil edilmiştir. Bu tabur, Söğüt Kazası ahalisinden orduya alınmayan yaşlı kişilerden oluşturulmuştur. Söğütlü yedek subaylar da bu taburun subayları olmuştur.

    Taburun bütün silahlarını ve teçhizatını yine Söğüt’lüler temin etmiştir. Söğüt halkı (merkez nahiye ve köyleri) Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (Söğüt) tarafından yayınlanan genelgelere uyarak elindeki silahları Gündüzbey taburu efradına verilmek üzere ilgili mercilere teslim etmişlerdir.


    Savcıbey Müfrezesi

    Gündüzbey Taburu’ndan başka Söğüt’te ikinci bir tabur daha kurulmuştur. Söğüt ve çevresinde yerel asayişi temin etmek üzere teşkil edilmiş olan kuvvetin sayısı arttırılarak Savcıbey Müfrezesi adı altında cepheye gönderilmiştir.

    Söğüt ve Çevresi Halkını Türkiye Büyük Millet Meclisinde Temsil Edenler:

    1- Necip Bey (Soydan) (1890-1959) Ali Efendi’nin oğlu olan Necip Bey, 1890 (1306)’da Bursa-Yenişehir İlçesi Güneyce köyünde doğdu. İlk öğrenimini Yenişehir’de, orta öğrenimini İstanbul Mülkiye Mektebi’nde devam ettirdi ve buradan 1912 yılında mezun oldu. 1915’de Erzurum Valiliği, 1916’da Çarsanak (Çemişkezek) Kaymakamı oldu. 1917-1920 yılları arasında Haran ve Raka Kaymakamlıklarında bulundu.


    Daha sonra Söğüt’e gelen Necip Bey, söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş ve faaliyetlerinde görev aldı. Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nce aday gösterildi ve TBMM’nin 1’nci Dönemine Ertuğrul Livasından Milletvekili seçildi. Milletvekilliği sona erince, yeniden memuriyet isteğinde bulundu. Bunun üzerine 14 Temmuz 1923’de Söğüt Kaymakamlığına atandı. 3 Şubat 1959’da öldü.

    2- Halil Efendi (Işık) (1879-1935) 1879 (1295) Bilecik-Söğüt ilçesinde doğdu. Babası emekli Yüzbaşılardan İbrahim Efendi’dir. İlk ve orta öğrenimini Söğüt’te tamamladı. Daha sonra öğrenimini Harp Okulunda sürdürdü. 25 Ocak 1895’te Harp Okulu’ndan Piyade Teğmen rütbesiyle mezun oldu ve 1’ncı Ordu emrine atandı. Ancak sağlık durumu nedeniyle, 10 Mart 1904 tarihinde malulen emekliye ayrılmak zorunda kaldı.

    I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine, Teğmen rütbesiyle yeniden orduya alındı Düşmanla vuruşmalara katıldı. 1 Ocak 1919’da terhisinden sonra Söğüt’e döndü. İlk günlerinde milli harekata katıldı. Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşunda ve faaliyetlerinde görev aldı.

    Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nce TBMM 1’nci Dönem üyeliği için aday gösterildi. Yapılan seçim sonunda, Ertuğrul Livası’nı temsilen TBMM ’ne girdi. Halil Efendi, TBMM’nin ikinci döneminde tekrar Ertuğrul (Bilecik)’dan milletvekili seçildi. Milletvekili görevi sona erince Söğüt’e döndü. 8 Kasım 1935’ Söğüt’te öldü.


    Cografi Konum ve Iklim

    Sögüt, Marmara Bölgesi'nin dogusunda bulunan Bilecik ilinin sirin bir ilçesidir. Kuzeyinde Bilecik merkez, dogusunda Golpazari, batisinda Bozüyük, güneydogusunda inhisar ve güneyinde Eskisehir ili ile çevrilidir. 40 02' kuzey enlemi ile 30 11' dogu boylamlarinda yer alan Sögüt Sakarya Nehri Vadisi'nin bati yükseltilerinde, Sündiken Daglari'nin bati uzantisinin eteklerinde güneyden kuzeye egimli bir arazi üzerinde kuruludur.

    Grinviç baslangiç meridyenine göre 30 derece dogu, 40 derece paralel dairesi üzerinde olan Sögüt1 te geçis iklimi bulunmaktadir. Akdeniz ikliminin, Karadeniz ikliminin ve karasal iklimin etkileri görülür, ilçe sinirlari içerisinde olan Sakarya Vadisi'nde ise mikro-klima özelligine sahip iklim bulunmaktadir. Bu bölgede kar yagisi çok düsüktür. En sicak ay agustos ayi olup, ortalama sicaklik 21C ' dir. En soguk ay ise ocak ayidir. Ortalama sicaklik 2°C'dir. En düsük sicaklik — 16'C olup, en yüksek sicaklik 30 C civarindadir. Yillik sicaklik ortalamasi l2°C'dir. Bölgede en fazla esen rüzgar güneydogudan esen kesislemedir. Yillik yagis ortalamasi 630 mm. Civarindadir.


    Nüfusu

    Çok eski bir tarihe sahip olan Sögüt çesitli nüfus hareketlerine sahne olmustur. Yasanilan degisik tarihi olaylar bölge nüfusunda artmalar ve eksilmeler meydana getirmistir. 13. yy. sonlarina dogru bölgeye gelen Oguzlar'in Kayi Boyu bölgenin nüfus özelligini de degistirmistir. O günden bu güne Müslüman Türk nüfusu Sögüt' e hakim olmakla birlikte gayri müslimlerde bulunmaktaydi. 1920'ler-de Sögüt Yunanlilar tarafindan isgal edilmeden önce ilçede bes binin üzerinde nüfusun oldugu bilinmektedir. O tarihlerde yikilip yakilarak üç defa isgal edilen Sögüt tahrip edilmistir. Cumhuriyet döneminde adeta yeniden kurulan Sögüt' ün sehir merkezinde 2000 nüfus sayimina göre 12.705 kisi, köylerde 8.307 kisi, toplam 21.012 kisi bulunmaktadir.

    Ulasim ve Haberlesme

    Sögüt' ü çevreye baglayan üç önemli yol vardir. Bunlar, Sögüt-Bilecik 29 Km., Sögüt-Bozüyük 22 Km. ve Sögüt-Eskisehir 51 Km.' dir. Her üç yolda asfalt olup, yaklasik yarim saatlik araba yolculugu ile Eskisehir-Bursa, Eskisehir-istanbul devlet karayollarina ulasilir. Sögüt' ten Bursa ve Sakarya' ya iki saatte, Ankara ve istanbul' a ise dört saatte ulasmak mümkündür. Sögüt' ten Bilecik ve Eskisehir' e her gün düzenli otobüs seferleri mevcuttur. Haftanin belirli günlerinde Bozüyük' e de araba seferleri düzenlenmektedir.

    Bu yollarin disinda Çalti —inhisar- Mihalgazi- Saricakaya istikametinde Sakarya Vadisi'nde uzanan yol da önemlidir. Özellikle sebze ve meyve tasimaciligi açisindan önemli olan bu yolda iyilestirme çalismalari devam etmektedir. Sögüt ün her köyüne ulasim vardir. Küre, Çalti, Borcak, Oluklu ve Zemzemiye köylerine günlük vasita bulunur. Önemli köy yollari asfalttir. Ayrica ilçeden köy yollari ile Gölpazari ve Yenipazar ilçelerine de ulasmak mümkündür.




     

     

    Sari Menekse - 02.09.2007 - 23:14
  2. ellerine sağlık

     

     

    CA-CHALLENGE - 22.09.2007 - 03:25
  3. ellerine sağlık

     

     

    03firari20 - 20.11.2008 - 14:19
  4. ellerinize sağlık.

     

     

    garabakla - 20.05.2009 - 16:42
  5. ellerinize sağlık paylaşımın için teşekkürler ...

     

     

    darkknıght - 05.10.2009 - 23:17



Benzer Konular

  1. Söğüt Çözüm Dergisi Dershanesi Bilecik Söğüt
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Bilecik.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.12.2012, 09:19
  2. Demirkıran Sürücü Kursu Söğüt Şubesi Söğüt Bilecik
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Bilecik.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.11.2012, 16:38
  3. Demirkıran Sürücü Kursu Söğüt Şubesi Söğüt Bilecik
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Bilecik.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.10.2012, 09:51
  4. Bilecik - Söğüt - Söğüt Anadolu Lisesi
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Liseler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 16.07.2009, 18:00
  5. Bilecik Söğüt İlçesi Okulları
    Konuyu Açan: Sari Menekse, Forum: Bilecik.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 22.09.2007, 03:22

copyright

Soru Cevap

grafimx