Muharrem Ayı - Nuh Tufanı Ve Aşure

  1. nuh tufanı hakkında - muharrem ayının önemi - aşure günün önemi - muharrem ayı ve nuh tufanı hakkında



    Hicri takvime göre Muharrem ayı "Eşhürü'l-Hurum" dandır. Yani savaşılması yasaklanmış (haram aylardan-dır), hürmetli aylardandır. Eşhürü'l-Hurum'dan olarak diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Recep'tir. Muharrem ayı hakkında Peygamberimiz (sas)'den günümüze kadar ba¬zı hadisler nakledilmiştir. Efendimiz (sas) Hazretleri bir hadisinde buyuruyor ki: "Ramazan orucundan başka en faziletli oruç Allah'a izafeten şereflendirilen (yani Şehrullah olan) Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz na¬mazlardan sonra en faziletli namaz ise geceleyin kılı-nan namazdır. " (Müslim, Siyam, 202)
    Sevgili Peygamberimiz bir başka hadisinde "Aşure günü tutulan oruç, geçmiş senenin günahlarına kefaret olur." buyurmuşlardır. (Riyazüs sâlihin n, 509) Bir başka hadisinde Ashabdan birisine "Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında üç gün oruç tutmasını" tavsiye et¬miştir. (Riyâzüs sâlihin n, 507) Bir başka hadiste de bu üç gün "Aşûre'den önceki gün, aşure günü ve aşureden sonraki gün olarak" belirtilmiştir.
    "Aşure günü" Muharrem ayının onuncu gününe de¬nir. Kelime olarak anlamı da "Onuncu gün" demektir. Ayrıca; "Hak Teâlâ o gün on peygamberine on ihsanda bulunmuştur. Veya Ümmet-i Muhammed'e ihsanda bulunduğu için bu güne aşure günü denilmiştir" tarzında görüşlere de rastlanır. Bu günün devamına da halk ara-sında "Aşure ayı"denilmiştir.
    Aşure günü hakkında çok çeşitli rivayetler vardır. Terim olarak aşure günü, hangi anlama gelirse gelsin kesin olan bir şey varsa, bu ayın ve özellikle Muharrem'in dokuz, on ve onbirinci günlerinin faziletli, mü¬barek günler olduğunun bilinmesidir. Yukarıdaki hadisi şeriflerden anlaşıldığına göre Peygamber Efendimiz (sas) o günlerde oruç tutmalarını Ashabı Kiram'a tavsi¬ye etmişlerdir.
    Nuh Tufanı
    Aşure gününde cereyan ettiği rivayet edilen pek çok önemli hadise arasında İslâm dünyasında ve özellikle ülkemiz Müslümanları arasında dilden dile anlatılanlar¬dan biri hiç şüphesiz "Nuh Tufanı "olayıdır.
    Hz. Âdem ve Hz. İdris'ten sonra insanlarda hakikat¬ten sapmalar başgösterince Cenab-ı Hak bunlar üzeri¬ne Hz. Nuh'u peygamber olarak göndermişti. Hz. Nuh insanlara tevhid inancını anlatıyor, onları hak yola da¬vet ediyor ve putlara tapmaktan men ediyordu.
    Halbuki onlar Hz. Nuh'un tebliğ ve davetindeki ince¬liği, güzelliği keşfedecek ruh yüceliğinden mahrum idi-ler. Kur'an-ı Kerim'de buyrulduğuna göre "Zalimdiler, azgındılar, fasıktılar, kötüydüler, kalp gözlen kapalıydı, vicdansızdılar, doğru yoldan çıkmışlardı, günahlara dalmışlardı..."
    Hz. Nuh işte, böylesine azgın bir millet üzerine pey¬gamber olarak görevlendirilmiş bulunuyordu. Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre onları, "Allah'a ibadete ve on¬dan başkasını ilah tanımamaya" çağırdı. Onlara: "Al¬lah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş, güvenilir bir peygamberim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin... Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabb'ına aittir. Artık, Allah'tan sakının ve bana itaat edin... Ben sizin için apaçık uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben, hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum." dedi. (Şuarâ, 26/106-110; Hud, 11/25-26)
    Azgınların Cevabı
    İnkarcılıkta o milletin ileri gelen azgınları, Hz. Nuh'un kutsal çağrısı ile alay ettiler. "Sen de bizim gibi bir insansın... Hem baksana! Bizim içimizden sana ilk inananlar ayak takımıdır... Ayak takımı dışında sana kimsenin inandığını görmüyoruz... Bizden üstün bir ya¬nınız yok..." dediler. Hz. Nuh'u ve çağrısına uyarak i-man edip Allah'ın sevgili kulları arasına yükselen kim¬sesiz, yoksul kişileri hor gördüler, onlarla aynı çatı al¬tında bir arada bulunamayacaklarını söylediler, büyüklendiler... Onlar, üstünlüğün parada, malda, mülkte de¬ğil yüksek insanlık ideallerine sahip çıkmada, tevhidde, güzel ahlâk sahibi olmada ve topluma yararlı işler yap¬mada olduğunu kabul etmiyorlardı.
    Halbuki onların ayak takımı diyerek küçük gördüğü kişiler, Hak Teâlâ katında onlardan kat kat faziletli kim-selerdi. Dolayısıyla Hz. Nuh, milletinin azgınları istedi diye bu saygıdeğer yoksulları yanından uzaklaştıramaz¬dı, onlara sırt çeviremezdi, bu yolda tahammül ve sabır gösterdi. Ne yazık ki, hiç de takdir görmüyordu. Üstelik o, maddi bir karşılık da istemiyordu... Yeter ki Allah'a i-man etsinler. Ama nerede? İman etmek şöyle dursun, ona deli demeye kadar azıttılar ve onun davranışlarını kontrol altında tutmaya, göz hapsine almaya karar ver¬diler. Hz. Nuh, davasından yine de vazgeçmeyince bu sefer ölümle tehdit ettiler... Her şeye rağmen tahammül ve sabır gösteren Nuh Aleyhisselâm var gücü ile tevhid ve iman bayrağını dalgalandırıyordu. Ama hak yolu gö¬ren göz, gerçeği duyan kulak, Hakk'ı zikreden kalp, doğ¬ruyu savunan yürek azdı... Nihayet Hz. Nuh, Allah'a yal¬varıp yakardı: "Rabbim! Milletim beni yalanladı, benim¬le onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberim-deki insanları kurtar." (Şuarâ, 26/117-118) dedi.
    Yüce Allah, peygamberinin duasını kabul buyurdu ve ona evvela bir gemi yapmasını vahyetti. Böylece inananlar, Hz. Nuh'un denetiminde gemi yapımına baş¬ladılar. Gemi yapımı ilerledikçe sapık ve azgınlar Hz. Nuh ve ona bağlı mü'minlerle alay ediyorlardı... Hz. Nuh ise, bir gün alay etme sırasının kendilerine gelece¬ğini, o zaman azgınların yok olacağını hatırlatıyordu... Fakat inkarcılarda hâlâ uyanış belirtisi yoktu. Onlar, "Haydi bakalım, çok konuşup durduğun azap gelsin de görelim."diye alay etmeye devam ediyorlardı.
    Tufan Başlıyor
    Cenab-ı Hakk'ın emri üzere her cinsten birer çift ile mü'minler, kendileri gibi inançlı aile fertleriyle gemiye bindiler. Adeta gök kapıları açıldı, sular boşalmaya baş¬ladı. Yeryüzünden de kaynaklar fışkırdı. Her iki su kay-nağı karışıp birleşti. Hz. Nuh'un oğullarından biri de inanmayanlar arasındaydı. Babası onu son defa uyar¬mıştı... Fakat o böyle bir felaket gelse bile dağların te¬pelerine tırmanarak kurtulabileceğini sanıyor, bir türlü iman etmeye yanaşmıyordu. Mü'minler, geminin içinde emniyette iken; Hz. Nuh'un inanmayan oğlu da dahil olmak üzere sapıklar, münkirler, birer birer boğuldular; alay ettikleri azap, onları enselerinden tutup ölüm der¬yasına atıverdi.
    Hz. Nuh, gemi sakinlerinin bereketli, sakin bir yere indirilmesi için dua etmişti, duası kabul edildi. Zira o, duası kabul edilenlerdendi. Cenab-ı Hak emir verdi: "Ey arz, suyunu yut! Ve ey gök, yağmuru tut!" (Hûd, 11/44) Bu emir üzerine göğün gürlemesi, yerin fışkırma¬sı kesildi, gemi Cudi dağı üzerine oturdu.
    Kıssadan Hisse
    Kur'an-ı Kerim'in ayrıntılı bir şekilde nakletmiş oldu¬ğu bu kıssadan çıkarılması gereken hisse: "Zalimlerin, azgınların, sapıkların, gerçekleri duymazlıktan, gör¬mezlikten gelenlerin, peygamberi ve ona uyan yoksul¬ları hor görenlerin, Allah'ın ayetlerini çiğneyenlerin her zaman acıklı bir akıbete yuvarlanacakları; Allah'a ve peygamberine iman edenlerin ise daha başarılı ve mut¬lu olacakları, inanmış gönüllerin daima İlahi yardıma erişeceğidir.
    Aşure Tatlısı
    Rivayete göre iman edenler sel felaketinden, tufandan kurtulduklarında azıklarını açtılar; buğday, nohut, fasulye vs. yiyecek maddelerinden karıştırarak pişirdiler... Pişiri¬len aş öyle bereketlenmişti ki, herkes doymuştu. Aradan nice bin yıllar geçmesine rağmen iman edenlerin kurtuluş günü, zaman içinde aşure denilen bir tatlı yaparak anılır ve yaşatılır oldu. Özellikle Müslü¬man milletimizin örf ve âdetleri arasında aşure tatlısı yaparak eşe dosta, konu komşuya ikram etme hususu vazgeçilmeyecek ölçüde yerleşmiştir. Her yıl 10 Muharrem'den başlayarak bir ay süre içinde köylüsü ile, kentlisi ile Müslüman aileler aşure sofralarında bir ara-ya gelerek Hz. Nuh'a inananların kurtuluşunu ve sapık¬ların acıklı akıbetini hatırlatırlar; bundan, kendilerine ders ve ibret çıkarırlar.
    Pek çok geleneklerimiz vardır ki, yediden yetmişe bütün millet fertlerini birleştirir, kaynaştırır, dayanış-maya, işbirliğine vesile olur. Aşure geleneğimiz de bir tatlı ikramı gibi görünmekle beraber, sembolize ettiği manevi hadise ve meydana getirdiği kardeşlik atmosferi bakımından mühimdir.

     

     

    ZELAL - 09.12.2012 - 19:03



Benzer Konular

  1. Muharrem Ayı Hicret-Aşure Günü - Vaaz
    Konuyu Açan: Nerissa-Su, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 18.05.2012, 14:19
  2. Muharrem Ayı Şiir - Aşure şiiri
    Konuyu Açan: Sarsın, Forum: Hikayeler Menkibeler İslami Şiirler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 27.12.2011, 00:37
  3. Muharrem Ayı ve Aşûre
    Konuyu Açan: AYIŞIĞI, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 12.12.2010, 16:08
  4. Muharrem Ayı ve Aşure Günü
    Konuyu Açan: crazyossie, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.12.2009, 11:35
  5. Muharrem Ayı ve Aşure Günü
    Konuyu Açan: BoNcuKK, Forum: İslam Genel.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.01.2008, 00:41

copyright

Soru Cevap