REKLAM




+ Konuyu Cevapla

Hidayet İle İlgili Ayetler Ve Açıklamaları-1

  1. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Ve keyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi ve fîkum resûluh(resûluhu), ve men ya’tesim billâhi fe kad hudiye ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
    Ve size, Allah'ın âyetleri okunurken ve aranızda O'nun (Allah'ın) Resûl'ü varken, siz nasıl inkâr edersiniz. Ve kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık o Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet olunmuştur.
    1.ve keyfe: ve nasıl2.tekfurûne: inkâr ediyorsunuz3.ve entum: ve siz4.tutlâ aleykum: size okunuyor5.âyâtu allâhi: Allah'ın âyetleri6.ve fî-kum: ve sizin içinizde, aranızda7.resûlu-hu: 'nun resûlü8.ve men: ve kim9.ya'tesim: sımsıkı sarılır, tutunur10.bi allâhi: Allah'a11.fe kad hudiye: artık o hidayet olunmuştur12.ilâ sırâtın mustakîmin: Allah'a ulaştıran yola
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Bu âyette de münafıkların, Hucurat-7'de sahâbenin durumunu anlatıyor Allahû Tealâ:

    49 / HUCURÂT - 7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
    Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

    Ve münafıklara bir de kurtuluş reçetesi vermeyi unutmuyor Allahû Tealâ. Buradan anlıyoruz ki Allah kimsenin düşmanı değildir, bütün insanların dostudur. Herkesi kurtarmak ister. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

    29 / ANKEBÛT - 45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
    Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah'ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

    Bakara-151'de de aynı şeyi söylüyor: "O'nun resûlü de aranızdayken."

    Hucurat-7'de olduğu gibi, sahâbeye ve aralarında olduklarına göre aynı zamanda münafıklara hitap ediyor.

    2 / BAKARA - 151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
    Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin..

    Başlangıçta birtakım insanlar, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘e samimiyetle inanmışlar ve kalplerine îmân yazılmış ve hak mü'min olmuşlar. O insanlardan bir kısmı sonradan kitap sahiplerinin, şeytanın ve başka tesirlerin altında, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘den şüpheye düşmüşler. Öyle olunca Allahû Tealâ onların kalplerine yazdığı îmân kelimesini kalplerinden almış, tekrar küfür kelimesini yazmış ve mührünü açtığı kalbi tekrar mühürlemiş. Böylece insanlar îmândan küfre dönmüşlerdir.

    Hucurat-7, kalplerindeki îmân kelimesiyle onların kalplerini tezyin ettiğini, pırıl pırıl nura ulaştırdığını söylüyor. Al-i İmran-101'de Hucurat-7'nin tersi olan bir işlem görüyoruz. Allahû Tealâ çok açık bir şe-kilde insanların küfre dönmesini yani kalplerindeki îmân kelimesini alıp yerine küfür kelimesini yazdığını söylüyor. Kalpleri de mühürlüyor. Herşey eski hüviyetine geri dönüyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘in ruhunu, onların başlarının üzerinden alıyor.

    Ama münafıklara ikinci bir kurtuluş yolu açıkça gösterilmiş. Kalbine küfür yazılmasına rağmen kim Allah'a ulaşmayı dilerse o, Sıratı Mustakîm'e ulaştırılır.

    Nisa Suresinin 175. âyet-i kerimesinde daha açık bir ifade var:

    4 / NİSÂ - 175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve faldın, ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
    Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

    Sıratı Mustakîm'in niceliği, niteliği, özelliği Nisa-175'te yer almış, En'am-87, 88'de olduğu gibi. Bu Sıratı Mustakîm'e ulaşmak o insanların kurtuluşu, fısktan sonraki ikinci kurtuluştur.

    6 / EN'ÂM - 87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
    Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

    6 / EN'ÂM - 88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
    İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
    İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
    1.inne: muhakkak2.allâhe: Allah3.ye'muru-kum: size emrediyor4.en tueddû: iade etmeniz, teslim etmeniz5.el emânâti: emanetler6.ilâ: ...'e7.ehli-hâ: onun ehli, sahibi8.ve izâ: ve ... olduğu zaman9.hakemtum: siz hakemlik yaptınız, hüküm verdiniz10.beyne: arasında11.en nâsi: insanlar12.en tahkumû: hükmetmeniz13.bi el adli: adalet ile14.inne: muhakkak15.allâhe: Allah16.niımmâ: ne güzel17.yeızu-kum: size vaaz ediyor, öğüt veriyor18.bi-hî: onunla19.inne: muhakkak20.allâhe: Allah21.kâne: oldu, idi, ...dır22.semîan: en iyi işiten23.basîran: en iyi gören
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    Görülüyor ki emanetlerin tek bir sahibi var. Allahû Tealâ “sahiplerine” demiyor, “sahibine” diyor. Ruhunuz, veçhiniz (fizik vücudunuz) ve nefsiniz Allah’a teslim edilmesi farz olan emanetlerdir. Emanetlerin hepsi Allah’a teslim edildiği zaman İslam olmak şerefine erilir.
  3. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا
    Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve faldın, ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
    Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
    1.fe: böylece, artık2.emmâ: ama, ise3.ellezîne: onlar, olanlar4.âmenû: îmân ettiler, âmenû oldular, yaşarken Allah’a ulaşmayı dilediler5.bi allâhi: Allah'a6.ve i'tesamû: ve sarıldılar7.bi-hî: ona8.fe: o taktirde, öyle ise9.se yudhılu-hum: onları dahil edecek, koyacak10.fî rahmetin: rahmetin içine11.min-hu: ondan, kendinden12.ve fadlın: ve fazıl13.ve yehdî-him: ve onları hidayet edecek, ulaştıracak14.ileyhi: ona, kendisine15.sırâtan mustekîmen: Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaştıran yol
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Burada Kur’ânı Kerim'deki en büyük gerçeklerden biriyle karşı karşıyayız. Allahû Tealâ, Sırat-ı Müstakim dediğimiz zaman Sırat-ı Müstakim'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu söylüyor. Demek ki Sırat-ı Müstakim bir yol ki insanların ruhlarını Allah'a ulaştırıyor. Dikkat edin ki Kur'an-ı Kerim meallerinde Sırat-ı Müstakim'in tarifi yapıldığı zaman (eski kitaplarda Sırat-ı Müstakim'in tarifi yapıldığı zaman) tarifler şöyle veriliyor; Sırat-ı Müstakim doğru yoldur, Allah'ın dosdoğru yoludur, ana caddedir, insanların hangi tarzda hareket edeceklerini gösteren kaidelerin uygulandığı yoldur ve buna benzer belki yüz çeşit açıklama. Ama Sırat-ı Müstakim nedir diye sorduğunuz zaman eski kitapların hiçbirinde (yani mürşidler tarafından yazılan kitapların dışında diğer alimlerin yazdığı hiç bir kitapta) Sırat-ı Müstakim'in Allah'a ulaştıran yol olduğu belirtilmemiştir, işaret edilmemiştir. Oysa ki, net olarak görünüyor ki, (bu ayeti kerimede net olarak görünüyor ki) Sırat-ı Müstakim insanların ruhlarını ister ölmeden evvel ister öldükten sonra Allah'a ulaştıran yoldur.
  4. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

    Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidayet eder (ulaştırır).


    --------------------------------------------------------------------------------

    1. yehdî bihi Allâhu : Allâh onunla (Resûlü ile) hidayet eder (ulaştırır)
    2. men(i) ittebea : tâbî olan kişi, kim tâbî olursa
    3. rıdvâne-hu : onun rızasına
    4. subule : yollar
    5. es selâmi : selamet, teslim
    6. ve yuhricu-hum : ve onları çıkartır
    7. min ez zulumâti : zulmetten, karanlıklardan
    8. ilâ en nûri bi izni-hî : kendi izni ile nur'a aydınlığa
    9. ve yehdî-him : ve onları hidayet eder (ulaştırır)
    10. ilâ sırâtın mustakîmin : Sırâtı Mustakîm'e, "Allâh'a (c.c.) ulaştıran yol"a



    --------------------------------------------------------------------------------
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    Allahû Tealâ bir evvelki âyette "Allah'tan size bir nur" gelmiştir diyor, bu âyette "onları zulmetten nur'a çıkarır" diyor. Yani insanlar için Allahû Tealâ bir nuru ileri sürüyor. Acaba nur kimler için geçerlidir? Buna baktığımız zaman âyetin gerçek ruhuna ulaşıyoruz.

    Allahû Tealâ rızasına tâbî olanları teslim yollarına, nura ulaştırıyor ve onları zulmetten nura çıkarıyor. Zaten âyet-i kerimenin kelimelerindeki sırada, önce teslim yollarına, sonra da zulmetten nur'a çıkarma söz konusudur. Birinci teslim yolu, kişinin bulunduğu yerden ruhunun vücudundan ayrılarak tâbî olduğu mürşidin dergâhına ulaştıran yol birinci sebîldir. İkinci sebîl tâbî olduğu mürşidin dergâhından devrin imamının ana dergâhına ulaştıran yoldur. Bunun ikisi bir bütünü teşkil eder.

    Tarîki Mustakîm zemin kattan başlayan yedinci gök katında biten bir yoldur. Birinde aşağıdaki zemin kattaki ana dergâhın çıkış kapısı altın kaplı ve dergâhın içinden dışa, Allah'ın yarattığı göklerin yedinci katına ulaştırmak için kullanılıyor.

    Yedinci kattaki kapı da, bu yoldan gelenleri 7. katın içine almak için kullanılıyor. Birisi çıkış kapısı, birisi yolun bitimi ve 7. kata giriş. Böylece iki muhteva bir araya geliyor ve 7. katın neticesinde de herşey tamamlanmış oluyor. Allahû Tealâ burada "Allah'ın rızasına tâbî olan kişiyi, onunla yani resûlüyle teslim yollarına hidayet eder, ulaştırır" "Sırat-ı Mustakîme ulaştırırım" diyor. Bir insanın Sıratı Mustakîm'e ulaşması, yani teslim yollarına ulaşması için, mürşidine ihsanla tâbî olması ve böylece ruhunun vücudundan ayrılması gerekir.

    Bu kişi mürşidine tâbî olduğu zaman başının üzerine Devrin İmamı'nın ruhu gelir yerleşir. Kişinin ruhu da vücudundan ayrılarak Sıratı Mustakîm'e ulaşır. Evvelâ ait olduğu dergâha ulaşır. Sonra 1. kata çıkma yetkisini aldığı zaman ana dergâha ulaşır. Ve oradan da "seyri sülûk" isimli Allah'a doğru olan yolculuğuna başlar.

    Burada Allahû Tealâ bir evvelki 15. âyet-i kerimede hem bir nur olan Kur'ân-ı Kerim'den hem de resûlünden bahsediyor. Ve Allahû Tealâ rızasına tâbî olan kişiyi, bununla hidayete erdirir dediği zaman hem resûlünü vasıta olarak söylüyor hem de Kur'ân-ı Kerim'i. Hiç kimse resûle tâbî olmadan Allah'a ruhunu ulaştıramaz. Aynı zamanda kişi Kur'ân'daki hükümlere de tâbî olmalıdır. Öyleyse Allahû Tealâ "bununla" kelimesiyle her ikisini de kastetmiş oluyor. Çoğul kullanmamış ama muhtevadan bunu çıkartıyoruz. Çünkü tâbiiyet mutlaka resûle, mutlaka mürşidedir. Ama burada Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den bizatihi bahsediyor. Onun tâbiiyetine girmekle, ona tâbî olmakla kişiler kurtulabiliyorlar. Allah'ın yoluna girmek şerefine erebiliyorlar.

    23 / MU'MİNÛN - 44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.
  5. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَابْتَغُواْ إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُواْ فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
    Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
    1.yâ eyyuhâ: ey!2.ellezîne âmenû: Allâh'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler3.ittekû Allâhe: Allâh'a (c.c.) karşı takvâ sahibi olun4.ve ibtegû: ve isteyin!5.ileyhi el vesîlete: O'na ulaştıracak vesileyi6.ve câhidû fî sebîli hi: ve O'nun yolunda cihad edin7.lealle-kum: umulur ki böylece siz8.tuflihûne: felâha, kurtuluşa erersiniz
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Allahû Tealâ burada âmenû olanların takva sahibi olmasını ve Allah'a ulaştıracak olan vesileyi, yani mürşidi Allah'tan istemelerini emrediyor. Tabiatıyla mürşide ulaştıktan sonra da nefs tezkiyesi söz konusu. Ve Allahû Tealâ, "Allah yolunda cihad edin.' diyor. Bu cihad, hem insanın nefsiyle yapacağı büyük cihad hem de Allah'ın düşmanlarıyla yapılan küçük cihadı kapsar. Allahû Tealâ, felâha ermenin, kurtuluşa ermenin cihadla mümkün olacağını söylüyor. Bu âyetteki cihad nefs tezkiyesi ve tasfiyesi olan büyük cihaddır. Nefse karşı cihad-ı ekberi kazanmak ancak mürşide tâbî olmakla gerçekleşir. Mürşidsiz hiç kimse tek başına büyük cihadı başaramaz. Allah'tan, Allah'a ulaştıracak olan vesileyi istemek, mürşidi istemek, nefs tezkiyesi yapmak farzdır. Felâh, cennet müjdesine, cennet kurtuluşuna ulaşmaktır.

    Âyette bahsedilen felâh (kurtuluş) 3. kat cennet müjdesidir. Bir insanın 3. kat cennet kurtuluşuna ulaşması, felâha ermesi, vesileyi istemesine, mürşide ulaşmasına, tövbe edip kalbine îmân yazıldıktan sonra nefs tezkiyesi yapmasına ve böylece 3. safha takva sahibi olup felâha ermesine bağlıdır. 1. safhadaki takva Allah'a ulaşmayı dilemek, yani âmenû olmaktır. Kişiyi birinci kat cennete ulaştırır (Cennetün Aliyeh). 2. safhadaki takva âyet-i kerimede "Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin" olarak belirtiliyor. Yani Allah'a ulaştıracak vesileyi, mürşidi isteyip mürşidin önünde tövbe ederek, el öperek "lâ ilâhe illallâh muhammedun resûlullâh" diyerek, 2. safhadaki takvanın sahibi olursunuz. Burada ikinci kat cennet kazanılır (Cennetün firdevs). Sonra O'nun yolunda cihad etmeye, büyük cihadı (nefs tezkiyesi) yapmaya başlıyorsunuz. Nefs tezkiyesi sonunda Allahû Tealâ'nın evliyası oluyorsunuz. Tezkiye olayında ruh Allah'a ulaşır ve kişi felâha erer. Burada 3. kat cennetin müjdesi vardır (Cennetün Huld). Böylece âyet-i kerime bize 1. 2. ve 3. safhadaki takva ile takva sahibi olmayı gösteriyor.

    Lügat anlamı itibarıyla sakınmak, korkmak anlamına gelen takva kavramı Kur'ân-ı Kerim'de Maide Suresinin 93. âyet-i kerimesinde farklı seviyelere ait 2. 3. ve 4 safhadaki takvaların üçünü birden muhtevasına almıştır. Dolayısıyla bütün âyetlerde geçen takvaları sakınmak ve korkmak şeklinde değerlendirirsek, kavramın ifade ettiği aslî mânâdan sapmış oluruz. Günümüzde birbirinden farklı incelediğimiz 23 tane Kur'ân-ı Kerim meallerinde bu sapmayı kolaylıkla tespit etik.

    50 / KAF - 32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
    İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.

    5 / MÂİDE - 93: Leyse alellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mettekav ve âmenû ve amilûs sâlihâti summettekav ve âmenû summettekav ve ahsenû vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
    Âmenû olanlar ve salih amel yapanlar (ıslâh edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar) üzerine, takva (1. takva) sahibi olmadıkları zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur. Âmenû olun ve amilûssâlihat yapın! Sonra da takva sahibi olun (3. takvaya ulaşın)! Âmenû olun sonra da takva sahibi olun (4. takvaya ulaşın) ve ahsen olun! Allah muhsinleri (ahsen olanları, 4. takvaya ulaşanları) sever.


    Âyetlerde birbirinden ayrı farklı seviyelere ait 7 safha takva vardır.
    1. safha takva:

      30 / RÛM - 31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
      O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
    2. safha takva:

      5 / MÂİDE - 35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
      Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
    3. safha takva:

      50 / KAF - 31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
      Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
    4. safha takva:

      22 / HACC - 37: Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn(muhsinîne).
      Onun (kurbanların), etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat sizden O'na, takva (Allah'a teslim olma) ulaşır. İşte böylece size, onu musahhar kıldı. Sizi hidayete erdirdiği şey üzerine (hidayete erdirmesi sebebiyle) Allah'ı tekbir etmeniz için. Ve muhsinleri (Allah'a fizik vücutlarını teslim edenleri) müjdele!
    5. safha takva:

      7 / A'RÂF - 201: İnnellezînettekav izâ messehum tâifun mineş şeytâni tezekkerû fe izâhum mubsırûn(mubsırûne).
      Muhakkak ki; takva sahibi kimseler şeytandan onlara gözü bürüyen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ı) tezekkür ederler (Allah'la tezekkür ederler). İşte o zaman onlar, basar edenlerdir (kalp gözlerinin basar hassası ile görürler: Casiye-23).
    6. safha takva:

      2 / BAKARA - 179: Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
      Ey ulûl elbab! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur böylece ki siz, takva sahibi olursunuz.
    7. safha takva:

      3 / ÂLİ İMRÂN - 102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
      Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!
  6. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
    İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
    (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.)
    1.innemâ: ancak, sadece2.yestecîbu: icabet eder3.ellezîne: o kimseler ki, onlar, ...olanlar4.yesmeûne: işitirler5.ve el mevtâ: ve ölüler6.yeb'asu-hum: onları diriltir7.allâhu: Allah8.summe: sonra9.ileyhi: O'na10.yurceûne: döndürülecekler, döndürülürler
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Burada Allah'ın ölü olan insanları diriltmesi söz konusudur. Eğer canlılık açısından meseleye bakarsak; insanlar hayattadır, ölü değillerdir. Allah ile olan ilişkileri açısından bakarsak; ölü insanlardır. Gözlerinde gizli bir perde vardır: Hicab-ı mesture. Devrin Peygamberi'ne, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e bakarlar. O'nu Peygamber olarak görmezler. Alelâde bir insan olarak görürler. Bu bakımdan bakarlar ama gerçeği göremezler. Kulaklarında vakra vardır. Duyar ama mânâya varamaz, işitemezler. Kalplerinde ekinnet vardır. Duyduklarını ve gördüklerini idrak edemezler, mânâsına varamazlar.

    Bütün insanların gözlerinde hicab-ı mesture, kulaklarında vakra, kalplerinde ekinnet vardır. Göremezler, mânâya varamazlar (işitemezler) ve idrak edemezler. Ve böylece bir sonuçla karşı karşıyayız: Allahû Tealâ bu insanlara "ölü" diyor.

    Bakıyorlar, o kişinin manevi şahsiyetini farkedemiyorlar. Bakıyorlar ama göremiyorlar.

    İrşada müteallik söylediklerini kulakları işitiyor, kulakları duyuyor ama zihin işitemiyor, mânâya varamıyor.

    Kalbindeki ekinnet sebebiyle kalbi de kendisine mal edemiyor. Öyleyse bu insan, bakan ama görmeyen, duyan ama işitmeyen, kalbi mânâya açık ama oradaki ekinnet sebebiyle mânâyı idrak edemeyen bir özelliğin sahibidir. Bu yüzden Allahû Tealâ onlara "ölüler" diyor.

    Ve Allah kulaklarındaki vakrayı, gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kalplerindeki ekinneti aldığı noktadan itibaren insanlar bakarlar, aynı zamanda görürler. Kulakları duyar, zihinleri de işitir, mânâya varır ve idrak etmeye başlarlar. Görmeye başlamışlardır, duymaya başlamışlardır, idrak etmeye başlamışlardır. Bu insanlar artık dirilmişlerdir. Allahû Tealâ insanları böylece canlandırıyor. Dikkat edin, insanlar burada; Allah, kulaklarındaki vakrayı almadıkça, kalplerindeki ekinneti almadıkça, gözlerindeki hicab-ı mestureyi almadıkça Allahû Tealâ tarafından ölü ve kör, sağır, dilsiz olarak kabul ediliyor.

    Daha ötede daimî zikre ulaşınca kişinin kalp gözünün açılması, kalp kulağının açılması ve kalbindeki idrak (fıkıh) hassasının fuade çevrilmesi söz konusu oluyor. Ve o kişi o noktada kalp gözüyle görmeye, kalp kulağıyla işitmeye ve gerçek anlamda kalbiyle idrak etmeye başlıyor. Öyleyse başlangıç seviyesinde kalp açısından Allahû Tealâ ekinneti alıp ihbatı koyuyor. Kişi idrak etmeye başlıyor. Ama bu idrakin, kalp gözü ve kalp kulağı açıldıktan sonraki adı artık "fuad"dır. O kişinin kalbinde artık fuad vardır. Kalp gözüne ve kalp kulağına dayalı üst seviyede bir idrak vardır. Bu nokta, fiziğin ötesini yaşamak için dirilme noktasıdır.
  7. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
    Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
    Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
    1.ve min âbâi-him: ve onların babalarından, atalarından2.ve zurriyyâti-him: ve onların zürriyetlerinden, nesillerinden3.ve ihvâni-him: ve onların kardeşlerinden4.ve ictebeynâ-hum: ve onları seçtik5.ve hedeynâ-hum: ve onları hidayet ettik, ulaştırdık6.ilâ sırâtın mustekîmin: Sıratı Mustakîm'e
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Allahû Tealâ, evvelki âyetlerde önce peygamberlerden bahsetti, hepsinin hidayete erdiğini söyledi (hepsi tasarruf takvasına ulaşmışlardı). Burada da peygamberlerin babalarından, onların zürriyetlerinden, gelecek nesillerinden, kardeşlerinden bir kısmını seçerek, Sıratı Mustakîm'e ulaştırdığını söylemektedir.
  8. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ذَلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

    Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

    İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


    --------------------------------------------------------------------------------

    1. zâlike : işte bu
    2. hudâ allâhi : Allah'ın hidayeti
    3. yehdî : hidayete erdirir
    4. bi-hî : onunla
    5. men yeşâu : kimi dilerse, dilediğini
    6. min ibâdi-hî : kullarından
    7. ve lev : ve eğer, ...olsa
    8. eşrekû : şirk koştular
    9. le habita : elbette boşa gitti, heba oldu
    10. an-hum : onlardan
    11. mâ kânû : oldukları şey(ler)
    12. ya'melûne : yapıyorlar



    --------------------------------------------------------------------------------
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    Bu âyet, Sıratı Mustakîm konusundaki en önemli bir kaç âyetten bir tanesidir. Çünkü bu âyettete, Sıratı Mustakîm'in vasfı verilmekte ve tarifi tamamlanmaktadır. Sıratı Mustakîm, insanların ruhlarını Allah'a ulaştıran yoldur. Allahû Tealâ kullarından dilediğini, Sıratı Mustakîm'le hidayete erdirir; Sıratı Mustakîm üzerinden yapılacak bir yolculukla, insanlar Allah'a ulaşır.

    Sıratı Mustakîm:

    Ruh için, Allah'a ulaştıran yolun adıdır.
    Fizik vücut için, Allah'a fizik vücudu teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.
    Nefs için, Allah'a nefsi teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.
    İrade için, Allah'a iradeyi teslim etmeye vasıta olan yolun adıdır.
    Allahû Tealâ'nın Kur'ân-ı Kerim'de bir kavramı var: "Allah'a teslim olmak" Allah'ın vasiyeti, eğer peygamberleri de dahil ederseniz, beş tane teslimi içerir. Allahû Tealâ bize ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi, irademizi teslim etmemizi emretmiştir. Allahû Tealâ bizden yemin, misak ve ahd almıştır. İradenin ve aklın teslim edilmesine dair herhangibir yemin almamıştır. Bunlar ekstrem kavramlar ve otomatik olgulardır.

    Bir insan daimî zikre ulaştıktan sonra nefsinin kalbi adım adım saflaşır, saf olur. Allah'ın yasak ettiği fiilleri işlemez, emrettiklerini mutlaka yapar. Öyle bir gün gelir ki, düşmanlarını da sevmeye başlar. İşte o zaman, kalbi müzeyyen olur. Allahû Tealâ peygamberlerin olmadığı devirlerde resûllerinden kimi devrin imamlığı'na tayin ederse o kişi aklını da Allah'a teslim etmiştir. Seçtiği kişiyi, otomatik olarak iradî kontrolüne alır, tasarrufuna alır. O kişi, Allah'ın söylediklerini söyleyebilir, Allah'ın yaptırdıklarını yapabilir, kendiliğinde bir şey yapma veya söyleme imkânı yoktur. Bu sebeple yaptıklarından sorumlu değildir.

    Ezelde Allahû Tealâ ruhumuzdan, vechimizden, nefsimizden yemin, misak ve ahd almıştır.

    7 / A'RÂF - 172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
    Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

    Bunlara ilâve olarak irademizden de misak almıştır.

    5 / MÂİDE - 7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
    Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

    Ve bunların mutlaka yerine getirilmesini ister. Her birinin yerine getirilmesi bir Sıratı Mustakîm'le gerçekleşir. Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'in vasfı, hidayete erdirmesidir. Ruhumuzun hidayete ermesi; Allah'a teslimi, fizik vücudumuzun hidayete ermesi; Allah'a teslimi, nefsimizin hidayete ermesi; yani Allah'a teslimi, irademizin hidayete ermesi, irademizin Allah'a teslimi söz konusudur. Hepsinin hidayeti vardır.

    Sıratı Mustakîm hidayete erdiren yol ise ruhun hidayeti Allah'a ulaşmak, Allah'ta yok olmaktır.

    2 / BAKARA - 120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
    Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

    3 / ÂLİ İMRÂN - 73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
    Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

    6 / EN'ÂM - 71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
    De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah'ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

    4 / NİSÂ - 175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve faldın, ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
    Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

    Allah'a ruh olarak misak vermişiz, ruhumuzu Allah'a ulaştırıp teslim edeceğiz.

    Fizik vücudun hidayeti, şeytana kul olmaktan kurtulup, Allah'a kul olmaktır.

    16 / NAHL - 36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
    Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

    Fizik vücudun Sıratı Mustakîm'i, Allah'a verdiği ahdin yerine getirilmesidir.

    36 / YÂSÎN - 60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
    Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

    36 / YÂSÎN - 61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
    Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

    Allah'a verilen ahd, fizik vücudu Allah'a teslim etmektir. Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir fizik vücudun sahibi olmaktır. Bu noktaya ulaştığımız zaman, fizik vücudumuz da fizik vücut olarak, insan-ı kâmil olarak, kemâl derecelerinde öyle bir hale gelir ki; ulaştıran yol, Sıratı Mustakîm'dir.

    Nefsin hidayeti, tezkiyesi ve tasfiyesidir.

    5 / MÂİDE - 105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

    Nefs, tezkiyeye başladığı anda hidayet üzere olur. Bütün afetler yok olduğu zaman, 26. basamaktadır. Nefsin de, Sıratı Mustakîm'le bir hidayeti vardır.

    6 / EN'ÂM - 152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
    Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

    Ne zaman daimî zikre ulaşarak nefsimiz de, bütün afetlerden kurtularak, kemâl derecelerinin sonuna ulaşırsa, Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özelliği kazanırsa; ahsen olmasına sebebiyet verecek olan nefsini de Allah'a teslim eden, bir insan-ı kâmil olur. Ve nefsin tesliminin de bir Sıratı Mustakîm'i vardır.

    Allah'ın bizden aldığı yeminler, ruhun misaki, fizik vücudun ahdi, nefsin yemini iradenin misaki olmak üzere 4 safhayı oluşturur; ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi... Onların ötesi, aklın da Allah'a teslimini ihtiva eder. Allahû Tealâ aklımızın Allah'a teslimi konusunda, üzerimize vasiyet ettiği halde, sadece özel kişilere has olduğu için, bir yemin, misak ve ahd almamıştır. Kim Allah'a iradesini teslim edecekse, nasuh tövbesini yaptıktan sonra yaşarsa, otomatik olarak o noktaya gelir, kendisi Allah'a köle olur.

    66 / TAHRÎM - 8: Yâ eyyuhellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
    Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O'nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.

    İradesini de Allah'ın iradesine bağlar. Bu onun elinde olan bir şey değildir. Daha sonraki kademede, aklın teslimi ise; eğer resûllerinden birini Allahû Tealâ devrin imamı, (Huzur Namazı'nın İmamı) yapacaksa, o hakkı O'na Allah verir, o kişi kazanmaz.

    Ve aldığı yemini, misaki ve ahdi, "Allah ile ahdimiz" diye bize takdim eder. Bizim cephe-mizden "yeminimiz", "misakimiz", "ahdimiz", "misakimiz" var. Allah cephesinden her dördüne birden "ahd" kelimesi kullanılmıştır. Allah'ın vasiyetinden (Mâide-7) de bahsedilmektedir. "Allah ile olan ahdinizi yerine getirin" emri Allah cephesinden, "ruhunuzu da, vechinizi de, nefsinizi de, iradenizi de Allah'a teslim edin!" demektir. Öyleyse bu da diğer iki Sıratı Mustakîm'in ötesindeki, son Sıratı Mustakîm'dir. Sıratı Mustakîmler'in hepsini ifade eden bir Sıratı Mustakîm. Ruhumuzu Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm, fizik vücudumuzu Allah'a teslim eden Sıratı Mustakîm, nefsimizi Allah'a teslim kılan Sıratı Mustakîm.

    78 / NEBE - 39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
    İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

    Kim nefsini tezkiye ederse kendi nefsi için tezkiye etmiş olur ve Allah'a ulaşır, ruhu Sıratı Mustakîm üzerinden Allah'a ulaşıp, teslim olur.

    Böyle bir dizaynda Allah'a ulaşmayı dileyen birisi, on iki tane ihsan alarak, mürşidine ulaşır (14. basamak). Allah ona yedi tane ni'met verir. Bu ni'metlerden dört, beş, altı ve yedincisi ruhun Allah'ın Sıratı Mustakîmi'ne ulaşması, fizik vücudun Sıratı Mustakîm'e ulaşması, nefsin Sıratı Mustakîm'e ulaşması, iradenin Sıratı Mustakîm'e ulaşması (güçlenmeye başlaması)dır. Bir başka ifadeyle, ruhun da, fizik vücudun da, nefsin de iradenin de hidayete başlamasıdır.

    Nefs tezkiye olmaya başlar, hidayete başlar. Nefsin kalbindeki afetler % 1, %1 azalır. Ne zaman kalpteki nur birikimi %7 olursa, Allah'a doğru yola çıkan ve mürşide tâbî olan; orada bekleyen ruh oradan ayrılır, ana dergâha ulaşır. Sıratı Mustakîm üzerinden, yaptığı yolculukta altın kapıdan çıkarak, birinci kata kadar çıkabilir. Bundan sonra her %7 nur birikiminde, nefs tezkiye olmaya devam eder. Emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye kademelerinde %7, %7 aklanarak; ruhumuz da bu aklanma boyunca, göğün 1,2,3,4,5,6 ve 7. katlarında seyr-i sülûk yapar, Allah'a doğru yükselir. Ve fizik vücut nefsin afetlerden kurtulması oranında, şeytana kul olmaktan kurtularak, Allah'a kul olur.

    Böylece bundan yedi basamak sonra ruh, Allah'a ulaşır; fizik vücut şeytana kul olmaktan daha çok, Allah'a kul olur. %51 nura kavuşmakla, şeytanın hakimiyet alanı %100'den %49'a düşmüştür. Şeytana olan köleliği %100'den, %50'nin altına düşmüştür. Yarıdan fazla nurlara tâbî olmuştur, Allah'a tâbî olmuştur, hidayetin yarısını tamamlamıştır. Nefs de afetlerin %51'ini yok ederek %51 nura sahip olmuştur. Ruhumuzun Allah'a teslim olduğu, Sıratı Mustakîm'in bittiği yer burasıdır.

    Bu noktaya kadar tezkiye olmakta devam eden nefsin kalbi, bundan sonra fenâ makamında, beka makamında, zühd makamında, muhsinler makamında nurlar kazanarak; %91 oranında nura ulaşır. %19 karanlık kalır. Bu nokta fizik vücudun Sıratı Mustakîm'inin sona erdiği noktadır. Çünkü; fizik vücudumuz burada Allah'ın emrettiği bütün emirleri yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özellikte olur, Sıratı Mustakîm'ini tamamlar ve Allah'a teslim olur. Nefsimizin Sıratı Mustakîm'i burada bitmez. Daimî zikre başlar. Kişi ulûl'elbab olur, nefsin kalbindeki bütün afetler yok olur. Bu noktadan itibaren nefs de, Allah'a teslim olmuş ve hidayeti sona ermiş, Sıratı Mustakîm'i tamamlanmıştır.

    Dört Sıratı Mustakîm de 14. basamakta başlar. Ruhumuzunki 21. basamakta biterek, Allah'a ulaşır, teslim olur. Fizik vücudumuzunki 25, nefsimizinki 26. basamakta biter. İrade-mizinki 28. basamağın 4. kademesinde biter. Dört ayrı Sıratı Mustakîm, dört ayrı teslim, işte Allahû Tealâ'nın Sıratı Mustakîmleri...

    İnsanoğlunun Allah ile olan ahdi, bu dört emanetin de Allah'a teslimini emreder. Ve teslimler Sıratı Mustakîmlerle gerçekleşir. Sıratı Mustakîm'e, "doğru yol" dediğiniz zaman, herkes kendisini Sıratı Mustakîm'de kabul etmektedir. "Ben İslâm'ın beş tane şartını yerine getiriyorum, öyleyse ben Sıratı Mustakîm'in üzerindeyim." demektedir. Oysa ki; Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaşmayı dilemek suretiyle dalâletten kurtulup hidayet üzere olduğu noktadan itibaren, başlayan bir vetiredir ve üç vücuda ve iradeye göre ayrı bitiş devreleri söz konusudur.
  9. Yazan: Nirvana
    Nirvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
    Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Musa (A.S)'a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat'ı) verdik. Böylece onlar, Rab'lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).
    1.summe: sonra2.âteynâ: biz verdik3.mûsa: Musa (A.S)4.el kitâbe: kitap5.tamâmen: tamamlayıcı olarak6.alâ ellezî: ona7.ahsene: ahsen olan8.ve tafsîlen: ve ayrı ayrı açıklayan9.li kulli şey'in: herşeyi10.ve huden: hidayete erdiren11.ve rahmeten: ve rahmet olan12.lealle-hum: umulur ki böylece onlar13.bi likâi: kavuşmaya, ulaşmaya14.rabbi-him: Rab'leri15.yu'minûne: îmân ederler
    AÇIKLAMA

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Allahû Tealâ, burada Kur'ân-ı Kerim için ne diyorsa Tevrat için de aynı şeyi söylüyor. "Hz. Musa devrinde de, ahsen takvanın, bihakkın takvanın sahipleri vardı. Ve ahsen olanları, bihakkın takvaya, son hedefe ulaştıracak olan bütün tamamlamaları Hz. Musa'ya vermiştir.

    Allahû Tealâ hep aynı şeyleri emreder, aynı şeyleri yaptırır. Hz. Musa zamanında da ona tâbî olanlar ahsene ulaşmışlardır. Ahsenin son noktasında ise bihakkın takvanın sahibi olmak söz konusudur. Böylece şunu görüyoruz; Kur'ân-ı Kerim nasıl hidayete erdiren, Allah'ın rahmet göndermesine sebebiyet veren bir Kitap'sa, Tevrat için de Allahû Tealâ aynı şeyi söylemektedir.

    Başka başka dînler insanlar tarafından kabul edildiği için asırlardan beri (bir kısmı için binlerce yıldan beri) dînler birbirinden ayrı hüviyetler kazanmışlardır. Sanki Allahû Tealâ, Hz. Musa'ya bir şey söylemiş, Hz. İsa'ya başka bir şeyler söylemiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e başka bir şeyler söylemiş, herbirine ayrı ayrı şeriatler vermiş ve hepsi kendi şeriat dizaynları içerisinde değişik dînleri yaşamışlar gibi bir inanış oluşmuştur. Artık dînlerin birleştirilmesi zamanı gelmiştir.

    Bu âyet aslında Hz. Musa'ya, Allahû Tealâ'nın indirdiği şeylerin Kur'ân-ı Kerim'dekilerin aynı olduğunu kesin bir lisanla ispat etmektedir. Kur'ân-ı Kerim, bir hidayet rehberidir, bir rahmet göndericidir. Kur'ân-ı Kerim; ahsen olanları bihakkın takva noktasına ulaştıran Allah'ın Muhteşem, Mukaddes Kitab'ıdır. Ve Allahû Tealâ Tevrat'ta da aynı şeylerin var olduğunu söylüyor. Gerek museviler için, gerek hristiyanlar için Allah'ın söylediği şey: "Eğer onlar kendi kitaplarına, Allah'ın indirdiği standartlarda tâbî oluyorlarsa, hepsi Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sahâbenin yaşadığı hayatı yaşadılar."

    İşte bugün ne yazık ki bütün dînlerin içinde inananların %90'dan fazlası kendi dînlerinin değişen standartları içinde Allah'ın indirdiği temel ilkeleri unutmuşlardır. Artık ruhun hidayeti, vechin hidayeti, nefsin hidayeti diye bir şey hristiyanlıkta da, musevilikte de, İslâm'da da kalmamıştır. İnsanların %90'dan fazlası Allah'ın yegâne dînini, Allah'a teslim olma standartlarını yaşamıyorlar. Öyleyse şunu görüyoruz, insanları mutluluğa, daha çok mutluluğa, daha çok mutluluğa ulaştırmak için Allahû Tealâ'nın indinde, en güzel standartlarda bir dizayn kurulmuş ve insanlar unutmuşlardır.

    İşte bugün bu asıllardan hareketle, aslında bütün peygamberlere Allahû Tealâ'nın aynı şeyi, aynı hedefleri öğütleyen, hedef gösteren, aynı şeyleri öğrettiğini, her devirde ahsen olanların bulunduğunu, bu âyet ispat etmektedir. Bu âyet-i kerime, Kur'ân-ı Kerim'in dînlerin birleştirilmesi açısından en önemli âyetlerinden bir tanesidir.


  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. Abdülhamid'in Ermeni Meselesiyle İlgili Açıklamaları
    Konuyu Açan: Dilara66-Gülümcan, Forum: Osmanlı Tarihi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 15.11.2011, 23:00
  2. Ezanla İlgili Hadisler ve Açıklamaları
    Konuyu Açan: Şayeste, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04.06.2010, 02:16
  3. Şer İle İlgili Ayetler
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03.01.2010, 14:16
  4. Sağ İle İlgili Ayetler
    Konuyu Açan: MiSS-FENER, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 26.12.2009, 23:36
  5. Hidâyet İle İlgili Ayet ve Hadisler
    Konuyu Açan: byHaktan, Forum: Ayet Hadis Ve Dini Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12.06.2009, 03:51

copyright

Soru Cevap

izmit düğün salonları - grafimx