REKLAM




+ Konuyu Cevapla

AOF İlahiyat - İslam Kurumları ve Medeniyeti Dersi Konu Özetleri

  1. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    REKLAM


    AOF İlahiyat İslam Kurumları ve Medeniyeti Konu Özeti - AOF İlahiyat 1. Sınıf İslam Kurumları ve Medeniyeti Özetleri - AOF İslam Kurumları ve Medeniyeti Ünite Ünite Özetleri



    İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ DERSİ KONU ÖZETLERİ


    1.ÜNİTE
    KÜLTÜR VE MEDENİYET


    Toplum:İnsan davranışlarını hem hürriyete kavuşturan hem de sınırlandıran gruplaşmalara ve bölünmelere yol açan değişken sosyal örgüttür.
    Sosyal İlişkiler: 2 tür ilişki vardır.
    1)Fiziki İlişki: Varlıkların birbiriyle haberleşmeden varlık bilincine ermeden kurdukları ilişkidir.
    Bilgisayarla masa arasındadünya ve güneş arasında ateşle duman arasındaki ilişki buna örnektir.
    2)Sosyal İlişki: Eşyaların karşılıklı haberleşme ilişkisine dayanır.
    Seçmenin adayla annenin çocuklaişçinin işverenle ilişkisi bu ilişki tipine örnektir.

    Sosyal İlişkinin fiziki ilişkiden farkı; haberli oluşu ve birlikte mensup olması yani âidiyet duygusudur.
    Toplumların karmaşıklığı ölçüsünde sosyal ilişki çeşitlilik kazanır.

    Sosyal İlişki Örnekleri:
    1)Ordunun düşmanla ilişkisi= ZIT İLİŞKİ
    2)Satıcının müşteriyle ilişkisi=İKTİSADİ İLİŞKİ
    3)İki futbol takımının ilişkisi=SPORTİF/REKABET İLİŞKİ
    4)Kardeşlerin ilişkisi=ŞAHSİ/ÂİLEVİ İLİŞKİ
    5)Konferansçı ile dinleyici arasındaki ilişki=SOSYO- KÜLTÜREL İLİŞKİ



    KURUMLAR


    Kurum: Menfaat birliği meydana getiren fertlerin bu birliği yürütmek için kurdukları veya kurulmuş olarak buldukları usullere kurum ( müessese)denilir.
    Ziya Gökalp’ e göre kurum:
    Bir medeniyete mensup milletler arasındaki kurallara gelenek denilir.Din ahlak hukuk dil vs..hangileri milli vicdana uygun ve milli hayatta canlı surette yaşıyorsa onlara müessese denilir.
    Her menfaat birliğinin ulaşmak istediği amaca göre kurumu vardır.Örn. bir hastane.Hastane dediğimiz zaman hastaların bakımına ayrılmış bina olarak da doktor hemşire hizmetlinin oluşturduğu örgüt olarak da düşünebiliriz.
    Birlik ve Kurum arasındaki fark; Bir şeyiorganize olmuş grup olarak ele alırsak bu birlik ; muamele şekli olarak ele alırsak kurumdur.Birlik üyeliğe kurum hizmet usul ve araçlarına delalet eder.
    Okulu öğretmen ve öğrenci grubu olarak düşünürsek birlikeğitim ve öğretim sistemi olarak ele alırsak kurum olur.

    Kurumların özeklikleri:
    1)Kurumlar organik izafi bütünlük oluşturur.Kurumları oluşturan unsurlar arası bağ vardır.
    2)Kurumların göreli süreklilikleri vardır.
    Göreli sürekliliğe örnek hukuk güvenlik sağlık eğitim ve sosyal yardım alanındaki bazı kurum ve kuruluşlar
    1)Hukuk kurumu olan Danıştay 1868’de Şuarayı Devlet
    2)Güvenlik kurumu olan Polis Teşkilatı 1845’te
    3)Sağlık kuruluşu olan Vakıf Gureba Hastanesi 1845’te
    4)Eğitim kurumu olan Bursa Erkek Lisesi 1883’te Mülkiye İdadisi adıyla
    5)Sosyal yardım kurumu olan Dârülacaze 1895’te kuruldu.



    KÜLTÜR ve MEDENİYET KELİME ANLAMLARI


    Kültür: Bakmak özenmek sürmek ekip biçmek anlamında Latince culture sözcüğünden gelir.
    İlk defa bu kelimeyi insan zekasının oluşumu ve gelişimi manasında Voltair kullanmıştır.
    Arapçada kültür es-sekâfe yani maharetli ve zeki olmak ilim sanatta maharet kazanmak anlamında kullanılır.
    Türkçede kültürü ifade etmek için İrfan kelimesi kullanılır.İlmü irfan da buradan gelir.
    Ziya Gökalp kültür kelimesine karşılık Arapça kelime olarak Hars ve Ekin kelimesi de kullanılmıştır.

    Medeniyet: Batı dilindeki karşılığı Civilisation ‘dur.Latince civitas kelimesinden gelir.
    İngilizce city veya Fransızca cite (şehir) kelimeleri anlamındadır.
    Arapçada el-hadâre ( göçebeliğin zıttı olarak şehirlere yerleşmek demektir.) ve et-temeddün ( şehre gelmek iskân etmek) kelimeleri medeniyet kelimesinin karşılığı kullanılır.
    Osmanlı yazarları medeniyet kelimesini karşılamak için umrân ma’mûr ve i’mâr kelimelerini kullanmışlar.
    Medeniyet ilk defa civilisation kelimesine karşılık Sadık Rifat Paşa tarafından 1838 yılında kullanılmıştır.1890’dan sonra medeniyet terim haline geldi.1940’lardan sonra uygarlık kelimesi dilimize girdi.



    Filozoflar eğitimicilerin vs. kültür tanımları


    E.B.Taylor’ a göre kültür:İman bilgi sanat ahlak örf ve adetleri insanın maharet ve alışkanlıklarını ifade eden karmaşık kavramdır.
    Ziya Gökalp’e göre kültür: Bir milletin dini ahlaki hukuki iktisadi lisani akli vs. bir bütünüdür.
    Kültürfizik: Kısaca beden eğitimi demektir.
    Genel kültür: İşmeslek uzmanlık alanı dışı herkesin bilmesi gereken görgü ve yetenekler anlatılır.
    E.Sapir’e göre kültür: Varlığımızın yapısını belirleyen maddi- manevi unsurlar birliğidir.
    R.Thurnwald’a göre kültür:Bir topluluktaki örf ve adetlerin davranış tarzı ve teşkilat tesislerinin ahenkli bütünüdür.
    C.Wissler’e göre kültür:Halkın yaşam tarzıdır.
    A.Young’a göre kültür:İnsanın bizzat meydana getirdiği eserlerdi.
    Tozzer’e göre kültür: Toplumsal olarak öğretilip yeni kuşaklara aşılanan davranışlardır.
    R.M.MacIver’e göre kültür:Yaşayış düşünüş tarzımızda günlük hayatta sanat ve eğlencede tabiatın kendini ifade etmesidir.




    Medeniyet Terimi ve Tanımları

    Bilim adamlarının bazısına göre kültürün manevi unsurlarını kültür maddi ve teknik unsurlarını medeniyet olarak değerlendirmişlerdir.
    MacIver; medeniyet insanın hayatı üzerindeki şartları kontrol etmek amacıyla çaba sarf etmesi ve bunun sonucu oluşan mekanizmaların bütünüdür.
    Ziya Gökalp; milli kültürü meydana getiren unsurların değişik milletlerin ortak hayatında aldığı şekle medeniyet denir.
    Farklı inanış düşünce davranış tarzları her milletin kültürünü oluşturur.Milli kültürler değişiklik gösterse bile her kültür kendi özelliğini korur.


    Kültür ve Medeniyet arasındaki Farklar


    Ziya Gökalp’in sıraladığı farklılıklar:
    1)Kültür milli medeniyet milletler arasıdır.
    2)Medeniyet ferdi irade ve metotla ortaya çıkan sosyal olaylar bütünü kültür ; ilham ve duygu sayesinde oluşur.
    Kültür ile medeniyeti birbirinden ayıran husus; kültürün özellikle duygulardan medeniyetin özellikle bilgilerden meydana gelmiş olmasıdır.
    3)Medeniyet iktisadi dini hukuki vs..fikirlerin bütünüdür.
    4)Medeniyet; insanın fayda edinmek düşüncesi ile amaca erişmek için kullandığı araçlardır.Kültür ise;kendi başına amaç olan şeydir.
    Spor faaliyeti kültürüspor salon ve aletleri medeniyeti; okumak ve bilgi edinmek kültürübunu sağlamak için üretilen kağıt kalem medeniyeti oluşturur.

    5)Kültürü oluşturan duygular samimiiçten olduğu için incelenmesi zordur.Medeniyet çok sayıda teşkilat ve müesseselerden oluştuğu için kolay anlaşılır.
    Milli kültürü bozulmuş milletlere DEJENERE MİLLETLER denir.

    Asabiyet: Arapça kökenli A-sa-be den türemiştir.Cahiliye dön.aralarında baba tarafından kan bağı olan akrabaların oluşturduğu topluluğa asabe denilir.Toplum dışı saldırıdan korunmak için oluşturulan birlik beraberlik duygusuna asabiyet denilir.



    KÜLTÜR UNSURLARI


    Kültürün meydana gelmesi gelişmesi için;
    1)Biyolojik
    2)Psikolojik
    3)Sosyal ihtiyaçlarını karşılama isteğine bağlıdır.Bu 3 unsurun tatmininde rol oynayan vasıtalara Kültür Unsuru bunların oluşturduğu bileşime de Kültür Faaliyetleri denilmektedir.
    Tüm toplumların yaşam biçimi farklıdır; çünkü her toplumun kültür unsurları birebir ve benzer değildir.
    Kültür unsurları bütünlük gösterir.Birindeki aksama veya bozulma ötekilerini de etkiler.

    Maddi Kültür Unsurları
    Maddi Kültür; İnsan eliyle yapılan alet eserler el emeğiyle ham maddeyi işlemesiyle oluşur.İnsan eliyle yapılanları kapsar.
    Maddi kültür unsurları arsında en dikkat çekeni Teknolojidir.
    Teknoloji; bilginin pratiğe aktarılması dır.Değişim gelişim ve süreklilik teknolojinin en önemli özelliğidir.

    Manevi Kültür Unsurları
    Din ahlakdil hukuk estetik eğitim örf âdet ve sosyal kurumlar yer alır.İnsanın sosyal ve psikolojik ihtiyaçları kültürün manevi unsurlarını oluşturur.
    Bir milletin hayat telâkkisi hukuki iktisadi ahlaki estetik vs..anlayışları manevi kültürü oluşturur.
    Manevi kültür unsurlarının en önemlisi dildir.
    Dil kültürün gelişip yeni kuşaklara aktarılmasında toplumların sürekliliğe ve grupların etkili foksiyonda bulunmasına etki eder.
    Manevi kültür unsurları arasında din de önemlidir.
    Din bütün unsurların ( hukuk ahlak örf adet vs.)din etkisi altında şekillenir.
    Manevi kültür unsurları arasında ahlak hukuk kuralları örf ve adetler vs..yer alır.İnsanların sürekli ilişkisinden ve etkileşimlerinden topluma bütünlük kazandırır.
    Manevi kültür unsurundan estetikte önemlidir.Sanatkâr içinde yetiştiği toplumun değerinden bağımsız eser ortaya koyamaz kendi duygularını yansıtırken aynı zamanda toplum değerlerini de yansıtır.
    Manevi kültür unsurlarından biri de eğitimdir.Eğitim bilginin bir kuşaktan diğer kuşağa aktarımını sağlar.

    Kültür Unsurlarının Medeniyete Değer Kazandırması
    Her medeniyet farklı bir teknikte öne çıkmıştır.
    Batı Medeniyetinde materyalist
    Eski Yunan Medeniyetinde akılcı
    Hint Medeniyetinde mistik
    Bu 3 medeniyete karşı vahye dayalı medeniyet olan İslam Medeniyeti gelmiştir.


    Kültürün Özellikleri

    1)Kültür öğrenilmiş davranış topluluğudur.
    2)Tarihsel ve süreklidir.
    3)Toplumsal bir üründür.
    4)İhtiyaç giderici özelliğe sahiptir.
    İbn Hldun ihtiyaçları zaruri/tabii hâci ve kemâli/tahsini olmak üzere 3’e ayırır.
    5)Sürekli değişme gösterir.
    6)Kültür dengeli bütünlük oluşturma eğilimindedir.
    7)Kültür dışarıdan aldığı unsur konusunda seçicidir.

    Medeniyetin Doğuşuna Etki Eden Faktörler
    1)İnsan; İnsan en temel faktördür.İnsanın duyguları ve iç tepkileri önemlidir.
    2)Toplum: Sosyal ve kültürel olayların açıklanmasında toplum önem kazanır.Toplum olmadan ekonomik ve kültürel faaliyetler olamaz.
    3)Coğrafi çevre: Yerleşim alanlarının iklim ve doğal imkanların kültür gelişimine etkisi büyüktür.
    Coğrafi çevrenin doğrudan ve dolaylı etkisi vardır.Bu etki yüzünden nehir tipi yayla tipitakımadalar tipi bataklık tipi ve kara tipi medeniyetler oluşmuştur.

    Bu Oluşan Medeniyet Tiplerine Örnekler
    Nehir Tipi = Mısır ve İndus Medeniyetleri
    Yayla Tipi = Hint Medeniyeti
    Takımadalar Tipi = Girit Medeniyeti
    Bataklık Tipi= Maya Medeniyeti
    Kara Tipi = Çin İslam Hint ve Batı Medeniyeti

    Medeniyetlerin Doğuşuna İlişkin Teoriler
    En çok benimsenen 2 görüş vardır.Gelişme ve Yayılma Teorileridir.

    1)Gelişme Teorisi:Evrimci yaklaşımla oluşmuştur.Biyolojik evrimin kültüre uygulanmasını konu edinir.Medeniyet vahşet devirlerinden günümüze kadar sürekli ilerleyen insan kültürünün eseridir.
    Bu teoriyi benimseyen insanlar birlik ve ayniliği kabul eder.Dünyanın her yerinde tek ve benzer kültür olmayacağı için bu teoriye karşı yayılma teorisi doğmuştur.

    2)Yayılma Teorisi: Kültür ve medeniyetteki gelişmenin asıl sebebini kültür teması ve sonucunda arar.İnsan yeni bir şey keşfetmekten çok taklit etme eğilimlidir.Medeniyet belli bölge belli toplum da ortaya çıkınca oradan komşu toplumlara yayılır.Suya atılan taşın dağılıp yayılması gibi…
    Medeniyetin ortaya çıkması için uygun ortama ihtiyaç vardır.bu ortamda Mısır’dır.Medeniyetler kendi kaynaklarında güçlüdür kaynağından uzaklaştıkça zayıflarlar özgürlüklerini kaybeder.
    Kültür ve Medeniyetin doğuş ve yayılmasını vahye göre açıklayan dini görüşe göre Hz. Adem2in ilk insan ve İlk Peygamber olması ilk kültüründe vahye dayalı olmasını gerektirir.
    Kur’an’ı Kerim’de Bakara Suresi 31. Ayette “Allah Adem’ e bütün isimleri öğretti” buyuruyor.Gerçekten de Adem (as) ’ın bildiklerini başkalarına öğretmesi için belli bir kültür bilgi ve dile sahip olması gerekir.


    İslam Kültür ve Medeniyeti
    İslam dini 7.yy da yayılmaya başlamıştır.İslamiyet’in en önemli özelliği ulaştığı insan ve toplulukları değişime uğratmasıdır.İslam Medeniyeti; İslam dinini kabul eden milletlerin beraberce oluşturduğu medeniyetin adıdır.Bu medeniyetin gelişiminde Araplar İranlılar ve Türklerin etkisi büyüktür.
    Bodley ‘in “ Rönesans’ı İslamiyete borçluyuz” sözü bu gerçeği dile getirmektedir.
    İslam Medeniyetinin özü Tevhid yani Allah’ın tek her şeyin üstün ve mutlak yaratıcısı olduğudur.
    İslam’ın bütün çeşitlilik zenginlik ve tarihi kültür ve eğitimi ilim ve medeniyetini kısaca şu cümle özetler:



    “LÂ İLAHE İLLALLAH.”

    Hazırlayan : papatya_28



    Facebook




    Üyelik

  2. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ıSLÂM KURUMLARI VE MEDENıYETı DERSı KONU ÖZETLERı


    2.ÜNıTE
    ıSLÂM MEDENıYETıNıN DOğUşU VE KAYNAKLARI

    ıslâm Medeniyeti hakkında yazılmış eserlerde konular 2 şekilde ele alınır.Batılı yazarlar coğrafyaya dayalı sınıflandırmayı tercih eder, Müslüman yazarlar kronolojiye dayalı sınıflandırmayı tercih ederler. Biri zaman, diğeri mekan boyutunu ele almıştır.ıslâm Medeniyetinin özünü, ruhunu temel amaç olarak ele almamıştır.
    Bir medeniyeti doğuran, yaşatan onun onun özüdür, ruhudur, amacıdır.Bir medeniyetin ortadan kalkmasına neden olan onun bu değerlerini yitirmesidir.

    Materyalist ve pozitivist bilim adamlarına göre medeni hayat milattan önce dört bininci yıllarda şehir hayatıyla ortaya çıkmıştır.

    ılahi dinlere ve kitaplara göre insan medeni bir varlık olarak yaratılımış, medeni hayatı da ilk peygamber olan ilk insanla beraber yaşamıştır.Allah ( cc) insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır.ınsan, Allah’ın yeryüzündeki hükümranlığının temsilcisidir.ınsanın medeni olması, yaşadığı hayat ve dünyayı medenileştirmesi, Allah’ı temsil görevidir.

    Allah’ın yeryüzünde en iyi temsil edildiği coğrafya en medeni coğrafya, Allah’ı temsil edebilen toplum da en medeni toplumdur.Tüm ilahi dinler aynı zamanda medeniyettir.

    ıslam, insanlığın en büyük Medeniyet projesidir.Peygamberimiz bu göreve risâlet ile başlamış,zihinleri ve kalpleri medenileştirmeyi amaçlamıştır.Hicretle beraber Yesrib’in adını Medine’ye çevirmek suretiyle ıslam medeniyetinin yürüyüşünü başlatmıştır.

    MEDENıYET - KAVRAM BOYUTU

    -Arapça kelime olan medeniyet, medîne sözcüğünden türemiştir.
    -Medine, şehir anlamındadır ve bir yerde ikamet etmek, yerleşmek manasına gelen me-de-ne kökünden gelir.

    ılk olarak 1757 yılında Fransa’da, bundan 10 yıl sonra da ıngiltere’de kullanılmaya başlayan Medeniyet,Batı dilince “civilisation” sözcüğünden türemiştir.

    Günümüz Türkçesinde medeniyet yerine uygarlık kelimesi de kullanılır.Uygarlık, belli yasalara uyan şehirde yaşayan kimse anlamına gelir.Uygarlığın Uygurlara atfen söylendiğini de söyleyenler vardır.

    Medeniyet Terim anlamı: Bir neslin, kendinden sonraki nesillere bıraktığı, maddi ve manevi unsurların toplamıdır.Doğada basit halde bulunmayıp, insanın katkıda bulunduğu şeyler demektir.

    Medeniyet; hayat tarzı demektir.ınsan hayatının her devresinde geliştirdiği, dini ve dünyevi değerlerin adıdır.

    Medeni ınsan: ıncelik, fazilet, ahlak, davranışlarda tutarlılık ve yerli yerindelik, cesaret, aklını kullanmak anlamına gelir.
    Medeniyetsiz- Medeniyet görmemiş ınsan: Medeniyetten habersiz, olumsuz insan..

    Kültür: 1900’lere doğru başta Fransızca olmak üzere diğer dillere Almanca’dan geçmiştir.Latince cultura kelimesinden türemiştir.Cultura; toprağı işlemek anlamına gelir.Arapça da “HARS” kelimesi kullanılır.

    Kültür: Bir topluluğun yaşam tarzı, maddi- manevi değerler toplamı, insanın kendini idare etme yoluna denilir. Yaşanan çevre ile ferd arasında varolan, düşüncelerin,zevklerin , alışkanlığın ortaklığıdır.

    Bir toplumda yaşayan insanların bütün öğrendikleri ve paylaştıkları şeydir.ınsanın ortaya koyup içinde insan katkısı bulunan gerçekliklerdir.

    Kültür toplumsaldır, tarihseldir, kalıtsaldır, işlevseldir,birlik içinde çokluk ve değişkendir.


    Umrân ve Hadâret


    Arapçada umrân ve hadâret kelimeleri medeniyet karşılığında kullanılmıştır.

    Umrân : “a-me-ra” kökünden türemiştir,bir yede iskân etmek anlamında kullanılır.

    ı’mâr : Bir yeri mamur kılmak, mâmur bulmak , bayındır hale getirmek anlamından kullanılır.

    ıbn Haldun (Tarih Felsefesi ve Sosyolojinin kurucusu) ‘ a göre umrân : Uygarlık ve sosyal kalkınma anlamında, ınsanların yeryüzünün yerleşimine uygun yerinde toplu olarak yaşayan, biribirlerine yardımcı olup toplumsal hayat yaşamaları anlamında kullanılmıştır.

    Hadâret : Ha-da-ra kökünden olup ; şehirde ikamet etmek, şehirli olmak anlamında kullanılmıştır.Bedevilik, göçebeliğin zıttıdır.

    ıbn Haldun bu kelimeyi ; Bilim-sanatın gelişmesi, hayat standartlarının yükselmesi, niteliğin artması manasında kullanmıştır.

    Anlam Boyutu : Medeniyet kavramı 18.yy 2. yarısından itibaren Batı’da kullanılmaya başlandı.Batılılar kendi hayat tarzı, yaşam biçimine medeniyet adını vermişlerdir.Batı medeniyeti mensupları , dünyayı medenileştirmeyi görev, kendi hakkı olarak gördükleri için kendi dışındakileri ayıran ayrıcı olmuştur.

    Medeniyete ıdeolojik ve Politik Yaklaşımlar:

    Batı Medeniyeti bazı ülke aydınlarınca yeni ideoloji olarak benimsenmiş, ülkemizde medeniyetçilik alanını oluşturmuştur.

    Tanzimat Dönemi Osmanlı aydınlarına göre Medeniyetçilik; Osmanlı Devletinikurtarıp eski gücüne kavuşturacak ideoloji olarak görülmüştür.

    Bazı bilim adamları, mensubu bulunduğu devletin çıkar planlarını meşrulaştırmaya yönelik tezler ortaya atmışlardır.
    Samuel P. Huntington ; Medeniyetlerin çatışması teziyle medeniyetlere , hizmet ettirme amacına yönelik politik malzeme olarak yaklaşmıştır.

    Samuel P.Huntington’a göre; Medeniyet gelecekte belli 7-8 Medeniyet arası etkileşimde şekillenecektir.

    1) Batı
    2)Konfüçyüs
    3)Japon
    4)ıslam
    5)Hint
    6)Slav-Ortodoks
    7)Latin Amerika
    8)Afrika


    ıSLAM MEDENıYETıNıN DOğUşU


    Medeniyetlerin Doğuşunu Etkileyen Faktörler

    1) ınsan unsuru- Aydın ve toplumu birbirine ters düşen halklar medeniyete katkıda bulunamazlar.

    2) Coğrafya- (ıklim) Mezopotamya ve Mısır gibi medeniyetlerin iklimi mesela uygun ve kadim yerlerde doğmuştur.

    3)Kurumsal ve güçlü ekonomik yapı
    4)şehirleşme
    5)Göç, hicret, yer değiştirme
    6)Değerler sistemi
    7)ıstikrarlı bir siyasi sistem
    8)Sağlıklı eğitim
    9)Sanat, dil, hukuk, estetik, kurumlar vs..

    ıslam Medeniyetinin doğuşunda en büyük faktör; ıslam inancına bağlı değerler sistemidir.

    ıslam dini , inanları yeryüzünde medeniyet oluşturmasına gayret ettirmeye çabalıyordu.ınsanın , Allah’ın halifesi olarak görevini gerçekleştirmesi için medeniyet oluşturmasına ihtiyaç vardır.

    ıslam Medeniyetinin doğuşunu etkileyen en büyük faktörde bu ihtiyaca cevap verme bilincidir.


    ıSLAM MEDENıYETıNıN DOğDUğU ORTAM


    1- Nil’den Amuderya’ya kadar uzanan, dili Süryanice, Aramice ve Pehlevice olan ,Hilâl bölgesinin Sami-ıran terkibidir.

    2-Anadolu’dan ıtalya’ya kadar uzanan, Thales, Pisagor, vs.. filozofların yetiştiği,Latince ‘nin kullanıldığı Avrupa terkibidir.

    3-Hindistan Bölgesindeki Hindu terkibi

    4-Konfüçyüs, Lao Tze harfiyle öne çıkan ,Çin ve Uzak Doğu terkibidir.


    ıslam Medeniyetini ıki Planda ınceleriz:



    1- UZAK ARKA PLAN


    1-Bereketli Hilal Bölgesi ve ıran/Sasaniler

    ıslam öncesinde bu bölgede 2 devlet hakimdi.
    1) Bizans
    2) Sasaniler

    Mezopotamya, Sasani hakimiyetindeydi.Zerdüşt inancının hakim olduğu ülkede Sasani Hükümranlığı ile birlikte Mardin doğumlu olan Mani, peygamber olduğunu ilan etmiştir.
    Mani Dini, Alemin ve içindeki her şeyin aslının nur ve zulmetten oluştuğunu söyler.

    Sasani ımparatorluğu da Mazdekizmle mücadele etmek zorunda kalmıştır.Devrimci kimliğiyle tanınan, insanın sahip olduğu her şeyin ateş, su, mera ortaklığı gibi ortaklığını savunan Mazdek, insanlar arası anlaşmayı kaldırıp, dini saf hale getirmeyi düşünüyordu.

    Sasanilerde 4 sınıf vardı:

    1- Din adamları
    2- Bürokratlar
    3-Askerler
    4- Halk

    ınsanların sınıfı doğumla belirleniyordu, erkek egemen bir toplumdu.Çok evlilik vardı.6.yy 2. çeyreğinde Enüşirvan Cündişapur’da bir tıp okulu kurdu.Yunanca ve Süryanice ‘den Pehlevice’ye tercüme yapıldı.

    Kelile ve Dimne Sanskristçeden Farsçaya çevrildi.Hz.Peygamber’in mektubunu yırtan Hüsrev Perviz döneminde ıran’ da sanayi, mimari ve sanat gelişmiştir.
    Cündişapur , islam’ın doğduğu sıralarda bölgenin en önemli merkezleri arasında yer alıyordu.Aristo ve Eflatun’un eserleri Pehlevice’ye çevrildi.Hz.Ömer döneminde ıslam coğrafyasına katıldı.

    2- Avrupa Bölgesi

    4.yy başında Roma ımp. Konstantinus, başkenti Bizans’ta kendi adını verdiği Konstantinopolis’e taşıdı.325’de ıznik’te Hristiyan kilisesinin ilk din kurultayını toplayarak, Hristiyanlığı devletin desteklediği din haline getirdi.

    ılk defa bu konsülde resmi olarak ısa, baba ile aynı bedene sahip olarak görülmüştür.ıncildeki ısa için yazılı mecazi ifadeler , teolojik amaçlar için kullanılarak metafizik anlamda Tanrı’nın oğlu konumuna getirmiştir.ısa’nın Tanrı’nın oğlu konumuna getirilmesi,kralında yeryüzünde Tanrı’nın temsilcisi olması anlamına geliyordu.

    ımp.Junstinianus , Roma ımp. Eski birliğini kurmak için B.Akdeniz seferlerinde başarılı olamayınca ölümünden sonra K.Afrika, ıspanya, ıtalya toprakları elinden çıktı.6.yy başlarına kadar süren, iç savaş ve çileli istikrarsızlık manastırı güvenli mekan haline getirdi.Çileli ve keşiş hayat tarzı ortaya çıktı.

    7.yy da Yunan, Latin, Suriye ve Kıpti kiliseleri arasında bölünmüş Hristiyanlık vardı.

    Hippolu Augustinus ‘un yazdığı Tanrı Devleti adlı eseri,Batı Avrupa Dünya görüşünün temellerinden birini oluşturur.

    Büyük ıskender’in kurduğu ıskenderiye, bölgenin en önemli kültür merkezidir.
    ıskenderiye kütüphanesi, Hz.Ömer’in izniyle Mısır fatihi Amr. B. As tarafından yakıldığı rivayetinin doğru olmadığını hem Müslümanlar, hem Hristiyanlar, hem de Yahudiler ortaya koymuşlardır.

    3- Hindistan

    Hindistan’da çok din hakimdi. En yaygını, Jainizm veBudizm dinleriydi. Jahinizm Mahavira tarafından kurulmuştur.

    Budizm, Prens Gautama tarafından şekillendirilmiştir.Prens Gautama Bilgeliği ve aydınlığı ifade eden Buda’dır.

    Kişisel duygu ve istekleri yok ederek ya da en az seviyeye indirmeyi amaç edinmişlerdir.Jainizm hiçbir zaman Budizm gibi yaygınlaşamamıştır.Jainizm, inanlarından çileli yaşam istediği için yaygınlık kazanamamıştır.Budizm ise, herkesin başından geçecek bunalım döneminde verecek bir şey olmadığı için Hindistan hiçbir zaman Budist sayılmamıştır.

    M.S ilk yyda Brahmanizmin biçimi değişerek Hinduizm (Hintlilerce saygıya layık, şiva ile Vişnu çevresinde ) doğmuştur.

    Hinduizmin temelini yeniden doğuş, kavramı oluşturur ve halk tanrılara armağanlar sunarak bir sonraki yeniden doğuşunda üstün olacaklarına inanırlar.Hinduizmin en yüksek otorite kaynağının Vedalar olduğunu söyleyen Hindu Hukuk anlayışını benimsediler.

    Hindistan’da Kast Sistemi vardı:

    1- Brahmanlar ( Din Adamları)
    2- Kşartiyalar ( Asiller ve askerler)
    3-Vaisyalar( Çiftçi, Sanatkarlar, Tüccarlar)
    4-Sudralar (ışçiler)
    5-Paryalar sınıfına ayrılmıştır.

    4- Uzak Doğu Bölgesi ve Çin

    Çin merkezli medeniyet alanında şekillenen yapı Konfüçyanizm ağırlıklı idi.Erdemin ancak iktidar ve sorumlulukla ortaya konulacağı inancındaydı, yönetimi bizzat üstlenmedi,öğrencileri onun düşüncesi vasıtasıyla ülkeyi yönettiler.

    Konfüçyüsçülüğe denge olarak Taoizm doğdu.

    3.yy ilk çeyreğinde iç savaş, komşu istilalar derken, Konfüçyanizmin ılımlı mesajı Çin’e yetmedi ve Budizm hayatlarına girdi. M.S. 200-600 yıllarda Budizm, Çin’de hızla yayıldı.

    7.yy başında M.S. 618 yılında Tang hanedanı döneminde Budizm hemen hemen resmi din durumuna geldi.

    5- Orta Asya Göktürkler

    6.yy oprtasından 7.yy ortasına kadar Orta Asya Bölgesinin hakimi Göktürkler idi.Kağan’ın ilahi güçleri olduğuna inanılırdı.Göçebe hayat tarzı yaşarlardı.


    YAKIN ARKA PLAN


    HıCAZ BÖLGESı : MEKKE VE MEDıNE

    ıslam öncesi coğrafya da Ptolemy’de geçen Makoraba Mekke’nin ismi, ilahi kitaplarda Beke, Kur’an’da hem Beke ( Al-i ımran 3/96) hem de Mekke ( Fetih 48/24) kullanılmıştır.

    ıslam Tarihi içinde burası; Ümmü’l- Kura, el- Beledü’l-Emin,el- Beledü’l – Haram gibi 30 dan fazla isimle anılmıştır.Hz.ıbrahim’in ve oğlu Hz.ısmail’i M.Ö 1871 yılından beri buraya getirdiği bilinmektedir.

    Mekke genelde bütün Arap toplumları, özelde ise, Kureyş kabilesi için öneme sahiptir.Mekke, uluslar arası ana ticaret yolu kavşağı üzerinde bulunmaktaydı.

    Mekke’de Romalıların , Habeşlilerin ve diğer kavimlerin ticari işlerini yürütmek üzere işlettiği , ticaret biroları vardı.

    Medine’nin asıl adı; Yesrib’tir.Peygamberimizin hicretinden önce Medinetü’n- Nebi, sonraları ise Medine-i Münevvere şeklinde adlanmıştır.

    Kur’an’da hem Yesrib ( Ahzab 33/11) hem de Medine ( Tevbe 9/120) olarak kullanılmıştır..En iyi cins hurma vahalarıyla tanınır.

    En stratejik özelliği Suriye- Yemen ticaret yolu üzerinde geçit konumunda olmasıdır.Ticaret kervanının güvenliği açısından Medine daha çok önem kazanmıştır.

    ıslam’dan önce Medine’de Yahudiler ve Araplar olarak 2 millet yaşıyordu.Yahudiler, bu şehre hakim milletti.Ticaretle meşgul olurlardı.Tam sayıları belli değildir ama hicretin ilk yıllarında çıkardıkları savaşçı sayısı 2000’den fazladır.

    ıslam’ın Medine’ye geldiği dönemde burada meskun Evs ve Hazrec kabilelerine mensup Araplar, aslen Yemen’in büyük kabilesi Ezd’e mensuptur.Evs ve Hazrec kabileleri sosyal statü bakımından Medine Yahudilerinin altındadır.2. sınıf muameleyi kabul etmişler, Ensar içinde birbirinin erkek çocuğu yaşamayacak olduğunda çocuklarını Yahudiliğe adarlar.Ziraatle uğraşırlar, tam sayısı belli olmamakla beraber 4000 savaşçı vermişlerdir.

    Dini Yapı

    ıslam öncesi dönemde en yaygın din, Putperestliktir.Materyalizm/Ateizm, Yahudilik, Hristiyanlık, Hz. ıbrahim’in dinine mensubiyet olarak anlaşılan Haniflik, Mecusilik ve Sabiilik de yaygındı.
    Hristiyanlık ve Yahudilik Mekkeliler tarafından bilinir,inanalarda ehl-i kitap olarak adlandırılırdı.

    Siyasi Yapı

    Mekke’nin siyasi yapılanması Kabe merkezliydi. Mekke’nin idaresi 5.asrın ortasından itibaren Hz.Muhammed (SAV) 5.kuşaktan dedesi olan Kusay’ a geçmiştir.

    Mekke sisteminde başkanın görevi çok ağırdı.Emirlerinin yerine getirilmesi , emri alanını iyi niyetine ve kabile güçlerine bağlıydı.Eskiden var olan kamu görevlerini yeniden düzenliyorlardır.

    Darü’n- Nedve adlı parlemento binası Mekke’nin merkezi, toplanma, karar alma meclisidir.Mekke’yi ilgilendiren önemli konular görüşülüp karara varılırdı.ıslam’ın ortaya çıktığı dönemde Mekke’de 10 kişilik şura (oligarşik hükümet) vardı.şura üeyelerinin seçimi pek açık değildi ve çıkan anlaşmazlıkları çözmek için kılıca başvururlardı.

    Sosyal Yapı

    Mekke’de sosyal yapının temeli olan kabile, çok güçlü asabiyetin zeminidir.En güçlü asabiyet; soy bağı,akrabalık,kabile,kabileler arası anlaşma asbiyetine dayanıyordu.Kabilevi değerler, kabileden bir kişiyi erdemli kabul etmeyi,onun kabilesini de erdemli kabul etmeyi değerli kılıyordu.

    Kabilecilikte; ben ve kardeşim amcamın oğluna karşıyız, ben ve amcamın oğlu yabancıya karşıyız mantığı vardır.

    Arap kabilelerinin sosyal hayatı şekillendiren önemi de kardeşlik anlaşmasıdır.

    Cahiliye Döneminde Halk ;
    1) Hürler
    2)Esirler
    3) Mevali olmak üzere 3 sınıfa ayrılıyordu.

    Hürler= Aile, kabilesinin adını taşıyıp kabilesinin sahip olduğu tüm haklara sahip olan kişilerdir.Derece farklarına sahiptirler

    Kusay’ın soyu hürler içinde en üstün mevkide olanıdır.

    Esirler= Hürlerin sahip olduğu haklardan mahrum; köle ve cariyelerden oluşur..Bu sınıfın kaynağı savaşlarda alınan esir ve cariyeler oluşturur..

    Köleler= Değerli menkul malları kabul edilir, alınır, satılır, miras bırakılırdı.

    Aile Yapısı ve Kadının Durumu

    Erkek imtiyazlı yapıya sahipti, tüm sorumluluk erkeğe aitti.Ailenin reisi, her türlü saldırıya karşı güvenlik görevlisiydi.Ailenin her ferdinin yararını düşünürdü.ıstediği kadar evlenebilirdi.

    Kadının hiçbir değeri yoktu.Kocasının sahip olduğu mallardan biri gibiydi.Bazı aileler açlık ve sıkıntı çekme düşüncesiyle kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi.Kur’an’da bunu net açıklanır.( Tekvir Suresi 81/8-9)

    Cahiliye Döneminde Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğünü ve çok eşliliği genel uygulama olarak görürsek , nasıl durumla karşı karşıya oluruz?

    Kızlar diri diri gömüldüğü için kadın sayısı azalır ve dengesizlik olur.Onun için toprağa gömülen çocuk sayısı erkek oranını bozmayacak ölçüdedir.

    Hukuki yapı

    Cahiliye Döneminde Mekke’de yargıçlık resmi meslek değildi, yargıçların görevi sadece hüküm vermekti.Anlaşmazlıklarında çeşitli kurumlara başvururlar.Bu kurumlar:

    1) Kabile Hakemleri = şan- şeref sahibi insanlardır.Tecrübelidir.Hacerü’l –Esved’i Kabe’nin köşe duvarına kimin yerleştireceğinde de ihtilafa düşülmüştü, Hz. Peygamber (SAV) hakem olarak karar vermişti.

    2)Tard ve Hal (Toplum dışı bırakma ve kanun dışı sayma) = Topluma zarar veren insanları cemiyet harici bırakmakla cezalandırmaktı.

    3)Eşnak ( Tazminat belirleme) = Mekke’de kasten işlene ve cezası kısas olan suçların dışındakilere tazminat ödenirdi. Bu miktarları tespit etme görevine eşnak denilirdi.

    Veraset yoluyla getirilen bu görev ıslam’dan önce en son Hz. Ebu Bekir tarafından yürütülmekteydi.

    Ödenecek miktar örfe göre belirlenirdi.En fazla önem ifade eden kan diyetlerinde ödenen tazminat miktarı 100 deveydi.

    4)Kaseme ( Yemin etme)= Katili bilinmeyen bir ölünün , ölü olarak bulunduğu yer halkından 50 kişinin onu öldürmedikleri ve öldürüleni bilmediklerine Kabe etrafında yemin ediyorlardı.


    Ekonmik Yapı

    7.yy başlarında genelde Arap yarımadasının, özelde Hicaz bölgesinin en önemli ekonomik faaliyeti ticarettir.

    Taif ve Medine gibi su bulunan bölgelerde sebze- meyve üretimi yaygındır.
    Necd- Yemame gibi bölgelerde buğday ekimi yapılırdı.


    Hicaz Bölgesi, dünya ticaret ağının en stratejik bölümünde yer alırdı.Fırat’tan Yemen’e kadar , Arap kabileleri kervanlarla birbirine bağlanırlardı.

    Bizans ımparatorluğu , ıskenderiye aracılığıyla Grek mirasını , Kalde, Babil, Hint Medeniyetlerinden çizgiler taşıyan Sasani mirasını , Bağdat’ta kurulan Beytü’l- Hikme’de yapılan tercümelerle Hind mirasını ve Çin mirasını bütünüyle reddetmemiş, en iyi şeyleri alıp özümsemiştir.


    ıSLAM MEDENıYETıNıN KAYNAKLARI


    Kaynakları belirleme konusunda farklı yaklaşımlar vardır.

    ıbn Haldun ; Medeni topluluğu insan neslinin devamı için zorunlu olarak görür.

    Hegel ve Marks; Medeniyetin zıtların çatışmasından kaynaklandığını savunurlar.

    Toynbee, Medeniyetin ortaya çıkışındaki neden tek başına bir etken değil, kendilerini meydana getiren bütününün katkılarıyla oluşur.

    Toynbee, bu konuda diğerlerinden geniş ve kapsamlı düşünür..

    Medeniyet kavramının eklendiği isimle ayrılmaz bağı bulunur.

    Mezopotamya Medeniyeti denildiği zaman Mezopotamya
    Batı Hristiyan Medeniyeti denildiği zaman Hristiyanlık
    Osmanlı Medeniyeti denildiği zaman Osmanlı milletli
    ıslam Medeniyeti denildiği zaman ıslam dini akla gelir.

    ıslam dini medeniyetin herhangi bir unsuru değil, onun belirleyicisidir.ıslam Medeniyetinin doğuşunda ve gelişmesinde Müslümanlar neyi nasıl yapmışlarsa öyle yaptıran ıslam’dır.

    ıslam Medeniyetinin 2 Temel Kaynağı vardır:

    1- Kur’an
    2- Hz.Peygamber

    Genelde bütün Medeniyetler başta olmak üzere özelde Kur’an’ın mesajı;

    1-Allah cc insan için yeryüzünü en medeni ortamı ayarlamış ve düzenlemiştir. ( Bakara 2/29)

    2-ınsan yeryüzünde halife olarak yaratılmış, bu huhusta bilgilendirilmiştir. ( Bakara 2/ 30-31; En’am 6/165; Yunus 10/73; Neml 27/62; Fatır 35/39)

    ılk ayetlerde yaratılışın anlamını belirleyen bilinç üzerinde durulur, diğer ayetlerde bu bilincin gerçekleşme yöntemi sunulur.

    3- Eşya insanın emrine ve hizmetine sunulmuştur. ( Lokmn 31/20) ınsan- eşya ilşkisinin nasıl olması gerektiğini hakkında temel bilgileri anlatır.

    4-ınsana yeryüzünde Allah’ın hükümranlığının önüne hiçbir şeyi geçirmeme sorumluluğu verilmiştir.

    5-Kur’an , Müslümanları; Dünyada insanlara yol göstermek, onları ıslah etmek için çıkarılmış topluluk olarak tanımlar.” (Al-i ımran 3/110)

    Bu mesajlar insanın yeryüzünde halife olarak görevini hatırlatır.

    ılk Peygamberden sonuncusuna kadar bütün Peygamberler insana yeryüzü hilafeti kurabilmeyi göstermişlerdir.

    Hz. Peygamber, Medine ‘de inanç kardeşliği çerçevesinde, Ensar ve Muhaciri kardeş yapıp hayatı paylaştırmıştır.

    Yahudilerle siyasi birlik anlaşması yaparak hayatı ortak zeminde buluşturmuştur.

    Hristiyanlar ile farklı inanca saygı ilkesi yerleşti.


    ıSLAM MEDENıYETıNıN ÖZÜ


    ıslam Medeniyetinin özü; genel anlamda ıslam, özel anlamda tevhiddir.

    Evrenin ve evrendeki bütün varlıkların yaratılmasının evrensel amacı vardır.Allah cc bu amacı Peygamberlerine gönderdiği kitapları ve dinleri arayıcılığıyla bildirmiştir.Dünya, boş yere, eğlence olsun diye yaratılmamıştır ( Al-i ımran 3/191; Mü’minun 23/ 15-16)

    ınsan dışındaki tüm varlıklar Allah’ın yarattığı evrensel gayeye zorunlu hizmet ederler.ınsan bu konuda özgür bırakılmıştır.

    ılk Müslümanlar kurdukları medeniyetlere Tevhid inancını yerleştirmişlerdir.

    ısnsan özgür iradesiyle Allah’a kulluk yapan varlıktır.ıslam Medeniyeti insanı bu açıdan değerlendirir; ama diğer medeniyetler

    1-Eski Yunan Medeniyeti; ınsanı tanrılaştırır
    2-Hristiyanlık; Hz. Adem’in işlediği suç yüzünden insanı alçaltır.
    3-Hinduizm de kast sistemi içinde insanı ele alır.
    4-Budizm; insanın temelinde varoluşunu kötü kabul eder.


    ı;slam Medeniyetinin özünü oluşturan en önemli unsurdan biri de ıslam Ahlakıdır.Medeniyet kurmak, dünyayı sevmek ve onu gelştirmek için çaba sarf etmeyi ister.Dünyayı sevme ve isteme, ilahi ahlakın disipline ettiği arzuyla sınırlı olmalıdır.Bu sınır olmazsa, o medeniyet ahlaki unsurunu kaybeder.

    Bu sınırı sağlam şekilde insana sunan ıslam ahlakı, bu ölçüyü mükemmel şekilde aktaran Hz.Peygamber (SAV) dır.

    “Eğer dünyada saf alaki durumları çizebilecek, bir ressam olsaydı,çizilecek bu son derece ilginç, çekici, önemli tablo, Hz.Peygamber’in ahlak abidesi tablosu olurdu.” (Fazlur Rahman 1996)

    Özetten çalışacak arkadaşlarım! Vaktiniz varsa eğer, öncelikle ders kitabını okumanızı tavsiye ederim.Bu özeti en son tekrar amaçlı kullanmanızı tavsiye ederim.Herkese başarılar...

    Hazırlayan : papatya_28
  3. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3.ÜNıTE


    ıSLAM MEDENıYETıNıN ÖZELLıKLERı


    Günümüze gelinceye kadar insanlığın birbirinden farklı özellikle kaç medeniyetle karşılaştığı bilinmemektedir.Ünlü Medeniyet tarihçisi ARNOLD TOYNBEE, tarihte 16 Medeniyetin öldüğünü, 5’inin Batı Medeniyeti yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyler..

    Medeniyetler ve ıslam Medeniyeti

    Günümüzde 2 Medeniyet bölgesi ağırlık kazanmıştır.
    1-Hristiyanlık , Yahudiliğin tesirindeki Batı Medeniyeti
    2-ıslam’ın yayıldığı bölgede etkisi olan ıslam Medeniyeti

    ıslam Medeniyeti doğuşu ve gelişmesi esnasında birbirinden farklı 4 Medeniyet ve Kültür alanıyla karşılaşmıştır:

    1-Roma (Bizans )
    2-ıran
    3-Hint
    4-Çin

    ıslam medeniyeti kısa zaman içinde Cebel-i Tarık Boğazı’ndan Çin Seddine kadar olan kısmı kapsadı.

    Müslümanların kısa sürede Cebel-i Tarık Boğazından Çin Seddine kadar olan bölgeye hakim olmasının nedeni nedir?

    ılmi gelişmelere açık olmasıdır..

    ıslam Medeniyeti; Asya, Avrupa ve Afrika’nın önemli kısmını içine alırken Batı Medeniyetinin de gelişmesinde rol oynamıştır..

    Medeniyetler mensubu olduğu coğrafyaya göre farklı özellik taşır.Medeniyetlerin yayaılma sahasına bakıldığında ; içindeki kavimlerin farklı olmasına rağmen herkesin kabul ettiği bazı kurallar yani ortak yönler olduğu görülür.O ortak kurallar Medeniyetin ruhudur.

    Farklı toplumları kültür bakımından ayırt eden şey; zihniyet ve manevi değerler bütünüdür.

    ıslam Medeniyeti; ıslamı kabul eden milletlerin oluşturduğu ortak medeniyetin adıdır.

    ıslam Medeniyetin kuruluş ve gelişmesinde;

    1-Peygamber Efendimiz
    2-Araplar
    3-ıranlılar
    4-Türklerin büyük payı vardır.

    W.Barthold’un da dediği gibi; ıslam Medeniyeti veya Arap medeniyeti ismi Orta Zaman şark Medeniyetine verilmektedir.

    Miladın 7. yydan 13.yy kadar Avrupa ve Ön Asya’nın en medeni ve ileri memleketleri ıslam ülkesidir.

    Bu devirde Bağdat ve Kurtuba , çeşitli sanatların geliştiği en zengin şehirlerdir.

    ıslam’ın ortaya çıkışından itibaren Osmanlıların son dönemine kadar süreç, Dünya Tarihinin en önemli devirlerinden birisidir.

    Peygamber Efendimiz Döneminde başlayan ıslam Medeniyeti, Kur’an ve Sünnetten aldığı ilhamla insani birçok değer ortaya koymuştur. Sadece Allah’ın rızasını kazanmak için kurulan vakıfların benzeri başka medeniyetlerde yoktur.Müslümanlar Vakıf Medeniyeti oluşturmuşlardır.

    Din, vicdan, düşünce,kişisel hakka riayet insanlık için gerekli prensipler ıslam Medeniyetinde önemli yere sahiptir.

    ıslam Medeniyetinin koyduğu değerler sadece insanları değil; hayvanları da kapsıyordu. Hayvanları koruma altına almıştı.
    Hayvanlar için kurulan vakıflar ve mer’a vakıfları bunun en güzel örnekleridir.

    ıslam Medeniyetlerinin ortaya koyduğu değerlerin kaynakları nelerdir?
    Kur’an ve Sünnettir. Bunların dışında toplumun hayır ve menfaatlerine olan örflerdir.


    ıslam Medeniyeti ve ılim


    ıslam kültürünün en önemli kaynağı Kur’an; ilk ayeti ile okumayı emretmektedir. Dini bilgilere sahip olmadan ibadet yapılamaz, ibadet içinde yalnızca dini bilgi olması yeterli değildi.

    Namaz kılmak veya oruç tutmak isteyen bir Müslüman, Astronomi bilgisine,
    Zekat vermek isteyen , Matematik bilgisine
    Hacca gitmek veya namaz kılmak için kıble yönü tayin etmek isteyen ; Coğrafya bilgisine sahip olması gerekir; yalnızca dini bilgi yeterli olamaz..

    ıslam anlayışına göre ilim ve ibadet birbirinden ayrılmayan 2 unsurdur.

    Tercümeleriyle dünyaya ışık tutan alimlerin başlıcaları;
    Taberi, Razi, ıbn Cülcül, ıbn Sina, el-Birûni, ıbn Hazm,ıbn Rüşd, Gazzali, Ali Kuşçu, Mirim Çelebi,ıbn Kemal vs.. (Bakınız syfa 48)

    Montgomery Watt; Batı’nın ıslam dünyasına karşı beslediği kin ve garezine temas ettiği ifadesi:

    “Orta Çağ Hristiyanlarının zihinlerindeki ıslam’ın tamamen iftira mahsulü olduğu bilinmektedir.Biz Avrupalıların kör gözü , ıslam kültürüne olan borcumuzu görmeye manidir.Geçmiş mirasımıza ıslam’ın yaptığı tesiri küçümsüyoruz.Müslüman ve Arapların iyi ilişkiler kurabilmesi için borçlarımızı itirafa mecburuz.Onu saklamak, inkar etmek sahte gurur alametidir.”

    Çiçek açma çağı olan 10.asırda ıslam Medeniyeti, Himalayalar’dan, Pireneler’e , Karadeniz’den Aden Körfezi’ne uzanan tüm ıslam Dünyasına nüfus etmişti.Bu şehir, milletlerarası toplanmanın merkezidir.

    ıslam Medeniyetinindoğuşu, gelişimi ve şekillenmesini sağlayan en büyük etken; ıslam dininin ilme verdiği değerdir.

    Toplumların düşünce ve buna bağlı hareketlerinin şekillenmesinde rol oynayan etken hangisidir?
    DıN

    Toplumu ıslah etmek ve düzen sağlamak için eğitim- öğretim faaliyetleri şarttır.ıslami eğitimin gayesi, iyi ve dengeli insan yetiştirmektir.

    Hz.Peygamber’in bizzat kendisinin öğretici olduğuna işaret eden hadis ve ayetler:
    “Allah, beni muallim (Öğretmen-öğretici) olarak gönderdi. (ıbn Mâce –Sünen)
    “Ey Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek , onları temizleyecek bir elçi gönder.” (Bakara 2/129)

    Kur’an’da ilimden bahsedip araştırma ve Tefekkürü teşvik eden pek çok ayet vardır.Bazıları;
    “De ki; hiç bilenle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer , 39/9)
    “Rabbim, benim ilmimi arttır” de! ( Tâhâ, 20/114)
    “şayet bilmiyorsanız, ilim ehline sorun” (Nahl 16/43)
    “Kalem ve yazdıklarına yemin ederim ki, “( Kalem, 68/1)

    Öğrenme vasıtasından kaleme yemin edilmesi, ıslam’ın sahip olduğu anlayışı gösterir.

    ıslam ülkesinde ilmi hayatın gelişmesinin 2. dönemi olarak adlandırılan 11.yy önemlidir.
    Bu asırdan itibaren sistemli eğitim-öğretim yeri olarak medreseler , halkın dini-medeni gelişmesinde etkili rol oynamıştır.
    Osmanlı beyleri ilme ve ilim adamlarına büyük değer verirlerdi.Bunun için ıran, Horosan, Dağıstan ,Hindistan, Buhara vs.. yerlerden alimler ıstanbul’a geliyordu.

    Medreseler 20.yy çeyreğine kadar inişli-çıkışlı olsa da ülkenin sosyal hayatına yön veren kurumlardı.

    Osmanlı Döneminin 15 ve 16. asırlarına müsbet ve dini ilimlerle meşgul bilginlerin oluşturduğu eserler nedeniyle bu asırlara TÜRK ASIRLARI denir.

    Bu asırlardaki bilginler:
    Taşköprülü ısameddin Ahmed Efendi’nin eş- şakaiku’n- Numaniyye
    Süleyman Saadeddin Efendi’nin Devhatü’l-Meşayih
    Bursalı Mehmet Tahir’in Osmanlı Müellifleri
    Osman şevki’nin Beşbuçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi
    Mahmut Karakaş’ın Müsbet ılimde Müslüman Âlimler
    Franz Babinger’in Osmanlı Tarih Yazıları ve Eserleri ..


    ıslam Medeniyeti ve Adalet


    Arapça a.d.l. Kökünden gelen adalet; Hakkı yerine getirmek, doğru olmak, denk kılmak, terazinin kefesini eşitlemek, eşit hale getirmek, insaf etmek, haksızlıktan kaçınmak , davranışlarda doğru ve tarafsız olmak anlamına gelir.ıslam adaletin uygulanmasını sağlayarak insanların sosyal yaşamını ve karşılıklı ilişkileri güvenceye almıştır.

    Kur’an’ı Kerim’de adaletin önemine işaret eden ayetler:
    “şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardım etmeyi emreder.Hayâsızlığı , fenalığı ve haddi aşmayı yasaklar.” ( Nahl 16/90)

    “Ey ınsanlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun.Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.Âdil olun ki o , takvaya daha yakındır.” ( Mâide 5/8)

    Hz. Peygamber adalet prensibinin üzerinde özenle durmuş, onu üstün tutmuştur.Adalatle ilgili Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei gibi hadis kaynaklarında verilen hadisi;

    “Hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah ,yedi zümre insanı kendi (arşının ) gölgesinde barındırır ki, bunların ilki adaletle hükmeden ve adil davranan yöneticidir.”

    Hz.Peygamber’den sonra adalet dağıtım görevini halifeler yürüttüler.Çünkü;ıslam idare sisteminde kaza (yargı) hilafete dahildir.

    ıslam ‘ın Dünya Harp Tarihinde kendisinden önce düşünülmesi mümkün olmayan insani prensipleri:
    1-Düşmana karşı da olsa adaletten ayrılınmayacak.
    2-Savaşta tahribattan kaçınılacak
    3-Fiilen savaşa katılmayan ( kadın, çocuk, yaşlı, din adamı vs..) dokunulmayacak.
    4-Savaşta insanın haysiyet ve şerefine yakışmayan hareketten uzak durulacak
    5-Esirlere iyi muamele edilecektir.

    Bu şekilde ıslam Harbi; her isteyen ya da gücü yetenin toprak kazanmak için değil; Allah’ın rızasına ulaşmak için katlanmak zorunda olduğu vazife haline geldi.

    ıbn Mukaffa, Cahız, Farabi, ıbn Sina , ıbn Bacce, Gazali, Suhreverdi, ıbn Tufeyl, ıbn Rüşd,ıbn Teymiyye vs.. gibi düşünürler siyaset ve devlet yönetimini konu alan eserler yazmışlardır.

    Osmanlı Beyliği’nde adalet, babadan oğula ( nesilden nesile ) vasiyet ediliyordu.Osmanlı siyaset düşüncesinde varılması hedeflenen en önemli gaye; ADALETTıR.

    ADALET: Eşyayı yerli yerine koymak ve herkese hakkını vermek demektir.

    “ımdi bu Devlet-i Aliyye,adl ile kaimdir ve illa zulm ile memâlik viran olması mukarrerdir.”

    Adaletli davranışın Allah’a yakın olmanın, zulmün de onadan uzaklaşmasının sebebini:

    Adalet bâis –i kurb-i Hüdâ’dır.
    Nitekim zulmeden Hak’tan cüdâdır. Mısralarıyla dile getirilir.

    Adalet; iktidar ve devamlılığın şartıdır.Hazinenin artmasına halkın çoğalmasına yol açar.

    ıktidarlar hangi değerler sayesinde varlığını devam ettirirler?
    ADALETLE

    Peygamber Efendimizin evrensel insan hakları beyannamesi diyebileceğimiz VEDA HUTBESı ; Müslümana hitap ederken aile fertlerinin birbirine karşı halk ve vazifelerini ortaya koyar.

    ıslam Medeniyeti ve Hoşgörü
    Kelime olarak; görmezliğe gelme,bağışlama anlamına gelen hoşgörü; müsamaha ve tolerans gibi anlamlara da gelir.

    Kur’an ‘da hoşgörüye örnek ayetler:
    “ Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et.Onlarla mücadeleni en güzel tarik hangisi ise onunla yap” ( Nahl 16/125)
    “Dinde zorlama yoktur” (Bakara 2/256)

    ıslam müsahamasından hayranlıkla bahseden Batılı kaynak şöyle bir olay anlatır:

    Bir gün bir Musevi Peygamberimize gelir ve erkândan birisinin dini hislerini incittiğini ve Muhammed’in Musa’dan üstün Peygamber olduğunu söyledi, der.Peygamber; “Böyle bir şey söylememeliydin, başkasının itikadına saygı göstetermeliydin” der.

    Bu sözlerden Peygamberimizin inanç konusunda ne kadar hoşgörülü olduğunu anlarız.

    ıslam’ın yayılış tarihi ile ilgili yabancı dilde yazılmış eser biliyor musunuz?
    T.W. ARNOLD ‘un ıntişar-ı ıslam Tarihi

    Endülüs’te 8 asır süren (711-1492) ıslam hakimiyeti sırasında Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar bir arada rahatça yaşayabiliyorlardı.

    ıspanya’nın fethi sırasında Müslümanların yumuşak tavırları sayesinde; Müslüman erkekler ve Hristiyan kadınlar arasında evlilik başlamış,Müslümanların âdetlerini taklit etmeye başlamışlar, Hristiyanlarda çocuklarını sünnet ettirmeye başlamış,Latince’nin yerini Arapça almıştır.

    Müslüman Araplar, 711 senesinde ıslamiyet’i ıspanya’ya sokmuşlardır.1502 senesinde Ferdinand ve ısabella ‘nın duyurduğu fermanla ıslamiyet yasaklandı.

    Osmanlılarda da müsamahalı davranmak devlet politikasının temel amacıydı.
    Osmanlı milliyetlerini tesis ederken dini hürriyet prensibini temel taşı olarak almış ilk millettir.

    Kimseyi din ve ırkından dolayı hor görmemiş, kiliselere dokunmamış, tamirine izin vermişti.Başbakanlık Osmanlı Arşivinde gayrimüslimlere ait 10 adet “Kilise Defteri” vardır ve ilki 1453 tarihli ıstanbul’un fetih tarihini taşır.

    ıslam Medeniyetinde ınsan Hakları
    Hakkını koruyamayacak durumdaki insanları korumak,onlara gelecek maddi- manevi zararı engellemeye insan haklarını koruma denir. Bu koruma görevini Sivil Toplum Örgütleri yapar.

    Bazı devlet görevlilerinin halka sergilediği haksızlıkları ortadan kaldırmak için ortaya çıkan ıstinaf Mahkemesi,Temyiz, Danıştay, Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet bakanlığı gibi terimlerin karşıtı olarak MEZALıM (halkın şikayetini dinleyip onu devlete karşı korumak) önemli rol oynar.Mezalim, Pers (ıran) ve cahiliye dönemi Araplarına kadar uzanır. Yemen’in Beni Zebid kabilesinden biri ticaret için Mekke’ye gelip umreye girmiş.Sehm kabilesinden As b.Vail adamın tüm mallarını gaspetmiş.Yemenli adam Ebu Kubeys dağına çıkıp gaspedilen mallarını geri almak için yardım istemiş.O dönemin ileri gelenlerinden Abdullah b.Cüd’an’ın evinde tartışmaları çözmek ve dışarıdan gelen insanları korumak için toplanırlardı.40 yaşından aşağılar kabul edilmezdi.Peygamberimiz o zaman henüz 25 yaşındaydı ve o kabul edilmişti.Haksızlıkları önlemek için yapılan bu toplantıya Hılfü’l- fudül adı verilir.

    Osmanlı dünyasında sivil toplum örgütü diye isimlendireceğimiz bir müessese var ki; sıkıntıya düşen insanlara yardım etmek ve onların haklarını korumak için kurulmuş VAKIFLAR’dır.

    Vakıfların büyük fonksiyon icra etmelerinin sebebi;

    “ınsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan ; malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan ; vakfın en hayırlısı da insanın en çok duyduğu ihtiyacı karşılayandır” prensibiyle hareket edendir.

    Hazırlayan : papatya_28


  4. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    4.ÜNıTE


    ıSLAM MEDENıYETıNıN DÜNYA MEDENıYET VE BıLıMıNE KATKISI



    ınsanları bilgi elde etmeye sevk eden etmenler;
    1- Merak ve öğrenme duygusu
    2-ınsanın içinde yaşadığı ortamı yaşanır hale getirmesi.
    ınsanların dini inanışları medeniyetin oluşumunda etki etmiştir.

    ıslam Medeniyeti ve Bilim
    Müslüman milletlerin kendi milli-kültürel özellikleri ile Kur’an ve Sünnet ışığında kendi medeniyetlerini birleştirerek oluşturduğu medeniyete ıslam Medeniyeti denir.
    Hz.Peygamber (AS)’ın kendine bildirilenleri insanlara tebliği ile ıslam Medeniyeti başlamış ve gelişmiştir.

    Kur’an’da Düşünmeye Sevk Eden Ayetler:
    1-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 39/9)
    2-“Allah’tan ancak âlim kulları hakkıyla korkar.” (Fâtır 35/28)
    3-Mücadele ( 58/11) ılim sahiplerinin derecesinin yüksek olduğu anlatılmıştır.

    Peygamberimizin ilime verdiği önemi şu söz özetler:
    “Ya öğreten ya öğrenen ya dinleyen ol, dördüncüsü olma , helâk olursun.”

    ıslam Tarihinde ilim adamlarının faaliyetlerinin kolay anlamak için konuyu 3 başlık halinde inceleyelim.

    1-ıslam Medeniyetinde ılk ılmi Faaliyetler
    2-ıslam Medeniyetinde ıslami ılimler
    3-ıslam Medeniyetinin Batı’ya Tesirleri

    ıSLAM MEDENıYETıNDE ıLK ıLMı FAALıYETLER
    -ılk ilmi faaliyetler; Irak, Suriye ve Mısır’ın fethedildiği ilk 3 halife döneminde (632-656 yılında ) başlamıştır.

    Çevrenizde ilim öğrenilen kurumlardan hangilerini biliyorsunuz?
    OKULLAR, ÜNıVERSıTELER, YÜKSEKOKULAR..

    ıslam Medeniyetinde ılmi Faaliyetlerin Yapıldığı Yerler
    1-Mescitler (Hicri 3.yy’da Müslümanların düşücesini tartıştığı kurum haline geldi.)
    2-Kitapçı dükkanları
    3-Âlimlerin evileri.

    ıslami ilimlerden olan Arapça’nın öğrenilmesinde çöl önemlidir.

    Emeviler Döneminde (661-750) Peygamber zamanında şifa olarak nitelendirilen bilgiler tedvin ve tasnif edilmiştir.

    Lügatta ; Halil b. Ahmed
    Nesirde ; Câhız
    Hadiste ; Buhâri
    Fıkıhta; ımam-ı Azam
    Tarih ve Tabakatta; Vâkidi ve ıbn Sa’d..

    • Emeviler Dönemi sonunda fıkıh ve akli ilimler gelişmiş.Yunan ve Mısır ilim adamlarının eserleri tercüme edilmiş.
    • Cündişapur Mektebi, ıslam Devletinin fen ve tıp merkeziydi.

    Miladi 750 yılından 1258’de olan Moğol ıstilasına kadar süren Abbasiler Dönemi, ilmi gelişme açısından önemlidir.

    750-847 Abbasilerin ve ıslam Tarihinin ALTIN DEVRı sayılır.

    ABBASıLERıN KURUCUSU VE PADışAHLARI:
    1-Ebu’l- Abbas
    2-Mansur ( Gerçek kurucu sayılır)
    3-Mehdi
    4-Harun Reşid
    5-Me’mun
    6-Mu’tasım
    7-Vâsık’tır.

    751 Temmuz Talas Savaşı sonrası Semerkant’ta imal edilen kağıt, ıslam dünyasına yayıldı.Kağıt ilmin gelişmesi ve sonraki nesillere aktarılmasında önemli araçtır.

    Dünya Medeniyetinin Başlıca ılim Merkezleri
    Eski Medeniyet ve kültür merkezleri fethedilince Müslümanlar; Babil,Hint, Asur, Fenike, Grek, Roma ; ıran, Yunan, Âsur Medeniyetinin mirasına ulaştılar.Başlıcası;ıskenderiye, Antakya, Nusaybin, Cündişapur,Harran, Ruhâ-Edessa (Urfa) ve Kınnesrin’deki medreselerdir.

    • Bu dönemde tercüme faaliyetlerine girişildi.
    • Me’mun ve diğer halife dön.de tercüme faaliyetleri Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’de devam etti.

    Beytü’l-Hikme ; fen ilimleri enstitüsü, rasathane ve bir kütüphaneden oluşmaktadır.Burda maaşları devlet tarafından ödenen mütercimler kurulu vardı.

    Halife Me’mun Bağdat’ta tercüme mektebi kurup orayı kütüphane yaptı. Huneyn b. ıshak heyet başkanıydı.

    Doğu’nun matematikteki devrimi Muhammed b. Musa el- Harezmi ve Ebu Bekir Râzi’dir.





    Önemli Mürtecimler:
    • Huneyn b. ıshak
    • Hubeyş
    • Sâbit b. Kurre
    • Kindi

    Dört halife Devrinden beri devrin ileri gelenleri toplanır münakaşa ederlerdi.Dört halife döneminde istenildiği zaman toplantı terk edilebilinirdi ; ama Abbasilerde toplantı herkese açık değildi, davet edilen katılabilirdi , halife toplantıyı açmadan kimse konuşamazdı.

    • Bu dönemde Matematik ve Astronomi alanında görülen Hint tesiri sayesinde el-Harezmi yetişmiştir.
    • Yunan kültürü etkisinin devam ettiği Urfa, Harran,Antakya, ıskenderiye’yi Müslümanlar fethetti , kültür mirasına sahip olmuştur.

    Müslümanlar, devlet yönetiminde kurallar ortaya koymuşlardır.ıslam öncesi ilimleri ıBKÂ ve ıKTıFA etmeden olduğu gibi nakletmiştir.

    **** Abbasiler devri ilmi faaliyetler açısından zengindir. *****

    ABBASıLER DEVRı ÂLıMLERı VE ALANLARI

    • ıslami ılimler Alanında;

    Buhari, Tirmizi, Nesâi gibi hadisçiler ve itikâdi mezhep imamı ımam Maturidî

    • Akli ılimler Alanında;



      • Beytü’l-Hikemenin müdürlüğünü yapmış olan Câbir ve Harezmi (Matemetik ilmi büyüklerinden)
      • Muallim-i Sânî ( 2. öğretmen) Fârâbi
      • Tıp ilmi eserleriyle tanınan ıbn Sinâ’dır.

    Mâverâünnehir ve Horasan’daki ılmi Gelişmeler

    ıran’ın doğusundaki Mâverâünnehir’i de içine alan bölgeye Horasan denir.

    Nişabur, Merv, Herat, Belh şehirleri 10. – 12.yy arası ilmi gelişme açısından önemlidir.

    Mâverâünnehir’de Müslümanlar gelmeden önce dini birliktelik yoktu.ıslam Medeniyetiyle birlikte Türkistan önem kazandı.





    Bu bölgede yetişen âlimler;
    • (Ebu Hanife’nin dostunun oğlu) Abdullah b. Mübarek et- Türki (tefsir, hadis, fıkıh ilmi eserleri)
    • Aristo- HÂCE-ı EVVEL olarak bilinir.
    • Fârâbi- HÂCE-ı SÂNı ‘dir. En önemli eseri, Kitabü’l- Mûsîki’dır.

    Diğer Eserleri; 1- ıhsânü’l- Ulûm
    2- Arâü’l- Medineti’l- Fâdıla ( Sosyolojiye yakın eseri)

    KARAHANLILAR DEVRı = Türkistan ve Mâverâünnehir’de yaşarlar.( 840-1212)
    Bu devrin Türk Kültür ve sanatı bakımından yeri önemlidir.Balasagun ve Kaşgar şehirleri o devirde ilim-kültür şehirleridir.

    • Bu dönemde ; Türkçe eserler yazılmıştır. Uygur ve Arap harfleriyle de yazılmıştır..
    • Buhara ve Semerkant en önemli ilim kültür merkezlerindendir.
    • Kaşgar, Balasagun ve Özkent medreseleri ıslami ilimleri yaymaya katkı sağlamıştır.

    Kaşgar’da Yetişen Âlimler:
    Sem’âni = Kitâbu’l-Ensâbı
    Cemal Karşî = Mülhkâtü’s- Sürah

    * Karahanlılar eserlerini Uygur ve Arap alfabesiyle yazmışlardır.





    KARAHANLILARIN EN ÖNEMLı ESERLERı
    • Yusuf Has Hâcib- Kutadgu Bilig = Siyasetname mahiyetindedir. Devlet yönetme bilgisi verir. Aruz vezniyle 6500 beyitle yazılmıştır.Bu eser Tamgaç Buğra Han ( 1052-1068) adına yazılmıştır.


    • Kaşgarlı Mahmut- Divânü Lügati’t- Türk= 1073-1077 yılı arasında Abbasi halifesi Muktedi Billah’a sunulmuştur.Türkçe’nin güzelliğini Araplara göstermek için yazılmıştır.


    • Ebu’l- FütûhAbdülgâfir b. El-Hüseyin’in – Târih-i Kaşgârı


    • Ahmed Yesevi- Divân-ı Hikmet = Hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yesevilik tarzı Türkistan’a kadar yayılmıştır.


    • Edib Ahmed b. Mahmud Yükneki- Atebetü’l- Hakâyık

    Karahanlıların 11.yy âlim ve şairleri:
    Emir A’mak, Buhâri, Necibi, Fergâni, Reşidi, Semerkandi ve “SıNBADNÂME ve A’RUZU’S- SıYÂSE Fı ARÂıZı’R-RıÂYE esrelerinin yazarı Muhammed b. Ali es- Semekandi ‘dir.

    GAZNELıLER DEVRı= (936-1187) Devletin resmi dili Farsça’dır.Arapça eğitim dili, halk arasında da Türkçe konuşuluyordu.




    Gazneli Âlimleri: EL-BÎrûni = el- Âsaru’l-Bâkiye ani’l- Kurûni’l- Hâliye
    • Tâhdidu Nihayeti’l- Emâkin
    • Hind kültür ve Medeniyetini anlatan mukayeseli dinlere öncülük yapmış kitabı = Tahkîku mâ li’l- Hind
    • Astronomi kitabı olan el- Kanunu’l-Mesûdî
    • Değerli taş ve minarelerle ilgili kitabı = Kitâbu’s-Saydala ‘dır.

    Utbi; Târihu’l- Yemini adlı eserini Sultan Mahmud adına yazmıştır.
    Ebu Sâid Abdülhayy b. Dahhâk Gerdizi= Zeynu’l- Ahbar
    Ebu’l- Fazıl Muhammed b. Hüseyin Beyhâkî = Tarihu Beyhâki

    Gazneliler Döneminde Sultan Mahmud ve oğlu Mesud zamanında Gazne şehri ilim kültür merkezi haline geldi.

    Selçuklulardaki ılmi Faaliyetler
    Tuğrul Bey’den itibaren (1040-1063) ıslam dünyasının her tarafını hastane, kervansaray vs. donatmıştır.

    ılk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey Döneminde Nişabur’da kurulmuştur.

    Teşkilatlı öğretim müesseseleri Alp Arslan’ın izniyle Vezir Nizamülmülk tarafından yaptırılan Nizamiye Medresesidir.

    ılk Selçuklu hastanesini Nişabur’da Nizamülmülk yaptırmıştır.
    ısfahan ve Bağdat’ta Melikşah’ın yaptırdığı rasathaneler ve rubaisiyle ünlü Ömer Hayyam’ın bilim çalışmaları önemlidir.

    Rasathane nasıl bir kurumdur?
    Astronomi gözlemi yapan kuruluşlardır.TÜBıTAK’ın uzay bilimleri ile ilgili çalışması buna örnektir.

    Sultan Sancar Döneminde Selçuklu şehirlerinin enlem, boylam ve kıble yönünü belirleyen Zic-i Sancâriyi tertipleyen Ebu Mansur Abdurrahman HâzinÎ de önemli ilim adamlarıdır.

    • Diğer ilim adamları; Mahmud Harezmi , Mehmet ılâki, Nâsrıddun Tûsi ‘dir.

    Selçuklu Âlimleri:
    Ebu’l- Meâli Cüveyni, Gazali, Pezdevi (Hanefi fıkhı âlimi) El-Mebsut yazarı SerahsÎ, Muhammed şehristanÎ, Kâdî Beyzâvî şirazi, ıbn Hassul, Ebu Tâhir HatunÎ, Muizzi, Ali b. Zeyd Beyhâki , ıbn Bibi, Kerimüddin Mahmud Aksarayi, ıbnül KıftÎ vs.. ( Bakınız sayfa-74)

    Harzemşahlar: ılime ve ilimadamlarına büyük önem vermişlerdir.Semerkant, Buhara, Merv, Gürgenç önemli ilim merkezleridir.
    Harzemşahlı Âlimler
    Müfessir Zemahşeri, şair Reşid Vatvat , Fahreddin Râzi, Bahaüddün Veled vs..

    TıMURLAR DÖNEMı
    14.YY Timurlar Dönemi Türk uygarlık tarihinin rönesansıdır.Bilgin ve hükümdarlar dönemidir.Sanat eserlerinde Türkçe ustalıkla kullanılmıştır.

    Cengizhan Devleti’nin devamı sayılır.Devletin hem resmi dili hemde bilim dili Türkçe’dir.

    Câmii, KÂsım-ı Enver,Ali şir Nevai,Hoca ısmet Buhari Timur döneminde himaye edilmiştir.

    Uluğ Bey, Hüseyin Baykara, Babürşah Timurlu sultanlarının önde gelenleridir.
    Uluğ Bey, astronomi de ün yapmıştır.Zick-i Uluğ Bey adlı yıldız katoloğunu incelemiştir.Hafız ve şairdir.
    Hüseyin Baykara sanat edebiyat ve bilimdeki başarısıyla üne kavuşmuştur.
    Babür, Hint- Türk Devleti’nin kurucusudur.

    Babür’ün Eserleri= Babürnâme, Aruz Risalesi, Mübeyyen, Divân, Vâlidiye Risâlesi Tercümesi..

    Anadolu Coğrafyasındaki ılmi Gelişmeler
    Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile Malazgirt Savaşı arasındaki dönemde Müslümanlar Anadolu Hudutlarına girmiştir.

    Anadolu’da kurulan ilk eğitim müessesesi 2. Kılıç Arslan dönemindedir.
    Mahzenü’l-Esrâr’ın müellifi Genceli Nizami Mengüceklioğulları hükümdarı Fahreddin Behramşah’a yazmıştır.

    Suhreverdi Maktul Kitâbü’l- Elvâhı’l- ımâdiyesini 2. Kılıç Arslan’a ithaf etmiştir.
    Ravzatü’l- Küttab ve Beridü’s-Sa’âde Muhammed b. Gazi Ravzatü’l- Küttabını Rükneddin Süleyman şah’a , Beridü’s-Sâ’adesini Keykâvus b. Keyhüsrev’e yazmıştır.

    şair Kâni Kelile ve Dimne ile 30 ciltlik Selçuklu şeyhnâmesini yazmıştır.

    Tıp Alanındaki Eserler; ıshak b. Murad’ın yazdığı şifâ-i Tıb
    Hacı Paşa’nın Aydınoğlu ısâ Bey adına yazdığı şifâü’l- Eskâm , Müntehâb-ı şifÂsı, Germiyanlı Ahmedi’nin Tervihu’l-Ervâhı…

    Astronomi ıle ılgili eserler = Allâme şirazlı Mahmud’un Kastamonu Bey’i Hüsameddin Çoban’ın oğlu Muzafferuddin Yavlak Arslan ‘a ithaf ettiği ıhtiyâratü’l- Muzafferisi

    şemseddin Mehmet Tusteri’nin Eşrefoğullarından Mübârizüddin Mehmet b. Süleyman adına kaleme aldığı felsefi mahiyetteki el- Fusulü’l-Eşrefiyye önemli eserleri arasındadır.
    Osnmanlı Tarihinde bilgi sahibi olmak için Taşköprülüzâde’nin eş- şakıkü’n-Numaniyye, Katip Çelebi’nin Keşfü’z- Zünun adlı eseri meşhurdur.

    Katip Çelebi Kimdir?
    17.yy Türk ilim dünyasında müsbet düşünceyi temsil eden âlim ve eserin adıdır.

    ıslam Medeniyetinin Batı’ya Tesirleri
    1-Endülüs ıslam Medreseleri ( Kurtuba, Sevilla, Toledo, Gırnata)
    2-Sicilya Müslümanları
    3-Yahudi Tercümanlar
    4-Hint Ticaret Yollarının aranması
    5-Haçlı Seferleri
    6-Balkanlara yerleşen Osmanlı müesseseleri

    ıslam Medeniyeti’nin Batı’ya Geçiş Yolları ve Türkler
    12.yy Üniversitelerde ıbn Sina’nın el- Kânun Fi’t-Tıb ve ıbn Rüşd’ün tıbbi risalesi okutuluyordu.

    Romalılar ve Bizanslıların Akdeniz etrafında meydana getirdiği medeniyete Akdeniz Medeniyeti denir. Doğu kültürünün Batı’ya geçmesine aracı olmuştur.

    Eski Doğu Medeniyeti’nin Batı’ya aktarılmasında Müslümanlar rol oynamıştır.

    Türklerin ıslamlaşma Dönemi
    1-ıslam Medeniyeti Avrupa’ya ıspanya yoluyla ilk adımını attı.

    ıspanya 711 yılında Müslümanlar tarafından fethedildi.
    10.yy dünyanın ayrıcalıklı bölgesi haline gelen Müslüman Endülüs dini ve fikri hoşgörünün merkezi oldu.
    9. ve 11.yy ıslam Medeniyeti’nin Latin kültüründe etkisi göze çarpar.
    ıspanya Avrupa’nın istifade ettiği bölgedir.

    2-Medeniyetlerin Batı’ya 2. tesir kapısı Sicilya’dır.
    3-ıslam Medeniyeti’nin Avrupa’ya giren 3. en önemli yolu Haçlı Seferleri’dir.

    Bu seferlerin amacı Hristiyan birliğini ayakta tutup ıslam tesirini yok etmektir.
    Batı , Haçlı Seferleri sayesinde Devlet Teşkilatını Türklerden öğrendi.
    ıbn Sina’nın Kitabü’n- Nefs ve şifa eseri Yohannes tarafından Avrupa’ya kazandırıldı.

    Haçlı Seferleri ile Batı, Doğu’yu tanıdı.
    Haçlı- Müslüman yaklaşımı sonucunda yeni yaklaşım oluştu. Avrupa’da düşünce özgürlüğü ve felsefenin öğrenmesi konusunda yol açtı.

    4-ıslam Medeniyetini Batı’ya taşıyan diğer yol; liman şehirleridir.

    Bu yolla daha çok Doğu- Batı arasında kültür alışverişi olmuştur.

    5-ılmi sahada Müslüman âlimlerin Batı’ya tesiri 12.yy’da etkili olmuştur.

    Avrupa , ıslam’dan aldığı ilim ve teknikle 12. -15.yy da kendi Medeniyetini kurabilmiştir.

    ıSLAM MEDENıYETıNıN BATI DÜNYASINA KATKIDA BULUNDUğU ALANLAR

    Felsefe: Müslüman âlimler Yunan edebiyatını inceleyerek bugünkü Felsefeyi oluşturdular. ıbn Rüşd, Batı dünyasını etkilemiş, Batı ona “Rasyonalist” demiştir ve ıbn Rüşdçülük akımı doğmuştur.

    Tıp: Fransa kralı 3. Henri Fransa’da tıbbın gelişmesini kolaylaştırmak için Paris Colege Royal’de Arap dili Enstitüsünü kurdu.

    Parlemo Ortaçağ boyunca ıtalya’nın tıp merkezi oldu.

    Anotomi ve tıbbın babası kabul edilen Andreas Vesalius , Tıp kitabını anlamak için Arapça öğrenmiştir.

    Müslüman tıbbın Batı’daki ilk otoritesi Kitabu’l- Hâvisi eseriyle Râzi’dir.

    ıbn Sina’nın el- Kânun fi’t-Tıbb meşhurdur.
    ıbn Sinâ; Doğu’nun şahı ünvanıyla anılır.

    Riyazi ılimler: Sayı sistemi ve rakamları Batı’ya Müslümanlar tanıttı. Müslümanların en büyük Matematikçisi el- Harizmi , Batılılar üzerinde tesiri büyüktür.

    Geber adıyla tanınan Câbir b. Hayyan da önemli âlimdir. Biruni, Battani vs..

    Diğer Bilimler: Eczacılık, kimya vs. Müslümanlardan öğrenildi. şekeri ilk kez şurup içmede Müslümanlar kullanmıştır.

    Kahireli ıbnu’l-Heysem , fizik araştırmaları ( optik ve göz hastalıkları ) konusunda öncüldür.

    Neuburger ; ıslam Medeniyetindeki akıl hastanelerinin organizasyonunu beğenmektedir.

    Dil: Arapça kelimeler Batı dillerinde hâlâ bazı alanlarda kullanılır.

    Kültür Hayatı: 7.yy da ıspanyayı fetheden Müslümanlar parlak uygarlık temeli atmışlardır.

    7. -11. yy arasında çok sayıda bitkinin Akdeniz Havzasında yayılmasını sağlamıştır.

    Avrupalıların beslenme alışkanlığını değiştirmişlerdir.

    Akdeniz sanatı 13.- 14.yy Arap- Türk geleneklerinin ilişkisine dayanır.

    Müslümanlar ; sulama kanalı yapımı, yel değirmeni, at türleri, zeytinyağı, kubbe ve kemer yapımında örnek olmuşlardır.

    Vize Sınavında 1-4. ünitelerden sorumluyuz.Kolay gelsin..

    Hazırlayan : papatya_28

  5. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ıDARî VE SıYASı KURUMLAR

    5.ÜNıTE
    * ıslam Tarihinin önemli 3 kurumu; hilâfet, vezâret/vezirlik, Divân teşkilatıdır.
    *Vezirlik kurum olarak Abbasi halifesi Ebu’l- Abbas Abdullah es- Seffah’ın Hemedanlı Ebu Seleme Hafs b. Süleyman el -Hallah’ı göreve getirmesiyle başladı.
    *Kanuni Sultan Süleyman vezir-i azâm yerine sadr-ı azâm (sadrazam) ismi kullanıldı.
    *Osmanlı’nın son sadrazamı Tevfik Paşa’dır.
    *Divan Teşkilâtını kurumsal anlamda Hz.Ömer kurmuştur.
    Hilâfet: Birinin arkasından gitmek, onu temsil etmek, makamını almak
    Hz.Peygamberden sonra Hz Ebu Bekir’in seçilmesiyle oluşan devlet başkanlığı kurumudur.
    *Hilâfet- devlet başkanlığına imamet, halifeye imam denilirdi.Namaz imamlığından ayırmak için imâmet-i kübrâ denilir.Devlet başkanlığı için emîru’l-mü’minîn ismi kullanılır.
    *Kur’an’da hilâfet kelimesi kullanılmamış, onun yerine halife, hulefâ, halâif kelimeleri kullanılmıştır.
    *ınsanın Allah’ın halifesi olması yaratılış amacıyla, yeryüzünün halifesi olması sorumluluk alanıyla ilgilidir.
    *Hilâfet, halife, emir, imam hadislerde devlet başkanlığı için geçen kavramlardır.
    *Hilâfetin saltanata dönmesi Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht tayin edip biat almasıyla başladı.(675-676)
    *Hz.Peygamber’in AKABE BıATI siyasi liderliğinin kabulünü, MEDıNE SÖZLEşMESısiyasi birliğini tamamlayan ve Medine ıslam Devleti başkanı olduğunu gösteren sözleşmedir.
    *Kur’an insanın halife yaratıldığını ve tüm insanların halifeliğe aynı şekilde muhatap olduğunu (Bakara 2/30) ayetiyle ifade eder.
    *Devlet halifelik görevini yerine getirmede önemli unsurdur.
    *Halife otoritesini Allah’tan değil idare ettiği halkın biatından alır.Sorumluluğunda denetime tutulur, belli göreve gelme yöntemi yoktur.
    * Hz.Peygamberden sonra Ensar Saideoğulları gölgeliğinde toplanıp Sa’d b. Ubade’yi halifeliğe aday gösterdiler.
    *Hz.Ebu Bekir hilâfetin Kureyşten olmasının doğru olacağı,Arapların ancak Kureyşlilere itaat edeceği sözü Hz.Peygamber’in hadisi gibi algılanıp “Hilâfetin Kureyş kabilesine âidiyeti “ halifelikte aranan ilk şart oldu.
    *Ensardan Beşir b. Sa’d Hz. Ebu Bekir’e ilk biat eden kişidir.
    *Hz.Ebu Bekir’in halife olarak yaptığı yaptığı ilk konuşmasının açılımı: “Ben Kur’an ve Sünnete uyduğum sürece bana itaat edin, bunlardan ayrılırsam beni uyarın.”
    *Hz.Ebu Bekir’den sonra Mescid-i Nebevi’de halkın biatı alarak Hz. Ömer ( Ömer b. Hattab) Müslümanların 2. halifesi oldu.
    *Hz.Ömer kendinden sonra halifelik için 6 aday ( Ehlü’ş- şûrâ) Hz.Osman, Hz.Ali,Abdurrahman b. Avf,Talha b. Ubeydullah,Sa’d b. Ebi Vakkas ve Zübeyr b. Avam’ı önerdi. Bunlar kendi arasında 3 gün içinde birini halife seçecekti, bu yönteme sonradan Ehl’ül- Hal’ ve’l-Akd seçimi denildi.
    *3. halife Hz.Osman, 4.halife Hz.Ali’dır
    *Asr-ı Saadet( 4 halife dönemi) yönetim şekli kendine özgüdür.
    *Hz.Ali’den sonra Kufeliler Hz.Hasan’a biat etti ve 5. halife oldu
    *”şam Emiri” sıfatını kullanan Muaviye Emiru’l- Müminîn olduğunu ilan etti.
    *Hz.Hasan intikam siyaseti gütmemesi, kendinden sonraki halifeyi şuranın seçmesi, kendi- ailesi için hazineden tahsisat bağlanması karşılığı halifelikten çekildi.Muaviye Kufe Mescidinde halkın biatını alıp halife oldu.Bu yıla birlik yılı ( 661) denilir.
    Emeviler Dönemi: Muaviye ile başlamış.Muaviye emîru’l- müminîn, halifetü Resûlillah yerine Halifetullah sıfatını kullanmıştır.
    *Muaviye halifeyi şuranın seçmesi maddesine uymayıp oğlu Yezid’i halife ilan etmiş, hilâfet Saltanata dönüşmüştür.
    *4 halife döneminde siyasi otorite ıslam Devletini korumak için kullanılırken Muaviye devleti “KABıLE” adına yönetti.
    *Kerbela olayı bölünmelere yol açtı ve Emevi hilâfeti sorgulandı.
    Ömer b. Abdülaziz’i diğer halifelerden ayıran 3 özellik ?
    1)Hilâfette saltanatı kaldırıp seçim usülüne dönmek istemesi
    2)Cuma Hutbesinde Ehl-i Beyte kötü söz söylemeyi yasaklaması
    3)Devlet idaresine ehil kişileri getirip haksız- lüks uygulamalara son vermesidir.
    Abbasiler Dönemi: Ebu’l- Abbas Kûfe Camii’nde halıkın biatını alıp halife oldu.Hilâfet sonrası ilk hutbesinde ihtilal sonrası meşrutiyet bildirisi yayınlamış, hilâfetin kendi hakları olduğunu, Emevilerin halifeliği gaspettiğini, Emevi hilâfetini kendilerinin yok ettiğini anlattı
    *Ebu’l- Abbas çok kan döktüğü için “SEFFAH” ünvanını almıştır.
    *Abbasilerin gerçek kurucusu olan Cafer el- Mansur kendini “Allah’ın sultanı” ilan edip şiddete başvuruyordu. “Fatımaya imamet caiz değilken, imamete nasıl mirasçı olunur?” Ehl-i Beytin Hz. Ali ve oğulları değil, Abbasoğulları olduğunu iddia etti.
    *Bağdat kadılığı ve başkadığı kabul etmeyen ımam-ı Âzam-ı hapsettirip kırbaçlattırdı.ımam-ı Âzam Ebu Hanife’yi Bağdat inşasında tuğla kontrol işini kabul etmek zorunda bıraktı.
    Mutezili görüşünü hilâfet politikası haline getiren hangi Abbasi halifesi hangi büyük âlimi niçin hapsettirip kırbaçlattırmıştır?
    Me’mun Ahmed b. Hanbel’in “Kur’an mahluktur.” Demesini bahane edip hapsettirip kırbaçlattırmıştır. Asıl nedeni; halifenin kabul edilmesini istediği ve devletin ideoloji haline getirdiği görüşü reddetmesiydi.
    *Emeviler döneminde kullanılan Hâlifetullah tabiri Sultânullah’a döndü
    *Abbasilere devlete, siyasete, orduya Arapların egemen olması yıkılışını hazırladı.
    *Selçuklular 17 ocak 1055’te Kâim Biemrillah’ı Büveyhilerden kurtardı.Tuğrul Bey’e minnettar olan halife Tuğrul Bey’inde adını hutbelerde okutulmasını istedi.Törenle taç giydirip, kılıç kuşatıp Tuğrul Bey’e Sultânü’l- Mağrib ve’l- Maşrık ( Doğunun ve Batının Hükümdarı) ünvanını verdi.
    *Endülüs Emevileri 3. Abdurrahman Dönemine kadar halife ünvanını kullanmadı.
    *3.Abdurrahman 929’da “Nâsır lidînillah( Allah’ın dininin yardımcısı) ünvanıyla kendini halife ilan etti.
    *Fatımiler, kendisini Resulullah’ın kızı, Hz.Ali’nin eşi soyuna bağladılar.
    Abbasilere göre halifede bulunacak şartlar;
    1)ıçtihat yapabilecek kadar ilim sahibi, adil ve adaletli
    2)Dini koruyup yayacak,devleti iyi idare edecek siyasi görüşe sahip
    3)Görevini yapmaya engel bedeni özrü bulunmayacak
    4)Erkek, hür ve akıllı , Kureyşe mensup olacak
    Hâlifelik Alâmetleri; 1) Resmi törenle “ BÜRDE” denilen Hz.Peygamber’in hırkasını giyerdi.
    2)Hz.Muhamed’i taklit mühür kullanırlar
    3)Tahtta ve minberde ellerine asâ alırlar.
    4)Hutbelerde isimleri okunup kendilerine dua edilir.
    5)Kendi adlarına “ SıKKE” (Para bastırırlar) kestirirler.
    6)”TIRAZ” kendi için yapılmış özel işaretli elbiseyi giyerler.
    Osmanlı Dönemi: Osnmanlı Sultanının “halife” kabul edilmesiyle iligili 2 yorum vardır.
    1)Osmanlı Sultanları Osman Bey’den itibaren halifedir.Osman Bey Karacahisar’ı fethedince kılınan ilk Cuma ve bayram namazlarının hutbesi kendi adına okunmuştur.
    *Kanuni Sultan Süleyman’ın yazdığı “Halâsü’l-Ümme fi Ma’rifeti’l-Eimme” eserinde Sultan Süleyman’ın zamanının imamı olduğu yazar.
    2) Osmanlı Sultanlarının halife olması Yavuz Sultan Selim’le başlar.Mısır’ı fethedince “ Hâdimü’l- Harameyni’ş-şerîfeyn” ünvanıyla dönemin halifesi 3. Mütevekkil Alallah’tan halifeliği teslim almıştır.
    *Osmanlı halife ünvanını resmi olarak 3. Abdulhamit’in 1727 yılı ıran’lı Eşref Han’la imzaladığı anlaşmada kendini “bütün Müslümanların halifesi “ olarak nitelendirmesiyle başlamıştır.
    *Osmanlı sultanının halife ünvanı 17 Temmuz 1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması ile uluslar arası boyuta taşındı.
    *Osmanlı sultanlarından halifeliğe en çok önem veren, devleti kurtaracak unsur olarak gören 2. Abdulhamit’tir. Kanun-i Esasi’ye “ Padişah hazretleri halife olarak ıslam dininin koruyucusu ve bütün Osmanlı vatandaşlarının hükümrânıdır” maddesini ekletmiştir.
    *1 kasım 1922’de saltanat hilâfetten ayırıp saltanatı kaldırdı. ısmet ınönü’nün ve Seyyid Bey’in “hilâfetin şerî mahiyeti” tartışması sonucu 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı.
    Seyyid Bey’in hilâfetin şerî mahiyetiyle ilgili konuşma metninden 3 cümle? 1)”Hilâfet hükümettir,doğrudan millet işidir
    2)Halife tayininin amacı zalimin zulmünü ortadan kaldırmaktır.
    3)ıslam’da ruhanî hükümet yoktur, ıslam’da dini- idari teşkilât yoktur.
    Vezirlik: 1)Vizr Kökünden: ağırlık anlamındadır
    2)Ezr Kökünden: Sırt demektir. 3)Vezr Kökünden: Sığınak demek.
    VEZıR: Padişahın işini yüklenip hükümdarlıkla ilgili konuda idaresiyle yardımcı olan kimsedir. Vezir Kur’an da yardımcı ( Tâhâ 20/29) ve sığınak (kıyâmet 75711) manasında kullanılmıştır.
    *Vezirin makamına vezaret- vezirlik denir.Osmanlı’da vezir- Paşa’dır.
    *Vezirliğin kaynağı Kur’an, Hadis ve Maslahat’tır.
    *Hükümdarların kendine vezir tayin etme hakkı vardır
    Abbasiler Dönemi: Abbasi halifesi Ebu’l- Abbas vezirlik kurumunu ıslam’a taşımış, ılk vezir de Hemedanlı Ebu Seleme Hafs b. Süleyman el- Hallâl’dır.
    *Abbasilerde 2 çeşit vezirlik vardı.
    1) Tefviz Vezirliği: veliaht tayini, memur azli ve görevden alma yetkisi dışında bütün işleri halife adına yapardı.ıcrâî bakanlığa benzer.Bu vezirliğe atanacaklarda nesep hariç tüm şartlar bulunmalıdır.
    2) Tenfiz Vezirliği: sadece görev alanı konularından sorumludur.Devlet Bakanlığına benzer. Vezir sultan ve devleti yönetiyorsa; tefviz vezirliği, sultan işi bizzat kendi yapıyorsa tenfiz vezirliğidir.
    *Abbasi hilâfeti Büveyhilerin eline geçince vezirlik babadan oğla geçmeye başladı. Benî Fuat 50 yılda 4 vezir çıkarmıştır.
    *Endülüs Emevilerinde vezire” vezir, hâcib” de denilmiştir.
    *Sâmâni, Gazneli, Karahanlılar vezire “ Hâce-i Büzürg” de demişlerdir.
    *Selçuklular “ Sâhib, hâce, lala, atabek” isimler verilir “ Menşûr-ı vezâret” sultan fermanıyla tayin edilir.Vezirlik alâmeti olarak altın divit, tac veya külah ve kılıç verilir hil’at giydirilir.
    Osmanlı Dönemi: vezirlik Selçukluların devamı niteliğindedir.
    *ılk vezir ulemâ sınıfından Alâeddin Paşa’dır.
    *Vezir sayısı 1. Murat zamanında 2, 2. Murat zamanı 4, Kanuni zamanı 7’ye çıkmıştır.
    *Vezir-i azâma “ulu vezir” ve “mühr-i hümâyun”denir. Görevi tefviz veziriyle aynıdır.
    *Fatih Dönemine kadar vezirler köklü Türk ailesinden tayin edilirken Fatih vezirleri devşirmelere tahsis etti.
    *Vezir-i azâmın görev süresi başarı ve hükümdarla ilişkisine bağlıdır.Vezirler belli süreliğine tayin edilir. Süresi dolupta görevi yenilenirse ıBKÂ , başkasına verilirse TECVıH görevi yenilenenlere ıBKÂ BERATI verilir.
    *Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle vezir-i azâma ;sadr-i azâm,sadr-ı âli, sadâret-penâh denir.Sadrâzamlık 1922 saltanatın kaldırılmasıyla son Osmanlı sadrâzamı Tevfik Paşa’nın istifasıyla bitti.
    Vezirlerin özellikleri, görev ve yetkileri için syf 105- 106 bakınız.
    Divanlar: Hz.Ömer devlet hazinesini düzene koyup , ordu ve savaşa katılanları kayıt altına almak için 641’de Divan teşkilâtını kurdu.Bu divana “Divânü’l-Atâ” adı verilir.
    *Hz.Ebu Bekir Döneminde atıyye ( gelir) eşit şekilde dağıtılırken, Hz.Ömer bu uygulamayı değiştirip ödemede Peygamber’e yakınlık,fetihlere katılma vs.ölçütleri esas almış.
    *Hz.Peygamber ve Hz. Ebu Bekir döneminde gelirin Beytü’l- mâl’de biriktirilip atıyye adıyla yılda bir, yiyeceklerin erzak adıyla ayda bir dağıtılması ve gelir- gider divan defterine kaydedilmesi kararı alındı.
    Emevilerde Divan:Divânü’l-Harâc: şam’da Toprak vergisi takdiri ve toplanması
    Divânü’r- Resâil: Devlet Başkanlığının resmi yazışmasından sorumlu
    Divânü’l- Hâtem: Resmi yazışmaları mühürleyip arşivlemek
    Divânü’l- Berîd: Posta işleri, Abdü’l- Melik bu divanı düzenlemiş
    Divânü’l- Cünd: Belli aralıkla nüfus sayımı yapmak.
    Divânü’n- Nafakât: Hazine masraf hesabını tutmak.
    Divânü’s- Sadakât: Zekat- öşür işini yürütmek.
    Divânü’l- Müstegallât:Devlete ait taşınmazları halka kiralama
    Divânü’t- Tıraz: Sancaktar, bayrak, resmi elbise yapımı.
    Merkez dışı her bölgede Harâc, Resâil,Cünd divanları vardı.Abdü’l- Melik 700 yılında divan defterlerinin Arapça tutulmasını istedi.

    Abbasilerde Divan:Emevilerdekine ek olarak

    Divânü’t- Tevki: Resâil divânıyla aynı göreve sahiptir.
    Divânü’l- Mezâlim: Üst düzey bürokrat şikâyetlerine bakar.Temyiz Mahkemesine benzer.
    Divânü’l-Ezimme: Devlet gelir- gider görevini teftiş eder.
    Divânü’l- Müsâdere:Devletin el koyduğu malları yönetir.
    Divânü’l-Ceyş:Devletin asgari işlerine bakar.
    Divânü’d-Dıyâ:Devlet arazisi, sahış arazisinin öşürünü toplar.
    Divânü Beytilmâl:Devlet hazinesinin idaresiyle ilgilenir.
    Selçuklularda Divanı:Tüm devlet işlerinin yürütüldüğü BÜYÜK DıVÂN, “DıVÂN-I AL” “DıVÂN-I VEZÂRET” denir ve buna bağlı 4 divân vardır.
    Divân-ı ınşâ: Divân-ı tuğra da denir.devletin haberleşme işleriyle
    Divân-ı ıstifa:Devletin mâli işleriyle
    Divân-ı ışraf:Mâli- idarî işleri teftiş etmekle
    Divân-ı Arz:Askeri işleri yürütmekle görevlidir.
    Divân-ı Berîd: Devletin posta işiyle ilgili, Büyük Divâna bağlı değildir
    Osmanlıda Divan:Osman Gazi’ylevar olan divân, Orhan Bey zamanında kurum haline geldi. Selçukludaki Büyük Divânın yerini aldı.Divânü Hümayun’a geçiş 2. Murat Dönemi başlayıp Fatih Dönemine tamamlanan süreçte olmuştur.
    Divân-ı Hümâyun:Fatih Dön. Kadar Padişah- vezir-i azâmlar başkanlık etmiş, Fatih Dön.’de Padişahın başkanlık etme yetkisi kaldırılmıştır.Burdan çıkan kararlara HÜKÜM denir.Köprülü Mehmet Paşa zamanında etkinliğini kaybedip Sultan 2. Mahmut Dön.’de Yeniçeri ocağının kaldıırlmasıyla Meclis-i Vükelâ,Meclis-i Has adıyla kabine sistemine geçildi.
    Divân-ı Âsafi ( ıkindi Divânı):Sadrazam başkanlığında ikindi toplanır
    Ayak Divânı:Acil işler için padişahın isteğiyle kurulur
    Galabe Divânı:elçi kabulü sonrası yapılır
    Cuma Divânı:sadrazamın şeri ve örfi davalara baktığı divândır.
    Çarşamba divânını Cuma divânı ölçeğinde açıklayınız
    Çrşmba Divânı; sadrazamın ıst.Halkının şeri- örfi davasına bakmak için kendi divanhânesinde yaptığı divândır.

    Hazırlayan : papatya_28
  6. Yazan: umut çakmak
    umut çakmak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Register
  7. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ıS LAM MEDENıYETıNDE SOSYAL DAYANIşMA VE VAKIFLAR
    6.ÜNıTE

    Zekat: Mâli ibadettir.ıslam’ın 5 temel esasından biridir.Akıllı, büluğa varmış,hür olup nisap miktarından fazla malı olan her Müslümana farzdır.
    *Kur’an’da 28 yerde müstakil, 6 yerde namazla birlikte geçer.
    *Yerine getirilmediğinde büyük günah, inkâr edildiğinde ıslam’dan çıkmış saydıracak kadar ruhî vergidir.
    *Kur’an’da (Tevbe9/60) “Zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri Müslümanlara ısındıracaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir.Allah bilendir, hâkimdir.
    Zekât almaya hakkı olan kimlerdir?
    1- Fakir ve yoksullar
    2-Düşkünler
    3-Âmiller (zekât işinde çalıştırılanlar)
    4-Müellefe-i kulûb ( kalpleri Müslümanlığa ısındıracak olanlar)
    5-Kölelikten kurtulacak olanlar ( er-Rikâb)
    6-Borçtan kurtulacaklar (el- Gârimîn- borca batmış kimse)
    7-Allah yolunda çalışanlar
    8-Yolda kalanlar (yol oğlu)
    * Bu ayet Medine’de inmiştir, zekât hicretten sonra farz kılınmıştır.
    Borçlular 2 kısındır. şahsen borçlu olanlar, toplum yararına borçlu olanlar.Hiçbir kastı olmadan birinin ölümüne sebep olup tazminat ödemek zorunda kalanlar; şahsen borçlu olanlardır.
    Müslüman ve gayrimüslimler arasında huzur- sükûneti sağlamak için tazminatla borçlanan, borcunu ödeyip geride nisab miktarı parası artmayanlar toplum yararına borçlananlardır.
    Fakir: ıhtiyaç sahibi olup istemekten çekinen, hiçbirşeyi olmayan yoksul kimselerdir.
    Miskin: Zillet içinde dilenen, sağlıklı da olsa ihtiyaç içinde kıvranan , çalışmaya gücü yettiği halde kendine yetmeyecek kadar az malı olan fakirler, gayrimüslimler bu gruptadır.
    *Namaz ferdi ibadet, cemaatleşmek için vesiledir
    *Hac daha büyük cemaatin oluşmasına olanak sağlar.
    *Oruç ferdi ibadet, insanın nefsini eğitip kendi dışındakileri düşünmesine imkan sağlar.
    Vakıflar niçin ve hangi amaçla yapılmıştır?
    Günlük hayatla bağlantılı, sosyal hayatta etkisi olan vakıflar iyi gelecek,dünya-ahiret mutluluğu,adını öldükten sonra da yaşatma, cennet nimetini elde edip cehennem azabından korunma,Allah’a yaklaşma amacıyla yapılmıştır.
    Vakıf:ınsanların köy, kasaba, şehir vs. yerleşim merkezi kurup geliştirmesinde rol oynamıştır.
    Vakıf: durma, alıkoyma, ayırma, bağlama anlamına gelir.
    *Istılahta; bir malı satılmamak şartıyla hayır kurumuna bağışlama.
    *ıslam hukukunda;” Menfaatı ibâdullaha ait olmak üzere bir aynı Cenab-ı Hakk’ın hükmünde olarak temlîk ve temellükten ile’l-ebed habsetmektir.”
    *Vakıf - mevkûf, çoğulu evkâf- vukûf olarak gelir.Aynı zamanda ihtisab, tahbis, tesbîl anlamlarına da gelir.
    *Vakıf yapan- kuran kişiya vâkıf denir.
    *Çok sayıda vakıf vardır ama aslında vakıflar fakir, muhtaç, dul ve yetimlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştur.
    *Vakıf eserlerinin mahiyeti, dini ve ilmi gayeler ile sağlık ve sosyal hedeflere yöneliktir.
    *ılk vakıf ıbrahim (as) Kâbe-i Muazzamanın vakfedilmesiyle başlar.ıskenderiye kütüphanesi,Kudüs havuzları,Zemzem kuyusu, yollar, köprüler birer vakıftır.
    *Hz.Ömer’e ait Semğ arazisindeki hurmalık vakıf satüsü taşıyan ilk işlemdir.
    Hz.Peygamber’in sağlığında kurulan vakfın amacı neydi?
    Hz. Peygamber’in sağlığında Fedek, Kureyza, Nadr, Hayber’deki arazilerdeki hurmalık gelirlerinden hanımlarının nafakası işçilerin ücretlerini tahsis eder.
    ımaret: Kısaca “aşevi “ geniş anlamda; külliye kapsamına giren, cami, medrese, bîmârhane,kervansaray, mektep vs. faydalı tesislerdir.ış bulma imkanı da sağlar.
    *”Mâhi’n-Nukûş Fatih külliyesi binasındaki duvar yazılarını temizleyen görevlidir.
    ıslam Dünyasında sağlık kurumları hangi adlarla anılmıştır?
    Dârüşşifâlar: Dâru’s- Sıhha, Dâru’l- Âfiye, Dâru’r-Râha, Dâru’t-Tıb, Mâristan,Bîmârhâne, Tâbhâne, şifâiye vb.
    *Abbasiler devrinde kurulmaya başlamış, ilk örneği Tolunoğlu Ahmed’in Mısır’da yaptırdığı ( 875) dârüşşifâdır.
    *Selçuklular dön.de şam, Bağdat, Mardin ve Musul’da yapılmıştır.
    Başlıcaları; Kayseri- Gevher Nesibe, Sivas- ızzeddin Keykâvus, Divriği- Turan Memlik, Konya Dârüşşifâsı, Çankırı- Atabey Cemâleddin Ferruh, Bursa- Yıldırım, ıstanbul- Fatih, Edirne- Bayezid, ıstanbul- Haseki Hürrem Sultan, Manisa- Hafsa Sultan, ıstanbul- Sultan Ahmed.
    *Sıcaklarda insanların su ihtiyacını karşılamak için kurulan vakıflara Su bendi denir.
    Kervansaray: Ribatların devamıdır. Yol emniyetini sağlardı.
    Ribat nedir? Fonksiyonları hakkında ne biliyorsunuz?
    ışlek yol,konak yeri ve ticari merkezlerde yocu ve binekleri barındırıp kervanları dinlendirmek için yapılan kervansaray- han tabirine ribatta denir.Ortasında havuz olan , 2 katlı müstahkem binalar halinde yapılır. Yol emniyeti ve huzuru sağlar.

    Hazırlayan : papatya_28


  8. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ıKTıSADı KURUMLAR

    7.ÜNıTE
    * Medeniyetler maddi- manevi olmak üzere 2 unsurdan oluşur. ıslam Medeniyeti her iki unsuru da bünyesinde taşıyan medeniyettir.
    *ıslam Medeniyetinde konuları dini, idari, iktisadi, adli, ilmi ve siyasi vs. ayırmak mümkün değildir.
    ıslâm Kurumlarını kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün müdür? Başka örnekler düşünün.
    Mümkün değildir.Adli işlerden sorumlu kadı, beldenin valisi,belediye başkanı,garnizon komutandır.
    ıslam Medeniyetinde varlığını devam ettiren iktisadi kurumlar:
    1) Beytülmal
    2)Divan
    3)ıhtisab
    4)Vakıf
    5)Ahilik
    Beytülmal: Mal evi anlamındadır. Devlete ait hertür mal varlığı ve gelirlerin toplandığı, harcamaların yapıldığı,haklara ve borçlara ehil bağımsız kurumdur.
    *Teşkilâtlı Mâli kurum olarak ortaya çıkması; Hz.Ömer’in hilâfeti dönemindedir.
    *Medine Döneminde devlete ait ilk önemli gelir; Bedir Savaşı’ndan elde edilen ganimet ve fidyelerdir.
    *Beytülmalın ilk temelleri Hz.Peygamber Döneminde atılmıştır.
    *Asr-ı Saâdette Hz.Ömer, Bilal-i Habeşi, Ebu Ubeyde b.Cerrah, Muaz b. Cebel’de Beytülmal görevlisidir.
    *ıslam dünyasında vergiler ıslam’ın ana kaynağına göre şer’i ( tekâlif-i şer’iyye) ve zamanın ihtiyacına göre örfi ( tekâlif-i örfiye) olarak 2’ye ayrılır.
    Beytülmalın gelir kaynağı 3’e ayrılır:
    1) Müslümanlardan tahsil edilen tüm vergiler
    2) Gayrimüslimlerden alınan vergiler ( Fey)
    3)Savaşta düşmanlardan alınan ganimetler
    *Vergi, kamu hizmetinin düzenli devam etmesi için şarttır.
    *ıslam,toplumun bazı ihtiyacına karşılık verecek nevâib diye adlandırılan vergi geliştirmiştir.
    *Aynı devlette yaşayan vatandaşlar Müslüman- gayrimüslim olmasına göre vergi verir.
    Bir arazinin öşri- haraci olmasında rol oynayan en büyük etken;
    ımam Ebu Yusuf’un dediği gibi arazi sahibinin dinidir.
    *Müslüman Devlette mülkiyeti devlete ait, kullanım hakkı vatandaşa verilmiş araziye emîrî- mîrî arazi denir.
    Müslümanlarla ılgili Vergiler: 1) Zekât: Sadaka anlamına da gelen zekât;ziyadelik, temizlik,güzel zikir anlamındadır.Medine Döneminde farz kılınmıştır. ıbâdet anlamı taşıdığından Müslüman olmayanlar bununla mükellef değildir.zekâta para, ticaret eşyası konu olur.
    2) Öşür:Zirai ürün vergisidir. Onda bir, on cüzde bir anlamı taşır.Öşür oranı elde edilen ürün ve insan emeğine göre değişir.ıbâdet manası olduğundan gayrimüslimler yükümlü değildir.
    Müslüman Olmayanlarla ılgili Vergiler: 1) Cizye: Müslüman olmayan vatandaştan askerlik hizmeti karşılığında alınır.Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve din adamları yükümlü değildir.Yılda 1 kez alınır, mâli duruma göre fakir, orta halli, zengin 3 sınıfa ayırır.
    2) Haraç: Arazi-i Haraciye, arazi vergisidir.Haracu’l-araz da denir 2 kısma ayrılır: 1)Harac-ı mukasem, 2) Harac-ı muvazzaf’tır.
    ıslam Dünyasında Beytülmalın gelişme kaydettiği dönem?
    Hz.Ömer Döneminde gelişme kaydetmiştir.
    DıVAN: Sasani ımparatorluğundaki kavram olarak Arap diline geçti. Devlet idaresindeki idari, askeri, mali vs. işlerin yerine getirilmesinde kullanılan defter , mecaz olarak bu defter ve memurların bulunduğu yer anlamına gelir.
    *Hz.Peygamber’in vahiy katiplerine bakarsak ilk divan o zaman oluştu.
    *Hz.Ömer divan defterini Arapça yazdırmak için Akil b. Ebi Talib, Mahreme b. Nevfel ve Cübeyr b. Mut’im’i görevlendirdi.
    ıslam Dünyasında ilk divan ne zaman ortaya çıktı?
    ılk divan teşkilâtı Hz.Ömer döneminde , Hz.Ömer’in fey geliri dağıtımı için 641’de kurduğu teşkilâttır.
    *Emeviler Dönemi divan çeşitliliği bakımından zengin.Kurulan 4 divan;
    1) Ganimet ve ordu saymanlığıyla ilgili divan
    2)Vergiler divanı
    3)Cibayet ( Harac vergileri) divanı
    4)Devletin gelir ve giderlerini kontrol eden divan
    *Abbasiler döneminde divan sayısında artış olmuş. Divanü’l- harac ( hem gelir- vergi tahsili, hem de gerekli yere harcama yapan dairedir.
    *Selçuklularda divan-ı istifâ veya divanü’z-zimam ve’l-istifâ adını alan bu divandan sorumlu devlet adamına sahib-i divan istifâ veya müstevfi denir. Maliye Bakanlığına benzer.
    *Selçuklularda divan-ı işraf adlı bir divan daha vardı.Bunun başındaki görevliye müşrif- sahib-i divan-ı işraf denir.
    *Osmanlıda Osman Gazi zamanında divan ortaya çıkmış, Orhan Gazi zamanında kesinlik kazanmıştır.
    *Osmanlıda defterdarlık da vardı, mâliye teşkilâtının başıydı.
    *Fatih Kanunnamesinde defterdarların adı geçtiğine göre 14.yy sonu 15.y başında da bu kurumun olduğu görülür. 2. defterdarlarda Fatih döneminde kurulmuş,Biri Rumeli, diğeri Anadolu mâli işlerine bakmış ; ama yetki bakımından Rumeli defterdarı başdeftardır.
    *Defterdarlık müessesesi 1841’de Mâliye Nezareti adını aldı.
    Selçuklulardaki divan-ı istifâ günümüzdeki hangi bakanlığa benzer
    Maliye Bakanlığı’na karşılık gelir.
    ıHTıSAB ( HıSBE) : ıyiliklerin yapılmasını sağlayıp, kötülüklerin yapılmasına engel olmak ( emr bi’l- ma’ruf ve nehy ani’l- Münker) amacıyla kurulmuştur. Başında Muhtesib, ihtisab emini, ihtiab ağası gibi görevliler bulunur.
    *Hz.Peygamber’in Medine hicreti döneminden beri vardır; ancak Hz.Ömer’in hâlifelik Döneminde teşkilâtlı hale geldi.
    *Bâcın sağlam kurallara bağlanması Fatih Sultan Mehmet döneminde.
    Muhtesibin görevleri: 1) Ekonomik- sosyal hayatla ilgili olanlar 2) Dini hayatla ilgili olanlar 3) Adli hayatla ilgili olanlar
    Osmanlı Toplumunda Muhtesibin görevi; 1)Esnafın kontrolü 2) ışyeri açma ruhsatı vermesi 3) Devlet adına vergi toplaması 4) Vergi gelirini gereken yere harcamak 5) Mürûr tezkirelerini kontrol etmek 6) Kıyafetle ilgilenmek 7) bunlar dışındaki diğer görevlerle ilgilenmek
    *Muhtesib,kadı- divanın tesbit ettiği fiyatların uygulanıp uygulanmadığını kontrol eder,satış yerini teftiş eder, lonca üyelerinin tabi olduğu ihtisâb rüsûmu denen vergilerin toplanıp toplanmadığını denetler.
    *Muhtesibin farklı esnaf üzerindeki etkinliği; 1)Kola çıkmak 2) Fiyat tesbit ve kontrolü ( narh) 3) Esnafın yasa karşısındaki tutumunu araştırmak.
    *Osmanlı Devlet Teşkilâtındaki köklü değişmeler 2. Mahmut zamanında yapıldı.
    *16 Ağustos 1855’te ihtisâb Nezâreti ortadan kalktı yerine şehremaneti kuruldu.
    ıhtisab kurumu ne zaman tam teşkilâtlı müessese haline geldi?
    Hz.Peygamber Döneminde kuruldu, Hz.Ömer döneminde Teşkilât haline geldi.
    VAKIF: Allah rızası için maddi durumu iyi olan kimseler tarafından kurulan ihtiyaç sahiplerine yardım sağlayan kuruluştur.
    *Sadaka-i câriye; yoksulların acılarını hafifletmek,misafir ağırlamak vs. hizmetleri yapıyordu.
    *ınsanların ıslam’a girmesini sağlamak amacıyla Anadolu Selçukluları zamanında ünlenen Altun-aba vakfı meşhurdur.
    *Her vakfın vakfiyesi (hukuk senedi), vakıftaki şartların nass gibi algılanması vs. vakfın önemini gösterir.
    *Mütevelli-i vakf nazırların ilki Hz.Peyegamber tarafından vakfedilen Fedek arazisi için tayin edilen Hz.Ebu Bekir’dir.
    *Emeviler Döneminde vakıfları vâkıf mütevelliceleri yönetirdi. Genel kontrol emiru’l- mü’minin olan halifeye aitti.
    *Abbasiler Döneminde bu işi halife adına kadılar yaptılar.
    *Abbasi dönemi hukukçusu el- Mâverdî el- Ahkâmu’s- Sultaniye eserinde vakıf mallarını korumakla görevli mahkemelerden sözeder.
    * Vakıf müessesi hicri 2. ve 5. asırlar arası gelişme gösterdi.
    *Abbasiler döneminde kâdi’l-kudât , nakib, âmil, mütevelli, müşrif, muhasıb yardımıyla vakıfları yönetip denetliyordu.
    *ılk evkaf nâzırı; Sinan Paşa’dır.
    *Çelebi Sultan Mehmet devrinde Cemaleddin Mehmet Çelebi hâkimu’l-hukkâmil- Osmaniyye ünvanıyla vakıflarla ilgili umumi işler nazırlığına getirilmiştir.
    *Mısır, Suriye, Arabistan ve Kuzey Afrika’nın Osmanlı’ya geçmesinden sonra buradaki vakıflar 1587’de Harameyn Evkaf Nezâreti’ne bağlandı
    * Anadolu ve Rumeli vakıfları idaresi 1826’da Evkaf-ı Hümayûn Nezareti’ne bağlandı.
    Evkaf Nezâreti’nden önceki Nezâretler;
    1) Harameyn Nezâreti
    2)Vezir Nezâreti
    3)şeyhülislâm Nezâreti
    4) Tophane Ümerası Nezâreti
    5) ıstanbul Kadıları Nezareti
    *Evkaf-ı Hümayun Nezâreti 3 mart 1924’te başbakanlığa bağlı genel müdürlük haline geldi. Vakıflar Umum Müdürlüğü kuruldu.
    AHıLıK: Fütüvvet geleneğinden esinlenilerek ortaya çıkan ahilik, Arapça kardeşim anlamındaki ahî kelimesinden gelir.
    *Abbasi halifesi en-Nâsır Lidinillah rehberliğinde kurulmuştur.
    *Anadolu’daki kurucusu şeyh Nasiruddin Mahmud’dur.Ahi Ervan ismiyle şöhret bulmuştur.
    *Esnaf- sanatkarı birlik etrafında toplayıp sanat- ticaret ahlâkını,üretici- tüketici menfaatlerini güven altına alıp onlara yaşama ve direnme gücü vermeye çalışmıştır.
    *1.Alaeddin Keykubat Döneminde Ahi Ervan büyük destek görmüştür.
    *ılk kez Kırşehir’de 13.asırda kurulmuştur sonra Anadolu’ya yayılmıştır.
    *Ahiliğin nizamnamelerine Fütüvvetname denir.
    *Fütüvvetnameye göre teşkilat mensuplarında bulunacak vasıflar;
    Vefa, doğruluk, emanet, cömertlik, tevazu, nasihat, doğru yola sevketme, affedici olma ve tevbedir.
    Meslekten atılmayı gerektirecek vasıflar;
    ıçki, zina, yalan, gıybet, hile vs.. Meslekten atılma “pabucu dama atıldı” uygulamasıyla gerçekleşirdi. Pabucu dama atılan esnaf artık o mesleği yapamazdı.

    Hazırlayan : papatya_28

  9. Yazan: papatya_28
    papatya_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    EğıTıM-ÖğRETıM KURUMLARI

    8.ÜNıTE
    *Mescid-i Nebevinin inşasıyla okuma- yazma seferberliği yaşanmış, okur-yazar oranı artmış.
    Bedir savaşı sonrasında çok sayıdaki çocuğun okuma- yazmayı öğrenmesine yol açan uygulama?
    Bedir Savaşı (624)’ında ensarın Kureyşten 70 kişiyi esir alması, her esir başına 4.000 dirhem fidye istemesi, fidyeyi ödeyemeyen lerin 10 Medineli çocuğa okuma-yazma öğretmesi şart koşuldu.Bu sayede okur- yazar oranı arttı.
    Asr-ı Saadette ılköğretim: Yazı yazmanın öğretildiği yer ( mekteb- küttâb) tabiri kullanılırdı. 2 tür küttâb vardı.
    *ılk dönem küttâblarda ders veren öğretmenler Yahudi, Hristiyandır.Dini bilgilerin verilip verilmediği şüphelidir.
    Râşid Halifeler Döneminde ılköğretim: Hz.Ebu Bekir siyasi, askeri alanla ilgilendiğinden eğitimle ilgili faaliyete fırsatı olmamıştır.
    *Hz.Ömer Döneminde Kur’an’ın öğretilmesi için ülkenin her tarafına mektepler açılmıştır.Başına da maaşlı öğretmen tayin etmiştir.
    *Hz.Ömer içte devletin kurumsallaşıp teşkilâtlanmasını sağlamış, dışta giderek genişleyen fütühata imzasını atmıştır.
    *Hz.Osman ve Hz.Ali siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle eğitime fırsat bulamamışlardır.
    Emevî ve Abbasî Dönemlerinde ılköğretim: Emeviler ( şam Emevileri) iç-dış savaşlar, göçebelikten yerleşik hayata geçiş, Yunan- ıran kültürüyle irtibatı çok olmasına rağmen mektepler sistemi kurulamamıştır.
    Abbasiler Devri: ıslam medeniyetinin müspet ilim alanındaki en parlak devridir. 830 yılında Bağdat’ta Abbasi halifesi Me’mun Beytü’l- Hikme’yi kurmuştur.
    Abbasiler Devrinin en önemli kurumu olan Beytü’l- Hikme’de ne tür faaliyetler gerçekleştirildi ve hangi birimlerden oluştu?
    Değişik ilim dalına ait eser tercümesiyle başlamış,giderek ilim akademisi hüviyeti kazanmıştır.Beytü’l- Hikme’nin bünyesinde tercüme birosu, kütüphane ve rasathane bulunur.
    *Endülüs Emevileri de Başkent Kurtuba başta ülkenin değişik şehirlerinde medreseler vardır.
    Selçuklular Döneminde ılköğretim: ıslam medeniyetine kazandırdığı en önemli kurum medreselerdir.
    Alp Arslan Devrinde 1067’de vezir Nizamülmülk’ün Bağdat’ta yaptırdığı “Nizâmiye Medresesi” eğitimde çığır açmıştır.
    *Sağlanan asayiş, sosyal refah, sultanların ûlemaya hürmeti, Moğol ıstilasından kaçan âlim, şair vs. bu topraklara gelmesi Selçukluların itibarını arttıran nedenlerdir.
    Osmanlılar Dönemi: Selçuklu birikimi üzerine yükselmişlerdir.
    Sıbyan Mektepleri: Önceleri muallimhane ve mektep kelimesi kullanılmakla birlikte “mektebhâne, dâru’t-ta’lim,mahalle mektebi, beytü’t-ta’lim,küttâb “ denilmiştir.
    *Mekteplerde muallimler vardı, muallimlerin göreve gelmesi için ıbtidâ-i Hâric, Hareket-i Hâric medresesinden mezun olması yeterliydi.
    *ıffetli, dindar olmasına da özen gösterilir, görevinden azli olmadığı sürece hayat boyu aynı görevi yapabilirdi.
    * Muallimlere yardımcı halifeler vardı.
    *Mektepler daha çok fakir ve yetimler için açılırdı ; ama maddi durumu iyi olmayanlarda burada okuyabilirdi.
    *En önemli ders Kur’an’dır.Ders olarak dilbilgisi, gramer, yazı, fıkıh/ilmihal, edep/ahlâk, aritmetik öğretiliyordu.
    *Mektep dışında benzer uygulamalar cami ve mescitlerde veriliyordu.
    *Sıbyan okullarını ıslah için 1868’de ıstanbul’da Daru’l- Muallimin –i Sıbyan açılıp yetiştirilecek öğretmenler konusunda önemli adım atılmıştır.
    *1869’da yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizânnamesi ile yenilikleri uygulamak için sıbyan okulu dışında ibtidai okullar açmak ve muhafazakar zumrenini dikkatini çekmek için usûl-i cedid ders veren duruma getirme amacı güdülmüştür.
    *2.Abdülhamit dönemindeki Kanun-i Esasi ile kız- erkek çocuklarına ilköğretim mecburi hale geldi.
    *1879’da Maarif teşkilâtında değişik yapılıp Mekatib-i Sıbyaniye dairesi kuruldu.
    *2.Mahmut’un 1824’te çıkardığı Talim-i Sıbyân Hakkında Ferman dinin öğrenilmesini ve çocuklara Kur’an talimi, tecvid, ilmihal okutulması istenilmiştir.
    ılk derecedeki mektepler: 1)ıbtidâî Mektepleri: sıbyan mektepleri 1862’de mekteplere döndürüldü.
    Orta Derecedeki Mektepler: 1) Rüşdiyeler: 2.Mahmut zamanında 1839’da açılmıştır.1869’da 4 yıl oldu.
    2)ıdadiler:1869’da orta öğretimin 2. kademesidir.Maarif-i Nizânmnamesiyle açılmıştır. Bugünkü lise karşılığıdır.
    *Medrese hocalarına müderris, muîd, dânişmend, talebe, suhte denir.
    *Ashab-ı Suffe ıslam’da ilk medrese kabul edilir.
    *Medreseler alanında en önemli isim Selçuklu veziri Nizamülmülk’tür.
    Nizamülmülk’ün Bağdat ve çevresinde kurduğu medreseler örnek alınmıştır.
    Molla Fenâri’nin sahip olduğu ve zengin kabul edilen kitap koleksiyonu nasıl oluştu, bu sayı abartılacak kadar yüksek mi?
    Molla Fenâri’nin 10.000ciltlik kitabı matbaanın olmadığı elle yazıldığı dönemde büyük rakamı ifade ediyor.Kütüphanesi yaptığı ilmi seyahatler sayesinde oluştu.
    Kuruluş Dönemi Bursa Medreseleri: Osmanlı yükseköğretim kurumunun ilki ıznik Medresesi Orhan Gazi tarafından kurulmuştur.Osmanlıların ilk müderrisi Davud el- Kayseri’dır.
    *Orhan Gazi kültür ve eğitim ağırlıklı faaliyetleriyle dikkat çeker.
    *1.Murat Dönem’inde Çekirgedeki- Hüdevandigar Medresesi, Ulu Cami Civarı- Esediye Medresesi vs.Bakınız syfa-168
    *Medresede öğrenci ve görevlinin kalması için ayrılan bölüm Hücredir.
    Kuruluş Döneminde Osmanlı ılim Adamları: Osmanlının ilk müderrisi Davud el-Kayseri’dir. ılk tahsilini karaman’da yapmış, Kahireye gelip Fıkıh usülünü öğrenmiştir.
    *Muhyiddin ıbn Arabi’nin Fusûsu’l- Hikem eserine şerhler yazmıştır.
    *Davud el-Kayseri’den sonra Orhan Gazi Medresesi’ne Tâceddin-i Kürdî, Alâeddin Esved müderris olarak atanmıştır.Molla Fenari mantık ilminde söz sahibidir.
    *Kadızâde-i Rûmî-( Musa Paşa) matematikçi ve astronomdur.Semerkant Başmüderrisliğine yükselmiştir.
    *Medrese ve mektep yapmayı ibadet sayan Osmanlılar , medreseleri kıble tarafına bakacak şekilde yaptırmıştır.
    *ılk dönem medreseleri yirmili, otuzlu, kırklı, hariç, dâhil vs. derecelerle anılırdı.
    Osmanlılarda ıhtisas Medreseleri: 1) Darülkurra: Kur’an ve onunla ilgili ilim medreseleridir. 2) Darülhadis : Hz.peygamber’in söz, fiil, uygulamalarını okutan medreselerdir.3)Daruttıb: Tıpla ilgili bilgiler vs. okutulur.
    ılmiye Mensuplarının Hizmet Alanları: 1) Müderrislik 2) kadılık 3)Müftülük
    *Müderrislikte belli süre görev yapan yatay geçişle kadılığa geçebilir.
    Fatih ve Sonrasında Osmanlı Medrese Düzeni: Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu Sahn-ı Semân ile yeniden düzenlendi.
    *En altta kelâmla ilgili Tecrid Medreseleri yer alır.2 sırada Miftâh eserinin okutulması yüzünden Miftâh Medreseleri, 3. sırada Kırklı Medreseler, Hariç Ellili Medresesi , Dâhil Ellili Medreseler yer alır.
    *Fatih külliyesi içinde statüsü en yüksek medrese Sahn-ı Semân’dır.
    Kanuni ve Sonrasında Medrese Düzeni: 2.meşrutiyet döneminde medreselerin ıslahı için ıstanbul’daki tüm medreseler Dâru’l- Hilâfeti’l- Aliye Medresesi adı altında birleşmiştir.
    *1845’te kadı yetiştirmek için Süleymaniye’de Muallimhane-i Nüvvab Medresesi, 1908’de Mekteb-i Nüvvab, 1909’da Medresetü’l- Kuzat adıyla faaliyetini sürdürdü.
    *2.meşrutiyet Döneminde imam hatip ve vaiz yetiştirmek için Medresetü’l- Eimme ve’l- Hutabâ, Medresetü’l- ırşad
    *Hat ve klasik sanatları okutmak için Medresetü’l- Hattâin kuruldu.
    *1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Osmanlı Medresesi tarihe karışmıştır.
    *Osmanlı medresesinin sistemli kurulup teşkilâtla işlemesinde Fatih Sultan Mehmet tarafından atıldı.Ali Kuşçu, Mola Hüsrev,Mahmud Paşa kanun haline getirdi.
    *Medreselerde sınıf geçme değil, ders geçme yöntemi uygulanırdı.
    *Okutulan dersler aşağı dereceli medreselerde özet, yüksek derecelilerde ayrıntılı gösterilirdi.
    Arapça Gramerin Sarf kısmında; Emsile, Binâ, Maksud, ızzi, Merah
    Nahiv Kısmında; Avâmil, ızhar, Kâfiye
    Mantık Dersinde; şerh-i şemsiye, şerh-i Tevâli, şerh-i Metâli,şerh-i ısagoci Fıkıh Usulü;Telvîh
    Osmanlıda Askeri Eğitim Kurumları: 1) Acemioğlanlar Ocağı: Pençik- Devşirme kökenli çocuklar Türk aileye verilip ordan Acemioğlanlar Ocağına getirilirdi.Askeri ve sıbyan eğitimi verilir.
    2)Yeniçeri Ocağı:1. Murat’ın Edirne’yi fethinden sonra kuruldu.
    3) Enderun: Orduya kurmay yetiştirmek için açılmıştır.
    Tanzimat Sonrasındaki Orta ve Yüksek Öğretim Kurumları:
    1) Askeri Rüşdiyeler: Askeri okula öğrenci hazırlamak.
    2)Askeri ıdadiler: Orta öğretimin ikinci kademesidir.1845’te açıldı.
    3)Hendesehane (Humbarahane) : Islahat döneminin açılan ilk mektebidir.Ahmed Paşa 1734’te bu mektebin kurucusu-ilk öğretmeni.
    4)Mühendishane-i Bahri Hümâyun:Bahriye zabiti yetiştirmek
    5)Mühendishane-i Berrî Hümâyun: Kara Mühendishanesi, Topçu zabiti ve kurmayı yetiştirmiştir.
    Yüksek Öğrenim Kurumları : 1)Mekteb-i Mülkiye-i şâhâne: Osmanlıdaki ilk sivil yüksek okuldur.Kaymakam olacakları yetiştirir.
    2)Hendese-i Mülkiye Mektebi:Önceki mühendisnamelerin ihtiyacını karşılamak için açılmıştır.
    3)Mekteb-i Tıbbiye-i şâhâne:Sivil tabib yetiştirmek için açıldı.
    4)Mekteb-i Hukûk-ı şâhâne: Batı modelli mahkemelere hakim yetiştirmek için açılmıştır.
    5)Ticaret Mektebi:
    6)Dârü’l- Muallimin:Rüşdiye, ıdadi, Sultanilere öğrenci yetiştirmek.
    7)Dâru’l- Fünûn:Osmanlı devletine kaliteli memur yetiştirmek.
    Osmanlıda Yaygın eğitim Kurumları: Camiler, tekkeler,Sahaflar( ilk kez 15.asırda ortaya çıktı, eski kitap satıcılığı demek), loncalar,saraylar, ulemave varlıklı ailelerin evleri,kıraathanelerdir.
    Modernleşme Döneminde Osmanlı Eğitim Kurumları:
    1)Dâru’l- Mesnevi:Mevlânâ’nın Mesnevisini tahsis etmek amacıyla..
    2)Dâru’l-Hikmeti’l- ıslâmiye: Sultan Mehmet Reşad zamanında şüyhülislam’a bağlı olarak kuruldu
    3)Encümen-i Dâniş:Osmanlının ilk ilimler akademisidir.Öncüsü Ahmet Cevdet Paşa’dır.

    Hazırlayan : papatya_28



  1. Yazan:
    no avatar


    REKLAM



Benzer Konular

  1. AOF İlahiyat 2. Sınıf Tefsir Dersi Özetleri -4. Ünite Haşr Suresi
    Konuyu Açan: papatya_28, Forum: AÖF Açık Öğretim.
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 24.01.2013, 21:05
  2. AOF İlahiyat 2. Sınıf Tefsir Dersi Özetleri - 2. Ünite Nuh Suresi
    Konuyu Açan: papatya_28, Forum: AÖF Açık Öğretim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.01.2013, 18:01
  3. AOF İlahiyat 2. Sınıf Tefsir Dersi Konu Özetleri - 1. Ünite Lokman Suresi
    Konuyu Açan: papatya_28, Forum: AÖF Açık Öğretim.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24.01.2013, 17:57
  4. AOF İlahiyat - 2. Sınıf Kelama Giriş Dersi Konu Özetleri
    Konuyu Açan: papatya_28, Forum: AÖF Açık Öğretim.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 25.09.2012, 14:49
  5. AOF İlahiyat - 2. Sınıf Yaşayan Dünya Dinleri Dersi Konu Özetleri
    Konuyu Açan: papatya_28, Forum: AÖF Açık Öğretim.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 22.09.2012, 10:08

copyright

Soru Cevap

grafimx